TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
DURALİ GÜMÜŞBAŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/6427)
Karar Tarihi: 10/10/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Raportör
:
Eşref Uğur ŞENOL
Başvurucu
:
Durali GÜMÜŞBAŞ
Vekili
:
Av. Şaban GÜRBÜZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ruhsatsız olan binanın yıkılması nedeniyle mülkiyethakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 15/4/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına vebu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağınıbildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Ankara ili Altındağ ilçesi Yıldıztepe (Güneşevler) Mahallesi 23791 ada 5 parsel sayılı taşınmazınmalikidir. Başvurucunun beyanına göre taşınmaz, murisi tarafından 16/8/1966tarihinde edinilmiş ve üzerindeki bina da bu tarihten kısa bir süre sonra inşaedilmiştir. Yine başvurucu, murisi tarafından 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılıİmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin DeğiştirilmesiHakkında Kanun hükümlerinden yararlanmak amacıyla 11/2/1985 tarihli başvurununyapıldığını ifade etmiştir.
9. Başvurucu, murisi tarafından Belediye İmar Müdürlüğüneyapılan 31/3/1983 tarihli başvuru neticesinde başvuru masrafı olarak 2.000TL'nin Belediye İmar Müdürlüğünün Ziraat Bankası hesabına yatırıldığınıbelirtmiştir.
10. Altındağ Belediyesi (Belediye) tarafından imar uygulamasısonucunda başvurucuya ait taşınmaz üzerindeki gecekondunun bir kısmının imaryolunda kaldığı gerekçesiyle bu kısmın yıkımına ve yine bu kısımda kalanağaçların da kaldırılmasına karar verilmiştir.
11. Başvurucu, yıkım kararı üzerine 26/6/2007 tarihinde Ankara10. Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak taşınmaz üzerindeki yapı ve ağaçlarındeğerinin tespitini talep etmiştir. Tespit talebi üzerine alınan bilirkişiraporunda, binanın imar yolunda kalan kısmının yapı değeri ile yıkımdan artakalan kısmının kullanılabilir hâle getirilmesi için gerekli masrafın toplamının15.779,25 TL; taşınmaz üzerindeki ağaç bedellerinin ise 2.320 TL olduğu tespitedilmiştir.
12. Başvuru formu ve eklerinde binanın hangi tarihte yapıldığınailişkin bir bilgi yer almamaktadır. Diğer taraftan başvurucunun binanın 1983 yılıöncesinde yapıldığına ilişkin beyanına karşı idare tarafından derecemahkemelerine bir itirazda bulunulmamıştır. Binanın yıkım tarihi de yinebaşvuru formu ve eklerinden anlaşılmamakla birlikte yıkım işlemi üzerinebaşvurucu tarafından 2007 yılında dava açıldığı dikkate alındığında söz konusuyapının belirtilen tarihler arasında en az yirmi dört yıl süre boyuncakullanıldığı değerlendirilmiştir.
13. Başvurucu, imar uygulaması kapsamında yıkım nedeniyle oluşanzararının tazmin edilmemesi nedeniyle 27/12/2007 tarihinde Belediye aleyhinealacak davası açmıştır. Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi davanın idariyargının görev alanına girip girmediği noktasında karar verilmek üzere dosyanınDanıştay Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir. Danıştay Başsavcılığının21/7/2008 tarihli kararıyla olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılarak dosyanınUyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi yönünde hüküm tesis edilmiştir. Mahkemecebu karar doğrultusunda 6/11/2008 tarihli kararıyla görevsizlik kararı verilerekdosyayı Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir.
14. Uyuşmazlık Mahkemesinin 2/3/2009 tarihli kararıyla davanınçözümünde idari yargının görevli olduğu karara bağlanmıştır. Bu karar üzerinedavaya Ankara 3. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) devam edilmiştir. Başvurucu; anılandavada 2981 sayılı Kanun kapsamındaki imar affı hükümlerinden yararlanmakistemiyle murisi tarafından süresi içinde başvuru yapıldığını, başvurumasrafının ödendiğini, 2981 sayılı Kanun'un 14. maddesinde düzenlenen haksahibi olamayacak kişiler kapsamında olmadığını öne sürmüştür. Başvurucu,taşınmaz üzerindeki binanın 1/10/1983 tarihinden önce yapıldığının murisitarafından yapılan başvuru üzerine Belediye tarafından tespit edildiğinibelirtmiştir. Davalı Belediye, başvurucunun bu yöndeki beyanlarının aksine birşey söylememektedir. Belediye; davaya karşı savunmasında, başvuruya konutaşınmaz için geçerli bir imar affı müracaatının bulunmadığını ileri sürmüştür.
15. Mahkeme 26/7/2011 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.Kararda, imar planı kapsamında yol olarak belirlenen alan üzerinde yer alanyapının ruhsatsız olmasına rağmen imar affı yasasından yararlanan bir yapıolması durumunda enkaz bedelinin ödenmesi gerektiği vurgulanmıştır. FakatMahkeme kararında, başvurucu tarafından imar affından yararlanmak amacıylayapılan bir başvurunun olup olmadığı ve bu konunun akıbeti hakkında herhangibir değerlendirmeye yer verilmemiştir. Sonuç olarak görev ve sorumluluğubulunan idare açısından gecekondunun yıkılmasının hizmet kusuru olarakdeğerlendirilemeyeceği, yapının yıkımı nedeniyle oluşan zararın idaretarafından tazmin edilmesinin hukuken mümkün olmadığı belirtilerek davanınreddine karar verilmiştir.
16. Başvurucunun temyiz talebi Danıştay OndördüncüDairesinin 16/4/2014 tarihli kararıyla reddedilmiş, karar onanmıştır. Karardüzeltme isteminin de aynı Dairenin 25/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmesiüzerine karar kesinleşmiştir.
17. Nihai karar, başvurucu vekiline 17/3/2015 tarihinde tebliğedilmiştir.
18. Başvurucu 15/4/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
19. 13/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun"Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapılar"kenar başlıklı 32. maddesi şöyledir:
“BuKanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsatalınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığıilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi birşekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andakiinşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.
Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerineasılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshasıda muhtara bırakılır.
Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapısahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyedenveya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.
Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığıngiderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu,inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır veinşaatın devamına izin verilir.
Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsataaykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulukararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapısahibinden tahsil edilir.”
20. 2981 sayılı Kanun’un"Bu Kanun hükümlerinden yararlanamayacak olanlar" kenarbaşlıklı 14. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Aşağıdakidurumlara uyan yapılar bu Kanun hükümlerinden yararlanamazlar:
....
10 Kasım 1985 tarihinden sonra yapılangecekondular ile inşaasına başlanan imar mevzuatına,ruhsat ve eklerine aykırı yapılar ve (...) (1) Çanakkale Boğazında 2 Haziran1981 tarihinden sonra yapılan gecekondular ile 1 Ekim 1983 tarihinden sonrainşasına başlanan imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı yapılar”.
B. Uluslararası Hukuk
21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında, mülkiyethakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerininbunlara ilişkin yorumundan bağımsız olaraközerk bir yorum esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, §63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,§ 129).
22. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancakmüdahalenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesinin anlamı kapsamında bir mülk ile ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğinibelirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren mevcut mülk veya malvarlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir meşru beklenti de mülkiyet hakkıkapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya[BD], B. No: 44912/98, 28/9/2004,§ 35; LihtenştaynPrensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No:42527/98, 12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiğikararlar için bkz. Pine Valley DevelopmentsLtd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No:17849/91, 20/11/1995, § 31).
23. Öneryıldız/Türkiye kararına konu olayda, Ümraniyeçöplüğünde meydana gelen metan gazı patlaması sonucu gerçekleşen toprak kaymasıdolayısıyla başvurucuya ait gecekondu zarar görmüştür. AİHM, başvurucununkonutunun bulunduğu taşınmazın Hazineye ait olduğunu ve bir gün bu taşınmazıdevralma beklentisinin mülk teşkil etmediğini kabul etmiştir. Ancak AİHM, 1988yılında ruhsatsız olarak inşa edilmesinden 1993 yılında meydana gelen kazayakadar belediye makamlarınca anılan taşınmazda bulunan gecekondununyıktırılmadığına dikkat çekmiştir. Kararda; yetkili makamların başvurucu veyakın akrabalarının bu evde oluşturdukları toplum ve aile çevresinde hiçrahatsız edilmeden yaşamasına izin verildiği, üstelik başvurucudan emlakvergisi alındığı ve ücret karşılığında başvurucunun kamu hizmetlerindenyararlanmasının sağlandığı belirtilmiştir. AİHM bu sebeple yetkili makamlarınbaşvurucu ve akrabalarının meskenleri ile taşınır mallarında mülkiyet hakkınailişkin bir menfaate (proprietary interest) sahipolduğunun fiilî (de facto)olarak kabul edildiği tespitinde bulunmuştur. AİHM; imar uygulamalarıbakımından belirli bir takdir yetkisi olduğunu ancak bu takdir hakkınınzamanında, uygun ve hepsinden önemlisi tutarlı bir şekilde harekete geçmeyükümlülüğünü sona erdirmeyeceğini belirtmiştir. AİHM'egöre somut olayda bu yükümlülüğe uyulmadığı gibi kaçak yapıları engellemeyeyönelik kanunların uygulanmasında oluşturulan belirsizliğin başvurucununmeskenine ilişkin durumun bir gece içinde değişebileceğini sanmasına nedenolması mümkün değildir. AİHM, başvurucunun meskenine yönelik mülkiyet hakkınailişkin menfaatinin Sözleşme'ye ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesinin ilk cümlesi çerçevesinde önemli bir menfaat vedolayısıyla bir mülk oluşturduğusonucuna varmıştır (Öneryıldız/Türkiye, §§ 124-129).
24. Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye (B. No:22035/10, 15/11/2016) kararına konu olay, 1997 yılında yaptırılan başvurucularaait konutun bir okul inşaatı sırasında zarar görmesi nedeniyle mülkiyethakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Bu olayda derece mahkemelerikonutun ruhsatsız olduğu gerekçesiyle başvurucuların tazminat taleplerinireddetmişlerdir. Öneryıldız/Türkiye kararına atıfla ruhsatsız olarakyapılmış olsa da kamu makamlarınca bu yapının yıktırılmadığı veya yıkımıyönünde bir işleme de girişilmediğine dikkat çekilerek tapuya tescil edilenkonut yönünden başvurucuların Sözleşme'ye ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesinin birinci paragrafında ifade edilen anlamda mülk teşkiledebilecek menfaatlerinin olduğu belirtilmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 40-47). AİHM; başvuruyugenel ilke niteliğindeki mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına ilişkinbirinci kural çerçevesinde incelemiş (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 52, 55), müdahalenin kanunidayanağının çevreyi korumak yönünde bir meşru amacı içerdiğini kabul etmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 68, 69).Ancak AİHM'e göre somut olayın koşullarında oluşanmaddi zarara rağmen başvurucuların tazminat taleplerinin reddedilmesi,başvurucuların mülkiyet hakkı kapsamındaki menfaatleri ile kamunun yararıarasındaki adil dengeyi bozmuş; başvuruculara aşırı ve olağan dışı bir külfetyükletilmesine yol açmıştır. AİHM, bu gerekçelerle başvurucuların mülkiyethaklarının ihlaline karar vermiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 70, 71).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 10/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
26. Başvurucu; murisinin 2981 sayılı Kanun hükümlerindenyararlanmak için süresi içinde başvuru yaptığını, bu kapsamda üzerine düşenhukuki sorumlulukları yerine getirdiğini, bu nedenle binanın kaçak yapı statüsündeolmadığını savunmaktadır. Başvurucu, imar uygulaması kapsamında Belediyetarafından imar yollarının açılması sonucunda binanın bir kısmının yıkılmasınave ağaçların sökülmesine rağmen taşınmaz üzerindeki yapının kaçak olduğugerekçesine dayanılarak zararının giderilmemesinden yakınmaktadır. Bu bağlamdabaşvurucu, adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile kanuni hâkim güvencesiilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
27. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:
“Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet hakkı dışında adilyargılanma hakkı ve kanuni hâkim güvencesi ilkesinin ihlal edildiğini ilerisürmektedir. Somut olayda başvurucunun asıl şikâyetinin imar planında kamuhizmeti alanında kalan taşınmazı üzerindeki yapının yıkılmasına ve ağaçlarınsökülmesine rağmen yapının kaçak olduğu gerekçesiyle zararın giderilmemesineyönelik olduğu anlaşılmakla başvurucunun bütün şikâyetleri mülkiyet hakkınınihlali iddiası kapsamında incelenmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
i. Genel İlkeler
30. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54).
31. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceyebağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı,ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığıhakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamdamülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul vegayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar vefikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyethakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran vediğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
32. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı mevcut mal, mülk veekonomik değerleri koruyan bir temel haktır. Kişinin hâlihazırda sahibiolmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -bu konudaki menfaati ne kadargüçlü olursa olsun- mülkiyet kavramı içinde değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:2012/636, 15/4/2014, § 36).
33. Kamu malı niteliğindeki taşınmazlar (arazi) üzerinde şehirplanlaması ile ilgili düzenlemelere aykırı olarak inşa edilen yapılarınkullanılmasından kaynaklanan ekonomik menfaatin bazı durumlarda Anayasa'nın 35.maddesi kapsamında mülk teşkil etmesi mümkündür. Bu bakımdan şehir planlamasıile ilgili düzenlemelere aykırı şekilde inşa edilmiş olması sebebiyle idarimakamlarca yapının her an yıkımı mümkün bulunmasına rağmen bu yönde birgirişimde bulunulmaması ve önlem alınmaması, uzunca bir süre bu duruma sessizkalınması, esasen yapı sebebiyle vergi tahsil etmek veya yapı için kamuhizmetlerinden yararlandırılması suretiyle bu alanlarda sosyal ortam ve aileortamının oluşturulmasına izin verilmesi hâlinde, inşa edilen yapınınkullanılmasından kaynaklanan ekonomik değerin Anayasa'nın 35. maddesiçerçevesinde önemli bir mal varlığı değeri ve dolayısıyla bir mülk oluşturduğunun kabul edilmesi gerekir(Nazif Kılıç, B. No: 2014/5162,15/6/2016, § 35).
34. Anayasa Mahkemesi NazifKılıç başvurusunda, gecekondunun başvurucu tarafından yaptırıldığınave uzun bir zamandan bu yana kullanıldığına dikkat çekmiştir. Kararda; kaçakolarak inşa edildiği anlaşılan gecekondunun yıkımı ve izinsiz dikilen ağaçlarınsökülmesi için gerekli imkânlara sahip bulunan idarece uzun bir süre girişimdebulunulmadığı gibi belediyecilik hizmetleri sunulması suretiyle bu alandasosyal ortam ve aile çevresinin kurulmasına müsaade edilmesi karşısında yıkılangecekondu ve sökülen ağaçların kullanımının başvurucu yönünden önemli birekonomik menfaat teşkil ettiği, bu yönden başvurucunun mülkiyet hakkınınbulunduğu kabul edilmiştir (Nazif Kılıç,§ 40).
35. Ayşe Öztürk(B. No: 2013/6670, 10/6/2015) başvurusu ise tapu tahsis belgesi bulunantaşınmaz üzerindeki konutun tazminat ödenmeksizin yıktırılmasına ilişkindir. Bukararda da tapu tahsis belgesiyle başvurucuya tahsis edilen arazi üzerindebaşvurucu tarafından bina yapıldığı ve binanın uzun süredir kullanıldığı,Maliye Hazinesi tarafından bina yapılmasına veya kullanılmasına engelolunmadığı gibi binaya ilişkin emlak vergilerinin de tahsil edildiğivurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesi -arazi üzerindeki binanın başvurucutarafından yapılarak kullanıldığı ve Maliye Hazinesinin herhangi bir itirazınınolmadığı dikkate alındığında- bina üzerinde başvurucunun mülkiyet hakkınınbulunduğunu kabul etmiştir (Ayşe Öztürk,§ 85).
36. Rifat Algan (B. No: 2014/19138, 22/2/2018) ve İrfan Öztekin (B. No: 2014/19140,5/12/2017) başvurularına konu olayda, 2005 yılında idarenin yapmış olduğu okulinşaatı sırasında meydana gelen toprak kayması sonucunda başvurucularıntaşınmazları üzerinde kaçak olarak inşa edilen yapılar zarar görmüştür.Kararda; kaçak olarak inşa edildiği anlaşılan yapıların yıkımı için idareningerekli imkânlara sahip olmasına rağmen yaklaşık yirmi iki yıl gibi uzun birsüre girişimde bulunmadığı gibi bu süre zarfında başvurucuların belediyecilikhizmetlerinden de yararlandırıldığı, bu süre zarfında başvurucuların bubinalarda sosyal ortam ve aile çevresinin kurulmasına müsaade edildiğivurgulanmıştır. Dolayısıyla bu kadar uzun bir süre boyunca söz konusu binanın kullanımınınbaşvurucular bakımından önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği sonucunavarılmıştır (Rifat Algan, §§ 49-51; İrfan Öztekin §§ 43-45).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
37. Somut olayda Belediye tarafından imar uygulaması kapsamındabelirlenen imar yollarının açılması için çalışma yapılmıştır. Bu kapsamdabaşvurucunun taşınmazının imar yolunda kalan kısmı üzerindeki bina vemüştemilatı Belediye tarafından yıkılmış, ağaçlar sökülmüştür. Fakat taşınmazüzerindeki yapının kaçak olarak inşa edildiği gerekçesiyle başvurucunun zararıkarşılanmamıştır. Başvurucu, zararın tazmini için idari ve yargısal yollarabaşvurmasına rağmen bir sonuç elde edememiştir. Derece mahkemelerinin davanınreddine ilişkin temel gerekçeleri, binanın yapı ruhsatının ve kaçak olarak inşaedilen binanın yıkımı sebebiyle oluşan zararın idare tarafından karşılanmasınınyasal dayanağının bulunmadığıdır.
38. Öte yandan derece mahkemelerince başvurucunun murisitarafından yapılan geçerli bir imar affı müracaatının bulunup bulunmadığıhususunun inceleme konusu yapılmadığını, bu hususun kararda tartışılmadığını dabelirtmek gerekir. Söz konusu binanın 2981 sayılı Kanun hükümlerindenyararlanmasının gerekip gerekmediği hususu derece mahkemelerince yargılamakonusu yapılmadığından bu husus Anayasa Mahkemesince değerlendirilmeyecektir.Anayasa Mahkemesince değerlendirme konusu yapılacak husus, 1/10/1983 tarihindenönce inşa edildiği ihtilaf konusu olmayan binanın yıkım tarihine kadar yaklaşıkyirmi dört yıl süresince başvurucu tarafından kullanılmasının bir mülk teşkiledip etmeyeceğine ilişkin olacaktır.
39. Bu bağlamda yapı ruhsatı olmadan inşa edildiği ortada olanbu yapının yıkımı için gerekli imkânlara sahip olan idarece uzun bir süregirişimde bulunulmadığını söylemek gerekir. Kamu makamlarının binanın yıkımıamacıyla uzun bir süre işlem yapmaması belirsizliğe yol açmakla birliktebaşvurucu yönünden bu durumun değişmeyeceğine yönelik meşru bir beklentioluşmasına sebebiyet vermektedir. Dolayısıyla bu kadar uzun bir süre boyuncasöz konusu binanın kullanımının başvurucu bakımından önemli bir ekonomikmenfaat teşkil ettiği ve bu yönden başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesiuyarınca mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken bir menfaatinin mevcutolduğu kabul edilmiştir. Diğer yandan imar yolunda kalan kısım üzerinde yeralan ağaçların başvurucu açısından mülk olarak değerlendirilmesi gerektiği dekuşkusuzdur.
b. Müdahalenin Varlığı
40. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas edendiğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkınamüdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğubelirtilmek suretiyle mülkten barışçılyararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülktenbarışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddeninikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullardasınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülktenyoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararınaaykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımınıkontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazımaddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özelhükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakmave mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).
41. Somut olayda Belediye tarafından yürütülen yol açmaçalışması sırasında başvurucuya ait bina tazminat ödenmeksizin yıkılmış,ağaçlar sökülmüştür. Dolayısıyla kamu makamlarının doğrudan yürütmekte olduğubir faaliyet sırasında başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale sözkonusudur.
42. Mülkiyet hakkı yönünden şikâyet edilen temel husus taşınmazüzerindeki yapının tazminat ödenmeksizin yıkılmasına ilişkindir. Anayasa Mahkemesi daha önce benzeribaşvuruları mülkiyetten barışçıl yararlanmahakkına saygıya ilişkin genel kural çerçevesinde incelemiştir (İrfan Öztekin, § 47; Rıfat Algan,§ 53). Somut olayda da bu ilkeden ayrılmayıgerektirir bir durum bulunmamaktadır.
c. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
43. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temelhak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin velâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
44. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızınAnayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
i. Kanunilik
45. Somut olayda Mahkeme, ruhsatsız yapıların yıkılmasının idareaçısından yasal bir hak ve sorumluluk olduğunu vurgulamıştır. Bu itibarlabaşvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin yasal dayanağını 3194 sayılıKanun'un 32. maddesi oluşturduğundan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığıdeğerlendirilmiştir.
ii. Meşru Amaç
46. Anayasa'nın 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli birçevrede yaşama hakkına sahip olduğu düzenlenmiş; çevreyi geliştirmenin, çevresağlığını korumanın ve çevre kirliliğini önlemenin devlet ve vatandaşlarınödevi olduğu belirtilmiştir. İnşa edilecek yapıların imar mevzuatına uygunolarak yapılmasının sağlanması ve bu kapsamda ilgili mevzuat hükümleri uyarıncaruhsat alınmadan yapılabileceği açıkça düzenlenen yapılar hariç diğer yapılarınruhsata bağlanması suretiyle yapılaşmanın fen, sağlık ve çevre şartlarına uygunolarak teşekkülü; sağlıklı, güvenli, kaliteli ve ekonomik yaşam çevrelerininoluşturulması bakımından önem teşkil etmektedir. Bu bakımdan yapılaşmanın fen,sağlık ve çevre şartlarına uygunluğunun sağlanmasında ve buna ilişkindüzenlemelerde kamu yararı bulunduğu kabul edilmelidir (Osman Yücel, B. No: 2014/4874, 15/6/2016,§§ 82-84).
47. Somut olay bağlamında imar yolunda kalan yapının ruhsatıolmadığı gerekçesiyle yıkılmasının kamu yararına dayalı meşru bir amacınınbulunduğu kabul edilmiştir.
iii. Ölçülülük
(1) Genelİlkeler
48. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmekiçin kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığıdeğerlendirilmelidir.
49. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukukdevleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerinsınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumungerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazlasınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamınageleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,13/11/2014).
50. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişlilik öngörülenmüdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaçbakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahaleile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılıkise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makulbir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,§ 38).
51. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkınınsınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin haklarıarasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucununşahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuşolacaktır. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; birtaraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahaleninniteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkatealacaktır (Arif Güven, B. No:2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).
52. Çağdaş şehircilik ilkeleri çerçevesinde planlama ve imaruygulamaları bakımından geniş takdir yetkileri bulunan kamu makamlarının butakdir yetkilerini zamanında, makul ve tutarlı bir biçimde kullanmalarıgerekmektedir. Kaçak olarak inşa edildiği anlaşılan yapının yıkımı için gerekliimkânlara sahip olan idarenin uzun bir süre girişimde bulunmaması üstüne sözkonusu yapının belediyecilik hizmetlerinden faydalandırılması, bu binadayaşayanlar için sosyal ortam ve aile çevresinin kurulmasına müsaade edildiğianlamı taşımaktadır. Ancak yukarıda da değinildiği üzere makul görülebilendenuzun bir süre boyunca söz konusu binada yaşayan başvurucu ve ailesi yönündenbinanın kullanımının önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği kuşkusuzdur.Kamu makamlarının belirsizliğe yol açan edilgen tutumu karşısında başvurucununbu durumun bir anda değişebileceğini öngörmesi de beklenemez. Üstelik 3194sayılı Kanun'un 32. maddesine göre yapının belediyenin ihtarı üzerine imarauygun hâle getirilmesi de söz konusu olabilmektedir (Benzer yöndeki bir karariçin bkz. Rifat Algan, § 51).
53. Nitekim Anayasa Mahkemesi; benzer nitelikteki Ayşe Öztürk başvurusunda, tapu tahsisbelgesi bulunan taşınmaz üzerine yapılan ve vergileri ödenen binanın kamumakamlarınca herhangi bir müdahale olmaksızın başvurucu tarafından yıllardırkullanıldığını dikkate alarak binanın değeri ödenmeksizin veya zararı telafiedici öneriler sunulmaksızın başvurucunun binadan tahliye edilmek istenmesininmülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır (Ayşe Öztürk,§ 110).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
54. Şehir planlama ve imar uygulamaları çerçevesinde geniştakdir yetkileri bulunan kamu makamlarının bu takdir yetkilerini zamanında,makul ve tutarlı bir biçimde kullanmaları gerekmektedir. Somut olaydabaşvurucunun murisinin başvurusu üzerine binanın 1/10/1983 tarihinden önceruhsatsız olarak yapıldığı Belediye tarafından tespit edilmiştir. Ne var kikamu makamları ruhsatı bulunmayan binanın bu durumunu anılan tarihte tespitetmelerine ve ruhsata aykırı yapılan binanın yıkımı noktasında sorumluluklarıolmasına rağmen kendilerinden beklenen gerekli özeni göstermemişlerdir.
55. Diğer taraftan bu bina, yıkım tarihine kadar yaklaşık yirmidört yıl boyunca başvurucu ve murisi tarafından kullanılmıştır. Somut olaydaolduğu gibi kamu makamlarının binanın yıkımı için uzun süre hareketsiz kalmasıbinanın yıkılıp yıkılmayacağı noktasında belirsiz bir durumun oluşmasınasebebiyet vermektedir. Böyle bir durumda başvurucunun kamu makamlarının uzunbir süre boyunca devam eden edilgen tutumlarının bir anda değişebileceğiniöngörmesini beklemek hakkaniyete aykırı olacaktır. Nitekim bu kadar uzun birsüre boyunca söz konusu binanın kullanımının başvurucu bakımından önemli birekonomik menfaat teşkil ettiği ve bu yönden başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesiuyarınca mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken bir menfaatinin mevcutolduğu kabul edilmiştir (bkz. § 38).
56. Sonuç olarak imar uygulaması sonrasında imar yolunda kalantaşınmaz üzerindeki yapının ve ağaçların başvurucu tarafından uzun süredir kullanıldığı,bu süre zarfında başvurucunun binanın kullanımına ilişkin kamusal hizmetlerdende faydalandığı açıktır. Ne var ki derece mahkemelerinin kararlarında kamusalmakamların tutum ve davranışlarının inceleme konusu yapılmadığı, bu hususlaradeğinilmediği görülmektedir. Derece mahkemelerinin olayın gelişiminde kamumakamlarının edilgen tutumunu dikkate almaması bütün zarara tek başınabaşvurucunun katlanması sonucuna yol açmaktadır. Bu yaklaşımın da başvurucuyaşahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğini belirtmek gerekir. Budurumda başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasındaolması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülüolmadığı sonucuna varılmıştır.
57. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
58. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
59. Anayasa MahkemesininMehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlalsonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesihususunda genel ilkeler belirlenmiştir.
60. Mehmet Doğankararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikleihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalinmahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).
61. Mehmet Doğankararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derecemahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derecemahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Bunagöre Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yenidenyargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenenyargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesisebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derecemahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararıverilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdirderece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesinebırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiğidoğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmaklayükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).
62. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gerekenşey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafındanbir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlaligideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespitedilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır.Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin birişlemden veya yerine getirilmeyen usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsasöz konusu usul işleminin, hak ihlalini giderecek şekilde yeniden -veya dahaönce hiç yapılmamışsa ilk defa- yapılması icap etmektedir. Buna karşılıkihlalin idari işlem veya eylemin kendisinden ya da -derece mahkemesince yapılanveya yapılmayan usul işlemlerinden değil de- derece mahkemesi kararınınsonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiğihâllerde derece mahkemesinin usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudan,mümkün olduğunca dosya üzerinden, önceki kararının aksi yönünde karar vererekihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir (Mehmet Doğan, § 60).
63. Başvurucu, maddi tazminat ya da yeniden yargılama kararıverilmesi talebinde bulunmuştur.
64. Somut olayda başvurucuya ait ruhsatsız bina, imar planındabelirlenen yolların açılması kapsamında yıkılmıştır. Fakat binanın kullanımınınbaşvurucu açısından mülk teşkil ettiği hususu idare tarafından göz ardıedilerek başvurucuya herhangi bir tazminat ödenmemiştir. Sonuç olarak başvurucununmülkiyet hakkının idari bir eylem nedeniyle ihlal edildiği anlaşılmaktadır.
65. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir.Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, ihlal sonucuna uygunolarak tazminata hükmedilmesinden ibarettir. Tazminat miktarının belirlenmesihususu ise bu konuda uzmanlaşmış derece mahkemelerinin takdirindedir. Busebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 3. İdareMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
66. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargımerciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal sonucu açısından yeterli birgiderim sağladığı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine kararverilmesi gerekir.
67. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara3. İdare Mahkemesine (E.2010/1144, K.2011/1940) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE10/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.