TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
DERYA ALPDOĞAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/6845)
Karar Tarihi: 31/10/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucular
:
1. Derya ALPDOĞAN
2. Hakan ALPDOĞAN
3. Hülya TORUN
4. Meral ALPDOĞAN
Vekili
:
Av. Hasan Eser ŞAHİN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, spor alanı olarak kamulaştırılan taşınmazınkamulaştırma amacına uygun olarak kullanılmaması nedeniyle mülkiyet hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 16/4/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
A. Kamulaştırma Süreci
9. Başvurucular, Gaziantep ili Şehitkamil ilçesine bağlı Güvenevler Mahallesi'nde bulunan 11.773,44 metrekare (m²)yüz ölçümündeki 4603 parsel sayılı taşınmazın 156/2400 payının malikidirler. Butaşınmaz üzerinde başvuruculara ait iki katlı bir bina, yüzme ve süs havuzu ilesondaj kuyusu bulunmaktadır. İmar durumuspor alanı olarak belirlenen bu taşınmazın 88,30 m² yüz ölçümündekikısmına isabet eden payı A.E.B., kalan kısmı ise Şehitkamil Belediyesi(Belediye) adına tapuda kayıtlıdır. Belediye, A.E.B.ninpayını rızasını alarak ferağ yoluyla satın almıştır.
10. Belediye Başkanlığı tarafından başvurucuların taşınmazdakipayının spor alanı olarak kamulaştırılması için 29/11/2006 tarihinde Gaziantep4. Asliye Hukuk Mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasıaçılmıştır. Mahkeme 31/7/2007 tarihinde davanın kabulü ile taşınmaz üzerindekiağaçlar ve binayla birlikte kamulaştırma bedelinin 129.658,40 TL olaraktespitine, dava konusu taşınmaz payının ise Belediye adına tesciline kararvermiştir.
B. İmar Plan Değişikliğive İfraz Süreci
11. Söz konusu taşınmazın imar planındaki durumu BelediyeMeclisinin 7/4/2010 tarihli kararıyla spor alanı ve ticaret alanı olarak tadiledilmiş, Gaziantep Büyükşehir Belediye Meclisi de 15/7/2010 tarihinde imardeğişikliğini onaylamıştır. Büyükşehir Belediyesi 17/12/2010 tarihinde butaşınmazın imar durumunu ticaret alanı, akaryakıt istasyonu ve yeşil alanolarak belirlemiştir.
12. Belediye Encümeni 10/11/2012 tarihinde söz konusu taşınmazındört kısma ifrazına karar vermiş, ifraz sonucu 4603 ada 2, 3, 4 ve 5 parselsayılı taşınmazlar oluşmuştur. Bu taşınmazlardan 3 parsel sayılı taşınmazınimar durumu akaryakıt istasyonu, 4 ve 5 parsel sayılı taşınmazların imar durumuise ticaret alanı olarak belirlenmiştir. Belediye Meclisinin 7/4/2010 ve8/4/2011 tarihli kararları üzerine 17/5/2012 tarihinde yapılan ihale sonucu4603 ada 3 parsel sayılı taşınmaz 13.310.000 TL bedelle, 4603 ada 5 parselsayılı taşınmaz ise 10.100.000 TL bedelle üçüncü kişilere satılmıştır.
C. Tazminat Davası Süreci
13. Başvurucular 23/8/2012 tarihinde Belediye aleyhine Gaziantep7. Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmışlardır. Mahkeme, dava konusutaşınmazın başında uzman bilirkişiler eşliğinde 8/5/2013 ve 19/6/2013tarihlerinde keşifler icra etmiştir.
14. Kadastro uzmanı teknik bilirkişi 24/5/2013 tarihliraporunda, başvurucuların kamulaştırma öncesinde kullandıkları kısmın 4603 ada5 parsel sayılı taşınmazın içinde kaldığını bildirmiştir. İkinci keşif sonrasıdüzenlenen kadastro uzmanı teknik bilirkişi raporu da aynı yöndedir. Ayrıca buraporda; üç adet spor aletinin bulunduğu kısmın ise 4603 ada 1 parsel sayılıtaşınmazdan ifraz edilen taşınmaz bölümlerinde yer almadığı, bunların imaryolundan sonra gelen 4597 ada 3 parsel sayılı taşınmazda bulunduğubelirtilmiştir.
15. İnşaat ve muhasebe uzmanı teknik bilirkişiler tarafındandüzenlenen 13/5/2013 tarihli raporda, başvuruculara ödenen kamulaştırmabedelinden arsa bedelinin, ödeme gününden dava tarihine kadar enflasyonoranlarına göre ulaştığı tutarın 158.718 TL olduğu belirtilmiştir. Bu raporda,taşınmazın üçüncü kişiye devri sonucu alınan bedelin bu tarihten itibaren davagününe kadar ulaştığı tutarın ise 1.512.636,16 TL olduğu tespit edilmiştir.Bilirkişilere göre bu tutarlar arasındaki fark olan 1.362.607 TL'yibaşvurucuların Belediyeden talep etmesi gerekir.
16. Mahkeme 17/9/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.Kararın gerekçesinde, ifraz yoluyla oluşan 4603 ada 2 parsel sayılı taşınmazın856,43 m2 miktarında olduğu ve başvurucularaait kamulaştırılan alanın ise 765,24 m2 olduğu belirtilmiştir. Mahkeme, kamulaştırılan alanınifraz yoluyla oluşan 4603 ada 5 parsel sayılı taşınmazda kaldığını ve butaşınmazın ise dava dışı bir kişi adına ihale yoluyla satıldığını kabuletmiştir. Ancak aynı ada 2 parsel sayılı taşınmazın imar durumunun spor alanıolduğuna dikkat çekilmiştir. Mahkemeye göre bu sebeple tazminat koşullarıoluşmamıştır. Kararda, ancak bu taşınmaz bölümünün de dava dışı üçüncü kişilereverilmesi durumunda tazminat koşullarının gerçekleşebileceği vurgulanmıştır.Mahkeme sonuç olarak kamulaştırılan alan ile birlikte taşınmazın tamamınınBelediye adına tescil edildiğini ve sonradan imar değişikliği yapılaraktaşınmazın ifrazı sonrası kamulaştırılan alanın başka bir taşınmazda kalmasınıntek başına tazminat sebebi oluşturmadığını belirtmiştir.
17. Temyiz edilen karar, Yargıtay 5. Hukuk Dairesince 24/6/2014tarihinde onanmıştır. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Dairetarafından 17/2/2015 tarihinde reddedilmiştir.
18. Nihai karar, başvurucular vekiline 19/3/2015 tarihindetebliğ edilmiştir.
19. Başvurucular 16/4/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
20. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun "Mal sahibinin geri alma hakkı" kenarbaşlıklı 23. maddesi şöyledir:
“Kamulaştırmabedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde, kamulaştırmayı yapanidarece veya 22 nci maddenin dördüncü fıkrasıuyarınca devir veya tahsis yapılan idarece; kamulaştırma ve devir amacına uygunhiç bir işlem veya tesisat yapılmaz veya kamu yararına yönelik bir ihtiyacatahsis edilmeyerek taşınmaz mal olduğu gibi bırakılırsa, mal sahibi veyamirasçıları kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek kanunifaiziyle birlikte ödeyerek, taşınmaz malını geri alabilir.
Doğmasından itibaren bir yıl içindekullanılmayan geri alma hakkı düşer.
(Ekfıkra: 10/9/2014-6552/100 md.) Birinci ve ikinci fıkradabelirtilen süreler geçtikten sonra kamulaştırılan taşınmaz malda haklarıbulunduğu iddiasıyla eski malikleri veya mirasçıları tarafından idaredenherhangi bir sebeple hak, bedel veya tazminat talebinde bulunulamaz ve davaaçılamaz.
Aynı amacın gerçekleşmesi için birden fazlataşınmaz mal birlikte kamulaştırıldığı takdirde bu taşınmaz malların durumununbir bütün oluşturduğu kabul edilerek yukarıdaki fıkralar buna göre uygulanır.
Özel kanunlarda bu maddenin uygulanmayacağınailişkin hükümler saklıdır. 1164 sayılı Arsa Ofisi Kanununadayanılarak yapılan kamulaştırmalarda ve bu Kanunun 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında belirtilen hallerde yapılacakkamulaştırmalarda bu madde hükmü uygulanmaz."
B. Uluslararası Hukuk
21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halelgetirmez."
22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kural olarak özel birkişiye menfaat sağlamak için mülkten yoksun bırakmanın kamu yararı amacı taşımadığınıkabul etmiştir (James ve diğerleri/BirleşikKrallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 40). Kamu yararı amacınıngerçekleştirilmemesi şikâyetiyle ilgili Karaman/Türkiye(B. No: 6489/03, 15/1/2008) kararına konu olay, sağlık merkezi yapılması şartıylabelediyeye bağışlanan taşınmazın bir kısmının şarta aykırı olarak kamuhizmetine tahsis edilmeyerek üçüncü kişilere satılmasına ilişkindir. AİHM,idareye devir anında ortaya konulan şarta aykırı bir şekilde kullanılantaşınmaza ilişkin olarak malikin geri alım hakkının bulunmadığını saptayanYargıtay kararının taşınmazın kısmen de olsa kamu hizmetine tahsis edilmişolduğu düşüncesiyle haklılaştırılamayacağınıbelirtmiştir (Karaman/Türkiye, §32). AİHM, Yargıtayın kamu hizmetine tahsis edilmemişolsa bile mülkiyetin el değiştirmiş olması nedeniyle önceki malikin mülkiyetveya tazminat iddiasında bulunamaması sonucunu doğuran 2942 sayılı Kanun'un 35.maddesine ilişkin yorumunun kamu yararının gerekleri ile bireysel haklarınkorunmasının gereklilikleri arasındaki dengeyi bozduğu kanaatine varmıştır (Karaman/Türkiye, § 33). AİHM sonuç olarak2942 sayılı Kanun'un 35. maddesine ilişkin uygulamanın Sözleşme'yeek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesiyle uyumlu olmadığı sonucuna ulaşmıştır (Karaman/Türkiye, § 34).
23. Beneficio Cappella Paolini/Malta (B. No: 40786/98, 13/7/2004)kararına konu olayda başvurucunun 7/3/1985 tarihinde kamulaştırılan taşınmazıkısmen kamu yararı amacı doğrultusunda kullanılmıştır. Başvurucunun 16/2/1987tarihinde taşınmazın kullanılmayan kısmının iade edilmesi için idareye yaptığıbaşvuru ise reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucunun 10/11/1988 tarihindeaçtığı dava da derece mahkemelerince reddedilmiştir. AİHM, olayda kamulaştırmayönteminin tartışma konusu olmadığını ve ilgili kanun hükümlerinin uygulanaraktazminatın başvurucuya ödendiğini belirtmiştir. Ancak AİHM'egöre kamulaştırılan taşınmazın yalnızca bir bölümünün kamu yararı amacınakullanılması ve kullanılmayan bölümünün iadesi yönünde kanuni bir düzenlemeninbulunmaması mülkiyet hakkına saygı bakımından önemli bir sorun teşkiletmektedir (Beneficio Cappella Paolini/Malta, § 33).
24. AİHM; böyle bir davada, kamulaştırmanın bireyin mülkündenelde edilen gelirden yoksun bırakılmasına yol açtığını, bu yoksun bırakmanınise kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunmaması durumunda Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesindekigüvencelere aykırı olarak mülk sahibinin aşırı bir külfete katlanmasına sebepolduğunu kabul etmiştir. AİHM, 1985 yılında yapılan kamulaştırma ve 1987yılında idarenin başvuruyu reddi sırasında kamu yararı mevcut olsa da aradangeçen sürede taşınmazın hâlen kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmadığınıözellikle vurgulamıştır (Beneficio Cappella Paolini/Malta, § 33). AİHM'egöre bu sebeple başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olmasıgereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuştur (Beneficio Cappella Paolini/Malta,§§ 33, 34).
25. Motais de Narbonne/Fransa (B.No: 48161/99, 2/7/2002) kararınakonu olayda bir sosyal konut projesi için taşınmazın kamulaştırılması sözkonusudur. Ancak bu taşınmaz üzerinde kamulaştırma tarihinden itibaren on dokuzyıl geçmesine rağmen belirtilen kamu yararı amacı çerçevesinde herhangi birinşaat yapılmamıştır. AİHM'e göre Sözleşme'yeek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi, taraf devletleri bireylerin rızası dışındayoksun bırakıldıkları taşınmazlarının arazi spekülasyonuna yol açacak şekildeuzun bir süre kamu yararı amacıyla kullanılmadan tutulmak suretiyle yoksunbırakılması riskinden korumaya zorlamaktadır. Kararda, bu geçen süredetaşınmazın değerinde önemli miktarda bir değer artışı yaşandığına dikkatçekilmiştir (Motais de Norbonne/Fransa,§ 21). AİHM sonuç olarak on dokuz yıl boyunca kamulaştırmanın dayandığı kamuyararına ilişkin projenin uygulanmaması sonucu bu zaman diliminde meydana gelenartı değerden başvurucunun yoksun bırakılmasının başvurucuya aşırı bir külfetyüklediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Motais de Norbonne/Fransa, §§16-23).
26. Bu kapsamda değinilecek diğer bir karar Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye (B. No:37546/02, 8/4/2008) kararıdır. Bu olayda uyuşmazlık konusu taşınmaz BüyükşehirBelediyesince yapılan bir imar uygulaması çerçevesinde 1992 yılındakamulaştırılmıştır. Başvurucular 27/10/1997 tarihinde 2942 sayılı Kanun'un 23.maddesine dayalı olarak Büyükşehir Belediyesine tapu iptali ve tescil davasıaçmışlardır. Başvurucular, taşınmazın kamu yararı amacı doğrultusundakullanılmadığını ileri sürmüşlerdir. İlk derece mahkemesinin davanın kabulüneilişkin kararı, imar planındaki projenin gerçekleştirilebileceğine vurguyapılarak Yargıtayca bozulmuştur. Davanın reddineilişkin hüküm Yargıtayca 5/2/2002 tarihindeonanmıştır (Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye,§§ 4-18).
27. AİHM ilk olarak kamulaştırmanın yöntemince yapıldığınıntaraflar arasında tartışma konusu olmadığını ancak asıl şikâyet konusununaradan yirmi bir yıl geçmesine rağmen hâlen kamu yararı amacına uygunçalışmalara tahsis edilmemesi olduğunu vurgulamıştır (Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye, § 25).Buna göre taşınmaza ilişkin olarak kamulaştırma kararı verilmesinin üzerindenyirmi bir yıl geçmesine rağmen mülkten yoksun bırakmaya esas teşkil eden kamuyararına yönelik proje hayata geçirilmemiştir. AİHM, taşınmazın kamulaştırmaamacına uygun düzenlemeler için kullanılmamasının başvurucuların mülkiyethakları bakımından önemli sorunlara yol açtığını belirtmiştir. AİHM'e göre böyle bir kamulaştırma artık kamu yararınailişkin bir gerekçeye dayanmayıp başvurucuların söz konusu taşınmazın artıdeğerinden mahrum kalmalarına neden olmaktadır. AİHM somut olayda da yirmi biryıl geçtiği hâlde taşınmazın kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmadığınıbelirterek kamu yararı amacının gerçekleşmediği ve kamu yararı ilebaşvurucuların hakları arasındaki adil dengenin bozulduğu sonucuna varmıştır (Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye, §§26-28).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 31/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
29. Başvurucular, kamulaştırılan taşınmazları yönünden idarecekamulaştırma amacına uygun hiçbir işlem ve tesis yapılmadığını belirterek butaşınmazın kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyip olduğu gibibırakıldığından yakınmışlardır. Başvurucular ayrıca spor alanı olarakkamulaştırılan kendilerine ait taşınmaz bölümünün ihale yoluyla kamulaştırmabedelinin yaklaşık on dört katı tutarında bir bedelle üçüncü kişilere satılarakticari bir kazanç elde edildiğini ifade etmişlerdir. Başvurucular sonuç olarakbu gerekçelerle mülkiyethakkının ihlal edildiğiniileri sürmüşlerdir.
30. Bakanlık görüşünde; kamulaştırma ile mülkiyet hakkının sonaerdiği, mülkün ve müdahalenin varlığının kabulü hâlinde ise iade hakkınınmutlak olmadığı ve taşınmazın gelir getirmek amacıyla özel sektöredevredilmesinin kamu yararına olduğu bildirilmiştir. Bakanlık ayrıca spor alanıolarak ayrılan kısmın başvurucuların payına isabet eden kısımdan fazla olduğunubelirtmiştir.
B. Değerlendirme
31. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın "Mülkiyethakkı" kenarbaşlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
33. Kamu yararı amacına dayalı olarak kamulaştırılan,başvuruculara ait taşınmaz mülkiyetinin Anayasa'nın 35. maddesindeki güvencekapsamına girdiğinde kuşku bulunmamaktadır (CemileÜnlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 25). Kaldı ki kamulaştırılantaşınmazın dayandığı kamu yararı amacına uygun kullanılmaması -2942 sayılıKanun'un 23. maddesindeki düzenlemeler de dikkate alındığında- taşınmazın başvurucularaiadesi yönünden en azından bir meşru beklenti de oluşturmaktadır. Buna görebaşvuru konusu olayda Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkınınvarlığı konusunda şüphe bulunmamaktadır (Benzer yöndeki karar için bkz. Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §49).
b. Müdahalenin Varlığı veTürü
34. Başvurucuların kamulaştırılan taşınmazınınkamulaştırıldıktan sonra kamu yararı amacına uygun kullanılmayıp üçüncükişilere devredilmesi mülkiyetten yoksun bırakma sonucunu doğurduğundan bununAnayasa’nın 35. maddesi anlamında sahip olunan mülkiyet hakkına müdahaleoluşturduğu açıktır. Bu sebeple başvurunun mülkiyetten yoksun bırakmaya ilişkinikinci kural çerçevesinde incelenmesi gerekir (Benzer yönde bir karar için bkz.Nusrat Külah, § 51).
c. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
35. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
36. Anayasa’nın 35. maddesinde, mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş; bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşımasıve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:2014/1546, 2/2/2017, § 62).
i. Kanunilik
37. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, içhukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilirkuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiyeİş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; NecmiyeÇiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
38. Başvuru konusu olayda uyuşmazlık konusu taşınmaz, 2942sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde yöntemince kamulaştırılmıştır. Dolayısıylakamulaştırma yoluyla yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunduğukuşkusuzdur.
ii. Meşru Amaç
39. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkıancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasıimkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkınınkamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda birsınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberindegetiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün hersomut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).
40. Başvuru konusu olayda taşınmazın 3/5/1985 tarihli ve 3194sayılı İmar Kanunu'nun 10. maddesi ile 2942 sayılı Kanun hükümleri uyarıncaspor alanı olarak kamulaştırıldığı anlaşılmakla kamulaştırma işleminin kamuyararı amacıyla yapıldığı görülmektedir. Ancak başvurucular, taşınmazın kalankısmının kamu yararı amacı dışında kullanılmadığından yakınmaktadırlar. AnayasaMahkemesinin Nusrat Külah kararında da değinildiği üzeremülkiyetten yoksun bırakan bir işlemin salt soyut olarak kamu yararı amacınınbulunması kural olarak yeterli olmayıp ayrıca kamu yararı amacının dayandığısebeplerin somut olarak gerçekleştirilmesi de gerekmektedir (Nusrat Külah, §§ 65, 69; Motais de Norbonne/Fransa, § 20; Keçecioğlu ve diğerleri/Türkiye, §§ 26, 27).
41. Bununla birlikte müdahalenin niteliğini ve olayınkoşullarını dikkate alan Anayasa Mahkemesi, meşru amaç unsurunu müdahaleninölçülülüğü ile birlikte sorgulayarak sonuca varacaktır (Benzer yöndeki yaklaşımiçin bkz. Süleyman Oktay Uras ve Sevtap Uras, B. No: 2014/11994, 9/3/2017, § 75).
iii. Ölçülülük
(1) Genelİlkeler
42. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukukdevleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerinsınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki, ancak durumungerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerinhak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazlasınırlandırılması, kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamınageleceğinden hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,13/11/2014).
43. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişliliköngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, gereklilik ulaşılmakistenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafifbir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ileulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğiniifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §38).
44. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılmasıhâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil birdengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarakaşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır.Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir taraftanulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahaleninniteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkatealacaktır (Arif Güven, B. No:2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).
45. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesine göredevlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi, kamu yararınınbulunması, kamulaştırma kararının kanunda gösterilen esas ve usullerineuyulması, gerçek karşılığın kural olarak peşin ve nakden ödenmesikamulaştırmanın anayasal ögeleridir. Temel unsurunun kamu yararı olduğu kabul edilen kamulaştırma, özel mülkiyetalanına devletin bir müdahalesidir. Kamulaştırma işlemi, taşınmaza el koymayazorunlu kalındığında kamu yararının özel mülkiyet hakkından üstün tutulduğudurumlarla sınırlı olarak ve Anayasa'da belirlenen usul güvenceleri izlenerekyapıldığında hukuka uygun sayılır (AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, § 11).
46. Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma,Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkınagetirilmiş anayasal bir sınırlamadır. Bu itibarla 46. maddede belirtilenkamulaştırmanın anayasal ögelerine uygun bir düzenleme, 35. maddeye biraykırılık oluşturmayacaktır. Kamulaştırma, Anayasa'da özel mülkiyetin kamuyageçirilmesi konusunda başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlenmiş olup birtaşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının malikin rızası olmaksızın kamu yararıiçin ve karşılığı ödenmek koşuluyla devlet tarafından sona erdirilmesidir. Buyönteme başvurulması için gereklilikve kamu yararının varlığıkoşullarının bulunması zorunludur.Kanunkoyucu kamulaştırılacak arazi ve tesislerin tespitini ihtiyaç duyulması şartına bağlayarak gereklilik koşulunu düzenlemiştir. Ayrıcaişlemin 2942 sayılı Kanun hükümlerine tabi olduğu belirtilerek kamulaştırmayoluna ancak kamu yararının gerektirdiğihâllerde başvurulabileceği düzenlenmiştir (AYM, E.2017/110,K.2017/133, 26/7/2017, §§ 12, 15).
47. Kamulaştırmanın belirgin unsuru, mülkiyetin eldeğiştirmesinde kamu yararının bulunması ve bu yararın o işlemi gerekli hâlesokmasıdır. Kamu yararının bulunmadığı hâllerde kamulaştırmadan da sözedilemez. Daha açık bir deyişle kamu yararı olmadıkça devletin değil gerçekkarşılıkla bunun çok daha üstünde olan bedellerle dahi bireylerin mülkiyethakkına el atması düşünülemez. Halka hizmet götürmek veya istenen ekonomikkalkınma görevini yerine getirebilmek, başka bir deyişle daha yaygın bir kamugörevi yapabilmek için bireylerin özel mülkiyetinde bulunan kimi taşınmazmalların kamulaştırılması gerekli olabilir. Bu gibi hâllerde devlet zor alımhakkının sahibidir. Kamu yararı kamulaştırmayı zorunlu kılıyorsa devlet buhakkını kullanacaktır. Ancak bu hakkın karşısında bireylerin de kamulaştırılantaşınmazlarının bedellerini istemek hakkı vardır. Mülkiyet hakkının doğal birsonucu olarak bu bedelin taşınmaz değerinin tam karşılığı olması gerekir. Biryanda devlet veya kamu kuruluşu, kamu yararının zorunlu kıldığı hâllerdebireylerin rızasına bakmaksızın onların mülkiyetindeki taşınmazları almahakkını kullanacak; öte yanda bireyler kamulaştırılan taşınmazlarının tamkarşılıklarını, mülkiyet hakkının gereği olarak devletten istemek hak ve yetkisiniellerinde tutacaklardır (AYM, E.1976/38, K.1976/46, 12/10/1976).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
48. Başvuru konusu olayda başvurucuların taşınmazı spor alanıyapılmak üzere 20/9/2007 tarihli yargı kararıyla Belediye adınakamulaştırılmıştır. Kamulaştırma sonrası taşınmazın imar durumu akaryakıtistasyonu, ticaret alanı ve spor alanı olarak değiştirilerek ifraz yolunagidilmiş; ayrılan taşınmazlardan 4603 ada 3 ve 5 parsel sayılı taşınmazlarihale yoluyla üçüncü kişilere satılmıştır. Başvurucular, kendilerine aittaşınmaz bölümünün 5 parsel sayılı taşınmazda kaldığını ileri sürmüşlerdir.Başvurucuların açtığı tazminat davasında ilk derece mahkemesince yapılankeşifler sonucu düzenlenen kadastro uzmanı teknik bilirkişi raporlarında dabaşvurucuların kullandığı kısmın 5 parsel sayılı taşınmazda kaldığıbelirtilmiştir. Ancak kamulaştırma öncesi taşınmazın paylı mülkiyete tabiolduğu vetaşınmazın kullanılan kısma göre ifrazedilmemiş olduğu görülmektedir.
49. Diğer taraftan derece mahkemelerince taşınmazın başvuruculartarafından kullanılan kısmının üçüncü kişilere satıldığı kabul edilmeklebirlikte ifraz yoluyla oluşan 4603 ada 2 parsel sayılı taşınmazın spor alanıolarak muhafaza edilerek üçüncü kişilere devredilmediğine vurgu yapılmıştır.Bununla birlikte derece mahkemelerinin de kabul ettiği üzere 4603 ada 2 parselsayılı taşınmazın kamulaştırıldığı 2007 yılından bu yana kamulaştırma amacınauygun olarak kullanılmadığı görülmektedir. Buna göre söz konusu taşınmaz üçüncükişilere satılmamış ise de aradan on bir yıl gibi bir süre geçmesine rağmen butaşınmaz yönünden kamulaştırma amacı gerçekleştirilmemiştir.
50. Bu aşamada belirtmek gerekir ki taşınmazın kamulaştırmaamacı dışında kullanılmakla birlikte kamu yararına yönelik başka bir ihtiyaç içintahsis edilmesi hâlinde yine kamu yararı amacının mevcut olduğu ancak sadecesebebinin değişmiş olduğu kabul edilmelidir. Diğer taraftan AnayasaMahkemesinin daha önce Habibe Kalender ve diğerleri(B.No: 2013/3845, 1/12/2015) kararında açıklandığı üzere taşınmazın kamulaştırmaamacına uygun bir şekilde tahsis edilmesinden sonra bu ihtiyaca lüzum kalmamasınedeniyle farklı amaçlarla kullanılması da somut olayın koşullarına bağlıolarak mülkiyet hakkının gerekliliklerine bir aykırılık teşkil etmez (Habibe Kalender ve diğerleri, §§ 45, 48).
51. Yukarıda da değinildiği üzere kamulaştırma tarihinde kamuyararının soyut olarak bulunması yeterli olmayıp ayrıca bu doğrultudakamulaştırma amacının somut olarak gerçekleştirilmesi de beklenmektedir.Kamulaştırma ile bireylerin rızası dışında mülklerinden yoksun bırakılmalarınayol açılmakta olup bunun ise ancak somut bir kamu yararı amacının varlığıhâlinde Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddelerine uygun düşeceği kuşkusuzdur. Bubağlamda devletin kamulaştırılan taşınmazı -genel bir reform çalışması veyadaha baskın bir sosyal ihtiyacın karşılanması şeklindeki belirli istisnaidurumlar dışında- sadece gelir elde edilmesi veya diğer özel kişilere menfaatsağlanması gibi amaçlarla kullanması kamu yararına dayalı meşru bir amacınınbulunmadığını gösterir. Aksi takdirde bireylerin rızası dışında yoksunbırakıldıkları taşınmazların mülkiyetinin kamu yararı amacı olmaksızın başkaözel kişilere devrine veya bu taşınmazların spekülatif amaçlarla elde tutulmasıgibi sonuçlara yol açıldığı gibi elde edilen mülkün oluşturduğu artı değerdenise mülk sahibinin yoksun bırakılmış olur. Bunun yanında taşınmazın makulsayılamayacak bir süre kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmamasının-taşınmazın değerinde bu sürede yaşanan artış karşısında mülkün oluşturduğuartı değerden mülk sahibinin yoksun bırakılmasına sebebiyet verdiğinden- mülksahibine aşırı bir külfet yüklediği açıktır.
52. Nitekim kanun koyucu da kamulaştırma amacına veya kamuyararına yönelik herhangi bir ihtiyaca tahsisine lüzumu kalmaması hâlindetaşınmazın kamulaştırılmasından vazgeçilerek mülk sahibine iade edilmesinisağlayan çeşitli düzenlemeler yapmıştır. Buna göre 2942 sayılı Kanun'un 22.maddesinde, idarenin kamulaştırmadan vazgeçmesiyle taşınmazın devri ve mülksahibine iadesine ilişkin hükümler düzenlenmiş; 23. maddede de mal sahibiningeri alma hakkı hüküm altına alınmıştır (bkz. §§ 17, 18).
53. Somut olayda ise başvuruya konu taşınmaz bölümününkamulaştırıldığı 2007 yılından bu yana on bir yıl geçmesine rağmen hiçbir zamankamu yararı amacı doğrultusunda kullanılmadığı anlaşılmaktadır. Her ne kadargerek bütçe imkânları gerekse kamulaştırma projesinin gerçekleşmesi önündekimuhtemel fiziksel ve ekonomik sebepler yüzünden kamulaştırma yapıldıktan sonrabelirli bir süre boyunca kamu yararı amacının gerçekleşmemesi mazurgörülebilirse de somut olayda olduğu gibi on bir yıl gibi bir süre boyuncabelirtilen kamulaştırma amacına uygun hiçbir işlem yapılmaması makul görülemez.Ayrıca kamu makamları somut olay bakımından taşınmazın kamulaştırma amacınınniçin gerçekleştirilemediğine dair somut herhangi bir gerekçe ise ortayakoyamamışlardır. Öte yandan imar planında taşınmazın kullanım durumununkamulaştırma amacına uygun olması da mevcut fiilî durumda taşınmazın kamuyararına kullanılmadığı olgusunu değiştirmemektedir. Esasen başvurucular, zatentaşınmazın imar durumu doğrultusunda yapılan kamulaştırma amacına uygunkullanılmadığından yakınmaktadırlar.
54. Anayasa Mahkemesi daha önce taşınmazların kamu yararı amacıdoğrultusunda hiç kullanılmadan üçüncü kişilere satıldığının tespit edildiğibaşvurularda meşru amaç ve ölçülülük yönlerinden mülkiyet hakkının ihlalinekarar vermiştir (Nusrat Külah, §§ 57-70; Süleyman Oktay Uras ve SevtapUras, §§ 78-82). Bu aşamada belirtmek gerekir ki kamulaştırılantaşınmazlara yönelik olarak kamu yararı amacına aykırı hukukî işlem vetasarruflarda bulunulması yanında bu taşınmazların, makul bir süre geçtiğihâlde kamu yararı amacı doğrultusunda kullanılmaması da mülkiyet hakkınaölçüsüz bir müdahale teşkil etmektedir. Buna göre kamulaştırılan taşınmazınkamu yararı amacına tahsis edilmemesi,yukarıdada değinildiği üzere, aradan geçen sürede mülkün oluşturduğu artı değerden mülksahibinin yararlandırılmamasına ve esas itibarıyla taşınmazın gerçek değeriüzerinden kamulaştırılmamasına sebebiyet vermektedir.
55. Sonuç olarak somut olayda kamulaştırma tarihinden bu yanageçen sürenin uzunluğu ve söz konusu taşınmazın değerinde bu sürede yaşananartış dikkate alındığında başvurucuların mülkün oluşturduğu artı değerdenyoksun bırakıldığı anlaşılmaktadır. Ancak derece mahkemelerince, kamulaştırılantaşınmazın kamulaştırma amacına uygun kullanılıp kullanılmadığıdeğerlendirilmeden sadece bu taşınmazın üçüncü kişilere devredilmemesinin tazminatıgerektirmediği belirtilerek dava reddedilmiştir. Hâlbuki olayda başvurucularıntaşınmazı, kamu yararı amacına uygun kullanılmadığı gibi ilgili kanun hükümleriçerçevesinde iade de edilmemiştir. Dolayısıyla somut olayda aradan on bir yılgeçtiği hâlde taşınmazın kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmamasınedeniyle kamu yararı amacı gerçekleştirilmemiş, bu sürede taşınmazın değerindeyaşanan artış dikkate alındığında başvurucuya ödenen kamulaştırma bedelinintaşınmazın gerçek değeriniyansıtmaktan uzak kaldığıanlaşılmıştır. Başvurucuların uğradığı zararın tazmini yoluna da gidilmediğinegöre müdahalenin başvuruculara aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemesindendolayı kamu yararı ile başvurucuların mülkiyet hakkının korunması arasındakiadil dengenin başvurular aleyhine bozulduğu ve mülkiyet hakkına yapılanmüdahalenin bu sebeple ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.
56. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
58. Anayasa MahkemesininMehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlalsonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesihususunda genel ilkeler belirlenmiştir.
59. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak vehürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğuncaeski hâle getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararınveya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsaihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamdauygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).
60. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasılgiderileceğine hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organınınyerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarınınnasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararıilgili mercilere gönderir (Mehmet Doğan, §56).
61. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Bunagöre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasamaişlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderimyolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).
62. İhlalin idari eylem ve işlemden kaynaklandığı durumlarda6216 saylı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca AnayasaMahkemesi her somut olayın koşullarını dikkate alarak yapılması gerekenlerehükmeder. İdari eylem ve işleme karşı başvurulacak kanun yolları varsa ve buyollar tüketildikten sonra yapılan bireysel başvurunun incelenmesi sonucu ihlaltespiti yapılmışsa yeniden yargılama yoluyla ilgili mahkemenin tespit edilenihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânının bulunduğu durumlarda kararınbir örneğinin ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilebilir.
63. Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği hâllerdeyargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerinedeğil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derecemahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultudaihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).
64. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gerekenşey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafındanbir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlaligideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi, kararınkaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilenihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır (Mehmet Doğan, § 60).
65. Başvurucular, maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
66. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların kamulaştırılantaşınmazının idare tarafından kamu yararı amacına uygun kullanılmamasınedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıylasomut başvuruda, ihlalin idari işlemden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bununlabirlikte idare tarafından yol açılan ihlale yönelik olarak etkili bir hukukyolunun mevcut olduğu ancak başvurucuların açtığı davanın reddedilmekle ihlalinsonuçlarının giderilmemiş olduğu görülmektedir.
67. Bu durumda somut başvuru bakımından ihlalin idari işlemdenkaynaklandığı tespit edilmekle birlikte yeniden yargılama yoluyla derecemahkemelerinin tespit edilen ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânınınbulunduğu anlaşılmakla kararın bir örneğinin ihlali ve sonuçlarını ortadankaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere Gaziantep 7. Asliye HukukMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
68. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılıKanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılmasıgereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması venihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeplekararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeleregönderilmesine karar verilmesi gerekir.
69. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi ihlalininsonuçları bakımından yeterli bir giderim oluşturduğundan başvurucularıntazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
70. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereGaziantep 7. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2012/230, K.2013/644) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,90 TL yargılama giderinin müştereken BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE31/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.