TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
CÜNEYT ALİ TURGUT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/8332)
Karar Tarihi: 10/3/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Fatma KARAMAN ODABAŞI
Basvurucu
:
Cüneyt Ali TURGUT
Vekili
:
Av. Ali Selman ER
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nunek 4. maddesi kapsamında yapılan kadastro çalışmaları sırasında 31/8/1956tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2. maddesinin (B) bendi uyarınca Hazineadına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın kadastro tutanağının beyanlarhanesinde kullanıcı tespitine ilişkin kaydın düzeltilmesi istemiyle açılankadastro tespitine itiraz davasında usulsüz tebligat sebebiyle taraf teşkilisağlanmadan eksik ve yetersizinceleme ile kararverilmesi, verilen kararın hukuka aykırı olması, iddia ve delillerdeğerlendirilmeden temyiz isteminin gerekçesiz olarak reddedilmesi nedenleriylemülkiyet, etkili başvuru ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/11/2013 tarihinde İstanbul Anadolu 6. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkiledecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 12/2/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 14/8/2015 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş26/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını 8/9/2015 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (B) bendi uyarınca Hazineadına orman sınırı dışına çıkarılan İstanbul ili Sultanbeyli ilçesi OrhangaziMahallesi 102 ada 20 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesinde bulunan,taşınmazın yirmi yıldan beri başvurucunun fiilî kullanımında olduğuna ilişkinkaydın düzeltilmesi ile on beş yıldır davacı A.D.ninkullanımındaolduğunun yazılması istemiyle başvurucu aleyhine 16/7/2010 tarihindeSultanbeyli Kadastro Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz davası açılmıştır.
9. Mahkemece, 1/8/2012 tarihli ve E.2010/85, K.2012/723 sayılıkarar ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
"Davalı C.A.T. ye usulüne uygun tebligatyapılmış, ancak davalı duruşmalara katılmamış ve herhangi bir cevapvermemiştir.
...
Davayla ilgili olarak belediye emlak kayıtlarıile orman idaresinden 2/B kayıtları celp edilmiş, dava konusu taşınmaz başındaharita mühendisi aracılığı ile keşif yapılmış,ayrıcakeşifte, kadastro çalışmaları sırasındahazır bulunanmuhtar, mahalli bilirkişi ile tanık dinlenmiştir.
Belediye emlak kayıtlarının incelenmesinden,davacının kullanımında olan taşınmazın Orhangazi mahallesi 102 ada 10 ve 20 nolu parseller olduğu,davalıC.A.T.nin kullanımında olan yerin ise Akşemsettin Mahallesi 130 ada 10 noluparsel olduğu görülmüştür.
...her ne kadar dava konusu Orhangazimahallesi 102 ada 20 nolu parsel davalı C.A.T. adınatespit edilmiş ise de,dava konusu 20 nolu parseli davacının 102 ada 10 noluparsel ile kullandığı, her iki parsele de davacı tarafından zilyet edildiği,davalı C.A.T.ye ait olan yerin Akşemsettin mahallesi130ada10 nolu parsel oduğu,Orhangazi mahallesi 102 ada 20 nolu parselin sehvendavalı adına tespit edildiği, her ne kadar bilirkişiler tarafından keşifsırasında yerin davalının kullanımında olduğu belirtilmiş ise de tespittutanakları topluca düzenlendiğinden ve davalı adına Akşemsettinmahallesi 130 ada 10 nolu parsel tespit edildiğindenbilirkişilerin beyanlarına itibar edilmeyerek dava konusu 102 ada 20 nolu parselin davacının kullanımında olduğu sonucuna varıl(mıştır)."
10. Karar, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 18/3/2013 tarihli veE.2013/2023, K.2013/1951 sayılı ilamı ile dosya içeriğine, kararın dayandığıdelillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve delillerin takdirinde birisabetsizlik bulunmamasına göre temyiz itirazlarının yerinde olmadığıbelirtilmek suretiyle onanmıştır.
11. Karar düzeltme istemi ise aynı Dairenin 26/9/2013 tarihli veE.2013/8320, K.2013/9029 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
12. Karar başvurucuya 9/10/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
13. Başvurucu8/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
14. 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili bölümlerişöyledir:
"Orman sayılan yerlerden:
...
B) 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fenbakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe,meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antepfıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylakgibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ileşehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları,
Orman sınırları dışına çıkartılır.
Orman sınırları dışına çıkartılan bu yerlerDevlete ait ise Hazine adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait isebu müesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları dışınaçıkartılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemiyapılır."
15. 6831 sayılı Kanun'un 26/2/2014 tarihli ve 6527 sayılı BazıKanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'la yapılan değişiklikten önceki11. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:
"Orman kadastro komisyonlarıncadüzenlenen tutanakların askı suretiyle ilânı, ilgililere şahsen yapılan tebliğhükmündedir. Tutanak, harita ve kararlara karşı askı tarihinden itibaren bir ayiçinde kadastro mahkemelerine, kadastro mahkemesi olmayan yerlerde kadastrodavalarına bakmakla görevli mahkemeye müracaatla sınırlamaya ve 2 nci maddeye göre orman sınırlarıdışına çıkarma işlemlerine Çevre ve Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü vehak sahibi gerçek ve tüzel kişiler itiraz edebilir. Bu müddet içinde itirazolmaz ise komisyon kararları kesinleşir. Bu süre hak düşürücü süredir. Ancak,tapulu gayrimenkullerde tapu sahiplerinin, on yıllık süre içerisinde dava açmahakları mahfuzdur.
...
Kadastrosu yapılıp kesinleşen Devlete aitormanlar, tapu sicil müdürlüklerince hiçbir harç, vergi ve resim alınmaksızınorman vasfı ile, 2 ncimaddeye göre orman sınırları dışına çıkarılan yerler halihazır vasfı ilekaydında belirtme yapılarak Hazine adına tapuya tescil olunur."
16. 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesinin ilgili bölümlerişöyledir:
“6831 sayılı Orman Kanununun 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunladeğişik 2 nci maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve 2896sayılı, 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı kanunlarla değişik 2 nci maddesinin (B) bendine göre orman kadastrokomisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiilikullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatınkime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan berikullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, buKanunun 11 inci maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlaryapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir.
Bu maddeye göre yapılacak kadastro çalışmalarıikinci kadastro sayılmaz.
Bu maddeye göre yapılacak kadastro sırasındaorman ve Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin sınır nokta vehatları; orman kadastro tutanakları esas alınmak suretiyle orman işletmemüdürlüğünce görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi ya da ormanmühendisinin iştirak ettirildiği kadastro ekibince zemine aplike edilir. Buçalışmalar sırasında kadastro veya orman haritalarında düzeltmeyi gerektirentutanak, pafta ve zemin uyumsuzluğunun tespiti halinde, yukarıda oluşturulankadastro ekibince teknik mevzuata uygun hale getirilir. Bu çalışmalara kadastrokontrol mühendisi de iştirak ettirilir. Çalışma sonucunda bir zabıt düzenlenirve bu zabıt ekip görevlileri ile kontrol mühendisi tarafından birlikteimzalanır. Düzeltme işlemleri, orman mevzuatı ile tapu ve kadastro mevzuatınagöre yapılmış ve bu Kanuna göre yapılacak askı ilanı ile de ilan ve tebliğedilmiş sayılır.
Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılanyerler, daha öncesi tescil edilmiş olduğuna bakılmaksızın Maliye Bakanlığınıntalebi üzerine, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce fiili kullanım durumlarıdikkate alınmak suretiyle ifraz ve/veya tevhit de yapılabilir. Bu işlemlersırasında, orman ve kadastro haritalarında tespit edilen fenni hatalar,yukarıdaki üçüncü fıkrada belirtilen usul ve esaslara göre düzeltilir."
17. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun1012. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:
"...
Taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukukukısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğerhususlar tüzükle belirlenir.
Özel kanun hükümleri saklıdır."
18. Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Tapu SicilTüzüğü'nün 60. maddesi şöyledir:
"Kütüğün beyanlar sütununa, mevzuatınyazılmasını öngördüğü hususlar tarih ve yevmiye numarası belirtilerekyazılır."
19. 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman KöylülerininKalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına ÇıkarılanYerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı HakkındaKanun'un 6. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:
"(1) 2/B alanlarında bulunan taşınmazlarhakkında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce düzenlenen güncellemelistelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarınagöre oluşturulan tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre; bu taşınmazların31/12/2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatınsahibi olarak gösterilen kişilerden bu taşınmazları satın almak için süresiiçerisinde idareye başvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini itiraz vedava konusu etmeksizin kabul edenler bu Kanuna göre hak sahibi sayılır.
(2) 2/B alanlarında bulunan taşınmazlarhakkında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenecek güncellemelistelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarınagöre oluşturulacak tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre; bu taşınmazların31/12/2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatınsahibi olarak gösterilecek kişilerden bu taşınmazları satın almak için süresiiçerisinde idareye başvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini itiraz vedava konusu etmeksizin kabul edenler de hak sahibi sayılır.
(3) Hak sahiplerinden birinci fıkra kapsamındaolanlar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, ikincifıkra kapsamında olanlar ise, güncelleme listelerinin tescil edildiği veyakadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren sekiz ay içinde idareyebaşvurarak, bu taşınmazların bedeli karşılığında kendilerine doğrudansatılmasını isteyebilirler.
(4) Hak sahiplerine doğrudan satılacak olantaşınmazların satış bedeli, rayiç bedelin yüzde yetmişidir.
(5) Başvuru sahiplerinden satış bedellerinemahsup edilmek üzere; belediye ve mücavir alan sınırları içinde olan yerleriçin iki bin Türk Lirası, dışında olan yerler için bin Türk Lirası başvurubedeli alınarak ilgilileri adına emanet hesabına kaydedilir.
(6) Hak sahiplerine satış işlemleri idarece,başvuru süresinin bittiği tarihten itibaren en geç altı ay içindesonuçlandırılır.
(7) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten öncedüzenlenen güncelleme listeleri veya kadastro tutanakları kapsamında kalantaşınmazların satış işlemleri, 1/5/2010 tarihinden itibaren tespit edilen rayiçbedeller üzerinden yapılır.
(8) Satış bedeli peşin veya taksitleödenebilir. Satış bedelinin tamamının peşin ödenmesi hâlinde yüzde yirmi, en azyarısının ödenmesi hâlinde yüzde on oranında indirim uygulanır ve bu bedelleridarece yapılan yazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde ödenir.Tebliğ edilen satış bedeline itiraz edilemez ve dava açılamaz. Peşinatalınmadan yapılan taksitle satışlarda ise satış bedelinin yüzde onu, yapılanyazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde, kalanı ise belediye vemücavir alan sınırları içinde en fazla üç yılda altı eşit taksitte, belediye vemücavir alan sınırları dışında ise en fazla dört yılda sekiz eşit taksittefaizsiz olarak ödenir. Taksitli satışlarda kalan miktarı karşılayacak tutardakesin ve taksitlendirmeye uygun süreli banka teminat mektubu verilmesi veyasatışı yapılan taşınmazın üzerinde 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı TürkMedenî Kanunu hükümleri uyarınca Hazine lehine kanuni ipotek tesis edilmesihâlinde; taşınmaz, tapuda hak sahibi adına devredilir. İdare tarafından yapılantaşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan taşınmaz satış sözleşmeleri ile kanuniipotek sözleşmelerinde resmî şekil şartı aranmaz. Hak sahipliği belgesi; haksahibinin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, imzası, fotoğrafı ve nüfusbilgilerini içerecek şekilde idarece düzenlenir. Düzenlenen hak sahipliğibelgelerinin idarece yazılı olarak tapu idaresine bildirilmesi üzerine, devirve kanuni ipotek tapu siciline resen tescil edilir. İpotek tesis edilerekdevredilen taşınmazların üçüncü kişilere satılması hâlinde borcun kalantutarından alıcılar sorumludur. Bu hususta tapu kütüğünde gerekli belirtmeyapılır. Hak sahibi adına mülkiyet devredilmeden yapılan taksitli satışlarda, haksahibi tarafından yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda, tahsil edilentutar hak sahibine aynen ve faizsiz olarak iade edilir.
(9) Peşin satışlarda satış bedelinin tamamını,taksitli satışlarda ise peşinatı veya taksitleri vadesinde ödememek suretiyleyükümlülüklerini yerine getirmeyenlerin doğrudan satın alma hakları düşer.Ancak, taksitli satışlarda, taksit süresinin sonuna kadar ödenmek kaydıylataksitlerden ikisinin vadesinde ödenmemesi yükümlülüklerin ihlali anlamınagelmez. Vadesinde ödenmeyen taksit tutarlarına 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılıAmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesine görebelirlenen oranda gecikme zammı uygulanır.
...
(11) Hak sahibi olmadığı belirlenen başvurusahiplerine, bu Kanundan yararlanamayacakları gerekçeleriyle birliktebildirilerek başvuru bedeli aynen ve faizsiz olarak iade edilir.
(12) Bu maddeye göre hak sahiplerine doğrudansatılması gereken taşınmazlardan ağaçlandırılmak üzere Orman Genel Müdürlüğünetahsis edilen, kamu hizmetlerine ayrılan veya bu amaçla kullanılan ya da MaliyeBakanlığınca belirlenen taşınmazlar ile ilgili idarelerce bu Kanunun yürürlüğegirdiği tarihten itibaren en geç üç ay içerisinde idareye bildirilmesi şartıylaözel kanunlar gereğince değerlendirilmesi gerekenler ile içme ve kullanma suyuhavzalarında maksimum su seviyesinden itibaren üç yüz metrelik bant içerisindekalan yerler hak sahiplerine satılmaz. Bu taşınmazların yerine istenilmesihâlinde hak sahiplerine, hak sahibi oldukları taşınmazın rayiç değerine eşdeğeröncelikle aynı il sınırları içerisinde bulunan 2/B alanlarındaki taşınmaz, bumaddenin dördüncü fıkrasına göre hesaplanacak satış bedeli karşılığındadoğrudan satılabilir.
(13) Hak sahiplerinden idarenin teklifinikabul etmeyenler doğrudan satış hakkından yararlanamazlar, başkaca taleptebulunamazlar, hak ve tazminat talep edemezler ve dava açamazlar.
(14) Bu maddeye göre hak sahibi bulunmayanveya doğrudan satın almaya ilişkin hak sahipliği kalmayan taşınmazların tapukütüklerinde yer alan 2/B, kullanıcı ve muhdesatbelirtmeleri Maliye Bakanlığının talebi üzerine tapu idaresince terkin edilirve bu taşınmazlar Maliye Bakanlığınca satış dâhil genel hükümlere göredeğerlendirilir.
(15) Hak sahipliği kalmayan taşınmazlarındeğerlendirilmesi amacıyla, 4706 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin son fıkrasıkapsamında kalanlar hariç olmak üzere, üzerlerinde bulunan kişilere ait yapı veeklentiler; o yıla ait Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yapı birim fiyatlarındaneksik imalat bedelleri ve yıpranma payı düşüldükten sonra kalan bedeliilgililerine ödenmek suretiyle yıktırılır veya bu şekilde belirlenen bedel,taşınmazın değerine eklenerek son müracaat tarihinden itibaren üç yıl içindesatılarak satıştan elde edilen gelirden yapı ve eklenti sahiplerine ödenir veidare tarafından yapıların tahliyesi sağlandıktan sonra ferağ işlemlerigerçekleştirilir.
..."
20. 6292 sayılı Kanun'un 11. maddesinin ilgili bölümlerişöyledir:
" (4) Bu Kanun kapsamında kalan taşınmazlardanhak sahiplerine satılmaması, ilgililerine devredilmemesi veya iade edilmemesigerektiği halde bu tasarruflara konu edilenlerden; satılanların satış bedelikanuni faiziyle iade edilir, devir ve iade edilenler ise bedelsiz olarak gerialınır.
(5) Hak sahibi bulunmayan taşınmazlar ile buKanun hükümlerine göre işlem yapılmak üzere hak sahipleri veya ilgilileritarafından süresi içerisinde başvuruda bulunulmaması veya başvurudabulunulmasına rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi ya da gereklişartları sağlayamaması sebebiyle doğrudan satılamamaları veya iade edilmemelerisebepleriyle haklarında işlem yapılamayan taşınmazların tapu kütüklerinde yeralan 2/B, kullanıcı ve muhdesat belirtmeleri MaliyeBakanlığının talebi üzerine tapu idaresince terkin edilir ve bu taşınmazlarMaliye Bakanlığınca genel hükümlere göre değerlendirilir. Bu yerlerden kamuhizmetlerinde kullanılanlar, kamu idarelerinin ihtiyaçları için gerekli olanlarve özel kanunları gereğince ilgili idarelere tahsisi gerekenler MaliyeBakanlığınca tahsis edilir."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 10/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu; 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi kapsamındayapılan kadastro çalışmaları sırasında 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (B)bendi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazınkadastro tutanağının beyanlar hanesinde kullanıcı tespitine ilişkin kaydındüzeltilmesi istemiyle aleyhine açılan kadastro tespitine itiraz davasındausulsüz tebligat sebebiyle taraf teşkili sağlanmadan eksik ve yetersiz incelemeile karar verildiğini, zilyetliğe ilişkin tereddüt içeren bilirkişi raporunarağmen aleyhe hüküm kurulduğunu, davacının gerçek dışı beyanlarına itibaredildiğini, tanık beyanlarının çelişkili olduğunu, temyiz incelemesinde iddiave delillerinin gerektiği gibi incelenmediğini, taşınmaz Hazineye ait olsa dasüreç içerisinde bedeli ödenmek suretiyle tapuda adına tescil yaptırabilecekiken bu imkândan mahrum kaldığını belirterek etkili başvuru, mülkiyet ve adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; tedbir kararı verilmesi,dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmesi, bu talebinkabul görmemesi hâlinde tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun taşınmaz Hazineye ait olsa dasüreç içerisinde bedeli ödenmek suretiyle tapuda adına tescil yaptırabilecekiken bu imkândan mahrum kaldığı yönündeki iddiası mülkiyet hakkı kapsamındaincelenmiştir. Davada usulsüz tebligat sebebiyle taraf teşkili sağlanmadankarar verildiği iddiası, adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygunyargılanma hakkı yönünden değerlendirilmiş; temyiz incelemesinde iddia vedelillerinin gerektiği gibi incelenmediği yönündeki iddiası ise adil yargılanmahakkı kapsamında gerekçeli karar hakkı yönünden ayrıca değerlendirilmiştir.Başvurucunun diğer ihlal iddialarının ise yine adil yargılanma hakkı kapsamındaincelenmesi uygun görülmüştür.
1. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia
24. Başvurucu, dava konusu taşınmaz tapu kayıtlarına göre Hazineadına kayıtlı ise de süreç içerisinde bedelini ödemek suretiyle taşınmazınkendi adına tapuya tescilini sağlayabilecek iken bundan mahrum kaldığınıbelirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
25. Bakanlık görüş yazısında mülkiyet hakkının ihlali iddiasınakarşı görüş sunulmamış, şikâyetlerin adil yargılanma hakkı kapsamımda elealınmasının gerektiği bildirilmiştir.
26. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındakiherhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla AnayasaMahkemesine başvurabilir.”
27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ekTürkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
28. Belirtilen hükümler uyarınca bir anayasal hak ihlaliiddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dâhilinde olabilmesiiçin başvurucu tarafından dayanılan hakkın Anayasa'da güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerden olması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(Sözleşme) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamında yer alması,ayrıca başvurucunun ihlal iddiasına temel alınan hakkın kapsamına girenkorunmaya değer bir menfaatinin bulunması gerekir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 31).
29. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
30. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün"Mülkiyetin korunması"kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halelgetirmez."
31. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,kapsam itibarıyla 4721 sayılı Kanun'da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlıolmamakla birlikte taşınmaz mülkiyetinin Anayasa'nın 35. maddesindeki güvencekapsamına girdiğine kuşku yoktur. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki hakkınınihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamakzorundadır. Bu nedenle öncelikle başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi uyarıncakorunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığınoktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (İhsan Vurucuoğlu,B. No: 2013/539, 16/5/2013, §§ 30, 31).
32. Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasınınileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracak bir müdahaleninbulunması gerekmektedir (Selçuk Emiroğlu,B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 26).
33. Sahip olunan mülk kavramı, Sözleşme ve Anayasa'dakidüzenlemeler açısından özerk bir kavram olarak ele alınıp incelenmektedir.Dolayısıyla bu konudaki değerlendirmeler gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) ve gerekse Anayasa Mahkemesi tarafından mevzuattan bağımsız olarakdeğerlendirilmektedir (Depalle/Fransa, B. No: 34044/02, 29/3/2010, § 62;Anheuser-Busch Inc./Portekiz, B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye, B. No: 48939/99, 30/11/2004, §124; Beyeler/İtalya, B. No:33202/96, 5/1/2000, § 100; Selçuk Emiroğlu,§ 27).
34. Anayasa'nın 35. maddesi ile düzenlenen mülkiyet hakkı,kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalarauymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve tasarruf etme,onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir (NazmiyeAkman, B. No: 2013/1012, 16/4/2013, § 17). Başvurucular, bu haktanyararlanmak adına ancak kendi mülkleriyle ilgili ihlal iddiasındabulunabilirler. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında sadece sahip olunan birmülke ve varlıklara koruma sağlanmaktadır. Bir kişinin hâlihazırda sahipolmadığı bir varlığın mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaatine kadar güçlü olursa olsun- mevcut mülke sağlanan bu korumadanyararlanamayacaktır (Murat İslamoğlu,B. No: 2013/614, 25/6/2014, § 32).
35. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir"ekonomik değer" veya icrası mümkün bir "alacağı" eldeetmeye yönelik "meşru bir beklenti", Anayasa ve Sözleşme'nin ortakkoruma alanında yer alan mülkiyet hakkının güvencesi altındadır. Meşrubeklenti; makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianındoğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olmaşansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadınadayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hakkazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamındasavunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterlideğildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi,B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 37).
36. Somut olayda mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürenbaşvurucunun, öncelikle böyle bir hakkının var olduğunu veya en azından meşrubir beklenti kapsamında mülkiyet hakkının bulunduğunu kanıtlamasıgerekmektedir.
37. 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesinin birinci fıkrasında,6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (B) bendi uyarınca Hazine adına ormansınırları dışına çıkarılan yerlerin fiilî kullanım durumları dikkate alınarakkimler tarafından ve ne zamandan beri kullanıldığı ve varsa üzerindeki muhdesatın kimlere ait olduğunun kadastro tutanağınınbeyanlar hanesinde gösterilmesi suretiyle öncelikle kadastrosu yapılarak Hazineadına tescil edileceği hükme bağlanmıştır.
38. Tapu sicilinde yapılabilecek tapu sicil işlemlerine ilişkinolarak 4721 sayılı Kanun'un 1012. maddesinde beyanlar düzenlenmiş olup maddeninikinci ve üçüncü fıkralarında taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukukukısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğerhususların tüzükle belirleneceği, özel kanun hükümlerinin saklı olduğudüzenlenmiş; başvuruya konu dava ve karar tarihlerinde yürürlükte olan Tapu SicilTüzüğü'nün 60. maddesinde de kütüğün beyanlar sütununa, mevzuatın yazılmasınıöngördüğü hususların tarih ve yevmiye numarası belirtilerek yazılacağıbelirtilmiştir.
39. Beyanlar, hukuki niteliği itibarıyla diğer tapu sicilişlemlerinden farklıdır. Tescil gibi ayni haklara doğrudan etki etmediklerigibi şerhler gibi şahsi hakların kuvvetlendirilmesi, tasarruf yetkisininsınırlandırılması veya geçici tescilin yazılması gibi bir etkiye de sahipdeğildirler. Tapu kütüğünün diğer sütunlarına kaydedilemeyen ancak ispat veyabilgilendirme gibi birtakım sebeplerle açıklanmasında veya alenileştirilmesindeyarar görülen bazı fiilî ve hukuki durumları ortaya koymaktadırlar. Bir başkadeyişle beyanların temel fonksiyonu bilgi vermeleridir.
40. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, tapu sicilinin beyanlarhanesinde yazılı zilyetliğe ilişkin açıklamanın değiştirilmesine yönelik olarakaçılan pek çok davanın temyiz incelemesinde, kütüğün beyanlar hanesinde yazılızilyetlik veya muhdesata ilişkin açıklamanın, aynihak olmayıp kişisel hak niteliğinde olduğundan tapu sicilinden ayrı olarakalınıp satılması ve değiştirilmesinin mümkün olmadığı, böyle bir talebintarafların isteğiyle dahi tapu sicil müdürlüğünce yerine getirilemeyeceği vedava yoluyla genel mahkemeden istenemeyeceğiancakilgili yörede 4127 sayılı Kanun ile değişik 2924 sayılı Kanun'un 11. maddesigereğince yapılacak kadastro ile hak sahipliği tespit komisyonunun yapacağıtespit sırasında ve 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi gereğince yapılacak kadastrosırasında değerlendirilebileceği, itiraz ve dava haklarının da o aşamada kullanılmasınınmümkünolabileceği değerlendirmelerine yervererek kütüğün beyanlar hanesindeki fiilî kullanıma ilişkin açıklamaların aynihak niteliğinde olmayıp kişisel hak niteliğinde bulunduğunu vurgulamıştır(Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 17/3/2010 tarihli ve E.2010/201, K.2010/3352;21/6/2010 tarihli ve E.2010/5012, K.2010/8793; 20/12/2010 tarihli veE.2010/13734, K.2010/16210; 1/3/2011 tarihli ve E.2010/15612, K.2011/1911; 22/11/2011tarihli ve E.2011/14400, K.2011/13140; 19/1/2012 tarihli ve E.2011/13065,K.2012/342; 6/3/2012 tarihli ve E.2011/14477, K.2012/3257; 25/12/2012 tarihlive E.2012/10652, K.2012/14946; 31/4/2014 tarihli ve E.2013/9236, K.2014/3866;7/5/2015 tarihli ve E.2014/8909, K.2015/3793 sayılı kararları).
41. 4721 sayılı Kanun'un 1012. ve TapuSicili Tüzüğü'nün 60 ila 64. maddelerinde düzenlenen beyanlar, tescil veşerhten farklı olarak herhangi bir ayni hak doğurmayacağı gibi şahsi haklarınkuvvetlendirilmesi işlevine de sahip değildir. Beyanların fonksiyonu,taşınmazla ilgili bazı fiilî veya hukuki durumlara ya da zaten mevcut bulunanbazı haklara aleniyet sağlamaktan ibarettir. Beyanlar hanesine bir hususunkaydedilmesi ilgili kişiye herhangi bir hak vermeyeceği gibi o kişi bakımındanbir hak da doğurmaz. Bu nedenle orman dışına çıkarılan alanların kadastrosusırasında buraları fiilen kullananların, beyanlar hanesine kaydı bu kişileraçısından herhangi bir hak doğurmayıp ancak fiilî durumun tespiti ve alenileştirilmesianlamına gelecektir. Bu tespitin tek amacının bu arazilerin fiilen kullananlarasatılması olduğu söylenemez. Devletin orman alanı dışına çıkarılan arazilerinfiilî kullanım durumlarını da dikkate alarak envanterini çıkarması bu alanlarlailgili yapılacak her türlü tasarruf açısından büyük önem taşımaktadır.Yapılacak tespitler bu arazilerin orman köylülerine tahsisi, fiilenkullananlardan ecrimisil alınması, fiilî durumunispatı gibi işlevler de görebilirler (AYM, E.2009/24, K.2011/75, 12/5/2011).
42. Somut olayda 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi kapsamındayapılan kadastro çalışmaları sırasında 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (B)bendi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazınbeyanlar hanesinde taşınmazın bahçe olarak yirmi yıldan beri başvurucununkullanımında olduğu gösterilmiştir. Davacı, mülkiyet hususunda Hazine adınayapılan tespite bir itirazı olmamakla birlikte taşınmazın kullanıcısınınkendisi olduğunu iddia ederek fiilî kullanım yönünden taşınmazın beyanlarhanesine yazılan kayda itiraz etmiş ve beyanlar hanesindeki kullanıcı kaydınındeğiştirilerek kendisinin yazılması için başvurucu aleyhine dava açmıştır.Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilerek taşınmazınbeyanlar hanesindeki başvurucu adına yazılı kaydın, taşınmazın bahçe olarak onbeş yıldan beri davacının fiilî kullanımında olduğu şeklinde düzeltilmesinekarar verilmiştir. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesihükmü onamış ve karar düzeltme isteminin aynı Daire tarafından reddedilmesisonucu hüküm kesinleşmiştir.
43. Orman sayılmakla birlikte 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin(B) bendi kapsamında orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın, 3402 sayılıKanun'un ek 4. maddesi kapsamında yapılan kadastro çalışmaları sırasında Hazineadına tespit gördüğü ve mülkiyetinin Hazineye ait olduğu anlaşılmaktadır.Nitekim bu husus taraflar arasında uyuşmazlık konusu da olmamıştır. Yargılamaaşamasında davacı, dava dilekçesini tekrar ederek davanın mülkiyet hususundaHazine adına yapılan tespite ilişkin olmadığını, fiilî kullanım yönündentaşınmazın beyanlar hanesine yazılan kayda itiraz ettiğini açıklamıştır. Bubakımdan başvurucu adına düzenlenen bir tapu kaydının bulunmadığı ve taşınmazınmülkiyetinin Hazineye ait bulunduğu tartışmasızdır.
44. Öte yandan başvurucu, taşınmazın beyanlar hanesindeki kaydagöre süreç içerisinde bedelini ödeyerek taşınmazın kendi adına tapuda tescilinisağlayabilecek iken bu imkândan mahrum kaldığını iddia etmektedir.
45. AİHM, kamu malı niteliğinde bulunan taşınmazlara tapu tahsisbelgesi verilmesi sebebiyle mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklenti yönündendeğerlendirmeler yaptığı kararında, mülkten yararlanmaya devam etme konusundakimeşru beklentinin iç hukukta yeterli bir temele dayanması gerektiğini,başvuruculara verilen tapu tahsis belgesine dayanılarak mülk sahibi olunmasınınşartları olduğunu yani bu hakkın şartlı bir hak sağladığını ve şartların oluşupoluşmadığının derece mahkemeleri tarafından değerlendirileceğini belirtmiştir (Anat ve diğerleri/Türkiye, B. No: 37899/04,26/4/2011, §§ 52, 53). AİHM'in tapu tahsisbelgelerini incelediği kararlarında, anılan belgenin; tapu senedi olmadığı,sadece kişinin söz konusu taşınmazı elinde bulundurduğunu belgelediği, bubelgenin verilmesinin belge sahibine mülkiyet hakkı tanındığı anlamınagelmediği gibi yetkili makamlara tapu senedi verme zorunluluğu da getirmediği,başvurucuların sadece bu belgeye dayalı olarak arazilerinin elinden alınmasıile alacaklı duruma geldikleri yönünde haklı bir beklenti içine girdiklerindensöz edilemeyeceği vetaşınmazla ilgili olarak 1 No.luEk Protokol'ün 1. maddesi anlamında “mülk”ünvarlığını iddia edemeyecekleri belirtilmiştir (Anat ve diğerleri/Türkiye,§§ 55, 56).
46. Orman sayılmakla birlikte 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin(B) bendi kapsamında orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın mülkiyetiHazineye ait olup kamu malı niteliğinde bulunmaktadır.
47. 6292 sayılı Kanun kapsamında Hazine adına orman sınırlarıdışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi bakımından, fiilî kullanımsebebiyle beyanlar hanesinde yazılı olan kişilerin hak sahipliği belli şartlarabağlanmıştır. Buna göre 6292 sayılı Kanun'un 6. maddesinde, 6831 sayılıKanun'un 2. maddesinin (B) bendi kapsamında kalan alanlarda (2/B alanlarında)bulunan taşınmazlar hakkında bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten öncedüzenlenen güncelleme listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmişmahkeme kararlarına göre oluşturulan tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre;bu taşınmazların 31/12/2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilen kişilerden butaşınmazları satın almak için bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibarenaltı ay içerisinde idareye başvuran ve idarece tespit edilen satış bedeliniitiraz ve dava konusu etmeksizin kabul edenler ile 2/B alanlarında bulunantaşınmazlar hakkında bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenecekgüncelleme listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkemekararlarına göre oluşturulacak tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre; butaşınmazların 31/12/2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilecek kişilerden butaşınmazları satın almak için güncelleme listelerinin tescil edildiği veyakadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren sekiz ay içinde idareyebaşvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini itiraz ve dava konusuetmeksizin kabul edenler hak sahibi sayılmıştır. Peşin satışlarda satışbedelinin tamamının, taksitli satışlarda ise peşinatı veya taksitleri vadesindeödememek suretiyle yükümlülüklerini yerine getirmeyenlerin doğrudan satın almahaklarının düşeceği, yine hak sahiplerinden idarenin teklifini kabuletmeyenlerin doğrudan satış hakkından yararlanamayacakları, başkaca taleptebulunamayacakları, hak ve tazminat talep edemeyecekleri ve dava açamayacaklarıbelirtilmiştir.
48. Ayrıca, 6292 sayılı Kanun'un 6. maddesine göre haksahiplerine doğrudan satılması gereken taşınmazlardan ağaçlandırılmak üzereOrman Genel Müdürlüğüne tahsis edilen, kamu hizmetlerine ayrılan veya bu amaçlakullanılan ya da Maliye Bakanlığınca belirlenen taşınmazlar ile ilgiliidarelerce bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç üç ayiçerisinde idareye bildirilmesi şartıyla özel kanunlar gereğincedeğerlendirilmesi gerekenler ile içme ve kullanma suyu havzalarında maksimum suseviyesinden itibaren üç yüz metrelik bant içerisinde kalan yerlerin haksahiplerine satılamayacağı, bu taşınmazların yerine, istenilmesi hâlinde haksahiplerine taşınmazın rayiç değerine eş değer öncelikle aynı il sınırlarıiçerisinde bulunan 2/B alanlarındaki taşınmazın hesaplanacak satış bedelikarşılığında doğrudan satılabileceği düzenlenmiştir.
49. Yine 6292 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (5) numaralı fıkrasında,hak sahibi bulunmayan taşınmazlar ile bu Kanun hükümlerine göre işlem yapılmaküzere hak sahipleri veya ilgilileri tarafından süresi içerisinde başvurudabulunulmaması veya başvuruda bulunulmasına rağmen yükümlülüklerin yerinegetirilmemesi ya da gerekli şartları sağlayamaması sebebiyle doğrudansatılamamaları veya iade edilmemeleri sebepleriyle haklarında işlem yapılamayantaşınmazların tapu kütüklerinde yer alan 2/B, kullanıcı ve muhdesatbelirtmelerinin Maliye Bakanlığının talebi üzerine tapu idaresince terkinedileceği ve bu taşınmazların Maliye Bakanlığınca genel hükümlere göredeğerlendirileceği, bu yerlerden kamu hizmetlerinde kullanılanların, kamuidarelerinin ihtiyaçları için gerekli olanların ve özel kanunları gereğinceilgili idarelere tahsisi gerekenlerin Maliye Bakanlığınca tahsis edileceğidüzenlenmiştir.
50. 2/B alanlarında kalan taşınmazın 6292 sayılı Kanunkapsamında doğrudan satışı için yapılan başvurunun reddine ilişkin işleminiptali istemiyle idare mahkemesinde açılan dava kapsamında Danıştay SekizinciDairesi 9/9/2015 tarihli ve E.2015/4106, K.2015/6968 sayılı kararında davakonusu işlemin taşınmazın 6292 sayılı Kanun kapsamında davacıya satışınınyapılıp yapılamayacağının tespitine yönelik idari nitelikte bir ön işlemolduğunu, bu durumda taşınmazın davacıya satışı için 6292 sayılı Kanun'daöngörülen şartları taşıyıp taşımadığının idari yargı yerinde değerlendirilmesigerektiğini belirtmiştir (Danıştay Sekizinci Dairesinin 9/9/2015 tarihli ve E.2015/4106, K.2015/6968; 7/10/2015 tarihli ve E.2015/909, K.2015/8076 sayılıkararları).
51. Sonuç olarak orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazınmülkiyetinin Hazineye ait olması, kadastro tutanağının beyanlar hanesindekiherhangi bir ayni etki doğurmayan yanlızcabilgilendirme ve açıklama fonksiyonuna sahip kaydın hukuki niteliği, 6292sayılı Kanun kapsamında başvuru ve satış işlemleri için bazı şartlarınöngörülmüş olması ve uyuşmazlık halinde satış için taşınmazın 6292 sayılıKanun'da öngörülen şartları taşıyıp taşımadığının derece mahkemelerincedeğerlendirileceğine dair yargı kararları dikkate alındığında özellikle 6292sayılı Kanun'da belirtilen şartların sağlanamaması durumunda meşru beklentikapsamında bir hak veya alacağının bulunduğu söylenemez. Başvurucuyu,taşınmazın mülkiyetini elde etme konusunda meşru bir beklentiye sevkedecek bir kanun hükmü veya yerleşik yargısal biriçtihat da bulunmadığından başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenenmülkiyet hakkına ilişkin korumadan yararlandırılması mümkün değildir.
52. Açıklanan nedenlerle başvurucunun, fiilî kullanım durumudikkate alınarak taşınmazın beyanlar hanesine fiilen kullanıcı olduğununkaydedilmesine ilişkin olarak Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren korunmayadeğer bir menfaatinin bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
a. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
53. Başvurucu; dava dilekçesinin kendisinin ve ailesinin ikametettiği adrese tebliğe çıkarıldığını ancak tebliğ evrakının üzerine tebligatınmahalle muhtarlığına teslim edildiği ve kendisine haber vermek üzere komşusuE.G.ye bilgi verildiği yazılmış ise de kendisinin E.G. isminde bir komşusununbulunmadığını, bu bakımdan tebligatın usulsüz olduğunu veyargılamayakatılamadığını ve taraf teşkili sağlanmadan karar verildiğini ileri sürmüştür.Başvurucunun şikâyeti, adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerdenhakkaniyete uygun yargılanma hakkıyla ilgili olduğundan bu kapsamdadeğerlendirilmiştir.
54. Bakanlık görüş yazısında başvurucunun şikâyetlerin özününderece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olgulara ilişkinhukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerinceuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmamasıyla ilgiliolduğu, başvurucuya çıkarılan tebligatın geçerli olup olmadığı ve adilyargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği hususunun Anayasa Mahkemesitarafından değerlendirilmesi gerektiğinin düşünüldüğü, ihlal tespit edilmesihâlinde hakkaniyete uygun bir tazminata karar verilmesi gerektiğibildirilmiştir.
55. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesindetebligata ilişkin mevzuat hükümlerine atıf yapan değerlendirmelere itirazınınbulunmadığını belirtmiştir.
56. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır.”
57. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
58. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuru yoluylaAnayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınanayasal ödevi olup bu ödevin yerine getirilmemesi nedeniyle ortaya çıkan hakihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenletemel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013,§ 16).
59. Bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derecemahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte birkanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun bu niteliği gereği Anayasa Mahkemesinebireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarınıntüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önünegetirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilereusulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarınızamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunutakip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,26/3/2013, § 17).
60. Somut olayda başvurucu, dava dilekçesinin kendisi veailesinin ikamet ettiği adrese tebliğe çıkarılmasına rağmen tebliğ evrakınınüzerine kendisine haber vermek üzere komşusu E.G.ye bilgi verildiğininyazıldığını ancak kendisinin E.G. isminde bir komşusunun bulunmadığınıbelirterek tebligatın usulsüz olduğundan şikâyet etmektedir. İlk DereceMahkemesince verilen karar üzerine temyiz talebinde bulunan başvurucu temyizdilekçesinde, şikâyete konu tebligatın gönderilen adresten bilaikmalgeri dönmesinin makul ve mantıklı bir izahının bulunmadığını, kendisinin yirmiyıldan fazla bir zamandan beri ailesi ile birlikte bu yerde oturduğunu, kendisiolmasa bile tebligatı alacak aile yakını ve apartman görevlisi bulunduğunu,tebligat yapıl(a)maması sebebi ile davadan haberdar olunamadığını belirterek usulve esas yönünden hükmün bozulmasını istemiştir. Hükmün onanması üzerinebaşvurucu karar düzeltme yoluna başvurmuş ise de karar düzeltme talepdilekçesinde şikâyete konu tebligatın usulsüz olduğuna ilişkin bir açıklama vedeğerlendirmeye yer vermemiş, özellikle davanın esasına ilişkin hususlardaaçıklamalarda bulunarak hükmün bozulmasını istemiştir.
61. Buna göre tebligat çıkarılan adrese ve şikâyete konutebligat evrakı üzerinde yazılı diğer hususlara bir itirazı bulunmayan, yanlızca tebliğ evrakı üzerinde komşusu olduğu belirtilenkişinin aslında komşusu olmadığı ve tebligatın bu sebeple usulsüz olduğundanşikâyet eden başvurucunun bu hususu temyiz incelemesinde usulünce ilerisürmediği, temyiz dilekçesinde yalnızca belirtilen adreste kendisi olmasa bile tebligatıalabilecek bir aile yakını ve apartman görevlisi bulunduğundan ilk çıkarılantebligatın bilaikmal iadesinin makul ve mantıklıolmadığı ve bu sebeple usulüne uygun tebligat yapılmadığından bahsedildiği,karar düzeltme dilekçesinde ise şikâyete konu tebligatın usulsüz olduğuna dairhiçbir açıklamaya yer verilmediği ve bu hususun karar düzeltme aşamasında dausulünce ileri sürülmediği değerlendirilmiştir. Başvurucunun, tebligatınusulsüz olduğu ve taraf teşkili sağlanmadan karar verildiğine dair bireyselbaşvuruya konu şikâyetinin temyiz ve karar düzeltme aşamalarında ilerisürebilmesi ve dolayısıyla bu iddialarla ilgili olarak giderim sağlayabilmesimümkün olduğu hâlde bu konuda hukuk yollarını tüketmeden bireysel başvurudabulunduğu anlaşılmıştır.
62. Açıklanan nedenlerle hukuk sisteminde düzenlenen başvuruyolları tüketilmeksizin bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla AdilOlmadığına İlişkin İddia
63. Başvurucu; zilyetliğe ilişkin tereddüt içeren bilirkişiraporuna rağmen aleyhe hüküm kurulduğunu, davacının gerçek dışı beyanlarınaitibar edildiğini, tanık beyanlarının çelişkili olduğunu, hatalı ve eksikdeğerlendirme ile karar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlaledildiğinden şikâyet etmiştir.
64. Bakanlık görüş yazısında başvurucunun şikâyetlerin özününderece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olgulara ilişkinhukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerinceuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmamasıyla ilgilibulunduğu bildirilmiştir.
65. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde,yargılama sürecinin bireysel başvuru denetiminden uzak olduğu görüşünekatılmadığını belirtmiştir.
66. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
67. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenarbaşlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
68. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine kararverilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasındaise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
69. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve budurumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlaletmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlikiçermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
70. Başvuru konusu olayda 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (B)bendi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılarak Hazine adınatespit gören taşınmazın beyanlar hanesindeki fiilî kullanıma ilişkin kaydındüzeltilmesi istemiyle Hazine ve başvurucu aleyhine dava açılmıştır. Yargılamaaşamasında davacı, dava dilekçesini tekrar ederek mülkiyet hususunda Hazineadına yapılan tespite itirazının olmadığını ve fiilî kullanım yönünden beyanlarhanesinde yapılan tespite itiraz ettiklerini belirtmiştir. Mahallinde keşifyapılmak suretiyle alınan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın kiminkullanımında olduğunun Mahkemenin takdirinde bulunduğu belirtilmiştir. İlkDerece Mahkemesince, kadastro çalışmalarında tespit tutanağına göre dava konusutaşınmazın beyanlar hanesinde taşınmazın başvurucunun fiilî kullanımında olduğubelirtilmiş ise de belediye emlak kayıtlarının incelenmesi neticesindedavacının kullanımında olan taşınmazın Orhangazi Mahallesi 102 ada 10 ve 20No.lu parseller olduğu, başvurucunun kullanımında olan yerin ise Akşemsettin Mahallesi 130 ada 10 No.lu parsel olduğu; davadilekçesi, tespit tutanağı, belediye emlak kayıtları ve tüm dosya kapsamınagöre davacının, dava konusu parseli 102 ada 10 No.lu parsel ile kullandığı, heriki parselin de davacının zilyetliğinde bulunduğu, dava konusu parselinkadastro tespitinde sehven davalının kullanımında olduğunun yazıldığı, her nekadar kadastro tespit bilirkişileri tarafından Mahkemece yapılan keşifsırasında taşınmazın başvurucunun kullanımında olduğu belirtilmiş ise de tespittutanakları topluca düzenlendiğinden ve davalı adına AkşemsettinMahallesi 130 ada 10 No.lu parsel tespit edildiğinden kadastro tespitbilirkişilerinin beyanlarına itibar edilmediği belirtilerek davanın kabulünekarar verilmiştir. Temyiz üzerine hüküm, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin18/3/2013 tarihli ilamı ile onanmış, karar düzeltme talebi reddedilerek hükümkesinleşmiştir.
71. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddialarıincelendiğinde iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerindeğerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet bulunmadığınave esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmakta olupDerece Mahkemesi kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlikoluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.
72. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararınınbariz takdir hatası veya açık keyfîlik de içermediğianlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
c. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
73. Başvurucu, temyiz dilekçesindeki itirazlar ve sunulandeliller değerlendirilmeden temyiz talebinin reddedildiğini ileri sürmüştür.Başvurucunun şikâyeti, adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerdengerekçeli karar hakkıyla ilgili olduğundan bu kapsamda değerlendirilmiştir.
74. Bakanlık görüş yazısında başvurucunun şikâyetlerin özününderece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olgulara ilişkinhukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerinceuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmamasıyla ilgilibulunduğu bildirilmiştir.
75. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesindeyargılama sürecinin bireysel başvuru denetiminden uzak olduğu görüşünekatılmadığını belirtmiştir.
76. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”
77. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin,yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hakniteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekildeyararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerdenbiridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarınıngerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak aramahürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §30).
78. Derece mahkemeleri, kendisine sunulan tüm iddialara yanıtvermek zorunda değildir. Bununla beraber, ileri sürülen iddialardan biri kabuledildiğinde davanın sonucuna etkili olması söz konusu ise mahkeme bu hususabelirli ve açık bir yanıt vermek zorunda olabilir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).
79. Temyiz mercilerinin kararlarının da tamamen gerekçeli olmasızorunlu değildir. Temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynıfikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıflakararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin birşekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derecemahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).
80. Somut olayda başvurucu, temyiz dilekçesindeki itirazlar vesunulan deliller değerlendirilmeden temyiz talebinin reddedildiğini ilerisürmüştür. İlk Derece Mahkemesince davanın niteliği gözetilerek kadastro tespittutanağı, 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (B) bendi kapsamında tutulankayıtlar, belediye emlak kayıtları, keşif, bilirkişi incelemesi, mahallîbilirkişi ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamı dikkate alınmak ve ilgilihukuk kuralları yorumlanmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir (bkz.§ 9). Yargıtay 16. Hukuk Dairesi tarafından da İlk Derece Mahkemesince verilenkararın gerekçesine atıf yapılarak ve bu gerekçe aynen kabul edilerek hükümonanmış ve temyiz istemi reddedilmiştir. Dolayısıyla Yargıtay onama kararınıngerekçesiz olduğundan söz edilemez.
81. Açıklanan nedenlerle gerekçeli karar hakkına yönelik birihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1.Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
10/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.