TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
DALGA EDA YILDIRIM VE ÖZGÜN YILDIRIM BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/5974)
Karar Tarihi: 26/12/2017
R.G. Tarih ve Sayı: 23/2/2018-30341
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucular
:
1. Dalga Eda YILDIRIM
2. Özgün YILDIRIM
Vekili
:
Av. Arzu BECERİK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; soy bağının reddi için kayyım atanma zorunluluğununbulunması ve hak düşürücü süre öngörülmesi, ayrıca boşanma davasına ilişkinyargılama sırasında davalı eşin çocuğun biyolojik babası olmadığının tespitedilmesine rağmen davalı ile çocuk arasında kişisel ilişkinin devamına kararverilmesi nedenleriyle aile hayatına saygı hakkının, kayyım tayinine ilişkinyargılama sürecinin uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 25/4/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu Dalga Eda Söylemezoğlu (boşandıktan sonraki soyadıYıldırım) ile S.S. 28/6/2003 tarihinde evlenmişlerdir. Evlilik birliği içinde5/2/2007 tarihinde başvurucu Özgün Söylemezoğlu (soy bağının reddi kararınınkesinleşmesinden sonraki soyadı Yıldırım) doğmuştur.
A. Boşanma Davası Süreci
10. Başvurucu Dalga Eda Söylemezoğlu, evlilik birliğinintemelinden sarsıldığı ve ortak hayatın çekilmez hâle geldiği gerekçeleriyle29/1/2010 tarihinde Kartal 1. Aile Mahkemesinde (sonradan İstanbul 18. AileMahkemesi) boşanma davası açmıştır. Dava dilekçesinde, müşterek çocuğunvelayeti de talep edilmiş; ayrıca maddi ve manevi tazminat talebindebulunulmuştur.
11. Mahkeme 3/4/2014 tarihinde tarafların 22/11/2001 tarihli ve4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin birinci fıkrasına göreboşanmalarına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; davalının eşiniküçümsediği, zaten evlenmeyi düşünmediği ve çocuk sahibi olmayı istemediğiyönündeki beyanlarıyla evlilik birliğinin devamını engellediği belirtilmiştir.Mahkeme buna karşın davacının da davalının rızası olmadan donör aracılığıylaçocuk sahibi olduğunu, davalının ailesini müşterek konutta istemediğini, çocuğudavalının ailesine göstermek istemediğini ve evlilikten sıkıldığını söyleyerekbirliğin devamını engellediğini kabul etmiştir. Mahkemeye göretaraflar arasındakievlilik birliği her iki tarafın da kusuruna dayalı olarak onarılmaz derecedetemelinden sarsılmış olup birliğin devamında bir fayda kalmamıştır. Mahkeme,davacının kusurunun davalıya oranla daha fazla olduğunu ancak davalının daboşanmak istediğini dikkate almıştır. Mahkeme, davacının maddi ve manevitazminat taleplerinin reddine; davacının davalıya 13.000 TL manevi ve 14.000 TLmaddi tazminat ödemesine karar vermiştir. Kararda ayrıca çocuk için belirlenentedbir nafakasının dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kaldırılmasınakarar verilmiştir.
12. Karar, taraflarca temyiz edilmiştir. Yargıtay 2. HukukDairesinin 9/6/2015 tarihli ilamıyla hükmün tazminat ve tedbir nafakasıyönünden bozulmasına, diğer yönlerden ise temyiz istemlerinin reddiyle onanmasınakarar verilmiştir. Daire; eşinin rızasını almadan davacının donör aracılığıylaçocuk sahibi olduğunun hamilelik sürecinin başlangıcından beri davalıtarafından bilindiğine, davalının buna rağmen üç yılı aşkın süre evlilikbirliğini devam ettirdiğine dikkat çekmiştir. Daireye göre kadının budavranışını davalının affettiğinin, en azından hoşgörü ile karşıladığınınkabulü gerekmektedir. İlamda, affedilen ya da hoşgörü ile karşılanandavranışların boşanma davasında karşı tarafa kusur olarak yüklenemeyeceği ifadeedilmiştir. Daire; tarafların belirlenen diğer kusurlarının ise birbirindenüstün olmadığını, tarafların boşanmaya neden olan olaylarda eşit oranda kusurluolduklarını belirtmiştir. Daire, bu sebeple davacının daha ziyade kusurluolduğu yönündeki kanaatin belirlenmesini ve kusurun belirlenmesindeki bu hatasonucu davalının yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesinin doğrugörülmediğini açıklamıştır. Ayrıca soy bağının reddi davasının kesinleştiğitarihe kadar çocuk yararına tedbir nafakasının devamına karar verilmesigerektiği belirtilmiştir.
13. Mahkemece düzenlenen 20/8/2015 tarihli kesinleşme şerhinde,boşanma yönünden kararın 18/7/2014 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir. Öteyandan davalının karar düzeltme istemi Dairenin 28/10/2015 tarihli ilamıylareddedilmiştir.
B. Kişisel İlişkiKurulması Süreci
14. Başvurucu; boşanma davası devam ederken 3/2/2010 tarihindeMahkemeye başvurarak müşterek çocuğun velayetinin tedbiren kendisineverilmesini, baba ile çocuk arasındaki şahsi ilişkinin anne refakatinde olmakkaydıyla devam etmesini ve çocuğun gece babaya yatılı olarak verilmemesinitalep etmiştir. Mahkeme, psikoloji ve pedegoji alanında uzman iki kişiyigörevlendirmiştir. 2/3/2010 tarihli uzman raporunda; çocuğun anne bakım veşefkatine ihtiyaç duyacak yaşta olduğu, kurulu düzeni ve yaşam alışkanlıklarıda gözetildiğinde velayetinin tedbiren anneye verilmesinin çocuğun yararınaolduğu belirtilmiştir. Raporda ayrıca velayetin anneye verilmesi durumundaçocuk ile davalı arasındaki iletişim ve çocuğun babaya olan ihtiyacı da dikkatealınarak tedbiren kişisel ilişki kurulmasının çocuğun yararına olduğubildirilmiştir. Mahkeme de müşterek çocuğun yaşı, cinsiyeti ve uzman raporunudikkate aldığını belirterek 4/3/2010 tarihinde çocuğun velayetinin tedbirenannesine verilmesine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, davalı baba ile müşterekçocuk Özgün arasında her hafta sonu cumartesi günleri saat 10.00'dan 16.00'yakadar ve dinî bayramların ikinci günü saat 10.00'dan 16.00'ya kadar babanınyanında kalması şeklinde olmak üzere tedbiren şahsi ilişki kurulmasına kararvermiştir. Mahkemenin talebi üzerine 24/9/2010 tarihli pedagog tarafındandüzenlenen bir raporda da çocuğun baba olarak S.S.yi bilip tanıdığı ancaktarafların baba olgusu ile ilgilifarklı beyanlarda bulunması nedeniyle çocuğunduygu durumu karmaşası yaşadığı belirtilmiştir.
15. Mahkeme 26/4/2011 tarihli 6. oturumda yeniden birdeğerlendirme yapmış ve çocuk Özgün'ün velayetinin hüküm kesinleşinceye kadartedbiren anneye verilmesine karar vermiştir. Bu ara karar ile ayrıca davalıbaba ile çocuk arasında mayıs ve haziran aylarının 1. ve 3. haftası cumartesigünleri saat 10.00'dan 16.00'ya kadar, temmuz ayından itibaren her ayın ilkhaftası cumartesi günleri saat 10.00'dan 18.00'e kadar babanın yanında kalmasışeklinde olmak üzere tedbiren şahsi ilişki kurulmasına karar verilmiştir.
16. Mahkeme 9/7/2012 tarihli 11. oturumda davalıya DNAincelemesi için başvurmak üzere kesin süre vermiş, bu kesin süre içindebaşvurulmaması durumunda çocuk ile davalı baba arasındaki kişisel ilişkininkaldırılacağı ihtarında bulunmuştur. Davalının belirtilen kesin süre içinde DNAincelemesi için başvurmadığını tespit eden Mahkeme 17/7/2012 tarihinde davalıbaba ile çocuk arasında tedbiren kişisel ilişki kurulması yönündeki kararınkaldırılmasına karar vermiştir. Ancak Mahkeme, davalının sonradan DNAincelemesine gitmiş olduğu gerekçesiyle 3/10/2012 tarihinde yeniden davalı babaile çocuk arasında her ayın ilk haftası cumartesi günü saat 10.00'dan 18.00'ekadar baba yanında kalması şeklinde olmak üzere tedbiren şahsi ilişkikurulmasına karar vermiştir.
17. Başvurucu Dalga Eda Söylemezoğlu vekili 19/12/2012 tarihindeyapılan 14. oturumda, yargılama sırasında alınan DNA raporuna göre davalınınbaba olmadığının tespit edildiğini belirterek davalı ile çocuk arasındatedbiren kişisel ilişki kurulmasına dair kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Mahkeme, aynı oturumda DNA raporunu esas alarak davalı ile çocuk arasındakitedbiren kurulan kişisel ilişkinin kaldırılmasına karar vermiştir.
18. Davalı vekili 15/7/2013 tarihli dilekçeyle çocuk ile davalıarasında yeniden tedbiren kişisel ilişki kurulmasına karar verilmesini talepetmiştir. Mahkeme; bünyesinde görevli psikologdan konu hakkında rapor almış vebu raporu esas alarak mevcut delil durumu ve çocuğun üstün menfaatinin olduğugerekçeleriyle 23/9/2013 tarihinde, davalı baba ilemüşterek çocuk Özgünarasında her ayın 1. ve 3. hafta sonu cumartesi günleri saat 10.00'dan16.00'yakadar ve dinî bayramların ikinci günleri saat 10.00'dan 16.00'ya kadar babanınyanında kalması şeklinde olmak üzere tedbiren şahsi ilişki kurulmasına kararvermiştir. Mahkeme 11/10/2013 tarihinde, davacı vekilinin çocuk ile davalıarasında kurulan kişisel ilişki saatlerinin değiştirilmesi talebini kabul etmiştir.
19. Mahkeme nihayet 3/4/2014 tarihli davanın kabulüne vetarafların boşanmalarına ilişkin kararda ise çocuk ile davalı arasında tedbirenkurulan şahsi ilişkinin kaldırılmasına karar vermiştir.
C. Yurt Dışına ÇıkışYasağı Konulması Tedbiri Süreci
20. Boşanma davası devam ederken davalı S.S.nin talebi üzerineMahkeme 30/3/2010 tarihinde, çocuğun anne ve babanın birlikte onayı olmadanyurt dışına çıkarılmasının yasaklanmasına karar vermiştir. Mahkeme 9/7/2012tarihli 11. oturumda, babanın DNA testi yaptırmaya gitmemesinin müeyyidesiolarak çocuğun yurt dışına çıkarılması yasağının kaldırılmasına kararvermiştir.
21. Mahkeme 15/7/2013 tarihinde, boşanma davasının derdestolduğunu belirterek anne ve babanın birlikte izni olmadan yurt dışına çıkarılmasınınyasaklanmasına yeniden karar vermiştir.
22. Mahkeme 3/4/2014 tarihli davanın kabulüne ve taraflarınboşanmalarına ilişkin kararda, çocuğun yurt dışına çıkarılmasının yasaklanmasıyönündeki tedbir kararının kaldırılmasına karar vermiştir.
D. Kayyım Atanması Süreci
23. Başvurucu Dalga Eda Söylemezoğlu 2/3/2010 tarihinde Kartal1. Sulh Hukuk Mahkemesinden, soy bağının reddi davası açılmak üzere çocuğu olandiğer başvurucu Özgün Söylemezoğlu için temsil kayyımı atanması talebindebulunmuştur.
24. Mahkeme 7/9/2010 tarihinde talebin kabulüne ve çocuğu temsiletmek üzere Av. P.S.nin kayyım olarak atanmasına karar vermiştir. Kararıngerekçesinde, vesayet makamının soy bağı ile ilgili bir karar alma yetkisininbulunmadığı ve toplanan delillere göre çocuk için temsil kayyımı atanmasıgerektiği belirtilmiştir.
25. Müdahil olarak davaya katılan S.S. kararı temyiz etmiş,Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 27/9/2011 tarihli ilamıyla hükmün onanmasınakarar verilmiştir. Onama ilamında, 4721 sayılı Kanun'un 286. maddesinin ikincifıkrasına göre çocuğun da soy bağının reddi davası açma hakkının mevcut olduğuvurgulanmıştır. Daire; ergin olmayan çocuğun açtığı davada kanuni temsilcileriile arasında menfaat çatışması olabileceği, bu sebeple kayyım atanmasının sağlanarakdavanın yürütülmesinin dava şartı olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca ilamda, yapaydöllenme (embriyo transferi) yoluyla çocuk sahibi olmanın babalığa etkisininsoy bağının reddi davasında değerlendirilebileceği açıklanmıştır.
E. Soy Bağının ReddiDavası Süreci
26. Başvurucu Özgün Söylemezoğlu adına kayyımı tarafından29/1/2010 tarihinde Kartal 1. Aile Mahkemesinde soy bağının reddi davasıaçılmıştır. Dava dilekçesinde, çocuğun evlilik birliği içinde doğduğundanbabası olarak S.S.nin gözüktüğü ancak başvurucu Dalga Eda Söylemezoğlutarafından açılan boşanma davasında sperm donasyonu yoluyla oğluna hamilekaldığı belirtilmiştir. Dilekçede, bu sebeple S.S.nin çocuğun biyolojik vegenetik babası olup olmadığının tartışmalı bir hâle geldiğinden çocuk adına soybağının reddi davası açılmasının zorunlu olduğu ifade edilmiştir. Mahkeme13/6/2012 tarihinde davanın boşanma davası ile birleştirilmesine kararvermiştir.
27. Mahkeme, Adli Tıp Kurumundan başvurucu Özgün Söylemezoğlu'naait DNA profili ve anne Dalga Eda Söylemezoğlu ile nüfus kayıtlarına göreçocuğun babası gözüken S.S.ye ait DNA profillerinin karşılaştırılması talebindebulunmuştur. Adli Tıp Kurumunun 15/10/2012 tarihli raporunda, yapılan DNAprofili karşılaştırmasına göre Özgün Söylemezoğlu için S.S.nin biyolojikbabalığının reddedildiği belirtilmiştir.
28. Mahkemece 10/2/2012 tarihinde dosya tefrik edilerekyargılamaya devam olunmuştur. Mahkeme, Adli Tıp Kurumunun DNA incelemesineilişkin raporunu hükme esas alarak 19/12/2012 tarihinde davanın kabulüne vebaşvurucu Özgün Söylemezoğlu ile davalı S.S. arasındaki soy bağının reddinekarar vermiştir. Kararın gerekçesinde 4721 sayılı Kanun'un 289. maddesindeöngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin geçirildiği kabul edilmekle birliktebunun kayyım atanması sürecinin kesinleşmesini beklemek gibi bir makulgerekçeye dayandığı belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca, Kıbrıs Tüp Bebek Merkezincebaşvurucu Dalga Eda Söylemezoğlu'nun talebiyle 26/5/2006 ile 28/5/2006tarihlerinde yapay döllenme (embriyo transferi) yapıldığının bildirildiğinivurgulamıştır.
29. Temyiz edilen karar, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 18/6/2013tarihli ilamıyla bozulmuştur. Bozma ilamında, 4721 sayılı Kanun'un 291.maddesinin ikinci fıkrasında yer alan hak düşürücü süreye ilişkin hükme yerverilmiştir. Buna göre ergin olmayan çocuğa atanacak kayyımın atama kararınınkendisine tebliğinden başlayarak bir yıl, her hâlde doğumdan başlayarak beş yıliçinde soy bağının reddi davasını açabileceği ancak dava tarihi itibarıylaçocuğun doğumundan itibaren beş yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğine dikkatçekilmiştir. Dolayısıyla Daireye göre, davanın hak düşürücü süre yönünden reddigerekmektedir.
30. Bununla birlikte Daire 6/3/2014 tarihinde karar düzeltmetalebini kabul ederek bozma kararını kaldırmış ve hükmün onanmasına kararvermiştir. Daire, 4721 sayılı Kanun'un 291. maddesinin ikinci fıkrasında yeralan “her hâlde doğumdan başlayarak beş yıl” ibaresinin AnayasaMahkemesinin 10/10/2013 tarihli ve E.2013/62, K.2013/115 sayılı kararı ileiptal edildiğini ve iptal hükmünün de 10/12/2013 tarihli Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe girdiğini gerekçe olarak göstermiştir.
31. Nihai karar, başvurucu Dalga Eda Söylemezoğlu'na 2/4/2014tarihinde; diğer başvurucu adına kayyımına ise 4/4/2014 tarihinde tebliğedilmiş ise de başvurucular karardan 26/3/2014 tarihinde haberdar olduklarınıbeyan etmişlerdir.
32. Başvurucular 25/4/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Kişisel İişkiKurulmasına İlişkin İlgili Mevzuat Hükümleri
33. 4721 sayılı Kanun’un 169. maddesi şöyledir:
“Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim,davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine,eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçiciönlemleri re'sen alır.”
34. 4721 sayılı Kanun’un 323. maddesi şöyledir:
“Ana ve babadan her biri, velâyeti altında bulunmayan veya kendisinebırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkınasahiptir.”
35. 4721 sayılı Kanun’un 182. maddesi şöyledir:
“Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken,olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında isevasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanınhaklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.
Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyeneşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık,eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım veeğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.
…”
36. 4721 sayılı Kanun’un 325. maddesi şöyledir:
“Olağanüstü hâller mevcutsa, çocuğunmenfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını istemehakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir.
Ana ve baba için öngörülen sınırlamalar üçüncükişiler için kıyas yoluyla uygulanır."
2. Temsil KayyımıAtanmasına İlişkin İlgili Mevzuat Hükmü
37. 4721 sayılı Kanun’un 426. maddesi şöyledir:
"Vesayet makamı, aşağıda yazılı olan veyakanunda gösterilen diğer hâllerde ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsilkayyımı atar:
...
2. Bir işte yasal temsilcinin menfaati ileküçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa,
..."
3. Soy Bağının Reddineİlişkin İlgili Mevzuat Hükümleri
38. 4721 sayılı Kanun’un 286. maddesi şöyledir:
“Koca, soybağının reddi davasını açarakbabalık karinesini çürütebilir. Bu dava ana ve çocuğa karşı açılır.
Çocuk da dava hakkına sahiptir. Bu dava ana vekocaya karşı açılır."
39. 4721 sayılı Kanun’un Anayasa Mahkemesince kısmen iptaledilmesinden önceki hâliyle 291. maddesi şöyledir:
“Dava açma süresinin geçmesinden önce kocanınölmesi veya gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünükaybetmesi hâllerinde kocanın altsoyu, anası, babası veya baba olduğunu iddia edenkişi, doğumu ve kocanın ölümünü, sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybettiğiniveya hakkında gaiplik kararı alındığını öğrenmelerinden başlayarak bir yıliçinde soybağının reddi davasını açabilir.
Ergin olmayan çocuğa atanacak kayyım, atamakararının kendisine tebliğinden başlayarak bir yıl, her hâlde doğumdanbaşlayarak beş yıl içinde soybağının reddi davasını açar.
Kocanın açacağı soybağının reddi davasınailişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır."
40. Anayasa Mahkemesinin 10/12/2013 tarihli ve 28847 sayılıResmî Gazete’de yayımlanan 10/10/2013 tarihli ve E.2013/62, K.2013/115 sayılıkararıyla 4721 sayılı Kanun'un 291. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “...her hâlde doğumdan başlayarak beş yıl...” ibaresiiptal edilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Dava açabilme ehliyetiancak erginlik yaşının ikmaliyle bizzat kullanılabilir. Aksi halde davanın birtemsilci aracılığıyla açılması gerekmektedir. Kural soybağının reddi davasıaçacak küçüğün bu hakkını bir kayyım vasıtasıyla kullanabileceğinidüzenlemiştir. Kayyım atama kararı ise bir mahkeme tasarrufudur. Kuraldabelirtilen süre içerisinde doğal olarak sıfır-beş yaş arasında olan bir kişininkayyım atanmasına yönelik bir iradesinden söz edilemez. Dolayısıyla küçüğün,hak düşürücü süre geçtikten sonra kayyım atanmasının ve buna bağlı olarak dadavanın süresinde açılmamasının sonuçlarından sorumlu tutularak bu hakkınıkullanılmasının engellenmesi adalet ve hakkaniyet ilkelerine aykırıdır.
Kişiningenetik babasıyla nesep ilişkisi kurabilmesi maddi ve manevi varlığını korumave geliştirme hakkının bir gereğidir. Bireyin ana babasını bilme, babasınınnüfusuna yazılma ve bunların getireceği haklardan yararlanma, ana ve babasındanvelayete bağlı görevlerini yerine getirmelerini isteme hakkı, onun maddi vemanevi varlığının korunması ve geliştirilmesi kapsamındadır. Hukuk devletiilkesi de kişinin genetik-biyolojik kökenini bilme ve soybağı ilişkisini kurmahakkının önündeki engelleri kaldırmayı gerektirir.
4721sayılı Kanun'un soybağına ilişkin hükümlerinden, soybağının reddi davası açmahakkını bir hak düşürücü süreyle sınırlayan kanun koyucunun hukuken kurulansoybağı ilişkisinin sürekli dava tehdidi altında kalmasını istemediğianlaşılmaktadır. Hak arama özgürlüğü, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmezunsurlarından biri olup tüm bireyler açısından mümkün olan en geniş şekildegüvence altına alınmalıdır. Buna göre hukuken kurulan soybağının sürekli olarakdava tehdidi altında olması engellenirken, kişinin temel hak vehürriyetlerinden olan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ilehak arama hürriyetinin zarar görmemesi gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle buhakların sınırlandırılmasıyla umulan kamu yararı ile bireyin hak veözgürlükleri arasında adil bir dengenin olması gerekmektedir. Bu bakımdansoybağının reddi davasına ilişkin sürenin kaçırılmasında bir kusuru bulunmayankişinin genetik babasıyla soybağı ilişkisi kurma hakkını sınırlayan itirazkonusu kural, küçüğün maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını,hak arama hürriyetinin özünü hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacakbiçimde zedelemektedir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralAnayasa'nın 2., 5., 13., 17. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptaligerekir."
4. Yargıtay İçtihadı
41. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19/9/2011 tarihli veE.2010/23516, K.2011/13464 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"İstem, evlatedindirilen çocukla biyolojik baba olduğu iddia edilen kimse arasında kişiselilişki kurulmasına (TMK.md.323-324) ilişkindir. Çocuk evlilik dışı olarakdoğmuş, velayet hakkı sahibi annenin rızasının aranmamasına karar verilmeksuretiyle evlat edinilmiştir. Çocukla istemde bulunan baba arasında hukuki birbağla babalık ilişkisi kurulmuş değildir. Çocukla arasında hukuksal bir bağbulunmayan davacının baba sıfatıyla kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkımevcut değildir. Bu şekilde, çocukla hukuki bağı bulunmayan baba olduğunu iddiaeden kişi ancak üçüncü kişi sıfatıyla Türk Medeni Kanununun 325. maddesindekikoşullar gereçekleştiği takdirde kişisel ilişki isteminde bulunabilir. İstemkonusunda, Türk Medeni Kanununun 325.maddesindeki 'olağanüstü hal' inmevcudiyeti koşulu da gerçekleşmemiştir. Mahkemece, istemin bu nedenle reddigerekirken; yazılı şekildeçocuk yararına olmadğı gerekçesiyle reddine kararverilmiş olması gerekçe yönünden isabetli değilse de; bu yön bozmayıgerektirmediğinden; hükmün gerekçesinin yukarıda açıklandığı gibideğiştirilerek onanmasına (HUMK.md.438/son) karar vermek gerekmiştir."
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
42. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin(Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenarbaşlıklı 8. maddesi şöyledir:
“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygıgösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancakmüdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamugüvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesininönlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
43. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme’nin 8.maddesinde yer alan “aile hayatı” kavramının evlilik temelli ilişkilerlesınırlı olmadığını ve diğer fiilî (de facto)“aile” bağlarını da kapsadığını vurgulamaktadır (Anayo/Almanya, B. No: 20578/07, 21/12/2010, § 55). AİHM'egöre Sözleşme'nin 8. maddesinin amaçları bakımından “aile hayatı”nın varlığı yada yokluğu, somut olayda yakın kişisel bağların mevcut olup olmadığına bağlıolgusal bir sorundur (K. ve T./Finlandiya[BD], B. No: 25702/94, 12/7/2001, § 150). AİHM, kural olarak aile hayatındansöz edebilmek için birlikte yaşamayı bir koşul olarak kabul etmekle birlikteistisnai olarak fiilî bir “aile bağı” oluşturacak kadar yeterli tutarlılıktaşımak kaydıyla diğer etkenlerin de aile hayatının varlığını gösterebileceğikanaatindedir (Kroon ve diğerleri/Hollanda,B. No: 18535/91, 27/10/1994, § 30).
44. AİHM, bir aile bağının varlığının tespit edildiği durumlardadevletin kural olarak bu bağın sürdürülmesini sağlamaya uygun şekilde davranmakzorunda olduğunu belirtmektedir. Ebeveyn ve çocuk arasındaki karşılıklı ilişki,aile hayatının temel bir unsurunu teşkil eder ve kamu makamlarının bunuengelleyen tedbirleri ise Sözleşme’nin 8. maddesince korunan aile hakkınayönelik bir müdahale oluşturur (Monory/Romanyave Macaristan, B. No: 71099/01, 5/4/2005, § 70; K. ve T./Finlandiya, § 150).
45. AİHM; Sözleşme'nin 8. maddesinin temel amacının kamumakamlarının keyfî eylemlerine karşı bireyi korumanın yanında ayrıca buna ekolarak aile hayatına saygı hakkının etkili bir şekilde korunmasına ilişkinpozitif yükümlülükleri de içerdiğini kabul etmektedir. AİHM'e göre buyükümlülükler, bireyler arasındaki ilişkiler alanında dahi hem bireylerinhaklarını koruyan yargısal ve icrai bir mekanizma oluşturulması hem de buhakkıgüvence altına almak için öngörülen tedbirlerin etkin bir biçimde uygulanmasınıkapsamaktadır (Glaser/Birleşik Krallık,B. No: 32346/96, 19/9/2000, § 63).
46. AİHM; Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında devletin pozitifyükümlülüklerinin bir ebeveynin çocuğuyla bir araya gelmesini sağlamak içinkamu makamlarının gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünü kapsadığını kabuletmektedir. AİHM'e göre bu yükümlülük, ayrıca çocukla kişisel ilişki ve çocuğunikametgâhına ilişkin ebeveynler ve/veya çocuğun ailesinin diğer üyeleriarasında doğan anlaşmazlıklar bakımından da geçerlidir (Manic/Litvanya, B. No: 46600/11,13/1/2015, § 101).
47. AİHM, devletin ister negatif isterse de pozitifyükümlülükleri bağlamında olsun bireyin ve ilgili üçüncü kişiler de dâhil olmaküzere toplumun yarışan menfaatleri ile devletin takdir yetkisi arasında adilbir denge kurulmasına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır (Glaser/Birleşik Krallık, § 63). AİHM;ulusal makamların çocuğun ve ebeveynin menfaatleri arasında adil bir dengekurması gerektiğini ancak bu dengelemede çocuğun üstün yararının mahiyet veciddiyetine bağlı olarak çocuğun menfaatinin ebeveynin menfaatine göre dahafazla önem taşıyabileceğini kabul etmektedir (Şahin/Almanya[BD], B. No: 30943/96, 8/7/2003, § 66;Płaza/Polonya, B. No: 18830/07, 25/1/2011, § 71).
48. Mandet/Fransa (B.No: 30955/12, 14/1/2016) kararında annenin eşinin babalığının tanınmasıişleminin bozulmasına ilişkin anne, eşi ve çocuktan oluşan başvurucularınşikâyetleri incelenmiştir. AİHM; kamu makamlarının çocuğun üstün menfaatlerinigözettiğini tespit etmiştir. Buna göre somut olay bakımından çocuğunmenfaatlerinin biyolojik babanın menfaatleri ile örtüştüğünü belirten AİHM,çocuğun velayetinin anneye verildiğini, ayrıca çocuğun anne ve eşiyle birlikteyaşadığını gözeterek Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir(Mandet/Fransa, §§ 44-60).
49. Cengiz Kılıç/Türkiye(B. No: 16192/06, 16/12/2011) kararında, babanın boşanma davası devam ederkençocuğuyla görüştürülmemesi şikâyeti incelenmiştir. AİHM, kamu makamlarınınmakul bir şekilde kendisinden beklenen uygulamaya yönelik gerekli bütüntedbirleri almadığı gerekçesiyle başvurucunun özel ve aile hayatına saygıhakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (CengizKılıç/Türkiye, §§ 120-135).
50. Anayo/Almanyakararına konu olayda, kamu makamlarının başvurucuya daha önce hiç birlikteyaşamadığı ikiz çocuklarıyla görüşme izni vermemesi söz konusudur. AİHM,çocuklar ve başvurucu arasındaki ilişkinin çocukların menfaatleri açısındanyararlı olup olmayacağı sorusunun kamu makamlarınca incelenmediği gerekçesiyleSözleşme'nin 8. maddesinin ihlaline karar vermiştir (Anayo/Almanya, §§ 55-73). Schneider/Almanya(B. No: 17080/07, 15/9/2011, §§ 79-105) kararında da başvurucuya biyolojik oğluolduğunu iddia ettiği çocukla iletişim kurmasına izin verilmemesi nedeniylebaşvurucunun özel hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.Kararda, başvurucunun çocukla birlikte yaşamadığından aile hayatı bulunmasa daçocuğu ile iletişim kurmasının başvurucunun özel hayatının önemli bir parçasıolduğu kabul edilmiştir (Schneider/Almanya, §§87-90).
51. Ahrens/Almanya(B. No: 45071/09, 22/3/2012, § 89) ve Kautzor/Almanya(B. No: 23338/09, 22/3/2012, § 91) kararlarında, çocuk ile çocuğun yasalebeveynleri arasındaki mevcut ilişkinin çocuğun biyolojik babasıyla olanilişkisinden daha öncelikli olup olmadığı yönündeki kararın -taraf devletlerarasında bu konuda bir konsensüs bulunmadığını da gözeterek- devletin takdiryetkisi kapsamında olduğu belirtilmiştir.
52. Nazarenko/Rusya(B. No: 39438/13, 16/7/2015) kararına konu olayda; çocuk evlilik birliği içindedoğmuş ve kanunen babası olarak gözüken başvurucu, beş yıldan fazla bir sürekendini çocuğun babası olarak bilmiş; onu büyütmüş ve ona bakmıştır. Uzmanraporlarına göre başvurucu ile çocuk arasında yakın bir duygusal bağ bulunduğutespit edilmiştir. Ancak daha sonra başvurucunun çocuğun biyolojik babasıolmadığı tespit edilmiştir. Başvurucu ile çocuğun neticede başvurucunun çocuğunbiyolojik babası olmadığı ortaya konulana kadar uzun bir süre boyuncabirbirlerinin baba ve kız evlat olduklarına inandıkları düşünüldüğünde vearalarındaki yakın kişisel bağ dikkate alındığında AİHM, Sözleşme'nin 8.maddesinin birinci paragrafı kapsamında bu ilişkinin aile hayatı anlamınageldiği sonucuna ulaşmıştır (Nazarenko/Rusya,§ 58). AİHM, somutolayda başvurucunun biyolojik baba olmadığı ortaya çıktıktan sonra çocuk ileolan soy bağının kaldırıldığını ve bunun sonucu olarak kanun gereği velayethakkı yanında kişisel ilişki kurmasına da izin verilmediğini tespit etmiştir (Nazarenko/Rusya, § 64). AİHM, çocukla kişisel ilişkisinisürdürmeye hak sahibi olan kişilerin katı bir listesinin oluşturulmasının veher olayın kendine özgü koşulları içinde çocuğun üstün menfaati gözetilerekistisnalar getirilmemesinin niçin "demokratik bir toplumda gerekli"olduğunun gösterilemediğini belirtmiştir(Nazarenko/Rusya,§ 65). AİHM'e göre Sözleşme'nin 8. maddesi, taraf devletlere-biyolojik olarak ilişkili olsun veya olmasın- yeterince uzun bir süre boyuncaçocukla yakınlığı bulunan kişiyle kişisel ilişkinin sürdürülmesinin çocuğunüstün yararına olup olmadığını her bir olayda ayrı ayrı inceleme yükümlülüğügetirmektedir (Nazarenko/Rusya, § 66). AİHM, iç hukuka göre başvurucununsoy bağının kaldırılmasından sonra tamamen ve otomatik olarak çocuğunhayatından çıkarıldığını ifade etmiştir. Bununla birlikte AİHM; çocuğu bir sürekendi çocuğuymuş gibi yetiştiren bir kimsenin çocuğun biyolojik babasıolmadığının ortaya çıkmasının ardından -çocuğun üstün yararına ilişkin nedenlergerektirmedikçe- çocuğun hayatından çıkarılmaması gerektiği kanaatindedir(Nazarenko/Rusya, § 67). Sonuç olarak AİHM,başvurucu ile çocuk arasındaki kişisel ilişkinin çocuğun üstün menfaatine olupolmadığının hiçbir biçimde incelenmeksizin başvurucunun çocuk ile olan kişiselilişkisini sürdürme hakkından mahrum edilmesi nedeniyle Sözleşme'nin 8.maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir(Nazarenko/Rusya,§ 68).
2. Diğer UluslararasıBelgeler
53. Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (BMSözleşmesi), BM Genel Kurulunun 20/11/1989 tarihli ve 44/25 sayılı kararıylakabul edilmiş ve imzaya açılmıştır. Türkiye, BM Sözleşmesi'ni 14/9/1990tarihinde imzalamıştır. BM Sözleşmesi'nin onaylanmasının uygun bulunduğunailişkin 9/12/1994 tarihli ve 4058 sayılı Kanun, 11/12/1994 tarihli ve 22138sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. BM Sözleşmesi’nin onaylanmasına ilişkin23/12/1994 tarihli ve 94/6423 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ise 27/1/1995tarihli ve 22184 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri 4/4/1995tarihinde BM Genel Sekreterliğine tevdi edilmiş ve BM Sözleşmesi, Türkiyebakımından 4/5/1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir. BM Sözleşmesi'nin 3.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Kamusal ya da özel sosyal yardımkuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılanve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.
2. Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının,vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak veödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayısağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.
..."
54. BM Sözleşmesi'nin 9. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Yetkili makamlar uygulanabilir yasave usullere göre ve temyiz yolu açık olarak, ayrılığın çocuğun yüksek yararınaolduğu yolunda karar vermedikçe, Taraf Devletler, çocuğun anababasından,onların rızası dışında ayrılmamasını güvence altına alırlar. Ancak, ana-babasıtarafından çocuğun kötü muameleye maruz bırakılması ya da ihmal edilmesi durumlarındaya da ana-babanın birbirinden ayrı yaşaması nedeniyle çocuğun ikametgahınınbelirlenmesi amacıyla karara varılması gerektiğinde, bu tür bir ayrılık kararıverilebilir.
...
3. Taraf Devletler, ana-babasından veyabunlardan birinden ayrılmasına karar verilen çocuğun, kendi yüksek yararınaaykırı olmadıkça, ana-babanın ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişkikurma ve doğrudan görüşme hakkına saygı gösterirler.
..."
55. BM Çocuk Hakları Komitesinin 14 numaralı Genel Yorumu'nun(2013 yılı)ilgili kısmı şöyledir:
"...
13. Bütün Taraf Devletler, çocuğun üstünyararının dikkate alınması ve temel düşünce olarak kabul edilmesi hakkına saygıgöstermeli ve bu hakkı uygulamalıdır ve bu hakkın tam olarak uygulanması içinbütün gerekli, iyi düşünülmüş ve somut tedbirleri almakla yükümlüdür.
...
29. Babalık, çocukistismarı ya da ihmal, aile birleşimi, barınması vb. Hukuk davalarında çocukkendi yararlarını doğrudan ya da bir temsilci aracılığıyla savunabilir. Örneğinçocuk istismarı ya da ihmal davaları gibi evlat edinme veya boşanma işlemleri,velayet, ikametgah, kişisel ilişki ya da çocuğun hayatı ve gelişiminde önemlietkisi olan diğer konularda, çocuk yargılama sürecinden etkilenebilir.Mahkemeler, usuli ya da esasa ilişkin olmaları fark etmeksizin, çocuğun üstünyararının bütün bu tür durumlarda ve kararlarda dikkate alınmasını sağlamalıdırve bunu etkili bir şekilde yaptıklarını göstermelidir..."
...
36. Bir çocuğun üstünyararı, bütün uygulama tedbirlerinin alınmasında öncelikli düşünce olacaktır. 'Olacaktır'ifadesi, devletler üzerinde güçlü bir yasal yükümlülük doğrurur ve devletlerçocukların üstün yararının atılan herhangi bir adımda değerlendirilipdeğerlendirilmeyeceği ve temel düşünce olarak çocuğnu üstün yararınauygunağırlığın tanınıp tanınmayacağı konusunda takdir yetkisi kullanamazlar...
...
60. Ailenin ayrılmasınınönlenmesi ve aile birliğinin korunması çocuk koruma sisteminin önemliunsurlarıdır ve '...ayrılığın çocuğun üstün yararı için gerekli olmasıharicinde çocuğnu ebeveynlerinden, onların rızası olmaksızın ayırılmamasını'gerekiren 9. maddenin1. paragrafında öngörülen hakka dayanmaktadır. Üstelik,ebeveynlerinden birinden ya da ikisinden ayırılan çocuk, 'kendi yüksek yararınaaykırı olmadıkça ebeveynin ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurmave doğrudan görüşme hakkına sahiptir' (madde 9 fıkra 3). Bu, aynı zamandavelayet haklarına sahip olan herhangi bir kimse, hukuki ya da geleneksel olaraktemel bakımı üstlenenler, evlat edinen ebeveynler ve çocukla bir kişisel ilişkisiolan kişiler bakımından da geçerlidir..."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
56. Mahkemenin 26/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Özel Hayata ve AileHayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
57. Başvurucular, başvurucu çocuk Özgün'ün boşanma davasısırasında biyolojik olmayan babası S.S. ile tedbiren kişisel ilişkikurulmasından yakınmaktadırlar. Başvuruculara göre yargılama sürecinde çocuğunhaklarına öncelik tanınmamıştır. Başvurucular, gerçek babası olmayan davalı eşile çocuk arasında kişisel ilişki kurulması neticesinde çocuğun psikolojikolarak zarar gördüğünü iddia etmişlerdir. Başvurucular ayrıca, soy bağınınreddi davası açılmak için kayyım atanma zorunluluğunun bulunmasının ve beşyıllık hak düşürücü süre koşulu uygulanmasının gerçek ebeveynin tespitinigüçleştirdiğini ifade etmişlerdir. Başvurucular, bunun dışında boşanma davasısırasında çocuğun yurt dışına çıkışının yasaklanmasının onun seyahat özgürlüğünüihlal ettiğini belirtmişlerdir.
58. Bakanlık görüşünde, Adli Tıp Kurumunun soy bağına ilişkin15/10/2012 tarihli kararından sonra boşanma davasının devam ettiğine dikkatçekilmiştir. Bakanlığa göre ilk derece mahkemesi esas hakkında karar verilip kesinleşinceyekadar çocuğun menfaatini ve tarafların durumunu dikkate alarak kişisel ilişkikurulmasına karar vermiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca, soy bağının reddidavası açılmasını doğumdan itibaren beş yıl ile sınırlayan düzenlemeninyargılama devam ederken Anayasa Mahkemesince iptal edildiği vurgulanmıştır.
59. Başvurucular cevap dilekçesinde, babalık karinesinin gerçeğeüstün tutulduğunu hâlbuki gerçek durumun en kısa sürede tespit edilerek budoğrultuda özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının korunması gerektiğinibelirtmişlerdir. Cevap dilekçesinde ayrıca, evlat edinme veya başka bir sebeplesorumluluk alan biyolojik baba olmayan kişilerin de bulunabileceği kabuledilmekle birlikte somut olayda böyle bir durumun söz konusu olmadığı, S.S.ninçocuğa sert ve soğuk davrandığı ifade edilmiştir.
2. Değerlendirme
60. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” kenar başlıklı 20.maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini istemehakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
...”
61. Anayasa’nın “Aileninkorunması ve çocuk hakları” kenar başlıklı 41. maddesi şöyledir:
“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocuklarınkorunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak içingerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.
Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkçaaykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürmehakkına sahiptir.
Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucutedbirleri alır.”
62. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
63. Başvurucu Özgün Söylemezoğlu'nun boşanma davası sırasındatedbiren yurt dışına çıkarılmasının yasaklanması nedeniyle seyahat özgürlüğününsınırlandırıldığı ileri sürülmektedir. Anayasa’nın 23. ve Sözleşme’ye ek 4No.luProtokol’ün 2. maddesinde, ülke içinde seyahat özgürlüğü bulunmakla birliktekişilerin bulunduğu ülkeden ayrılma özgürlüğü de bulunmaktadır. Ancak anılanProtokol’e Türkiye taraf olmadığından Anayasa’nın 23. maddesinde yer alanseyahat özgürlüğüne yönelik başvurular bireysel başvuru kapsamında değildir.Somut olay bakımından başvurucuların temel şikâyetleri, biyolojik baba olmayankişi ile başvurucu çocuk arasında kişisel ilişki kurulması ve soy bağının reddidavası için bazı koşullar getirilmesine yöneliktir. Bu sebeple başvurucularınmakul sürede yargılanma hakkı dışındaki bütün şikâyetleri özel hayata ve ailehayatına saygı hakkı kapsamında incelenmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
64. Başvurucular, ilk olarak ergin olmayan çocuk adına soybağının reddi davası açılması için kayyım atanması zorunluluğundan ve doğumdanitibaren beş yıllık bir hak düşürücü süre koşulu getirilmesindenyakınmaktadırlar.
65. Gerçekten de soy bağının reddi davasının açıldığı tarihitibarıyla 4721 sayılı Kanun'un 291. maddesinin ikinci fıkrasında, soy bağınınreddi davasının çocuğun doğumundan itibaren ancak beş yıl içinde açılabileceğiyönünde bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin10/10/2013 tarihli ve E.2013/62, K.2013/115 sayılı kararı ile bu hükümde yeralan “...her hâlde doğumdan başlayarak beşyıl...” ibaresi iptal edilmiştir (bkz. § 40). Nitekim somut olayda ilk derece mahkemesinin soybağının reddine ilişkin kararı Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 18/6/2013 tarihliilamıyla hak düşürücü süre yönünden bozulmuş ise de karar düzeltme istemiüzerine Daire 6/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesinin iptal kararını gözeterekhükmün onanmasına karar vermiştir. Dolayısıyla başvurucuların soy bağınınreddine ilişkin talepleri, yapılan yargılama neticesinde hak düşürücü sürehükümleri uygulanmaksızın kabul edilmiş olduğundan başvurucuların bu yönde birmağduriyetleri söz konusu değildir.
66. Diğer taraftan BM Çocuk Hakları Komitesinin 14 numaralıGenel Yorumu'nda da değinildiği üzere çocuğun üstün yararı çerçevesinde hukukdavalarında çocuğun doğrudan veya bir temsilci aracılığıyla savunulmasıöngörülmelidir. Çünkü boşanma işlemleri; velayet, kişisel ilişki ya da somutolaydaki soy bağının reddi gibi çocuğun hayatı ve gelişiminde önemli etkisiolan diğer konularda çocuğun yargılama sürecinden etkilenebilmesi sözkonusudur. Somut olayda da çocuğun yaşı dikkate alınarak ve yasaltemsilcileriyle menfaatinin çelişki içinde olabileceği gözetilerek çocuğatemsil kayyımı atanmıştır. Buna göre çocuğun üstün yararı gözetilerek, açılacaksoy bağının reddi davası için temsil kayyımı atanmasının özel hayata ve ailehayatına saygı hakkı yönünden bir ihlale yol açmadığı açıktır.
67. Bu durumda başvurucuların aile hayatına saygı hakkınınihlaline ilişkin iddiası, başvurucu çocuk ile biyolojik baba olmayan kişiarasında tedbiren kişisel ilişki kurulması yönündeki müdahale ile sınırlıolarak incelenmelidir. Mahkemenin 3/4/2014 tarihli kararıyla baba ile çocukarasında kişisel ilişki kurulmasına ilişkin tedbir kararı kaldırılmış ise de budurumun başvurucuların mağduriyetini tamamen ortadan kaldırmadığı, tedbirkararının kaldırıldığı tarihe kadar oluşan mağduriyetlerin giderilmediğigözetildiğinde başvurucuların mağdur sıfatlarının devam ettiğideğerlendirilmektedir.
68. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ailehayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Hakkın Kapsamı veUygulanabilirliği
69. Aile hayatına saygı hakkı, Anayasa'nın 20. maddesininbirinci fıkrasında güvence altına alınmıştır. Madde gerekçesi de dikkate alındığındaresmî makamların özel hayata ve aile hayatına müdahale edememesi ile kişininferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi gereğineişaret edildiği görülmektedir. Ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinin -Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği- özellikle aile hayatına saygı hakkına ilişkinpozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında gözönünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (Murat Atılgan,B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 22; MarcusFrank Cerny, [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).
70. Aile hayatındaki temel ilişkiler, kadın ve erkek ile ebeveynve çocuk arasındaki ilişkilerdir. Resmî evlilik birliklerinin aile hayatıkapsamında korunduğu kuşkusuz olup evlilik içinde doğan çocuklar da kendiliğindenevlilik ilişkisinin bir parçası sayılırlar. Bu çerçevede çocuğun doğumundanitibaren çocuk ve ebeveyn arasında aile hayatı anlamına gelen bir bağkurulduğunun kabulü gerekir (Murat Atılgan,§ 23; N.Ö., B. No: 2014/19725,19/11/2015, § 33). Ayrıca aile hayatından söz edebilmek için "birlikteyaşama" temel bir koşul olmakla birlikte fiilî bir “aile bağı” oluşturacakkadar yeterli tutarlılık taşımak kaydıyla başka bazı istisnai durumlarda daaile hayatının varlığından söz edilebilir.
71. Aile hayatının temel unsuru, aile ilişkilerinin normal birşekilde gelişebilmesi ve bu bağlamda aile fertlerinin birlikte yaşama hakkıdır.Bu hakkın kapsamının ise aile hayatına saygı yükümlülüğünden ayrı düşünülmesimümkün değildir (Murat Atılgan, §24; Marcus Frank Cerny, § 38).
72. Somut olayda başvurucu çocuk, resmî bir evlilik birliğiiçinde doğmuş olup diğer başvurucu ise çocuğun annesidir. Başvurucu anne,açtığı boşanma davasında çocuğun embriyo transferi yoluyla doğduğunu önesürmüş; bunun üzerine başvurucu çocuğa görevlendirilen kayyım tarafından soybağının reddi davası açılmıştır. Bu davada Adli Tıp Kurumunca yapılan DNAincelemesi esas alınarak ilk derece mahkemesince başvurucu annenin eşininbaşvurucu çocuğun babası olmadığı tespit edilerek soy bağının reddine kararverilmiştir. Boşanma davasında ilk derece mahkemesi, soy bağının reddi davasısürecinin devam ettiğini gözeterek başvurucu çocuk ile biyolojik baba olmadığıtespit edilen eş arasında kişisel ilişki tesis etmiştir. Buna karşın 3/4/2014tarihli karar duruşmasında bu kişisel ilişkinin kaldırılmasına kararverilmiştir. Dolayısıyla soy bağının reddi ve kişisel ilişki kurulmasınailişkin başvuruya konu bütün bu sürecin başvurucuların aile hayatlarınıilgilendirdiğinden somut başvuruda aile hayatına saygı hakkının uygulanabilirolduğu değerlendirilmektedir.
ii. Müdahalenin Varlığı
73. Ebeveyn ile çocukların birlikte yaşama istekleri ailehayatının vazgeçilmez bir unsurudur. Aile hayatına saygı hakkı kapsamındadevlet için söz konusu olan yükümlülük, sadece belirtilen hakka keyfî surettemüdahaleden kaçınmakla sınırlı olmayıp öncelikli olan bu negatif yükümlülüğe ekolarak aile hayatına etkili bir biçimde saygının sağlanması bağlamında pozitifyükümlülükleri de içermektedir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireylerarası ilişkiler alanında olsa da aile hayatına saygıyı sağlamaya yöneliktedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (MuratAtılgan, § 26; N.Ö., §36).
74. Devletin pozitif tedbirler alma yükümlülüğü konusundaAnayasa’nın 20. ve 41. maddeleri; ebeveynin mevcut olayda babanın çocuğuylabütünleşmesinin sağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme hakkını vekamusal makamların bu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü içermektedir. 41.maddede her çocuğun yüksek yararına aykırı olmadıkça anne ve babasıyla kişiselve doğrudan ilişki kurma, ilişkiyi sürdürme hakkına sahip olduğu açıkçabelirtilmektedir. Söz konusu yükümlülüğün uluslararası sözleşmelerde de yerbulduğu görülmektedir (bkz. §§ 53-55). Bu noktada anne ve baba ile düzenli birkişisel ilişki sürdürülmesinde çocuğun üstün menfaatinin bulunduğu da göz ardıedilmemelidir.
75. Somut başvuru açısından ilk derece mahkemesince boşanmadavası sürecinde velayeti tedbiren anneye verilen çocuk ile biyolojik olmayanancak evlilik birliği içinde doğmakla kayden baba olarak gözüken kişi arasındakişisel ilişki kurulması tedbiri uygulanmasının başvurucuların aile hayatınasaygı hakkına müdahale oluşturduğu açıktır.
iii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
76. Anayasa’nın 20. maddesinde bu hakkın tüm boyutlarına ilişkinolmadığı anlaşılan birtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraberözel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasındankaynaklanan bazı sınırları bulunmakta, ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerindeyer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkünolabilmektedir. Bu noktada Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvenceölçütleri, işlevsel niteliği haizdir (SevimAkat Ekşi, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).
77. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanınilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunlasınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplumdüzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırıolamaz.”
78. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa'da yer alan bütün hakve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönünde bulundurularaksınırlanabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesiçerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kurallarıgözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yeralan -başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere- tüm güvence ölçütlerininAnayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde degözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim AkatEkşi, § 35).
(1) Kanunilik
79. Hak ve özgürlüklerin yasayla sınırlanması ölçütü anayasayargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale sözkonusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren birkanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Ekşi, § 36).
80. Kişisel ilişkinin tesisine ilişkin olarak 4721 sayılıKanun’un 169., 182., 323., 324. ve 325. maddelerinde ayrıntılı düzenlemelereyer verilmiştir. Buna göre aile hayatının uygulamada ve etkili bir şekildekorunmasını güvence altına alan kanuni bir çerçevenin mevcut olduğu ve kişiselilişki tesisine dair somut başvuruya konu uygulamanın öngörülebilir,ulaşılabilir ve belirli kanuni bir dayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır.
(2) Meşru Amaç
81. Anayasa'nın 41. maddesinde; yüksek yararına aykırı olmadıkçaher çocuğun anne ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma, ilişkiyisürdürme hakkına sahip olduğu açıkça belirtilmektedir. 4721 sayılı Kanun’unilgili maddelerinde de velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocukile kişisel ilişkisi düzenlenirken çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlakbakımından yararlarının esas tutulacağı ifade edilmiştir. Bu bağlamda velayetile kişisel ilişkiyle ilgili düzenlemeler kapsamında alınan tedbirlerin çocuğuneğitimi, sağlığı, ahlakı ile çocuk ve ebeveynin hak ve özgürlüklerini korumaşeklindeki meşru temellere dayandığı anlaşılmaktadır.
(3) Demokratik ToplumdaGerekli Olma ve Ölçülülük
(a) Genel İlkeler
82. Belirtilen meşru temellere rağmen bireyin temel haklarınayapılan müdahale ile bu müdahaleyle güdülen meşru amaç arasında bir orantıbulunması zorunludur. Anayasa’nın 13. maddesinde; bu orantınındeğerlendirilmesi noktasında nazara alınmak üzeredemokratik toplumdagereklilik, hakkın özü ve ölçülülük unsurlarına riayet edilmesi şeklinde üçayrı güvence ölçütüne daha yer verilmiştir.
83. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en genişölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerinözüne dokunup onları büyük ölçüde kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hâlegetiren sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle de bağdaştığıkabul edilemez. Demokratik hukuk devletinin amacı kişilerin hak veözgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını sağlamak olduğundan yasaldüzenlemelerde insanı öne çıkaran bir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bunedenle getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil koşulları, nedeni, yöntemive kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi unsurların tamamı demokratiktoplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir (AYM, E.1999/33, 1999/51,29/12/1999; AYM, E.2016/46, K.2016/178, 23/11/2016, § 13; Murat Atılgan, § 37; N.Ö., § 48).
84. Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tümtemel hak ve özgürlüklerin sınırlanması hususunda geçerli olan denge, ailehayatına saygı hakkının sınırlanmasında da gözönünde bulundurulmalıdır. Ailehayatına saygı hakkının sınırlanması mümkün olmakla beraber sınırlamadaöngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,sınırlandırmayla ulaşılabilecek yarar ile temel hak ve özgürlüğüsınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özengösterilmelidir. Bu noktada belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlama yapılıpyapılmadığının tespiti için müdahale teşkil ettiği ve aile hayatına saygıhakkını ihlal ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan meşru amaçkarşısında bireye düşen fedakârlığın ağırlığının gözönünde bulundurulması,özellikle velayet ve kişisel ilişki tesisine dair uyuşmazlıklar söz konusuolduğunda ebeveyn ve çocuğun menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulupkurulmadığının belirlenmesi gerekmektedir (MuratAtılgan, § 39; N.Ö., §50).
85. Aile hayatına saygı hakkı kapsamındaki negatif ve pozitifyükümlülükler arasındaki sınırları kesin biçimde tanımlamak mümkün olmayıpilgili makamların her iki yükümlülük çerçevesinde de belirli bir takdir alanınasahip olduğu kabul edilmekle birlikte her iki yükümlülük kapsamında da benzerilkelerin gözönünde bulundurulması, özellikle her iki durumda da kamusalmakamlarca olayın bağlamı ve müdahalenin türüne göre birey menfaatleri iletoplum menfaatleri ve çocuk ile ebeveyn menfaatleri arasında adil bir dengekurulmasına özen gösterilmesi gerekmektedir. Bu dengenin tesisinde niteliğigereği çocuğun menfaatlerine özel bir önem verilmesi gerektiği açıktır (Murat Atılgan, § 42; N.Ö., § 53).
86. Şüphesiz çocuğun üstün yararının ne olduğuna ilişkin tespit,bu tür davalarda dikkate alınması gereken en önemli unsurdur. Bu bağlamdailgili taraflarla doğrudan temas hâlinde olan yargısal organların belirtilenhususun tespiti noktasında daha avantajlı konumda olduğu açıktır. Bu nedenleAnayasa Mahkemesinin görevi; derece mahkemelerinin yerine geçerek, koruma vekişisel ilişki tesisine ilişkin davalarda, belirtilen hususun bizzat tanzim vetespiti olmayıp ilgili anayasal normlar bağlamında derece mahkemelerininkendilerine tanınmış olan takdir yetkileri çerçevesinde hareket edipetmediklerini denetlemektir.
87. Özellikle müdahalenin ölçülülüğü noktasında derece mahkemelerinintakdir yetkilerini makul ve sağduyulu bir şekilde kullanıp kullanmadıklarıhususunu değerlendirmek durumunda olan Anayasa Mahkemesi, bu bağlamdamüdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olupolmadığını incelemek durumundadır. Derece mahkemelerinin takdirleriningerekçelerini, ilgili ebeveynin kanun yoluna müracaat imkânını da etkilişekilde kullanabilmelerini sağlayacak surette ayrıntılı olarak ortaya koymalarıve ulaşılan sonuçların yeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibiobjektif verilere dayandırılması gerekmektedir (Murat Atılgan,§§ 44, 45; N.Ö.,§§ 55, 56).
(b) İlkelerin OlayaUygulanması
88. Başvuru konusu olayda başvurucu çocuk 5/2/2007 tarihindeevlilik birliği içinde doğduğundan S.S., çocuğun babası olarak nüfusakaydedilmiştir. Başvurucu anne 29/1/2010 tarihinde boşanma davası açmıştır.Boşanma davasında ilk derece mahkemesi, psikoloji ve pedagoji alanında uzmankişilerden aldığı rapora dayalı olarak 4/3/2010 tarihinde çocuğun velayetinin tedbirenannesine verilmesine ve çocuk ile babası arasında kişisel ilişki kurulmasınakarar vermiştir.
89. Başvurucu anne; boşanma davasında çocuğun yapay döllenmeyöntemiyle dünyaya geldiğini ileri sürdüğünden çocuğa temsil kayyımı atanmış vekayyım tarafından 29/1/2010 tarihinde soy bağının reddi davası açılmıştır.Yapılan yargılamada, kayden baba gözüken S.S.nin başvurucu çocuğun biyolojikbabası olmadığı, DNA incelemesi sonucu 15/10/2012 tarihli Adli Tıp Kurumuraporu ile ortaya çıkmıştır. Bu inceleme sonrası 19/12/2012 tarihinde çocuk ilebiyolojik baba olmadığı tespit edilen S.S. arasındaki kişisel ilişkininkaldırılmasına karar verilmiştir. Ancak davalının 15/7/2013 tarihli talebinideğerlendiren ilk derece mahkemesi, yeniden psikoloji alanında uzman birgörevliden rapor aldırmış; rapordaki tespitleri esas alarak çocuğun üstünyararı gerekçesiyle 23/9/2013 tarihinde yeniden çocuk ile S.S. arasındatedbiren kişisel ilişki kurulmasına karar vermiştir. Bu arada soy bağınınreddine ilişkin 19/12/2012 tarihli hüküm, Yargıtayca 6/3/2014 tarihindeonanmıştır. İlk derece mahkemesi de bu hükmü gözeterek 3/4/2014 tarihli kararduruşmasında kişisel ilişki kurulmasına ilişkin söz konusu tedbir kararınıkaldırmıştır.
90. Somut olay bakımından başvurucuların asıl şikâyetinin DNAincelemesinin sonuçlandığı 15/10/2012 tarihinden sonra kişisel ilişkininyeniden tesis edildiği 15/7/2013 tarihinden bu tedbirin kaldırıldığı 3/4/2014tarihine kadar olan döneme ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Başvuruculara göre,biyolojik baba olmadığı tespit edilmesine rağmen çocuğa ilgisiz ve kabadavranan davalı eş ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmamalıdır.
91. Ancak öncelikle belirtmek gerekir ki DNA raporunun mevcutolması, evlilik birliği içinde çocuğun nüfus kayıtlarındaki babalık durumunutekbaşına değiştirmemektedir. Bunun için 4721 sayılı Kanun'un 286. ve devamımaddeleri çerçevesinde soy bağının reddi davası açılması ve bu davanın kabulüneilişkin kararın kesinleşmesi gerekmektedir (bkz. §§ 38, 39). AnayasaMahkemesinin bu davalarda uygulanan hak düşürücü süreye ilişkin kısmi iptalkararında da değindiği üzere kişinin genetik babasıyla nesep ilişkisikurabilmesi maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının birgereğidir (bkz. § 40). Bireyin ana babasını bilme, babasının nüfusuna yazılmave bunların getireceği haklardan yararlanma, ana ve babasından velayete bağlıgörevlerini yerine getirmelerini isteme hakkı onun maddi ve manevi varlığınınkorunması ve geliştirilmesi kapsamındadır. Bununla birlikte soy bağına ilişkinhükümler kamu düzenine ilişkin olup bireyin özel hayat ve aile hayatına saygıhakkını ihlal etmemek kaydıyla kamu düzeninin korunması bakımından belirlikoşullara tabi tutulması kamu makamlarının takdirindedir. Bu bağlamda ancakyargısal bir kararla ve bu kararın kesinleşmesiyle soy bağınınreddedilebilmesi, belirtilen takdir yetkisi çerçevesindedir. Somut olayda dasoy bağının reddine ilişkin karar kesinleştikten kısa bir süre sonra kişiselilişki kurulması tedbirinin kaldırıldığı dikkate alınmalıdır.
92. Kişisel ilişki hakkı alanında çocuğun üstün yararınındikkate alınması gerekliliği, hem ulusal mevzuatta hem de uluslararasısözleşmelerde genel bir hukuki karine olarak ortaya konmuştur (bkz. §§ 33-36,41-55). Bu alanda kişisel ve ailevi durumların büyük bir çeşitlilik arz ettiğidikkate alındığında ilgili bütün bireylerin hakları arasında adil bir dengeninkurulması ise her somut olayın kendine özgü koşullarının incelenmesinigerektirmektedir. Bu çerçevede çocuk ile kişisel ilişki kurma haklarını düzenleyen4721 sayılı Kanun'un 323. ile 325. maddelerinin mahiyetinin gerektirdiğini aşannitelikte katı hükümler içermediği anlaşılmaktadır. Anılan hükümlerincelendiğinde çocuk ile ancak sınırlı sayıda kişilerin kişisel ilişkikurabileceği yönünde bir listenin mevcut olmadığı, aksine çeşitli ailevidurumlara ve çocuğun üstün yararına dayalı istisnai durumların da gözetildiğigörülmektedir. Nitekim bu Kanun'un 323. maddesinin birinci fıkrasında, ana vebabadan her birinin, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayançocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahip olduğubelirtilmiş; 324. maddede bunun sınırları gösterilmiştir. Öte yandan 325.maddede ise olağanüstü hâller mevcutsa -çocuğun menfaatine uygun düştüğüölçüde- çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkının diğer kişilere,özellikle hısımlarına da tanınabileceği hüküm altına alınmıştır.
93. Somut olayda başvurucu annenin eşiher ne kadar çocuğunbiyolojik babası değilse de bu durum ancak boşanma davası açıldıktan sonra soybağının reddi davası kapsamında tespit edilebilmiştir. Buna göre evlilikbirliği içinde doğan çocuk, annesinin eşi S.S.yi babası olarak bilmiş (bkz. §14) ancak boşanma davasının kabulünden sonra bu kişi çocuğun hayatındançıkmıştır. Derece mahkemelerinin kararlarından, boşanma davasına kadar bir süreS.S.nin çocuk ile birlikte yaşadığı ve bu süre boyunca çocuğu kendi çocuğuymuşgibi yetiştirdiği de anlaşılmaktadır. Boşanma davasında ilk derece mahkemesininçocuk ile kayden baba gözüken kişi arasında kişisel ilişki kurulmasına ilişkinkararlarının psikoloji ve pedagoji alanında uzman görevlilerden alınan ve çocukile diğer kişilerin psikolojik durumlarını içeren bilimsel raporlara dayalıolduğu gözlemlenmektedir. Bu raporlarda ise çocuk ile babası arasında duygusalbağın devamı bakımından kişisel ilişki kurulmasının çocuğun yararına olacağıaçıkça belirtilmiştir (bkz.§§ 14, 18). Başvurucu anne her ne kadar davalıS.S.nin çocuğa kötü ve kaba davrandığını belirtmiş ise de gerek boşanmadavasına ilişkin derece mahkemelerinin kararlarında gerekse de uzmanraporlarında böyle bir bulguya yer verilmemiştir. Ayrıca başvurucu annenin buiddialarını daha önce boşanma davası sırasında ileri sürmediği degörülmektedir.
94. Bu itibarla evlilik birliği içinde doğan çocuğu kendiçocuğuymuş gibi yetiştiren ve çocuk ile arasında duygusal bağ bulunan kişi ileçocuk arasında boşanma davası sırasında tedbiren kişisel ilişki kurulmuştur.Derece mahkemeleri, bu kişinin DNA incelemesi sonucu çocuğun biyolojik babasıolmadığının tespitiyle birlikte soy bağının reddine ilişkin davanın devamettiğini gözeterek çocuğun üstün yararını gözeterek ve uzman raporlarına dayalıolarak karar verilinceye kadar bu tedbiri devam ettirmiştir. Başvuru konusuolay bakımından başvurucu annenin iddiasının aksine çocuğun üstün yararınarağmen böyle bir kişisel ilişki kurulması yönündeki tedbir kararınınverilmemesi durumunda -somut olayın özel koşulları altında- çocuğun ve bukişinin aile hayatına saygı hakkının ihlalinden söz edilebileceği değerlendirilmektedir.Nitekim Anayasa'nın 20. maddesi, çocuğun üstün yararı çerçevesinde olaya özgükoşulların değerlendirilerek kişisel ilişki kurulması anlamında gereklitedbirlerin alınmasını zorunlu kılmaktadır. Sonuç olarak derece mahkemelerininbu konudaki takdir yetkilerini çocuğun üstün yararını gözeterek makul vesağduyulu bir şekilde kullandıkları ve bu bağlamda kişisel ilişki tedbiriuygulanmasına ilişkin müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerinilgili ve yeterli oldukları anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kanuna dayalı olupmeşru bir amacı bulunan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülüolduğu anlaşıldığından başvurucuların aile hayatlarına saygı haklarının ihlaledilmediği sonucuna varılmıştır.
95. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvencealtına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesigerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Kayyım Tayini DavasıYönünden
96. Başvurucular, kayyım atanmasına ilişkin yargılamanın uzunsürdüğü gerekçesiyle makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
97. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisininbaşlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Anayasa Mahkemesi, ancak bu tarihten sonrakesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularıinceleyebilir (Zafer Öztürk, B.No: 2012/51, 25/12/2012, § 17).
98. Somut olayda kayyım tayinine ilişkin olarak 2/3/2010tarihinde açılan davanın 27/9/2011 tarihinde Yargıtay 18. Hukuk Dairesitarafından onanarak kesinleştiğianlaşılmıştır. Bu durumda söz konusu yargılamada karar 23/9/2012 tarihindenönce kesinleştiğinden başvurunun bu kısmı Anayasa Mahkemesinin zaman bakımındanyetkisi dışında kalmaktadır.
99. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Soy Bağının ReddiDavası Yönünden
100. Başvurucular ayrıca, soy bağının reddi davası yönünden demakul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
101. Anayasa'nın 36. ve 141. maddeleri bağlamında medeni hak veyükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanmasıgerektiğine dair temel ilkeler Anayasa Mahkemesince daha önce incelenmiş ve bukonuda kararlar verilmiştir (Güher Ergun vediğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013; Güher Ergun ve Tosun Tayfun Ergun, B. No: 2012/12,17/9/2013). Başvuru konusu olayda bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir hususbulunmamaktadır.
102. Somut olayda soy bağının reddine ilişkin davanın 29/1/2010tarihinde açıldığı ve 6/3/2014 tarihinde Yargıtay 18. Hukuk Dairesi tarafındankarar düzeltme istemi kabul edilerek onanmakla kesinleştiği anlaşılmaktadır.
103. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde davanın iki dereceli bir yargılama sisteminde toplamyaklaşık 4 yıl 1 ay sürdüğü, yargılama sürecinin bütünü dikkate alındığındabaşvurucuların haklarını ihlal edecek bir gecikmenin olmadığı sonucunaulaşılmıştır.
104. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kayyım atanmasıdavası yönünden makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınzaman bakımından yetkisizliknedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Soy bağının reddidavası yönünden makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Aile hayatına saygıhakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan ailehayatına saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE26/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.