TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
DEVRİM REHBER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/1284)
Karar Tarihi: 16/7/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Raportör
:
Serhat ALTINKÖK
Başvurucu
:
Devrim REHBER
Vekili
:
Av. Abdullah KAYA
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, hükümle birlikteverilen tutuklama kararına istinaden çıkarılan yakalama emri doğrultusunda cezainfaz kurumuna konulduğunu, hakkında yapılan yargılama sonucunda mahkûmiyetkararı ile birlikte yakalama emri çıkartılarak tutuklanması nedeniyleAnayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen özgürlük ve güvenlik hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 13/12/2012tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdariyönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca 21/3/2014 tarihinde, kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesinekarar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
5. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığı, başvurucunun da aralarında bulunduğu 143 kişi hakkında 11/11/2011 tarihli iddianame ile dava açmıştır.
6. İddianamede başvurucunun, “Suga Harekât Planı” icrasında reaksiyonlarıngösterilmesine engel olan komutanlar hakkında takip yapmakla görevlendirildiği,“Öncelikli ve Özellikli Görevlendirme Listesi”ndeyer aldığı, bu nedenlerle “TürkiyeCumhuriyeti Hükümetini cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmeyeteşebbüs” ettiği iddiası ile cezalandırılması talep edilmiştir.
7. İstanbul 10. Ağır CezaMahkemesinin 21/9/2012 tarihli kararıyla başvurucunun765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 147. ve 61. maddeleri gereğince 16 yılhapis cezası ile cezalandırılmasına ve hakkında yakalama emri çıkartılmasınakarar verilmiştir.
8. Başvurucu, hakkındaçıkarılan yakalama emri doğrultusunda 25/9/2012tarihinde tutuklanarak ceza infaz kurumuna konulmuştur.
9. Başvurucu bu karara itirazetmiş, ancak itirazı 11. Ağır Ceza Mahkemesi 23/10/2012tarihinde reddetmiştir. Karar başvurucuya 11/12/2012tarihinde tebliğ edilmiştir.
10. Redde ilişkin gerekçede,başvurucunun sabit görülen eylemi sebebiyle verilen cezanın miktarı, mahkûmolunan suçun tutuklama nedeni var kabul edilen katalog suçlardan olması, birkısım sanıkların yargılama aşamasında olduğu gibi karar sonrasında kaçmayayönelik eylemlerde bulunması nedeniyle tutukluluk halinin devamını gerektirenşartların geçerliliğini sürdürdüğü ve adli kontrol uygulamasının yetersizkalacağı vurgulanmıştır.
11. Başvurucu hakkında verilenmahkûmiyet kararı, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 9/10/2013tarih ve E.2013/9110, K.2013/12351 sayılı ilamıyla onanmıştır.
B. İlgili Hukuk
12. İsnat olunan suçun işlendiğitarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı Mülga Kanun’un 147. maddesi şöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti İcra VekilleriHeyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebrenmenedenlerle bunları teşvik eyliyenlereağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur …”
13. Aynı Kanun’un 61. maddesi,işlendiği zamanda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçunteşebbüs aşamasında kalması halinde failin on beş yıldan yirmi yıla kadar hapiscezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir.
14. 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesininvarlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde,şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesibeklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklamakararı verilemez.
(2)Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheliveya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somutolgular varsa.
b) Şüpheliveya sanığın davranışları;
1.Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık,mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıhalinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a)26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; (1)
…
9. Suçişlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde220),
10.Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),
11.Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311,312, 313, 314, 315),
…
(4) Sadeceadlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazlaolmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.”
15. 5271 sayılı Kanun’un 260.maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim ve mahkeme kararlarınakarşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatınıalmış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılansıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yollarıaçıktır.
(2) Asliyeceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemenin yargı çevresindekisulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyetsavcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ve sulh cezamahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölgeadliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.
(3)Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
16. Mahkemenin 16/7/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun13/12/2012 tarih ve 2012/1284 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
17. Başvurucu, Derece Mahkemesince hakkında verilen mahkûmiyet kararı ilebirlikte, isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinde sayılansuçlardan olduğu gerekçesiyle tutuklanmasına karar verildiğini, tanıklarıetkileme ve delillerin toplanmasına engel olma ihtimalinin bulunmamasına rağmentutuklanmasının yasal olmadığını, Kanun’a aykırı şekilde verilen gıyabitutuklama kararının vicahiye çevrilmesi suretiyle tutuklandığını, genel vesoyut varsayımlara dayanılarak tutuklanmasının özgürlük ve güvenlik hakkınıihlal ettiğini ileri sürerek Anayasa’nın 19. ve Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (AİHS) 5. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
18. Başvurucunun iddialarınınözü, mahkûmiyet kararıyla birlikte verilen tutukluluk kararı nedeniyle özgürlükve güvenlik hakkının ihlal edildiğine ilişkindir Bu nedenle incelemeninözgürlük ve güvenlik hakkı kapsamında yapılması gerekir.
19. Anayasa’nın 19. maddesininikinci fıkrası şöyledir:
“Şekil ve şartları kanundagösterilen:
Mahkemelerceverilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerinegetirilmesi; … halleri dışında kimse hürriyetindenyoksun bırakılamaz.”
20. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, … açıkçadayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
Anayasa’nın 19. maddenin birinci fıkrasında herkesin kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu, ikinci ve üçüncü fıkralarında isebireylerin bu haktan şekil ve şartları kanunda gösterilen bazı istisnaidurumlarda mahrum edilebileceği kuralı yer almaktadır (B. No: 2012/338, 2/7/2013,§ 38).Buna göre, hürriyetten yoksun bırakılma ancak Anayasa’nın anılan maddesikapsamında belirlenen durumlardan birinin varlığı halinde söz konusu olabilir. (B. No: 2012/348, 4/12/2013, § 39). “Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezalarınyerine getirilmesi” amacıyla kişilerin hürriyetinden yoksunbırakılması maddenin ikinci fıkrasında sayılan hallerden biridir.
21. Somut olayda İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesinin 21/9/2012 tarihinde açıklanankararıyla başvurucunun 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hakkındayakalama emri çıkartılmasına karar verilmiştir. Yakalama emri doğrultusundabaşvurucu 25/9/2012 tarihinde tutuklanarak ceza infazkurumuna konulmuştur. Mahkemenin vermiş olduğu mahkûmiyet kararı sonrasındakibu tutma hali, Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasındaki “mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezalarınyerine getirilmesi” kapsamındadır.
22. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle başvurunun kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir. Serdar ÖZGÜLDÜR ve Osman AlifeyyazPAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
1. Başvurunun, “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Serdar ÖZGÜLDÜR ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşı oyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,
2. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, OY BİRLİĞİYLE,
16/7/2014 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Yargılamasafahatı boyunca hiç tutuklanmayan, duruşmadan vareste şekilde tutuksuz olarakyargılanmakta iken hükümle birlikte hakkında “yakalama kararı” çıkartılanbaşvurucu, bu karara istinaden tutuklanmış; tutuklama kararına karşı yapmışolduğu itirazın reddi üzerine de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlâliiddiasıyla bu bireysel başvuruyu yapmıştır.
Anılanyargılamaya ilişkin kesinleşmiş hüküm nedeniyle 230 başvurucunun yapmış olduğubireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 18.6.2014 tarih veBaşvuru No: 2013/7800 sayılı kararıyla (RG. 5.7.2014,Sayı: 29051) başvurucuların dijital delillerindeğerlendirilmesine ilişkin şikâyetlerin giderilmediğine dair iddialarının vedönemin Genelkurmay Başkanı ile Kara Kuvvetleri Komutanının tanık olarakdinlenmesi taleplerinin reddi nedeniyle tanık dinletme hakkına ilişkinşikâyetlerinin kabul edilebilir olduğuna; bu nedenlerle Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlâl edildiğineoybirliğiyle karar vermiştir.
AnayasaMahkemesi Genel Kurulunun bu ihlâl kararı karşısında, adil olmadığı tespitiyapılan söz konusu yargılamanın bir parçası olan mahkûmiyet ve salt bu nedenedayalı hükümle birlikte yakalama kararı verilmesi, akabinde de tutuklama korumatedbiri hukukî dayanaktan yoksun kalmış olup; her ne kadar bireysel başvuru2012 yılında yapılmış olsa da, herkesi bağlayıcı mahiyetteki söz konusu GenelKurul kararı ile yargılamanın adil olmadığı hükme bağlanıp, mahal mahkemesincede bu karar doğrultusunda yargılamanın yenilenmesine karar verilmesi olgusunedeniyle, bireysel başvurunun somutunda bu hukuki gelişmenin dikkate alınarakbir sonuca varılması ve başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekmektedir.
Konunundiğer bir cephesi, gerek AİHM gerek Mahkememiz uygulamasında mahkûmiyetkararıyla birlikte tutukluluk halinin son bularak “hükmen tutuklu” statüsünegeçileceği, dolayısıyla özgürlük ve güvenlik hakkı ihlâli iddialarınınmahkûmiyet kararıyla birlikte dayanağını yitireceği şeklindeki içtihadın,bireysel başvurunun somutunda uygulama yeri olup olmadığının saptanmasıdır.Başvurucu hüküm anına kadar hiç tutuklanmadığından, bu statüde olmayan birininstatü değiştirerek “hükmen tutuklu” durumuna geçeceği kabul edilemeyeceği gibi;aşağıda izah edildiği üzere “yakalama kararı” ve buna dayalı “tutuklama”halinin yasal dayanağının da bulunmaması karşısında, somut başvurudaki durumunistikrar bulan uygulamayla benzer bir yönü söz konusu değildir.
Gerçekten,5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 98. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca “kovuşturma evresinde kaçak sanık hakkında yakalamaemri re’sen veya Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine hakim veya mahkeme tarafındandüzenlenir. “Başvurunun somutunda başvurucu kaçak sanık statüsünde olmadığıgibi, hiç tutuklanmamış, mahkemece duruşmadan vareste tutulmuş bir sanıkstatüsündedir. Dolayısıyla hüküm aşamasında başvurucu hakkında yakalama kararı(yakalama emri) çıkarılması uygulaması hukuki dayanaktan yoksundur. Öte yandan,5271 sayılı Kanun sistematiğinde “gıyabi tutuklama” müessesesine de yerverilmediğinden, bu yakalama kararına dayalı tutuklama işlemi de aynı şekildehukuka aykırılıkla malûl durumdadır. Özgürlük ve güvenlik hakkının söz konusuolduğu durumda “dar yorum” ilkesi gereği yasal dayanağı bulunmayan fiiliuygulamalara gidilmesi doğru olmadığı gibi bu uygulamanın itiraz mahkemelerincede benimsenmesi, bu uygulamaya haklılık kazandıramaz.
Açıklanannedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesi kapsamındaki “Özgürlük vegüvenlik hakkı”na ilişkin şikayetlerininkabul edilebilir mahiyette olduğu kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksiyöndeki kararına katılamıyoruz.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT