TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
CUMA GÜRSES BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7536)
Karar Tarihi: 31/3/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Gökçe GÜLTEKİN
Başvurucu
:
Cuma GÜRSES
Vekili
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; terör nedeniyle hısımlarının kaçırılması,yaralanması, ölmesi durumları dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması HakkındaKanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar vemülkiyet haklarının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılamaişlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 11/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde,başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu terör nedeniyle hısımlarından kaçırılan, yaralanan,öldürülenlerin olduğunu beyan ederek bu özel durumundan kaynaklanan güvenlik kaygısınedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.
7. Başvurucu, yerleşim yerinde birden fazla Cuma Çiftçi olmasınedeniyle Çiftçi olan soyadını Gürses olarak değiştirdiğini beyan etmiştir.
8. Başvurucu 1/9/2007 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna(Komisyon) başvurmuştur.
9. 28/1/2011 tarihli ve 2011/1-904 sayılı Komisyon kararında,terör olayları sonucu oluşan zararın karşılanması talebiyle yapılan başvurudadosyada yer alan bilgi ve belgeler uyarınca başvurucunun yaşadığı Sason ilçesi Taşyuva köyünün boşaltılmadığı, kişiye yönelik bir tehditve saldırı olmadığından talebin reddine karar verilmiştir.
10. Belirtilen ret işlemi aleyhine 14/4/2011 tarihinde başvurucutarafından açılan iptal davasında 23/11/2011 tarihli Batman İdare Mahkemesikararı ile başvurucunun yaşadığı yerleşim yerinin boşalan ya da boşaltılanyerlerden olmadığı, 1987 ile 2000 yılları arasında ilgili yerleşim yerindegeçici köy korucusu ile gönüllü köy korucusu görevlendirildiği ve koruculuksisteminin bulunduğu, köy korucu aileleri dışında köyde yaşamın devam ettiği,1990-2000 yılları arasında köyde muhtarlık seçiminin yapıldığı, yerleşim yerihalkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesinden dolayıuğradığı zararın anılan köyün tamamen boşalmamış olması, diğer bir ifadeyleanılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve başvurucuyayönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle 5233sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanakbulunmadığından bahisle davanın reddine hükmedilmiştir.
11. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 13/6/2012 tarihliilamı ile Taşyuva köyüne yönelik inceleme yapılması gerekirken sehvenGeçitli köyüne ilişkin inceleme yapıldığı belirtilerek İlk Derece Mahkemesikararı bozulmuştur.
12. Danıştayın bozma kararları üzerineBatman İdare Mahkemesi 19/9/2012 tarihli kararıyla başvurucunun ikamet ettiği Taşyuva köyünün yerleşik bir nüfusunun olması, köyde yerelve genel seçimlerin yapılması ve başvurucunun vekilince sunulan tutanaktan dahasonra İlçe Jandarma Komutanlığınca her bir köy ve mezrada yapılan inceleme,resmî kurumlardan alınan bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildikten sonrahazırlanan çizelgede başvurucunun ikamet ettiği yerleşim yerinin tamamenboşalmamış olması, diğer bir ifadeyle nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamışolması, başvurucuya yönelik herhangi bir terör tehdidi ya da saldırısınınbulunmaması nedenleriyle ve dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığıgerekçesiyle davanın reddine hükmedilmiştir.
13. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 8/5/2013 tarihliilamı ile kararın usul vehukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararınbozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek hükmün onanmasınakarar verilmiş ve onama kararı başvurucuya tebliğ edilmiştir.
14. Başvurucu11/10/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
15. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
16. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) göstergerakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesinegöre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncüderece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidörtkatı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinciderece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katıtutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılaraintikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleriuygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
17. Mahkemenin 31/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
18. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin veakabinde açtığı davanın reddedildiğini, idarenin köy halkına “Köy korucusu olya da köyü terk et.” şeklindeyaptığı baskı ve zorlamanın Mahkemece dikkate alınmadığını, dosyadaki zarartespitine ilişkin raporlar ve güvenlik nedeniyle köyün boşaltılmış olduğunubelirten belgeler ile terör örgütü mensuplarınca hısımlarının kaçırılmasına,yaralanmasına ve öldürülmesine dair özel durumu dikkate alınmadan köyün tamamenboşalmamış olduğu soyut gerekçesine ve şahsına yönelik bir terör tehdidi ya dasaldırısının bulunmamasına dayanılarak sunduğu belgelerindeğerlendirilmediğini, idare tarafından sunulan belgelerin dikkate alındığınıve bu belgeler tebliğ edilmemek suretiylekendisinesavunma yapma imkânı tanınmadan verilen kararın adil olmadığını belirtmiştir.
19. Başvurucu; ayrıca kararın yeterli gerekçe ihtiva etmediğini,sunduğu belgeler dikkate alınmadan idarece sunulan belgelere dayalı olarakkarar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili ve gerçeğiyansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, aynı yerleşim yerindenönceki bir tarihte başvuruda bulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesiyönünde karar verdiği hâlde yargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırmave inceleme yapılmayarak davanın reddine karar verildiği, bu nedenle makul veobjektif bir sebep bulunmamasına rağmen şahsına tazminat ödenmemesi yönündekarar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını, idarenin can ve mal güvenliğinisağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet hakkından yoksunkaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme nedeniylezararının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da yer almayan bir nedenedayanılarak Komisyon ve yargı makamlarınca talebinin reddedildiğini, yaptığıbaşvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığınıbelirterek Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve 141.maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve maddi tazminat talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Adli Yardım TalebiYönünden
20. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkelerdikkate alınarak, geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılamagiderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkçadayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesigerekir.
2. Kabul EdilebilirlikYönünden
21. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararının tazmini amacıyla açtığı davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiğianlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucuların ihlaliddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
a. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
22. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderimtalebinin mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğu gerekçesiylereddedildiğini ancak önceki bir tarihte aynı yerleşim yerinden başvurudabulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi yönünde karar verdiğini veyargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırma ve inceleme yapılmayarakdavanın reddine hükmedildiğini, bu nedenle makul ve objektif bir sebepbulunmamasına rağmen tazminat ödenmemesi yönünde karar alındığını belirterekAnayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
23. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,§§ 39-44).
24. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtileniddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibifarklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
25. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Tarafsız MahkemedeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğedilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemelerin tarafsız olmadığını iddiaetmiştir.
27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda benzeriddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürütenhâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişiselbir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucularınanılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).
28. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkinkarineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
29. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Çelişmeli Yargılama veSilahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
30. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge, deliller nazaraalınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyenbelgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemeleri tarafından davanın reddine kararverildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliğiilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
31. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanunkapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdasedilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti içinde bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bubelgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarınaaktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk DereceMahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgelerışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürmeimkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyandilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulanbelgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkikve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyalarıkapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usuleilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığıanlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmiştir (Mesude Yaşar, §§74-76; Cahit Tekin, §§ 70-72).
32. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılanincelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı vebaşvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmadığısonucuna varılmıştır.
33. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiasının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
iii. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
34. Başvurucu, Mahkeme kararında talep sonucuna etki edenhususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.
35. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçelikarar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuşve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucularınhakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarınındeğerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen vehüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin Derece Mahkemelerikararlarında denetlenerek reddedildiği, bu nedenlerle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,§§ 75-77).
36. Somut başvurunun incelenmesinde başvurucunun talebinin 5233sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında DereceMahkemelerince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup olmadığınınçeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler kapsamındadeğerlendirildiği, başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunuetkilediği iddia edilen istemin tartışılarak reddedildiği (bkz. §§ 10-13), İlkDerece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmaksuretiyle kanun yolu mahkemesinin denetiminden geçerek kesinleştiğianlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkıkapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususu dışında gerekçeli kararhakkının ihlal edildiğine yönelik iddiası hakkında farklı karar verilmesinigerektiren bir yön bulunmamaktadır.
37. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar hakkınınihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
iv. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
38. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
39. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında; Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
41. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi olan 10/9/2007 tarihi ile nihai karar tarihi olan 8/5/2013 tarihiarasında geçen 5 yıl 7 aylık yargılama süresinde uyuşmazlığın karara bağlanmasıkonusunda kamu otoritelerine ve özellikle yargılama organlarına atfedilebilecekbir gecikmenin olduğu tespit edilemediğinden, başvuru açısından farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmadığından yargılama süresinin makulolduğu sonucuna varılmıştır.
42. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanmahakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
v. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
43. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun,terör örgütü mensuplarınca hısımlarının kaçırılması, yaralanması ve öldürülmesinedair özel durumu dikkate alınmaksızın Mahkemece mukim olduğu köyün tamamenboşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle reddedildiğinibelirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanmahakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
44. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıklailgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuruincelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit vesonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatasıiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veyaaçık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esasyönünden incelenemez (Necati Gündüz ve RecepGündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
45. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomikve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendiistekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıklarızararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.
46. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikleekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklananzararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminedilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdasedilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşimyerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşimyerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyletoplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepkigöstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişidenkişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın tamamenboşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece geçici köykorucularının kalması” şeklindenesnel bir ölçüte dayandırılmasını zorunlu görerek güvenlik kaygısınadayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması hâlinde o yerleşimyerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağını sağlayan asgari güvenlikşartlarının idarece oluşturulduğundan hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamındamaddi zararların idarece ödenmesine yasal olanak bulunmadığı ilkesinibenimsemişlerdir (Mesude Yaşar,§§ 89, 90; Cahit Tekin, §§ 84,85).
47. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derecemahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak AnayasaMahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilenhususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması veuygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucunavarılmıştır (Sabri Çetin, §§45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu konudakitakdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesikararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda anayasal bir temel hak veyaözgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı birdeğerlendirme yapılması gerekebilecektir (MesudeYaşar, § 93; Cahit Tekin,§ 88).
48. Başvurucunun; hısmı olduğunu iddiaettiği kişilerin terör örgütünce kaçırıldığı, yaralandığı, öldürüldüğübunedenlerle güvenlik kaygısıyla köyünü terk ettiği, bu çerçevede oluşanzararının 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ilerisürdüğü ve belirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ile soruşturma evraklarınıDerece Mahkemelerine ibraz ederek yerleşim yerini terör olaylarındankaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ile terk ettiği noktasındaki özel durumunundikkate alınmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.
49. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasında yer alan hükümler gözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacaklarınbaşvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle yakişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdurarasında şahsi ve özel bir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95,25/12/2012, § 21)
50. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayımağdur olduğunda başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalininmağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilenduygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerinvarlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,§ 98; İpek/Türkiye, B. No:25760/94, 17/2/2004, § 181).
51. Başvurucunun yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş vekendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabul edilebilmesi için yaşanan olaysonucunda duyulan üzüntünün ötesinde yakınının başına gelen hadise sebebiylebaşvurucuda oluşan algı, bu algının meydana gelmesinde temel teşkil eden özelbağ ve algının yoğunluğu konusunda başvurucunun açıklamada ve kanıtlamadabulunması gerekmektedir (Sahibe Çelik veNecla Çelik, B. No: 2013/4899, 20/1/2015, § 48).
52. Anayasa Mahkemesinin 27/5/2015 tarihli yazısı ilebaşvurucudan başvuru formunda ileri sürdüğü; kaçırıldığını, yaralandığını veyaöldüğünü iddia ettiği kişiler ile arasında şahsi ve özel bağ bulunduğuna dairiddialarını ispat etmeye yönelik elverişli delilleri Mahkemeye sunmasıistenmiştir.
53. 22/6/2015 tarihli cevap dilekçesinde başvurucu, belirttiğikimselerle uzaktan hısım olduğu dışında başkaca bir husus beyan etmemiştir.
54. Bu çerçevede başvurucunun aralarında hısımlık ilişkisi olankişilerin kaçırılması, yaralanması veya öldürülmesi iddiası hakkında AnayasaMahkemesi tarafından başvurucuya yazılan müzekkereye cevap olarak başvurucunun;hısımları olduğunu iddia ettiği kişiler ile arasındaki akrabalık ilişkisinedeğinmekle yetindiği, akrabalarının başına geldiği iddia edilen olayneticesinde kendisinde oluşan algı, bu algının oluşmasında temel teşkil edenözel nedenler ve algının yoğunluğu konusunda yeterince açıklıkta beyanınınbulunmadığı tespit edilmiştir. Bu tespitler karşısında başvurucunun talebinin 5233sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesinin, terör eylemleri veya terörlemücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle yerleşim yerini terk edipetmediği noktasında nesnel ölçütten farklı bir karine veya ölçüt arayışınagirilmesini gerektirecek boyuta ulaşmadığı anlaşılmaktadır.
55. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
56. Başvurucu, ayrıca idarenin can ve mal güvenliğini sağlamayükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniiddia etmektedir.
57. Başvuru formu incelendiğinde başvurucu, Anayasa’nın 35.maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü bölümde 5233 sayılı Kanun kapsamındatanzim edilen belgelerde maddi zararının mevcut olduğunu iddia etmiş; idariyargı makamlarının tazminat başvurusuna ilişkin söz konusu düzenlemeleri dar vealeyhe yorumlayarak Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal ettiklerini beyanetmiştir.
58. Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiğihususundaki iddiaların yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılamasürecine ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirmeler neticesindebaşvurucunun delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına veyargılamaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgusaptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetinin Derece Mahkemelerince adilyargılanma hakkının gereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmişolduğundan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıcadeğerlendirilmesine gerek görülmemiştir (ÜlküÖzgür, B. No: 2013/2263, 26/6/2014, § 43).
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, tahsil edilmesimağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemektenTAMAMEN MUAF TUTULMASINA
31/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.