TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
DOĞA TAAHHÜT İNŞAAT TURİZM TİCARET A.Ş. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/19973)
Karar Tarihi: 28/11/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör
:
Eşref Uğur ŞENOL
Başvurucu
:
Doğa Taahhüt İnşaat Turizm Ticaret A.Ş.
Vekili
:
Av. Mehmet SAĞLAM
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, üzerinde fabrika ve işletmeleri bulunan taşınmazınbirinci derece doğal sit alanı olarak tescil ve ilan edilmesi sebebiylemülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 25/12/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu, İzmir'in Çiğli ilçesi Kaklıçköyünde kain 1098 parsel sayılı taşınmazın müşterek maliklerindendir.Başvurucunun beyanına göre aynı mevkide bu taşınmazına komşu olan 192 ve 201parsel sayılı iki taşınmazı daha bulunmaktadır. Taşınmaz tapuda tarla vasfıylakayıtlı iken 27/2/1986 tarihinde fabrika ve tesisleri olarak tapuda cinstashihi yapılmıştır.
8. İzmir 1. Numaralı Koruma Bölge Kurulunun (Koruma BölgeKurulu) 18/2/1999 tarihli kararıyla Gediz Delta Ovası'nda bulunan taşınmaz1/25000 ölçekli plana dayalı olarak birinci derece doğal sit alanı olarak ilanedilmiştir. Başvurucu bu karar üzerine iptal davası açmıştır. İzmir 3. İdareMahkemesinin (Mahkeme) 26/12/2001 tarihli kararıyla davaya konu taşınmazın sitalanı sınırları dışında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
9. Başvurucunun beyanına göre süreç içerisinde taşınmazın sitalanı içerisinde kaldığı kendisine bildirilmiştir. Başvurucu bunun üzerinetaşınmazın sit alanından çıkarılması için talepte bulunmuş, bu talebinin KorumaBölge Kurulu tarafından 14/11/2008 tarihinde reddedilmesi üzerine kararıniptali için 9/2/2009 tarihinde dava açmıştır. Mahkemece bilirkişi incelemesiyaptırılmış ve 23/2/2010 tarihinde dava konusu işlemin iptaline kararverilmiştir. Kararda bilirkişi raporuna atıf yapılarak taşınmazın bütünününbirinci derece doğal sit alanı niteliği taşımadığı ve sit sınırları dışınaçıkarılması durumunda taşınmazın çevresinin ve sit bütünlüğünün etkilenmeyeceğivurgulanmıştır.
10. Danıştay Altıncı Dairesi 22/12/2010 tarihinde hükmün bozulmasınakarar vermiştir. Kararın gerekçesinde, birinci derece doğal sit alanıiçerisinde bulunan ve uluslararası korumaya sahip delta ekosisteminin birparçası olan taşınmazın sit niteliğinin yapay etkenlerle kaybedildiğininkabulünün mümkün olmadığı belirtilmiştir. Kararda aksi yönde birdeğerlendirmenin delta ekosisteminin yapılaşma baskısı altına girmesi vebirinci derece doğal sit alanının bütünlük içerisinde özgün dokusununkorunabilmesi olanağının yitirilmesi sonucunu doğuracağı vurgulanmıştır.
11.Bozma kararına uyan Mahkeme 18/9/2012 tarihinde bozmailamında belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Danıştay Ondördüncü Dairesi (Daire) 24/9/2014 tarihinde kararınonanmasına hükmetmiştir. Dairenin 21/10/2015 tarihli kararıyla karar düzeltmeisteminin reddi üzerine hüküm kesinleşmiştir.
12. Nihai karar başvurucu vekiline 27/11/2015 tarihinde tebliğedilmiştir.
13. Başvurucu 25/12/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
14. 1/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve TabiatVarlıklarını Koruma Kanunu'nun ''Tanımlar vekısaltmalar'' kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(3) "Sit"; tarih öncesindengünümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerinsosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kentkalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konuolmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmıştabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır.''
15. 2863 sayılı Kanun'un "Tespitve tescil" kenar başlıklı 7. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Korunması gereklitaşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının ve doğal sit alanlarının tespiti,Kültür ve Turizm Bakanlığının koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetlerietkilenen kurum ve kuruluşların görüşü alınarak yapılır.
Yapılacak tespitlerde, kültür ve tabiatvarlıklarının tarih, sanat, bölge ve diğer özellikleri dikkate alınır. Devletinimkanları gözönünde tutularak, örnek durumda olan veait olduğu devrin özelliklerini yansıtan yeteri kadar eser, korunması gereklikültür varlığı olarak belirlenir.
Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiatvarlıkları ile ilgili yapılan tespitler koruma bölge kurulu kararı ile tescilolunur.''
16. 2863 sayılı Kanun’un "Sitalanlarında geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları ile koruma amaçlıimar plânı" kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"a) Bir alanın koruma bölge kurulunca sitolarak ilanı, bu alanda her ölçekteki plân uygulamasını durdurur. Sit alanınınetkileşim-geçiş sahası varsa 1/25.000 ölçekli plân kararları ve notları alanınsit statüsü dikkate alınarak yeniden gözden geçirilerek ilgili idarelerceonaylanır.
...
b) Koruma amaçlı imar plânlarıyla kesinyapılanma yasağı getirilen sit alanlarında bulunan gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetindeki taşınmazlar malikin başvurusu üzerine, belediye veil özel idaresine ait taşınmazlarla takas edilebilir."
17.Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Tabiat VarlıklarınıKoruma Yüksek Kurulunun 19/6/2007 tarihli ve 728 sayılı İlke Kararları'nın ilgili bölümü şöyledir:
''(I. Derece Doğal (Tabii) Sit: Bilimselmuhafaza açısından evrensel değeri olan, ilginç özellik ve güzelliklere sahipolması ve ender bulunması nedeniyle kamu yararı açısından mutlaka korunmasıgerekli olan, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacakalanlardır."
B. Uluslararası Hukuk
18. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halelgetirmez."
19. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sinan Yıldız ve diğerleri/Türkiye (B. No:37959/04, 12/1/2010) kararında başvurucuların taşınmazının sit alanı ilanedilmesine yönelik şikâyetlerini mülkiyet hakkı yönünden incelemiştir. AİHMöncelikle somut olayda, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğininincelenmesinin gerekli olmadığını ifade etmiştir. AİHM bundan sonrabaşvurucuların taşınmazının Koruma Kurulu tarafından birinci derece sit alanıilan edilmesinin mülkiyet hakkına müdahale olduğunu ve müdahalenin mülkiyetinkullanımını kontrolüne ilişkin ikinci paragraf çerçevesinde inceleneceğinibelirtmiştir.
20.AİHM, müdahalenin 2863 sayılı Kanun hükümlerine dayalıolduğunu ve kültür varlıklarının korunması yönünde meşru bir amacının olduğunuvurgulamıştır. Son olarak ölçülülük yönünden ise başvurucunun kanuna uygunolmak kaydıyla mülkünü kullanabildiği ve getirilen kısıtlamaların söz konusumülkün kullanımını önemli ölçüde sınırlamadığı ifade edilmiştir. Bunun yanındamutlak bir inşaat yasağı öngörülmediği ve bütünüyle bir satış yasağının sözkonusu olmadığı belirtilerek, Kanunda yer alan trampa imkânına dadeğinilmiştir. Sonuç olarak müdahalenin meşru amacı ile karşılaştırıldığındaaşırı bir külfet yüklemediği gerekçesiyle başvuru açıkça dayanaktan yoksunbulunmuştur.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 28/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu, sit alanı içerisinde kaldığı belirtilen taşınmaz üzerinde1987 yılından beri fabrika ve işletmelerinin bulunduğunu ve 18/2/1999 tarihindetaşınmazın sit alanı içerisinde kaldığının ilan edildiğini ifade etmiştir.Başvurucu; derece mahkemesince görüşüne başvurulan üç kişilik bilirkişi heyetitarafından taşınmazın doğal sit alanı niteliği taşımadığının bilimselgerekçelerle ortaya konulmasına rağmen aksi yönde karar verilmesi nedeniylemülkiyet hakkından yeterince istifade edemediğini, fabrikalarındakifaaliyetlerini durdurmak durumunda kaldığını ve ticari yönden büyük zararauğradığını savunmuştur. Başvurucu ayrıca komşu taşınmaz hakkında aynı nedenleaçtığı davada derece mahkemelerince farklı kararlar verildiğinden yakınmış vesonuç olarak bu gerekçelerle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
23. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.''
24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu adil yargılanma hakkının da ihlaledildiğini ileri sürmekte ise de başvurucunun taşınmazının sit alanı ilanedilmesi yönündeki şikâyetin esas itibarıyla mülkiyet hakkını ilgilendirdiğianlaşıldığından başvurucunun bütün şikâyetlerinin mülkiyet hakkının ihlaliiddiası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
25. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasına göre Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarınıtemellendiremediği, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahaleninmeşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerdenibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
26. Anayasa’nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyethakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).Somut olayda başvurucunun tapu kayıtlarına göre maliki olduğu taşınmazınAnayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülk teşkil ettiği tartışmasızdır.
27. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek vekanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma ve üzerinde tasarruf etme,ürünlerindenyararlanma imkânı verir (Mehmet Akdoğan vediğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikinmülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etmeyetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkileder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).
28.2863 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri kapsamındataşınmazın kültür varlığı olarak tescil edilmesi mülkiyetin kullanımınabirtakım sınırlamalar getirmekle birlikte başvurucunun taşınmaz üzerindekimülkiyet hakları devam etmekte olduğundan mülkiyet hakkından yoksun kaldığısöylenemez. Öte yandan böyle bir durum mülkiyet hakkı kapsamında taşınmazüzerinde gerçekleştirilmesi mümkün olan bir kısım faaliyetlerin yerinegetirilmesinin belli şartlara bağlanması sonucunu da doğurmaktadır. Bu bakımdantaşınmazın kültür varlığı olarak tescili şeklinde gerçekleşen ve taşınmazınkullanım şekli, muhafazası, yapılabilecek inşai vefiziki muameleler ve benzer yönlerden kısıtlamaları da beraberinde getirenmüdahalenin mülkiyetin kullanımını kontrol/düzenleme hakkı kapsamındaincelenmesi gerekmektedir (Ahmet Bölge, B. No: 2014/13133, 28/9/2016,§ 48).
29.Somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkı üzerinde oluşanmüdahalenin temel dayanağını taşınmazın doğal sit alanı içerisinde kaldığınailişkin Koruma Bölge Kurulu kararı oluşturmaktadır. Bu müdahale sonucundabaşvurucunun mülkiyet hakkı devam etmekle birlikte bu hakkın kullanımı belirlikısıtlamalar çerçevesinde mümkün olabildiğinden müdahalenin mülkiyetinkullanımını kontrol/düzenleme hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
30.Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet sınırsız bir hak olarakdüzenlenmemiş, bu hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür (RecepTarhan ve Afife Tarhan, § 62).
31. Somut olayda Koruma Bölge Kurulunun, başvurucunun mülkiyethakkına müdahale teşkil eden 14/11/2008 tarihli kararı 2863 sayılı Kanun'un 7.maddesi ve ilgili diğer hükümlerine dayanmaktadır. Dolayısıyla müdahaleninkanuni dayanağının bulunduğu kanaatine varılmıştır.
32.Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamuyararı amacıyla sınırlanabilir. Başvurucunun yapı kullanma izni verilmesiyönündeki talebi taşınmazın birinci derece doğal sit alanı içerisinde kaldığıgerekçesiyle reddedilmiştir. Bu bağlamda müdahalenin doğal sit alanlarınıkoruma gayesi taşıdığından kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğukabul edilmiştir.
33. Ancak mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararıamacına dönük olması yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması gerekir. Ölçülülükilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde eldeedilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengeninkurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak aşırı biryüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır. Müdahaleninölçülülüğünü Anayasa Mahkemesi değerlendirirken; bir taraftan ulaşılmak istenenmeşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahalenin niteliğini, başvurucunun vekamu otoritelerinin davranışlarını da gözönündetutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,§§ 58, 60).
34. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük ilkesi,bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul birdengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Öngörülen tedbirin, malikiolağandışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı vedolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez (MehmetAkdoğan ve diğerleri, § 38).
35. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında taşınmazların sitalanı olarak tescil ve ilan edilmek suretiyle maliklerin tasarruf yetkilerininsınırlandırılması biçiminde gerçekleşen müdahalenin ölçülü olup olmadığını 2863sayılı Kanun'da malik lehine getirilen imkânları bir bütün olarakdeğerlendirmek suretiyle incelemiştir (AhmetBölge, § 57-65; Nagihan Beken, B. No:2014/9998, 12/7/2016, §§ 41-53). Somut başvuruda Anayasa Mahkemesinin anılaniçtihadından ayrılmayı gerektirecek bir neden bulunmamaktadır.
36. Somut olayda başvurucu, Mahkemece alınan bilirkişi raporundataşınmazın doğal sit alanı niteliği taşımadığının bilimsel gerekçelerle ortayakonulmasına rağmen derece mahkemelerince aksi yönde karar verilmesinin adilyargılanma hakkını ihlal ettiğini savunmuştur. Kararın gerekçesinebakıldığında, doğal sit alanı içerisinde bulunan ve uluslararası korumaya sahipdelta ekosisteminin bir parçası olan taşınmazın sit niteliğinin sonradanmeydana getirilen yapay etkenlerle kaybedildiğinin kabulüne olanak bulunmadığıgerekçesiyle bilirkişi görüşünden farklı olarak davanın reddine karar verildiğigörülmüştür. Derece mahkemeleri yönünden bilirkişi görüşünün takdiri bir delilolduğunu, kesin ve bağlayıcı bir yönünün bulunmadığını belirtmek gerekir.Derece mahkemelerinin hukuka uygun gerekçelerle bilirkişi raporlarındanayrılarak aksi yönde karar vermeleri ihlal sonucuna yol açmaz. Somut olaydabaşvurucu bütün delillerini, iddia ve itirazlarını sunabilme imkânı bulmuş,derece mahkemeleri de taraflarca sunulan bilgi ve belgeleri ilgili hukukkuralları çerçevesinde yorumlamak suretiyle davanın reddi gerektiği kanaatinevarmışlardır.
37.Başvurucu ayrıca aynı yerde bulunan bir başka taşınmazıhakkında aynı nedenle açtığı davanın lehine sonuçlanmasına rağmen, somut başvuruyailişkin davada aleyhine karar verildiğinden yakınmıştır. Buna ilişkin olarakaynı yerde olsa dahi taşınmazların farklı olduğu ve farklı tarihlerde yapılanyargılamalarda her somut olayın özelliğine göre ilgili yargılama sırasındasunulan delillerden hareketle değerlendirme yapılarak farklı sonuçlaraulaşıldığı dikkate alındığında başvurucunun bu iddiasının da yersiz olduğudeğerlendirilmiştir. Nitekim derece mahkemelerinin kararlarında bariz takdirhatası veya açık bir keyfîlik oluşturan herhangi birdurum da tespit edilememiştir.
38. Diğer taraftan mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin somutolayda başvurucunun taşınmazından yararlanmasını bütünüyle etkilemediğigörülmektedir. Buna göre başvurucu 2863 sayılı Kanun'a uygun olmak kaydıylataşınmazı kullanabilmektedir. Ayrıca bu kanun mutlak bir inşaat ve satış yasağıda öngörmemektedir. Dolayısıyla müdahalenin başvurucunun mülkiyet hakkınınkullanımını önemli ölçüde sınırlamadığı anlaşılmaktadır. Bunun yanındabaşvurucunun anılan Kanun'un 17. maddesinin (b) bendinde düzenlenen takas yoluna başvurmasının önünde birengel bulunmaktadır. Başvurucu ayrıca taşınmazının sit alanı kapsamınaalınmasına ilişkin Koruma Bölge Kurulu kararına karşı iptal davası açmış ise debu karar nedeniyle oluştuğunu iddia ettiği zararların tazmini amacıyla idari veyargısal yollara da başvurmadığı anlaşılmaktadır (Ahmet Bölge, § 64; Nagihan Beken, § 52).
39. Sonuç olarak başvurucunun sağlanan hak ve kolaylıklardanyararlanamadığı yönünde somut bir şikâyetinin bulunmadığı dikkate alındığındamülkiyet hakkına yapılan müdahale başvurucuya aşırı bir külfet yüklememektedir.Dolayısıyla müdahalenin belirtilen kamu yararı amacı ile başvurucunun mülkiyethakkının korunması arasında olması gereken adil denge bozulmamış olup müdahaleölçülüdür. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edilmediği açıktır.
40. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA28/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.