TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
DENİZ ÖZFIRAT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7929)
Karar Tarihi: 1/12/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Alparslan ALTAN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Aydın ŞİMŞEK
Başvurucu
:
Deniz ÖZFIRAT
Vekili
:
Av. Ahmet Sinan SÜRÜCÜ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; yakalandıktan sonra yakalama nedenlerininbildirilmemesi, gerekçesiz kararlarla devam ettirilen tutukluluğun makul süreyiaşması, kısıtlama kararından dolayı delillere erişememe nedeniyle Anayasa’nın19. ve 36. maddelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2.Başvuru 21/10/2013 tarihinde İzmir 19. Asliye Ceza Mahkemesi aracılığıylayapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3.İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2014 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
4.Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylarözetle şöyledir:
1. Başvurucunun Tutuklanması Süreci
5.Başvurucu, olay tarihi itibarıyla Dokuz Eylül Üniversitesi Öğrenci İşleri DaireBaşkanlığında şube müdür vekili olarak görev yapmaktadır.
6.Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/50 Soruşturma sayılı dosyası ileyürütülen soruşturma kapsamında başvurucu 14/5/2013 tarihinde gözaltınaalınmıştır.
7.Başvurucu 15/5/2013 tarihinde kollukta müdafii ilebirlikte ifade vermiştir. Başvurucuya ifade alma işlemi sırasında suçlandığıolaylar açıklanmış, diğer şüphelilerin ifadeleri okunmuş, suçlamaya ilişkinbanka hesap hareketleri ve para transferleri ile suçlamaya dayanak iletişimintespiti tutanaklarının içerikleri ve konuşma detayları bildirilmiştir.Başvurucunun kolluk görevlilerince alınan ifadesi 104 sayfalık bir ifadetutanağı ile kayıt altına alınmıştır.
8.Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığı 16/5/2013 tarihinde başvurucunun ifadesinialdıktan sonra başvurucuyu,, tutuklanması istemiyleBolvadin Sulh Ceza Mahkemesine sevk etmiştir.
9.Bolvadin Sulh Ceza Mahkemesinin 16/5/2013 tarihli ve 2013/8 Sorgu sayılı kararıile başvurucunun “suç işleme amacıyla örgüt kurma ve kamu kurumu zararınadolandırıcılık” suçlarından tutuklanmasına karar verilmiştir. Mahkemenintutuklama gerekçesi şöyledir:
“Dosya içerisinde mevcut Bolvadin Sulh CezaMahkemesinin 15/02/2013 tarih ve 2013/35 sayılı iletişimin dinlenilmesikararına istinaden alınan tape kayıtları, suça konuhesaplardan para yatırma ve çekme işlemlerine ilişkin banka ATM'lerinden alınanfotoğraflar, şüphelilerin beyanları ve tüm soruşturma evrakı bir aradadeğerlendirildiğinde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olgularınbulunması, müsnet eylemlerin kapsamı ve meydana gelenkamu zararının miktarı atılı suçların hapis ve para cezası olarak kanundakiyaptırımının alt ve üst hadleriyle delillerin henüz tam olarak toplanmamışolması hususları bir arada değerlendirildiğinde şüphelilerin kaçma, delillerikarartma ve tanıklar üzerinde baskı yapacaklarına dair kuvvetli şüpheninvarlığı, eylemi kapsamı ve mahiyeti itibariyle işinin öneminin verilmesibeklenen ceza ile orantılı olması,ayrıca müsnet suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun CMK'nın 100/3-a,9. maddesinde yer alan katalog suçlardanolması, eylemi kapsamı ve mahiyeti ile meydana gelen zararın miktarı nazaraalındığında şüphelilerin bırakılmasının toplumda infial oluşturabileceği, CMK'nın 100. ve devamı maddelerindeki tutukluluk içinaranan şartların bu olayda oluştuğu oluş ve kanaatine varılmakla...”
10.Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığının 26/6/2013 tarihli ve K.2013/70 sayılıkararında soruşturmaya ilişkin olarak İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının yetkiliolduğundan bahisle yetkisizlik kararı verilmiştir.
11.İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 4/9/2013 tarihinde 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 108. maddesi uyarınca başvurucu ile birliktetutuklu bulunan tüm şüphelilerin tutukluluğunun devamına karar verilmesinitalep etmiştir. Talebi değerlendiren İzmir 3. Sulh Ceza Mahkemesi 4/9/2013tarihli ve 2013/539 Değişik İş sayılı kararı ile “üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyetleri, mevcut delil durumu,tutuklanma tarihleri ve delillerinin henüz tam olarak toplanmamış olması”gerekçesiyle başvurucunun tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
12.Başvurucu 19/9/2013 tarihinde karara itiraz etmiş ancak İzmir 14. Asliye CezaMahkemesinin 19/9/2013 tarihli ve 2013/260 Değişik İş sayılı kararı ile buitirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.
13.Başvurucu ret kararını 10/10/2013 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir.
2. Kısıtlama Kararı Verilmesi Süreci
14.Başvurucunun tutuklu olduğu soruşturma dosyasına ilişkin olarak Bolvadin SulhCeza Mahkemesinin 10/1/2013 tarihli ve 2013/8 Değişik İş sayılı kararı ile 5271sayılı Kanun’un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca “müdafilerin dosya içeriğini incelemesi veyabelgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceğindenmüdafilerin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek almasıyetkilerinin soruşturma aşamasında KISITLANMASINA” kararverilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
“Şüpheliler hakkındayürütülmekte olan hazırlık soruşturmasında eylemin vasfından kaynaklanan zorlukile beraber kovuşturmada süratle ve de sağlıklı neticeye ulaşılabilmesi için“soruşturmanın genel gizliliği” ilkesi dışında, 5271 sayılı CMK"nun153 maddesinde ve yine yasanın uygulanmasına ilişkin olan Yakalama, GözaltınaAlma ve İfade Alma Yönetmeliği’ nin 22. maddesindeaçıkça düzenlendiği üzere soruşturmanın amacının tehlikeye düşürülmesine engelolunması amacına matuf olmak üzere şüpheliler ve müdafilerinin dosya içeriğiniincelemesi ve belgelerden örnek almasının, yakalanan kişi ya da kişilerin veyahutta şüphelilerin ifadesini içeren tutanak ilebilirkişi raporları ve adı geçen kimselerin hazır bulunmaya yetkili olduklarıdiğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hariç olmak üzere kısıtlanmasına dairkarar verilmesinin gerekli olduğu, Cumhuriyet Savcısının bu husustaki talebininhukuki ve de fiilsel yerindelik taşıdığı saptanılmakla birlikte verilen kısıtlama kararının yükümlülüklerive de haklarıyla beraber suçtan zarar görenin vekili açısından da geçerliolduğu hususunda hüküm fıkrası oluşturulmasına ilişkin karar verilmesigerektiği anlaşılmıştır.”
15.Başvurucu 6/8/2013 tarihinde kısıtlama kararının kaldırılması için İzmir 4.Sulh Ceza Mahkemesine başvurmuş, Mahkemenin 14/8/2013 tarihli ve 2013/528Değişik İş sayılı kararı ile başvurucunun talebi reddedilmiştir.
16.Başvurucu 28/8/2013 tarihinde ret kararına itiraz etmiş, İzmir 12. Asliye CezaMahkemesinin 5/9/2013 tarihli ve 2013/254 Değişik İş sayılı kararında “iletişimin tespitine ilişkin kayıtların kanıttoplama niteliğinde olduğu, bu kayıtlar aracılığıyla yeni kanıtlaraulaşılabileceği, kısıtlama kararının kaldırılmasının soruşturmaya ve kanıtlarıntoplanmasına engel oluşturabileceği, bu tür kayıtların bilirkişi raporukapsamında kabul edilemeyeceği, ayrıca soruşturma konusu suçun örgütlü suçkapsamında yürütülmesi, suçların niteliği, şüpheli sayısı, suçta kullanılanyöntemlerin açığa çıkarılması ile kanıtların sağlıklı şekilde toplanabilmesiamacıyla kısıtlama kararı verildiği” gerekçesiyle itirazın kesinolarak reddine karar verilmiştir.
17.Öte yandan başvurucu 6/8/2013 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınabaşvurarak soruşturma dosyasının kısıtlama kararı kapsamında olmadığını ilerisürdüğü bir kısım belge, rapor ve delillerin kendisine verilmesini talepetmiştir. Başsavcılık “yakalama,arama, el koyma ve ifade tutanakları” yönünden talebi kabul ederken diğerbelgeler yönünden talebin reddine karar vermiştir.
18.Başvurucu, Başsavcılık tarafından verilen karara karşı 28/8/2013 tarihindeİzmir 20. Sulh Ceza Mahkemesine itirazda bulunmuş ve teknik araçlarla izlemeyapıldıysa teknik araçla izleme tutanaklarının, ayrıca soruşturma kapsamındabulunan tüm delillerin ve iletişimin tespitine dair tapekayıtlarının kendisine verilmesini talep etmiştir. Mahkemenin 29/8/2013 tarihlive 2013/544 Değişik İş sayılı kararında “şüphelinintalep ettiği belgelerin gizlilik (kısıtlama) kararı çerçevesinde verilmesininmümkün bulunmadığı” gerekçesiyle bu itirazın ve talebin reddinekarar verilmiştir.
19.Başvurucu 10/9/2013 tarihinde anılan karara itiraz etmiş ancak İzmir 13. AsliyeCeza Mahkemesinin 13/9/2013 tarihli ve 2013/521 Değişik İş sayılı kararı ile buitirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.
3. Bireysel Başvuru Süreci
20.Başvurucu 21/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
4. Bireysel Başvuru Sonrası Süreç
21.İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 23/10/2013 tarihli ve K.2013/5016 sayılıkararı ile soruşturmaya ilişkin olarak Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığınınyetkili olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verilmiştir.
22.Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/10/2013 tarihli ve 2013/2860 Değişik İşsayılı kararı ile Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığının 26/6/2013 tarihliyetkisizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
23.Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığının 8/11/2013 tarihli ve E.2013/610 sayılıiddianamesi ile başvurucu hakkında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma, zimmet veresmî belgede sahtecilik” suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılmasıistemiyle Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. İddianamedebaşvurucu ile birlikte toplam 132 sanık hakkında cezalandırma talep edilmiştir.
24.Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesi 12/11/2013 tarihinde, iddianameyi kabul etmişancak 12/11/2013 tarihli ve E.2013/201, K.2013/210 sayılı kararı ile davayabakma hususunda İzmir ağır ceza mahkemelerinin yetkili oluğundan bahisleyetkisizlik kararı vermiştir. Mahkeme aynı kararda başvurucunun tutukluluğunun devamınada karar vermiştir.
25.Dava dosyasının gönderildiği İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi 13/3/2014 tarihli veE.2014/103, K.2014/75 sayılı kararı ile davaya bakma hususunda Bolvadin AğırCeza Mahkemesinin yetkili oluğundan bahisle (karşı) yetkisizlik kararıvermiştir. Mahkeme aynı kararda başvurucunun tahliyesine karar vermiştir.
26.Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesi ile İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi arasındaki yetkiuyuşmazlığının giderilmesine ilişkin olarak Yargıtay 5. Ceza Dairesinin16/10/2014 tarihli ve E.2014/8728, K.2014/9797 sayılı ilamı ile İzmir 5. AğırCeza Mahkemesinin yetkisizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
27.Yargıtay 5. Ceza Dairesi ilamı sonrasında dava, İzmir 5. Ağır Ceza MahkemesininE.2014/188 sayısını almış olup inceleme tarihi itibarıyla İlk DereceMahkemesinde derdesttir.
B. İlgili Hukuk
28.26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Resmi belgede sahtecilik” kenarbaşlıklı 204. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyisahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekildedeğiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yılakadar hapis cezası ile cezalandırılır.”.
29.5237 sayılı Kanun'un “Suç işlemek amacıylaörgüt kurma” kenar başlıklı 220. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgütkuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araçve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldanaltı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı içinüye sayısının en az üç kişi olması gerekir.”
30.5237 sayılı Kanun'un “Zimmet” kenarbaşlıklı 247. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Görevi nedeniyle zilyedliğikendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malıkendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelikhileli davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranındaartırılır.”
31.5271 sayılı Kanun’un “Yakalama ve yakalanankişi hakkında yapılacak işlemler” kenar başlıklı 90.maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veyabaşkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanankişiye kanunî haklarını derhal bildirir.”
32.5271 sayılı Kanun’un “Yakalama tutanağı” kenar başlıklı 97. maddesişöyledir:
“Yakalama işlemi bir tutanağa bağlanır. Bu tutanağayakalananın, hangi suç nedeniyle, hangi koşullarda, hangi yer ve zamandayakalandığı, yakalamayı kimlerin yaptığı, hangi kolluk mensubunca tespitedildiği, haklarının tam olarak anlatıldığı açıkça yazılır.”
33.5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama nedenleri”kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somutdelillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanıkhakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veyagüvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdakihallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veyasanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgularvarsa.
b) Şüpheli veyasanığın davranışları;
1. Delilleri yoketme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veyabaşkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetlişüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdakisuçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde,tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihlive 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
…
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizincifıkralar hariç, madde 220),
...”
34.5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama kararı”kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasınaCumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturmaevresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçegösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî vefiilî nedenlere yer verilir.
(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.)Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye istemininreddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerekaçıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus karardabelirtilir.”
35.5271 sayılı Kanun’un “Şüpheli veya sanığınsalıverilme istemleri” kenar başlıklı 104. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasındaşüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.
(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veyasalıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir.”
36.5271 sayılı Kanun’un “Tutukluluğunincelenmesi” kenar başlıklı 108. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süreiçinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamınıngerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh cezahâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önündebulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmeksuretiyle karar verilir.”
37.5271 sayılı Kanun’un “Tazminat istemi” kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
...
g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındakisuçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerdesözle açıklanmayan,
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devlettenisteyebilirler.”
38.5271 sayılı Kanun’un “Müdafiindosyayı inceleme yetkisi” kenar başlıklı 153. maddesinin (2), (3) ve(4) numaralı fıkraları şöyledir:
“(2) Müdafiin dosya içeriğiniinceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeyedüşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıylakısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkin yürütülensoruşturmalarda verilebilir:
a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı TürkCeza Kanununda yer alan;
...
5. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (madde 220),
...
(3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içerentutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkilioldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmüuygulanmaz.
(4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiğitarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir;bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
39.Mahkemenin 1/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 21/10/2013tarihli ve 2013/7929 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
40.Başvurucu; kolluk görevlilerince yakalandıktan sonra yakalama nedenlerininkendisine bildirilmediğini ve kendisine yalnızca suç isminin yazılı olduğu birtutanağın imzalatıldığını, tutukluluğa ilişkin kararların somut ve hukukigerekçelerden yoksun olduğunu ve kararlarda adli kontrolün yetersiz kalmanedenlerinin belirtilmediğini, suçun vasıf ve mahiyetine dayanılaraktutukluluğa karar verilmesinin masumiyet karinesine aykırı olduğunu, delillerintoplanması görevinin Cumhuriyet savcısına ait olması nedeniyle delillerintoplanmadığından bahisle tutukluluğun sürdürülemeyeceğini, tutukluluğa yönelikitirazlarının soyut ve matbu gerekçelerle reddedildiğini, kararlardakişiselleştirme yapılmadığını; delilleri etkilemeye, tanık veya mağdurlarüzerinde baskı oluşturmaya yönelik bir girişiminin ve kaçma şüphesininbulunmadığını, tutukluluğun makul süreyi aştığını, tutuklu bulunduğu süredesoruşturmanın ilerletilmediğini, hazır bulunmaya yetkili olduğu işlemlereilişkin tutanakların kendisine verilmesi taleplerinin kabul edilmediğini,kısıtlama kararı nedeniyle tutuklanmasına dayanak yapılan delillereerişemediğini ve bu durumun silahların eşitliği ilkesi ile bağdaşmadığınıbelirterek Anayasa’nın 19. ve 36. maddelerinin ve Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) 5., 6., 13. ve 14. maddelerinin ihlal edildiğiniileri sürmüş; tedbiren tahliyesine karar verilmesi vetazminat taleplerinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
41.Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesiile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü; yakalandığı sırada yakalama nedenlerininkendisine bildirilmediğine, tutukluluğun makul süreyi aştığına ve kısıtlamakararı nedeniyle delillere erişemediğine yöneliktir. Bu nedenle başvurununAnayasa’nın 19. maddesi ile koruma altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliğihakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
1. Yakalama Nedenlerinin Bildirilmediği İddiası
42.Başvurucu, kolluk görevlilerince yakalandığında yakalama nedenlerinin kendisinebildirilmediğini ve yalnızca isnat edilen suçun yazılı olduğu bir tutanağınimzalatıldığını ileri sürmüştür.
43.Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalanan veya tutuklanan kişilereyakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki iddiaların hemen yazılıolarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkün olmaması hâlinde sözlü olarakderhâl, toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadarbildirilmesini öngörmektedir.
44.Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi şöyledir:
“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
45.30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruhakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
46.Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru yoluyla AnayasaMahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasıgerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasalödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinindüzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak veözgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önündeileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözümekavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, § 16).
47.Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerininderece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil niteliktebir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun AnayasaMahkemesi önüne getirdiği şikâyetini, öncelikle ve süresinde yetkili idari veyargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgive kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte davave başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, § 17).
48.Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olması yanında,telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiğinde başvurucunun şikâyetlerini gidermedemakul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yerverilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduğunungösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, §29).
49.Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 17/9/2012 tarihli ve E.2012/20227, K.2012/18818sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“... 5271 sayılı CMK’nın;“Tazminat istemi” başlıklı 141. maddesi incelendiğinde, bir kısım tazminatnedenleri konusunda karar verilmesi için, davanın esasıyla ilgili bir kararınverilmesi zorunluluğunun bulunmadığı dolayısıyla bu nedenlere dayalıistemlerde, davanın sonuçlanmasına gerek bulunmadığı yasal düzenlemeden açıkçaanlaşılmaktadır.
Örneğin, gözaltı süresi yasada açıkça belirtilmiş olup,yasadaki bu süre içinde hakim önüne çıkarılıp,çıkarılmadığının saptanmasının davanın esasıyla herhangi bir ilgisi bulunmadığıgibi bu konudaki talep konusunda karar verilmesi için davanın esası hakkındakarar verilmesine de gerek bulunmamaktadır. Yine aynı şekilde, kanunî haklarıhatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerinegetirilmeden tutuklanan, Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul süredeyargılama mercii huzuruna çıkarılmayan, yakalama veya tutuklama nedenleri vehaklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklıbulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, yakalanmaları veya tutuklanmalarıyakınlarına bildirilmeyen, ya da hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekildegerçekleştirilen, kişilerin tazminat istemleri konusunda, asıl davada hükümverilmesini veya verilen hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek bulunmamaktadır.Zira bu talepler, asıl davanın sonucunu etkileyici veya asıl davanın sonucunabağlı talepler değildir.
...”
50.Buna göre yakalandığında yakalama nedenleri ve haklarındaki suçlamalarkendilerine, yazıyla veya bunun hemen mümkün bulunmadığı hâllerde sözleaçıklanmayan kişilerin tazminat istemleri konusunda karar vermek için asıldavada hüküm verilmesini veya verilen hükmün kesinleşmesini beklemeye gerekbulunmamaktadır. Dolayısıyla yakalanan bir kişinin, yakalama nedenlerinin vehakkındaki suçlamaların kendisine bildirilmemesi hâlinde asıl davanınsonuçlanması beklenmeden 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi hükümlerine göretazminat talep etmesi mümkündür.
51.Somut olayda başvurucu 14/5/2013 tarihinde saat 11.45’te yakalanmıştır.Başvurucunun yakalanması işlemine ilişkin olarak aynı gün saat 13.10’dadüzenlenen “yakalama tutanağı” içeriğinde, başvurucuya “konu” hakkında bilgiverildiği ve 5271 sayılı Kanun’un 147. maddesindeki hakların başvurucuyaokunduğu belirtilmiştir. Başvurucu, anılan tutanağı imzalamıştır. Yinebaşvurucuya kanuni haklarının yazılı olduğu “Şüpheli ve Sanık Hakları Formu”başlıklı bir belge imzalatılmıştır.
52.Bir suç isnadıyla yakalanan başvurucunun yakalanması sırasında yakalamanedenleri ve hakkındaki suçlamaların kendisine bildirilmemesinin, başvurucununhürriyetinden yoksun kalması üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır.Yakalandığında başvurucuya yakalama nedenleri ve hakkındaki suçlamalarınbildirilmediği yönünde Anayasa Mahkemesince yapılacak bir tespit ve ihlal kararınıntazminat dışında bir sonucu olmayacaktır. Dolayısıyla bireysel başvurukapsamında verilecek muhtemel bir ihlal kararı, ancak başvurucu lehinetazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir.
53.Başvurucunun yakalandıktan sonra yakalama nedenlerinin kendisine bildirilmediğiiddiası, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi kapsamında açılacak davada daincelenebilir. Nitekim Yargıtay içtihadı, bu kapsamdaki taleplerle ilgiliolarak davanın esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Bu maddekapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun yakalanmasından sonrayakalama nedenlerinin kendisine bildirilmediğinin tespiti hâlinde görevlimahkemece tazminata da hükmedilebilecektir.
54.Somut olayda 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinde belirtilen dava yolununbaşvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yoluolduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurununincelenmesinin bireysel başvurunun “ikincil niteliği” ile bağdaşmadığı sonucunavarılmıştır.
55.Açıklanan nedenlerle başvurucunun yakalandıktan sonra yakalama nedenlerininkendisine bildirilmediği iddiasıile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuruyapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığı İddiası
56.Başvurucu; tutukluluğa ilişkin kararların somut ve hukuki gerekçelerden yoksunolduğunu ve kararlarda adli kontrolün yetersiz kalma nedenlerininbelirtilmediğini, tutukluluğa yönelik itirazlarının soyut ve matbu gerekçelerlereddedildiğini, kararlarda kişiselleştirme yapılmadığını; delilleri etkilemeye,tanık veya mağdurlar üzerinde baskı oluşturmaya yönelik bir girişiminin vekaçma şüphesinin bulunmadığını, tutukluluğun makul süreyi aştığını, tutuklubulunduğu süre içerisinde soruşturmanın ilerletilmediğini ileri sürmüştür.
57.Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncüfıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerinözgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancakAnayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birininvarlığı hâlinde söz konusu olabilir (MuratNarman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
58.Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetlibelirti bulunan kişilerin; ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veyadeğiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılanve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükmebağlanmıştır (Mustafa Ali Balbay,B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).
59.Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:
“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı vesoruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasınıveya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”
60.Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamındatutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturmaveya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğugüvence altına alınmıştır (Murat Narman, §60).
61.Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun genel bir ilke çerçevesindedeğerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğusürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göredeğerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmenAnayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliğihakkından daha ağır basan somut bir kamu yararının mevcut olması durumundahaklı bulunabilir (Murat Narman, §61).
62.Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derecemahkemelerinin görevidir. Bu amaçla yukarıda belirtilen kamu yararı gereğinietkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbestbırakılma taleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konmasıgerekir (Murat Narman, § 62).
63.Tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasınınyanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veyadeğiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklamanedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirsede bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinindevam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”ve “yeterli” görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüpyürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dairolup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler, sürecin işleyişinde gösterilenözenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birliktedeğerlendirilmesinden sonra sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonucaulaşılabilir (Murat Narman, §63).
64.Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilipedilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak serbest bırakılma taleplerineilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan kişilertarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgelerçerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı dikkatealınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin suç işlediğiyönünde kuvvetli bir belirti ve tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği süreceilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul edilmesigerekir (Murat Narman, §§ 64,65).
65.Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kezyakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan tutuklandığıdurumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişininserbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (Murat Narman, § 66).
66.Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması vetutukluluğun uzatılması kabul edilemez. Bununla beraber tutukluluğu meşru kılangerekçeler gösterilerek bir zanlı ya da sanığın tutuklanmasının keyfî olduğunusöylemek mümkün değildir. Ancak aşırı derecede kısa gerekçelerle ve hiçbiryasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararı vermek ya da tutukluluğu devamettirmek bu çerçevede değerlendirilmemelidir (HanefiAvcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 70).
67.İtiraz veya temyiz merciinin, itiraz veya temyiz incelemesine konu mahkemekararına ve bu karardaki gerekçelere katıldığı durumlarda buna ilişkin kararınıayrıntılı olarak gerekçelendirmemesi, kural olarak gerekçeli karar hakkınaaykırılık teşkil etmez (Hanefi Avcı,§ 71).
68.Somut olayda, Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığının 8/11/2013 tarihliiddianamesinde İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı kayıtkabul bölümünde şube müdür vekili olarak görev yapan başvurucunun dava konusuedilen çıkar amaçlı suç örgütünün lideri olduğu, üniversitenin bir kısım bankahesaplarına örgün öğretim, ikinci öğretim ve tezsiz yüksek lisans öğrenciharçları şeklinde paraların yatırıldığı, yatırılan paraların hesaplardayaklaşık on beş gün bekletildikten sonra Üniversite yönetiminden gelen talimatdoğrultusunda Üniversitenin bir başka bankadaki kurumsal hesabına aktarıldığı,bu aktarım işleminden önce ve on beşer günlük periyotlar arasında liderliğinibaşvurucunun yaptığı suç örgütünün faaliyetleri kapsamında başvurucunun bankayahitaben harç iadesi konulu yazıları ve eklerini hazırladığı, yüksek rakamlıharç iadelerinin aslında gerçek harç iadesi işlemi olmadığı, suç örgütününfaaliyeti kapsamında bir zamanlar Üniversitede öğrenim görmüş öğrenci isim venumaralarının farazi şekilde kullanılması suretiyle sanki harç iade haklarıbulunuyormuşçasına belirtilen rakamların usulen hak sahibi öğrenci ismineyatırılmak yerine temin edilen üçüncü kişilere ait banka kartları vehesaplarına aktarıldığı, aktarılan paraların şüphelilerce paylaşıldığı, buşekilde zimmete geçirilen paranın 7 milyon TL’yi geçtiği iddialarıylabaşvurucunun cezalandırılmasının talep edildiği görülmektedir.
69.Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derecemahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalaradair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutuklulukkonusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derecemahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya barizşekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık keyfîlikhâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireyselbaşvuruda incelenmesi gerekir (AbdullahÜnal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014,§ 39).
70.Somut olayda, soruşturma aşamasında İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 12/7/2013tarihli ve 2013/486 Değişik İş sayılı kararı ile “üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti mevcut delil durumu tutuklamatarihi evrak kapsamına göre delillerin henüz toplanmamış olması dikkatealınarak” başvurucunun tutukluluğunun devamına karar verilmiştir.
71.Yargılama aşamasında Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesinin 12/11/2013 tarihli yetkisizlikkararında “üzerlerine atılı suçların vasıfve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesinin varlığı, mevcut delil durumu, bir takım delillerin toplanmamış olması nedeniyle delillerinkarartılması ihtimalinin bulunması ve kaçma şüphelerinin bulunması” gerekçesiylebaşvurucunun tutukluluğu devam ettirilmiştir.
72.Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler; ancak kaçmalarını,delilleri yok etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlargibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerdetutulabilir. Bu şartların tutukluluk süresince devam ediyor olması,tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve meşruiyeti bakımından olmazsa olmazbir koşul olmakla birlikte bu durumun devam edip etmediğinin ilgili ve yeterligerekçelerle ortaya konulması ve yürütülen işlemlerde gerekli özeningösterilmesi gerekir (Burhan İsmailoğlu,B. No: 2012/349, 25/6/2014, § 37)
73.Somut olayda başvurucu 14/5/2013 tarihinde gözaltına alınmış, Bolvadin SulhCeza Mahkemesinin 16/5/2013 tarihli kararı ile tutuklanmış, İzmir 5. Ağır CezaMahkemesinin 13/3/2014 tarihli kararı ile tahliye edilmiştir. Buna görebaşvurucunun özgürlüğünden yoksun kaldığı süre, yaklaşık 10 aydır.
74.Dava dosyasının incelenmesinde iletişimin tespiti tutanakları, suça konuhesaplardan para yatırma ve çekme işlemlerine ilişkin banka ATM’lerinden alınanfotoğraflar ve şüpheli beyanları gibi delillere dayanılarak kuvvetli suçşüphesi altında olduğu kabul edilen ve suçun niteliği; kaçma, delillerikarartma ve tanıklar üzerinde baskı yapma ihtimali nedeniyle tutuklanmasınakarar verilen başvurucunun (bkz. § 9) tutukluluğunun devamına ilişkin derecemahkemelerinin gerekçelerinde genel olarak suçun niteliğine, kuvvetli suçşüphesinin varlığına, delillerin karartılması ihtimalinin ve kaçma şüphesininbulunmasına değinildiği görülmektedir. Mahkemelerce kuvvetli suç şüphesialtında bulunduğu kabul edilen başvurucu hakkında verilen tutukluğun devamınailişkin kararların gerekçeleri, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu vetutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içeriktedir. Öte yandanbaşvurucunun tutuklu olduğu soruşturma, örgütlü olarak işlendiği iddia edilensuçlara ilişkin olup soruşturma sonucunda Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından düzenlenen 8/11/2013 tarihli iddianame ile toplam 132 sanık hakkındacezalandırma talebinde bulunulmuştur. Dolayısıyla dava, organize suçlarailişkin olup karmaşık bir niteliğe sahiptir.
75.Başvurucunun tutuklu olduğu süre içinde Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığınca 26/6/2013tarihinde yetkisizlik, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ise 23/10/2013tarihinde karşı yetkisizlik kararı verilmiştir. Yetki uyuşmazlığının Karşıyaka2. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/10/2013 tarihli kararı ile giderilmesi üzerineyetkili kılınan Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 8/11/2013 tarihliiddianame ile kamu davası açılmıştır. Açılan davada Bolvadin Ağır CezaMahkemesi 12/11/2013 tarihinde yetkisizlik kararı vermiştir. Dava dosyasınıngönderildiği İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi ise 13/3/2014 tarihinde verdiği karşıyetkisizlik kararı ile birlikte başvurucunun tahliyesine de karar vermiştir.Soruşturma sürecinde Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılığı ile İzmir CumhuriyetBaşsavcılığı arasında yetki uyuşmazlığı yaşanmasına rağmen başvurucu hürriyetindenyoksun kaldıktan yaklaşık 6 ay sonra iddianame düzenlenerek kamu davasıaçılmıştır. Yargılama sürecinde ise bu kez Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesi ileİzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi arasında yetki uyuşmazlığı yaşanmış, İzmir 5. AğırCeza Mahkemesi yetki uyuşmazlığının giderilmesini beklemeden başvurucuyutahliye etmiştir.
76.Soruşturma sürecinde Cumhuriyet başsavcılıkları veya yargılama sürecindemahkemeler arasında görev ya da yetki hususunda uyuşmazlık yaşanması, tekbaşına soruşturma veya yargılama süreçlerinin özensizce yürütüldüğünün kabulünügerektirmemektedir. Bu itibarla başvurucunun tutuklu olduğu dönemde soruşturmave yargılama mercilerinin işlemlerinde bir özensizlik gösterildiği tespitedilmemiştir. Somut olaydaki tutukluluk hâlinin devamına ilişkin derecemahkemelerince açıklanan gerekçeler, davanın karmaşık niteliği ve sanık sayısıdikkate alındığında yaklaşık 10 aylık tutukluluk süresi yönünden ilgili ve yeterlidir.İlgili ve yeterli gerekçelere dayanılarak başvurucunun özgürlüğünden mahrumbırakıldığı dikkate alındığında, tutukluluk süresinin makul olduğugörülmektedir.
77.Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığı iddiasınailişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. SoruşturmaDosyasına Erişimin Kısıtlandığı İddiası
78.Başvurucu, kısıtlama kararı nedeniyle tutuklanmasına dayanak teşkil edendelillere erişemediğini ileri sürmüştür.
79. Anayasa’nın19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi,kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanunaaykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili biryargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”
80. Anayasa’nınanılan hükmü uyarınca hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkındakarar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasınısağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Fıkradaöngörülen bu prosedürde adil yargılanma hakkının bütün güvencelerini sağlamakmümkün değil ise de iddia edilen tutmanın koşullarına uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir(Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,4/12/2013, §§ 122, 123).
81.Tutukluluk hâlinin devamının veya serbest bırakılma taleplerinin incelenmesinde“silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargı” ilkelerine riayet edilmesi gerekir (Hikmet Yayğın,B. No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30).
82.Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklarbakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göredaha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekildemahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir.Taraflardan birine tanınıp diğerine tanınmayan avantajın, fiilen olumsuz birsonuç doğurduğuna dair delil bulunmasa da silahların eşitliği ilkesi ihlaledilmiş sayılır (Bülent Karataş, B.No: 2013/6428, 26/6/2014, § 70).
83.Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibiolma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanınbütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi,silahların eşitliği ilkesi ile yakından ilişkili olup bu iki ilke birbirinitamamlar niteliktedir. Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesidurumunda, davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki dengebozulacaktır (Bülent Karataş, §71).
84.Somut olayda, başvurucunun tutuklu olduğu soruşturma dosyasına ilişkin olarakBolvadin Sulh Ceza Mahkemesinin 10/1/2013 tarihli kararı ile 5271 sayılıKanun’un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca müdafilerin dosyaiçeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması yetkilerinin kısıtlanmasınakarar verilmiştir. Başvurucunun, kısıtlama kararının kaldırılması talebi İzmir4. Sulh Ceza Mahkemesinin 14/8/2013 tarihli kararı ile reddedilmiş ve bu kararayönelik itiraz da İzmir 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 5/9/2013 tarihli kararındaret ile sonuçlanmıştır (bkz. §§ 14-16). Soruşturma dosyasında verilen kısıtlamakararı, 5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca BolvadinAğır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği 12/11/2013 tarihi itibarıylakanun gereği kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.
85.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), müdafiin dosyaiçeriğini incelemekten mahrum bırakılmasını silahların eşitliği ilkesininihlali olarak değerlendirmektedir (Ceviz/Türkiye,B. No: 8140/08, 17/7/2012, § 41). Ancak AİHM’e göremillî güvenlik, suçların araştırılmasına ilişkin polisiye yöntemlerin gizlikalma gerekliliği ya da üçüncü bir kişinin temel haklarının ve kamu düzenininkorunması için gerektiği ölçüde çelişmeli dava hakkı kısıtlanabilir. Bununlabirlikte savunmanın haklarının kısıtlanmasıyla sebep olunan zorluklarınyargılama sırasında yeteri kadar giderilmesi gerekir (A. ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No:3455/05, 19/2/2009, § 205).
86. AİHM’e göre yakalanan bir kimseye, yakalanmasının temelmaddi ve hukuki sebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dildeaçıklanmalı ve böylece kişi, eğer uygun görürse yakalanmasının Sözleşme’nin 5.maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmeküzere mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Sözleşme’nin 5.maddesinin (2) numaralı fıkrası, verilen bilgilerin yakalanan kişiye isnatedilen suçların tam bir listesini içermesini gerektirmemektedir (Bordovskiy/Rusya, B. No: 49491/99, 8/2/2005, § 56; Nowak/Ukrayna, B. No: 60846/10, 31/3/2011, §63).
87.AİHM, ifadesi alınırken başvurucuya erişimi kısıtlanan belgelerin içeriğineilişkin sorular sorulmuş ve başvurucunun tutukluluk kararına yönelik itirazındabu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuş olması durumunda başvurucunun,tutukluluğa temel teşkil eden belgelere erişiminin olduğuna, içeriklerihakkında yeterli bilgiye sahip olduğuna ve bu nedenle de tutukluluk hâliningerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme imkânını elde ettiğine kararvermektedir (Ceviz/Türkiye, § 43;Hebat Aslan ve FirasAslan/Türkiye, B. No: 15048/09, 28/10/2014, § 62). Böyle bir durumdakişi, tutukluluğa temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiyesahiptir (Hidayet Karaca, B. No:2015/144, 14/7/2015, § 107).
88.Somut olayda, başvurucunun kolluk görevlilerince alınan 15/5/2013 tarihliifadesine ilişkin 104 sayfalık şüpheliifade verme tutanağının içeriği incelendiğinde başvurucunun ifadesinin müdafii ile birlikte alındığı, başvurucuya suçlandığıolayların detaylı bir şekilde açıklandığı, diğer şüphelilerin ifadelerindekibaşvurucuyla ilgili kısımların okunduğu, suçlamaya ilişkin banka hesaphareketleri ve para transferleriyle ilgili bilgi verilerek sorular sorulduğu,suçlamaya dayanak iletişimin tespit tutanaklarının içeriklerinin ve konuşmadetaylarının başvurucuya bildirildiği görülmektedir. Bolvadin CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından 16/5/2013 tarihinde başvurucunun ifadesinin müdafiinin refakatinde alınması sırasında da başvurucuya,suçlamaya dayanak olan ve bankaca gönderilen “harç ödeme emri” ve ekindekibelgelerin okunup bu belgelere ilişkin savunmasının sorulduğu anlaşılmaktadır.Ayrıca Bolvadin Sulh Ceza Mahkemesinin 17/5/2013 tarihli ve 2013/106 Değişik İşsayılı el koyma kararında başvurucunun suçlandığı olaylara ilişkin açıklamalarayer verilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinintutukluluğa temel teşkil eden bilgilere erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.
89.Başvurucu, kısıtlama kararı verilen dosyada erişimleri kısıtlanamayan hazırbulunmaya yetkili olduğu işlemlere ilişkin tutanakların kendisine verilmesitaleplerinin kabul edilmediğini ileri sürmüştür. 5271 sayılı Kanun’un 153.maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarına kısıtlama kararı “yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içerentutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkilioldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında” uygulanmayacaktır.Başvurucunun bu yönde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına yapmış olduğu talepincelendiğinde soruşturma dosyasındaki yakalama, arama ve el koyma işlemlerineilişkin tutanaklar, varsa bilirkişi raporları, iletişimin tespiti tutanakları,varsa teknik araçlarla izleme işlemine ilişkin tutanaklar, banka havalelerinigösterir dekontlar, kamera kayıtları ile birlikte (müşteki ve tanık beyanlarınailişkin tutanaklar haricinde) tüm delillerin tarafına verilmesini istediğigörülmektedir. Başsavcılık, başvurucunun talebini “yakalama, arama, el koyma veifade tutanakları” yönünden kabul ederken diğer belgeler yönünden reddetmiştir.Başvurucunun, bu karara karşı İzmir 20. Sulh Ceza Mahkemesine yaptığıitirazında dile getirdiği teknik araçlarla izleme yapıldıysa kendisine ilişkinteknik araçlarla izleme tutanaklarının, soruşturma kapsamında bulunan tümdelillerin ve kendisine ait iletişimin tespitine dair tapekayıtlarının verilmesi talebi Mahkemece kabul edilmemiştir (bkz. §§ 17, 18).Dolayısıyla başvurucuya ifadesini içeren tutanakların ve hazır bulunmaya yetkiliolduğu yakalama, arama ve el koyma işlemlerine dair tutanakların verilmemesisöz konusu değildir. Başvurucunun şikâyetine konu ettiği iletişimin tespitineve varsa teknik araçlarla izleme işlemlerine ilişkin tutanaklar ile diğerdelillere erişme talebi ise bu delillerin 5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin(3) numaralı fıkrası kapsamında bulunmaması nedeniyle kabul edilmemiştir.
90.Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derecemahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalaradair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz (bkz. § 68).Soruşturma aşamasında verilen kısıtlama kararlarının uygulanmasına ilişkinolarak hukuk kurallarının yorumu ve somut olaylara uygulanması soruşturma makamlarıile derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Somut olayda, derecemahkemelerinin 5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (3) numaralı fıkrasınıyorumlayıp uygulamalarında ve soruşturma dosyasındaki hangi belge veyadelillerin anılan kuralın kapsamında bulunduğuna yönelik değerlendirmelerindebariz bir takdir hatası ya da açık keyfîlikbulunmadığı tespit edilmiştir. Diğer yandan iletişimin tespitine dair görüşmeiçeriklerinden başvurucunun suçlanmasına dayanak kabul edilen bir kısım görüşmeiçerikleri, kolluk görevlilerince alınan ifade işlemi sırasında başvurucuyaaçıklanmıştır (bkz. § 7).
91.Bu itibarla suç işlendiği şüphesine bağlı olarak özgürlükten yoksunbırakılmanın soruşturma aşamasını kapsayan yaklaşık ilk 6 aylık aşamasındayapılan yargısal denetimin kapsamı ile suçlamalara dayanak olan temelunsurların ve delillerin başvurucuya ve müdafiinebildirilmiş olması dikkate alındığında başvurucunun salt kısıtlılık kararına vekısıtlılık kapsamındaki bir kısım delillere erişememesi nedeniyle soruşturmadosyasına erişim imkânından yoksun bırakıldığının ve bu itibarla silahlarıneşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğinin kabulü mümküngörülmemiştir.
92. Açıklanannedenlerle başvurucunun hazır bulunmaya yetkili olduğu işlemlere ilişkin birkısım tutanakların kendisine verilmediği ve kısıtlama kararı nedeniyletutuklanmasına dayanak yapılan delillere erişemediği iddialarına ilişkin olarakbir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. 1.Yakalama nedenlerinin bildirilmediğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutuklamanınhukuki olmadığına ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B.Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına
1/12/2015tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.