TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
D.K. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/11159)
Karar Tarihi: 25/9/2019
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
M.Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
D.K.
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kişilik haklarının korunmaması nedeniyle kişininmaddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının; aile birliğinikorumaya yönelik tedbirlerin alınmaması nedeniyle aile hayatına saygı hakkınınve ivedilikle sonuçlandırılmayan dava sürecinde yeniden evlilik birliğikurulamaması nedeniyle evlenme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 4/12/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
6. Başvurucu 2009 yılında evlenmiştir.
A. Boşanma ve Tazminat Davasına İlişkin Süreç
7. Başvurucu; eşinin kendisini aldattığını, başka bir erkeklekaçarak ortak konutu terk ettiğini ve kaçtığı kişi ile birlikte yaşadığınıileri sürerek 16/5/2012 tarihinde zina sebebiyle boşanma davası açmıştır.Başvurucu ayrıca eşinin söz konusu eylemleri nedeniyle rencide olduğunu, küçükdüşürüldüğünü ve kişilik haklarının zedelendiğini belirterek 50.000 TL maddi,30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
8. Hatay 2. Aile Mahkemesinin (Aile Mahkemesi) 5/11/2013 tarihlikararıyla başvurucu ile eşinin boşanmalarına karar verilmiştir. Karargerekçesinde; tarafları birlikte yaşamaya zorlamanın kanunen mümküngörülmediği, kusuru olmayan başvurucunun kişilik haklarının ve ailebütünlüğünün haksız şekilde saldırıya uğradığı belirtilmiştir. Kararda ayrıcabaşvurucunun eşinin tam kusurlu olduğu ifade edilmiş ve başvurucu lehine 10.000TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Başvurucunun maddi tazminata ilişkin talebiise eşinin sürekli ve düzenli bir gelirinin olmadığı gerekçesiylereddedilmiştir.
9. Dava sürecinde gerçekleştirilen on duruşmanın ikisinebaşvurucu ya da vekili katılmamıştır. Diğer duruşmalarda ise tanıklar dinlenmişve başvurucunun taraf olduğu farklı mahkemelerdeki dava dosyalarından dava konusuile ilgili olan belgeler talep edilerek usule ilişkin işlemler yerinegetirilmiştir.
10. Anılan karara karşı temyiz talebinde bulunan başvurucu,davaya konu olayların kişilik haklarına saldırı içerdiğini ve uğradığızararların tazmin edilmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca, boşanma davasıneticesinde verilen karar kesinleşinceye kadar eşi ile birlikte yaşadığıkişinin bir araya gelmelerinin engellenmesi yönünde tedbir kararı verilmesinitalep etmiştir.
11. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27/5/2014 tarihli kararıylaboşanmaya ve manevi tazminata ilişkin hükmün onanmasına, maddi tazminatınreddine ilişkin hükmün ise bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararınıngerekçesinde; aile birliğinin kadının tam kusurlu tutum ve davranışlarıylayıkıldığı, kusuru olmayan başvurucunun dirlik ve düzeninin bozulduğu, bunedenle lehine uygun miktarda maddi tazminatın tayin edilmesi gerektiğibelirtmiştir.
12. Karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin 15/10/2014 tarihlikararıyla reddedilmiş, böylece tarafların boşanmasına ve manevi tazminatailişkin karar kesinleşmiştir. Söz konusu karar 11/11/2014 tarihinde başvurucuvekiline tebliğ edilmiştir.
13. Bozma kararı yönünden yeniden yapılan yargılama neticesindeise Aile Mahkemesinin 30/12/2014 tarihli kararıyla başvurucu lehine 5.000 TLmaddi tazminata hükmedilmiştir. Kararda; kusurlu olan davalı kadının, somutolayda olduğu gibi koşulları oluştuğu takdirde maddi tazminat ödemekle deyükümlü kılınabileceği belirtilmiştir. Söz konusu karar, Yargıtay 2. HukukDairesinin 8/4/2015 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir.
B. İhtiyati TedbirTalebine İlişkin Süreç
14. Başvurucu, Aile Mahkemesine sunduğu 7/8/2012 tarihli dava dilekçesindeortak konutu terk eden ve üçüncü bir kişiyle birlikte yaşayan eşi tarafındankişilik haklarına zarar verildiğini ileri sürerek boşanma davası sonuçlanıncayakadar eşi ile söz konusu üçüncü kişinin aynı çatı altında yaşamalarınınengellenmesi yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
15. Aile Mahkemesinin 24/10/2014 tarihli kararıyla söz konusuihtiyati tedbir talebinin reddine kesin olarak karar verilmiştir. Kararıngerekçesinde; evli bir kimsenin bir başka kimseyle yaşamasının engellenmesiyönündeki talebin dava konusu olamayacağı, bu bağlamda başvurucunun talebininuyuşmazlık konusu olarak kabul edilemeyeceği şeklinde değerlendirmedebulunulmuştur. Ayrıca kararda; tarafların evlilik birliğinin sona erdiği,dolayısıyla ihtiyati tedbir talebinin konusuz kaldığı ifade edilmiştir.
16. Başvurucu 4/12/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
17. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Zina" kenar başlıklı 161.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Eşlerden biri zina ederse, diğer eşboşanma davası açabilir."
18. 4721 sayılı Kanun'un"Terk" kenar başlıklı 164. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğanyükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklıbir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüşve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılanihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir..."
19. 4721 sayılı Kanun'un"Evlilik birliğinin sarsılması" kenar başlıklı 166.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Evlilik birliği, ortak hayatısürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa,eşlerden her biri boşanma davası açabilir."
20. 4721 sayılı Kanun'un "Boşanmadayargılama usulü" kenar başlıklı 184. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallarsaklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir:
1. Hâkim, boşanma veya ayrılık davasınındayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmışsayamaz.
2. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re'sen,gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez.
3. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarlarıhâkimi bağlamaz.
4. Hâkim, kanıtları serbestçe takdireder..."
B. Uluslararası Hukuk
21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Adil yargılanma hakkı" kenarbaşlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkesdavasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezaialanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan,yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açıkolarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir..."
22. Sözleşme'nin "Özelve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesişöyledir:
"l. Herkes özel ve aile hayatına,konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumdagerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahaleyapılamaz. "
23. Sözleşme'nin"Evlenme hakkı" kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:
"Evlenme çağına gelen her erkek ve kadın,bu hakkın kullanımını düzenleyen ulusal yasalara uygun olarak evlenme ve ailekurma hakkına sahiptir."
24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), boşanma davasısürecinde tarafların yeni bir aile kuramaması nedeniyle Sözleşme'nin 8.maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla gerçekleştirilen başvurularda öncelikleaile hayatına saygı hakkının konusu olabilecek mevcut bir ailenin bulunmasıgerektiğini vurgulamıştır (Berlin/Lüksemburg,B. No: 44978/98, 15/7/2003, § 64; Aresti Charalambous/Kıbrıs, B. No: 43151/04, 19/7/2007,§ 51).
25. AİHM, uzun sürdüğü iddia edilen boşanma davası sürecindebaşvurucunun yeni bir evlilik gerçekleştirmesine imkansağlanmaması yönündeki şikâyetini evlilik hakkı yönünden de incelemiş veboşanma işlemlerinin makul bir süre içinde tamamlanmaması gibi hakkın özünüzedeleyecek nitelikteki koşulların bazı durumlarda Sözleşme'nin 12. maddesibağlamında sorun oluşturabileceğini belirtmiştir (Aresti Charalambous/Kıbrıs, § 56).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi Yönünden
27. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve giderlerini ödeyemeyecekdurumda olduğunu belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.
28. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkelerdikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılamagiderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkçadayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesigerekir.
B. Kişinin Maddi veManevi Varlığını Koruma ve Geliştirme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu; boşanma davası açtığı eşinin eylemleri nedeniylekişilik haklarının zedelendiğini, kişilik haklarına yönelen saldırılara karşıyargısal makamlarca yeterli koruma sağlanmadığını belirterek maddi ve manevivarlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.Başvurucu ayrıca, başvuruya konu olayların özel hayatına ilişkin olmasınedeniyle kimliğinin kamuya açık belgelerde gizli tutulması talebindebulunmuştur.
2. Değerlendirme
a. Genel İlkeler
30. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı kapsamında kalantemel haklar, yalnızca kamusal gücün doğrudan uygulanmasıyla değil kimi zamanözel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklara konu olacak şekilde üçüncükişilerin müdahaleleriyle de zedelenebilmektedir. İlkinde söz konusugüvencelerin sağlanması adına kamusal makamlara yüklenen negatif ve pozitif tümyükümlülüklerin doğrudan yerine getirilmesi konusunda tereddüt bulunmamakta isede ikinci durumda devletin üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylere netür bir koruma imkânı sunması gerektiği ve hangi çerçevede yükümlülüklertaşıdığı hususunda her olayın kendine özgü koşullarına göre değerlendirmelerdebulunulması gerekmektedir (Ömür Kara veOnursal Özbek, B. No: 2013/4825, 24/3/2016, § 45).
31. Devletin kişilerin maddi ve manevi varlıklarını koruma vegeliştirme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin öngörülen güvencelereaykırı şekilde Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen buhakka müdahale etmemelerini gerektirir.
32. Ayrıca Anayasa'nın 12. maddesine göre herkes kişiliğinebağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.Bu genel nitelikteki anayasal düzenleme ile bireylerin kişilik değerlerineyönelen ve zarar veren olumsuz tutum ve davranışlar dışlanmaktadır. Bununyanında Anayasa'nın 5. maddesinde, bireylerin temel hak ve özgürlüklerininkorunması, maddi ve manevi varlıklarının geliştirilmesi için gerekli şartlarınhazırlanması devletin temel amaç ve görevlerinden biri olarak sayılmaktadır. Budüzenlemeler ışığında devletin bireylerin maddi ve manevi varlıklarına keyfîolarak müdahale etmemenin yanında üçüncü kişilerin anılan hakka yöneliksaldırılarını önlemekle yükümlü kılındığı, bu bağlamda pozitifyükümlülüklerinin bulunduğu söylenebilir (AliÇığır, B. No: 2015/19298, 8/5/2019, § 32; Erol Kumcu, B. No: 2015/18988, 9/5/2019, § 32).
33. Dolayısıyla Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasındadüzenlenen hak kapsamında devletin pozitif bir yükümlülük olarak yetki alanındabulunan bireylerin maddi ve manevi varlıklarını gerek kamusal makamların vediğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecekrisklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır.
34. Bu anlamda öncelikle devlet, uyuşmazlıkların çözümüneilişkin etkili yargısal bir sistem kurma yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Sözkonusu pozitif yükümlülük; olayın meydana gelme şekli ile etkisi, ağırlığı vesonuçları bakımından yapılacak değerlendirmelere ve olayın kim tarafından nasılgerçekleştirildiği konusunda aydınlatılmasını gerekli kılan durumların bulunupbulunmadığına göre her durumda ceza soruşturması/yargılaması yapılmasınıgerekli kılmaz. Nitekim yargısal sistem kurma yükümlülüğü -olayın koşullarınagöre- hukuki ve idari yolların devlet tarafından oluşturulmasıyla da yerinegetirilebilir (Ali Çığır, § 34; Erol Kumcu, § 34).
35. Anayasa'nın 17. maddesi, özel hukuk kişilerinin birbirleriile olan uyuşmazlıklarının çözümüne ilişkin yasal altyapının oluşturulmasını,söz konusu uyuşmazlıkların adil yargılama gereklerine uygun ve usul yönündengüvenceleri haiz bir yargılama kapsamında incelenmesini ve bu yargılamalardatemel haklara ilişkin anayasal güvencelerin gözetilip gözetilmediğinindenetlenmesini gerektirir. Bu gereklilikler, üçüncü kişilerin bireylerin hak veözgürlüklerine yaptığı haksız müdahalelere karşı kamusal makamlar tarafındanmüsamaha gösterilmemesi zorunluluğundan kaynaklanır. Zira derece mahkemeleri,özel hukuk ilişkisi kapsamındaki uyuşmazlıkların çözümlenmesinde bağlayıcıkararlar vererek güvencelerin korunup korunmamasında rol almaktadır. Bu noktadauyuşmazlıkların yargısal makamlar önüne taşınması ve hakkaniyete uygun biryargılama yapılarak çözümlenmesi, kamusal makamların pozitif yükümlülüklerininbir parçasını oluşturur (Ömür Kara veOnursal Özbek, § 47).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
36. Somut başvuru, özel hukuk kişileri arasındaki biruyuşmazlığa ilişkindir. Dolayısıyla kamu makamlarının herhangi bir müdahalesisöz konusu değildir.
37. Başvuruya konu edilen yargılama süreci incelendiğinde,başvurucunun boşanmak istediği eşi tarafından gerçekleştirildiği vebaşvurucunun kişilik haklarını zedelediği iddia edilen birçok eylemin boşanmadavasının sebebi olarak gösterildiği anlaşılmaktadır. Başvurucu söz konusudavada, boşanmaya hükmedilmesinin yanı sıra maddi ve manevi zararlarının tazminedilmesini de talep etmiştir.
38. Öncelikle başvurucunun boşanma davasını yürüten derecemahkemeleri önünde delillerini sunduğu, iddia ve savunma hakkını herhangi birengellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı görülmektedir.
39. Aile Mahkemesi 15/11/2013 tarihli kararıyla, taraflarınboşanmasına ve başvurucunun kişilik haklarına ve aile bütünlüğüne yapılansaldırıların ağırlığını dikkate alarak tam kusurlu bulduğu eşinin başvurucuya10.000 TL manevi tazminat ödemesine hükmetmiştir. Mahkeme, her ne kadar kusurluolsa da kadının sürekli ve düzenli gelirinin olmadığı gerekçesiyle madditazminata ilişkin talebi reddetmiştir.
40. Temyiz incelemesi yapan Yargıtay 2. Dairesi ise, ailebirliğinin kadının tam kusurlu tutum ve davranışlarıyla yıkıldığını, dolayısıylabaşvurucuya uygun miktarda maddi tazminat ödenmesine karar verilmesigerektiğini belirterek hükmün maddi tazminata ilişkin kısmını bozmuştur. Anılankarar üzerine Aile Mahkemesi, başvurucunun uğradığı ya da uğraması muhtemelzararlarının sorumlusu olarak belirlediği eski eş tarafından başvurucuya 5.000TL maddi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Söz konusu karar, Yargıtayincelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
41. Derece mahkemelerince verilen kararlarda; başvurucunun eskieşinin tutum ve davranışlarının başvurucunun kişilik haklarına yönelen haksızsaldırılar olarak nitelendirildiği, başvurucunun kusursuz, eski eşinin ise tamkusurlu olduğunun tespit edildiği, kişilik haklarına ve aile bütünlüğüneyönelik saldırılar nedeniyle mağdur olduğu belirlenen başvurucu lehine 10.000TL manevi tazminat ile 5.000 TL maddi tazminata hükmedildiği görülmektedir. Buçerçevede başvurucunun uğradığı zararın yapılan yargılama neticesinde derecemahkemelerince tespit edildiği ve lehine hükmedilen tazminat miktarının maddi vemanevi yönden uğranılan zararlar yönünden etkili bir giderim sağlamayaelverişli olduğu değerlendirilmektedir.
42. Başvurucunun ileri sürdüğü iddialar hakkında araştırmalarave incelemelere dayalı olarak verilen derece mahkemesi kararlarının konuyla ilgilive yeterli gerekçe içerdiği, davalı eski eşin kusurunun tespit edildiği vesomut koşullar dikkate alınarak tazminata hükmedildiği, dolayısıylamağduriyetin giderilmesine yönelik etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğününyerine getirildiği anlaşılmaktadır. Neticede başvurucunun maddi ve manevivarlığını koruma ve geliştirme hakkı çerçevesinde devletin yükümlülüklerininyerine getirildiği, kararlarda yer verilen tespit ve gerekçeler itibarıylayargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşılmadığı dikkatealındığında söz konusu iddia yönünden açık ve görünür bir ihlalin bulunmadığısonucuna ulaşılmıştır.
43. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
44.Başvurucu, eşi ile üçüncü kişinin birlikte yaşamalarınınengellenmesi yönündeki tedbir taleplerinin hukuka aykırı şekilde reddedildiğinive Devletin ailenin korunması konusunda üzerine düşen yükümlülükleri yerinegetirmediğini belirterek, aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
2. Değerlendirme
45. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmışöyledir:
"Herkes ... aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir... aile hayatının gizliliğinedokunulamaz..."
46. Anayasa'nın 41. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşlerarasında eşitliğe dayanır.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikleananın ve çocukların korunması ... için gerekli tedbirleri alır, teşkilatıkurar..."
47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucununihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahaleninolmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veyazorlama şikâyetlerden ibaret başvuruların açıkça dayanaktan yoksun kabuledilebilir (Hikmet Balabanoğlu,B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
48. Aile hayatına saygı hakkı Anayasa’nın 20. maddesinin birincifıkrasında güvence altına alınmıştır. Söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8.maddesi çerçevesinde korunan aile hayatına saygı hakkının Anayasa’dakikarşılığını oluşturmaktadır. Anayasa'nın 41. maddesinin ise Anayasa'nınbütünselliği ilkesi gereği, aile hayatına saygı hakkına ilişkin pozitifyükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında gözönündebulundurulması gerekmektedir (Murat Atılgan,B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 22; Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).
49. Aile hayatına saygı hakkı, öncelikle aile olaraknitelendirilebilen bir birlikteliğin ya da bağın varlığını gerekli kılmaktadır.Bu türden bir nitelendirmenin yapılamadığı durumlarda aile kavramı söz konusuolamayacağından ilgili kişilerin aile hayatına saygı hakkının içerdiğigüvencelerden yararlanamayacağı açıktır.
50. Aile hayatına saygı hakkı kapsamında, ailenin korunmasınısağlamaya yönelik olarak devletin üstlenmesi gereken birtakım yükümlülüklerortaya çıkabilir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, somut olayın koşullarınagöre tedbirler alınmasını ya da edimde bulunulmasını gerekli kılabilir. Buanlamda pozitif yükümlülüklerin gereklerinin her olayın kendine özgü koşullarınagöre değişiklik gösterebileceği kuşkusuzdur.
51. Başvurucunun aile hayatına saygı hakkı bağlamındakişikâyeti, boşanma aşamasında da olsa devam eden evliliğin korunması yönündenkamusal makamların üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğine ilişkindir.
52. Öncelikle boşanma aşamasında da olsa devam eden resmîevlilik birliktelikleri aile hayatına saygı hakkının konusunu oluşturabilir.Başvurucu anılan iddiasını, eşi ile üçüncü kişinin birlikte yaşamalarınınengellenmesi yönündeki tedbir taleplerinin mahkemelerce reddedilmesinedayandırmıştır.
53. Somut başvuruda, başvurucunun talep ettiği türde bir tedbirebaşvurulmasını gerekli kılabilecek ölçüde bir zorunluluk bulunmadığı gibiderece mahkemelerince belirtildiği üzere bu türden bir tedbirin alınmasıhukuken de mümkün değildir. Zira devletin aileyi koruma yükümlülüğü, bu aileninbir parçası olan diğer eşin iradesine aykırı olarak onun özel hayatına müdahaleedilmesini haklı kılmaz. Ayrıca devletin sadakatsizliğe uğrayan eşe, boşanma vegerekirse tazminat elde etme imkânını sağladığı da dikkate alındığında korumayükümlülüğüne ilişkin uygun ve yeterli vasıtaların hayata geçirildiği açıktır.
54. Öte yandan başvurucu tarafından ileri sürülen hususlarınyargısal süreçlerde değerlendirildiği, ilgili ve yeterli gerekçelerlekarşılandığı görülmektedir. Tüm bu hususlar gözönünealındığında başvurucunun bu iddiası yönünden açık ve görünür bir ihlalinvarlığından söz edilemeyecektir.
55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Evlenme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia
1. Başvurucunun İddiaları
56. Başvurucu, açtığı boşanma davasının gereksiz yere uzatıldığınıve ivedilikle sonuçlandırılmayan dava sürecinde yeniden evlilik birliğikuramadığını belirterek evlenme hakkının ihlal edildiği ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
57. Evlenme hakkı, Sözleşme'nin 12. maddesinde ayrıcadüzenlenmiş olup bu hak Sözleşme'nin 8. maddesinde yer verilen özel hayata veaile hayatına saygı hakkı ile yakından ilişkilidir. Anayasa'da ise evlenmehakkı ile ilgili açık bir normatif düzenleme bulunmamaktadır. Bununla birliktebu hakkın Anayasa'da yer verilen bazı hükümlerde mündemiç olduğunun kabulümümkündür. Bu bağlamda Anayasa'nın 20. ve 41. maddeleri, evlenme ve aile kurmahakkı açısından önemli birer normatif dayanaktır. Zira evlenmek veya evlenmemekkişinin özel yaşamının ve aile yaşamının bir parçasını oluşturmakta, bu yönüylesöz konusu hak Anayasa'nın 20. maddesinde yer verilen özel ve aile hayatınasaygı hakkının bir görünümünü oluşturmaktadır. Söz konusu hakla bağlantılıdiğer hüküm ise Anayasa'nın 41. maddesi olup belirtilen madde metninde deaçıkça evlenme hakkından bahsedilmemekle birlikte madde gerekçesinde yer alan"Ailenin korunması fikrinin, her şeydenönce Medenî Kanun anlamında evliliklerin kurulmasını yaygınlaştırmak vekolaylaştırmak olduğu şüphesizdir" ifadesinden yola çıkarak amaçsal bir yorum ile belirtilen hakkın varlığı sonucunaulaşılabilir (Hüseyin Kesici, B.No: 2013/3440, 20/4/2016, § 44; Ö.Ç.,B. No: 2014/8203, 21/9/2016, § 51).
58. Aynı yorum aile kurma hakkı açısından da geçerlidir.Anayasa'nın 20. maddesi aile kurma hakkını değil daha önce gerçekleşen birevlilikle ortaya çıkan aile yaşamına saygıyı korumakla birlikte aile kurmahakkı da kişinin özel yaşamına ve aile yaşamına ilişkin bir konu olduğundanaile kurma hakkını da içermektedir. Bu kapsamda Anayasa'nın 41. maddesinde ailekurma hakkına değil kurulmuş bir ailenin devlet tarafından korunmasına yervermekle birlikte madde gerekçesindeki “Aileninkorunması fikrinin, her şeyden önce Medenî Kanun anlamında evliliklerinkurulmasını yaygınlaştırmak ve kolaylaştırmak olduğu şüphesizdir” ifadesindenaile kurma hakkının elde edilmesi mümkündür (HüseyinKesici, § 45; Ö.Ç., §52).
59. Anayasa Mahkemesi birçok kararında, Anayasa'nın 41.maddesinde aile kurumunun özel olarak düzenlendiğini, anayasal güvenceyebağlandığını ve korumaya alındığını ifade ederek aile kurma hakkının dakorumaya alınmasını mümkün kılmıştır. Buna göre aileyi Türk toplumunun temeliolarak tanımlayan Anayasa'nın 41. maddesinde, ailenin birey ve toplumhayatındaki önemine işaret edilmiş; devlete ailenin korunması için gereklidüzenlemeleri yapması ve teşkilatı kurması konusunda ödevler yüklenmiştir.Böylece aile kurumuna anayasal koruma sağlanmıştır (AYM, E.2005/26, K.2008/105,15/5/2008; E.1999/35, K.2002/104, 12/11/2002; E.2013/158, K.2014/68,27/3/2014).
60. Ailenin korunması için gerekli düzenlemelerin yapılması veteşkilatın kurulması biçimindeki yükümlülüklerin yanı sıra ailenin kurulmasınave evliliğin gerçekleştirilmesine yönelik hukuki koşulların düzenlenmesi veuygulanması konusunda da devletin yükümlülüklerinin bulunduğu söylenebilir.
61. İlgili mevzuatta sayılan nedenlerin gerçekleşmesi durumundaresmî bir evliliğin sona ereceği açıktır. Bu nedenlerden biri de yetkili vegörevli mahkemece verilen ve neticede kesinleşen boşanma kararıdır. Boşanan eş,evlilik için gerekli olan koşulları taşıdığı müddetçe yeniden evlenme hakkınasahiptir. Ancak boşanma işlemlerinin de hakkın özünü zedelemeyecek şekildeuygun bir zaman dilimi aralığında tamamlanması gerektiği değerlendirilmektedir.Boşanma talebinin haklı ve makul nedenlere dayandığı çok açık olmasına rağmendavanın sürüncemede bırakılması durumunda ise, evlenme hakkının özününzedelenebileceği gözardı edilmemelidir.
62. Somut olayda, başvurucunun 16/5/2012 tarihinde açtığıboşanma davası hakkında Aile Mahkemesi tarafından 5/11/2013 tarihinde boşanmatalebinin kabulü yönünde karar verildiği görülmektedir. Söz konusu kararın daYargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15/10/2014 tarihli hükmüyle kesinleştiğianlaşılmaktadır.
63. Derece mahkemeleri tarafından dava sürecindegerçekleştirilen yargılamaya ilişkin işlemler incelendiğinde, toplamda onduruşmanın yapıldığı ve ikisine başvurucu ya da vekilinin katılmadığıgörülmektedir. Diğer duruşmalarda ise tanıkların dinlenmesine ve dava konusuylailgili bilgi ve belgelerin toplanmasına ilişkin işlemlerin yerine getirildiğianlaşılmaktadır.
64. Toplam iki yıl beş ay sürdüğü görülen boşanma davasınınsürüncemede bırakılmadığı açık olduğu gibi derece mahkemelerince tarafların ilerisürdüğü hususların araştırılması konusunda gerekli özen ve dikkatin degösterildiği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla hakkın özünü zedelemeyecekşekilde boşanma davasının makul bir sürede tamamlandığı açık olduğundan somutbaşvuruda evlenme hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğuanlaşılmıştır.
65. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
C. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Evlenme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetineneden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAFTUTULMASINA 25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.