TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
DALBAY TAŞ İMALATI SANAYİ VE TİCARET LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/3210)
Karar Tarihi: 16/6/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör
:
Selami ER
Başvurucu
:
Dalbay Taş İmalatı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.
Temsilcisi
:
Kadir DALBAY
Vekili
:
Av. Yusuf DABAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, mutlak koruma alanında olduğu gerekçesiyle iptaledilen ruhsata konu işletme alanının mutlak koruma alanından çıkarılarak ihaleedilecek alanlardan gösterilmesi sonrasında yeniden ruhsat alma talebiyleaçılan davanın kazanılmış hak gözetilmeden ve idari işlemle ilişki kurulmadanreddedilmesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 11/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/12/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanınca 22/2/2016 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığınagönderilmiştir. Bakanlığın 21/3/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesitarafından verilen bir kabul edilebilirlik kararının bulunmadığı gerekçesiylegörüş bildirilmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. İstanbul ili Gaziosmanpaşa ilçesi Cebeci köyü civarındabaşvurucu Şirkete ait İR:2443 ve İR:1206 sayılı maden işletme ruhsatlarıbaşvurucunun 26/9/1988 tarihli talebi üzerine birleştirilerek başvurucuyaTR:2692 sayılı yeni bir ruhsat verilmiştir.
8. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünce (İSKİ)bu ruhsatlardan İR:1206 sayılı işletme ruhsatı sahasındaki faaliyetlernedeniyle oluşan atık maddelerin Alibeyköy Barajı'nı alüvyon ile doldurduğununtespit edildiği, bu nedenle ruhsatın iptal edilmesi, 1/10/1990 tarihli yazıylaEnerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından istenmiştir. Bakanlığın cevap vermemesiüzerine İSKİ Genel Müdürlüğünce Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı aleyhineİstanbul 1. İdare Mahkemesinde dava açılmış, anılan Mahkemenin 21/1/1993tarihli ve E.1992/791, K.1993/59 sayılı kararıyla dava konusu taş ocağınınAlibeyköy Barajı'nın su toplama havzasında mevcut derelerin mutlak koruma alanıiçinde kalmasından dolayı muhafazasının mümkün olmadığı gerekçesiyle iptalkararı verilmiş; bu karar Danıştay tarafından onanarak kesinleşmiştir.
9. Bunun üzerine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafındandaha önce birleştirilmiş ruhsat alanından İR:1206 sayılı ruhsat alanıçıkarılmak suretiyle başvurucuya yeni bir ruhsat verilmiştir.
10. Başvurucu Şirket, mutlak koruma alanı sınırlarınındeğiştirilmesi sonrasında yargı kararıyla iptal edilen İR:1206 sayılı ruhsatalanının Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından mermer işletilmek üzereihaleye çıkarıldığını öğrenmiş ve 19/7/2005 tarihli dilekçeyle ihaleyeçıkarılan maden alanının kendi ruhsat alanı olduğunu, bu yüzden ihalenin iptaledilerek ihale konusu alanın kendi ruhsatına ilave edilmesini talep etmiştir.
11. Başvurucunun bu talebi"İSKİGenel Müdürlüğü'ne içme ve kullanma suyu temin edilen mutlak koruma alansınırları ve İSKİ Baraj Koruma alan sınırları sorulmuş olup gelecek cevaba göreişlem tesis edilecektir." yönündeki 20/9/2005 tarihli ve 39714/152772sayılı işlemin iptali istemiyle İstanbul 6. İdare Mahkemesinde (mahkeme) davaaçmıştır.
12. Mahkeme, 30/4/2007 tarihli ve E.2005/2912, K.2007/1119sayılı kararıyla Alibeyköy Barajı su toplama havzası içinde ve korumahavzasında mevcut derelerin mutlak koruma alanında kaldığı Mahkeme kararıylasabit olan taşınmaz için davalı idarece tesis edilen işlemde hukuka aykırılıkbulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Bu kararın temyizi üzerineDanıştay Sekizinci Dairesi, 30/4/2007 tarihli ve E.2005/2912, K.2007/1119sayılı kararıyla2577 sayılı Kanun'un 3. maddesi hükmüne uygun bulunmayan davadilekçesinin reddedilmesi gerekirken, işin esasına girilerek davanın reddiyönünde verilen mahkeme kararında yasal isabet bulunmadığı gerekçesiyle Mahkemekararını bozmuştur.
13. Daha sonra başvurucunun iddiaları tefrik edilerek iki farklıdava halinde yargılama sürecine devam edilmiştir.
14. Başvurucunun alanın ihaleye çıkartılmasına ilişkin işleminiptali isteminin görüldüğü davada Mahkeme, 30/6/2010 tarihli ve E.2009/640,K.2010/1209 sayılı kararıyla, 1. İdare Mahkemesinin 21/1/1993 tarihli kararınaatıfla uyuşmazlık konusu alanın, Alibeyköy Barajının su toplama havzasında,mevcut derelerin mutlak koruma alanı içinde kaldığı, bu alanın ihale yoluylayeniden aramaya açılacak alan olarak belirlenmesinin mümkün bulunmadığıgerekçesiyle işlemin iptaline karar vermiştir. Bu kararın temyizi üzerineDanıştay Sekizinci Dairesi, 27/3/2013 tarihli ve E.2010/9638, K.2013/2357sayılı kararıyla; uyuşmazlık konusu alanın İstanbul 1. İdare Mahkemesinin21/1/1993 tarihli kararının verildiği tarihte mutlak koruma alanı içindekalmasına rağmen daha sonra kısa mesafeli koruma alanı içine alındığını; bu durumdaİstanbul 6. İdare Mahkemesince bu alanın mutlakkoruma alanı içinde kaldığını tespit eden mahkeme kararı gerekçe gösterilerekdavanın reddedilmesinde hukuki isabet görülmediğini; ancak ilgili mevzuatta,kısa mesafeli koruma alanında madencilik faaliyetinde bulunulmasının son derecesıkı şartlara bağlanması ve dava konusu alanın bu istisnai şartlardan hiçbirinitaşımaması karşısında İdare Mahkemesince verilen kararın sonucu itibarıylayerinde bulunduğunu belirtilerek onamıştır.
15. Başvurunun başvuruya konu ettiği ruhsat sahasından bölünenalanın ruhsatına ilave edilmesi yönündeki talebi hakkında görülen devada iseMahkemesinin 30/6/2010 tarihli ve E.2009/451, K.2010/1208 sayılı kararıyla,"olayda, davacı şirket uhdesindebulunan İR:2692 sayılı ruhsattan bölünen alanın, Alibeyköy Barajının su toplamahavzasında, mevcut derelerin mutlak koruma alanı içinde kaldığı, bu nedenle deYüzeysel Su Kaynaklarının Kirlenmeye Karşı Korunması Hakkında Yönetmeliğin 4/Amaddesinin 5. bendi gereğince taş, kum, kil ve maden ocağı açılmasına izinverilmeyecek yerlerden olduğunun İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 21/1/1993 tarihve E.1992/791, K.1993/59 sayılı kararıyla açıkça belirlenmesi karşısında, sözkonusu alan 3213 sayılı Maden Kanunu uyarınca madencilik faaliyeti yapılacakalanlardan olamayacağından, bu alanın davacı şirketin halen mevcut ruhsatınailave edilmesi mümkün bulunmamaktadır." gerekçesiyle davareddedilmiştir.
16. Anılan karar Danıştay Sekizinci Dairesinin 27/3/2013 tarihlive E.2010/8516, K.2013/2355 sayılı kararıyla; uyuşmazlık konusu alanın İstanbul1. İdare Mahkemesinin 21/1/1993 tarihli kararının verildiği tarihte mutlakkoruma alanı içinde kalmasına rağmen daha sonra kısa mesafeli koruma alanıiçine alındığı; bu durumdaİstanbul 6. İdareMahkemesince bu alanın mutlak koruma alanı içinde kaldığını tespit eden mahkemekararı gerekçe gösterilerek davanın reddedilmesinde hukuki isabet görülmediği;ancak ilgili mevzuatta, kısa mesafeli koruma alanında madencilik faaliyetindebulunulmasının son derece sıkı şartlara bağlanması ve dava konusu alanın buistisnai şartlardan hiçbirini taşımaması karşısında İdare Mahkemesince verilenkararın sonucu itibarıyla yerinde bulunduğu belirtilerek onanmıştır.
17.Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 20/11/2013tarihli ve E.2013/9437, K.2013/8450 sayılı kararıyla reddedilerek kararkesinleşmiş ve 10/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucu 11/3/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
19. 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 26/5/2004tarihli ve 5177 sayılı Kanun'la değişik 7. maddesi şöyledir:
“Orman, muhafaza ormanı, ağaçlandırma alanları, kara avcılığı alanları,özel koruma bölgeleri,milli parklar, tabiat parkları,tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı,tarım, mera, sitalanları, su havzaları, kıyı alanları ve sahil şeritleri, karasuları, turizmbölgeleri, alanları ve merkezleri ile kültür ve turizm koruma ve gelişimbölgeleri, askerî yasak bölgeler ve imaralanları ilemücavir alanlarda madencilik faaliyetlerinin çevresel etki değerlendirmesi,gayri sıhhî müesseseler ile ilgili hususlardahilhangi esaslara göre yürütüleceği ilgili bakanlıkların görüşü alınarak BakanlarKurulu tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.
İlgili bakanlıkların mevzuatı gereğiyapacakları inceleme ve denetimlerde; ruhsat alanlarında bu yönetmelikesaslarına uygun çalışılmadığının tespiti halinde, mevzuat çerçevesindeyapılacak işlemler Genel Müdürlüğe bildirilir. Çevre ve insan sağlığına zararverdiği tespit edilen madencilik faaliyetleri gerekli önlemler alınıncaya kadardurdurulur.
Çevresel etki değerlendirmesi işlemleri Çevreve Orman Bakanlığı tarafından,diğerizinlere ilişkin işlemler de ilgili bakanlıklar ve diğer kamu kurum vekuruluşlarınca çevresel etki değerlendirmesi sürecinde en geçüçay içinde bitirilir. Bakanlık ve diğer bakanlıkların mevzuatının gerektirdiğimaddî yükümlülükler ruhsat sahibi tarafındankarşılanır.
İmar alanları içinde kalan madencilikfaaliyetleri, ilgili yerel merciden izin alınarak yapılır. Ruhsat alındıktansonra imar alanları içine alınan maden sahalarına bu hüküm uygulanmaz.
Kamu hizmeti veya umumun yararınaayrılmışyerlere ve bu tür tesislere 60 metre mesafe dahilinde madencilik faaliyetleriBakanlığın, binalara 60 metre, özel mülkiyete konu araziye 20 metremesafe dahilinde ise mülk sahibinin iznine bağlıdır.Bu mesafeler, ihtiyaç halinde madencilik faaliyetlerinin boyutu, emniyettedbirleri ve arazinin yapısı dikkate alınarak Bakanlıkça artırılabilir.Mesafeler yatay olarak hesaplanır.
Maden arama faaliyetleri, bu Kanundasayılanlar dışında herhangi bir izne tâbi değildir. İşletme faaliyetleri ise,bu Kanuna göre Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliğe göre yürütülür.
Maden işletme faaliyeti ile Devlet ve ilyolları, havaalanı, liman vebaraj gibi kamuyatırımlarının birbirlerini engellemesi, kamu kurum ve kuruluşlarınınuygulamalarından dolayı maden işletme faaliyetinin yapılamaz hale gelmesi, kamuve özel yatırım için başka alternatif alanların bulunamaması durumunda,madencilik faaliyeti ve yatırımla ilgili karar, Başbakanlık Müsteşarı başkanlığındaoluşturulacak bir kurul tarafından verilir.
Kurulun teşkili, çalışma usulü, karar almaşekli ve diğer hususlar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Kamu yatırımları nedeniyle kurul kararı ilefaaliyeti kısıtlanan maden işletmecisinin yatırım giderleri lehine kararverilen tarafça tazmin edilir.
Madencilik faaliyetleri ve/veya bufaaliyetlere bağlı tesisler için verilmiş izinler, ruhsat hukuku devam ettiğisürece geçerlidir.
Bu madde hükümlerine aykırı faaliyettebulunulduğunun tespiti halinde, ruhsat teminatı iradkaydedilerek bu alandaki faaliyet durdurulur. Beş yıl içinde üç kez bu maddeninihlâli halinde teminatın tamamı iradkaydedilerekruhsat iptal edilir.”
20. 3213 sayılı Kanun'un 7. maddesinin ilk fıkrasının güncelhâli şöyledir:
“Madencilik faaliyetlerinin yapılması ve ruhsatlandırma işlemlerininyürütülmesi ile ilgili olarak yeni verilecek ruhsat alanlarına maden işletmeyöntemi, faaliyetin yapıldığı bölge, madenin cinsi, yapılacak yatırımınçevresel etkileri, şehirleşme ve benzeri hususlar dikkate alınarak, temdittalepleri dahil ruhsat verilen alanlarda kazanılmış haklar korunmak kaydıyla,ilgili kurumların görüşleri alınarak Bakanlık tarafından kısıtlamagetirilebilir. İlk müracaat veya ihale yolu ile yapılacak ruhsatlandırmalardamüracaatın yapılacağı alanlar diğer kanunlar ile getirilen kısıtlamalar gözönüne alınarak Bakanlıkça ruhsat müracaatınakapatılabilir. Kısıtlama gerekçesi ortadan kalkan alanlar ihale yoluylaaramalara açılır. Bu Kanun dışında madencilik faaliyetleri ile ilgili olarakyapılacak her türlü kısıtlama ancak kanun ile düzenlenir.
21. 3213 sayılı Kanun'un 30. maddesinin 5177 sayılı Kanun'ladeğişik hâli şöyledir:
“Herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksir edilmişalanlar ihale yolu ile aramalara açılır. İhale ilânı ResmiGazetede yayımlanır.
İlansüresi içinde müracaat olmaması halinde alan başka bir işleme gerek kalmadanaramalara açık hale gelir. (Ek cümle: 10/06/2010-5995 S.K/13.mad.) Ancak,işletme ruhsat safhasında hukuku sona eren sahalar ile Maden Tetkik ve AramaGenel Müdürlüğü tarafından görünür rezervi belirlenerek Genel Müdürlüğedevredilen sahalara bu hüküm uygulanmaz.
Ruhsatalanları arasında olup en uzak iki noktası arasında 50 metreden az mesafe olanalanlara ruhsat verilmez. Bu alanlar bitişik ruhsat sahipleri arasında ihaleedilir.
Mülga6309 sayılı Maden Kanunu hükümleri uyarınca verilmiş olan ve bu Kanuna göreruhsat hukuku devam eden çakışmalı işletme ruhsat sahalarında yeni bir madenbulunması halinde, çakışmalı alandaki maden hakkı bu ruhsat sahipleri arasındaihale edilerek ruhsatlandırılır.
Sahalarınınihalesinden elde edilen gelirler genel bütçeye özel gelir ve Bakanlık bütçesineözel ödenek kaydedilir.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
22. Mahkemenin 16/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
23. Başvurucu, daha önce aldığı ruhsatın iptal gerekçesininortadan kalktığını, bu durumda ruhsatın kendisine tekrar verilmesi gerektiğini,ancak talebinin reddiyle 3213 sayılı Kanun'un 7. ve 30. maddelerine görekazanılmış hakkının ortadan kaldırıldığını, İdare Mahkemesinde yapılanyargılamada, söz konusu işletme alanının mutlak koruma alanından çıkarıldığı,bu sebeple Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından ihaleye açıldığıhususları hiç dikkate alınmadan, sadece önceki tarihli yargı kararına atıftabulunulmak suretiyle karar verildiğini, Danıştay tarafından da bu gerekçeninuygun olmadığı belirtilmesine rağmen kararın bozulmadığını, yetkili İSKİ GenelMüdürlüğü yerine geçilerek idari işlem niteliğinde karar verildiğini belirterekadil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yargılamanınyenilenmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun ruhsat iptaline sebep olandurumun ortadan kalkması nedeniyle kendisine tekrar ruhsat verilmesi gerektiğiyönündeki iddiası mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklentisi bulunup bulunmadığıyönünden, mahkeme kararlarının gerekçesine yönelik şikâyetinin ise gerekçelikarar hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
25. Başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklentisininyani yeniden ruhsat isteme konusunda kazanılmış hakkının olup olmadığıyargılamanın sonucuna bağlı olduğundan öncelikle adil yargılama hakkıkapsamında gerekçeli karar yönünden inceleme yapılacaktır.
1. Gerekçeli KararHakkının İhlaline İlişkin İddia
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılangerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
27. Başvurucu, İdare Mahkemesinde yapılan yargılamadageçerliliği kalmayan geçmiş somut hukuki durum üzerinden karar verildiğini,Danıştay tarafından da bu gerekçenin uygun olmadığı belirtilmesine rağmen kararınbozulmadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
28. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
29. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır."
30. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi birtemel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden birisidir. Bu bağlamda, Anayasa'nın bütün mahkemelerin her türlükararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hakarama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §30).
31. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan ve 141.maddesinde devlete bir yükümlülük olarak getirilen gerekçeli karar hakkı,mahkeme kararlarında kararların dayandığı hukuki gerekçenin yeterli açıklıktagösterilmesini gerektirir (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §33). Mahkemelerin hükümleri için gerekçe yazmaları gerekmekle birlikte bu,tarafların tüm iddialarına detaylı yanıt vermek zorunluluğu şeklinde anlaşılmamalıdır.Gerekçe yazmayükümlülüğünün ileri sürülen iddiaların davanın sonucuna etkisi yönünden herdavanın şartları çerçevesinde değerlendirilerek belirlenmesi gerekmektedir. Bukapsamda ileri sürülen iddianın kabulü hâlinde davanın sonucuna etkili olmasıbekleniyor ise mahkemelerin bu iddiayı değerlendirmeleri gerekebilir (Mustafa Ünlü, B. No: 2013/735, 17/9/2014,§ 45).
32. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), derecemahkemelerinin kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmadığınıancak ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkiliolması hâlinde mahkemelerin bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorundaolabileceğini, böyle bir durumda dahi ileri sürülen iddiaların zımnen reddininyeterli olabileceğini belirtmiştir (Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91,9/12/1994, § 27).
33. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemeninkararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basitbir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyizmerciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunugöstermesidir (Yasemin Ekşi, B.No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).
34. Somut başvuruya konu olayda İSKİ tarafından açılan davasonucu başvurucuya ait iki ruhsattan biri olan İR:1206 sayılı işletme ruhsatısu toplama havzasının mutlak koruma alanı içinde kaldığı gerekçesiyleİstanbul1. İdare Mahkemesinin 21/1/1993 tarihli kararıyla iptal edilmiştir. Başvurucu,mutlak koruma alanı sınırlarının değiştirilmesi sonrasında iptal edilen İR:1206sayılı ruhsat alanının, Bakanlık tarafından mermer işletilmek üzere ihaleyeçıkarıldığını öğrenerek 19/7/2005 tarihli dilekçeyle ihale konusu alanın kendiruhsatına ilave edilmesini ve ihaleye çıkartılmasına yönelik idari işleminiptalini talep ederek dava açmıştır. Daha sonra bu davalar tefrik edilerekihalenin iptali ayrı bir dava, alanın ruhsata ilavesi ayrı bir dava olarakgörülmüştür. Başvurucunun başvuruya konu ettiği dava alanın ruhsata ilaveedilmesi talebinin incelendiği davadır. İnceleme bu dava üzerindenyapılacaktır.
35. Başvurucu, ruhsat iptaline sebep olan ve kendisindenkaynaklanmayan hususta değişiklik yapılarak alanın mutlak koruma alanındançıkarıldığını, bu nedenle alanın kendi ruhsatına ilave edilmesi konusunda 3213sayılı Kanun'un 7. ve 30. maddelerine göre kazanılmış hakkının bulunduğu veKanun'da geçen hükümden düşmüş alanın ruhsat sahibinin kusurundan ilerigelmeyen düşmeleri kapsadığını iddia etmektedir.
36. Başvurucunun başvuruya konu ettiği dava, mutlak korumaalanından çıkarılan maden sahasının tekrar ruhsatına ilavesi talebiyleaçılmıştır. Uyuşmazlığın esasını, daha önce başvurucuya ait birleştirilmişruhsat alanının bir kısmının mutlak koruma alanında olduğu gerekçesiyle ruhsatkapsamından çıkarıldıktan sonra mutlak koruma alanı sınırlarının değiştirilmesive söz konusu alanın yeniden madencilik faaliyetine açılması üzerine oluşanyeni hukuki durumda başvurucunun korunması gerekli bir hakkının olup olmadığıoluşturmaktadır.
37.İstanbul 6. İdare Mahkemesince 30/6/2010 tarihinde verilenkararda, söz konusu işletme alanının mutlak koruma alanından çıkarıldığı hususuile başvurucunun iddiaları dikkate alınmaksızın ve bu konuda bir gerekçeyedayanılmaksızın söz konusu alanın 21/1/1993 tarihindeki eski statüsü gerekçegösterilerek dava reddedilmiştir. Bu durumda İdare Mahkemesince verilenkararda, somut uyuşmazlıkta mevcut durumun ele alındığından, başvurucunun esasaetkili iddialarının değerlendirilerek yanıt verildiğinden ve/veya başvurucununtemel şikâyetinin incelendiğinden söz edilemez.
38. Davanın temyiz incelemesinde ise Danıştay tarafından İdareMahkemesinin yukarıda belirtilen kararında davanın reddedilmesinde hukukiisabet görülmediği belirtilmesine rağmen kararın bozulması yoluna gidilmeyerek,somut olay ve iddialar değerlendirilmeden sadece kısa mesafeli koruma alanındamadencilik faaliyetinde bulunulmasının son derece sıkı şartlara bağlanması vedava konusu alanın bu istisnai şartlardan hiçbirini taşımaması gerekçeleriylekararın onandığı anlaşılmaktadır.
39. Somut davanın temyiz incelemesinde de başvurucunun mutlakkoruma alanından çıkarılan alanın ruhsatına ilavesi konusunda ileri sürdüğütemel iddiası tartışılmadığı gibi kısa mesafeli koruma alanıyla ilgili hangişartların taşınmadığının da izahı yapılmamıştır.
40. Sonuç olarak başvurucunun mutlak koruma alanından çıkarılanalanın ruhsatına ilavesi talebini dayandırdığı temel iddiası incelenmediği gibiİlk Derece Mahkemesi, kararın gerekçesini somut gerçekliği değişmiş bir hukukidurum üzerine bina etmiş; temyiz incelemesinde ise bu durum fark edildiği hâldegerekçe kısmen değiştirilerek ancak somut davanın koşulları yeterincegerekçelendirilmeden onama hükmü kurulmuştur.
41. Açıklanan nedenlerle başvurucunun esasa etkili olduğu açıkolan iddiası karşılanmaksızın ve somut gerçekliğe uygun olmayan hukuki durumadayanılarak hüküm kurulmasıyla başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvencealtına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
2. Mülkiyet Hakkınınİhlaline İlişkin İddia
42. Başvurucu; daha önce aldığı ruhsatın iptal gerekçesininortadan kalktığını, bu durumda ruhsatın kendisine tekrar verilmesi gerektiğiniancak talebinin reddiyle 3213 sayılı Kanun'un 7. ve 30. maddelerine görekazanılmış hakkının ortadan kaldırıldığını, dava konusu maden alanının aynıKanun'un 30. maddesinde geçen "hükümdendüşürülmüş alan" olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını;zira kendi kusuru ile ruhsatın iptal edilmediğini iddia ederek mülkiyethakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
43. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşrubeklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddiaedilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanıma mevzuat hükümlerive yargı kararları ile yapılmaktadır (ÜçgenNakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37).Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle birhakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (KemalYeler ve Ali Arslan Çelebi, § 38). Bu nedenle önceliklebaşvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyeteilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunundeğerlendirilmesi gerekir.
44.Somut başvuruya konu davada başvurucunun mutlak korumaalanından çıkarılan sahanın ruhsatına ilave edilmesi talebini dayandırdığı temeliddiası Mahkemece incelenmemiş ve Mahkeme kararın gerekçesini somut gerçekliğideğişmiş bir hukuki durum üzerine bina etmiştir. Temyiz incelemesinde ise budurum fark edildiği hâlde gerekçe kısmen değiştirilerek ancak somut davanınkoşulları yeterince gerekçelendirilmeden onama hükmü kurulmuştur. Bu nedenlebaşvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.Gerekçeli karar hakkı güvencesine uygun olmayan bir yargılama sonrası verilenret kararı üzerinden başvurucunun iddia ettiği kazanılmış hak ve/veya meşrubeklenti iddiasının var olduğu ya da olmadığı sonucuna ulaşılması mümkündeğildir. Bu durumda önce başvurucunun iddiasının yeterince incelenerek esastangörüşüldüğü adil bir yargılamada tartışılarak sonuca bağlanması ve bu kararüzerinden temyiz incelemesinin yapılması, daha sonra Anayasa Mahkemesi önündedile getirilmesi gerekmektedir.
45. Açıklanan nedenlerle, adil olmayan bir yargılamanınsonucundan hareketle mülkiyet iddiası tartışılamayacağından mülkiyet hakkınayönelik şikâyet konusunda bu aşamada karar verilmesine gerek görülmemiştir.
4. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
47. Başvurucu haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek yenidenyargılanma talebinde bulunmuştur.
48. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
49. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan,başvurucunun iddialarını karşılanarak ve somut hukuki durumun koşulları dikkatealınarak karar verilmesini teminen kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 6. İdare Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
50. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçelikarar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkına ilişkin şikâyet için bu aşamada KARAR VERİLMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereİstanbul 6. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
16/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.