TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
D.C. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/13863)
Karar Tarihi: 16/6/2021
R.G. Tarih ve Sayı: 28/9/2021-31612
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Ayhan KILIÇ
Başvurucu
:
D.C.
Vekili
:
Av. Ata ÖVER
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, suçta kullanıldığı gerekçesiyle el konulanancak sonradan iadesine hükmedilen geminin kullanılamamasından kaynaklananzararın karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 4/5/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyandabulunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu, Marshall Adaları Cumhuriyeti'nde kurulu birşirkettir. Şirketin olay tarihindeki ortaklarından biri M.H.dir. Olay tarihindeM.H. aynı zamanda G. Petrol Depoculuk Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketinin de(G. Limitet Şirketi) ortağı ve temsilcisidir.
A. Ceza Soruşturmasınaİlişkin Süreç
10. Başvurucu Şirketin donatanı olduğu Panama bandıralı Chernomoresisimli gemide taşınan 1.852,681 metrik ton LPG cinsi eşyanın Gebze’de bulunanPetrokimya İhtisas Gümrüğü tarafından ithal edilmesi gerektiği hâlde DerinceLimanı'nda bulunan G. Limitet Şirketinin tesislerine boşaltılmak istendiğiiddialarıyla ilgili olarak soruşturma başlatılmıştır.
11. Kocaeli 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 10/7/2008 tarihlikararıyla gemiye el konulmasına karar verilmiştir. Başvurucunun iddiasına göregemiye ve içindeki eşyaya 31/12/2007 tarihinde Derince Liman Müdürlüğütarafından hâkim kararı olmaksızın fiilen el konulmuştur ancak gemiye 10/7/2008tarihinden önce el konulduğuna ilişkin olarak herhangi bir belge başvuruformuna eklenmemiştir.
12. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık)24/2/2009 tarihli iddianameyle sahte manifesto ve konşimento düzenlemeksuretiyle akaryakıt kaçakçılığı ve resmî belgede fiili sahtecilik suçlarınıişlediği gerekçesiyle M.H. aleyhine Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesinde kamudavası açılmıştır. İddianamede, M.H.nin başvurucuya ait gemide taşınan 1.852,681metrik ton LPG eşyasının 858.650 metrik tonluk kısmını Derince Limanı'naboşaltacakmış gibi gerçeğe aykırı manifesto ve konşimentoyla işlem yapmayaçalıştığı belirtilmiştir. İddianamede LPG eşyasının tamamının M.H.nin ortağıolduğu G. Limitet Şirketinin Derince Limanı'ndaki tesislerine boşaltıldığı vebu suretle gümrük işlemleri yapılmaksızın 1.852.681 metrik ton LPG eşyasınıTürkiye'ye sokmaya teşebbüs ettiği ifade edilmiştir.
13. Başvurucu 10/2/2010 tarihli duruşmada davaya katılmatalebinde bulunmuştur. Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun katılmatalebini kabul etmiştir.
14. Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesin 24/9/2010 tarihlikararıyla M.H.nin 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla MücadeleKanunu'nun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasına muhalefet etme ve özel belgedesahtecilik suçlarından mahkûmiyetine karar vermiştir. Kocaeli 1. Ağır CezaMahkemesi ayrıca geminin karar kesinleştiğinde şirkete iadesine hükmetmiştir.Kararın gerekçesinde özetle şunlar ifade edilmiştir:
i. Sanık M.H. suç tarihinde G. Limitet Şirketininmüdürüdür. Dava konusu LPG Oxton unvanlı şirket ile gemi donatanı başvurucuarasında akdedilen 8/2/2007 tarihli satış sözleşmesine istinaden Ukrayna'nınReni Limanı'ndan ihtilaf konusu gemiye yüklenmiştir. Oxton Şirketi tarafındaneşyanın G. Limitet Şirketine satışı taahhüt edilmiştir. Sözleşmeye göre yükDerince Limanı'nda boşaltılacaktır. Yine sözleşmede yükün 1.900 metrik ton LPGolduğu belirtilmiştir. Dava konusu yüke ilişkin 19/2/2007 tarihli orijinalkonşimentoda da malın yükleteni ve gönderileni Oxton Şirketi, yükleme limanıLlichievsk ve Reni-Ukrayna, boşaltma limanı ise Türkiye'deki güvenli bir limanolarak gösterilmiştir.
ii. Suç tarihinde başvurucunun hissedarlarından olansanık, dava konusu gemi ve yükü önce Zonguldak Filyos Limanı'na yönlendirmişancak bu limanın ihtisas gümrüğü olmaması sebebiyle malın tahliyesine izinverilmemiştir. Bunun üzerine sanık, gemiyi Derince Limanı'na getirmiştir. SanıkLPG depolama ve dağıtım faaliyetiyle uğraşan K. Anonim Şirketine gerçeğe aykırıözet beyan verdirerek LPG'yi Türkiye'ye sokmaya çalışmıştır. Gümrükyetkililerine verilen 19/4/2007 tarihli özet beyanda geminin çıkış yeriRomanya, yükünün brüt ağırlığı toplam 858.650 metrik ton, yükün gönderenibaşvurucu, gönderileni K. Anonim Şirketi olarak gösterilmiştir. Sevkiyatailişkin belgelerde farklılıklar bulunduğunun Derince Gümrük Müdürlüğüyetkililerinin dikkatini çekmesi üzerine suç ihbarında bulunulmuştur.
iii. Bu şekilde özetlenen olayda sanığın suça konu LPGcinsi eşyayı, ihtisas gümrüğü olmaması sebebiyle gümrük işlemlerinin yapılmasımümkün olmayan bir limandan sahte manifestolar ve konşimentolar ile gümrükişlemlerini yapmaksızın yurda sokmaya teşebbüs ettiği sabittir.
iv. Donatan şirketin sanığın eylemine iştirak ettiğinedair delil bulunmadığından geminin başvurucuya iadesi gerekmiştir.
15. Yargıtay 7. Ceza Dairesi 27/3/2013 tarihli kararıylailk derece mahkemesi kararını düzelterek onamıştır. Kararın düzeltilen kısmındagemide bulunan 858.650 metrik ton LPG'nin müsaderesine hükmedilmiştir.
16. Kararın kesinleştiği hususu 15/8/2013 tarihindebaşvurucuya bildirilmiştir. Başvurucu 19/8/2013 tarihinde geminin teslimi içinDoğu Marmara Gümrük ve Ticaret Müdürlüğüne başvurmuştur. Ancak gemideki yükünboşaltılmamış olması sebebiyle teslime hazır hâle gelmediği belirtilerek talepyerine getirilmemiştir. Başvurucunun beyanına göre LPG'nin tahliyesi 3/3/2014tarihinde sağlanmış ve gemi ancak bu tarihte iade edilebilir hâle gelmiştir.
B. TazminatDavasına İlişkin Süreç
17. Başvurucu 31/10/2013 tarihinde Kocaeli 3. Ağır CezaMahkemesinde (Mahkeme) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun 141. maddesi uyarınca tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesindebaşvurucu, gemiye 31/12/2007 tarihinden itibaren fiilen, 10/7/2008 tarihiitibarıyla da hâkim kararıyla haksız olarak el konulduğunu belirtmiş; el koymamüddetince geminin çalıştırılamamasından kaynaklanan toplam 43.956.000 TLzararın tazmin edilmesini talep etmiştir.
18. Mahkeme tarafından 24/1/2014 tarihinde gemininbulunduğu yerde bilirkişilerle birlikte keşif yapılmıştır. Bilirkişi heyetitarafından düzenlenen 21/4/2014 tarihli raporda olay tarihinde 29 yaşında olangemiye el konulma tarihi olan 19/4/2007'den sonra geminin devamlı olarakçalışabileceğine ilişkin belge sunulmadığı için zarar hesaplamasıyapılamayacağı belirtilmiştir. Raporda, geminin sertifikalarının süresinin 2006yılı sonunda dolduğu ve teknik yetersizlikler nedeniyle 2006 yılında çeşitlilimanlarda alıkonulduğu ifade edilmiştir. Raporda ayrıca bu tür gemilerinkullanım ömrünün otuz yıl olduğu ve ancak Karadeniz ve Doğu Akdenizlimanlarında çalışabileceği, tüm yıl boyunca çalışmasının da mümkün olmadığınotu yer almaktadır. Mahkeme talimat yoluyla ikinci bir bilirkişi heyetindenrapor aldırmıştır. İkinci bilirkişi heyetince düzenlenen 21/9/2015 tarihliraporda da bu tür gemilerin 2007 ve 2008 yıllarında ayda/yılda ortalama kaçsaat çalışacağına ilişkin belge bulunmaması sebebiyle hesaplama yapılamayacağıifade edilmiştir.
19. Yargılama sırasında A. Limitet Şirketi 30/9/2014tarihli dilekçesiyle müdahale talebinde bulunmuştur. Müdahale dilekçesindegeminin Körfez İcra Müdürlüğünün 2010/2181 numaralı dosyasında icra takibinekonu olduğu, icra sonucu geminin 10/2/2011 tarihinde alacağına mahsubenT.B.B.ye ihale edildiği belirtilmiştir. Dilekçede, T.B.B.nin 16/8/2012 tarihlisatış ve alacağın temliki sözleşmesi ile gemiyi şirketlerine sattığı vetazminat davasından doğan alacağın kendilerine ödenmesi gerektiği ifadeedilmiştir. Bakanlık görüşünde belirtildiğine göre A. Limitet Şirketi buiddialarını destekleyen belgeleri dosyaya eklemiş ve Mahkeme bu belgelerideğerlendirerek 20/1/2015 tarihli celsede müdahale talebinin kabulüne kararvermiştir.
20. Mahkeme 3/11/2015 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir.Kararın gerekçesinde, davaya konu geminin elkoyma kararından önce verilmiş olanseferden men kararı gereğince limanda bekletildiği vurgulanmıştır. Kararda,elkoymanın mevcut suç şüphesi ve sanık hakkında verilen mahkûmiyet kararıkapsamında haklı olduğunun kabul edildiği belirtilmiştir. Sanık M.H.nin suçtarihinde başvurucu Şirketin hissedarı olduğuna işaret eden Mahkeme, sanığın bukapsamda başvurucu adına Oxton Şirketi ile sözleşme dahi imzaladığına dikkatçekerek gemi sahibi ile arasında organik bağ bulunduğu kanaatine varıldığınıifade etmiştir. Mahkeme son olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi uyarıncaHazinenin sorumluluğunun şartları oluşmasa da başvurucunun M.H. aleyhinetazminat davası açabileceğine vurgu yapmıştır.
21. Başvurucu bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur.Yargıtay 12. Ceza Dairesi 6/11/2017 tarihli kararıyla mahkeme kararınıonamıştır. Başvurucu; onama kararının tebliğ edilmediğini, karardan 3/5/2018tarihinde haberdar olduğunu belirtmiştir.
22. Başvurucu 4/5/2018 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
23. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. HanifeEnsaroğlu, B. No: 2014/14195, 20/9/2017, §§ 25-40.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
24. Mahkemenin 16/6/2021 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
25. Başvurucu, tazminat talebinin reddedilmesi nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu; Kocaeli 1. AğırCeza Mahkemesi tarafından gemi hakkında müsadere kararı verilmeyip iadesinehükmedildiğine göre iyi niyetli olduğunun kabul edildiğini, bu durumdaMahkemenin M.H. ile arasında organik bağ bulunduğu tespitinin kabul edilmesininmümkün olmadığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca Mahkemenin zararın M.H.ye karşıaçılacak bir davayla tazmininin istenebileceği görüşünün Yargıtay içtihadıylauyuşmadığını, M.H. aleyhine açılacak davada devletin sorumluluğununtartışılamayacağını ifade etmiştir. Başvurucu, yargılamanın altı yıldan fazlasürede sonuçlandırılmasından ve kararın kesinleşmesinden sonra da gemidekiyakıtın henüz boşaltılmadığı gerekçesiyle teslim edilmemesinden devletinsorumlu olduğunu savunmuştur. Başvurucu son olarak devletin daha hızlı biryargılama yapıp zararın büyümesini önlemesi mümkün olduğu gibi teminatkarşılığı gemiyi serbest bırakma seçeneğini de tercih etmesinin olasıbulunduğunu iddia etmiştir.
26. Bakanlık görüşünde,
i. Geminin 2010 yılında konu olduğu icra takibi sonucualacağına mahsuben T.B.B.ye 10/2/2011 tarihinde ihale edildiği ve ihalenin17/2/2012 tarihinde kesinleştiği, T.B.B.nin de 16/8/2012 tarihinde noterdeimzalanan sözleşme ile gemiyi tüm hak ve talepleri ile birlikte A. LimitetŞirketine devrettiği belirtilmiştir. Geminin mülkiyetinin 2012 yılında kesinolarak başvurucunun elinden çıkmış olması sebebiyle mağdur statüsünün bulunupbulunmadığının tartışılması gerektiği ifade edilmiştir.
ii. 21/4/2014 tarihli bilirkişi raporunda; geminin teknikyetersizlikler nedeniyle 2006 yılında çeşitli limanlarda alıkonulduğuna ve 2006yılı sonu itibarıyla sefere ilişkin sertifika sürelerinin dolmuş olduğuna,başvuru konusu gemi gibi otuz yaş üstü gemilerin hurdaya çıkarıldığı vesöküldüğü tespitlerinin yapıldığına dikkat çekilmiştir. Elkoyma tarihinden öncegeminin sertifika sürelerinin dolduğu ve sefere uygun olmadığı tespitleridikkate alındığında elkoyma nedeniyle başvurucunun mağduriyetinin bulunmadığıdeğerlendirilmiştir.
iii. Suçla mücadele gibi zor bir alanda hangi tedbirleringerekli olup olmadığının değerlendirilmesinin öncelikli olarak ilgili kamumakamlarının yetkisinde olduğu, bu alanda ne gibi tedbirlerin alınmasıgerektiği hakkında sorumlu ve yetkili otoritelerin daha isabetli kararverebilecek konumda oldukları belirtilmiştir. Somut olayda sanık M.H.nin kanunaaykırı şekilde yurda LPG cinsi malı sokmaya çalıştığı, bu eylem için söz konusugemiyi aracı kullandığı, bu hususların ceza davası ile kesinleştiği ve buşahsın başvurucu Şirket ile organik bağının bulunduğunun tespit edildiği ifadeedilmiş; bunlar dikkate alındığında kamu makamlarının takdir marjlarınıaşmadığı görüşü açıklanmıştır.
iv. Somut olayda geminin mülkiyetinin tartışmalı olmasıyönüyle olayın Hanife Ensaroğlu kararındaki olaydan farklılaştığı iddiaedilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Yaşar v. Romania(B. No: 64863/13, 26/11/2019) başvurusuna atıfta bulunularak müdahalenin ölçülüolduğu savunulmuştur.
27. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuruformundaki iddialara ek olarak geminin iadesine hak kazanıldığı tarihin yüküntahliye edildiği 3/3/2014 olarak kabulü gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu,geminin icrada satılmış olmasının -geminin 4-5 yıl kullanılamadığıgözetildiğinde- devletin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını ifade etmiştir.Bilirkişi raporundaki tespitlere yönelik olarak başvurucu, söz konusu rapordabelirtilen eksikliklerin Mahkeme tarafından araştırılmadığına dikkat çekmiştir.Başvurucu ayrıca Bakanlığın geminin icrada satıldığı iddiasına yönelik olarakihalenin kesinleştiği 17/2/2012 tarihinden önce geminin mülkiyetinin kendisindebulunduğunu, bu tarihten önceki 4-5 yıllık dönemde gemi üzerinde tasarruftabulunamadığını vurgulamıştır. Başvurucu son olarak başvurunun koşullarının HanifeEnsaroğlu kararındakinden farklı olmadığını belirtmiştir.
B. Değerlendirme
28. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanakalınacak "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve mirashaklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplumyararına aykırı olamaz."
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
29. Bakanlık iki nedenden dolayı başvurucunun mağdurstatüsünün bulunmadığını öne sürmüştür. Bakanlığa göre geminin 17/2/2012tarihinde başvurucunun mülkiyetinden çıkmış olması, seferde kullanılmasınınteknik ve hukuki nedenlerle mümkün olmaması sebebiyle başvurucunun mağdurstatüsü bulunmamaktadır.
30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Bireysel başvuruhakkına sahip olanlar" kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralıfıkrası uyarınca bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlertarafından yapılabilir.
31. Buna göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunabilmesi için üç temel ön koşulun birlikte bulunmasıgerekmektedir. Bunlar, başvuruya konu edilen kamu gücü eylem veya işleminden yada ihmalinden başvurucunun güncel bir hakkı nedeniyle kişisel olarakve doğrudan etkilenmesidir. Bu çerçevede ortaya çıkan sonuç nedeniylebaşvurucunun mağdur olduğunu ileri sürmesi gerekir (Onur Doğanay,B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 42).
32. Gemi hakkında elkoyma kararının verildiği 10/7/2008tarihinde geminin mülkiyetinin başvurucuya ait olduğuyla ilgili olarak birihtilaf bulunmamaktadır. Geminin 17/2/2012 tarihinde başvurucunun mülkiyetindençıkmış olması elkoyma biçimindeki müdahalenin 10/7/2008-17/2/2012 tarihleriarasındaki mağdurunun başvurucu olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Öte yandangeminin teknik ve hukuki olarak sefere uygun olup olmadığı sorunu mağduriyetinvarlığıyla ilgili değil müdahalenin esasıyla ilgili bir mesele olarakdeğerlendirilmiştir. Dolayısıyla Bakanlığın başvurucunun mağdur statüsüyleilgili iddialarının reddi gerekir.
33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. MülkünVarlığı
34. Başvuruya konu geminin 17/2/2012 tarihine kadarbaşvurucunun mülkiyetinde bulunduğu açık olduğuna göre mülkün varlığıyla ilgiliolarak bir ihtilaf bulunmamaktadır.
b. MüdahaleninVarlığı ve Türü
35. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas edendiğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkınamüdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğubelirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş;ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesibelirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangikoşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksunbırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin sonfıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırıolamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımınıkontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğerbazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özelhükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakmave mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (RecepTarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).
36. Elkoyma tedbiri, suç isnadı kapsamında uygulanangeçici bir koruma tedbiri mahiyetindedir. Başvurucunun geçici bir süreyle deolsa mülkünden yoksun bırakılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğikuşkusuzdur. Müdahalenin türünün ise yol açtığı sonuçlar yanında amacı dagözetilerek belirlenmesi gerekmektedir. Somut olayda elkoyma tedbirininuygulanmasıyla başvurucu, mülkünden bütünüyle yoksun bırakılmış değildir.Başvurucunun donatanı olduğu geminin akaryakıt kaçakçılığında kullanıldığıgerekçesiyle gemiye el konulmuştur. Dolayısıyla esas itibarıyla toplum yararınaaykırı olarak suçta kullanılmasının önlenmesi amacıyla mülkün kontrolü sözkonusu olduğuna göre başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleninmülkiyetin kullanımının kontrolüne veya düzenlenmesine ilişkin üçüncü kuralçerçevesinde incelenmesi gerekir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. HanifeEnsaroğlu, § 52).
c. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
37. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
38. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsızbir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulmasıgerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'yauygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşımasıve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhanve Afife Tarhan, § 62).
i. Kanunilik
39. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanunhükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK],B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No:2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:2013/1301, 30/12/2014, § 55).
40. 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesinin (1) numaralıfıkrasında soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardanelde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunanhâllerde şüpheli veya sanığa ait taşınmazlara, kara, deniz veya hava ulaşımaraçlarına, banka veya diğer mali kurumlardaki her türlü hesaba, gerçek veyatüzel kişiler nezdindeki her türlü hak ve alacaklara, kıymetli evraka, ortağıbulunduğu şirketteki ortaklık paylarına, kiralık kasa mevcutlarına ve diğer malvarlığı değerlerine el konulabileceği hükme bağlanmıştır. Öte yandan anılanmaddenin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde (1) numaralı fıkra hükmünün 5607sayılı Kanun'da tanımlanan ve hapis cezası gerektiren suçlar hakkında dauygulanacağı belirtilmiştir.
41. Söz konusu kanun hükümlerinin açık, ulaşılabilir veöngörülebilir mahiyette olduğu dikkate alındığında başvurucunun mülkiyethakkına yapılan müdahalenin kanuna dayandığının bulunduğu kuşkusuzdur.
42. Başvurucu, Liman Müdürlüğü tarafından gemiye31/12/2007 tarihinde hâkim kararı olmaksızın fiilen el konulduğunu belirtmekteise de bu iddiasını ispatlayan herhangi bir belgeyi başvuru formunaeklememiştir. Öte yandan başvuru formunun anayasal şikâyetlerin açıklandığıbölümünde buna yönelik olarak bir ihlal iddiası da öne sürülmemiştir. Busebeple hâkim kararıyla gemiye el konulma tarihi olan 10/7/2008'den öncekidöneme yönelik bir inceleme yapılması mümkün görülmemiştir.
ii. Meşru Amaç
43. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyethakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararıkavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlardasınırlandırılması imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıramülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve buanlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekildekorumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, § 53).
44. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında elkoymave müsadere gibi tedbirlerin çeşitli kamu yararı amaçlarını taşıdığıaçıklanmıştır. Buna göre söz konusu tedbirler ile suçta kullanılan, kullanılmaküzere hazırlanan veya suçtan meydana gelen eşyanın mahkûmiyete rağmen suçlununelinde bırakılmaması, suçtan gelir elde edilmemesi, ayrıca suçla ilgili veyabizatihi suç teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği iletoplum ve çevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesiamaçlanmıştır. Böylece suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yenisuçların işlenmesinin önüne geçilmesi ve tehlikelilik arz eden suça konu mülkünkullanılmasının ve dolaşımının engellenmesi hedeflenmektedir (Bekir Yazıcı [GK],B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 64; Mahmut Üçüncü, B. No: 2014/1017,13/7/2016, 76; Fatma Çavuşoğlu ve Bilal Çavuşoğlu, B. No: 2014/5167,28/9/2016, § 69; Hanife Ensaroğlu, § 60).
45. Dolayısıyla suçta kullanıldığı anlaşılan gemiyefiilen el konulmasının belirtilen şekilde kamu yararına dayalı meşru bir amacıbulunmaktadır.
iii. Ölçülülük
(1) Genelİlkeler
46. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukukdevleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerinsınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumungerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazlasınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamınageleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,13/11/2014).
47. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin amacı gerçekleştirmeyeelverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından müdahalenin zorunluolmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkünolmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmakistenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifadeetmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37,5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §38).
48. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasının yanında gerekli olması da gerekir. Gereklilik yukarıdada belirtildiği üzere hakka müdahale teşkil eden birden fazla araç arasından hakkıen az zedeleyen aracın seçilmesini ifade etmektedir. Hak ve özgürlüğüsınırlayan tedbirlerden hangisi diğerlerine nazaran hakkın norm alanına daha azmüdahale edilmesi sonucunu doğuruyorsa o tedbirin tercih edilmesi gerekir.Bununla birlikte hakka müdahale oluşturacak aracın seçiminde kamuotoritelerinin belli ölçüde takdir payının bulunduğu da kabul edilmelidir. Zirayetkili kamu makamları, öngörülen amaca ulaşılması bakımından hangi aracınetkili ve verimli sonuçlar doğuracağına ilişkin olarak isabetli karar vermenoktasında daha iyi bir konumdadır. Özellikle alternatif aracın bulunmadığıveya mevcut alternatiflerin öngörülen meşru amaca ulaşılması bakımından etkiliolmadığı ya da daha az etkili olduğu durumlarda kamu makamlarının araç seçimihususundaki tercih yetkisinin gereklilik kriterini sağlamadığınınsöylenebilmesi için çok güçlü nedenlerin bulunması gerekir.
49. Öte yandan mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerorantılı olmalıdır. Orantılılık sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ilebaşvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasınaişaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, amaç ile araç arasında adilbir denge kurulmasını gerektirmektedir. Buna göre mülkiyet hakkına getirilensınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve başvurucunun mülkiyet hakkındanyararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır.Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığındasınırlama ile kişiye yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir.
50. Seçilen aracın ulaşılmak istenen amaçlakıyaslandığında bireye orantısız bir külfet yüklemiş olduğunun saptanması,ihlal sonucuna ulaşılabilmesi için bazı hâllerde tek başına yeterliolmayabilir. Kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların var olupolmadığı da büyük önem taşımaktadır. Elverişli ve gerekli olduğu hükmünevarılan aracın seçilmiş olması nedeniyle kişiye yüklenen aşırı külfetihafifleten hukuksal mekanizmalar mevcutsa bir ihlalin olmadığı sonucunavarılabilir.
51. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olupolmadığı değerlendirilirken başvurucunun ve idarenin kusurlarının bulunupbulunmadığı da gözönünde bulundurulur. Bu bağlamda tarafların yasalyükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmalkârlıkgösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun hukukaaykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığı da dikkate alınır.
52. Usule ilişkin güvencelerin varlığı orantılılıkdeğerlendirmesinde önemli bir rol oynayabilir. Bu bağlamda müdahalenin hukukaaykırılığının ileri sürülebileceği veya müdahale nedeniyle oluşan maddi vemanevi zararların tazmin edilmesinin istenebileceği hukuk yollarının olmamasıda bazı durumlarda kişiye yüklenen külfeti ağırlaştıran bir unsur olarakgörülebilir. Bu bakımdan kişinin hukuka aykırılık iddialarının bir mahkemetarafından etkili bir biçimde incelenmesi müdahalenin orantılılığı bakımındanehemmiyet arz etmektedir (başvurucuya diğer unsurlar yanında ayrıca etkin birsavunma hakkı tanındığından müdahalenin ölçülü görüldüğü kararlar için bkz. EyyüpBaran, B. No: 2014/8060, 29/9/2016, §§ 75-95; Fatma Çavuşoğlu ve BilalÇavuşoğlu, §§ 74-89;buna karşılık aynı koşulun yargılama sürecindesağlanmaması nedeniyle müdahalenin ölçüsüz görüldüğü kararlar için bkz. MahmutÜçüncü, B. No: 2014/1017, 13/7/2016, §§ 79-102; Arif Güven, B. No:2014/13966, 15/2/2017, §§ 57-72).
53. Ayrıca elkoyma veya müsadere gibi tedbirler yoluylamülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasındaolması gereken adil dengeyi bozmaması için suça veya kabahate konu eşyanınmalikinin davranışı ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyet bağınınolması ve iyi niyetli eşya malikine eşyasını -tehlikeli olmamasıkaydıyla- geri kazanabilme olanağının tanınması veya iyi niyetli malikin bunedenle oluşan zararının tazmin edilmesi gerekmektedir (Bekir Yazıcı, §§31-80; Hanife Ensaroğlu, § 66).
54. Kamu yararı amacı doğrultusunda mülkle ilgili olarakbu ve benzeri tedbirlerin uygulanmasının zarara yol açması kaçınılmazdır. Ancakbu zararın kaçınılmaz olandan ağır veya aşırı sonuçlara da yol açmaması ya daoluşması durumunda böyle bir zararın kamu makamlarınca makul bir sürede, uygunbir yöntem ve vasıtalarla gideriminin sağlanması gerekmektedir. Buna göre kamumakamlarının kanuna dayalı olarak ve ilgili kamu yararı amacı doğrultusundamülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirler uygulaması ve bu tedbirlerinbelirli bir süre de devam etmesi ancak bireyin haklarının korunmasınıngerekliliklerine uyulduğu takdirde ölçülü görülebilir.
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
55. Olayda başvurucunun donatanı olduğu geminin akaryakıtkaçakçılığında kullanıldığı gerekçesiyle gemi hakkında 10/7/2008 tarihindeelkoyma kararı verilmiştir. Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/9/2010 tarihlikararıyla geminin karar kesinleştiğinde başvurucuya iadesine hükmedilmiştir.İlk derece mahkemesi kararı Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 27/3/2013 tarihlikararıyla onanmış ise de başvurucunun beyanına göre gemi ancak 3/3/2014tarihinde iade edilebilir hâle gelmiştir. Dolayısıyla geminin 10/7/2008-3/3/2014tarihleri arasında toplam5 yıl 7 ay 23 gün kamu makamlarının yedinde kaldığıanlaşılmıştır.
56. Suçta kullanıldığı hususunda şüphe bulunan gemiye elkonulmasının muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması amacı bakımındanelverişli olduğu açıktır.
57. Suçla ve özellikle de örgütlü suçlarla mücadele gibizor bir alanda hangi tedbirlerin gerekli olduğunun değerlendirilmesi öncelikliolarak ilgili kamu makamlarının yetkisindedir. Bu alanda ne gibi tedbirlerinalınması gerektiği hakkında sorumlu ve yetkili otoriteler daha isabetli kararverebilecek konumdadır. Bu nedenle hangi tedbirin uygulanacağının belirlenmesihususunda idarelerin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Ne var kiseçilen aracın gerekliliğine ilişkin olarak idarelerin sahip olduğu takdiryetkisi sınırsız değildir. Tercih edilen aracın müdahaleyi ulaşılmak istenenamaca nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması durumunda Anayasa Mahkemesincemüdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılması mümkündür ancak AnayasaMahkemesinin bu kapsamda yapacağı denetim, seçilen aracın isabet derecesineyönelik olmayıp hak ve özgürlükler üzerinde oluşturduğu müdahalenin ağırlığınadönüktür (Hamdi Akın İpek, B. No: 2015/17763, 24/5/2018, § 108).
58. Somut olayda geminin 5607 sayılı Kanun'un 3. maddesinin(1) numaralı fıkrasına muhalefet etme suçunda kullanıldığı Kocaeli 1. Ağır CezaMahkemesinin 24/9/2010 tarihli kararıyla sabittir. Anılan kararda M.H.nin suçakonu LPG cinsi eşyayı, ihtisas gümrüğü olmaması sebebiyle gümrük işlemlerininyapılması mümkün olmayan bir limandan sahte manifestolar ve konşimentolar ilegümrük işlemlerini yapmaksızın yurda sokmaya teşebbüs ettiği sabit görülmüştür.Söz konusu suç anılan tarihte başvurucuya ait olan gemi aracı kılınarakişlenmiştir. Başvurucunun suçun başvuru konusu gemi kullanılmak suretiyleişlenmediğiyle ilgili olarak bir iddiası bulunmamaktadır. Başvurucu kendisininiyi niyetli olması sebebiyle elkoyma tedbirinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğiniöne sürmektedir.
59. Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/9/2010 tarihlikararında başvurucunun suça iştirak ettiğine dair bir delilin bulunmadığıbelirtilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun iyiniyetli olduğu kabul edilmişolmaktadır. Ne var ki elkoyma tedbirinin gerekliliği değerlendirilirken elkoymatarihindeki koşullar gözönünde bulundurulmalıdır. Suçun işlendiği tarihte kamumakamlarının başvurucunun M.H.nin gemiyi suçta kullanacağını bildiğindenşüphelenmelerinde haksız oldukları söylenemez. Başvurucunun geminin suçtakullanılacağını bilmediği ancak ilk derece mahkemesindeki yargılamanınsonucunda anlaşılmıştır. Tüm bunlar ve kamu makamlarının bu alandaki takdiryetkisi dikkate alındığında somut olayın koşulları altında müdahaleningerekliliği hususunda kamu makamlarınca yapılan değerlendirmenin aksine birsonuca ulaşmayı gerektirecek bir neden bulunmamaktadır.
60. Öte yandan kamu makamları mülkiyet hakkına müdahaleederken Anayasa'nın 35. maddesi gereğince takip edilen kamu yararı amacınıgerçekleştirmeye en uygun ve elverişli aracı seçmek durumundadır (HanifeEnsaroğlu, § 77). Bu bağlamda 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesinin (4)numaralı fıkrasında kara, deniz ve hava ulaşım araçları hakkında verilenelkoyma kararının bu araçların kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek suretiyleicra olunacağı hükmüne işaret etmek gerekir. Bununla birlikte elkoyma işleminekonu gemi Türk gemi siciline kayıtlı olmadığından elkoyma tedbirin fiilî olarakuygulanmasının da keyfî olmadığı değerlendirilmiştir.
61. Son olarak müdahalenin orantılı olup olmadığıincelenmelidir. Bu bağlamda öncelikle söz konusu tedbire karşı başvurucuyaiddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınıptanınmadığı değerlendirilmelidir. Başvurucu, M.H. aleyhine yürütülen cezayargılamasında 10/2/2010 tarihli duruşmada davaya katılma talebinde bulunmuş veKocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun katılma talebini kabul etmiştir.Başvurucu, elkoyma tedbirinin hukukiliğiyle ilgili iddialarını anılan Mahkemedeileri sürme imkânı bulmuştur. Öte yandan başvurucunun iyi niyetli olduğunuileri sürerek açtığı tazminat davasında da kendisini avukatla temsil ettirdiği,iddia ve savunmalarını ileri sürebildiği görülmektedir. Dolayısıylabaşvurucunun tüm usul güvencelerinden yararlandığı anlaşılmaktadır.
62. Müdahalenin orantılı olup olmadığı değerlendirilirkendikkate alınacak unsurlardan biri de malikin davranışlarıdır. Mahkeme davayıreddederken M.H.nin suç tarihinde başvurucu Şirketin hissedarı olduğuna ve bukapsamda başvurucu Şirket adına Oxton Şirketi ile sözleşme dahi imzaladığınadikkat çekmiştir. Gemiye el konulmasına yol açan suçun sahte manifesto vekonşimento düzenlemek suretiyle işlendiği ceza yargılamasında tespit edilmiş,söz konusu karar kesinleşmiştir. Sahtecilik suçunu işleyen kişi olay tarihindebaşvurucu Şirketin ortağıdır. Ayrıca suça konu taşımacılığın dayandığısözleşmeyi başvurucu Şirket adına M.H. imzalamıştır. M.H.nin başvurucu Şirketinortağı olduğu ve Şirket adına hukuki işlemler yaptığı gözetildiğinde kamumakamlarının soruşturmanın başında başvurucunun geminin suç işlenmesindekullanıldığını bildiğini değerlendirmiş olmaları makul karşılanmalıdır.Dolayısıyla Mahkemenin başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındatartım yaparken bu hususları başvurucu aleyhine dikkate almasının keyfî vetemelsiz olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
63. Nihai olarak bireysel başvuruya konu elkoymatedbirinin başvurucunun kaçınılmaz olanın ötesinde zarara uğramasına yol açıpaçmadığı değerlendirilmelidir. Gemiye fiilen el konulması nedeniyle gemininbaşvurucu tarafından ticari faaliyette kullanılamadığı ve dolayısıyla budurumun başvurucuya belli ölçüde külfet yüklediği açıktır. Bununla birliktekamu makamlarının tazminat yükümlülüğünün doğduğundan söz edilebilmesi içinyüklenen külfetin kaçınılmaz olanın ötesine geçmesi gerekir.
64. Mahkemedeki yargılamaya sunulan bilirkişiraporlarında geminin teknik yönden yetersiz olduğu ve sertifikalarınınsüresinin dolduğu, ayrıca yaşı itibarıyla tam kapasiteyle ve tüm yılçalışmasının mümkün olmadığı yolundaki tespitlere dikkat çekmek gerekir. Her nekadar belirtilen bilirkişi raporlarındaki tespitler yargısal kesinlikkazanmamış olsa da elkoyma işlemi sebebiyle başvurucunun katlandığı külfetinbüyüklüğü hakkında belli ölçüde fikir vermektedir.
65. Bu bağlamda elkoyma tedbirinin toplam 5 yıl 7 ay 23gün sürmüş olmasının başvurucuya aşırı bir külfet yükleyip yüklemediğinin deirdelenmesi gerekir. Öncelikle geminin 17/2/2012 tarihinde başvurucununmülkiyetinden çıktığı not edilmelidir. Dolayısıyla elkoyma tedbiri başvurucuyönünden 3 yıl 7 ay 7 gün sürmüştür. Başvurucu ile M.H. arasındaki ilişkininniteliği gözetildiğinde başvurucunun iyi niyetli olup olmadığının tespit edilipyargısal kesinliğe kavuşturulmasının yaklaşık üç buçuk yıl sürmüş olmasınınmakul olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca varılan bu sonucun AnayasaMahkemesinin malikin mülkü üzerinde tasarrufta bulunma yetkisinin geçici birtedbir olarak sınırlandırılması sonucunu doğuran koruma tedbirlerinin süresiyleilgili olarak belirlediği ilkelerle de uyumlu olduğu görülmektedir (HesnaFunda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No:2014/17196, 25/10/2018, § 78; İhsan Metin, B. No: 2015/7044, 23/1/2019,§ 27; Şeyhmus Terece [GK], B. No: 2017/26532, 23/7/2020, § 46).
66. Sonuç olarak başvurucunun suçta kullanılan gemisineel konulması sebebiyle başvurucuya tazminat ödenmemesinin -başvurucunun fiilive tedbirin süresi dikkate alındığında- başvurucuya katlanması gerekeninötesinde bir külfet yüklemediği değerlendirilmiştir. Bu durumda başvurucununmülkiyet hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar ile suçla mücadeledekikamusal yarar arasındaki dengenin sağlandığı, tazminat ödenmemesinin birdengesizliğe yol açmadığı ve mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olduğukanaatine varılmaktadır.
67. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesindegüvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınanmülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerindeBIRAKILMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE16/6/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.