TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
EDİP ARAN VE HAKKI ARAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/34450)
Karar Tarihi: 16/9/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Muammer TOPAL
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Hasan SARAÇ
Başvurucular
:
1. Edip ARAN
:
2. Hakkı ARAN
Başvurucular Vekili
:
Av. Resul AYDIN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, tıbbi ihmal sebebiyle gerçekleştiği iddiaedilen ölüm olayından kaynaklanan zararların karşılanmaması ve açılan davanınuzun sürmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 15/9/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlikve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucular, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesinde(Fakülte) gerçekleştirilen tıbbi işlem sonrasında vefat eden 1936 doğumluA.A.nın oğullarıdır.
A. A.A.nınÖlümü
9. Başvurucuların babası olan A.A. karın ağrısışikâyetiyle Fakültenin Dahiliye Polikliniğine müracaat etmiştir. Yapılan tetkiksonrasında A.A.nın hastanede yatarak tedavisine karar verilmesi üzerine28/3/2007 tarihinde A.A. hastaneye yatırılmıştır. Yapılan incelemelersonrasında A.A.ya kolonoskopi işlemi yapılmasına karar verilmiştir.
10. Başvurucuların iddiasına göre kolonoslopi işlemibaşvurucuların olmadığı bir zamanda ve yine rızaları olmaksızın yapılmıştır.
11. 2/4/2007 tarihinde yapılan kolonoskopi işlemininardından A.A.nın karnı şişmeye ve ağrımaya başlamış, iddiaya göre ilgili doktortarafından bunun sürekli karşılaşılan bir durum olduğu beyanı ile A.A.yamüdahalede bulunulmamıştır.
12. Durumunun gittikçe kötüleşmesi üzerine A.A. genelcerrahi uzmanı tarafından aynı gün içinde ancak kolonoskopi işleminden sekizsaat sonra kontrol edilmiştir. İlgili doktor tarafından tutulan notta ''Hastahepatoloji kliniğinde görüldü. Kolonoskopi sonrası karın ağrısı gelişen hasta(8 saatlik) değerlendirildi.'' şeklinde bir kayıt vardır. Yapılan tetkiklersonrasında, kolonoskopi sırasında A.A.nın bağırsağında yırtılma meydanageldiğinin anlaşılması üzerine acil olarak ameliyat yapılmışsa da yoğun bakımaalınan A.A. ameliyattan bir süre sonra 5/4/2017 tarihinde vefat etmiştir.
B. Tam YargıDavası Süreci
13. Başvurucular idarenin hizmet kusuru bulunduğugerekçesiyle zararlarının karşılanması için 14/1/2008 tarihinde DicleÜniversitesi Rektörlüğüne (Rektörlük) müracaatta bulunmuştur. Talebin reddiüzerine başvurucular Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) 5/3/2008tarihinde her bir başvurucu için 20.000 TL olmak üzere toplam 40.000 TL manevizararın ödenmesi için tam yargı davası açmıştır.
14. Başvurucular dava dilekçelerinde özetle rızalarıalınmaksızın ve yokluklarında kolonoskopi işlemi yapıldığını, A.A.nın yoğunkarın ağrısı şikâyeti bulunmasına ve bu husus iletilmesine rağmen gereklimüdahalenin usulüne uygun olarak zamanında yapılmadığını, sekiz saat sonragenel cerrah tarafından yapılan müdahele sonrasında, kolonoskopi yapılırken bağırsağınyırtıldığının anlaşıldığını, yapılan ameliyat sonrasında babalarının kalp veakciğer fonksiyonlarının durması nedenile öldüğünü, idare tarafındanbabalarınausulüne uygun olarak müdahalede bulunulmadığını, tıbbi gereklere aykırı olarakişlem yapıldığını, gerekli dikkat ve özenin gösterilmediğini, kolonoskopidebağırsak yırtılması öngörülebilen bir durum olmasına rağmen bu ihtimalinhastanın takibi sırasında hiç değerlendirilmediğini, hastanın takibinin deihtimam ile yapılmadığını ileri sürmüşledir.
15. Mahkeme ölüm olayı ile ilgili olarak ilgilikurumlardan tüm belgeleri topladıktan sonra ''davacıların murisi[A.A.nın] karın ağrısı şikayetiyle yaptığı başvuru sonrası davalı idareyebağlı tıp fakültesi hastanesinde adı geçene yapılan tıbbi müdahale veuygulamalarda herhangi bir kusur bulunup bulunmadığı hususunu'' Adli TıpKurumuna(ATK) sormuştur.
16. ATK 1. İhtisas Kurulunun 3/8/2011 tarihli raporundayapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğuna karar vermiştir. Raporunilgili kısımları şöyledir:
''..04.04.2007tarihinde kolonoskopi sonrası rektum perforasyonu gelişen ve 05.04.2007tarihinde öldüğü bildirilen 1936 doğumlu ...[A.A.] hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerinincelenmesinde;
1-[H. K.nın] 02.07.2007 tarihliifadesinde; 27.03.2007 tarihinde babasının karın ağrısı şikayeti ile hastaneyeyatırıldığını, gastroenteroloji bölümünde Dr.[K.] gözetiminde tedavi gördüğünü,Dr.[K.] tarafından kendisi ve aile bireylerinin rızası olmadan kolonoskopiyapıldığını, kolonoskopi sonrası babasının karnının şişmeye başladığını, doktorasöylediğini, doktorun bu durumun normal olduğunu ve geçeceğini söylediğini,görevini gereği gibi yapmadığını, daha sonra babasının kötüleşmesi üzerinekolonoskopiden sekiz saat sonra genel cerrahi tarafından acilen ameliyataalındığını ve babasının öldüğünü,
2- Doç.Dr. [K.Y.nin] yazılı ifadesinde28/3/2007 tarihinde karın ağrısı, kabızlık, kilo kaybı, şikayeti ilebaşvurduüu, ileri tetkik ve tedavi amacıyla yatırıldığı, gastrit dışı mevcutyakınmasını izah edecek bulgu saptanmadığı, kolonoskop, planlandığı,premedikasyon sonrası ba[ğır]sak mukozasının rahat olmadığınınsaptandığı, kalın ba[ğır]sak temiz olmadığından yeterligörüntülem[e]sağlanamayacağından işleme son verildiği, kolonoskopi işlemi sırasındaherhangi bir zorlukla karşılaşılmadığı, rahat ve usulüne uygun işlemuygulandığı, işlem sonrasında hastanın yatağına yatırıldığı, takip vetedavisinin yapıldığı, progresif olarak artan karın ağrısı ve batındistansiyonu geliştiği, perforasyon şüphesi ile tetkiklerinin yapıldığı, acilcerrahi için kliniğe sevk edildiği, 2000 yılından beri gastrokopi, kolonoskopive karaciğer biyopsisis olmak üzere endoskopik girişim yaptığını bugüne kadarherhangi bir komplikasyonla karşılaşmadığını, yüzlerce kez aynı işlemi uyguladığını,
3.[Fakültenin] endoskopikağıdında, splenik fleksuraya girildiği, sonrası kirli olduğundanilerlenemediği, rektumda yaygın mavimtrak varisler mevcut olduğu
4. [Ana Bilim Dalının] ...epikirizinde üç aydır karınağrısı ve halsizliği olan hastanın anemisi saptanması üzerine ileri tetkikamaçlı yatırıldığı, batın ve pelvik USG'de.. normal büyüklükte, intrahepatiksafra yolları dilate, pankreas, dalak, her iki böbrek normal boyutta, endoskopiyapıldığı, antral gastrit saptandığı, kolonoskop, yapıldığı, rektumperforasyonu gelişen hastanın genel cerrahi kliniğine sevk edildiği,
5. [O]perasyon notunda rektumperforasyonu, inguinal herni, tanıları ile Pr. Sütur, loop Sigmoidostomi vehernipgrafi operasyonu yapıldığı ,
6. [Ana Bilim dalının] ..epikrizinde, hepatolojikliniğinde kolonoskopi sonrası karın ağrısı ve şişlik gelişmesi üzerine genelcerrahi kliniğince konsülte edildiği, GD iyi, şuur açık, koopere, DEF, RES (+),ADBG'de diafragmatik hava, serbest hava (+) olduğu, parasentezde hava gelmesiüzerin rektum perforasyonu tanısı ile yoğun bakıma ünitesine yatırıldığı, aciloperasyona alındığı, post-op takiplerinde hipotansif, solunum seslerinde azalmaolduğu, solunum deprasyonu geliştiği, resüsitasyona cevap vermemesi üzerine5/4/2007 tarihinde ex olarak kabul edildiği,
Sonuç:
4/4/2007 tarihinde kolonoskopi sonrasırektum perforasyonu gelişen ve 5/4/2007 tarihinde öldüğü bildirilen 1936doğumlu ..[A.A.]hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerin incelenmesinde;
Kolonoskopiendikasyonunun uygun olduğu, Kolonoskopi uygulaması sırasında rektumdaperforasyon gelişmesinin bir komplikasyon olduğu, Kolonoskopi sonrasındakişinin takip edilmesi, sekiz saat sonrası akut batun gelişmesi üzerine yapılanameliyatın da tıp kurallarına uygun olduğu oybirliği ile mütalaa olunur. ''
17. Başvurucular anılan rapora şu hususları ileri sürerekitiraz etmiştir:
- Operasyon sırasında rektumda perforasyon gelişmesininbir komplikasyon olduğu belirtilmiş olmasına rağmen bunun sebepleriaçıklanmamıştır. Başvuruculara göre söz konusu sebep doktorların hatalı veyanlış uygulamaları iken bu nedenlere dair açıklama yapılmamıştır.
- Operasyon sonrasında hastanın takibinin usulüne uygunyapılıp yapılmadığı hususlarında izahat yoktur. Hastanın batınında gelişenşişme ve diğer şikâyetlere zamanında müdahalede bulunulmadığı hâlde geçmüdahalenin etkileri raporda yeterince değerlendirilmemiştir. Başvurucular bukapsamda şu soruların raporda hiçbir şekilde değerlendirmeye alınmadığını ilerisürmüştür: a) Kolonoskopi sonrası hastada perforasyon gelişme ihtimali dikkatealınarak gerekli film ve görüntüleme işlemleri yapılsaydı bile aynı sonuç doğarmıydı? b) Kolonoskopi sonrası yatağına alındıktan sonra hastanın yakınmaşikâyetinin bildirildiği de dikkate alındığında hasta belli periyotlarlamuayene edilseydi yine aynı sonuç doğar mıydı? c) Perforasyon gelişen hastayazamanında müdahele edilseydi sonuç farklı olur muydu?
18. Bu gerekçelerle başvurucular yeniden bilirkişiincelemesi yapılmasını talep etmiş ise de Mahkeme 21/12/2011 tarihinde davanınreddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
''...Olayda davacıların murisi [A.A.nın]karın ağrısı şikayetiyle yaptığı başvuru sonrası davalı idareye bağlı tıpfakültesi hastanesinde adı geçene yapılan tıbbi müdahale ve uygulamalardaherhangi bir kusur bulunup bulunmadığının ortaya konulabilmesi için dosyaüzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş ve dava dosyasıbilirkişi incelemesi için Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir. Adli Tıp Kurumu 1.İhtisas Kurulu tarafından yapılan inceleme sonucunda mahkememize sunulan3.8.2011 tarihli raporda özetle; 5.4.2007 tarihinde ölen davacılarmurisinekolonoskopi endikasyonunun uygun yapıldığı, kolonoskopi uygulamasısırasında rektumda perforasyon gelişmesinin bir komplikasyon olduğu,kolonoskopi sonrasında kişinin takip edilmesi, sekiz saat sonra akut batıngelişmesi üzerine yapılan ameliyatında tıp kurallarına aykırılık bulunmadığıbelirtilmiştir.
Bilirkişi raporu taraflara tebliğedilmiş olup bilirkişi raporuna davacılar tarafından yapılan itiraz yerindegörülmemiştir.
Bu durumda; idarenin dava konusu ölümolayında hizmet kusurunun bulunmadığı, manevi tazminat ödenmesini gerektirenşartların oluşmadığı anlaşıldığından davacıların tazmin talebinin kabulüneolanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın REDDİNE...[karar verilmiştir.]''
19. Başvurucular karar aleyhine yaptıkları temyizbaşvurularında, bireysel başvuruda ileri sürdükleri hususlara benzer şekildeiddialarda bulunmuşlardır. Başvurucular, dilekçelerinde özetle, ATK raporununeksik ve yetersiz olduğunu, Mahkemenin bu rapora yapılan itirazları reddedipeksik ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurduğunu, babalarına yapılan işlemsonrasında bunun komplikasyon olduğu şeklinde basit bir gerekçeyle izah edilmeyeçalışıldığını, raporda bu komplikasyona neden olan hususların açıklanmadığını,dava açma sebeplerinin tam olarak da buna ilişkin olduğunu, buna göre bukomplikasyonun doğmasına engel olacak gerekli ve yeterli önlemlerinalınmadığını, idarenin ajanlarının kendilerinden beklenen özen ve dikkatigöstermediğini, yakınlarına yapılan işlem için kendilerinden muvafakatalınmadığını, kolonoskopi sonrasında hastanın yeterince takip edilmediğini,hastaya en erken müdahalenin sekiz saat sonra yapıldığını ileri sürmüşlerdir.
20. Danıştay Onbeşinci Dairesi 29/9/2016 tarihinde hükmüonamıştır. Karar düzeltme başvurusu da reddedilen başvurucular, kararınkendilerine tebliğ edildiği 24/7/2017 tarihinden sonra 22/8/2017 tarihindebireysel başvuruda bulunmuşlardır.
IV. İLGİLİHUKUK
21. İlgili hukuk için bkz. Ali Abidin Saruhanoğlu vediğerleri, B. No: 2014/15478, 6/12/2017, §§ 39-42 .
V. İNCELEME VE GEREKÇE
22. Mahkemenin 16/9/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
23. Başvurucular; öncelikle babalarına uygulanankolonoskopi öncesinde rızalarının alınmadığı, ayrıca yokluklarında işleminuygulandığından yakınmaktadır. Başvurucular, bundan sonraki tıbbi işlemlerintıp kurallarına uygun olmadığından, kolonoskopi sonrasında yeterli takibinzamanında yapılmaması nedeniyle yakınların ölümüne sebebiyet verildiğindenşikâyet etmektedir. Ayrıca zararların giderilmesi için açtıkları tazminatdavasında, alınan ATK raporu ölüm olayının nedenlerine ilişkin olarak yeterliaçıklama içermemesine rağmen Mahkemece hükme esas alınması, yapmış olduklarıitirazın gerekçesiz olarak reddedilmesi ve gerekli araştırma yapılmadan tamyargı davasının reddedilmesi nedenleriyle Anayasa'nın 17. maddesinde güvencealtına alınan yaşam hakkının, davanın yaklaşık on yıl sürmesi nedeniyle deAnayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
24. Başvurucuların ihlalin tespiti ile tazminatödenmesine karar verilmesi talepleri bulunmaktadır.
B. Değerlendirme
25. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgilikısmı şöyledir:
“Herkes, yaşama,..hakkına sahiptir.
Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılıhaller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel vetıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”
26. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, ...kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriylebağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engellerikaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamaya çalışmaktır.”
1. ŞikâyetlerinNitelendirilmesi ve İncelemenin Kapsamı Yönünden
27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16).
28. Başvurucuların iddiaları ile bunları ifade edişbiçimlerinden temel olarak yakınlarına kolonoskopi sırasında uygulanan yanlışmüdahale sonucunda yakınlarının bağırsağında yırtılma meydana gelmesine rağmenzamanında ve yeterince gerekli tıbbi tedavinin yapılmadığı iddialarınınaraştırılmadığından, uyuşmazlığa konu temel sorunlarına dair açıklama içermeyenve ölümün basit bir komplikasyon sonucu olduğu gibi değerlendirme içerenyetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak tam yargı davasının reddedildiğinden,ayrıca yargılamanın uzun sürdüğünden şikâyet ettikleri anlaşılmaktadır. Busebeple başvurucuların tüm iddiaları Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altınaalınan yaşam hakkının usul boyutu kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
2. Kabul Edilebilirlik Yönünden
29. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamınıkaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayınedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusuolayda müteveffa, başvurucuların babasıdır. Bu nedenle başvuruda, başvuruehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.
30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan başvurucuların yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkiniddialarının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
31. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının ihlal edildiğineilişkin şikâyetleri devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerini dikkate alarakmaddi ve usul boyutları bakımından ayrı ayrı incelemektedir. Devletin negatifyükümlülüğü, kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevlilerin, kasıtlı ve hukukaaykırı bir şekilde hiçbir bireyin yaşamına son vermeme ödevini (öldürmemeyükümlülüğü) içerirken pozitif yükümlülük hem her türlü tehlikeye karşıbireylerin yaşam hakkını korumayı (yaşamı koruma yükümlülüğü) hem de doğalolmayan her ölüm olayının tüm yönleriyle ortaya konulmasına, sorumlu kişilerinbelirlenmesine ve gerektiğinde bu kişilerin cezalandırılmasına imkân tanıyanbir soruşturma yapmayı (etkili soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. Yaşamhakkının maddi boyutu, negatif yükümlülük ile yaşamı koruma yükümlülüğünükapsamakta iken yaşam hakkının usul boyutu, pozitif yükümlülüğün bir başkaunsuru olan etkili soruşturma yükümlülüğünden ibarettir (benzer değerlendirmeiçin bkz. Aziz Biter ve diğerleri, B. No: 2015/4603, 19/2/2019, § 58).
32. Devletin söz konusu pozitif yükümlülük kapsamında-ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin-sağlık hizmetlerini hastaların yaşamlarının korunmasına yönelik gereklitedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenleme yapmak şeklindeki görevinin(Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35) yanında söz konusuyükümlülüğün usule ilişkin yönünde devletin olayın niteliğine bağlı olarakcezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla yerine getirilebileceği, ölümolayının meydana gelmesinden sonra ortaya çıkan ve şüpheli ölüm olayınıaydınlığa kavuşturabilecek etkili bir yargısal sistem kurma yükümlülüğübulunmaktadır. (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Kasten sebebiyetverilen ölüm olaylarından farklı olarak etkili bir yargısal sistem kurma yönündekipozitif yükümlülüğün her olayda mutlaka ceza davası açılmasınıgerektirmeyeceğini kabul eden Anayasa Mahkemesine göre, aynı ilkelerin tıbbihata sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olaylarında dauygulanabilecektir. Bununla birlikte bu şekildeki bir kabul, bu tür olaylardayürütülen ceza soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmeyeceğianlamına da gelmemekte ancak ilke olarak tıbbi hatalara ilişkin şikâyetlerkonusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecekolan hukuk veya idari tazminat davası yolu olduğu bir kez dahavurgulanmaktadır. (Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016, § 78; NailArtuç, § 38).
33. Yaşam hakkı kapsamında yürütülecek cezasoruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli veidari yargıda açılacak tazminat davalarında da makul derecede ivedilik ve özenşartının yerine getirilmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu türolaylara ilişkin olarak yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesiningerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının yada ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesigerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecekhassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzeryaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesineengel olacaktır (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110 ; FilizAka, § 33).
34. Bununla birlikte derece mahkemelerinin özenyükümlülüğü, yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine birsonuca varılmasını garanti altına almamaktadır (Aysun Okumuş ve AytekinOkumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).
b. İlkelerinOlaya Uygulanması
35. Tıp alanında, doktorların bu mesleğin icrasısırasında gerek özel hukuktan gerekse de kamu hukukundan kaynaklanan birçoködev, yükümlülük ve sorumluluğunun bulunduğu muhakkaktır. Bu kapsamda, bazıdiğer meslek gruplarında olduğu gibi, devletin vermiş olduğu ruhsatlagörevlerini ifa eden doktorların en önemli sorumluluklarından birisi de özenyükümlülüğüdür. Bu anlamda doktorların, hasta olduğu iddia ve beyanıyla ilgiliözel ve kamu sağlık kuruluşlarına başvuran kişilere karşı tıbbi müdahaleleröncesinde hastalığın hikayesinin alınması, muayene edilerek hastalığınınteşhisinin yapılmaya çalışılması, bir hastalığın bulunduğu kanaatine veyaverilere ulaşılması hâlinde ise tıbbi tekniklerle muayene edilmesi gibi ödev veyükümlülükleri bulunmaktadır. Bunun yanında, aynı şekilde, bu süreç sonrasındaameliyat ve benzeri faaliyetlerin icra edilmesi hâlinde ise yapılan bu tıbbimüdahaleler sonrası oluşan veya oluşabilecek karmaşık ve/veya olumsuzdurumların takibi ve yönetiminden de doktorların sorumluluğunun bulunduğukuşkusuzdur.
36. Yapılan tıbbi müdahaleler sırasında sonuçları tıbbikuralve ilkelere göre öngörülemeyen ve arzu edilmeyen bu tür olumsuz ve/veyakarmaşık durumların ortaya çıkmasından bağımsız olarak, doktorların aynızamanda, özen yükümlülüğünün bir parçası olarak bu mahiyetteki yaşanmasımuhtemel olan karmaşık ve/veya olumsuz durumlara karşı önleyici tedbirlerinalınması ve bu tedbirler ile zamanında müdahalede bulunulması ödevleri debulunmaktadır. Bu kapsamda, tıbbi müdahalelerin icrası sırasında bu türolumsuz, arzu edilmeyen ve karmaşık sonuçların meydana gelmemesi için ya da bunitelikteki sonuçların ortaya çıkması hâlinde ise zararın bir bütün olarakortadan kaldırılması veya sınırlanması veya azaltılması için tedbirlerinalınması bu sorumluluğun bir parçasının kabul etmek gerekir.
37. Bu açıklamalar sonrasında, somut başvuruda olduğugibi, Anayasa Mahkemesinin bu ve benzer iddiaların yer aldığı ve tıp hukukualanına giren hususlarda görevi, Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiğiseviyede derinlik ve özenle Mahkeme tarafından incelenip incelenmediğinibelirlemektir. Bu incelemenin yapılmasında ise Anayasa Mahkemesinin tam yargıdavasının sonucunun ne olması gerektiğine dair bir tespit içermediğiniözellikle ve önemle vurgulamak gerekir.
38. Başvurunun incelenmesi neticesinde Mahkeme önceliklekusur bulunup bulunmadığı hususunda ATK'dan rapor alınmasına karar vermiştir(bkz. § 16). ATK raporunda ise başvurucuların baştan beri hastaya geç müdahaleedildiği ve yapılan bu müdahalenin tıp kurallarına uygun olmadığı iddiasınailişkin olarak bir değerlendirmenin ise yapılmadığı tespit edilmiştir. Genel cerrahiuzmanının ilk gözlem notunda belirttiği üzere, söz konusu yırtılmaya bağlıolarak A.A.nın durumunun kötüleştiğinin ancak sekiz saat sonra anlaşıldığı,buna göre söz konusu yırtılmanın da ancak bu müdahale sonrası ortaya çıktığıanlaşılmasına rağmen yapılan bu işlemin sonuçları üzerine, yukarıda yapılantespitlerde belirtildiği şekilde (§§ 35-37), ATK raporunda veya Mahkemekararında bir değerlendirmenin yapılmadığı görülmüştür.
39. Başvurucuların bahse konu iddialarının tam yargıdavasındaki uyuşmazlığın çözümü için esaslı bir unsur teşkil etmediğinisöylemek mümkün değildir. Bu açıdan A.A.nın durumunun kötüleşmeye başlamasındanancak sekiz saat sonra bağırsakta yırtık olduğunun anlaşıldığı ve ameliyataacil olarak alındığı fakat yoğun bakımda ameliyattan bir gün sonra öldüğügözetildiğinde, müdahale sonrasında ortaya çıkan olumsuz ve karmaşık sonuçlarlailgili olarak hastanın takip edilmesi, muhtemel risklerin öngörülebilirliği vemümkünse ortadan kaldırılabilirliği veya azaltılmasına ilişkin başvurucularınsöz konusu iddialarının Mahkeme tarafından araştırılmasından sonra ayrı ve açıkbir yanıt verilmek suretiyle etkili bir şekilde karşılanması gerektiği hâldesöz konusu esaslı iddialar Mahkeme tarafında tartışılıp gerekçeli karardaetkili bir şekilde karşılanmamıştır.
40. Başvurucuların yargılamanın uzun sürmesi nedeniylehaklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarına bakıldığında 5/4/20007tarihinde meydana gelen ölüm üzerine 14/1/2008 tarihinde Rektörlüğe yapılanbaşvuru ve 5/3/2008 tarihinde açılan dava ile başlayan yargısal süreç ancak13/6/2017 tarihinde karar düzeltme talebinin reddi kararı ile sona ermiştir.
41. Başvuruya konu olayda davalı sadece Rektörlük olupdava dilekçesinde ileri sürülen iddialara göre davanın aşırı bir karmaşıklıkiçermemesi ve baştan itibaren ileri sürülen iddiaların bütünlük arz ettiğinindeğerlendirilmesi karşısında 9 yıl 3 ay süren davanın süresinin makul olmadığıkanaatine varılmıştır. Bu makul olmayan gecikme nedeniyle yetkili mercilerinhukuk sisteminin caydırıcı etkisinin ve yaşama hakkı ihlallerinin önlenmesindeoynaması gereken rolün zayıflatılmaması için Anayasa'nın 17. maddesi ileöngörülen dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirdiklerisöylenemeyecektir.
42. Tüm bu değerlendirmeler sonrasında ortaya çıkandurumun hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması ilkesiyle açıkçabağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesindegüvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
4. 6216 sayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
45. Başvurucular, ihlalin tespiti ve toplam 100.000 TLmanevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
46. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.No: 2014/8875, 7/6/2018)kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasılortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesidiğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerinegetirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamınageleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaretetmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).
47. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi,ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (MehmetDoğan, §§ 55, 57).
48. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlardaAnayasa Mahkemesi 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ileAnayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79. Maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendiuyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamayapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklıolarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran vebireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenleAnayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılamakararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklıolarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususundaherhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla kendisine böyle bir kararulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin AnayasaMahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam edenihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir. (MehmetDoğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).
49. Mevcut başvuruda ölüm olayı hakkında açılan tam yargıdavasında başvurucuların esasa etkili itirazları bilirkişi raporunda ve mahkemekararında karşılanmadan davanın reddine karar verilmesi nedeniyle Anayasa’nın17. maddesi kapsamında yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine kararverilmiştir. Buna göre ihlalin adli makamlarının işlem ve eylemlerindenkaynaklandığı anlaşılmaktadır.
50. Bu durumda yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine gönderilmesinekarar verilmesi gerekmektedir.
51. Bunun yanında başvuruda makul sürede yargılamayapılamadığının ve bu durumun Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınanyaşam hakkının usul boyutunun ayrıca ihlaline sebebiyet vermesi nedeniylebaşvuruculara müştereken net 40.000 TL manevi tazminatın ödenmesine kararverilmesi gerekir.
52. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesiiçin başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilenihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Tespit edilen ihlal ile iddia edilenmaddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığından başvurucuların maddi tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerekir.
53. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 harç ve3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın birörneğinin Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine (E.2008/920) GÖNDERİLMESİNE,
D. 40.000 TL manevi tazminatın başvuruculara MÜŞTEREKENÖDENMESİNE,
E. 257,50 harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucularınHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 16/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.