TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
DENİZ YAZICI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6359)
Karar Tarihi: 10/12/2014
R.G. Tarih-Sayı: 4/4/2015-29316
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Recep BENLİ
Başvurucu
:
Deniz YAZICI
Vekili
:
Av. Mehmet Harun ELÇİ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, polis memurları tarafından keyfi biçimdegözaltına alındığını, gözaltında kötü muameleye maruz kaldığını belirterekşikayetçi olmasına rağmen etkili soruşturma yapılmadığını, polis memurlarıhakkında açılan kamu davası sonucunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasınakarar verildiğini, bu nedenlerle Anayasa'nın 10., 17., 19., 36. ve 38.maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş,manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 5/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine İzmir 4.Sulh Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 9/5/2014 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 4/7/2014 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğiningörüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 8/9/2014 tarihli görüşü başvurucuvekiline tebliğ edilmiş olup, başvurucu vekili 1/10/2014 havale tarihli beyandilekçesini on beş günlük yasal süresi içinde sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile Adalet Bakanlığının görüşündeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
1. Başvurucuya İsnat Edilen Suç Kapsamında Yapılan İşlemler
7. Başvurucu, olay tarihinde İzmir Tepecik Eğitim veAraştırma Hastanesinde doktor olarak görev yapmaktadır.
8. 15/5/2008 tarihinde başvurucunun evindeki boya işleriniyapan A.Y. ile polis memurları arasında sokakta kimlik gösterme meselesiyüzünden bir tartışma meydana gelmiştir. Başvurucu da bu tartışmaya dâhilolunca polis memurları her iki şahsı yakalayıp ekip aracına bindirerekhaklarında adli işlem başlatmıştır.
9. Başvurucu hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığıncayürütülen 2008/45308 sayılı soruşturma sonunda 28/5/2008 tarihinde göreviyaptırmamak için direnme suçundan asliye ceza mahkemesine kamu davasıaçılmıştır.
10. İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılamasonucunda 2/6/2009 tarih ve E.2008/334, K. 2009/316 sayılı kararla başvurucununüzerine atılı suçu işlediğine dair yeterli delil elde edilemediğinden beraatınakarar verilmiştir.
11. Kararın temyiz edilmesi sonucu Yargıtay 4. CezaDairesinin 25/12/2012 tarih ve E.2011/23459, K.2012/31792 sayılı ilamı ileberaat kararı onanmıştır.
2. Başvurucunun Kötü Muamele Şikâyetleri Üzerine Yapılanİşlemler
a. Başvurucunun Kötü Muamele İddiaları
12. Başvurucu 16/5/2008 tarihinde polis merkezinde avukatıolduğu halde şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde, 15/5/2008 tarihindeçalıştığı hastaneden evine gitmek üzere çıktığını, evinin boya işlerini yapanA.Y.’nin telefonda polislerin kendisine kimliksorduğunu söylediğini, A.Y. ve polis memurlarının bulunduğu yere geldiğindepolislere “bir sorun mu var” diyesorduğunu, bunun üzerine polislerin “senkimsin” diyerek kimlik sorduklarını, doktor olduğunu söyleyincedoktor kimliğini istediklerini, doktor kimliğinin henüz çıkmadığını söyleyipdoktor kaşesini gösterdiğini, bu sırada polislerden birinin A.Y.’yi tokatlayarak ekip otosuna bindirdiğini, buna tepkigöstererek “ne yapıyorsunuz”deyince polislerden birinin kendisine de 6-7 kez tokatla vurduğunu ve kendisinide ekip otosuna bindirdiklerini, ekip otosunun içinde kendilerine sinkaflı küfürler edildiğini, araçla 100-150 metre ileridebulunan boş bir araziye götürülüp burada araçtan indirilerek kafasına vekarnına tekmelerle vurulduğunu, yaklaşık 10-15 dakika kötü muameleye maruzkaldığını, daha sonra tekrar ekip otosuna bindirildiğini, araçta da sinkaflı küfürler edildiğini, “…demek Diyarbakırlısın, adında Deniz. Sen üniversitede az dayak yedinherhalde, doktor oldun da bir şey mi oldun” denilerek polismemurlarınca aşağılandığını, ekip otosuyla karakola getirildikten sonranezarethaneye konulduğunu, burada da elbiseleri çıkartıldıktan sonra birkaç kezdarp edildiğini, daha sonra Bornova Trafik Hastanesi’ne götürüldüğünü, oradanda acilen Tepecik SSK Hastanesi Acil Servis Polikliniğine sevk edildiğini,dayak nedeniyle çok ağrılarının olduğunu ve psikolojik travma yaşadığını,kendisini darp edip hakaret ve tehdit eden polis memurlarından şikayetçiolduğunu beyan etmiştir.
13. Başvurucu 21/5/2008 tarihinde polis başmüfettişineavukatı nezaretinde müşteki sıfatıyla verdiği ifadede de,16/5/2008 tarihinde polis merkezinde verdiği ifadeye ilaveten ekip otosunda boşaraziye götürüldükleri sırada çakır gözlü polis memurunun kendisine “Senin memurluğunu yakacağım, Baran’ı öldürene neoldu ki? Bize bir şey olmaz, altı ay önce yasa değişti, mukavemet derim alırım,cebine uyuşturucu koyar alırım, bana karşı geldi derim alırım”diyerek tehdit ettiğini, ayrıca polis merkezi nezarethanesinde çırılçıplaksoyulduğunu, ellerini başının üstüne koydurarak etrafında döndürüldüğünü,olaydan sonra 4-5 gün hastanede yattıktan sonra rapor verilerek taburcuolduğunu belirtmiştir.
14. Başvurucu 4/7/2008 tarihinde 2008/46325 sayılı soruşturmakapsamında İzmir Cumhuriyet Savcısına avukatı nezaretinde müşteki sıfatıylaverdiği ifadede de yukarıda bahsedilen beyanlarını tekrar etmiş, nezarethaneyealındıklarında kendisini soyduklarını, “kaşegöstermek nasılmış doktor” diyerek tokat attıklarını beyan etmiştir.
15. Başvurucunun şikâyetçi olduğu polis memurları hakkındaİzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesinde (E.2008/1675) yapılan yargılamada, başvurucuönceki beyanlarını tekrarlayarak davaya katılma talebinde bulunmuştur.
b. Başvurucunun İddiaları Kapsamında Alınan Doktor Raporları
16. Başvurucunun olay tarihi olan 15/5/2008’de Tepecik Eğitimve Araştırma Hastanesi’nde yapılan muayenesi sonucu hazırlanan genel adlimuayene formuna göre, boyunda, kafada, kulak arkalarında, sırtında ve tümvücudunda ağrı şikayetinin olduğunu belirttiği, yapılan muayenesinde, sağ ön parietal bölgede hiperemi, sol occipital bölgede hiperemi, solkaş üzerinde 5 cm’lik hiperemi,sağ frontal bölgede hiperemi,sağ kaş üzerinde yaklaşık 1 cm’lik ekimotik alan, sağ göz altında ve sol kulak altında ekimotik alanlar, sağ trokoidalhassasiyet ve hiperemi, sol uyluk ve sol kruriste yumuşak doku travması ile uyumlu bulgular tespitedildiği, hastanın hayati tehlikesinin bulunmadığı ve basit tıbbi müdahale ileiyileşebilecek lezyonlara sahip olduğu anlaşılmıştır.
17. Başvurucu Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden20/5/2008 tarihinde taburcu olurken düzenlenen epikriz raporunda, 15/5/2008tarihinde düzenlenen rapordaki bulgular aynen tekrar edilmiş ve ortopedikmuayenesinde darp cebir izlerinin dışında patolojik bulguya rastlanmadığıbildirilmiştir.
c. Kamu Görevlileri Hakkında Yapılan Adli ve İdari İşlemler
i. Soruşturma Sonucu Açılan Kamu Davası
18. Başvurucunun şikayetine konu olan polis memurlarıhakkındaki kötü muamele iddialarına ilişkin evrak, İzmir CumhuriyetBaşsavcılığının 26/5/2008 tarihli ayırma kararı ile 2008/46325 soruşturmanumarasına kaydedilerek soruşturmaya başlanmıştır.
19. Yürütülen soruşturma sonunda İzmir CumhuriyetBaşsavcılığının 10/10/2008 tarih ve E. 2008/41920 sayılı iddianamesi ile polismemurları M.D., T.Ç., ve Ö.İ. hakkında “Zorkullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama”suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 256. maddesi delaletiyle 86/2,3-d,53/1-2 maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.İddianamede, “Şüpheli polis memurlarının‘görevli memura direnme’ iddiası nedeniyle başvurucuyla birlikte A.Y adlı şahsızorla ekip otosuna bindirdikleri, şahısları doğrudan karakola götürmeyerek boşbir araziye götürerek araçtan indirip tekme tokat dövdükleri, yere düşenbaşvurucu ve A.Y’ye yaralama kastı altında zorkullanma şartları oluşmadığı halde vurdukları, karakol nezarethanesine götürüldüktensonra burada da şahısların dövüldükleri, almış oldukları darbeler nedeniylebaş, boyun, sırt, ayak, üst dudak ve dirsek bölgelerinde raporlarda tarifedilen sıyrık, ekimoz ve yara berelerin oluştuğu,yine doktor raporları ve adli tıp raporuna göre yaralanmaların basit tıbbimüdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu, her üç şüphelinin anlatılan fiilve eylemleri ile zor kullanma sınırlarını aşarak kasten yaralama suçunuişledikleri sabit görülerek” cezalandırılmaları talep edilmiştir.
20. Başvurucunun sövme ve aşağılama suretiyle kendisinehakaret edildiği iddiasıyla ilgili olarak yapılan soruşturma sonunda,10/10/2008 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “şüphelilerin hakaret suçunu işlediklerine dair,müştekilerin soyut iddiası dışında haklarında kamu davası açmaya yeter veinandırıcı tanık ya da başkaca somut deliller elde edilemediğinden”ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Başvurucunun bu kararaitiraz ettiğine dair dosya içinde herhangi bir belgeye rastlanmamıştır.
ii. Polis Memurları Hakkında Açılan Disiplin Soruşturması
21. 16/5/2008 tarihinde İzmir Emniyet Müdürlüğü tarafındanpolis memurları hakkında idari tahkikat başlatılmıştır. Bu kapsamda İzmirValiliği tarafından Emniyet Genel Müdürlüğüne yazılan yazı ile tahkikatyapılması için Polis Başmüfettişi görevlendirilmesi istenmiştir.
22. Polis Başmüfettişi tarafından yapılan soruşturmasonucunda hazırlanan 9/6/2008 tarih ve 08/51 sayılı disiplin soruşturma raporunda,polis memuru Ö.İ.’nin başvurucuyu darp edip, hakaretettiğine dair delil elde edilemediğinden hakkında “ceza tayinine mahal olmadığına” karar verilmesi, polismemurları M.D. ve T.Ç.’nin, başvurucuyu gerekyakalama sırasında zor kullanma sınırını aşarak ve gerekse yakalama ile BornovaPolis Merkezine teslim süresi içindeki aşamada basit tıbbi müdahale ileiyileşebilecek şekilde döverek yaralanmasına neden oldukları anlaşıldığından,Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü’nün 7/A-1 maddesi gereğince haklarında “12 ay kademe ilerlemesinin durdurulması”yönünde disiplin cezası verilmesi istenmiştir. Ancak dosya içerisinde İl PolisDisiplin Kurulunca polis memurları hakkında verilmiş bir karararastlanmamıştır.
iii. Sanık ve Müşteki Anlatımları
23. Sanıklardan Ö.İ. kovuşturma aşamasında yaptığısavunmasında, “ Olay tarihinde kimlikgösterme meselesi nedeniyle A.Y. adlı şahıs hakkında işlem yapmak üzere şahsıekip aracına bindirmeye çalıştıklarını, bu sırada başvurucunun da kendilerinebağırıp çağırmaya başladığını, bunun üzerine başvurucuyu da ekip aracınabindirdiklerini, başvurucunun araç içerisinde taşkınlık yapması üzerineellerine kelepçe taktıklarını, araca bindirdikleri şahısları kesinlikle boşaraziye götürüp dövmediklerini, karakola geldikten sonra kendisinin araçiçerisinde kaldığını, karakola girmediğini, müştekiler hakkında verilen doktorraporlarını kabul etmediğini, başvurucu Tepecik Hastanesinde çalıştığı içinarkadaşları tarafından taraflı rapor tanzim edildiğini ” beyanetmiştir.
24. Sanıklardan T.Ç. kovuşturma aşamasında yaptığısavunmasında, “Olayın diğer sanık Ö.İ.’nin anlattığı gibi gerçekleştiğini, kendisinin ekip aracınıkullanırken başvurucunun arkadan saldırdığını, başvurucunun iki elinikaldırdığını, daha sonra başvurucuya kelepçe taktıklarını, bu sıradabaşvurucunun yaralanmış olabileceğini, bir arkadaşlarının ekip aracındakaldığını, M.D. adlı arkadaşı ile birlikte şahısları gözlem odasınagötürdüklerini, doktor raporlarını ve suçlamaları kabul etmediğini”söylemiştir.
25. Sanık M.D. mahkemede yaptığı savunmasında, “A.Y. adlı şahıs hakkında işlem yaparken başvurucununyanlarına gelerek agresif hareketlerde bulunduğunu, kimlik sorunca kimlikgöstermek istemediğini, bir kaşe gösterdiğini, şahısları boş arsaya götürüpdarp etmediklerini, karakolda üst araması yapılırken başvurucunun göstermekistemediği kimliğinin üzerinden çıktığını, başvurucu raporlarını kendiçalıştığı hastaneden aldığı için raporları kabul etmediğini” beyanetmiştir.
26. Diğer müşteki A.Y. mahkemede verdiği ifadesinde, “Başvurucunun evinin tamirat ve dekorasyon işleriniyaptığını, olay günü dışarıda malzemelerin gelmesini beklediği sırada polismemurlarının kendisine kimlik sorduklarını, kimliğini polislere verdiğini,kimlik sorgulaması devam ederken başvurucunun yanlarına gelerek “ bu şahısbenim evimin işlerini yapıyor, bir sorun mu var” diye sorduğunu, bunun üzerinepolislerin ‘sen kimsin, kim oluyorsun’ diyerek başvurucuya da kimliksorduklarını, başvurucu kimlik yerine doktor kaşesini gösterince kimliğiniçıkarmasını istediklerini, başvurucuya “Adı Deniz’miş, ayrıca Diyarbakırlı”dediklerini, bu sırada kendisine vurduklarını, başvurucu tepki gösterince onada vurduklarını, daha sonra kendilerini ekip otosuna bindirerek boş bir arsayagötürdüklerini, önce başvurucuyu indirip dövdüklerini, sonra da kendisiniindirip dövdüklerini, karakola götürüp çırılçıplak soyduktan sonra tekrardövdüklerini, sinkaflı şekilde sövdüklerini,fotoğraflarını çekip bunu arkadaşlarımıza göstereceğiz dediklerini”belirtmiştir.
iv. Kovuşturma Aşaması Sonucunda Verilen Karar
27. İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesince polis memurları hakkındayapılan yargılama sonucunda verilen 4/7/2013 tarih ve E.2008/1675, K. 2013/712sayılı kararda, “Sanık polis memurlarınınolay tarihinde her iki müştekiden kaynaklanan haksız bir kışkırtma, hakaret vegörevliye etkin direnme gibi eylemler söz konusu olmaksızın, kamu görevlisininsahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle gerek yakalama esnasında vegerekse Bornova Polis Merkezine teslim aşamasında kanunun tanıdığı zor kullanmayetkisini keyfi biçimde aşarak her iki müştekiyi doktor raporunda belirtildiğişekilde darp edip yaraladıkları, müştekiler beyanı, doktor raporları, idaritahkikat sonucu tanzim olunan müfettiş raporu ve tüm dosya kapsamı ile anlaşıldığından,eylemin zor kullanma yetki sınırları içerisinde gerçekleştiğine dair dosyakapsamı ile bağdaşmayan savunmaya itibar edilmeyerek sabit görüleneylemlerinden dolayı hüküm fıkrasında belirtildiği şekilde cezalandırılmalarınakarar vermek gerekmiştir, denilerek polis memurlarının 5237 sayılı Kanun’un256/1, 86/3-d maddeleri gereğince 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına,sanıklara verilen cezanın nevi ve miktarı, sabıkasız olmaları, sanıklarınkişilik özellikleri, ileride tekrar suç işlemekten çekinmesine sebep olacağı,olay nedeniyle müştekinin dosyaya yansıyan ve talep edilen maddi bir zararınınbulunmaması ve sanıkların hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararverilmesini talep etmeleri nazara alınarak” gerekçesiyle sanıklarhakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
28. Başvurucu hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararınakarşı etkili bir başvuru yolu olmadığı düşüncesiyle itirazda bulunmamış,5/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
29. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması”kenar başlıklı 256. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, göreviniyaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvetkullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”
30. Aynı Kanun’un “KastenYaralama” kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili fıkra ve bendişöyledir:
“(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisininbasit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde,mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî paracezasına hükmolunur.
(3) Kasten yaralama suçunun;
…
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüyekullanılmak suretiyle,
İşlenmesi halinde,şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”
31. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun231. maddesinin (5), (6), (8), (10), (11) ve (12) numaralı fıkraları.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
32. Mahkemenin 10/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 5/8/2013 tarih ve 2013/6359 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
33. Başvurucu, doktor olduğunu, evinin boya işini yapan A.Y.'nin yolda polislerle tartıştığını görünce olayı sorduğunu,polislerin hakaret ederek tekme ve yumruk ile vurmak suretiyle kendisiniyaraladıklarını, Diyarbakırlı olmadığı halde doğulu olması nedeniyle 'Diyarbakırlı mısın?' diyerekküçümsediklerini, ıssız bir arsaya götürüp vurmaya devam ettiklerini, akabindekeyfi olarak nezarethaneye götürdüklerini, çırılçıplak soyduklarını, işkencegördüğünü, polisler hakkında kasten yaralama suçundan kamu davası açıldığını,mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, polisleraleyhine yürütülen ceza yargılamasının makul sürede bitirilmediğini belirterekAnayasa'nın 10., 17., 19., 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınanhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, 250.000,00 TL manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
34. Adalet Bakanlığı kabul edilebilirlik yönünden birdeğerlendirmede bulunmamıştır.
35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder. Bu nedenle başvurucunun iddiaları Anayasa’nın 17/3., 19.ve 36. maddeleri ile ilişkili görülerek işkence yasağı, özgürlük ve güvenlikhakkı ile adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.
a. Özgürlük ve Güvenlik Hakkının İhlal Edildiği İddiası
36. Başvurucu, hiçbir suç şüphesi yokken keyfi olarakgözaltına alınmış ve nezarete atılmış olduğunu iddia ederek Anayasa’nın 19.maddesinde güvence altına alınan özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
37. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlemve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”
38. Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi, 23/9/2012tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireyselbaşvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkeme’nin zaman bakımından yetkisi ancak butarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireyselbaşvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılantarihten önce kesinleşmiş nihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetkikapsamının genişletilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).
39. Ne var ki başvurunun kabul edilebilmesi için ihlaliddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veya kararların 23/9/2012 tarihindenevvel kesinleşmemiş olmaları da gerekmektedir. Nihai işlem veya kararlarınanılan tarihten önce kesinleştikleri tespit edildiği takdirde ilgili şikâyetlerbakımından başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.Mahkemenin yargı yetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesininher aşamasında yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 32).
40. Somut olayda başvurucu 15/5/2008 tarihinde saat 17.20civarında yakalanarak hakkında adli işlem başlatılmış, yaklaşık olarak 8 saattutulduktan sonra 16/5/2008 tarihinde saat 01.00’de ifadesi alındıktan sonraserbest bırakılmıştır
41. Başvurucu, 16/5/2008 tarihinde sona eren yaklaşık 8 saatsüren bu tutulma işlemine karşı herhangi bir hukuk yoluna başvurmamıştır. Bunedenle hakkında verilen gözaltına dair kararı en son karar; gözaltının sonaerdiği 16/5/2008 tarihini de en son kararın tarihi olarak kabul etmek gerekir.Bu tarih ise Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurulara ilişkin zaman bakımındanyetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden öncedir.
42. Açıklanan nedenlerle, olayda iç hukuk yolunu tüketennihai kararın, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012tarihinden önce verildiği anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin “zamanbakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
43. Başvurucu, kendisine işkencede bulunduklarını iddiaettiği kolluk görevlileri aleyhine yürütülen ceza yargılamasının makul süredebitirilmediğini ve disiplin soruşturmasının ihtilaflı kurumun memurlarıncayapıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
44. Bakanlık görüşünde, adil yargılanma hakkının ihlaledildiği yönündeki şikâyet değerlendirilirken, Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin (AİHM) bu konuda benimsediği ilkelere değinilmiş, AİHM’nin,Sözleşme’nin 3. maddesinin usuli gereği olaraksorumlular aleyhine yürütülen soruşturmanın uzunluğundan bahisle yineSözleşme’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetleri, 3. maddekapsamında incelediği ve 6/1. maddeye dayalı şikâyetleri ayrıca ele almadığıifade edilmiştir.
45. Başvurucu, Bakanlığın bu konudaki görüşüne karşı herhangibir beyanda bulunmamıştır.
46. Başvurucu, adil yargılanma hakkına dayanarak, kollukgörevlileri aleyhine yürütülen davanın makul süreyi aştığını ve disiplinsoruşturmasının aynı kurum çalışanlarınca yürütüldüğünü ileri sürmüşse de, işkence yasağına ilişkin olarak devletin etkilisoruşturma yapma sorumluluğu kapsamında bu hususun da ele alınmasıgerektiğinden, anılan şikâyet ile ilgili adil yargılanma hakkı açısından ayrıcabir değerlendirme yapılmamıştır.
c. İşkence Yasağının İhlal Edildiği İddiası
47. Başvurunun incelenmesi neticesinde, işkence yasağınailişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşıldığından,başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
48. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insanhaysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
49. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3. maddesişöyledir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı cezaveya muamelelere tabi tutulamaz.”
50. Başvurucu, doktor olarak görev yaptığını, kimlik göstermemeselesi nedeniyle polislerle tartıştığını, kimlik belgesi yerine üzerindebulunan doktor kaşesini gösterince polis memurlarının hakaret ederek, yumrukile vurmak suretiyle kendisini yaraladıklarını, Diyarbakırlı olmadığı haldedoğulu olması nedeniyle “Diyarbakırlı mısın?”diyerek küçümsediklerini, ıssız bir arsaya götürüp tekmelerle vurmaya devamettiklerini, akabinde nezarethaneye götürdüklerini, çırılçıplak soyduklarını,işkence gördüğünü iddia etmiştir.
51. Başvurucu, işkence ve kötü muameleye maruz kalmasından dolayıyaptığı şikâyet üzerine, kendisine kötü muamelede bulunan kolluk görevlilerihakkında işkence suçu yerine kasten yaralama suçundan kamu davası açıldığını,açılan kamu davasının makul sürede tamamlanmadığını, mahkemece sanıklarhakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, bunedenlerle yargılamanın etkili yürütülmediğini belirtmiştir.
52. Bakanlık görüşünde, işkence yasağının esas bakımındanihlal edildiği yönündeki şikâyetler değerlendirilirken, başvuranın polislertarafından kötü muameleye maruz bırakıldığı şikayeti üzerine, İzmir CumhuriyetBaşsavcılığınca soruşturma yapıldığı, ilgili polis memurları hakkında sulh cezamahkemesine zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kastenyaralama suçlamasıyla kamu davası açıldığı, başvurucunun kişi dokunulmazlığıhakkının ihlal edilip edilmediğine ilişkin değerlendirme ve takdirin AnayasaMahkemesine ait olduğu vurgulanmıştır.
53. Bakanlık, işkence yasağının usul bakımından ihlaledildiği yönündeki şikâyetlere ilişkin olarak da, başvurucunun maruz kaldığıeylemi soruşturma makamlarına taşıdığını ve yargılama faaliyetlerine aktifolarak katıldığını, sulh ceza mahkemesinin gözaltı sürecindeki işkenceiddialarına ilişkin herhangi bir karar vermediğini, hükmünü zor kullanmayetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama üzerine kurduğunu,AİHM içtihatları ve belirtilen hususlar ışığında başvurucunun kişidokunulmazlığı hakkının usul bakımından ihlal edilip edilmediğine ilişkindeğerlendirme ve takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğunu ifade etmiştir.
54. Başvurucu, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşünekarşı, başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrarlayarak, Bakanlığın lehe olanbeyanlarına aynen katıldıklarını, aleyhe olabilecek beyanları reddettiğinibeyan etmiştir.
55. Başvurucu, usule ilişkin Bakanlık görüşüne karşı, etkinbir soruşturma ve kovuşturma yapılmadığı gibi, hükmün açıklanmasının geribırakılmasına karar verilmesi nedeniyle ilgili kamu görevlilerinin cezasızkaldıklarını ifade etmiştir.
56. İşkence yasağına ilişkin şikâyetlerin incelenmesinin,devletin negatif ve pozitif sorumluluğuna bağlı olarak maddi ve usuli boyutları bakımından ayrı ayrı ele alınması gerekir.Bu nedenle başvurucunun somut olaydaki şikâyetleri, Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrası kapsamında, devletin maddi ve usuliyükümlülükleri açısından ayrı şekilde değerlendirilecektir.
a. Anayasa’nın 17. Maddesinin Maddi Boyutunun İhlal Edildiğiİddiası
57. Somut olayda cezai kovuşturmanın yapıldığı ve sanıklarınkasten yaralama suçundan haklarında verilen hükmün açıklanmasının geribırakıldığı gözetilerek öncelikle bu durumun başvurucu açısından yeterli veetkili bir telafi imkânı sunup sunmadığı, diğer bir ifade ile yargılamasonucunun mağdurluk sıfatını ortadan kaldırıp kaldırmadığının incelenmesigerekir. Her ne kadar şahsi cezai mesuliyete ilişkin konulara değinmek ya dakişilerin suçlu olup olmadıklarına yönelik karar vermek Anayasa Mahkemesiningörevinde bulunmuyor ise de, kamu görevlilerininişledikleri kötü muamele suçları için yapılan uygulamalara ilişkin olarak,suçun ağırlık derecesi ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlık olduğudurumlarda, Anayasa Mahkemesinin anayasal denetim yapma görevi bulunmaktadır.
58. AİHM kararlarında da ifade edildiği gibi, tüm adlikovuşturmaların, mahkûmiyet veya belirli bir hüküm alma ile sonuçlanmasınayönelik kesin bir zorunluluk bulunmamakla birlikte, mahkemeler hiçbir koşulaltında yaşamı tehdit eden suçlar ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yapılan ağırsaldırıların cezasız kalmasına, af ya da zamanaşımına uğramasına izinvermemelidirler. Adli makamların, yetki alanları kapsamındaki kişilerinyaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini korumak üzere konan kanunlarınkoruyucuları olarak, sorumlu olanlara yaptırım uygulamakta kararlı olmaları vesuçun ağırlık derecesi ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlığa izinvermemeleri gerekir. Aksi halde devletin, kişilerin fiziksel ve ruhsalbütünlüklerini kanunlar aracılığıyla koruma hususundaki pozitif yükümlülüğüyerine getirilmemiş olacaktır (bkz. Ali veAyşe Duran/Türkiye, B. No: 42942/02, 8/4/2008; Okkalı/Türkiye, B. No: 52067/99,17/10/2006).
i. Genel İlkeler
59. Başvuru konusu olay, devlet gözetimi altında bulunanbaşvurucunun maruz kaldığı sözlü ve fiili saldırı nedeniyle maddi ve manevivarlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edilmesi iddiası ile ilgilidir.
60. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddeninbirinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında dakimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veyamuameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.
61. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin buhakka müdahale etmemelerini, yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilenşekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarınıgerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı göstermeyükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (B. No: 2013/293, 17/7/2014, §81).
62. Anayasa’nın 17. maddesi ayrıca Devlete, söz konusukişilerin işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veyamuameleye, bu muameleler üçüncü kişiler tarafından yapılmış olsa bile, maruzbırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini yükletmektedir. Dolayısıylayetkililerin bildikleri ya da bilmeleri gerektiği bir kötü muamele tehlikesiningerçekleşmesini engellemek için makul tedbirleri almamaları durumunda Devletin17. maddenin üçüncü fıkrası anlamında sorumluluğu ortaya çıkabilir (B. No:2013/293, 17/7/2014, § 82).
63. Öte yandan bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesineulaşmış olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup, her olayda asgarieşiğin aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarakdeğerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsaletkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önemtaşımaktadır (B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 23). Değerlendirmeye alınacak buunsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. Aksoy/Türkiye,B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs,B. No: 30873/96, 21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004, § 53). Ayrıca kötümuamelenin, heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana gelipgelmediğinin tespiti de (bkz. yukarıda geçen Eğmez, § 53; Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 104) dikkatealınması gereken diğer faktörlerdir (B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 83).
64. Anayasa ve AİHS tarafından kötü muamele, kişi üzerindekietkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.Dolayısıyla, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler arasındabir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin “işkence” olarak nitelendirilipnitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için, anılan fıkrada geçen “eziyet” ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele kavramları ileişkence arasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından,özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışımuamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıylagetirildiği ve anılan ifadelerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlemealtına alınmış olan “işkence”, “eziyet”ve “hakaret” suçlarınınunsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (B. No:2013/293, 17/7/2014, § 84).
65. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi vemanevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin “işkence”olarak belirlenmesi mümkündür (B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 22). Muamelelerinağırlığının yanı sıra, İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veyaAşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1.maddesinde “işkence” terimininözellikle bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayırımcı birnedenle kasten ağır acı veya ıstırap vermeyi kapsadığı belirtilerek, “kasıt” unsuruna da yer verilmiştir (B.No: 2013/293, 17/7/2014, § 85).
66. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10/12/1984tarihinde kabul edilen ve 26/6/1987 tarihinde yürürlüğe giren Türkiye’nin de10/8/1988 tarihinde taraf olduğu İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veyaAşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin 1. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“Bu Sözleşme bakımından ‘işkence’, bir kimseye, kendisindenbir ikrar veya üçüncü kişiyle ilgili bilgi elde etmek, kendisinin veya üçüncükişinin işlediği veya işlediğinden şüphelenilen bir fiil nedeniylecezalandırmak, kendisine veya üçüncü kişiye gözdağı vermek veya zorlamakamacıyla veya ayrımcılığa dayanan her hangi bir gerekçeyle, bir kamu görevlisiveya resmi sıfatla hareket eden bir kişi tarafından veya bu kişilerin teşvikiveya rızası veya muvafakatiyle üçüncü kişi tarafından, kasten işlenen veişlendiği kimseye fiziksel veya ruhsal olarak ağır acı veya ıstırap veren herhangi bir fiildir. Kanuni yaptırımlardan kaynaklanan veya yaptırımın doğasındabulunan veya bu yaptırımlarla rastlaşan acı veya ıstırap, işkence sayılmaz.”
67. Yine anılan Sözleşme’nin 15. maddesi “Her bir Taraf Devlet, işkence sonucu alındığı ortayaçıkan bir ifadenin, işkence yapmaktan sanık bir kimsenin aleyhine bu beyanınalındığına dair bir delil olarak kullanılması hariç, hiç bir yargılamada delilolarak ileri sürülememesini sağlar.” hükmüne; 16. maddesi de “1. Her bir TarafDevlet kendi egemenliği altındaki bir ülkede, birinci maddede tanımlananişkenceye varmayan diğer zalimane, insanlıkdışı veyaaşağılayıcı muamele veya ceza fiillerinin bir kamu görevlisi ve resmi sıfatlahareket eden bir diğer kimse tarafından veya bu kimsenin teşviki veya rızasıveya muvafakati ile işlenmesini önlemeyi taahhüt eder. Sözleşmenin özellikle10, 11, 12 ve 13. maddelerinde yer alan yükümlülükler, işkence sözcüğü yerinediğer zalimane, insanlıkdışı veya aşağılayıcı birmuamele veya ceza terimleri koyularak uygulanır.” hükmüne yervermiştir.
68. “İşkence” seviyesine varmayan fakat yine deönceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fizikiyaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdırabasebep olan insanlık dışı muameleler “eziyet”olarak tanımlanabilir (B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 22). Bu hallerde meydanagelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunanacının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak “eziyet”te,ızdırap verme kastının belli bir amaç doğrultusundayapılması aranmaz (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. İrlanda/BirleşikKrallık, B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 167; yukarıda geçen Eğmez/Kıbrıs, § 78).AİHM, fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlardatutma, kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme,devletin gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölümcezasının infazının uzunca bir süre beklenilmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı,çocuk istismarı gibi muameleleri “insanlıkdışı muameleler” olarak nitelendirmiştir (bkz. yukarıda geçen İrlanda/Birleşik Krallık; Ilaşcuve diğerleri/Moldova ve Rusya, [BD], B. No: 48787/99, 8/7/2004, §§432-438; Soering/Birleşik Krallık, B. No: 14038/88,7/7/1989, § 91; Jabari/Türkiye, B. No: 40035/98, 11/7/2000, §§41-42; Giusto/İtalya, B. No: 38972/06, 15/5/2007). Bunitelikteki muameleler Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında“eziyet” olarak nitelendirilebilir (B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 88).
69. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekildekendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veyamağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeyesürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muameleveya ceza olarak tanımlanması mümkündür (B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 22).Burada “eziyet”ten farklı olarak, kişiüzerinde uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücüveya alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 89).
70. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunubelirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içindedeğerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcıve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da, bazı durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi debu seviyedeki bir kötü muamele için yeterli olabilmektedir (benzer AİHM kararıiçin bkz. Pretty/Birleşik Krallık, B. No: 2346/02,29/4/2002, § 52). Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da alçaltma kastı ileyapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın belirlenememesi, kötümuamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir (benzer AİHM kararı için bkz. V/Birleşik Krallık, [BD], B. No: 24888/94, 16/12/1999, § 71). Bir muamele heminsanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleniteliğinde olabilir (benzer AİHM kararı için bkz. yukarıda geçen İrlanda/Birleşik Krallık). Her türlüişkence, aynı zamanda insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken,insan haysiyetiyle bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyetniteliğinde olmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar,ayrımcı davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamizifadeler, engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normalolmayan bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muameleolarak ortaya çıkabilir (B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 90).
71. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanmışbir eylem tehdidinde bulunmak da, yeterince yakın vegerçek olması koşuluyla, bu maddenin ihlali sonucunu doğurma riskinitaşıyabilir. Dolayısıyla bir kimseyi işkence ile tehdit etmek, en azından “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muameleoluşturabilir (B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 91).
72. Özgürlüğünden mahrum bırakılan bir kişiye yönelik, kendieylem ve tavırları mutlaka kuvvet kullanılmasını gerektirmedikçe, zorabaşvurulması, insan onurunun zedelenmesi ve ilke olarak Anayasa’nın 17.maddesinin 3. fıkrasında öngörülen yasağın ihlal edilmesi sonucunu doğurabilir(B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 92).
73. AİHM’nin birçok kararında da ifade edildiği gibi işkenceyasağı, demokratik toplumun temel değerleri ile ilgili bir düzenlemedir.AİHS’nin normatif maddelerinin çoğunluğunun aksine 3. madde istisnaöngörmemekte ve 15. maddenin 2. fıkrasına göre ulusun varlığını tehdit edengenel bir tehlike durumunda bile askıya alınamamaktadır (bkz. Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999,§ 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, §119). AİHM, terörizm ve örgütlü suçlarla mücadele gibi en zor koşullarda bileSözleşme’nin işkence ve insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele ya da cezaları,mağdurun davranışı ne olursa olsun, kesin ifadelerle yasakladığını teyitetmiştir (bkz. yukarıda geçen Labita/İtalya,§ 119; Chahal/BirleşikKrallık, B. No: 22414/93, 15/11/1996, § 79) (B. No: 2013/293,17/7/2014, § 93).
74. AİHM kararlarında, bir kişinin sağlıklı haldeykengözaltına alındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespitedildiği durumlarda, söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul biraçıklama getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtlarısunma yükümlülüğünün Devlete ait olduğu, özellikle ilgili iddiaların doktorraporları ile doğrulandığı hallerde Sözleşme'nin 3. maddesi anlamında açıksorunların ortaya çıkacağı ifade edilmiştir (bkz. yukarıda geçen Selmouni/Fransa, § 87; Ferhat/Türkiye, B. No: 12673/05, 25/9/2012, § 33).
75. Kötü muamele konusundaki iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir (benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Klaas/Almanya,B. No: 15473/89, 22/9/1993, § 30). İddia edilen olayların gerçekliğini tespitetmek için, her türlü şüpheden uzak, makul kanıtların varlığı gerekir. Bunitelikteki bir kanıt, yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksiispat edilemeyen birtakım karinelerden de oluşabilir (benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. İrlanda/BirleşikKrallık, B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 161; yukarıda geçen Labita/İtalya, § 121). Bu bağlamda kanıtlartoplanırken tarafların takındıkları tutumlar dikkate alınmalıdır (bkz. Tanlı/Türkiye, B. No: 26129/95, 10/4/2001,§ 109). Ancak bu uygun koşulların tespiti halinde bir kötü muameleninvarlığından bahsedilebilir (B. No: 2013/394, 6/3/2014, § 28).
76. Bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin incelenmesindeAnayasa Mahkemesinin sahip olduğu rol ikincil nitelikte olup, bazı durumlarınortaya koyduğu şartlar nedeniyle ilk derece mahkemesi rolünü üstlenmesininkaçınılmaz olduğu hallerde çok dikkatli davranması gerekmektedir (benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. McKerr/BirleşikKrallık, B. No: 28883/95, 4/4/2000). Anayasa’nın 17. maddesibağlamında yapılan şikâyetlerin incelenmesinde böyle bir durumla karşılaşmariski bulunmaktadır. Anılan maddede güvence altına alınan yaşam hakkı ve kötümuamele yasağı ihlali ile ilgili iddialarda bulunulduğu zaman, AnayasaMahkemesi, bu konu hakkında tam bir inceleme yapmalıdır (benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Ribitsch/Avusturya, B. No: 18896/91, 4/12/1995, §32). Ancak görülmekte olanbir davadaki delilleri değerlendirmek kural olarak derece mahkemelerinin işiolduğundan, Anayasa Mahkemesinin görevi, bu mahkemelerin maddi olaylara ilişkindeğerlendirmelerinin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir (benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Klaas/Almanya, B. No: 15473/89, 22/9/1993, §29; Jasar/Eski Yugoslavya Makedonya Cumhuriyeti, B.No: 69908/01, 15/2/2007, § 49). Kötü muamele iddiaları ile ilgili olarakderece mahkemelerinde dava görüldüğü zaman, ceza hukuku sorumluluğunun, Anayasave uluslararası hukuk sorumluluğundan ayrı tutulması gerekir. Anayasa Mahkemesininyetkisi, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerkapsamında bulunanlarla sınırlıdır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin cezaisorumluluk bağlamında suça ya da masumiyete ilişkin bir bulguya ulaşma görevibulunmamaktadır (benzer AİHM kararı için bkz. yukarıda geçen Tanlı/Türkiye, §§ 110 – 111). Diğertaraftan derece mahkemelerinin bulgularının Anayasa Mahkemesini bağlamamasınarağmen, normal şartlar altında bu mahkemelerin maddi olaylara ilişkin yaptığıtespitlerden ayrılmak için de kuvvetli nedenlerin var olması gerekir (B. No:2013/293, 17/7/2014, § 96).
ii. Genel İlkelerin Olaya Uygulanması
77. Başvurucu, memura mukavemet suçu şüphesi ile polisgörevlileri tarafından 15/5/2008 tarihinde saat 17.20 civarında yakalanarakadli işlem yapılmak üzere polis merkezine götürülmüştür. Aynı gün saat 21.30’dayapılan muayenesinde “sağ ön parietal bölgede hiperemi, sol occipital bölgede hiperemi, solkaş üzerinde 5 cm’lik hiperemi,sağ frontal bölgede hiperemi,sağ kaş üzerinde yaklaşık 1 cm’lik ekimotik alan, sağ göz altında ve sol kulak altında ekimotik alanlar, sağ trokoidal hassasiyetve hiperemi, sol uyluk ve sol kruristeyumuşak doku travması ile uyumlu bulgular tespit edildiği, hastanın hayatitehlikesinin bulunmadığı ve basit tıbbi müdahale ile iyileşebilecek lezyonlarasahip olduğu” belirlenmiştir. Başvurucunun polis merkezinde şüphelisıfatıyla verdiği ifadesinde “…Kimlikgösterme meselesi nedeniyle tartıştığı polis memurlarından birinin kendisine6-7 kez tokatla vurduğunu ve kendisini de ekip otosuna bindirdiklerini, ekipotosunun içinde sinkaflı küfürler edildiğini, araçla100-150 metre ileride bulunan boş araziye götürülerek burada araçtanindirilerek kafasına ve karnına tekmelerle vurduklarını, yaklaşık 10-15 dakikaburada kötü muameleye maruz kaldığını, daha sonra tekrar ekip otosunabindirildiğini, araçta da sinkaflı küfürleredildiğini, “…demek Diyarbakırlısın, adında Deniz. Sen üniversitede az dayakyedin herhalde, doktor oldun da bir şey mi oldun” denilerek polis memurlarıncaaşağılandığını, ekip otosuyla karakola getirildikten sonra nezarethaneyekonulduğunu, burada da elbiseleri çıkartıldıktan sonra birkaç kez darpedildiğini” belirtmesi üzerine, Cumhuriyet Savcılığınca buiddiaların araştırılması için soruşturma başlatılmış, başvurucunun gözaltındabulunduğu zaman diliminde vücudunun çeşitli yerlerinde meydana gelen darpizlerinin polis memurları tarafından meydana getirildiği kanaatine varılarakpolis memurları hakkında “zor kullanmasınırlarını aşarak kasten yaralama” suçundan kamu davası açılmıştır.Başvurucunun sövme ve aşağılanma suretiyle kendisine hakaret edildiğiiddiasıyla ilgili olarak ise ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararverilmiştir (§19, 20). Ayrıca polis görevlileri savunmalarında, başvurucunun sağlıklı şekildegirdiği gözaltındaki yaralanmalarının nasıl meydana geldiğine ilişkin iknaedici bir açıklamada bulunmamışlardır.
78. Diğer taraftan, başvurucunun gözaltına alınmasına nedenolan “görevi yaptırmamak için direnme”iddiasıyla ilgili olarak hakkında açılan davada İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesi,başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair yeterli delil eldeedilemediğinden beraatına karar vermiş, bu karar temyiz aşamasında onanarakkesinleşmiştir. Bunun yanında, İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesince “zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılmasısuretiyle kasten yaralama” suçundan üç polis memuru hakkında yapılanyargılama sonucunda polis memurlarının suçları sabit görülmüş, ancak haklarındaverilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
79. Başvurucu, polislerce yakalandıktan sonra kendisine birpolis memuru tarafından 5-6 kez tokat atıldığını, polis otosunun içinde sinkaflı küfürler edildiğini, boş araziye götürülerekburada araçtan indirilerek kafasına ve karnına tekmelerle vurulduğunu, yaklaşık10-15 dakika burada kötü muameleye maruz kaldığını, daha sonra tekrar ekipotosuna bindirildiğini, araçta da sinkaflı küfürleredildiğini, “…demek Diyarbakırlısın, adındaDeniz. Sen üniversitede az dayak yedin herhalde, doktor oldun da bir şey mioldun” denilerek aşağılandığını, ekip otosuyla karakolagetirildikten sonra nezarethaneye konulduğunu, polis merkezi nezarethanesindeçırılçıplak soyulduğunu, ellerini başının üstüne koydurarak etrafındadöndürüldüğünü, “kaşe göstermek nasılmışdoktor” diyerek tokat atıldığını emniyet, savcılık ve mahkemeaşaması ile bireysel başvuruda ileri sürmüştür. Gözaltında olduğu için, dışdünyayla ilişkisi kesilen veya kendisine destek olabilecek ve gerekli kanıtlarıoluşturabilecek doktor, avukat, aile yakını veya arkadaşlarla görüşmesi her anolanaklı olmayan başvurucunun gözaltı sırasında maruz kaldığı kimi kötü muameledavranışları yönünden yaptığı şikâyeti desteklemesinin, kanıt toplamasınıngüçlüğü nedeniyle zor olacağı açıktır. Başvurucunun bu kapsamdaki iddialarınailişkin olarak, ancak dosyadaki tüm verilerin birlikte incelenmesi halinde birsonuca ulaşılması mümkündür.
80. Buna göre başvurucunun aşamalarda birbiriyle uyuşansözleri, olayın diğer müştekisi olan A.Y.’ninbeyanları, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinin olay günü verilen 15/5/2008tarihli ve başvurucu taburcu olurken verilen 20/5/2008 tarihli doktorraporları, İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararı (§ 27) ve polisbaşmüfettişince hazırlanan 9/6/2008 tarihli soruşturma raporu (§22)başvurucunun bu iddialarının doğruluğuna karine oluşturmuştur. Sağlıklı birşekilde gözaltına alınan başvurucunun, gözaltından çıkarıldıktan sonrayaralanmış olduğunun tutarlı ifadeleri ve doktor raporları ile saptanmış olmasıkarşısında, artık bunun kolluk görevlilerinin eylemleri sonucu olmadığınailişkin ispat yükümlülüğü idareye aittir. Ancak, idarenin ispat yükümlülüğünü yerinegetirmediği görülmüştür.
81. Başvurucu hakkında sağlık raporlarında belirtilenyaraların tümü ve başvurucunun gözaltı sırasında maruz kaldığı kötü muameleyeilişkin beyanları, fiziksel acıların bulunduğunu ortaya koymuştur. Olayınbaşında başvurucunun kimlik yerine doktor kaşesini göstererek doktor olduğunusöylemesi üzerine, polis memurlarının bunu kendilerine yapılmış bir saygısızlıkolarak algılayıp başvurucunun iddiasına göre o andan itibaren doktor olmasınavurgu yaparak onu aşağılamaya çalışmaları ve iddiaya göre başvurucuyunezarethanede çırılçıplak soyarak kendi etrafında döndürmeleri de birliktedeğerlendirildiğinde bu muamelelerin eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayanmuamele niteliğinde olduğunu söylemek için yeterli ve ciddi kanıt unsurubulunmaktadır.
82. Her ne olursa olsun, özgürlüğü kısıtlanan bir kişinezdinde, bu kişinin tutumu tam olarak gerekli kılmadıkça, fiziksel güçkullanılması insan onurunu kırar ve kural olarak Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasını ihlal eder. Özellikle gözaltında yaşanan olaylar esnasındabaşvurucunun toplum tarafından saygı gören bir meslek mensubu olması,başvurucunun yaşadığı olayın yerel ve ulusal basında geniş yer alması (dosyaiçerisinde bulunan ilgili habere dair gazete fotokopileri) göz önünealındığında, bu başvurucunun gözaltı sırasında uğradığı şiddetin yoğunluğunedeniyle gelecekte de sürekli bir acı ve endişe içinde yaşama riski altındakalabileceği inkâr edilemez.
83. Yukarıda ifade edilen ve insan onuru ile bağdaşmayan,bedensel veya ruhsal yönden acı çektiren aşağılanmaya yol açan niteliktekimuamelelerin; İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesinin görevli memura direnme suçundanbaşvurucunun beraatına karar vermesi ve İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesiningerekçeli kararında “polislerin zor kullanmaşartları oluşmadığı halde vurdukları” ifadesine yer vermesi birliktedeğerlendirilip, devlet görevlilerince kendilerine karşı bir direnme olmadankeyfi ve bilinçli olarak yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda ve ayrıca bumuamelelerin, başvurucunun vücut bütünlüğünde oluşturduğu etkileri de dikkatealındığında, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olaraknitelendirilmesi mümkün görülmüştür.
84. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun maruz kaldığı bueylemlerden dolayı Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altınaalınan eziyet yasağının, maddi boyutu bakımından ihlal edildiği sonucunavarılmıştır.
b. Anayasa’nın 17. MaddesininUsul Boyutunun İhlal Edildiği İddiası
i. Genelilkeler
85. Başvurucu, kötü muameleye maruz kalmasından dolayı kollukgörevlileri hakkında yaptıkları şikâyet üzerine açılan davanın makul süredetamamlanmadığını, sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasınakarar verildiğini, böylece yargılamanın etkili yapılmadığını ileri sürmüştür.
86. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında,devletin, pozitif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan tüm bireylerinmaddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların ve diğerbireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklerekarşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevivarlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (B.No: 2012/752, 17/9/2013, § 51).
87. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkıkapsamında sahip olduğu bu pozitif yükümlülüğün bir de usuliboyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayanher türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini vegerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmi bir soruşturmayürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konususaldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak vekamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunlarınsorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır(benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Anguelova/Bulgaristan, B. No: 38361/97, 13/6/2002, § 137; Jasinskis/Letonya, B. No: 45744/08, 21/12/2010, §72).
88. Buna göre bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukukaaykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleyetabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde,Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin temelamaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülüklebirlikte yorumlandığında etkili resmi bir soruşturmanın yapılmasınıgerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini vecezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Şayet bu olanaklı olmazsa, bumadde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hale gelecek ve bazı hallerdedevlet görevlilerinin fiili dokunulmazlıktan yararlanarak, kontrolleri altındabulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (B. No:2012/969, 18/9/2013, § 25; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Corsacov/Moldova, B. No: 18944/02, 4/4/2006, §68).
89. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturmatürünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerincezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespitigerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelenölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi gereğincedevletin, ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların tespitine vecezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütmeyükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylar nedeniyle yürütülen idari ve hukukisoruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu hak ihlalinigidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (B. No:2012/752, 17/9/2013, § 55).
90. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi vemanevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasınıve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerinisağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılmasıyükümlülüğüdür. Diğer taraftan, burada yer verilen değerlendirmeler hiçbirşekilde Anayasa’nın 17. maddesinin, başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suçnedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı (benzer yöndeki AİHM kararı içinbkz. Perez/Fransa, 47287/99, 22/7/2008, § 70) ya datüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırmaödevi (bkz. yukarıda geçen Tanlı/Türkiye,§ 111) yüklediği anlamına gelmemektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).
91. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitineve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturmamakamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumlularıntespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla, kötümuamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde, hızlı vederinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olgularıciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarınıtemellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdırlar (bkz. Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No:24760/94, 28/10/1998, § 103; Batı vediğerleri/Türkiye, B. No: 33097/96-57834/00, 3/6/2004, § 136). Bukapsamda yetkililer diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusuolayla ilgili kanıtları toplamak için alabilecekleri bütün makul tedbirlerialmalıdırlar (bkz. Tanrıkulu/Türkiye[BD], B. No: 23763/94, 8/7/1999, § 104; Gül/Türkiye,B. No: 22676/93, 14/12/2000, § 89).
92. Bu tür olaylarla ilgili cezai soruşturmalarınetkililiğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesapverilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimineaçık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, mağdurların meşru menfaatlerinikorumak için bu sürece etkili bir şekilde katılmaları sağlanmalıdır (benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. HughJordan/Birleşik Krallık, 24746/94, 4/5/2001, § 109; Oğur/Türkiye [BD], B. No: 21594/93, 20/5/1999,§ 92; Khadjialiyev ve diğerleri/Rusya, B. No: 3013/04,6/11/2008, § 106; Denis Vassiliev/Rusya,B. No: 32704/04, 17/12/2009, § 157; Dedovski ve diğerleri/Rusya, B. No: 7178/03, 15/5/2008, § 92; Ognyanova ve Choban/Bulgaristan,B. No: 46317/99, 23/2/2006, § 107).
93. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başınasoruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış olması dakötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla, şartlar ne olursa olsun,yetkililer resmi şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidirler. Şikâyetyapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesinbelirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamdasoruşturmanın derhal başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olaraközenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (B. No:2012/969, 18/9/2013, § 25; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. yukarıda geçenBatı ve diğerleri/Türkiye, §§ 133, 134).
94. Devlet memurları tarafından yapılan işkence ve kötümuamele hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için, soruşturmadansorumlu ve tetkikleri yapan kişilerin olaylara karışan kişilerden bağımsızolması gerekir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. yukarıda geçen Oğur/Türkiye, §§ 91-92; Mehmet Emin Yüksel/Türkiye, B. No:40154/98, 20/7/2004, § 37; Güleç/Türkiye, B. No: 21593/93, 27/7/1998, §§81-82). Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsal bağlantınınolmamasını değil ama aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir (benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Ergi/Türkiye,B. No: 23818/94, 28/7/1998, §§ 83-84). Dolayısıyla etkili bir soruşturmadan sözedebilmek için, öncelikle bağımsız yürütülebilir niteliğe sahip olması gerekir.
95. Soruşturmayı sağlayacak bir başvuru yolunun sadecehukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp, bu yolun uygulamada fiilen de etkiliolması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahipbulunması gereklidir. Başvuru yolunun bir hak ihlali iddiasını önleyebilme,devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalini kararabağlayabilme ve bunun için uygun bir tazminat sunabilmesi halinde ancaketkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine, vuku bulmuş bir hak ihlaliiddiası söz konusu olduğunda, tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumlularınortaya çıkarılması bakımından da yeterli usulü güvencelerin sağlanması gerekir(B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 26; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz.yukarıda geçen Aksoy/Türkiye, §95; Ramirez Sanchez/Fransa,B. No: 59450/2000, 4/7/2006, §§ 157-160).
96. Kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılansoruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemlidir.Bununla birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyensebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak, kötümuameleye yönelik soruşturmalarda, hukuk devletine bağlılığın sağlanması,hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesininengellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi vekamuoyunun güveninin sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanınazami bir hız ve özenle yürütülmesi gerekir (benzer yöndeki AİHM kararları içinbkz. Maıorano ve diğerleri/İtalya, B. No: 28634/06, 15/12/2009, § 124; McKerr/Birleşik Krallık, B. No: 28883/95, 4//5/2001, §§111, 114; Opuz/Türkiye, B. No: 33401/02, 9/6/2009, § 150).
97. Mahkemelerin, özellikle işkence ve kötü muameleniteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması için ellerinden gelen tümgayreti sarf etmeleri ve tüm araçlara başvurmaları gerekir. Kötü muamele iddialarınailişkin bir ceza davası söz konusu olduğunda, yetkililer tarafından çabukluklaverilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içinde genel olarak kamunun güvenininkorunması açısından temel bir unsur olarak sayılabilir ve kanundışı eylemlerekarışanlara karşı gösterilecek her türlü hoşgörüden kaçınmaya olanak tanır(benzer AİHM kararları için bkz. HüseyinEsen/Türkiye, B. No: 49048/99, 8/8/2006; Özgür Kılıç/Türkiye, B. No: 42591/98, 24/9/2002).
98. AİHM, bir Devlet görevlisinin işkence veya kötü muameleylesuçlandığı durumlarda “etkili başvuru”nunamaçları çerçevesinde, cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımınauğramamasının ve genel af veya affın mümkün kılınmamasının büyük önemtaşıdığına işaret etmiştir (bkz. AbdülsametYaman/Türkiye, B. No: 32446/96, 2/11/2004, § 55).
99. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, 5271sayılı Kanun'un 231. maddesinde düzenlenmiştir. Sanık hakkında kurulanmahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğusonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geribırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi veyükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadankaldırılarak kamu davasının aynı Kanun'un 223. maddesi uyarınca düşürülmesisonucunu doğurduğundan, bu özelliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezainitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birini oluşturmaktadır(B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 30). 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin (12)numaralı fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararınaitiraz edilebilir.
100. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil niteliktebir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarınınöncelikle genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözümekavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerininbu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir(B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 18).
101. Buna karşılık tüketilmesi gereken başvuru yolları,başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve birçözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yollarınıifade etmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını tüketme kuralına uygunluğundenetlenmesinde somut başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Buanlamda, yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının varlığınındeğil, aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun kişiselkoşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenlebaşvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasındabeklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleridikkate alınarak incelenmesi gerekir (B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 27-28;benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. İlhan/Türkiye, 22277/93, 27/7/2000, § 56-64).
102. AİHM, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231.maddesiyle düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu ile ilgiliyaptığı değerlendirmede, bir hükmün infazının ertelenmesinden daha ileri biretkisinin olduğu ve faillerin cezasız bırakılması sonucunu doğurduğu kanaatinevarmıştır. Mahkemeye göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hüküm ilebirlikte tüm yasal sonuçlarını, failin bu hükme uyması halinde ortadankaldırmakta iken, hükmün infazının ertelenmesinde hüküm de ceza da var olmayadevam etmektedir. AİHM tartışılır nitelikteki bu mahkeme kararı ile hâkimlerintakdir yetkilerini son derece ciddi bir hukuka aykırı eylemin hiçbir şekildehoş görülemeyeceğini göstermek yerine, bu eylemin sonuçlarını olabildiğince azaindirgemek yönünde kullandıklarına işaret ederek işkence failleri hakkındaverilen mahkumiyet hükmünün açıklanmasının geribırakıldığı davalarda Sözleşme’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlaledildiğine hükmetmiştir (bkz. Taylan/Türkiye,B. No: 32051/09, 3/7/2012, § 46).
ii. Genel ilkelerin Olaya Uygulanması
103. Sunulan kanıtlara dayanılarak, Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrası gereğince, Devletin, negatif sorumluluğu kapsamında başvurucununmaruz kaldığı eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleden sorumluolduğu sonucuna varılmıştır. Yine, ilgili kişi tarafından yapılan şikâyetleretkili soruşturma hakkı kapsamında “kabuledilebilir” olarak görülmüştür. Buna göre, yetkililerin yukarıdasıralanan gerekliliklere cevap verecek etkin bir soruşturmayı yürütmesizorunluluğu bulunduğundan, öncelikle bu zorunluluğa uyulup uyulmadığınıntespiti gerekmektedir.
104. Başvurucu, kötü muameleye maruz kalmasından dolayı kollukgörevlileri hakkında yaptıkları şikâyet üzerine açılan davanın makul süredetamamlanmaması nedeniyle soruşturmanın etkili olmadığını belirtmiştir.
105. Somut olay ile ilgili olarak başvurucu, 16/5/2008 tarihliemniyet ifadesinde kendisine kötü muamelede bulunulduğunu iddia etmiş, emniyetfezlekesi Cumhuriyet Savcılığına intikal edince 26/5/2008 tarihinde derhalsoruşturma açılmıştır. Cumhuriyet Savcılığınca gerekli tüm delillertoplandıktan sonra “zor kullanma yetkisine ilişkinsınırın aşılması suretiyle kasten yaralama” suçundan 10/10/2008tarihinde üç polis memuru hakkında kamu davası açılmıştır.
106. İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesince polis memurları hakkındayapılan yargılama sonucunda verilen 4/7/2013 tarih ve E.2008/1675, K. 2013/712sayılı kararla, sanıklar hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasınakarar verilmiştir. Başvurucu tarafından bu karara itiraz edilmemiş ve dosyaiçerisindeki evraktan bu kararın hangi tarihte kesinleştiği tespitedilememiştir.
107. İşkence ve kötü muamele iddialarına yönelik soruşturma vekovuşturmaların hızlı ve etkili biçimde sonuçlandırılması gerekir. Tümyargılama safahatı değerlendirildiğinde, 26/5/2008 tarihinde başlayansoruşturma ve sonrasındaki yargılamanın 4/7/2013 tarihli mahkeme kararı ilesonuçlandığı görülmüştür. Böylece yargılama sürecinin 5 yıl 1 ay 8 gün sürdüğütespit edilmiştir. Dolayısıyla, sulh ceza mahkemesi önündeki yargılamanın makulönem gösterilerek, gerekli ivedilikte sonuçlandırıldığından bahsedilemez.
108. Sonuç olarak yukarıda belirtildiği gibi soruşturma vedavaların uzaması kötü muamele uygulayan kamu görevlileri hakkındakiyaptırımların caydırıcılığını azaltmaktadır. Bu durumda soruşturmanın etkiliolduğundan söz edilemez.
109. Başvurucu, kötü muameleye maruz kalmasından dolayı kollukgörevlileri hakkında yaptığı şikâyet üzerine açılan kamu davası sonucunda,sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini,böylece yargılamanın etkili yapılmadığını ileri sürmüştür.
110. Başvurucunun şikayetçi olduğu polis memurları hakkındayapılan soruşturma sonucunda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 256. maddesiyollamasıyla 86/2,3-d maddesi uyarınca “zorkullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama”suçundan kamu davası açılmış, İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından yapılanyargılama sonucunda, üç polis memurunun atılı suçu işledikleri sabit görülerekayrı ayrı 5237 sayılı Kanun’un 256/1, 86/3-d maddeleri gereğince 9 ay hapiscezası ile cezalandırılmalarına, “Sanıklaraverilen cezanın nevi ve miktarı, sabıkasız olmaları, sanıkların kişiliközellikleri, ileride tekrar suç işlemekten çekinmesine sebep olacağı, olaynedeniyle müştekinin dosyaya yansıyan ve talep edilen maddi bir zararınınbulunmaması ve sanıkların hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararverilmesini talep etmeleri nazara alınarak” haklarındaki hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
111. Başvurucu somut olayda polis memurları hakkında verilenhükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz etmeden bireyselbaşvuruda bulunmuştur. Buna gerekçe olarak da, bukararlara karşı itiraz yolunun AİHM kararları ışığında etkin bir başvuru yoluolmadığını, sonuç alınması beklenen ve/veya taleplerini/mağduriyetini giderecekbir kanun yolu olarak değerlendirilemeyeceğini, bu nedenlerle müracaatedilmesine gerek görmediğini ileri sürmüştür. Her ne kadar başvurucu itirazkanun yoluna müracaat etmeden bireysel başvuruda bulunmuşsa da, yukarıda (§101)bahsedilen kararlar doğrultusunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıkararlarına yapılan itirazların etkili bir başvuru yolu olup olmadığıdeğerlendirildiğinde, uygulamada bu kararlara itiraz sonucu bir üst mahkemetarafından işin esasına girilerek yapılan inceleme sonucu verilen farklı birkarara rastlanmadığından, başvurucunun itiraz etmeme gerekçesi yerindegörülerek bu husus kabul edilmezlik nedeni olarak düşünülmemiştir.
112. Başvurucu, somut olayda maruz kaldığı eylemi soruşturmamakamlarına taşımış ve yargılama faaliyetlerine aktif bir şekilde katılmıştır.Sulh Ceza Mahkemesi başvurucuya karşı polis memurlarınca uygulanan şiddetinkeyfi olduğunu kabul ettiği halde, başvurucunun gözaltı sürecindeki işkenceiddialarına ilişkin herhangi bir karar vermediği gibi, hükmünü “zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılmasısuretiyle kasten yaralama” üzerine kurmuş ve hükmün açıklanmasınıngeri bırakılmasına karar vermiştir.
113. Yukarıda da (§102) bahsedildiği gibi, Sulh CezaMahkemesinin, kötü muamele olayının failleri hakkında yaptığı yargılama sonundahükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vererek, takdir yetkisini sonderece ciddi ve hukuka aykırı bu eylemin, hiçbir şekilde hoş görülemeyeceğinigösterme şeklinde kullanmak yerine, bu eylemin sonuçlarını olabildiğince azaindirgemek yönünde kullandığı anlaşılmıştır. Oysa kötü muameleye yönelikkavuşturmalarda, hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümüverilmesinin engellenmesi ve böylelikle hukuk devletine ve yargıya olan güveninsağlanması adına, suçun sabit görüldüğü durumlarda öngörülen cezalarınivedilikle uygulanması gerekir.
114. Yapılan yargılamada sanıkların eylemlerinin zor kullanmayetkisine ilişkin sınırın aşılması olarak nitelendirilmesi, kovuşturmasonucunda verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması suretiyle suç ileverilen ceza arasında orantısız bir uygulama yapılmış olması ve verilen kararınyasal olmayan bu tür eylemlerin önlenmesini sağlayabilecek caydırıcı bir etkidoğurmaması nedenleriyle, devletin söz konusu davada başvurucunun fiziksel veruhsal bütünlüğünü kanunlar aracılığıyla koruma hususundaki pozitifyükümlülüklerini yerine getirmediği anlaşılmıştır.
115. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasının öngördüğü Devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
116.6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:
“(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
117. Başvuruda, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasınınmaddi ve usul boyutlarıyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucuuğradığı manevi zararının karşılanmasını talep etmiştir. Başvurucunun maddi vemanevi varlığının korunması hakkına yönelik müdahale ve olay hakkında etkili ve caydırıcı bir ceza soruşturması ve kovuşturmasıyürütülmemesi nedenleriyle yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecekölçüdeki manevi zararları karşılığında, somut olayın özellikleri dikkatealınarak başvurucuya net 20.000,00 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiğisonucuna varılmıştır.
118. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine ve karar örneğininilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Keyfi şekilde gözaltına alınması nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının ihlaledildiği iddiasının, “zaman bakımından yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2.Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlaline ilişkin şikâyetlerininKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucunun,
1. Anayasa’nın17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet ve insanhaysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi yönden İHLAL EDİLDİĞİNE,
2.Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet veinsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul yönünden İHLALEDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 20.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (3) numaralıfıkrası uyarınca başvuruculara, Adalet Bakanlığına, İçişleri Bakanlığınave ilgili Mahkemeye gönderilmesine,
10/12/2014 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.