TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
COŞKUN PENBEOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/17473)
Karar Tarihi: 19/7/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Yakup MACİT
Başvurucu
:
Coşkun PENBEOĞLU
Vekili
:
Av. Fatma ATANUR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, el atmanın önlenmesi ve ecri misil davasında usul vekanuna aykırı karar verilmesi, esaslı iddiaların Yargıtay kararlarındacevaplanmaması, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkınınihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 30/10/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığınagönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu ile tasfiye edilen Türkiye Emlak Bankası A.Ş.(Banka) arasında düzenlenen 4/9/1998 tarihli Gayrimenkul Satış ve BorçlanmaSözleşmesi'nde (sözleşme), Sinanoba Projesi 3. Etap44 Ada 3607 Parsel A 125 Blok 2 No.lu bağımsız bölümün satışı konusundataraflar anlaşmaya varmış, anılan yer başvurucuya tahsis edilmiştir.
9. Sözleşmeye konu yer tapuda İstanbul ili, Büyükçekmece ilçesi,Mimarsinan Mahallesi 3607 parselde, Banka ve T..İnşaat ve Tesisat A.Ş. isimli firma adına eşit hisse ile kayıtlıdır.
10. Banka, İstanbul 9. Noterliği vasıtasıyla 6/8/2003 tarihindebaşvurucuya gönderdiği ihtarnamede, taksit tutarlarının zamanında ödenmediğini,toplam borcun ihtarnamenin tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde ödenmemesidurumunda sözleşmeden doğan yasal haklarını kullanacağını belirtmiştir.
11. Banka bu defa Beyoğlu 2. Noterliğince düzenlenen 26/7/2005tarihli ihtarnamede, sözleşme şartları ve geri ödeme planına aykırıdavranılması nedeniyle başvurucunun tahsis hakkının iptal edildiğini belirterekbaşvurucudan bağımsız bölümü 15 gün içerisinde tahliye etmesini talep etmiştir.
12. Tahliyenin gerçekleşmemesi üzerine Banka 26/10/2005tarihinde, Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesine açtığı davada başvurucunun,sözleşme şartlarını yerine getirmemesi nedeniyle tahsis hakkının iptaledildiğini, dava konusu yerde fuzuli şagil konumundabulunduğunu belirterek haksız müdahalenin önlenmesine, ecri misil bedelininbaşvurucudan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
13. Mahkeme 11/6/2009 tarihinde davaya konu taşınmazın sözleşmeve bu sözleşmenin eki olan aynı tarihli yuva kredisi borçlanma sözleşmesiyletapu kaydı üzerine Banka lehine vefa hakkı tesis edilmek suretiyle başvurucuyasatılıp teslim edildiğini, başvurucunun kredi borçlarını süresinde ödememesiüzerine Banka tarafından gönderilen Beyoğlu 2. Noterliğinin 26/7/2005 tarihliihtarnamesiyle tahsis hakkının iptal edilerek 15 gün içerisinde taşınmazıboşaltılması hususunun başvurucuya ihtar edildiğini, ihtamamenintebliğine rağmen başvurucunun hâlen taşınmazda ikamet ettiğini belirterekhaksız müdahalenin önlenmesine, bilirkişi raporuna göre tespit edilen ecrimisil bedelinin başvurucudan tahsiline karar vermiştir.
14. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 20/7/2010tarihli kararında belirtilen "...dava,bağımsız bölüme elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkin olup, mahkemece yapılanaraştırma ve inceleme neticesinde davalının taşınmazda kayıttan ve mülkiyettenkaynaklanan bir hakkının bulunmadığı, taşınmazı kullanmasının hukuki mesnedinioluşturan tahsis işleminin iptal edildiği ve davalıya ihtarname keşide edilerektaşınmazı tahliye etmesi istenildiği belirlenerek bilimsel verilere uygun birşekilde tespit edilen ecrimisille birlikte davalının elatmasının önlenmesine karar verilmiş olmasında birisabetsizlik yoktur." şeklindeki gerekçeyle vekalet ücretiyönünden düzeltilerek onanmıştır.
15. Karar düzeltme talebi üzerine aynı Daire 2/12/2010 tarihlikararında onama ilamının 2/9/2010 tarihinde başvurucu vekiline tebliğedildiğini, karar düzeltme dilekçesinin 20/9/2010 tarihinde harçlandırıldığınıbelirterek karar düzeltme talebini süre yönünden reddetmiştir.
16. Başvurucu, yerel Mahkemeye verdiği dilekçede karar düzeltmetalebinin süre yönünden reddedilmesinin doğru olmadığını, tebligat parçasındaonama kararının 2/9/2010 tarihinde kendisine tebliğ edildiğinin yazıldığınıancak Muhtarlık kaydında 3/9/2010 tarihinde tebliğ işleminin gerçekleştiğininbelirtildiğini iddia ederek bu çelişkinin giderilmesi talebinde bulunmuş,Mahkeme 1/3/2012 tarihli ek kararında talebi reddetmiştir.
17. Başvurucu ek kararı temyiz etmiş, Daire 12/5/2014 tarihlikararında her ne kadar onama ilamının davalıya tebliğine ilişkin tebligatparçasında kararın davalıya 2/9/2010 tarihinde tebliğ edildiği yazılmışsa daaslında tebligatın 3/9/2010 tarihinde tebliğ edildiğini, bu durumda davalıtarafın karar düzeltme isteminin de süresinde olduğunu belirterek davalıtarafın maddi hatanın düzeltilmesine ilişkin talebini kabul etmiş, Dairenin,2/12/2010 tarihli karar düzeltme isteminin reddine ilişkin kararı kaldıraraktalebi bu defa esastan reddetmiştir.
18. Ret kararı 29/9/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş ve30/10/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Mahkemenin 19/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
20. Başvurucu makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
22. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılamanın süresi tespit edilirken, sürenin başlangıç tarihi olarak davanınikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılamasıdevam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süre şikâyetiyleilgili kararını verdiği tarih esas alınır (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).
23. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
24. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaverdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda, Büyükçekmece 1. Asliye HukukMahkemesinde 26/10/2005 tarihinde açılan davada, yargılamanın Yargıtay 1. HukukDairesince 12/5/2014 tarihinde verilen karar düzeltme talebinin reddine ilişkinkararla sona erdiği anlaşılmıştır. Buna göre, yargılamanın bu kadar süreuzamasını gerektirecek karmaşık bir niteliğin bulunmadığı, başvurucununyargılamanın uzamasında önemli bir etkisinin de tespit edilmediği başvurukonusu davada yaklaşık 8 yıl 6 ay süren yargılama süresinin makul olmadığısonucuna varmak gerekir.
25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
B. Diğer İhal İddiaları
26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, Anayasa'nın 2., 10., 11., 12.,13., ve 35. maddelerinde güvence altına alınan hakların ihlal edildiğiiddiasının el atmanın önlenmesi ve ecri misil davasının koşulları açısındanMahkemece yapılan değerlendirmelerin sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmış, bunedenle iddiaların adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğisonucuna ulaşılmıştır.
27. Bunun yanında başvuru formunda başvuruya konu edilendavanın, Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2005/1059 sayılı dosyasıolduğu belirtilmekle, karar düzeltme talebinin maddi hata sonucu 2/12/2010tarihinde reddedilerek kararın yaklaşık 2 yıl önce infaz edilmesi nedeniyleileri sürülen ve Büyükçekmece 2. İcra Hukuk Mahkemesinin E.2011/578, K.2012/181sayılı dosyası ile ilgili olduğu anlaşılan ihlal iddilarıile İstanbul 3. Tüketici Mahkemesinin E.2009/634 sayılı dosyasına yönelik ilerisürülen ihal iddiaları hakkında herhangi birdeğerlendirme yapılmamıştır.
1. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
28. Başvurucu, Yargıtay kararlarının dosyada ileri sürülen esasayönelik iddia ve maddi olguları cevaplandırmadığını belirterek gerekçeli kararhakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
29. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkındanaçıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "adilyargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin düzenlemenin gerekçesindeTürkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce güvence altına alındığıhususuna atıfta bulunularak adil yargılanma hakkının madde metnine dâhiledildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçokkararında, gerekçeli karar hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkıkapsamında yer aldığı belirtilmiştir. Dolayısıyla gerekçeli karar hakkınınAnayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmesigerektiği kabul edilmelidir.
30. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütünmahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerekmahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nınbütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkınındeğerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır.
31. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekildeyargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakemesırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenipincelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarınaverilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için degereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK],B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
32. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıtverilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerinesunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilseler de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,§ 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.
33. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiğidavanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somutbir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlindedavayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ileyanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat vediğerleri, § 35).
34. Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkiliolduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt”vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarıncevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).
35. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemeninkararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da biratıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyizmerciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunugöstermesidir (Yasemin Ekşi, §57).
36. Başvuru konusu davada, Mahkeme, başvurucunun sözleşmeşartlarını yerine getirmemesi nedeniyle Bankanın tahsis işlemini iptalettiğini, bu nedenle başvurucunun dava konusu yerde fuzuli şagilkonumunda olduğunu belirterek haksız müdahalesinin önlenmesine ve bilirkişiraporunda tespit edilen ecri misil bedelinin davalıdan tahsiline kararvermiştir. Bu suretle Mahkemece taraflarca dosyaya sunulan ve toplanan delillerdeğerlendirilmek suretiyle davanın sonucuna etki edebilecek tüm iddia vesavunmaların gerekçeli kararda tartışıldığı, Yargıtay tarafından da Mahkemeningerekçesine atıfta bulunularak ve ayrıca başvurucunun dava konusu taşınmazdakayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı, taşınmazıkullanmasının hukuki mesnedini oluşturan tahsis işleminin iptal edildiği, bunedenle dava konusu yerde bulunmasının haksız olduğu yönünde açıklamadabulunmak suretiyle hükmün onandığı anlaşılmıştır. Bu açıdan gerekçeli kararhakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
37. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığınaİlişkin İddia
38. Başvurucu, temerrüt nedeniyle el atmanın önlenmesi kararıverildiğini, sözleşmede geri ödeme planı olmadığını, belirli bir faiz oranı vetaksit tutarının da belirtilmediğini, dolayısıyla bu verilere dayanılarakdüzenlenen ihtarnamenin hukuki değerinin bulunmadığını, ayrıca ihtarnameninkendisine tebliğ edilmediğini, bilirkişi raporunda da bu belirsizliğin ifadeedildiğini, temerrüdün varlığı tespit edilmeden müdahalenin menine kararverilemeyeceğini, Mahkemenin bu yönde araştırma yapmadığını, dolayısıyla sözleşmeninin feshinin haklı olup olmadığı belirlenmedenkabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
39. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdaaçık bir keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanunyolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfilik bulunmadıkça AnayasaMahkemesince incelenemez (Necati Gündüz,Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
40. Başvurucunun ihlal iddialarının, yukarıda belirtilen içtihatkapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğindedir. Somut olayda Mahkeme, başvurucuve davalı tarafın iddia ve savunmalarını incelemiş, ilgili Kanun hükümlerinisomut olay çerçevesinde değerlendirmek (§ 13) suretiyle davanın kısmen kabulünekarar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde,iddiaların özünün Derece Mahkemeleri tarafından hukuk kurallarının vedelillerin değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esasitibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
41. Öte yandan benzer konularda aynı derecedeki yargı mercileriarasındaki içtihat farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlaliniteliğinde kabul edilemeyeceği gibi, derece mahkemeleri veya temyizmercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleriarasındaki yorum farklılıkları da tek başına adil yargılanma hakkının ihlaliniteliğinde kabul edilemez (Miraş Mümessillik İnş. Taah.Reklam. Paz. Yay. San. Tic. A.Ş., B. No: 2012/1056, 16/4/2013, §36).
42. Bu açıdan başvurucunun, aynı vakıa nedeniyle İstanbul 3.Tüketici Mahkemesinde açılan davada (E.2010/134), Mahkemece gerekli araştırmave incelemeler yapılarak karar verildiği, başvuru konusu davada ise gerekliaraştırma ve incelemelerin yapılmamış olması nedeniyle anayasal haklarınınihlal edildiği iddiasının., esas itibariyle Derece Mahkemesince hukukkurallarının yorumlanması, somut olaya uygulanması ve delillerindeğerlendirilmesi hususuna ilişkin olduğu, nitekim dosya kapsamında, belirtilenilkeler çerçevesinde başvuru konusu olaya özgü değerlendirme yapılarak yeterligerekçe ile sonuca ulaşıldığı anlaşılmıştır.
43. Açıklanan nedenle başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir…”
45. Başvurucu 1.500.000 TL maddi, 2.000.000 TL manevi taziminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
46. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
47. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir. Bunun yanında ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 9.600 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermekgerekmiştir.
48. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç, 1.800vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 9.600 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç, 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Büyükçekmece 1. Asliye HukukMahkemesine (E.2005/1059, K.2009/644 sayılı dosyası) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE19/7/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.