TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
DURSUN ÇİÇEK BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2012/1109)
Karar Tarihi: 2/10/2013
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Serhat ALTINKÖK
Başvurucu
:
Dursun ÇİÇEK
Vekili
:
Av. İrem ÇİÇEK
(DURUŞMA TALEBİ MEVCUTTUR)
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, uzun bir süredir tutuklu olarak bulundurulduğunu, hakkındayürütülen yargılamanın adil olmadığını, yargılamayı yapmakta olan mahkemeninbağımsız olmadığını ve doğal hakim güvencesine aykırı olarak teşekkül ettiğiniileri sürerek Anayasa’nın 19., 36., 37., 38., 138. ve139. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 14/12/2012tarihinde İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçeve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyonasunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca,11/6/2013 tarihinde başvurunun karara bağlanması içinAnayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3)numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru dilekçesindekiilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, 1960 doğumlu olupAdalet Bakanlığı Silivri Ceza İnfaz Kurumunda hüküm özlü olarak bulunmaktadır.
6. “TürkiyeCumhuriyeti Hükümetini cebren iskat veya vazifegörmekten men etmeye teşebbüs etmek” suçunu işlediği iddiasıyla, İstanbulCumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 6/7/2010 tarihve 2010/185 soruşturma, 2010/564 esas sayılı iddianame, İstanbul 10. Ağır CezaMahkemesince kabul edilerek başvurucu hakkında 19/7/2010 tarihinde kamu davasıaçılmıştır.
7. Başvurucunun, “dosyadaki delil durumu, kuvvetli suç şüphesinigösteren olguların bulunması, delillerin henüz tam olarak toplanılmamış oluşu,sanığın konumu itibariyle delillere etki yapma ihtimalinin olması, tanıklarınhenüz dinlenilmemiş oluşu, atılı suçun CMK.100. maddesinde belirtilen katalogsuçlardan olması, belirtilen bu sebeplerle adli kontrol hükümlerininuygulanmasının yetersiz kalacağı …” gerekçesiyle İstanbul 10. AğırCeza Mahkemesinin 11/2/2011 tarihli kararıylatutuklanmasına karar verilmiştir.
8. Başvurucu, müteaddit defalartutukluluk haline son verilmesini yetkili mahkemelerden talep etmiş ancak butalepleri ile ilgili bir sonuç elde edememiştir.
9. Başvurucunun, İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesinin 21/9/2012 tarih ve E.2010/283sayılı kararı ile “Türkiye CumhuriyetiHükümetini cebren iskat veya vazife görmekten menetmeye teşebbüs etmek” suçundan 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı MülgaTürk Ceza Kanunu’nun 147. ve 61. maddeleri uyarınca 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve “tutuklu sanıklara verilen hürriyeti bağlayıcıcezanın miktarı, tutuklu kaldıkları süre, verilen ceza miktarına göre kaçmaşüphesi dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı”gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.
10. Başvurucu karara 24/9/2012 tarihinde itiraz etmiştir. İtiraz İstanbul 11.Ağır Ceza Mahkemesinin 23/10/2012 tarih ve 2010/737Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 3/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
11. Başvurucu hakkındaki dava Yargıtayda temyiz aşamasında derdesttir.
B. İlgiliHukuk
12. Başvurucu hakkında isnatolunan suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı Kanun’un 147.maddesi şöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunlarıteşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapiscezası hükmolunur …”
13. Aynı Kanun’un 61. maddesi,işlendiği zamanda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçunteşebbüs aşamasında kalması halinde failin on beş yıldan yirmi yıla kadar hapiscezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir.
14. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“Tutuklama nedenleri
Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterenolguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yeralan;
…
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizincifıkralar hariç, madde 220),
10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304,307, 308),
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
…
(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapiscezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararıverilemez.”
15. 5271 sayılı Kanun’un 260.maddesi şöyledir:
“Kanun yollarına başvurma hakkı
Madde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşıCumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almışolanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılansıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yollarıaçıktır.
(2) Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları,mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır cezamahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargıçevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesindebulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşıkanun yollarına başvurabilirler.
(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanunyollarına başvurabilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
16. Mahkemenin 2/10/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun14/12/2012 tarih ve 2012/1109 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
17. Başvurucu;
i. Kuvvetli suç şüphesine mesnet olarak değerlendirilmesi mümkünolmayan imzasız dijital belgelere dayanılarak şablon ve kalıplaşmışgerekçelerle tutuklandığını, tutukluluğun devamına karar verilirken kullanılanşablon gerekçelerin bu tedbiri adeta bir cezalandırma aracına dönüştürdüğünü,uzun bir süreden beri tutuklu olduğunu, temyiz aşaması da dikkate alındığındabu sürenin daha da uzayacağını, tutukluluk açısından bu sürenin makul olmaktanuzak olduğunu, hakkında adlî kontrol hükümlerinin uygulanması yoluna başvurulmadığını,bu durumun henüz kesinleşmemiş olan hükmün peşin infazı niteliğinde olduğunuileri sürerek Anayasa’nın 19. maddesinin;
ii. Tutukluluğa itirazlarının savcılık görüşü kendisine tebliğedilmeden ve bu konuda kendi görüşü alınmadan incelenerek şablon ve kalıplaşmışgerekçelere dayanılarak reddedildiğini; duruşmasız gerçekleştirilen buincelemelerde çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine riayetedilmediğini, yargılamada hukuka aykırı yollardan elde edilen delillerinkullanıldığını, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasının müdafii hazır bulunmaksızın alındığını, üzerine atılısuçlara dayanak oluşturan imzasız dijital belgelerin gerçekdışı, sahte vedüzmece olduğunu ve bu durumun kanıtlandığını; işbu şaibeli delilleredayanılarak, tarafsız olmayan bir yargı organı tarafından 16 yıl süreylehürriyeti bağlayıcı cezaya çarptırıldığını ileri sürerek Anayasa’nın 36., 37. ve 38. maddelerinin;
iii. Hiçbir kimsenin tâbi olduğu mahkemeden başka bir mahkemeceyargılanamayacağını, hakkında isnat edilen suçun askeri mahalde asker olduğudönemde işlendiğinin iddia edilmesi nedeniyle askeri mahkemece yargılanmasıgerektiğini ve bu konuda yaptığı görev itirazının reddedildiğini ileri sürerekAnayasa’nın 138. ve 139. maddelerinin;
ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
18. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun,imzasız dijital belgelere dayanılarak şablon ve kalıplaşmış gerekçelerletutuklandığı, tutukluluğun devamına karar verilirken kullanılan şablongerekçelerin bu tedbiri adeta bir cezalandırma aracına dönüştürdüğü, uzun birsüreden beri tutuklu olduğu, hakkında adlî kontrol uygulamasına başvurulmadığı,bu durumun henüz kesinleşmemiş olan hükmün peşin infazı niteliğinde olduğuyönündeki şikâyetlerinin “kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkı”; tutukluluğa itirazlarının savcılık görüşükendisine tebliğ edilmeden ve bu konuda kendi görüşü alınmadan incelenerek şablonve kalıplaşmış gerekçelerle reddedildiği, duruşmasız gerçekleştirilen buincelemelerde çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine riayetedilmediği, yargılamada hukuka aykırı yollardan elde edilen delillerinkullanıldığı, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasının müdafiihazır bulunmaksızın alındığı, üzerine atılı suçlara dayanak oluşturan imzasızdijital belgelerin gerçekdışı, sahte ve düzmece olduğu, sahte delilleredayanılarak tarafsız olmayan bir yargı organı tarafından 16 yıl süreyle hürriyetibağlayıcı cezaya çarptırıldığı, hiç bir kişinin tabi olduğu mahkemeden başkabir mahkemece yargılanamayacağı, hakkında isnat olunan suçun askeri mahaldeasker olduğu dönemde işlendiği iddia edildiğinden askeri mahkemede yargılanmasıgerekirken sivil mahkemelerce yargılandığı ve bu konuda yaptığı görevitirazının reddedildiği yönündeki şikâyetlerinin “adil yargılanma hakkı” kapsamında değerlendirilmesigerekir.
1. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı Yönünden
19. Başvurucu, hakkında kuvvetlisuç şüphesi olmadığı halde tutuklandığından, tutukluluğun makul süreyiaştığından, tutukluluğa itirazlarının duruşmasız ve çekişmeli yargılamailkesine riayet edilmeden incelendiğini iddia etmiştir.
20. 6216 sayılı Kanun’un geçici1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihindensonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireyselbaşvuruları inceler.”
21. Bu hüküm gereğince AnayasaMahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihaiişlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. DolayısıylaMahkeme’nin zaman bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihaiişlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamudüzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmişnihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesimümkün değildir (B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).
22. Devam eden tutukluluğunhukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerintemel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılansebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirdebuna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarakgösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbestkalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanunyolunda çekişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygunolarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıylabelirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar almaamacıyla yapılacak bireysel başvuruların, başvuru yolları tüketilmek şartıyla,tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 30).
23. Ancak başvurucu hali hazırdatahliye olmuş ya da hakkında ilk derece mahkemesinde hüküm kurulmuş isebireysel başvuru açısından talebi, hukuka aykırılığın tespiti ve gerekiyorsabelli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla butür ihlal iddiaları bakımından varsa başvuru yolları denendikten sonra bireyselbaşvuru yapılmalıdır (B. No: 2012/726, 2/7/2013, §31).
24. Ne var ki başvurunun kabuledilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veyakararların 23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemişolmaları da gerekmektedir. Nihai işlem veya kararların anılan tarihten öncekesinleştikleri tespit edildiği takdirde ilgili şikâyetler bakımındanbaşvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargıyetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasındayapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, §32).
25. Ancak kişi serbestbırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûmolmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer. Çünkü budurumda kişinin hukuki durumu “bir suçisnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır.Bireysel başvuru incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyetehükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete kararverilmiş olmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğununsübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcıcezaya ve/veya para cezasına hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişininkuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk halisona ermektedir. Bu açıdan mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıcagerekmez. Nitekim gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”), gerekseYargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halini tutukluluk olaraknitelendirmemektedir. AİHM, ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olan bir sanığın,söz konusu mahkûmiyet kararından sonraki tutulmasını Sözleşme’nin 5. maddesininbirinci fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyetsonrası tutma” olarak değerlendirmekte ve tutukluluk süresininhesabında dikkate almamaktadır (Bkz: Solmaz/Türkiye, 27561/02, 16/1/2007, §§ 23, 24; Şahap Doğan/Türkiye, 29361/07, 27/5/2010, § 26). Aynıyaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından da benimsenmektedir. Kurul, 12Nisan 2011 tarih ve E.2011/1-51, K.2011/42 sayılı kararında, “hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmakla sanığın atılısuçu işlediği yerel mahkeme tarafından sabit görülmekte ve bu aşamadan sonratutukluluğun dayanağı mahkûmiyet hükmü olmaktadır.” gerekçesiyle,temyizde geçen sürenin tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine karar vermiştir(B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 33).
26. Somut olayda başvurucu 11/2/2011 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesincetutuklanmış, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararını verdiği 21/9/ 2012tarihinde tutukluluk hali bu anlamda sona ermiştir.
27. 21/9/2012 tarihli karar duruşmasında verilen tutukluluğundevamına ilişkin karara karşı başvurucu 24/9/2012 tarihinde itiraz etmiş veitirazı İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/10/2012 tarih ve 2010/737Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesinin zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihten sonra verilmiş olsa bile, kişihakkındaki tutmanın niteliği üzerinde bu kararın herhangi bir etkisi yoktur.Zira başvurucunun tutukluluk hali 21/9/2012 tarihindedavanın esasına ilişkin kararın açıklanmasıyla birlikte ve bu tarih itibarıylasona ermiştir. Kararla birlikte başvurucuya isnat olunan suç sabit görülerek 16yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedilmiştir. Dolayısıyla, hükmentutukluluğa itiraz ve incelemesinin 23/9/2012tarihinden sonra gerçekleştirilmiş olmasının Anayasa Mahkemesinin zamanbakımından yetkisi üzerinde herhangi bir etkisi olamaz.
28.Açıklanan nedenlerle, başvurucunun “kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkı”nınihlal edildiği yönündeki şikâyetlerine konu olayda tutuklamaya ilişkin nihaikararın, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce verildiği anlaşıldığındanbaşvurunun “zaman bakımından yetkisizlik”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Adil Yargılanma Hakkı Yönünden
29.Başvurucu, tutukluluğa itirazlarınınsavcılık görüşü kendisine tebliğ edilmeden ve bu konuda kendi görüşü alınmadanincelenerek şablon ve kalıplaşmış gerekçelerle reddedildiğini, duruşmasızgerçekleştirilen bu incelemelerde çekişmeli yargılama ve silahların eşitliğiilkelerine riayet edilmediğini, yargılamada hukuka aykırı yollardan elde edilendelillerin kullanıldığını, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmalarınınmüdafileri hazır bulunmaksızın alındığını, üzerine atılı suçlara dayanakoluşturan imzasız dijital belgelerin gerçekdışı, sahte ve düzmece olduğunu,sahte delillere dayanılarak tarafsız olmayan bir yargı organı tarafından 16 yılhürriyeti bağlayıcı cezaya çarptırıldığını, hiç bir kişinin tabi olduğumahkemeden başka bir mahkemece yargılanamayacağını, hakkında isnat olunan suçunaskeri mahalde asker olduğu dönemde işlendiği iddia edildiğinden askerimahkemede yargılanması gerekirken sivil mahkemelerce yargılandığını ve bukonuda yaptığı görev itirazının reddedildiğini iddia etmiştir.
30.6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
31. Bu hüküm uyarınca AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilenişlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmişolması gerekir.
32. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygundavranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlaledildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yollarıile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hakihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumundabaşvurulabilir (B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17,18). Başvurucu hakkındaki dava derdest olup, temyiz aşamasındadır. Bu şikâyetbakımından başvuru yolları henüz tüketilmemiştir.
33. Açıklanan nedenlerle,başvurunun bu kısmının “başvuruyollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
A.Açıklanan nedenlerle;
1. “Kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkı”nınihlal edildiğine yönelik iddiaların “zamanbakımından yetkisizlik”,
2. “Adil yargılanma hakkı”nınihlal edildiğine yönelik iddiaların “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”
nedenleriyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
2/10/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.