TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
DENİZ GEBEŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/12862)
Karar Tarihi: 13/7/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 2/11/2016 - 29876
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan y.
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör Yrd.
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
Deniz GEBEŞ
Vekili
:
Av. Namık ÖZTÜRK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk SilahlıKuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanınreddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 7/8/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkiledecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 28/5/2015tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 15/7/2015tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 21/7/2015tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamdasunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veerişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, 1998 ile 2001 yılları arasında Deniz Lisesinidereceyle bitirmiş, 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılıTürk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 12. maddesine göre muvazzaf subayolarak yetiştirilmek üzere Genelkurmay Başkanlığının izni ile gönderildiğiAmerika Birleşik Devletleri (ABD) Sahil Güvenlik Akademisinde Silahlı Kuvvetlerhesabına 2001 ile 2005 yılları arasında eğitim almış, dereceyle mezun olarak30/8/2005 tarihinde teğmenliğe naspedilmiş ve Sahil Güvenlik Komutanlığıemrinde göreve başlamıştır.
8. Başvurucu, ABD Sahil Güvenlik Komutanlığında eğitimdebulunduğu dönemde TSK'nın ve Türk halkının sahip olduğu ahlak anlayışıylabağdaşmayacak bazı ortamlarda bulunduğu ve bu ortamlarda ahlaka aykırınitelikte fotoğraflar çektirdiği iddiasıyla ilgili olarak hakkında yapılantahkikat kapsamında ilk olarak 2006 yılında, sonrasında 25/10/2008tarihinde Sahil Güvenlik Komutanlığı karargahına mülakat maksadıyla çağrılmış;ilkinde Sahil Güvenlik Komutanı, ikincisinde Sahil Güvenlik Personel Başkanıtarafından hakkındaki iddialarla ilgili olarak başvurucunun bilgisinebaşvurulmuştur.
9. Söz konusu iddialar çerçevesinde yapılan tahkikat neticesindeSahil Güvenlik Komutanı tarafından 5/11/2008 tarihindebaşvurucu hakkında uyarı disiplin cezası verilmiştir. Disiplin cezasınıngerekçesi şöyledir:
"...
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki öğreniminiz sırasında, Türk SilahlıKuvvetlerinin ve Türk halkının sahip olduğu ahlak anlayışıyla bağdaşmayacakbazı ortamlarda bulunduğunuz, bunları belgeleyen fotoğraflar çektirdiğiniz, bufotoğrafları kişisel bilgisayarınıza kaydederek Türkiye'ye getirdiğiniz veakabinde bazı arkadaşlarınızla paylaştığınız anlaşılmıştır. Ayrıca;fotoğraflarda yer alan ve Türk Silahlı Kuvvetlerince benimsenen ahlakanlayışına uygun olmayan bazı görüntülerin de bulunduğunuz ortama göre normalkabul edilmesi gereken görüntüler olduğunu savunduğunuz tarafımdan müşahedeedilmiştir.
Sizi, ilgili Yönetmeliğin 86'ncı maddesinde tarif edilen ahlakanlayışını benimsemek üzere çaba sarf ermeniz için uyarır, aksi halde gerekliyasal işlemin başlatılacağını hatırlatırım."
10. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2010/1003sayılı soruşturma kapsamında emekli bir subayın evinde yapılan aramalarda elkonan dijital veriler içinde başvurucunun özel hayatına ilişkin bilgilerin yeraldığı bir dosyanın bulunması üzerine iki subay tarafından başvurucununifadesine başvurulmuştur. 29/9/2010 tarihli ifadetutanağına göre başvurucuya, söz konusu dijital dosyada yer alan fotoğraflarınkendisine ait olup olmadığı, nerede, ne zaman ve kim tarafından çekildiği, özelhayata ilişkin bu fotoğrafların herhangi bir kişiyle paylaşılıp paylaşılmadığı,başkalarınıneline nasıl geçmiş olabileceği, sözkonusu fotoğrafların kimler tarafından ve neden saklanmış olabileceği, el konanbelgelerde kendisi hakkında eş cinsel olduğunu belirten notların kim tarafındantutulmuş olabileceği, fotoğraflar nedeniyle şantaja maruz kalıp kalmadığıhususlarında sorular sorulmuştur. Belirtilen sorulara verilencevaplarda ise başvurucu, fotoğrafların 2001 ile 2005 yılları arasında öğrenciolarak bulunduğu ABD'de arkadaşları ile eğlence amaçlı olarak çekildiğini vebir kısmının kendisine bir kısmının da Amerikalı öğrencilere ait olduğunu,fotoğraflarda çıplak çıkan kişiler arasında olmadığını, eğlence esnasındaçekilen fotoğrafları kimseyle paylaşmadığını, yalnızca kendi bilgisayarınakopyaladığını, subay temel eğitimi aldığı 2005 ile 2006 yıllarında kendisinikıskanan kişiler tarafından fotoğraflarının bir şekilde ele geçirilmişolabileceğini, hakkında tutulan notlarda yer alan ahlaksız bir yaşam sürdüğüneve eş cinsel olduğuna ilişkin ifadelere kesinlikle katılmadığını, bu ifadelerihakaret olarak kabul ettiğini, söz konusu fotoğraflarının her atama dönemindeilgili komutanlıklara gönderilmesi nedeniyle sicilinin bozulduğunu, notların kimtarafından tutulduğunu bilmediğini, şantaja maruz kalmadığını ve özel hayatınıilgilendiren bu fotoğrafları ele geçiren, hakkında notlar hazırlayan ve bunlarıbaşkalarına gönderen kişilerin tamamından şikâyetçi olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu,İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılamada katılan sıfatıyla yeralmıştır.
11. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin 23/3/2012 tarihli ve 60/10 72/16 sayılı yazısı ile 23/3/2012tarihli ve 60/11 72/17 sayılı ihbar konulu yazılarından anlaşıldığı üzerebaşvurucu hakkında İçişleri Bakanlığı Teftiş KuruluBaşkanlığına ekinde birtakım görüntülerin bulunduğu ihbar mektuplarıulaştırılmıştır. Söz konusu ihbar mektupları ve ekleri araştırılmak üzereanılan yazılarla birlikte Sahil Güvenlik Komutanlığına gönderilmiş; verilencevapta ihbar mektubu ekinde gönderilen fotoğrafların incelendiği, başvurucununbir kadınla cinsel ilişki hâlinde olmayan ancak aralarında bir ilişki olduğunudoğrulayacak nitelikte fotoğraflarının bulunduğu ve bazı erkeklerle ahlak dışınitelikte çıplak fotoğraflar çektirdiğinin tespitedildiği, yapılan tahkikat sonucunda söz konusu fotoğraflar nedeniylebaşvurucunun 5/11/2008 tarihinde uyarı disiplincezasıyla cezalandırıldığının anlaşıldığı, bu nedenle aynı hususlara ilişkinolarak mükerrer bir işlem yapılmadığı ifade edilmiştir.
12. Müteakiben Genelkurmay Adli Müşavirliğinden gönderilen yazıile başvurucunun ABD Sahil Güvenlik Akademisinde yabancı bir kız öğrenci ileokul binasında ilişkiye girdiği ve eş cinsel olduğu iddialarının TSK'nınitibarını sarsacak nitelikte olması nedeniyle başvurucu hakkında TSK'dan ayırmaişlemi yapılmasının uygun olacağı değerlendirmesinde bulunulmuştur.
13. Sahil Güvenlik Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyontarafından başvurucunun durumu 10/9/2012 tarihindegörüşülmüş ve başvurucunun durumunun 27/12/1998 tarihli ve 23566 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Subay Sicil Yönetmeliği'nin mülga 91.maddesinin (e) fıkrası kapsamında olmadığı değerlendirilerek sicil yolu ileTSK'dan ilişiğinin kesilmemesinin uygun olacağına, bu hususun komutan tasvibinesunulmasına oyçokluğuyla karar verilmiştir. Anılan karar Sahil GüvenlikKomutanı tarafından tasvip edilmeyerek o tarihte kıdemli üsteğmen rütbesindebulunan başvurucunun ilişiğinin kesilmesi yönünde karar alınmış ve hakkında “Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir.” sicilidüzenlenmiştir. Genelkurmay Başkanı tarafından Sahil Güvenlik Komutanınınkararı doğrultusunda işlem yapılması uygun görülmüş ve İçişleri Bakanı,Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan 3/12/2012tarihli ve 2012/11 sayılı üçlü kararname ile resen emekliye sevk edilmeksuretiyle ayırma işlemi tamamlanmıştır.
14. Başvurucu, gerek Deniz Lisesini gerekse ödüllendirilerekgönderildiği ABD Sahil Güvenlik Akademisini dereceyle bitirdiğini, 2005 ve 2006yıllarındagerçekleştirilen Subay Temel Kursu ileSahil Güvenlik Temel Eğitimi'ni de birincilikle tamamladığını, 2005 yılındabaşladığı subaylık mesleğinde sicil notları ortalamasının tam nota yakın çokiyi seviyede gerçekleştiğini, sekiz ayrı takdir ve ödül belgesi ile taltifedildiğini, hakkında verilmiş iki ayrı uyarı disiplin cezası dışında bir ikazya da ceza belgesinin bulunmadığını, ABD Sahil Güvenlik Akademisindeki eğitimisürecinde çekilen ve bilgisayarında muhafaza ettiği yaklaşık bin beş yüzfotoğraf içinden kimliği belirsiz kişilerce çalınan ve hakkında olumsuz imajoluşturmak için kullanılan on bir fotoğraf nedeniyle 2006 yılından itibarenkimi zaman bilgisine başvurulduğunu, kimi zaman da hakkında soruşturmalaraçıldığını, söz konusu fotoğrafların kendisi tarafından 2006 yılındasilinmesine rağmen her atama döneminde servis edildiğini hatta Sahil GüvenlikKomutanlığına e-posta vasıtasıyla gönderildiğini, bu nedenle 2008 yılında uyarıdisiplin cezası ile cezalandırıldığını, söz konusu fotoğraflarla ilgili olarakkamuoyunda "askerî casusluk, şantaj ve fuhuş davası" olarak bilinendavada mağdur sıfatıyla ifade verdiğini ve kendisinin mağdur sıfatınınyargılamayı yapan Mahkemece tespit edildiğini, uyarı cezası aldıktan sonrakidört yıl süre boyunca gemi komutanı olarak görev yapmasına, bu görevlerinde ikikez takdir belgesi ile taltif edilmesine ve başka hiç bir neden bulunmamasınarağmen çalınan ve sürekli servis edilen fotoğraflara dayanılarak hakkındaTSK'dan ayırma işlemi tesis edildiğini, söz konusu fotoğrafların öğrenci olduğudönemde sosyal ortamlarda çekilen eğlence amaçlı fotoğraflar olduğunu,birçoğunun kendisi tarafından çekilmediğini, arkadaşları tarafından çekilen veelektronik ortamda oluşturulan ortak havuzda toplanan fotoğrafları kendibilgisayarına kopyaladığını, söz konusu fotoğrafların subaylık dönemine değilaskerî öğrencilik dönemine ait olduğunu, paylaşıma açmadığı hâlde özel hayatınasaygı gösterilmeden bir şekilde bilgisayarından alınarak sürekli olarakaleyhine kullanılan fotoğraflar nedeniyle ilişiğinin kesilmesinin ölçüsüz vehukuka aykırı bir işlem olduğunu zira fotoğrafların yasak delil mahiyetindeolduğunu, eş cinsel olduğu yönündeki ithamın kesinlikle gerçek dışı olduğunu,öğrenci olarak bulunduğu ABD'de Amerikan kültürü içinde yaşamak ve sosyalilişkilerde bulunmak durumunda kaldığını, örneğin eğitim aldığı Sahil GüvenlikAkademisinde bulunan duş alanlarının perde ya da duvarla birbirindenayrılmaması gibi Türk kültür ve anlayışı ile bağdaşmayan bazı geleneklerinAmerikan kültüründe normal karşılandığını, fotoğrafların öğrenci olarak içindeyaşadığı kültüre özgü olan bu tür farklı durumlarda ya da bulunmak durumundakaldığı bazı sosyal ortamlarda çekildiğini, iddia edilenin aksine öğrencilikhayatı dâhil olmak üzere bir Türk askerinin taşıması gereken tüm değerleritaşıdığını ve korumaya çalıştığını, arkadaş ortamlarının verdiği samimiyetle vegençliğin verdiği heyecanla çekilmiş ancak hiçbir ahlak dışı niyetinbulunmadığı fotoğraflar nedeniyle tesis edilen işlemin kanunlara ve hukukungenel ilkelerine aykırı olduğunu, üstelik özel hayata ilişkin söz konusufotoğrafların hukuka aykırı yöntemlerle ele geçirilmesi nedeniyle yasak delilniteliği taşıdığını, takdirlerle dolu başarılı bir sicile sahip olmasına rağmenbu durumun dikkate alınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülükyönünden hukuka aykırı olduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukukaaykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptali talebiyle İçişleri Bakanlığıaleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde 25/1/2013 tarihinde dava açmıştır.
15. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde, heraskerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olması gerektiği, ahlakolgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevin başarıyla icraedilebilmesi için bir koşul olduğu vurgulanmış; kamu hizmetinin yürütülmesindezararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışına çıkarılmasının kaçınılmazolduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilen ayırma işleminde takdiryetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, ayrıca ceza soruşturmasındakullanılamayan bir kısım delilin disiplin soruşturmasında kullanılabileceği, bunedenlerle dava konusu ayırma işleminde hukuka aykırı bir durumun bulunmadığıbelirtilmiş; ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılısayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.
16. Başvurucu vekili tarafından sunulan 21/3/2013tarihli dilekçe ile söz konusu belgelerin incelettirilmesine izin verilmesitalep edilmiş, AYİM Genel Sekreterliğinin 17/5/2013 tarihli kararıylabaşvurucunun bu talebi reddedilmiştir. Başvurucu 20/5/2013tarihinde ret kararına itiraz etmiş, AYİM Birinci Dairesinin 21/5/2013 tarihlive E.2013/177 sayılı ara kararı ile itiraz kabul edilerek söz konusu belgelerinbaşvurucu (davacı) vekiline incelettirilmesine karar verilmiştir. Başvurucuvekilinin 23/5/2013 tarihinde söz konusu belgeleriincelediğine dair tutanak düzenlenmiştir. Başvurucu vekili, daha sonra sunduğudilekçeleriyle anılan gizli belgelere karşı beyanda bulunmuştur.
17. AYİM Başsavcılığı, başvurucunun iyiahlak sahibi olma vasfını yitirmiş olduğuna ilişkin değerlendirmenin imzasızihbar mektuplarıyla gönderilen bazı fotoğraflara dayandırıldığını ancak bufotoğrafların başvurucunun şahsi bilgisayarında muhafaza ettiği kişisel verilerarasından kimliği belirsiz kişilerce ve başvurucunun rızası hilafına elegeçirilerek ihbar mektuplarına eklendiğini, bu nedenle özel hayata ait olankişisel verilerin hukuka aykırı biçimde ele geçirilmiş olması karşısında bufotoğrafların hukuki bir değer taşımadığını, idari işleme ve üstelik en ağırdisiplin yaptırımı olan statüden çıkarma cezasına meşru bir gerekçe teşkil etmesininhukuken mümkün olmadığını, söz konusu fotoğrafların hukuka uygun bir şekildeelde edildiği kabul edilse dahi tesis edilen işlemin ölçülü olmadığını,fotoğrafların çekildiği dönemde başvurucunun henüz öğrenci olması vefotoğrafların davacının mezuniyetinden iki yıl sonra ele geçirilmesi karşısındabaşvurucunun en ağır disiplin yaptırımı olan statü dışına çıkarma cezası ilecezalandırılmasının ölçülülük ilkesini ihlal edecek nitelikte olduğunu, ayrıcabaşvurucu hakkında 2008 yılında söz konusu fotoğraflar nedeniyle uyarı disiplincezası verildiğini, fotoğrafların sürekli olarak imzasız ihbar mektuplarıylaidarenin değişik birimlerine gönderilmesinin başvurucunun aleyhine olacakşekilde işlem tesis edilmesi yönünde baskı oluşturulması çabası içerdiğini, ilkkez 2006 yılında elde edilen ve 2008 yılında uyarı cezasına konu edilenfotoğraflara dayanılarak başvurucunun ahlaki yönden asker kişi olma vasfınıyitirdiği gerekçesiyle 2012 yılında ayırma işlemi tesis edilmesinin sebep veamaç unsurları yönünden hukuka aykırı olduğunu ve ölçülü olmadığını belirterekayırma işleminin iptaline karar verilmesi yönünde düşünce bildirmiştir.
18. AYİM Birinci Dairesinin 25/2/2014tarihli ve E.2013/177, K.2014/178 sayılı kararı ile dava oyçokluğuylareddedilmiştir. AYİM'in ret gerekçesi şöyledir:
“… davacı hakkındakiayırma işleminin; Subay Sicil Yönetmeliğinin 92'nci maddesinin (b) fıkrasındaöngörülen usule uygun olarak; Kuvvet Personel Başkanlığınca başlatıldığı,durumunun Sahil Güvenlik K.lığı bünyesindekiKomisyonda incelenip değerlendirildiği, alınan Sahil Güvenlik Komutanı onayınagöre hakkında 11.9.2012 tarihinde ayırma sicil belgesi düzenlenip nihayetindeİçişleri Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanının imzaladığı kararname ile işlemintesis edildiği, dolayısıyla dava konusu işlemde yetki ve unsurları yönündenhukuka aykırılık bulunmadığı saptanmıştır
İşlemin diğer unsurları yönünden yapılan incelemeye ilişkin olarak:
Kamu hizmetinin iyi bir şekilde yürütülmesi için bir vasıta olanidarenin, bu hizmetin iyi yürümesi için gerekli tedbirleri alma yetkisi iledonatılmasının zorunlu olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle, idarenin kamu hizmetiniyürütecek olan ajanlarını alırken bir takım özelliklere sahip olmasını aramasıtabii olduğu gibi; statüye alındıktan sonra da bunları verimli bir biçimdekullanması, hizmeti aksatacak, kendisinden artık verim alınması imkanı kalmamış, aksine idare mekanizmasına ve kamuhizmetinin yürütülmesine zararlı olacak ajanlarını bünyesi dışına çıkarması dadoğaldır. İşte Silahlı Kuvvetlerden ayırma işlemi de, bu amaçla askeri idareyemevzuatla tanınmış bir yetkidir. Ne var ki, bu yola başvururken çok dikkatliolunması, kriterlerin titizlikle tespit edilmesi,personeli çalışmaya yöneltebilecek, çeki düzen verebilecek uygun vasıta veyöntemler mevcutken (disiplin cezası, atama, sicil, teşvik ve yönlendirme vb.)statü dışına çıkarılma gibi sonuçları çok ağır bir yola başvurulmamasıgerektiği, aksi halde bu davranış biçiminin kamu yararına ve hukuka aykırıdüşeceği izahtan varestedir.
İç Hizmet Yönetmeliğinin 86'ncı maddesinin ikinci fıkrasının (h) altbendinde de, her askerde bulunması lazım gelen ahlaki ve manevi vasıflardan"iyi ahlak sahibi olmak" vasfı; "Askerin ahlakı ve yaşayışıkusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan,yalancılıktan, borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlaksız kimselerle,düşük kalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütünfenalıklardan sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mani olurlar,yaşayışı, sıhhati, azim ve cesareti bozar, namusu lekeler, manevi şahsiyetiöldürür ve her biri ayrı ayrı cezaları üstüne çeker." şeklindetanımlanmıştır. Görüldüğü üzere her asker şahıslar için ahlaki değerlerin ve(özel hayatını da kapsayan) yaşam biçiminin özel bir önemi bulunmaktadır. Budeğer ve vasıflardan yoksun olan ya da büyük bir noksanı olan asker kişilerinstatüde tutulmalarının Kurumu olumsuz yönde etkileyeceği açıktır.
Bu açıklamalar çerçevesinde dava konusu işlemdeğerlendirildiğinde; davalı idarece 1602 sayılı AYİM Kanununun 52'nci maddesikapsamında savunma ekinde gizlilik dereceli olarak gönderilen bilgi ve belgelerile özlük sicil dosyasından; davacının 2001-2005 yılları arasındaki ABD SahilGüvenlik Akademisindeki öğrenimi sırasında TSK'nın ve Türk halkının sahipolduğu ahlak anlayışıyla bağdaşmayacak ortamlarda bulunduğu, bu ortamlardahemcinsleriyle uygun olmayan bazı fotoğraflar çektirdiği, yine aynı okuldaöğrenci olan yabancı bir bayanla cinsel ilişki halinde olmayan ancak aralarındabir ilişki olduğunu doğrulayacak nitelikte fotoğraflarının bulunduğu, davacınınsöz konusu resimleri ve bulunduğu ortamları normal şekilde karşıladığı,eylemlerinin; TSK'nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareket teşkilettiği göz önüne alınarak tesis edilen ayırma işleminde takdir yetkisininobjektif ölçütlerle, hizmet gereklerine uygun, kamu yararı-birey yararı dengesigözetilerek ve ölçülü bir şekilde kullanıldığı, özellikle davacının cinseleğilimi noktasında farklı değerlendirmelere sebebiyet verebilecek fotoğraflardikkate alındığında, davacının bu durumunun daha önce amirlerincedeğerlendirilerek "uyarı" ile yetinilmesinin davacı hakkında ayırmaişlemi başlatılmasına engel bir durum olmadığı, zira bu tür fotoğraflarınaleniyete intikal olması nedeniyle ileriki aşamalarda gündeme getirilmesininolağan bir durum olduğu, dolayısıyla TSK'nın itibarının sarsılacağı konusundayapılan değerlendirmelerin hukuka uygun olduğu, dolayısıyla tesis edilenişlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır. ...
Açıklanan nedenlerle hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine ... karar verildi ."
19. Karara katılmayan bir üyenin karşıoyyazısında aşağıdaki gerekçeye yer verilmiştir:
“Dava konusu ayırma işlemine gerekçe gösterilen fotoğrafların ahlakentasvibi mümkün olmamakla beraber; bu fotoğrafların davacının 2001-2005 yıllarıarasında ABD Sahil Güvenlik Akademisindeki askeri öğrencilik döneminde, tesisedilen ayırma işleminden yaklaşık 7-8 yıl kadar önce çekilmiş oldukları vesubaylık statüsüne girdikten sonraki bir tarihe ait olmadığı; esasen bufotoğraflar nedeniyle davacının 5.11.2008tarihinde savunması alınarak SahilGüvenlik Komutanı tarafından "uyarı" disiplin cezası ilecezalandırılmış olduğu, bu uyarı cezasından sonra davacının benzer fotoğraf, tutumve davranışları sürdürdüğüne dair herhangi bir delil, bilgi, belge ve iddianınsöz konusu olmadığı; ayrıca bahse konu fotoğrafların davacının bulundurmaktaolduğu bilgisayarından davacının bilgi ve dahiliolmaksızın başka kişilerce suç teşkil edecek şekilde ve hukuka aykırı birşekilde elde edilmiş olduğu ve ilgili kişiler hakkında kişisel verileri hukukaaykırı olarak ele geçirme ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından dolayıceza kovuşturması yapıldığı ve bu itibarla Anayasa'nın 38/6 maddesi uyarıncakanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğianlaşılmaktadır. Diğer taraftan, TSK disiplinine aykırı veya ahlaki yöndenkınanmayı gerektiren her bir davranışın niteliği ve niceliği nazara alınmadanher durumda ilgilinin TSK'dan çıkarılmasını gerektirdiğini ileri sürmek demümkün değildir. Diğer bir ifadeyle oranlılık, elverişlilik ve gereklilik altilkelerini kapsayan "ölçülülük" ilkesine de uygun hareketedilmelidir. Bu yönüyle yapılan değerlendirmede de, yaklaşık sekiz yıllıkhizmet safahatı bulunan davacının sicil notları ortalamasının tam nota yakın"çok iyi" seviyede gerçekleşmiş ve toplam sekiz adet takdirname iletaltif edilmiş olması nedeniyle başarılı bir personel olduğu gözetildiğindedisiplin ve ahlaki zafiyetinin kamu hizmetinde istihdamını imkansızkalacak vahamet düzeyinde olmadığı, bu bağlamda durumunun normal sicilişleminde değerlendirilmesi vb. orantılı yaptırım uygulanması olanağı varkenhakkında tesis edilen ayırma işleminde birey ve kamu yararı dengesigözetilmediği, takdir yetkisinin "ölçülülük" ilkesi (özellikle builkenin alt ilkesi olan gereklilik ilkesi) ile bağdaşmayacak şekilde objektifkullanılmadığı; dolayısıyla dava konusu işlemin "hukuki güvenlik","idari istikrar" ve "ölçülülük" ilkelerine aykırı birşekilde tesis edilerek hukuka uyarlı olmadığı sonucuna varılarak işleminiptaline karar verilmesi gerekirken aksi yönünde oluşan sayın çoğunluk kararınakatılamadım."
20. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi, aynıDairenin 1/7/2014 tarihli ve E.2014/431, K.2014/676sayılı kararıyla oyçokluğuyla reddedilmiş ve karar 16/7/2014 tarihindebaşvurucuya tebliğ edilmiştir.
21. 7/8/2014 tarihinde bireyselbaşvuruda bulunulmuştur.
B. İlgili Hukuk
22. 926 sayılı Kanun’un "Harb Okulları" kenar başlıklı 12.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“...
İhtiyaç duyulan sınıflarda muvazzaf subay yetiştirilmek üzereGenelkurmay Başkanlığının izni ile Silahlı Kuvvetler hesabına yabancı devletharp okullarında askeri öğrenci okutulabilir. Bunlar öğrenime başladıklarıtarihten itibaren ilk bir aylık intibak süresini geçirdikten sonra kendilerineyapılmış olan masrafları ödeseler dahi öğrencilikten ayrılamazlar. Bu öğrencilerinharçlıkları Bakanlar Kurulu kararı ile tespit olunur.
...
Yabancı devlet harp okullarından mezun olanların subaylığa nasıpları,bu Kanunun 35 inci maddesinin (a) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerihükümleri saklı kalmak kaydıyla aşağıdaki esaslara göre yapılır.
a) Türk harp okullarında öğrenim gören emsallerinden daha önce mezunolanlar, emsalleri ile birlikte teğmen nasbedilirler.
b) Türk harp okullarında öğrenim gören emsallerinden sonra mezunolanlar, okulu bitirdikleri ayın sonundan geçerli olmak üzere teğmenliğe nasbedilirler. Bunların nasıpları emsallerinin nasıptarihine götürülür.
Yabancı devlet harp okullarında yetişen ve subay nasbedilenler,harp okulu kaynaklı subaylarla aynı haklara sahip olurlar ve sınıflandırmayatabi tutulurlar.
...”
23. 926 sayılı Kanun’un “ÇeşitliNedenlerle Silahlı Kuvvetlerden Ayrılacak Subaylar İçin Yapılacak İşlem”kenar başlıklı 50. maddesinin mülga (c) bendi şöyledir:
“Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerdekalmaları uygun görülmeyen subayların hizmet sürelerine bakılmaksızınhaklarında T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır.
Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar hakkında sicil belgelerinin nasılve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği, inceleme ve sonuçlandırmaile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimler tarafından yapılacağı subay sicilyönetmeliğinde gösterilir. Bu gibi subaylardan durumlarının Yüksek Askerî Şuratarafından incelenmesi Genelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin SilahlıKuvvetlerden ayırma işlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır.”
24. 27/12/1998 tarihli ve 23566 sayılıResmî Gazete’de yayımlanan Subay SicilYönetmeliği’nin (Subay Sicil Yönetmeliği) işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma” kenarbaşlıklı mülga 91. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“... Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik veya ahlakidurumları gereği Türk Silahlı Kuvvetlerinde kalmaları, bulunduğu rütbeye veyabir önceki rütbesine ait bir veya birkaç belge ile anlaşılıp uygungörülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın emeklilik işlemiyapılır:
...
e.Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerdebulunması.
...”
25. Subay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırmasicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller” kenar başlıklımülga 92. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma iki şekildeyapılır,,
a) Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince başlatılması:
Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma sicil belgesinindüzenlenmesinde; süre söz konusu olmayıp, her zaman düzenlenebilir. Temelnitelikler hariç olmak üzere diğer niteliklere işaret konulmaz.
Sicil üstleri, sicil belgelerinin temelnitelikler ve son bölümündeki kendilerine ait olan kanaat hanelerine buYönetmeliğin 91 inci maddesindeki disiplinsizlik ve ahlâkî durumlardanhangisine göre kesin kanaate vardıklarını belirttikten sonra "Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir" kanaatiniyazarak imzalar ve gerekli belgeleri ekleyerek, bekletmeden sıralı sicilüstlerinin tümünün kanaatlerinin yazılmasını sağladıktan sonra KuvvetKomutanlıkları Personel Başkanlıklarına, jandarma subaylarının sicilleriniJandarma Genel Komutanlığı Personel Başkanlığına, general ve amiral sicilleriniGenelkurmay Personel Başkanlığına gönderirler.
Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle hakkında ayırma sicil belgesidüzenlenen bir subay hakkında bu görüşe katılmayan sicil üstü, niteliklereişaret koymaksızın sicil belgesinin kendisine ait olan kanaat hanesine,gerekçeli olarak "Silâhlı Kuvvetlerde KalmasıUygun Değildir Kanaatine Katılmıyorum" kanaatini yazar ve imza eder.
Kuvvet Komutanlıkları veya Jandarma GenelKomutanlığı Personel Başkanlığına gelen bu siciller, ilgili şubelercekarargâhta bulunan dosya ve diğer belgelerle karşılaştırılarak incelenir vebunlar Kuvvet Komutanlığı veya Jandarma Genel Komutanlığı karargâhında; KurmayBaşkanının başkanlığında personel, istihbarat, harekât başkanları, personel vetayin dairesi başkanları ve gerekli gördükleri şube müdürleri ile kıdem,personel yönetim şube müdürleri, adlî müşavir veya hukuk işleri müdürlerindenoluşan komisyona sevk edilir. Bukomisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve Yönetmeliklere uygunluğu, eklibelgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden incelendikten sonra birdeğerlendirme yapılır. Gerekirse sicil üstlerinin şifahî veya yazılı görüşlerialınır; bilgi, belge isteğinde bulunulabilir.
Komisyon, yapmış olduğu inceleme ve değerlendirme sonucunda almışolduğu kararı, bir tutanak ile Kuvvet Komutanı veya Jandarma Genel Komutanınınonayına sunar ve alınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet Komutanı veyaJandarma Genel Komutanı tarafından emekliliği uygun görülmeyenlerin sicilleri,mazbata edilerek şahsî dosyalarına konur ve bunların görev yerlerideğiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı veya Jandarma Genel Komutanıtarafından onaylanan personelin dosyaları, Genelkurmay Başkanlığına gönderilir.Genelkurmay Başkanlığına gelen bu emeklilik istemleri, personel başkanlığıncaadlî müşavirlikle koordine edilerek, Yüksek Askeri Şûra kararına sunulupsunulmaması yönünden incelenir ve Genelkurmay Başkanının tasvibine sunulur.Genelkurmay Başkanı tarafından durumları Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesigerekli görülenlerin hakkındaki istemler, ilk Yüksek Askerî Şûra toplantısındagündeme alınarak, hakkında kesin karara varılır ve işlemleri tamamlanır.Genelkurmay Başkanının, durumlarını Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesine gerekgörmediği subayların dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma GenelKomutanlığına iade edilir. Bu gibi subaylar hakkında, Kuvvet Komutanı veyaJandarma Genel Komutanının daha önce verdiği karara göre işlem yapılır. YüksekAskerî Şûra tarafından durumları incelenen subaylardan, göreve devam etmesikararı verilenler hakkında yapılan işlemler ve sıralı sicil üstlerince düzenlenensicil belgeleri, mazbata edilerek personelin şahsî dosyasına konur ve bugibilerin görev yerleri değiştirilir.
...”
26. 22. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılıTürk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 17. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Amir; … Maiyetin ahlaki, ruhi ve bedeni hallerini daima nezaret vehimayesi altında bulundurur…”
27. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:
“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber ahlak ve maneviyatınyükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine bilhassa itina olunur.
Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi ahlaklı olmak, üste itaat,hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve atılganlık, icabında hayatınıhiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi geçinmek, birbirlerine yardım,intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden kaçınmak, sıhhatini korumak,sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”
28. 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılıResmî Gazete'de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İçHizmet Yönetmeliği'nin 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
''Asker,kendisinden beklenen vazifeleri hakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk vekuvvetli maneviyata sahip olmalıdır.
Her askerde bulunması lâzımgelen ahlakî ve mânevi vasıflarşunlardır:
...
(h) İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz velekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan, yalancılıktan borçtanve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp kalkmaktan,hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardansakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biriayrı ayrı cezaları üstüne çeker.
...”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 13/7/2016tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
30. Başvurucu; TSK tarafından gönderildiği ve 2001 ile 2005yılları arasında bulunduğu ABD Sahil Güvenlik Akademisindeki eğitimi sürecindesosyal ortamlarda çekilen ve bilgisayarında muhafaza ettiği kişiselfotoğrafların kimliği belirsiz kişilerce çalındığını ve imzasız ihbarmektuplarıyla birlikte aleyhine işlem tesis edilmesi amacıyla sürekli olarakidareye gönderildiğini, bu nedenle idare tarafından farklı tarihlerde bilgisinebaşvurulduğunu ve 2008 yılında uyarı disiplin cezası ile cezalandırıldığını,fotoğrafları rızası dışında çalan ve elinde bulunduran kişiler hakkındaşikâyetçi olduğunu ve yargılamayı yürüten Mahkemece mağdur sıfatının tespitedildiğini, 2005 yılında başladığı subaylık mesleğinde sicil notlarıortalamasının tam nota yakın çok iyi seviyede gerçekleştiğini, sekiz ayrıtakdir ve ödül belgesi ile taltif edildiğini, paylaşıma açmadığı hâlde özelhayatına saygı gösterilmeden bilgisayarından alınarak aleyhine kullanılanfotoğraflar nedeniyle ilişiğinin kesildiğini, arkadaş ortamlarında ve gençlikheyecanıyla çekilmiş ancak hiçbir ahlak dışı niyetin bulunmadığı fotoğraflarnedeniyle tesis edilen işlemin kanunlara ve hukukun genel ilkelerine aykırıolduğunu, üstelik özel hayata ilişkin söz konusu fotoğrafların hukuka aykırıyöntemlerle ele geçirilmesi nedeniyle yasak delil niteliği taşıdığını,takdirlerle dolu başarılı bir sicile sahip olmasına rağmen bu durumun dikkatealınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülü olmadığını, ayırma işleminemesnet olan ve 1602 sayılı Kanun'un 52. maddesi kapsamında Mahkemeye gönderilenbelgelerin bir nüshasının tarafına verilmesini istemesine rağmen kendisine bubelgeleri inceleme imkânı verilmediğini, hukuka aykırı delillere dayanan ayırmaişleminin iptal edilmesi talebinin reddedildiğini, yargılamanın adilyürütülmediğini ve özel hayatının gizliliği ilkesine saygı gösterilmediğinibelirterek Anayasa’nın 20., 36. ve 38. maddelerindegüvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı ile adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesitalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, özelhayatına ilişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği ve bubilgilere dayanılarak hakkında ayırma işlemi tesis edildiği şikâyetininAnayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkıkapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özelhayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
33. Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” kenar başlıklı 20.maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamudüzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunmasıveya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veyabirkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine busebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkilikılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları veeşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içindegörevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koymakendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişiselveriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesiniveya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıpkullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülenhallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasınailişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”
34. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş birkavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup, bukoruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özelbir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de, diğer taraftan özelhayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dışdünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Özpınar/Türkiye,B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 45). Bu açıdanAnayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altınaalmaktadır (Serap Tortuk,B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).
35. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadeceyalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp, bu hak bireyin kendisi hakkındakibilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyinkendisine ilişkin herhangi bir bilginin, kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafınakullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaatibulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğinibelirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).
36. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendibireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkileregirebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bumahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgaridüzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyethakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın korunması hakkıbazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,bireylerin mahremiyetlerinin kamusal alanda da bazı koşullar altında korunmasınımümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).
37. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel hayat”kavramı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça genişyorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan özellikle kaçınılmaktadır(Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).
38. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin(Sözleşme) denetim organlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesive gerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamınınbelirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkınınsadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğinserbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamınadâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinseliçerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğunda kuşku yoktur (Serap Tortuk, §35). AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkındasorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerindavranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayatıngizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, §§ 47, 48).
39. Anayasa’nın 20. maddesinde, herkesin özel hayatına saygıgösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağıbelirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı,Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvencealtına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanının ve bualanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel yaşamı kapsamındaolduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğininkorunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındadeğerlendirilmektedir (AYM, E.2009/1, K.2011/82, 18/5/2011;E.1986/24, K.1987/8, 31/3/1987).
a. MüdahaleninVarlığı
40. Başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden, TSK’danayırma kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konusüreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış veilişkilerinin en önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında özelyaşamına ait unsurlar gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararının başvurucununözel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.
b. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
41. Anayasa’nın 20. maddesinde, özelhayatın gizliliği hakkı açısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığıanlaşılan birtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özelsınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklananbazı sınırları bulunmakta; ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alankurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada Anayasa’nın 13.maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Eşki,B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).
42. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
43. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hakve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınaraksınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesiçerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları dikkatealınarak uygulanması zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede, yer alan baştayasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin Anayasa’nın 20.maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesigerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).
44. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddiaedilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerinvar olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.
i. Kanunilik
45. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasayargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale sözkonusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren birkanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,§ 36).
46. Başvurucu hakkında tesis edilen ayırma işleminin 926 sayılıKanun'un 50. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (c) fıkrası ile SubaySicil Yönetmeliği'nin işlem tarihinde yürürlükte olan 91. ve 92. maddeleritemelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda somut olayda başvurucununözel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının mevcutolduğu anlaşılmaktadır. AYİM kararının söz konusu Kanun hükümlerine dayandığıanlaşıldığından belirtilen yargısal kararların yeterli bir hukuki temele sahipolduğu görülmektedir.
47. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliğihakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
ii. Meşru Amaç
48. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilatdüzenini devam ettirmek, onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimdeçalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıylatesis edildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısındandisiplin cezalarının amacı; kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetiningereği gibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir.Disiplin cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurlarınhiyerarşik düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211sayılı Kanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirleremutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır.Ayrıca askerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış; disiplinin muhafazasıve idamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağıdüzenlenmiştir.
49. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacıkapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibiyürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda disiplinhukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem veeylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi, belirtilen meşrutemellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli birstatüye girmeyi kabul eden kişilerin, sivillere getirilemeyecek bazısınırlamaların askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştankabul ettiklerini söylemek de mümkündür (AtaTürkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §41).
50. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin askerî disiplininkorunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarlamillî güvenliğin korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 20. maddesiçerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma veÖlçülülük
51. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özelhayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerinönlenmesidir. Devletin ayrıca özel ve aile hayatın gizliliği hakkını etkiliolarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri bakımından dahi özelhayata ve aile hayatına saygı hakkının korunması için gerekli önlemlerin alınmasıödevini de içermektedir (Ata Türkeri, §42).
52. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmaklaberaber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hakve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatıngizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göredemokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, hakkın özüne dokunulmamalı,sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlıkbulunmamalı, sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak veözgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasınaözen gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).
53. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikleözel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnaitedbirler niteliğinde olmasını; başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek enson önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplumdüzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanındemokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacınayönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsalihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilsedemokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarakdeğerlendirilemez (Ata Türkeri, §44).
54. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veyaidari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıpkarşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımındanyapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan derecemahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayata saygıhakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratiktoplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcıbir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Ata Türkeri, § 45).
55. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alandakamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişengeniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayatkavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyalhayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özelliklekamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayatunsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununlabirlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğugibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, §52).
56. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığınaveya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğuzaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamıngizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusuolduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlarayönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddigerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §47). Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerinhukuka uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında bireylerin özelhayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindekietkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişiüzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardakideğerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıcatesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumlarıdikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir.
57. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesiaçıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınanhaklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran kararalma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyısağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adilşartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasınıgerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010,§ 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B.No: 28945/95, 10/5/2001, § 72; Blecic/Hırvatistan;B. No: 59532/00, 29/7/2004, § 68).
58. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecindeğerlendirilmesi sonucunda başvurucu hakkında, bir kısım iddialar içerenisimsiz ihbar mektupları alınması üzerine farklı tarihlerde birden fazla kezidari tahkikat başlatıldığı görülmüştür. Bu kapsamda ilkolarak 2006 yılında başvurucunun bilgisine başvurulduğu ancak bu tarihtehakkında bir işlem yapılmadığı, söz konusu fotoğrafların 2008 yılında yenidenihbar mektubuna konu edilmesi üzerine başvurucunun uyarı disiplin cezası ilecezalandırıldığı, hakkında yeni bir ihbar mektubunun gönderildiği 2012 yılınakadar başvurucunun TSK'daki görevine üsteğmen rütbesinde devam ettiği, busüreçte askeri öğrencilik döneminde çekilen özel hayatına ilişkin fotoğraflarınrızası dışında ele geçirildiği ve atama dönemlerinde aleyhine kullanıldığıiddiasıyla mağdur sıfatıyla ifade verdiği ve sorumlular hakkında şikâyetçiolduğu, 2012 yılında İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına yapılanisimsiz ihbar üzerine yeniden idari tahkikat başlatıldığı, oluşturulan Komisyontarafından başvurucunun durumunun Subay Sicil Yönetmeliği'nin mülga 91.maddesinin (e) fıkrası kapsamında olmadığı değerlendirilerek sicil yolu ileTSK'dan ilişiğinin kesilmemesi yönünde görüş hazırlandığı ancak onaya sunulangörüşün Sahil Güvenlik Komutanı tarafından uygun görülmeyerek başvurucuhakkında “Silahlı Kuvvetlerde Kalması UygunDeğildir.” sicili düzenlendiği ve üçlü kararname ile ayırmasürecinin tamamlandığı anlaşılmaktadır.
59. Hakkındaki iddialarla ilgili olarak 29/9/2010 tarihindeverdiği ifadede başvurucu,fotoğrafların2001 ile 2005 yılları arasında öğrenci olarak bulunduğu ABD'de arkadaşları ileeğlence amaçlı olarak çekildiğini ve bir kısmının kendisine bir kısmının daAmerikalı öğrenci arkadaşlarına ait olduğunu, fotoğraflarda çıplak çıkankişiler arasında olmadığını, hakkında tutulan notlarda yer alan ahlaksız biryaşam sürdüğüne ve eş cinsel olduğuna ilişkin ifadelerin kesinlikle doğruolmadığını, bu ifadeleri hakaret olarak kabul ettiğini, söz konusufotoğrafların her atama döneminde ilgili komutanlıklara gönderilmesininaleyhine ceza verilmesi yönünde idareye baskı oluşturma amacı taşıdığını, bunedenle sicilinin bozulduğunu ve özel hayatını ilgilendiren bu fotoğrafları elegeçiren, hakkında notlar hazırlayan ve bunları başkalarına gönderen kişilerintamamından şikayetçi olduğunu belirtmiştir.
60. Başvurucu, paylaşıma açmadığı hâldeözel hayatına saygı gösterilmeden bilgisayarından alınarak aleyhine kullanılanfotoğraflar nedeniyle ilişiğinin kesildiğini, söz konusu fotoğrafların hukukaaykırı yöntemlerle ele geçirilmesi nedeniyle yasak delil niteliği taşıdığını,takdirlerle dolu başarılı bir sicile sahip olmasına rağmen bu durumun dikkatealınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülü olmadığını ve özel hayatınailişkin gerçek dışı ve hukuka aykırı gerekçelerle hakkında ayırma işlemi tesisedildiğini ileri sürmüştür.
61. AYİM Birinci Dairesinin 25/2/2014tarihli ve E.2013/177, K.2014/178 sayılı kararında iddialar değerlendirilmiş;başvurucunun ABD Sahil Güvenlik Akademisindeki öğrenimi sırasında TSK'nın veTürk halkının sahip olduğu ahlak anlayışıyla bağdaşmayacak ortamlardabulunduğu, bu ortamlarda hemcinsleriyle uygun olmayan bazı fotoğraflarçektirdiği, yine aynı okulda öğrenci olan yabancı bir bayanla cinsel ilişkihâlinde olmayan ancak aralarında bir ilişki olduğunu doğrulayacak niteliktefotoğraflarının bulunduğu, başvurucunun söz konusu fotoğrafları ve bulunduğuortamları normal şekilde karşıladığı, eylemlerinin TSK'nın itibarını sarsacakşekilde ahlak dışı hareket teşkil ettiği dikkate alınarak tesis edilen ayırmaişleminde takdir yetkisinin objektif ölçütlerle, hizmet gereklerine uygun, kamuyararı-birey yararı dengesi gözetilerek ve ölçülü bir şekilde kullanıldığı,başvurucunun mevcut durumunun daha önce amirlerince değerlendirilerek"uyarı" ile yetinilmesinin hakkında ayırma işlemi başlatılmasınaengel teşkil etmediği zira bu tür fotoğrafların alenileşmesi nedeniyle ileridegündeme getirilmesinin olağan bir durum olduğu dolayısıyla TSK'nın itibarınınsarsılacağı konusunda yapılan değerlendirmelerin hukuka uygun olduğugerekçesiyle dava reddedilmiştir.
62. Kamu görevlisi ve TSK askeri personeli olarak belirli birsorumluluk taşıyan başvurucu, bu görevi kabul etmek suretiyle görevindenkaynaklanan disiplin ve tutum istemine kendi iradesiyle dâhil olmuştur. Bu durum,kişinin hak veözgürlüklerine herhangi bir vatandaşa uygulanamayacak sınırlamaları beraberindegetirmektedir. Zira kamu yararı, kamu görevlilerinden uymaları gereken meslekîve etik kurallar açısından tam bir uyum beklemektedir. Özellikle mesleki yaşamıile bağlantısı olabilecek bazı özel hayat unsurları açısından, başvurucununmesleki ve etik kurallara aykırı davranışlarının kamu görevlilerinin ve bu bağlamdakamu hizmetinin saygınlığı üzerinde belirli bir etkiye sahip olabileceğiaçıktır. Ancak her ne kadar hakkında isimsiz ihbar mektuplarıgönderilen başvurucunun askeri öğrencilik döneminde çekilen fotoğraflarındanhaberdar olan idare tarafından disiplin hukuku açısından bir değerlendirmeyapılabileceği belirtilmiş ve yargı kararlarının gerekçelerinde başvurucununtaşıdığı asker sıfatına vurgu yapılmış ise de somut başvuruya konu eylem vedavranışların başvurucunun mahremiyet alanında cereyan eden ve rızası ilealenileştirildiğine dair bir bulgu bulunmayan özel yaşam eylemlerine ilişkinolduğu anlaşılmaktadır.
63. Başvurucu 2006 yılında başlayan,farklı tarihlerde yeniden açılan, 2008 yılında uyarı disiplin cezası ilekarşılanan ve 2012 yılında ayırma cezası verilmesi ile sonuçlanan idaritahkikat sürecinde, meslekî hayatına ilişkin olmayan, yalnızca özel hayatınıilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakılmış ve ayırma işleminin buişleme konu fotoğrafların çekilmesinden en az yedi yıl sonra tesis edilmesinedeniyle sürekli olarak ceza tehdidi altında yaşamıştır. Bu kapsamda başvurucuya yöneltileniddiaların görevinin ifasıyla değil daha çok mahremiyet alanında gerçekleşenözel yaşam eylemleri ile ilgili olduğu görülmektedir. Dolayısıyla ihtilaf konusutahkikatın kapsamı mesleki hayatın sınırlarını aşmaktadır. Bubağlamda idarenin ve yargısal makamların karar gerekçelerinde, başvurucununahlaka aykırı unsurlar içerdiği ileri sürülen fotoğraflar çektirdiği, sözkonusu fotoğrafların bir şekilde ele geçirilmesi ve TSK'ya iletilmesi suretiyleişlenen fiillerin asker sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede ahlak dışıhareketler kapsamında olduğu tespitlerine yer verildiği ve karar sonuçlarınınbu gerekçelere dayandırıldığı, sonuç olarak başvuruya konu disiplin işlemi ileyargısal sürece konu edilen davranışların esasen mesleki faaliyet ile ilgisiolmayan mahremiyet alanına dâhil özel yaşam eylemleri olduğudeğerlendirilmektedir.
64. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazıözel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesininbaşvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağındanyoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etkioluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiğianlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindekisınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması,başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olmasıgerekir.
65. Başvurucunun söz konusu özelyaşamına ilişkin gerek ayırma kararında gerekse yargı kararlarında isnat edileneylemlerinin mesleki hayatı üzerindeki etkilerine dair karar gerekçelerindeyeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı gibi anılan eylemlerinTSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de açıklanmadığı, ayırmaişlemine dayanak olarak kabul edilen tahkikata konu fotoğrafların hukuka aykırıbiçimde ele geçirilerek kasıtlı olarak ve süreklilik arz edecek şekilde idareyeisimsiz ihbar mektuplarıyla gönderildiği konusunda ileri sürülen iddialarailişkin olarak bir araştırma yapılmadığı, hukuka aykırı delillerin yürütülendisiplin soruşturmasında geçerli delil olarak kabul edilemeyeceği ve hukukaaykırı delillere dayanılarak işlem tesis edilemeyeceği hususunun gözetilmediği,2006 yılında elde edilen, 2008 yılında uyarı cezasına konu edilen fotoğraflaradayanılarak 2012 yılında ayırma işlemi tesis edildiğini ve mağdur sıfatının İstanbul11. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildiğini belirten başvurucunun söz konusufotoğrafların hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu hususunda ileri sürdüğügerekçelerin irdelenmediği, ayrıca anılan hususlar öncelikledeğerlendirildikten sonra isnat edilen disiplin suçuna konu eylemler iletahkikat neticesinde verilen ayırma cezası dikkate alınarak hizmet geçmişiolumlu olan, ödül ve başarı belgeleri bulunan başvurucu hakkında Anayasa’nın20. maddesi çerçevesindeki bireysel yararı ile kamunun yararı arasında adil veölçülü bir dengenin gözetilmesi hususunda bir değerlendirme yapılmadığı,başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu yada istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya daalınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığıve bu hususta gerekli özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
66. Yukarıda belirtilen tahkikat süreciile idari ve yargısal makamların karar gerekçeleri göz önündebulundurulduğunda, başvurucuya verilen ayırma cezası kapsamında, sınırlandırmaile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılanbireyin kaybı arasında adil bir dengenin sağlanmadığı ve başvurucunun özelhayatına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu anlaşılmakla, başvurucununAnayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliğihakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
67. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50.maddesinin “Kararlar” kenarbaşlıklı (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
68. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkındayeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesini talep etmiştir.
69. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
70. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
71. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 13/7/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.