TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
E.D. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/1668)
Karar Tarihi: 22/2/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 28/3/2018 - 30374
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Recai AKYEL
Raportör
:
Akif YILDIRIM
Başvurucu
:
E.D.
Vekili
:
Av. Murat Şeref BABA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ceza davasında savunma tanıklarının dinlenmemesi vemahkûmiyet kararının gerekçesiz olması nedenleriyle adil yargılanma hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 26/1/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. 24/10/2006 tarihinde başvurucu ve başka iki şüphelitarafından bıçak ve sopa gösterilerek mağdur M.K.nın 30 TL parasının gasbedilmesiile ilgili şikâyet üzerine soruşturma başlatılmıştır.
7. Mağdur M.K.nınvermiş olduğu ifadeler doğrultusunda 25/10/2006 tarihinde plakasız ve şüphelibir motosiklet durdurulmuş; başvurucu ve şüpheli D.O. yakalanmıştır. Yapılanaramada başvurucunun üzerinde döner bıçağı ve çakı, şüpheli D.O.nunüzerinde ise ağaç olan iki ucu zincirle bağlanmış bir alet ele geçirilmiştir.Mağdur M.K. tarafından başvurucu ve diğer şüpheli D.O. teşhis edilmiştir.
8. Başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının23/5/2007 tarihli iddianamesiyle yağma suçundan kamu davası açılmıştır. ŞüpheliD.O. ile yakalanamayan üçüncü şüphelinin dosyası tefrik edilmiştir.
9. Mağdur M.K. yargılama sırasında verdiği beyanında, sanıklartarafından alındığını zannettiği parasının pantolonun yıkanması sırasındacebinden çıktığını belirtmiştir.
10. Bakırköy Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 16/7/2009 tarihlikararıyla başvurucunun üzerine atılı suçtan mahkûmiyetine karar verilmiştir.
11. Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde; başvurucu, yaşınınbüyüklüğü nedeniyle dosyası tefrik edilen sanık D.O. ve firari diğer sanığın üzerilerinde bulunan kesici ve yaralayıcı aletleri mağduragöstererek cebinden 30 TL parasını aldıkları, bu eylemden kurtulmak isteyenmağduru yaraladıkları, yapılan şikâyet ve soruşturma sonunda 25/10/2006tarihinde yakalanan başvurucunun mağdur tarafından teşhis edildiği ifadeedilmiştir. Kararın gerekçesinde ayrıcaaşağıdaki açıklamalara da yer verilmiştir:
“Her ne kadarsanık müsbet suçu kabul etmemiş ise de; sanığın savunmalarındaanlattıklarının içeriği; yakalama ve teşhis tutanakları; mağdurun toplanandelillere ve olayın akışına ve mantık kurallarına uygunvesamimi görülen anlatımları ile yargılama boyunca mahkememizde oluşan kanaategöre; sanığın inkara yönelik beyanlarına itibar edilmediği için; sabit görülengeceleyin bıçakla yağmalama eylemi nedeniyle, aşağıdahükümkısmında belirtilen 5237 sayılı TCK’nun 149/1-a-c-h,31/3, ve 62/1. Maddeleri uyarınca ceazalandırılmasınakarar verilmesi gerektiği konusunda mahkememizde kanaat oluştuğu;
Soruşturma ve kovuşturma sırasında, sanığın,mağdurun zararını tazmin etmediği anlaşıldığından dolayı, TCK’nın 168. Maddeninşartları oluşmadığı içinsanığın cezasında indirimyapılmadığı;
İddia, mağdur ve sanık beyanları, tutulanilgili tutanaklar, teşhis tutanağı, nüfus ve adli sicil kaydı, hayatın olağanakışı ve mantık kuralları, doktor raporu, C.savcısınınesas hakkındaki mütaalası, sosyal inceleme raporu,olayın oluş sebep ve biçimi, yargılama edinilen tam bir vicdani kanaat ile tümdosya kapsamından anlaşılmıştır.”
12. Başvurucunun temyizi üzerine anılan hüküm, Yargıtay 6. CezaDairesinin 20/11/2014 tarihli kararıyla onanmıştır.
13. Nihai karar başvurucu tarafından 16/1/2015 tarihindeöğrenilmiş, 26/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
14. Bu arada dosyası tefrik edilen şüpheli D.O. hakkında daBakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 7/12/2006 tarihli iddianamesiyle BakırköyAğır Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası açılmıştır. Mağdur M.K. yargılamasırasında verdiği beyanında, cebinden 30 TL parasının alındığını sandığınıancak daha sonra parasının hastanede cebinden çıktığını, sanık D.O.nun olay yerinde olmadığını belirtmiştir.
15. Anılan yargılama sonunda sanığın yağmaya teşebbüs suçundanmahkûmiyetine karar verilmiştir. Anılan karar Yargıtay denetiminden geçerekkesinleşmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
16. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Sanığın savunma delillerinin toplanması istemi”kenar başlıklı 177. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“(1) Sanık, tanık veya bilirkişinin davetiniveya savunma delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğuolayları göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en azbeş gün önce mahkeme başkanına veya hâkime verir.
(2) Bu dilekçe üzerine verilecek karar, kendisinederhâl bildirilir.”
17. 5271 sayılı Kanun’un “Çağrılması reddedilen tanığın veuzman kişinin doğrudan mahkemeye getirilmesi” kenar başlıklı 178. Maddesinin (1)numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“(1) Mahkeme başkanı veya hâkim, sanığın veya katılanıngösterdiği tanık veya uzman kişinin çağrılması hakkındaki dilekçeyireddettiğinde, sanık veya katılan o kişileri mahkemeye getirebilir. Bu kişilerduruşmada dinlenir. …”
18. 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunmayacak belgeler”kenar başlıklı 210. Maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Olayın delili, bir tanığın açıklamalarındanibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinlemesırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinlemeyerine geçemez.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Mahkemenin 22/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. TanıkDinletmeHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
20. Başvurucu, isimlerini bildirdikleri savunma tanıklarının ilkderece mahkemesince dinlenmediğini belirterek tanık dinletme hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
21. Anayasa’nın 36. Maddesinin birinci fıkrasında herkesin “adilyargılanma” hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak tanık dinletme hakkındanaçıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte adil yargılanma hakkının somutgörünümlerinden biri olan tanık dinletme hakkı esasen Anayasa’nın 36. Maddesindeyer verilen adil yargılanma hakkının da zımni bir unsurudur (Ali Fırtına, B. No: 2014/14575, 6/7/2017,§ 24).
22. Diğer yandan Anayasa’nın 36. Maddesine “adil yargılanma”ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye’nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin(Sözleşme) 6. Maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde; bir suç ileitham edilen herkesin iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunmatanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin vedinlenmelerinin sağlanmasını istemek hakkı düzenlenmiştir (Ali Fırtına, § 25).
23. Anayasa Mahkemesi de benzer iddiaların ileri sürüldüğübaşvurulara ilişkin olarak birçok kararında “tanık dinletme hakkı”ylailgili ilkeleri belirlemiştir.
24. Savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla “aynı koşullaraltında” davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı,silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir. Tanıkların dinlenmek üzereçağrılmasının uygun olup olmadığının değerlendirmesi, kural olarak derecemahkemelerinin takdir yetkisi dâhilindedir. Ancak bu hak, sanığın lehine olanbütün tanıkların çağrılmasını ve dinlenmesini gerektirmez. Bu düzenlemenin esasamacı, sanığın “aynı koşullar altında” ve “silahların eşitliği ilkesi”ne uygun olarak tanık dinletme talebindebulunabilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla bir sanığın bazı tanıklarıdinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp ayrıca bu tanıklarındinlenmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması içinneden gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebini desteklemesigerekmektedir (Atila Oğuz Boyalı,B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 47; Ahmet ZekiÜçok, B. No: 2013/1966, 25/3/2015, § 70).
25. Somut olayda başvurucu, savunma tanıklarınındinlenmemesinden şikâyet etmektedir. Ancak anılan tanıkların dinlenmesininhangi nedenlerle önemli olduğu ve gerçeğin ortaya çıkması için neden gerekliolduğu başvurucu tarafından açıklanmamıştır. Kaldı ki başvurucu, hangi tarihlicelsede ya da hangi tarihli dilekçeyle tanık dinletme talebinde bulunduğuna veanılan talep ile ilgili ilk derece mahkemesinin ne şekilde karar verdiğineilişkin bir delil de sunmamıştır. Dolayısıyla başvurucunun tanık dinletme hakkınayönelik ihlal iddialarıyla ilgili olarak bir temellendirme yapmadığı sonucunavarılmıştır.
26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Celal MümtazAKINCI bu görüşe katılmamışlardır.
B. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
27. Başvurucu; ilk derece mahkemesinin kararının gerekçesiz olduğunu,iddia ve savunmaların özetinin hükümde bulunmadığını, toplanan delillere degerekçede yer verilmediğini, bu sebeplerle gerekçeli karar hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
28. Anayasa’nın 36. Maddesinin birinci fıkrasında herkesin adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkındanaçıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa’nın 36. Maddesine “adilyargılanma” ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğuuluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkınınmadde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme’nin 6. Maddesinin(1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamınagerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesininbirçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. Maddesindedüzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini dekapsadığının kabul edilmesi gerekir (AbdullahTopçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).
29. Anayasa’nın 141. Maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeliolarak yazılır.” Denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazmayükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasakuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönündebulundurulmalıdır (Abdullah Topçu,§ 76).
30. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tümiddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bunedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı, kararın niteliğine göredeğişebilir (Mehmet Yavuz, B. No:2013/2995, 20/2/2014, § 51). Ancak ileri sürülen iddialardan biri kabuledildiğinde davanın sonucuna etkili olması hâlinde mahkeme bu hususa belirli veaçık bir yanıt vermek zorunda olabilir (YaseminEkşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).
31. Somut olayda, yapılan yargılama sonunda tarafların davanınsonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaları ile dosya kapsamı dikkatealınarak verilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu (bkz.§ 11) görüldüğünden gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açıkolduğu anlaşılmaktadır.
32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Celal MümtazAKINCI bu görüşe katılmamışlardır.
C. Diğer İhlal İddiaları
33. Başvurucu; mağdurun yargılama sırasında beyanınıdeğiştirmesine rağmen bu beyanlar esas alınarak hakkında teşebbüs hükümlerininuygulanmadığını, aynı olay nedeniyle başka mahkemede yargılanan diğer sanıkhakkında mağdurun sonraki beyanlarının dikkate alındığını ve delillerintakdirinde yanılgıya düşülmesi suretiyle haksız olarak mahkûm edildiğinibelirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
34. Anayasa’nın 148. Maddesinin dördüncü fıkrasında, kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde davakonusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusuolamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkileden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlikiçeren yorum, uygulama ve sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisikapsamındadır (Ahmet Sağlam, B.No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
35. Somut olayda sanık savunmaları, mağdurun soruşturmaevresinde alınan beyanları, teşhis tutanağı, adli raporlar, sosyal incelemeraporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmek suretiyle bir kararverildiği ve mağdurun kovuşturma evresindeki beyanlarına itibar edilmediğianlaşılmıştır. Başvurucunun diğer sanıklarla birlikte mağdurun parasını dönerbıçağı ve sopa göstererek aldığı, bu şekilde eylemin tamamlandığı ilk derecemahkemesince kabul edilmiştir. Diğer taraftan mağdurun beyanlarının sübutüzerinde nasıl bir etkisinin bulunduğunun takdirinin derece mahkemesine aitolduğu, derece mahkemesinin somut olayda mağdurun önceki beyanlarına itibaretmesinin keyfî ve temelsiz olmadığı görülmektedir.
36. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar, mahkemelercedelillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olupmahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlikoluşturan bir hususun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarınınkanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
37. Diğer taraftan derece mahkemelerinin uyuşmazlıklara ilişkinyorum farklılıkları da tek başına adil yargılanma hakkının ihlali olaraknitelendirilemez.
38. Başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarınınyukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğusonucuna varıldığından başvurunun bu kısmınınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Celal MümtazAKINCI bu görüşe katılmamışlardır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. 1. Tanık dinletme hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Celal Mümtaz AKINCI’nınkarşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Osman AlifeyyazPAKSÜT ve Celal Mümtaz AKINCI’nın karşıoyuve OYÇOKLUĞUYLA,
3. Diğer ihlaliddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Osman AlifeyyazPAKSÜT ve Celal Mümtaz AKINCI’nın karşıoyuve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Yapılan yargılama giderlerinin başvurucu üzerindeBIRAKILMASINA 22/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
KARŞIOY YAZISI
Olay ve Olguların Özeti:
1. Başvurucu, bir yağma olayı ile ilgili olarak yargılandığıdavada tanık dinletme hakkının, gerekçeli karar hakkının ve delillerintakdirinde hata yapılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.
2. Olay tarihinde çocuk olan Başvurucu E.D, M.K. adlı mağdurakarşı yağma suçundan Bakırköy Çocuk Ağır Ceza mahkemesinde yargılanmış ve suçusabit görülmüş; ancak bu suçu birlikte işlediği kabul edilen arkadaşı D.O. nun aynı gün yarım saat ara ile gerçekleştiği iddia olunaniki yağma olayında hem mağdur M.K.’yı, hem de benzerşekilde mağdur K.K.’yı yağmalama suçuna teşebbüsettiği yolunda yetişkin olarak yargılandığı Bakırköy 8. Ağır Ceza mahkemesinceaynı eylemin “yağmaya teşebbüs” olduğu kabul edilmiştir.
3. Bakırköy Çocuk Ağır Ceza mahkemesince verilen karara göremağdur M.K. ya karşı ika edilen aynı yağma suçu, başvurucu yönünden tamamlanmışbir yağma eylemi, Bakırköy 8. Ağır CezaMahkemesindeyargılanan sanık D.O. yönünden ise aynı eylem, teşebbüs aşamasında kalmış biryağma eylemidir.
4. Bu durum, ceza yargılamasının temel amacı olan “maddigerçeğin ortaya çıkarılması” ile bağdaşmadığı gibi, Çocuk Ağır CezaMahkemesince dava dosyasına getirtilen ve incelenen Bakırköy 8. Ağır Cezamahkemesinin aynı olaya ve aynı delillere göre ulaştığı kabul ve sübut,başvurucunun tamamlanmış yağma suçundan mahkumiyetine ilişkin gerekçeli karardahiçbir şekilde tartışılmamış ve savunma iddiaları karşılanmamıştır.
5. Başvurucunun tek sanık, M.K.’nın datek mağdur olduğu başvuru konusu Çocuk Ağır Ceza mahkemesindeki yargılamadaiddianame ile “… mağdurun teşhis ettiğişüpheli E.D. (başvurucu) ile yaşı 18’den büyük olan D.O. ve firari arkadaşlarıile birlikte mağduru “sen bizim kız arkadaşımıza laf atıyormuşsun, gel seniyüzleştireceğiz, gelmezsen seni vururuz” diye tehdit ederek … Tepe Parkınagötürdükleri, sanık E.nin önce telefonu istedikleri,mağdurun telefonu olmadığını söylemesi üzerine sanıkların ellerinde dönerbıçağı, iki ucu tahta ortası zincir olan bir adet bıçak ve sopa göstererek D.O.nun mağdurun pantalonunun sağcebinden 30 TL para aldığı, mağdurun kurtulmaya çalıştığı sırada sanık E.D. vearkadaşları tarafından darp edildiği …” belirtilerek kamu davasıaçılmıştır.
6. Mağdur M.K. duruşmada “… 3kişi benim yanıma geldiler … bir tanesi bana bıçakla vurdu … benim üstümü aradı… ben 30 TL paramın alındığını biliyordum Ancak dahasonra annem pantolonumu yıkarken benim 30 TL pantolonun cebinden çıktı. Bıçak vuranın E. (başvurucu) olup olmadığını tambilemiyorum. … belirttiğim şekilde 30 TL param zorla alınmamıştı. Bu nedenlebana olaydan sonra ve halen kimse iade ve tazmin yapmadı. Benim zararım yoktur.Sanıktan şikayetçi değilim” şeklinde ifade vermiş;başvurucunun sanık olmadığı ve 18 yaşındanbüyük diğer sanık D.O. nun yargılandığı Bakırköy 8.Ağır Ceza mahkemesinde ise “E’nin(başvurucu) döner bıçağı ile kafasına vurduğunu, E’nin elini cebine sokmayaçalıştığını, cebinden 30TL parasını aldıklarını sandığını, kaçıp hastaneyesığındığını, daha sonra parasının hastanede cebinden çıktığını, sanıktan (D.O.)şikayetçi olmadığını, bir şeyininalınmadığını” söylemiştir. Mağdur M.K. nın babası H.K. da, oğlu M.’nin evde ceplerini kontrol ettiklerinde üzerinde parasınınçıktığını doğrulamıştır.
7. Başvurucu E.D. Bakırköy 8. Ağır Ceza mahkemesindekiyargılamada tanık olarak dinlenmiştir. Başvurucu buradaki ifadelerinde demağdur M.K.’yı dövdüklerini, ancak parasınıyağmalamadıklarını belirterek, sanık olarak yargılandığı davadaki ifadeleriparalelinde beyanda bulunmuştur.
8. Bakırköy Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, Bakırköy 8. Ağır Cezamahkemesinin dava dosyasını getirterek 5.11.2008 günlü duruşmada incelemiş vegetirtilen dosyadaki sanık D.O’nun mağdur M.K. ya yönelik yağma suçundan dolayıteşebbüs hükümleri uygulanarak mahkumiyet kararı verildiğini görmüştür. Ayrıca “… M.K.nınolayı anlattığı, 30 TL paramı aldıklarınızannettim ben ellerinden kaçtım, hastaneye sığındım, daha sonra param cebimdençıktı şeklinde beyanda bulunmuş olduğu görüldü”şeklindeki tespiti zapta geçirmiştir.
9. Ancak Bakırköy Çocuk Ağır Ceza mahkemesi, 16.07.2009 günüverdiği gerekçeli kararla, şu şekilde hüküm tesis etmiştir:
“Her ne kadar sanık müsnetsuçu kabul etmemiş ise de; sanığın savunmalarındaanlattıklarının içeriği, yakalama ve teşhis tutanakları, mağdurun toplanan delillere ve olayın akışına uygun vesamimi görülen anlatımları ile yargılama boyunca mahkememizde oluşankanaate göre; sanığın inkara yönelik beyanlarına itibar edilmediği için; sabitgörülen geceleyin bıçakla yağmalama eyleminedeniyle … cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği konusundamahkememizde kanaat oluştuğu;
Soruşturma ve kovuşturma sırasında, sanığın, mağdurun zararını tazmin etmediği anlaşıldığındandolayı, TCK’nın 168. maddesinin şartları oluşmadığı için sanığın cezasındaindirim yapılmadığı;
İddia, mağdur ve sanık beyanları, tutulanilgili tutanaklar, teşhis tutanağı, nüfus ve adli sicil kaydı, hayatın olağanakışı ve mantık kuralları, doktor raporu, C. savcısının esas hakkındakimütalaası, sosyal inceleme raporu, olayın oluş sebep ve biçimi, yargılamadaedinilen tam bir vicdani kanaat ile tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır”.
10. Bu hükümle, başvurucunun adil yargılanma hakkı aşağıdaaçıklanacağı üzere çeşitli yönlerden ihlal edilmiştir
Başvuru Konusu Yargılamanın Adil YargılanmaHakkını İhlal Etmesinin Nedenleri:
Gerekçeli Karar Hakkı Yönünden:
11. Adil yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli karar hakkı,Anayasa'nın 141. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mahkemelerin uymasıgereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir. Bir muhakemede usule ilişkinkoruma sağlayan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olangerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı vedenetlemeyi amaçlamaktadır (Sencer Başat vediğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 31).
12. AİHM içtihatlarına göre bir mahkemenin davaya yaklaşımının,anılan mahkemenin başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve başvurucularıntemel şikâyetlerini incelemekten kaçınmasına neden olması hâlinde Sözleşme'nin6. maddesi, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenmesi hakkı bakımındanihlal edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§84-85).
13. Mahkemeler, “kararlarınıhangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme”yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkınıkullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra (Aynı yöndeki AİHM kararıiçin bkz. Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992,§ 33) tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallarauygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik birtoplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmelerininsağlanması için de gereklidir (Sencer Başatve diğerleri, § 34).
14. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği,davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somutbir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlindedavayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ileyanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat vediğerleri, § 35).
15. İnsan haklarına ilişkin güvenceler soyut ve teorik olarakdeğil, uygulamada ve etkili bir şekilde sağlanmalıdır. Buna göre mahkemelerin,ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıpiddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı vetutarlı olması da gerekir. Diğer bir ifadeyle mahkemelerce belirtilengerekçeler, davanın şartları dikkate alındığında makul olmalıdır (Sencer Başat ve diğerleri, § 36).
16. Makul gerekçe, davaya konu olay ve olguların mahkemece nasılnitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemeleredayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındakibağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (İbrahimAtaş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 24). Gerekçelendirme, davanınsonucuna etkili olay, olgu ve kanıtları açıklamak yükümlülüğü olmakla birliktebu şekildeki gerekçelendirmenin mutlaka detaylı olması gerekmez. Ancak gerekçelendirmenin, iddia ve savunmadan birinin diğerineüstün tutulma sebebinin ve bu kapsamda davanın taraflarınca gösterilendelillerden karara dayanak olarak alınanların mahkemelerce kabul edilme vediğerlerinin reddedilmesi hususunda, makul dayanakları olan bir bilgilendirmeyisağlayacak ölçü ve özene sahip olması beklenir (Sencer Başat ve diğerleri, § 37). Zira bir davadatarafların, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerinianlayıp değerlendirebilmeleri için usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmüniçerik ve kapsamı ile bu hükme varılırken mahkemenin neleri dikkate aldığı yada almadığını gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecekaçıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması"gerekçeli karar hakkı"yönünden zorunludur (Sencer Başat vediğerleri, § 38).
Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunukabul ettiği bir husus hakkında “ilgili veyeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usulveya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması, hak ihlaline nedenolabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri,§ 39).
17. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerininayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerinonama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmalıdır (Aynı yöndekiAİHM kararı için bkz. García Ruiz/İspanya,B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26). Ancak başvurucuların dile getirmesine rağmenilk derece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyizbaşvuruları ile başvurucuların usule ilişkin haklarının ihlal edildiğineyönelik somut şikâyetlerinin, temyiz incelemesinde tartışılmaması, gerekçelikarar hakkının ihlali olarak görülebilir (FaikGümüş, B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 49).
18. Başvuru konusu olayda mahkumiyetgerekçesinde kullanılan ve her hangi bir mahkumiyet veya beraat kararında daaynen sayılabilecek olması nedeniyle gerçek anlamda gerekçe niteliğinde olmayanklişe ifadeler ile dosya evrakı bir yana bırakılacak olursa; yağma suçundanmahkumiyete esas alınan mağdur beyanlarının “samimi görüldüğü” anlaşılmaktadır.
Mağdur her iki mahkemede istikrarlı biçimde parasının alınmadığını, ilk önce alındığınızannettiğini, sonradan parayı bulması nedeniyle bir zararı olmadığını ısrarla belirtmiş olmasına ve beyanları “samimi” olduğu kabul edildiğine göre nasılolup da aynı kişiden 30 TL yağmalandığının sabit görüldüğü, tevil götürmeyecekbir çelişkidir. Aynı şekilde mağdurun zararı olmadığına dair istikrarlıbeyanlarına rağmen suç konusu iddia edilen 30 TL’nin mağdura ödenmediğigerekçesiyle ceza indirimi yapılmaması da açık bir çelişkidir.
Ya mağdurun beyanları samimidir ve parasıyağmalanmamıştır, ya da mağdur beyanlarında samimi değildir ve sanığı cezadankurtarmak için parasının alınmadığını söylemektedir. Bu çelişki giderilmedenmantık kurallarına aykırı biçimde açık çelişki içeren gerekçenin, yukarıdaaçıklanan AİHM ve AYM kararlarında nitelikleri belirtilen gerekçeli kararhakkına uygun olduğu söylenemez.
Bu noktada şunu da belirtmek gerekir ki, şayet mahkemenin kabulü,mağdurun saldırıya uğradığı ve yaralandığı şeklindeki ifadelerinin samimiolduğu, ancak parasının alınmadığına dair ifadelerinin samimi olmadığı; yani mağdur ifadelerinin kısmen samimi kesmen de gayrısamimi olduğu şeklinde ise, buna ilişkin gerekçelerin yani mağdurunifadelerinin, “parasının yağmalanmadığı” şeklindeki kısmına neden itibaredilmediğinin, açık ve anlaşılabilir şekilde kararda belirtilmesizorunludur. Aksi halde adil yargılanma hakkı kapsamında “yeterli gerekçe” nin varlığından söz edilemez.
İlk derece mahkemesi kararı Yargıtay’ca da beş yılbekletildikten sonra tek cümlelik bir klişe ile onanmıştır.
Sonuç olarak, Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararı vetemyiz merciinin onama kararı, AİHM ve AYM tarafından belirlenmiş standartlarıkarşılamaktan uzaktır. Bu nedenle başvurucunun, öncelikle, gerekçeli kararhakkı İHLAL edilmiştir.
Tanık Dinletme Hakkı Yönünden:
19. Başvuru formunda, savunma tanıklarının dinlenmediği önesürülmüş ve biri kız olmak üzere dört tanığın adı bildirilmiştir. Mahkemece butanıkların dinlenmesi taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiği iddia edilmişolmakla, bireysel başvurunun tanık dinletme hakkı yönünden de incelenmesigerekir.
20. AİHM ve AYM içtihatlarında, iddia ve savunmaya ilişkinhususların doğrulanması için hükmün esasına etkisi olabilecek tanıkbeyanlarının alınmaması sanığa ve tanıkların sorgulanması imkanının verilmemesiadil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilmiştir.
21. Başvuru konusu yargılamada başvurucu, mağdurun kendisiniteşhis etmesinin nedeninin, kız arkadaşlarına laf atma yüzünden çıkan bir kavgaolayı olduğu, yağma yapmadığı gibi mağduru yaralamasının yağma amacıylaolmadığını ısrarlı ve istikrarlı biçimde savunmuş ve muhtemelen olayın buyönünün aydınlatılması amacıyla tanık göstermiştir.
Bu tanıkların dinlenmesi ve başvurucu sanığın ifadelerini teyitetmesi, başvurucu sanığın ifadelerinin, yani mağdurun yanına yağma amacıylagitmediğinin kanıtını oluşturabilecektir. Ancak mahkemece, başvurucu sanığınrastgele gözlerine kestirdikleri mağduru yağmalamak amacıyla hareketettiklerini kabul etmiş görünmektedir. Bu konuda gerekçeli kararda yeterliaçıklama bulunmamakla beraber, verilen cezada “suçkastının yoğunluğu” ve “suçunişleniş şekli” gibi nedenlerle temel cezadan uzaklaşılmışolmasından, mahkemece, başvurucunun olayın bir kavga sırasında meydana geldiği,mağdurun kendisini oradan hatırladığı ve teşhis ettiği, yağma eylemibulunmadığı şeklindeki, olayın aydınlatılması bakımından önem taşıyabilecek vesavunmalarına haklılık kazandırabilecek, dolayısıyla netice cezayıetkileyebilecek tanık anlatımlarına gerekçesiz olarak fırsat verilmediğianlaşılmaktadır.
Bu nedenle olayınaydınlatılmasına katkısı tartışılmaksızın, tanık dinletme istemleriningerekçesiz olarak reddedilmesi sonucunda başvurucunun adilyargılanma hakkı kapsamındaki tanık dinletme hakkının da İHLAL EDİLDİĞİNE kararverilmesi gerekir.
Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı Yönünden:
22. Başvurucu, çocuk ağır ceza mahkemesinde yargılanmış ancak,aynı eylemden dolayı yetişkin sıfatıyla aynı yer ağır ceza mahkemesindeyargılanan diğer sanıktan çok daha ağır bir cezaya çarptırılmıştır. (Başvurucu,çocuk mahkemesince sabit görülen gece vakti yağmadan neticeten 6 yıl 8 ay; diğer mahkemede yargılananarkadaşı teşebbüs halinde kalan aynı mağdura karşı yağmadan neticeten 2 yıl 6 ay).
23. Çocuk Mahkemeleri ve çocuk ağır ceza mahkemelerinin kuruluşamaçları, çocukların yetişkinlerden daha farklı yargılanarak, toplumakazandırılmasıdır. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun gerekçesinde kanununamacı “… toplumunadalet ve güvenlik ihtiyacını karşılayan çocuk adalet sisteminin esas veusullerini belirlemek” olduğu ifade edilmiş; kanunda “… çocuğunyararına öncelik vermek ilkesinin benimsendiği ...” belirtilmiş ve “… çocukhakkında karar veren mahkemenin, “çocukhakkında verilen kararları izleme ve gerektiğinde değiştirme veya sonlandırmayetkisine sahip olması gerekir” denilmiştir.
Başvurucu hakkında verilen 6 yıl 8 aylık hapis cezası,çocukların yargılanmasına ilişkin genel ilkelere de uymamaktadır.
Sonuç olarak, Başvurucu, sırf çocuk mahkemesinde yargılandığıiçin, yetişkin sıfatıyla aynı yer ağır ceza mahkemesinde yargılansaydı alacağıcezanın iki katından fazla ceza almıştır. Bu cezanın, çocuğun uzun süreözgürlüğünden mahrum bırakılarak tam anlamıyla ıslah olmasını sağlamak, kısasürede serbest kalması halinde yeniden suça sürüklenmesini önlemek gibi birdüşünceden kaynaklanmış olabileceği iyimser bir yorumlabir an için farz edilse dahi, böyle bir uygulama ceza yargılamasının temelilkeleri gözardı edilerek yapılamayacağı gibi,yeterli deliller bulunması halinde de ancak sosyal uzman raporuna dayanılarak,yeterli diğer tedbirler alınarak ve gerekçeleri açıkça belirtilerekyapılabilir. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi kararında bu yönde herhangi bir düşünce, değerlendirme hatta ima bulunmadığına göreMahkemenin, çocuğun yararlarını gözeterekkarar verdiğini kabule imkan bulunmamaktadır.
24. Başvurucunun yağma olayı konusunda farklı mahkemelercefarklı sonuçlara varılması halinde maddi gerçeğe ilişkin kesinlik bulunmadığı,ortada bir şüphe halinin varlığı açıktır.
Ceza hukukun evrensel ilkelerinden ve yüzyıllara dayalıdeneyimlerin sonucu olan “şüphe sanık lehineyorumlanır” kuralına, mahkumiyetin ancak şüpheden uzak, kesin veinandırıcı delilleredayanması ilkesine ve 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu’nun kabul edilen ve edilmeyen delillerin gerekçelikararda tartışılarak belirtilmesi hakkındaki amir hükümlerine aykırı kararverilmesi nedeniyle de başvurucunun temel haklarının ihlal edildiği sonucunavarılmaktadır.
25. Yukarıda açıklanan nedenlerle başvurucunun adil yargılanmahakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE kararverilmesi gerekir.
Anayasa Mahkemesinin İhlal Kararının, DereceMahkemelerinin Takdirine Müdahale Teşkil Edip Etmeyeceği KonusununTartışılması:
26. Anayasa mahkemesinin bireysel başvuru yetkisinintanınmasından önce başlayan ve beş buçuk yıla yaklaşan uygulamalara rağmen henüzkamuoyunda tartışılması bitmeyen “süpertemyiz mahkemesi” eleştirilerine bu vesileyle değinmekte yarargörülmüştür.
27. Aslında bu konudaki ilkeler açık ve nettir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) veAnayasa Mahkemesinin (AYM) yerleşik içtihatlarıuyarınca,ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfilik içermesi ve bu durumunkendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmişolmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkçakeyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, § 26,12/2/2013).
Yine AYM kararlarında genel ilkenin istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilikiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, bariz takdir hatasıveya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas yönündenincelenemez (Onur Gür, B.No: 2012/828, 21/11/2013, § 21).
28. Kamuoyunda ve hatta bazı hukuk çevrelerinde yanlış olarakbilinenin aksine, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince deyapıldığı gibi, bireysel başvurularda dosyanın içeriğini incelemektedir. Yani,KABUL EDİLEMEZLİK veya bir hakkın İHLAL EDİLMEDİĞİNE karar verilen dosyalardaesasa bakılmaksızın, “kanun yolu şikayeti” niteliğinde olduğu için ret kararı verilmemekte;aksine, dosya içeriğine bakılmakta fakat yargılamada bariz bir takdir hatasıveya keyfilik yoksa bu tartışmaya hiç girilmeyerek, başvurunun “açıkça dayanaktan yoksun” olduğuna kararverilmektedir. Nitekim temel hak ihlali olup olmadığını tespit etmenin, dosyaiçeriğine bakmak dışında başka bir yolu bulunmamaktadır.
29. Anayasa Mahkemesi, bir yargılamada derece mahkemelerininkararları hakkında İHLAL kararı verilerek yeniden yargılama yoluna gidilmesinigerektirecek ölçüde adil yargılanma hakkına aykırılık bulunduğunu takdiryönünden tam yetkili olup, bu takdirini genellikle, derece mahkemelerinemüdahale etmemek yönünde kullanmıştır. Başvuru konusu olayda da bölümçoğunluğunca tespit edildiğine emin olduğumuz yukarıda açıklanan adil yargılamayaaykırı noktalar, İHLAL kararı verilerek yeniden yargılama yolunu açacakağırlıkta değerlendirilmemiştir. Tarafımızdan ise aksi yönde vicdani kanaateulaşılmıştır.
30. Ancak, İHLAL kararı verilmesi gerektiği yönündekikanaatimizin bir diğer –ve en az başvurucunun mağduriyetinin giderilmesi kadarönemli- nedeni de şudur:
Bireysel başvuru kurumunun Türk hukuk sisteminekazandırılmasının en önemli nedenlerinden biri de,verilecek İHLAL kararları yoluyla, emsal yaratmak ve Türk yargısında uygulamada sıkça rastlanan eksiklik ve yanlışlıkları,aynı zamanda yapısal (sistemik) sorunları hukuk aleminin ve yasa koyucunundikkatine getirmek, bunlara çözüm bulunmasını sağlamaktır. Anayasadeğişikliğinin gerekçesinde bu husus şu şekilde ifade edilmiştir:
“Türkiye’de bireyselbaşvuru yolunun kabul edilmesi, bir yandan bireylerin sahipoldukları temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunmasını sağlayacak, öteyandan da kamu organlarını, Anayasaya vekanunlara daha uygun davranma konusunda zorlayacaktır. Bu amaçlayapılan değişiklikle, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması ve teminat altınaalınması için, vatandaşlara bireysel başvuru hakkı tanınmakta ve AnayasaMahkemesine de bu başvuruları inceleme ve karara bağlama görevi verilmektedir.”
31. Başvuru konusu olayda mahkemelerimizin son zamanlarda artaniş yükü veya her ne sebeple olursa olsun, gerekçesiz veya eksik gerekçelerlehüküm verme eğilimi içine girmelerinden kaynaklanan durumun tipik bir örneğiolması dolayısıyla da İHLAL kararı verilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Özellikleceza yargısında, cezanın sadece mahkeme heyetinin vicdanına, hatta kamuoyununbir kısmının vicdanına uyması yeterli değildir.Cezamahkumiyetinin, deliller açıkça tartışılarak, hangilerine itibar ediliphangilerine itibar edilmediği gerekçeli kararda tartışılıp nedenleribelirtilerek, dosyayı okuyan her hangi bir tarafsız kişiyi tatmin edecekşekilde karara bağlanması zorunludur.
Ceza hukukunun yüzyıllara dayalı deneyimlerden süzülerek gelentemel ilkelerinden saparak ve çağdaş insan hakları sisteminin, bunlarıgeliştirerek tesis ettiği içtihatları ve ilkeleri de göz ardı ederek, sırfvicdani kanaatle mahkumiyet kararı verilmesi ve bu uygulamaların genellikkazanması, belki bazı olaylarda “hak yerini buldu” gibi yorumları geçerlikılabilecek; ancak uzun vadede mahkemelere ve kararlarına olan güveni daha daazaltacak, cezaların ıslah edici özelliğini ortadan kaldıracak, toplumda ihkakı hak eğilimlerinin artmasına yol açabilecektir.
32. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları karara bağlarken karşılaştığıve düzeltilmesi gereken, uygulamaya ilişkin sorunlara da işaret etmesi göreviicabıdır. Bu nedenle başvuru konusu dosyada başvurucunun kişisel mağduriyetineyol açan durumun aynı zamanda ceza yargılamalarında karşılaşılan genel birsorun olması hasebiyle de İHLAL kararı verilmesi gerekir.
Yukarıda açıklanan tüm nedenlerle, Bölüm çoğunluğunakatılmamaktayız.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Celal Mümtaz AKINCI