TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
CUMALİ ASLAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/17696)
Karar Tarihi: 12/1/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Raportör Yrd.
:
Gökçe GÜLTEKİN
Başvurucular
:
1. Cumali ASLAN
2. Cuma ASLAN
3. Veysi ASLAN
Vekili
:
Av. Lütfü POLAT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, başvurucuların yakınlarına karşı işlenen kastenöldürme suçuna ilişkin yürütülen soruşturma ve açılan kamu davasının dokuz yılıaşkın bir süredir devam etmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 11/11/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığınagönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucuların kardeşi ve babası olan Halil Aslan 9/3/2007tarihinde öldürülmüş ve Siverek Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmasonucunda 2/8/2007 tarihli iddianameyle şüpheliler M.A., R.A ve M.A hakkındaSiverek Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/135 sayılı dosyasında kamu davası açılmıştır.Siverek Cumhuriyet Başsavcılığının 3/8/2008 tarihli iddianamesiyle ise şüpheliİ.A. hakkında Siverek Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/136 sayılı dosyasında kamudavası açılmıştır.
9. Siverek Ağır Ceza Mahkemesinin 8/8/2007 tarihli kararıylaaralarında hukuki ve fiilî bağlantı olduğu gerekçesiyle davalarınbirleştirilmesine ve yargılamanın 2007/135 sayılı dava dosyasında yürütülmesinekarar verilmiştir. Sonrasında 22/1/2008 tarihli iddianameyle kasten insanöldürme, kasten yaralama, taksirle yangına sebebiyet verme, ruhsatsız silahbulundurma suçlarını işlediği iddiasıyla şüpheli M.A. hakkında kamu davasıaçılmış; Mahkemenin 22/1/2008 tarihli kararıyla bu dava Mahkemenin E.2007/135sayılı dava dosyasında birleştirilmiştir.
10. Siverek Cumhuriyet Başsavcılığının 9/11/2009 tarihli ekiddianamesiyle şüpheli M.A. hakkında tehdit suçunu işlediği iddiasıyla kamudavası açılmıştır.
11. Mahkemenin 19/11/2009 tarihli kararında, meydana gelen olayşöyle özetlenmiştir:
"Sanık R.A.'nınbakkal dükkanında hırsızlık olayı gerçekleşmesi üzerine, bu şahıslarınhırsızlık olayını kimin gerçekleştirdiği hususunda yaptıkları araştırmasonucunda, şüphelendikleri müşteki D.A.'nın kardeşiC.A.'nın bu hırsızlık olayını gerçekleştirebileceğinidüşündüklerini, 9/3/2007 günü saat 19:00 sıralarında sanık M.A.'nın ve kardeşi İ.A.'nın müştekiD.A. ile yolda karşılaştıkları ve konuşmak için hırsızlık olayının meydanageldiği dükkana geldikleri, dükkanda hırsızlık olayı ile ilgili olarak müştekiD. A. ile sanıklar M.A., R.A., ve İ.A.'nın konuştukları,müşteki D.A.nın hırsızlık olayını kendisiningerçekleştirmediğini, ancak R.İ.'nın yapmışolabileceğini ifade ettiği, bunun üzerine İ.A.'nınD.A. ile R.İ.'yi yüzleştirmek için dükkanagetirdikleri, bu kişilerin tartıştıkları, bu sırada olay yerine sanık M.A.'nın geldiği, sanık M.A.'nın D.A..yı içeri çektiği, dükkan içinde sanıkların D.A.'yı tekme tokat ve ele geçirilemeyen soplarla vurdukları, busırada M. A.'nın müşteki D.A.'nın“silah almaya gidiyorum, seni öldüreceğim” demek suretiyle dükkandan ayrıldığı,bu sırada müşteki D.A.'nın babası Veysi Aslan’ıarayarak olayı anlattığı, Veysi Aslan’ın da Siverekteolan kardeşi Halil Aslan’ı arayarak olay yerine gitmesini istediği, maktulHalil Aslan’ın yanında tanık S.K. olduğu halde saat 20:00 sıralarında olayıngeçtiği dükkana geldiği, maktulün dükkana geldiği sırada sanık M.A.'nın da dükkana dönmüş olduğu, maktul ile sanıkların müştekiD.A.'nın hırsızlık yapıp yapmadığı hususundatartışmaya başladıkları, bir müddet sonra tartışmanın kavgaya dönüştüğü, sanıklardanR.A, M.A., M.A ve İ.A.nın maktul Halil Aslan'ıdövmeye başladıkları, kavga sırasında maktul Halil Aslan’ın M.A.'yatokat attığı, bunu gören R.A.'nın maktulü kastederekvurun öldürün gibi sözler söylediği, R.A.'nınsözünden etkilenen sanık M.A.nın dükkanın kapısınınyanına çekilerek dükkandan ayrıldığı sırada getirdiği ruhsatsız tabanca ileHalil Aslan’ı hedef gözeterek ateş ederek öldürdürdüğü,maktül Halil Aslan’ın vurulmasından sonra busanıkların hep birlikte maktulü sürükleyerek dükkan dışına çıkardıkları, olaymuhalinden uzaklaşmak istedikleri, dükkanın darabalarınıindirerek uzaklaştıkları sırada elektriğe bağlı olarak çalışan sobanın busanıkların telaşı sonucu devrildiği, ve dükkan içerisinde dışarısı ve çevreiçin tehlike arz etmeyecek şekilde bir kısım dükkan eşyasının yanmasınasebebiyet verdiği, bu yangının gelen itfaiye görevlilerince söndürüldüğü,olaydan sonra kaçan ve yakalama emirlerine rağmen M.A., R.A. ve İ.A.'nın yakalanıp savunmalarının alınamadığı, olay yerinde elegeçirilen kovan ve merminin M.A.'nın teslim ettiğitabancadan atıldığının tespit edildiği, her ne kadar sanık M.A.'nın maktulü kendisinin ateş ederek öldürdüğünü beyan etmişise de, bu beyanı kardeşini adama öldürme suçundan cezalandırmadan kurtarmayayönelik olduğunu iddia ettiği anlaşılmıştır."
12. Mahkemenin 19/11/2009 tarihli kararıyla sanıklar M.A., R.Ave İ.A hakkında kasten insan öldürme, kasten yaralama, taksirle yangınasebebiyet verme, tehdit, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar veBıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet suçları yönünden açılankamu davalarının ayrılmasına karar verilmiştir. Sanık M.A.nınHalil Aslan'ı öldürdüğü, müşteki D.A.ya karşı kastenyaralama suçunu işlediği kabul edilerek yaklaşık 26 yıl 6 ay hapis cezasıylacezalandırılmasına; taksirle yangına sebep olma suçundan beraatinekarar verilmiştir. Diğer sanık M.A.nın ise HalilAslan'ın kasten öldürülmesine yardımcı olduğu, müşteki D.A.yakarşı kasten yaralama suçunu işlediği, suç üstlenme suçunu işlediği gerekçesiyleyaklaşık on bir yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına; taksirle yangına sebepolma suçundan ise beraatine karar verilmiştir.
13. Temyiz üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 17/2/2011 tarihlikararıyla aynı müteveffa ve mağdura yönelik öldürme ve yaralama suçununfailleri olarak yargılanan ve aralarında menfaat çatışması bulunan sanıklar M.A.ve M.A.nın ayrı ayrı müdafiler tarafından temsiledilmeleri gerekirken aynı müdafi tarafından temsil edilmeleri suretiyle19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 38. maddesi ile 4/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 152. maddesine aykırı kararverildiği, genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçu yönünden verilenberaat kararının da bu nedenle irtibatlı olduğu belirtilerek hüküm bozulmuştur.
14. Bozmaya uyularak yürütülen yargılamada Mahkemenin 20/6/2013tarihli kararıyla İ.A hakkında kasten insan öldürme, kasten yaralama, taksirleyangına sebebiyet verme, tehdit, 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçları yönündenaçılan kamu davalarının ayrılmasına, sanık M.A.nın beraatine, sanık R.A. hakkında açılan davanın ölümnedeniyle düşürülmesine karar verilmiştir. Sanık M.A.nın,Halil Aslan'ı öldürdüğü, müşteki D.A.ya karşı tehditve kasten yaralama suçlarını işlediği, ruhsatsız silah bulundurma suçunuişlediği kabul edilerek yaklaşık 26 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasınakarar verilmiştir. Diğer sanık M.A.nın ise, HalilAslan'ın kasten öldürülmesine yardımcı olduğu, müşteki D.A.yakarşı kasten yaralama suçunu işlediği, ayrıca suç üstlenme suçunu işlediğigerekçesiyle yaklaşık on bir yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına kararverilmiştir.
15. Temyiz üzerine hüküm, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 14/10/2014tarihli kararıyla sanık M.A. yönünden onanmıştır. Diğer sanık M.A.nın kasten öldürmeye yardım etmek suçunu işlediğiyönünde her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, müstakilolarak kasten yaralama suçunun işlendiği, genel güvenliğin taksirle tehlikeyesokulması suçundan hüküm kurulmadığı, bu suçla ilgili dava zamanaşımı süresiiçinde karar verilebileceği belirtilerek hüküm bozulmuştur.
16. Mahkemece bozmaya uyularak yürütülen yargılamada 29/1/2015tarihli kararla sanıkların genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulmasısuçundan beraatine karar verilmiştir. M.A. ise kastenyaralama suçundan 3 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmıştır.
17. Karar temyiz edilmiş olup inceleme devam etmektedir.
18. Öte yandan ayırma kararı sonrasında Mahkemenin 14/2/2014tarihli kararıyla İ.A.nın beraatinekarar verilmiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
19. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun“Kasten öldürme” kenar başlıklı 81. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bir insanı kasten öldürenkişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. "
20. 5237 sayılı Kanun’un “Kastenyaralama” kenar başlıklı 86. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Kasten başkasının vücuduna acı veren veyasağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldanüç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 12/1/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
1. Başvurucularınİddiaları
22. Başvurucular, yakınlarının ölümü nedeniyle açılan kamudavasının başvuru tarihi itibarıyla yaklaşık sekiz yıldır devam etmesinedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüşler ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.
2. Değerlendirme
23. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurunun kastenöldürme suçu ile ilgili yürütülen ceza soruşturması ve kovuşturması ile ilgiliolduğu anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu nedenle başvurucuların tüm iddialarıAnayasa’nın 17. maddesi ile ilişkili görülerek bu kapsamda değerlendirilmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
24. Başvurucuların, kasten öldürme sonucunda gerçekleşen ölümnedeniyle sadece ceza soruşturmasına yönelik şikâyetlerinin bulunduğugörülmekte olup bu şikâyetler açısından Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenenyaşam hakkı kapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitifyükümlülüklerin usule ilişkin boyutu,yaşanan ölümolayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesineimkân tanıyan etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (Sadık Koçakve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 94).
25. Devletin doğal olmayan her ölüm olayında gerçekleşen ölümünsebebini ve varsa sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturmayapmamış olması, soruşturma yükümlülüğünün ihlalini doğurabilir. Zira bu türolaylarda etkili bir soruşturma yürütülmesi, yaşam hakkını korumak için ihdasedilen yasal ve idari çerçevenin etkili bir şekilde uygulanmasının güvencesinioluşturmaktadır (Filiz Aka, B.No: 2013/8365, 10/6/2015, § 26).
26. Açıklanan nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olmadığıgörülen ve etkili bir soruşturma ve kovuşturma yürütülmemesi suretiyleAnayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğine dair iddialar içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
27. Kabul edilebilirlik incelemesinde de ifade edildiği gibiAnayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında devletin yerinegetirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu; doğalolmayan her ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına, sorumlu kişilerinbelirlenmesine ve gerekiyorsa cezalandırılmasına imkân tanıyan etkili birsoruşturmanın yürütülmesini gerektirmektedir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §54).Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini temin adına soruşturmamakamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek,sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin toplanması gerekmektedir.Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılmasıimkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişmeriski taşır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 57, Sadık Koçak ve diğerleri, §94).
28. Yukarıda sayılanlara ilave olarak, yürütüleceksoruşturmalarda makul bir hızda gerçekleştirilme ve özen gösterilme zorunluluğuda zımnen mevcuttur. Elbette ki bazı özel durumlarda soruşturmanın veyakovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlükler bulunabilir.Ancak bir soruşturmada ve devamında yapılan kovuşturmada yetkililerin hızlıhareket etmeleri, yaşanan olayların daha sağlıklı bir şekildeaydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesive hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığıgörünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359,10/12/2014,§ 96).
29. Kamu gücünün kullanımı sonucu gerçekleşen ölümlerin dahasıkı bir şekilde incelenmesi gerekmekle birlikte başvuru konusu olaydaki gibidoğal olmayan ölüm olaylarında olası cezai sorumluluğun tespiti adına,soruşturma sonrasında kovuşturma aşamasına geçildiği durumlarda ilk derecemahkemesi önündeki yargılama aşaması dâhil bütün sürecin de 17. maddeningereklerine cevap verebilecek nitelikte olması gerekmektedir (Benzer yöndekiAİHM kararları için bkz. Ali ve AyşeDuran/Türkiye, B. No: 42942/02, 8/4/2008, § 61, Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,30/11/2004, §§ 95, 96). Böylece derece mahkemeleri mağdur olan kişilerin yaşamhakkına ve maddi ve manevi varlığına karşı yapılan saldırıların cezasızbırakılmamasını teminat altına alabilecektir (SadıkKoçak ve diğerleri, § 77).
30. Anayasa Mahkemesinin bu konudaki kararlarında sıklıklabelirtildiği üzere yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi gereken ceza soruşturmalarınınamacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekildeuygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve sorumluluklarınıtespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır. Bu, bir sonuçyükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Anayasa'nın 17.maddesi başvuruculara belirli bir suç nedeniyle üçüncü taraflarınyargılanmalarını ya da cezalandırılmalarını sağlama hakkı vermekle birlikte bu,tüm yargılamaların mahkûmiyetle ya da bir ceza kararıyla sonuçlandırılmasıyükümlülüğünün öngörüldüğü anlamına da gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).
31. Temel anlayış bu yönde olmakla birlikte derecemahkemelerinin, yaşamı tehlikeye soktuğu açık olan eylemlerin ve maddi vemanevi varlığa yönelik ağır saldırıların cezasız kalmalarına imkân vermemeleride gerekmektedir (Filiz Aka, §32).
32. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi tarafından ele alınmasıgereken önemli bir diğer husus da derece mahkemelerinin, bu tür olaylarailişkin yürüttükleri yargılamalarda bir sonuca varırken Anayasa’nın 17.maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıpyapmadıklarını ya da ne ölçüde yaptıklarını değerlendirmektir. Zira derecemahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlülüktekiyargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerininönlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,16/7/2014, § 110).
33. Başvurucular; yakınları Halil Aslan'ın kasten öldürme suçusonucunda9/3/2007 tarihinde yaşamını yitirdiğini, davanın olgularında ve yasalkonularda bir karmaşıklık olmadığını, yargılama organlarınca süratli biryargılama yapılmaması sonucu davanın başvuru tarihi itibarıyla yaklaşık sekizyıldır devam ettiğini belirterek makul sürede bir yargı kararı elde etmehakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
34. Başvuru konusu olayda Siverek Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından başvurucuların babası ve kardeşinin 9/3/2007 tarihinde öldürülmesininardından başlatılan soruşturma sonucunda 2/8/2007 tarihli iddianameyleşüpheliler M.A., R.A ve M.A hakkında 3/8/2008 tarihli iddianameyle şüpheli İ.A.hakkında 22/1/2008 tarihli iddianameyle ise şüpheli M.A. hakkında kamu davasıaçıldığı, farklı tarihlerde açılan davaların Mahkemece birleştirilmesine kararverildiği, soruşturma ve ilk derece yargılaması aşamasında olay yeri incelemeve keşif tutanağı, müteveffaya ait ölü muayene ve otopsi tutanağı teminedildiği görülmektedir. İlk Derece Mahkemesinin olaydan yaklaşık 2 yıl 8 aysonra 19/11/2009 tarihinde verdiği hüküm, temyiz üzerine Yargıtay 1. CezaDairesinin 17/2/2011 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozmaya uyularak yürütülenyargılama sonucunda bozma kararından yaklaşık 2 yıl 4 ay sonra 20/06/2013tarihinde verilen hüküm, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 14/10/2014 tarihlikararıyla sanık M.A. yönünden onanmış; diğer sanık M.A. yönünden isebozulmuştur. Bozmaya uyularak yürütülen yargılama sonucu 29/1/2015 tarihindeverilen hüküm temyiz edilmiş olup temyiz incelemesi yaklaşık iki yıldır devametmektedir.
35. Anayasa Mahkemesi; kural olarak doğal olmayan bir ölüm olayısonrasında başvurucuların yakınının öldüğü gün resen ceza soruşturmasınınaçıldığı, titiz ve hızlı bir çalışma sonucunda elde edilen deliller ışığındasoruşturma ve ilk derece yargılama makamlarının olayların seyrini aydınlatmakistediğinden kuşku duyulmadığı, yürütülen soruşturmaların ölüm nedenlerinikesin olarak saptamaya ve sorumlu kişilerin cezalandırılmasına imkân verdiğikanısına vardığı durumlarda -yürütülen soruşturmanın ve davaların derinliği veciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte bir eksikliğin bulunmamasıkoşuluyla- yürütülen soruşturmaların ve alınan kararların yetersiz veyaçelişkili olduklarının ileri sürülemeyeceğini kabul etmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, § 95).
36. Bununla birlikte soruşturmayı sağlayacak bir başvuru yolununsadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun uygulamada fiilen deetkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisinesahip bulunması gereklidir. Başvuru yolunun ancak bir hak ihlali iddiasınıönleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalinikarara bağlayabilme ve bunun için uygun bir tazminat sunabilme imkânınıbulundurması hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26)
37. Somut olayda başlangıçta Başsavcılık soruşturması ve İlkDerece Mahkemesi yargılaması aşamasında, yeterli derinlik ve titizlikte birçalışma yürütüldüğü görülebilmekle birlikte İlk Derece Mahkemesince olaydanyaklaşık 2 yıl 8 ay sonra verilen karara ilişkin temyiz başvurusunun yaklaşık 1yıl 3 ay sonra karara bağlandığı ve sadece 5237 sayılı Kanun’un 152. maddesindedüzenlenen “şüpheli veya sanığın birdenfazla olması hâlinde savunma” hükümlerinin hatalı bir şekilde olaydauygulanması gerekçesiyle kararın bozulduğu görülmektedir. Bozma sonrası yapılanikinci yargılamada yaklaşık 2 yıl 4 ay sonra İlk Derece Mahkemesi aynı sonucaulaşmış ve bu karar da yaklaşık 1 yıl 4 ay sonra 14/10/2014 tarihli kararlakısmen bozulmuştur. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 29/1/2015tarihinde İlk Derece Mahkemesi karar vermiş, anılan karar da temyiz edilmiştir.
38. Başvuru konusu yargılamada üç defa yapılan temyizincelemesinin toplamda beş yıla yakın sürmesinin Yargıtay ilgili Dairesinin işyükünden kaynaklanmış olabileceği anlaşılmakla birlikte Anayasa’nın 36.maddesi, hukuk sisteminin davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu devlete yüklemektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 44). Bu kapsamda bazı istisnai hususlar dışında personel ve yargıçsayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul süreninaşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,7/11/2013, § 55).
39. Somut olayda yaşanan gecikmeler nedeniyle dokuz yıldan uzunsüren yargılamanın -verilen kararın sonucunun ne olduğunun önemi olmaksızın-özelde babalarını ve kardeşlerini kaybeden başvurucuların davanın hızlasonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği dikkate alındığında başlı başınatoplumdaki bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukukaaykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümüverilmesinin engellenmesi açısından yeterli hız ve özende yürütülmediğisonucuna ulaşılmıştır. Başvuru formunda, hissiyatları "yakınlarının faillerini kısmen de olsa öğrenebilmişlersede bu yargılama neticesinde sekiz yıllık bir süre boyunca mahkeme süreciyleuğraştıkları ve faillerin belirlenmesi noktasında manevi olarak zarargördükleri" ifadeleriyle dile getirilmiştir.
40. Bu tespitler bir bütün olarak değerlendirildiğinde somutolayda, soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve gerekli tüm delillerielde etmesi sonucu makul bir süre içinde kovuşturma aşamasına geçildiği,Savcılık soruşturması ve ilk derece yargılaması aşamasında ölüm olayının tümyönlerinin ortaya konulmasına, sorumlu kişilerin belirlenmesine vecezalandırılmasına imkân tanıyan bir sürecin işlediği görülmektedir. Fakattemyiz talebi sonrasında yürütülen kovuşturmanın makul bir özen ve hızlagerçekleştirildiğini söylemek mümkün değildir. İki dereceli yargılama sürecindebaşvurucuların davanın hızlı ve etkili bir şekilde sonuçlanmasındaki menfaative gecikmesinde hiçbir dahlinin olmaması, davanın az sanıklı olması ve çokkarmaşık olmaması gibi hususlar gözönündebulundurulduğunda dokuz yılı aşan soruşturma ve kovuşturma süresinin makulolmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bir bütün olarak yargılama sürecinin,Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği hız ve yeterlilikte olmadığı sonucunaulaşılmıştır.
41. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan yaşam hakkının gerektirdiği etkili soruşturma yürütmeyükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
c. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
42. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir.
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
43. Başvurucular, yaşam hakkının ihlali nedeniyle 25.000 TLmaddi ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
44. Somut olayda Anayasa’nın 17. maddesinin usule ilişkinboyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
45. Başvurucuların yakınlarının ölümü hakkında etkili vecaydırıcı bir ceza soruşturması ve kovuşturması yürütülmemesi nedeniyleyalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararlarıkarşılığında -somut olayın özellikleri dikkate alınarak- başvurucularamüştereken net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucularınuğradığını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyetbağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi bir belge sunmamış olmasınedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
46. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderininbaşvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvuruculara müştereken net 20.000 TL manevi tazminatÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına (Tebliğname No.3-2015/101128) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE12/1/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.