TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
D.Ö. BAŞVURUSU (4)
(Başvuru Numarası: 2014/3735)
Karar Tarihi: 12/6/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 27/7/2018-30491
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI
Başvurucu
:
D.Ö.
Vekili
:
Av. Özge Ayşe ÇAVUŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ramazan ayında gece vakti davul çalınmasının özelhayata ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 17/3/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. 1961 yılında doğan ve inşaat mühendisi olan başvurucu,İzmir'de yaşamaktadır.
10. Müslümanlar tarafından kutsal kabul edilen ramazan ayında oruç tutma ibadetinde bulunacakbireylerin ibadete hazırlanmaları için uyandırılmaları amacıyla davulçalınmaktadır. Bu yöntem ülke genelinde çoğunlukla uygulanan bir gelenek olarakkabul görmektedir.
11. Başvurucunun ikamet ettiği yere bağlı muhtarlık tarafından2008 yılı ramazan ayı boyunca davul çalınması ve para toplanması hususundayazılı yetkilendirme yapılmıştır.
12. Başvurucu; bir ay boyunca her gece saat 03.30'da davulçalınmasına izin verilmesi suretiyle uyandırıldığını belirterek gürültüniteliğindeki bu uygulamanın sağlıklı çevrede yaşama hakkını engellediğini,ayrıca ibadete zorlayıcı sonuçlarının olduğunu da iddia ederek uygulamanındayanağı olan işlemin iptal edilmesi için Konak Kaymakamlığı aleyhine İzmir 4.İdare Mahkemesinde 27/8/2008 tarihinde dava açmıştır.
13. Mahkeme 2/7/2009 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir.Kararın gerekçesinde öncelikle inanç özgürlüğü yönünden bir değerlendirmeyapılarak ramazan ayı içinde davul çalınmasının oruç tutma ibadetinin bir unsuru olmadığı, ibadetinbaşlangıcından önceki hazırlığın niteliğinden kaynaklanan sabahın erkensaatlerinde uyanma gerekliliğinin bir sonucu olarak gelenekselleşmiş biruyandırılma yöntemi olduğu açıklanmıştır. Kararda; İslam dinine inanmayan ya daibadet yöntemlerine kayıtsız kalan kişilerin salt davul çalınması nedeni ileibadete zorlandığının, bu yolla inanç özgürlüklerine müdahale edildiğininkabulüne olanak bulunmadığı değerlendirmesine yer verilerek davacının manevizararına neden olduğu ileri sürülen davulçalınarak oluşturulan gürültünün engellenmesive denetiminde davalı idarenin görev ve sorumluluğunun incelenmesi, varsaüstlendiği görevin yerine getirilmesinde hizmetkusurundan söz edilebilmesinin mümkün olup olmadığı irdelenmiştir.Kararda ayrıca, davul çalınması ile oluşturulan sesin bireylerin huzurunu vegiderek toplum sağlığını bozucu nitelikte olup olmadığının belirlenmesi,olumsuz etkileri var ise bunun önlenmesi için gerekli önlemlerin alınmasıgörevinin İzmir gibi Büyükşehir Belediyesi olarak örgütlenmiş yerelyönetimlerin bulunduğu yerlerde belediyelere ait olduğu belirtilmiş ve davalıidarenin varsa gürültü kirliliğinin belirlenmesi ve önlenmesinde ancak dolaylıgörevlerinden söz edilebileceğinden dava konusu edilen tahsis işleminde hukukaaykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
14. Anılan kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay 10. Dairesi(Daire) 23/9/2013 tarihli kararıyla gerekçeyi değiştirerek hükmü onamıştır.Onama gerekçesinde kısaca ramazan ayında geceleri davul çalınmasının örfiolarak uygulanan ve toplum içinde de çok büyük oranda hoşgörü ile karşılanangeleneksel bir uygulama olduğu ve dava konusu işlemin de bu gelenekseluygulamanın kontrollü olarak yapılmasını, dolayısıyla muhtemel kötüyekullanımlarının önlenmesini amaçladığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca davalıidarenin mahalle halkının talebini karşılamak üzere bu konuda denetimsiz olarakbirçok şahsın davul çalıp bireyleri rahatsız etmesinin önlenmesi için bu konudabelli kişilere izin verme yetkisininbulunduğu da gözönüne alınarak davanınreddine karar verilmesi gerektiği açıklanmıştır.
15. Nihai karar 26/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
16. Başvurucu 17/3/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
17. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve SalâhiyetKanunu'nun 14. maddesi şu şekildedir:
"Şehir ve kasabalarda gerek mesken içindeve gerek dışında saat 24 ten sonra her ne suretle olursa olsun civar halkınınrahat ve huzurunu bozacak surette gürültü yapanlar polisçe menolunur. Bu yasağıdinlemiyenler hakkında Ceza Kanununun 546 ncı maddesine göre takibat yapılır.
Zabıtadan izin alınarak yapılacak düğün vemüsamere ve balolar bu kayıttan müstesnadır."
18. 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun "Tanımlar" kenar başlıklı 2.maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"BuKanunda geçen terimlerden;
Çevre:Canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olaraketkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürelortamı,
… ifade eder."
19. 2872 sayılı Kanun'un "Gürültü"kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:
"Kişilerin huzur ve sükununu, beden veruh sağlığını bozacak şekilde ilgili yönetmeliklerle belirlenen standartlarüzerinde gürültü ve titreşim oluşturulması yasaktır.
Ulaşım araçları, şantiye, fabrika, atölye,işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları ve konutlardan kaynaklanan gürültü vetitreşimin yönetmeliklerle belirlenen standartlaraindirilmesi için faaliyetsahipleri tarafından gerekli tedbirler alınır."
B. Uluslararası Hukuk
20. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenarbaşlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına,konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."
21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından kirlilikbağlamındaki çevresel rahatsızlıkların devletin veya özel kişilerinfaaliyetleri sonucunda oluşması arasında bir ayırım gözetmeksizin Sözleşme'nin8. maddesi kapsamında güvence altına alınan hukuksal çıkarlarla bağlantıkurulmak suretiyle incelendiği anlaşılmaktadır (Bor/Macaristan,B. No: 50474/08, 18/6/2013, § 25).
22. Bu kapsamında AİHM'in iddiaya konu çevresel kirliliğin, özelhayatın veya aile hayatının nitelik ve kalitesini veya konutundan yararlanmaşeklindeki hukuksal çıkarı olumsuz etkilediğini tespit ederek özel hayatkavramının alt kategorileri olan özel hayata, aile hayatına ve konuta saygıhakkı ile sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı arasında bir bağ kurduğugörülmektedir (Powell ve Rayner/BirleşikKrallık, B. No: 9310/81, 21/2/1990; Hattonve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 36022/97, 8/7/2003; Lopez Ostra/İspanya, B. No: 16798/90,9/12/1994).
23. Bununla birlikte çevresel meselelerin Sözleşme’nin 8.maddesi kapsamında değerlendirilebilmesi için belirli koşulların mevcudiyetiaranmaktadır. Bu bağlamda söz konusu çevresel rahatsızlığın başvurucunun özelve aile yaşamı ya da konuta saygı hakkı üzerinde doğrudan bir etkide bulunmasıve söz konusu çevresel kirliliğin belirtilen değerler üzerindeki etkisininasgari bir şiddet derecesine ulaşması gerekmektedir. Bu kapsamda söz konusukirliliğin ciddi bir boyuta ulaşmış olması şartı aranmaktadır. Belirtilenbağlamda aranan asgari ağırlık eşiğinin söz konusu hukuksal değerlerin ihlaledilip edilmediğinin değil bizatihi söz konusu alana ilişkin incelenebilir birsorun doğup doğmadığının tespiti amacıyla değerlendirildiği görülmektedir. Sözkonusu şiddet derecesinin değerlendirilmesi göreli olup her somut olaydaçevresel etkinin yoğunluğu, süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile çevreningenel bağlamı gibi kriterler çervevesinde ayrıca değerlendirme yapılmasınızorunlu kılmaktadır (Fadeyeva/Rusya,B. No: 55723/00, 9/6/2005, § 69).
24. Yapılan değerlendirmelerde başvurucuların şikâyetlerine konuçevresel kirlilik kaynağına yakınlığı şüphesiz en önemli unsurdur. Bu kapsamdamodern kent yaşamının gereği olan çevresel tehlikeler ile kıyaslandığındaönemsiz kalan çevresel olumsuzluklar, Sözleşme'nin 8. maddesi çerçevesindekigüvenceleri harekete geçirmek için yeterli görülmemektedir (Mileva ve diğerleri/Bulgaristan, B. No:43449/02, 25/11/2010, § 90).
25. Sözleşme’de temiz ve sessiz bir çevrede yaşama hakkışeklinde bir hak güvence altına alınmadığı için özel hayat çerçevesinde korunanhukuksal çıkarlar üzerinde doğrudan ve ciddi bir etkisi bulunmayan, manzarahakkı veya güzel bir çevrede yaşama hakkı gibi çevresel hakların Sözleşme’nin8. maddesi kapsamında değerlendirilmesi söz konusu değildir (Krytatos/Yunanistan, B. No: 41666/98,22/5/2003, §§ 52, 53; Ali Rıza Aydın/Türkiye(k.k.), B. No: 40806/07, 15/5/2012, §§ 27-29). Zira Sözleşme'nin 8.maddesinin aktif hâle gelmesini sağlayan etken, çevrenin genel olarak bozulmasıdeğil bireylerin özel veya aile yaşamı ile konutları için zararlı bir etkininsöz konusu olmasıdır.
26. AİHM içtihadında inceleme konusu çevresel etkininSözleşme'nin 8. maddesinde yer alan güvenceleri etkin hâle getirebilmesi içinaranan ağırlık eşiğinin tespitinde genel olarak başvurucudan söz konusu etkiderecesini ortaya koyan somut veriler sunmasının beklenildiği, bu kapsamda sözkonusu etki derecesini ortaya koyan kamusal ölçümler veya uzman raporları gibiveriler ile ilgili alanın, örneğin gürültüye açık bölge olarak tespitedildiğini gösteren kamusal kararların yapılan değerlendirmelerde dikkatealındığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte AİHM'in başvuru evrakı ile ilgiliidari ve yargısal prosedüre ilişkin evrak kapsamında tespit ettiği veriler vehayatın olağan akışına göre söz konusu çevresel rahatsızlığın asgari ağırlıkeşiğini geçtiğinin kabul edilmesi gerektiği yönünde tespitlerde bulunduğubaşvuru örneklerinin de mevcut olduğu görülmektedir (Moreno Gomez/İspanya, B. No: 4143/02, 16/11/2004, §§ 59, 60;Ruano Morcuende/İspanya, B. No:75287/01, 6/9/2005; Fagerskiöld/İsviçre (k.k.),B. No: 37664/04, 26/2/2008; Oluic/Hırvatistan,B. No: 61260/08, 20/5/2010, §§ 52-62; Milevave diğerleri/Bulgaristan, §§ 93-95).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 12/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
28. Başvurucu; her yıl ramazan ayı boyunca gece saat 03.30'dadavul çalınması nedeniyle uyandırıldığını, uygulamanın özel ve aile hayatınadoğrudan müdahale teşkil ettiğini, herkesin dengeli ve sağlıklı bir çevredeyaşama ve hayatını sürdürme hakkına sahip olduğunu belirterek Anayasa'nın 5. ve56. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca; bu şekildedevletin izin verdiği görevlilerce uyandırılarak oruç tutmaya zorlandığını,anılan eylemin din ve inanç özgürlüğüne aykırı olduğunu, devletin herkese eşitmesafede olması gerektiğini belirterek din ve vicdan özgürlüğü ile eşitlikilkesinin de ihlal edildiğini iddia etmiştir.
29. Bakanlık görüşünde başvurucunun şikâyetleri, çevre hakkı veSözleşme'nin 8. maddesi kapsamında değerlendirilerek bu kapsamda daha önce AİHMtarafından karara bağlanan dosyalar ve ilgili kararlar doğrultusunda genelilkelere yer verilmiştir.
30. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında söz konusuşikâyetin sadece gürültü kapsamında ele alındığını, uygulamanın din ve vicdanözgürlüğüne de aykırı olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca; Daireninhalkın istekleri doğrultusunda idarenin ramazan ayında davul çalması için izinvermeye yetkili olduğunu belirtmesine karşılık mevzuatta herhangi bir kuruma buyetkinin verilmediğini, gece vakti gürültü yapmanın yasak olduğunu belirterektazminat kararı verilmesini talep etmiştir.
31. Anayasa'nın 20.maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, özel hayatına ve aile hayatınasaygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir."
32. Özel hayat alanına dâhil olan tüm hukuksal çıkarlarSözleşme’nin 8. maddesi kapsamında güvence altına alınmakla birlikte söz konusuhukuksal çıkarların Anayasa’nın farklı maddelerinin koruma alanına girdiğigörülmektedir. Bu bağlamda özel hayat kavramına dâhil bir kısım hukuksaldeğerin Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlendiği, özel hayatın diğer altkategorileri olarak ele alınan haberleşmenin gizliliği ve konuta saygı hakkınınise Anayasa’nın 21. ve 22. maddelerinde güvence altına alındığı görülmektedir. Bukapsamda Sözleşme’nin 8. maddesinde yer alan hakların temel olarak Anayasa’nın20., 21. ve 22. maddelerinde düzenlendiği anlaşılmaktadır (Benzer yöndekikararlar için bkz. Hüseyin Tunç Karlık veZahide Şadan Karluk, B. No: 2013/6587, 24/3/2016, § 41).
33. Diğer taraftan Anayasa'nın 17. maddesinin birincifıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkınasahip olduğu belirtilmektedir. Bu maddenin gerekçesinde ise şu açıklamalara yerverilmiştir: "... bu madde ile yaşama,maddi ve manevi varlığın bütünlüğü ve bunun geliştirilmesi hakkı korunmaktadır.Bu iki hakkın bir bütün teşkil ettiği, birbirini tamamladığı açıktır."Maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı bireysel başvuru kapsamındaAnayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan temel hak vehürriyetlere ilişkin güvenceler yönünden dikkate alınması gereken çerçeve birdüzenleme olarak değerlendirilmelidir. Buna karşılık özel hayata saygı hakkınınAnayasa’nın 20. maddesinde düzenlenmek suretiyle özel ve ayrı olarak güvencealtına alındığı görülmektedir. Dolayısıyla bireyin maddi ve manevi varlığıüzerinde de etkileri bulunan çevresel meselelerin bu konuda özel ve ayrı olarakdüzenlenmiş bulunan Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan özel hayata saygı hakkıkapsamında ele alınması gerekir (BinaliÖzkaradeniz ve diğerleri [GK], B.No: 2014/4686, 1/2/2018, § 43).
34. Özel hayatın korunması kapsamında kişiliğin serbestçegeliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına dâhildir. Bubağlamda kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne ilişkin hukuksal çıkarı da özelhayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınmaktadır. Fiziksel ve ruhsalbütünlük hakkı kapsamında güvence altına alınan hukuksal çıkarlardan biri desağlıklı bir çevrede yaşama hakkıdır (AYM, E.2013/89, K.2014/116, 3/7/2014; Mehmet Kurt, B. No: 2013/2552, 25/2/2016,§ 45; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide ŞadanKarluk, § 42; Binali Özkaradenizve diğerleri, § 44 ).
35. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının anayasal anlamda normatifdayanağı 56. maddede yer verilen, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevredeyaşama hakkına sahip olduğu yönündeki düzenlemedir. Ancak söz konusu hüküm,Anayasa’nın "Temel Haklar veÖdevler" başlıklı İkinci Kısım'ının ''Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler'' başlıklı ÜçüncüBölüm'ünde yer almaktadır. Bu sebeple Anayasa’da yer alan ikinci ve üçüncükuşak hakların ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunulamayacağıifade edilmekle birlikte sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının Anayasa’nın özelhayata ve aile hayatına saygıyı güvence altına alan 20. maddesi ve konutdokunulmazlığını düzenleyen 21. maddesi kapsamında ve söz konusu hükümlerde yeralan hukuksal çıkarlar üzerindeki etkisi dikkate alınarak değerlendirilmesigerekmektedir (Binali Özkaradeniz vediğerleri, § 45).
36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin ramazan ayında davul çalınması olgusuna dayandığı,başvuruda ses ve uyku saatinde rahatsız edilme hususlarına vurgu yapıldığıdikkate alınarak din ve vicdan özgürlüğü kapsamında dile getirilen iddianıntemelde gürültü kirliliği ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu, İslamdininin bir mezhebine ait ibadete zorlandığını iddia etmekte ise de davul çalınarak uyandırılma, söz konusuibadetin bir unsuru olmayıp sadece bireylerin bu ibadete hazırlanmalarınıkolaylaştırmak amacıyla uyandırılmalarını sağlamak üzere ülke içinde zamanlayerleşmiş bir gelenektir. Bu durumda ibadete katılacak bireylerden davulçalınarak uyandırılmak isteyenlerin yanı sıra ibadete katılmasına rağmen buyöntemle uyandırılmak istemeyen bireylerin de bulunması mümkündür. Dolayısıylaibadete katılmayacak veya katılsa dahi davul çalınarak uyandırılmak istemeyenbireylerin bu şekilde uyandırılması, ses yüksekliğiyle ilgili olup uyandırılmaolgusu, tek başına ibadete zorlama olarak değerlendirilemeyeceğindenbaşvurucunun şikâyetinin Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında özel hayata ve ailehayatına saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerekmiştir.
37. Çevresel meselelerin Anayasa'nın 20. maddesi kapsamındadeğerlendirilebilmesi için belirli koşullar gerçekleşmiş olmalıdır. Bu bağlamdasöz konusu çevresel rahatsızlığın başvurucunun özel ve aile hayatı ya da konutasaygı hakkı üzerinde doğrudan bir etkide bulunması, bu kapsamda çevreselrahatsızlığın ciddi bir boyuta ulaşmış olması şartı aranmaktadır. Ancakbelirtilen bağlamda aranan asgari ağırlık eşiğinin değerlendirilmesi somut birzararın gerçekleşip gerçekleşmediğine göre değil söz konusu alana ilişkinincelenebilir bir sorun doğurup doğurmadığı tespit edilerek yapılmaktadır. Budeğerlendirme ise her somut olayda çevresel etkinin yoğunluğu, süresi, beden veruh bütünlüğü ile çevrenin genel bağlamı gibi kriterler çerçevesinde ayrıcadeğerlendirme yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Yapılan değerlendirmelerde,başvurucunun iddiaya konu çevresel kirlilik kaynağına yakınlığı şüphesiz enönemli unsurdur (Benzer yöndeki kararlar için bkz. Mehmet Kurt, § 58; FevziKayacan (2), B. No: 2013/2513, 21/4/2016, § 53; Binali Özkaradeniz ve diğerleri, § 48).
38. Çevresel kirlilik tek başına özel hayata saygı hakkıkapsamında korunmaya değer bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkıSözleşme kapsamında korunan bir hak değildir. Anayasa'nın 56. maddesinde yeralan herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğuyönündeki düzenleme, Sözleşme'de münhasıran yer almadığından söz konusu hakkınortak koruma alanında bulunduğunu söylemek güçtür. Bununla birlikte tartışmayakonu çevresel kirlilik, bireyin konuttaki huzurunu, özel veya aile hayatınıdoğrudan etkilerse ve belirli bir katlanma düzeyini geçerse özel hayata saygıhakkı bakımından bir sorunun mevcut olduğu varsayılmaktadır. Bu iki koşuldanbirinin yokluğu ise özel hayata saygı hakkının güvencelerinin devreye girmesiniengellemektedir.
39. Bu kapsamda ilgili tesis, işletme veya sair faaliyet sonucuortaya çıkan çevresel etkiler ile bireyin özel ve aile hayatı veya konutunukullanım hakkı arasında yeterince sıkı bir bağın varlığı ilk koşul içinyeterlidir (Benzer yöndeki kararlar için bkz. MehmetKurt, § 69; Ahmet İsmail Onat,B. No: 2013/6714, 21/4/2016, § 84; HüseyinTunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, § 68).
40. Başvurucunun çevresel rahatsızlık olarak ileri sürdüğü davulçalınması nedeniyle oluşan sesin ancak başvurucunun yaşam kalitesini olumsuzetkilediği ölçüdeAnayasa'nın 20. maddesi kapsamındaki güvenceleri hareketegeçirebilecektir. Davul çalınması nedeniyle oluşan ve tekrarlayan gürültününbaşvurucunun evinin önünde gece saatlerinde meydana gelmesi nedeniylebaşvurucunun özel hayatını doğrudan ve yakından etkilediği açıktır.
41. Öte yandan bu çevresel etkinin Anayasa’nın 20. maddesikapsamındaki güvenceleri harekete geçirecek asgari ağırlıkta olup olmadığıdeğerlendirilmelidir (Benzer yöndeki kararlar için bkz. Mehmet Kurt, § 67; Ahmet İsmail Onat, § 82; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk,§ 66).
42. Özel hayata saygı hakkının gündeme gelebilmesi için arananbu ikinci koşul, her olayın somut koşulları içinde değerlendirilmesinigerektiren göreceli bir alan olup rahatsızlığın yoğunluğu, etkiye maruz kalınansüre veya kişi üzerindeki fiziksel veya zihinsel etkileri gibi unsurlar koşulunoluşması bakımından dikkate alınmaktadır (Benzer yöndeki kararlar için bkz. Mehmet Kurt, § 58; Fevzi Kayacan (2), B. No: 2013/2513,21/4/2016, § 53; Binali Özkaradeniz vediğerleri § 48).
43. Şikâyete konu davulçalma, her yılın farklı zaman diliminde ve bir ay süreylegecesaatlerinde genellikle birkaç dakikayı geçmeyecek şekilde gerçekleşengeleneksel bir faaliyettir. Türkiye'de yaşayan bireylerin çoğunluğu bakımındanbenimsenen ve sahiplenilen bu gelenek, birlikteyaşama amacını taşıyan diğer bireyler yönünden hoş görülmesibeklenen bir olgudur. Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesinin temelini, bugeleneğin sürdürülmesinden başvurucunun duyduğu rahatsızlığın hoş görülmesibeklenmeyecek düzeye ulaşıp ulaşmadığı hususu oluşturmaktadır.
44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucununihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahaleninolmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veyazorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabuledilebilir (Hikmet Balabanoğlu,B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
45. Başvurucu, yaşadığı toplum tarafından gelenek olarak kabuledildiği şekliyle davul sesine maruz kalmaktadır. Sesin gece uyku saatlerindeoluşması nedeniyle başvurucunun yaşam kalitesinin etkilendiği tartışmasızdır.Ancak maruz kalınan sesin ortalama bir insanda oluşturacağı etkinin ve sesemaruz kalma süresinin kural olarak katlanılmayacak boyuta eriştiğini söylemekgüçtür. Ayrıca meydana gelen rahatsızlığın yılın sadece belli bir zamandiliminde gerçekleşmesi ve bu zaman diliminin belirliliği nedeniyleöngörülebilir oluşu da başvurucunun ortaya çıkan rahatsızlığa katlanabilmesinisağlayacak önemli bir etkendir.
46. Diğer yandan başvurucunun ülke genelinde gerçekleşen bu faaliyettendiğer bireylere nazaran daha fazla etkilenmesini gerektirecek unsurların somutolayda mevcut olması ihtimal dâhilinde ise de bu yönde bir bilgi veya olgubaşvurucu tarafından ortaya konmuş değildir. Hâl böyle olunca Türkiye'deyaşayan diğer kişilerle birlikte başvurucunun da maruz kaldığı sesin süresi veyoğunluğu Anayasa'nın 20. maddesinde koruma altına alınan güvenceleri işletecekasgari ağırlıkta bulunmamaktadır. Dolayısıyla üçüncü kişiler tarafından bellibir kural dâhilinde kontrollü olarak gerçekleşen davul çalma eylemi nedeniyleoluşan gürültünün devletin müdahalesini gerektirecek seviyeye ulaşmadığısonucuna ulaşılmaktadır.
47. Açıklanan gerekçelerle başvuruya konu çevresel meseleninözel hayata saygı hakkının korumasından yararlanacak ağırlıkta bulunmadığındanbaşvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Başvurunun kabul edilemez bulunması nedeniyle -daha önce adliyardım talebinin kabul edilerek muaf tutulan yargılama giderlerinin tahsilininbaşvurucunun mağduriyetine neden olmayacağı da anlaşıldığından- 12/1/2011tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesi uyarıncamuafiyetin koşullarının tamamen oluşmaması sebebiyle 206,10 TL harçtan ibaretyargılama giderinin başvurucudan TAHSİLİNE 12/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLEkarar verildi.
EK GEREKÇE
1. Ramazan ayında davul çalma ülkemizde oruç tutan vatandaşlarısahura kaldırmak amacıyla yapıldığı belirtilen yaygın bir faaliyettir. Bu amacadönük olarak davul çalınmasının günümüzün teknolojik şartları dikkatealındığında çok da gerekli olmadığı rahatlıkla öne sürülebilir. Bununla beraberbir gelenek olarak bu uygulama sürdürülmektedir.
2. Vatandaşların bir kısmı en geniş anlamıyla dini bir faaliyetbağlamında gerçekleşmesinden dolayı bu geleneğin devam ettirilmesinden dolayımaruz kaldıkları gürültüyü hoş görülebilir ve kabul edilebilir bulurken, bazıyurttaşlar tam tersini düşünerek özel hayatı veya aile hayatına ölçüsüz birmüdahalede bulunulduğu ve ibadet yapmaya zorlandıkları hissine kapılabilirler.
3. Mahkememiz somut başvuruyu Anayasa'nın 20. maddesikapsamındaki güvenceler çerçevesinde değerlendirerek oybirliğiyle açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulmuştur (§ 39, §§41-47).
4. Davul çalma faaliyetinin İslam dinince kutsal sayılan birzaman diliminde gerçekleştirildiğini ve arka planında bir ibadetin yerinegetirilmesinin amaçlandığını düşünürsek Anayasa'nın 24. maddesindeki din vevicdan hürriyeti kapsamında da bir kabul edilebilirlik değerlendirmesininyapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Engin YILDIRIM
Başkan