TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
EKREM AYSU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/13227)
Karar Tarihi: 15/12/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Muammer TOPAL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Volkan ÇAKMAK
Başvurucu
:
Ekrem AYSU
Vekili
:
Av. Murat BOZ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru; devlet memurluğundan çıkarılma işlemininiptali istemiyle açılan davada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıile sonuçlanan ceza yargılaması ve bu yargılama neticesinde ulaşılan sonuç esasalınarak karar verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin, yargılamanın uzunsürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 2/5/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
7. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği yönündeki iddiası Anayasa Mahkemesinin 25/12/2018 tarihli ve2018/34972 sayılı kararı ile başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemez bulunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu, Nevşehir'in Ürgüp Belediye Başkanlığıbünyesinde zabıta memuru olarak görev yapmıştır.
10. Başvurucunun görev yaptığı dönemde Ürgüp pazaryerinde toplanan işgaliye ve etiket bedelleri ile ilgili olarak belediyeçalışanları hakkında idari soruşturma yapılmıştır. Soruşturma sürecindebaşvurucuya kullanılan tahsildar makbuzlarının aslına ve dip koçanına farklırakamlar yazmak ve kayıt dışı pazar etiketi bastırarak gelir elde etmekfilleri isnat edilmiştir.
11. Soruşturma sonucunda isnat edilen fiilerigerçekleştirdiği kanaatine varılan başvurucu 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılıDevlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin (E) bendinin (g) alt bendi (memurluksıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç vericihareketlerde bulunmak) uyarınca 16/1/2008 tarihli işlemle devletmemurluğundan çıkarılmıştır.
12. Diğer taraftan başvurucu hakkında zimmet,resmî belgede sahtecilik ve güveni kötüye kullanma suçlarının isnadıylakamu davası açılmıştır.
13. Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesi 17/9/2013 tarihlikararıyla başvurucuyu isnat edilen eylemler yönünden suçlu bularak her suç içinayrı ayrı hapis cezasına hükmetmiş ancak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geribırakılmasına karar vermiştir. Hüküm itiraz edilmeden kesinleşmiştir. NevşehirAğır Ceza Mahkemesinin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sanık Ekrem Aysu'nun, diğersanıklar A.T. ve E.T. ile birlikte sahte olarak bastırmış olduğu pazaretiketlerin bir kısmı karşılığında almış olduğu paralarla, gerçek pazaretiketleri sonucunda almış olduğu bir kısım paraları ilgili yerlere yatırmayıpmal edinmek suretiyle teselsülen basit zimmet suçunu, özel belge niteliğindebulunan çok sayıda pazar etiketi bastırmak suretiyle teselsülen özel belgedesahtecilik suçunu ve düğün kirası olarak yatırılmak üzere kendisine verilenbirden fazla kira bedellerini mal edinmek suretiyle güveni kötüye kullanmaksuçunu işlediği sabit olmuştur."
14. Başvurucu, hakkında tesis edilen devlet memurluğundançıkarılma işlemine karşı Kayseri 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde iptaldavası açmıştır.
15. Mahkeme 4/10/2013 tarihli kararıyla davayıreddetmiştir.
16. Ret gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Uyuşmazlık konusu olayda davacının'zimmet' suçlaması nedeniyle yargılandığı Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesi'ninE.2010/253 sayılı esasına kayıtlı dava dosyasında 17.09.2013 tarihinde verilenK.2013/269 sayılı kararı ile davacının diğer sanıklar A.T. İle E.T. ilebirlikte sahte olarak bastırmış olduğu pazar etiketleri karşılığında almışolduğu paraları ve gerçek pazar etiketleri karşılığında tahsil etmiş olduğuparaları, yasal olarak yatırması gereken ilgili yerlere yatırmayarak maledinmek suretiyle basit zimmet suçunu, özel belge niteliğinde bulunan çoksayıda pazar etiketi bastırmak suretiyle özel belgede sahtecilik suçunu, düğünkirası olarak yatırılmak üzere kendisine verilen kira bedelleri ile özel mülkedinmek suretiyle de güveni kötüye kullanma suçunu işlediği gerekçesiyleTCK.nun 61. maddesine göre suçun işleniş biçimi yeri, zamanı ve özeni gözönünde bulundurularak eylemine uyan 5237 sayılı TCK. 37. maddesi delaletiyle aynıyasanın 247/1. Maddesi uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırıldığı veyasal olarak yapılması gerekli teşdid ve tahfif maddeleri uygulanarak neticeten1 yıl 8 ay 25 gün hapis cezası ile cezalandırıldığı, sanığa verilen sonuçcezanın iki yıldan az olması nedeniyle, oluşan zararların aynen geri verilmeksuretiyle tarafından giderilmiş olduğundan ve bir daha suç işlemeyeceğikanaatine varılarak 5271 sayılı CMK.nun 231/5. maddesi uyarınca hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği görülmektedir.
Bu durumda davacının memuriyettençıkarılması işleminin dayanağı olan fiillerinden dolayı hakkında açılan cezadavası neticesinde Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesinin E.2010/253, K.2013/269sayılı ilamı ile zimmet, özel belgede sahtecilik ve güveni kötüye kullanmasuçlarını işlediğine karar verildiği, davacı tarafından işlenen fiillerin,memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utançverici nitelikte bulunduğu anlaşıldığından, davacının eylemine uyan 657 sayılıYasanın 125/E-g maddesi uyarınca devlet memurluğundan çıkarma cezasıylacezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığısonuç ve kanaatine varılmıştır."
17. Danıştay Onikinci Dairesi 27/9/2017 tarihli kararıylaret hükmünü onamış ve 5/2/2018 tarihinde de karar düzeltme isteminireddetmiştir.
18. Başvurucu nihai kararı 2/4/2018 tarihinde tebellüğetmesinin ardından 2/5/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
19. 657 sayılı Kanun'un "Disiplin cezalarınınçeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller" kenar başlıklı 125.maddesinin (E) bendi ile bendin (g) alt bendi şöyledir:
" E - Devlet memurluğundan çıkarma: Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere
memurluktan çıkarmaktır.
Devlet memurluğundan çıkarma cezasınıgerektiren fiil ve haller şunlardır:
...
g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacaknitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,"
20. 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (5) numaralıfıkrasının son cümlesi şöyledir:
"Hükmün açıklanmasının geribırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifadeeder."
B. UluslararasıHukuk
21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
"Kendisinebir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuzsayılır."
22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme’nin 6.maddesinin ikinci fıkrasının kişilerin suçluluğu yasal olarak sabit oluncayakadar masum sayılma hakkını güvence altına aldığını belirtir. AİHMiçtihatlarında, masumiyet karinesi ile sağlanan güvencenin iki yönününbulunduğu ifade edilmiştir. Ceza yargılamasının yürütülmesine dair usuleilişkin bu güvence ile, sonucunda mahkûmiyet kararı dışında bir hüküm kurulan cezayargılaması ile bağlantılı olan durumlarda, daha sonra yürütülecek yargılamalarboyunca kişinin masumiyetine saygı gösterilmesinin sağlanması amaçlanır. Buusule ilişkin yön kapsamında masumiyet karinesi ilkesi, ceza yargılamasınınkendisinin adil olmasını sağlayacak usule ilişkin güvence olarak kamugörevlilerinin davalının suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalardabulunmasını yasaklar. Ancak bu husus, cezai meselelerde usule ilişkin güvenceile sınırlı olmayıp daha geniştir ve devletin hiçbir temsilcisinin mahkeme ilesuçluluğu ispatlanıncaya kadar kişinin bir suçtan suçlu olduğunu söylememesinigerekli kılar. Bu bağlamda, sadece ceza yargılaması kapsamında değil aynızamanda ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen bağımsız hukuk yargılamaları,disiplin işlemleri veya diğer yargılamalarda da masumiyet karinesinin ihlalisöz konusu olabilir. Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrası kapsamındakigüvencenin ilk yönü, kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar cezagerektiren bir suçla suçlandığı süreye ilişkin iken masumiyet karinesigüvencesinin ikinci yönü, ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında birhüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektirensuç karşısında kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını gerektirir (Seven/Türkiye,B. No: 60392/08, 23/1/2018, § 43).
23. AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasınındisiplin yetkisini haiz makamların ceza yargılaması kapsamında kendisine suçisnat edilen ve eylemi usule uygun bir şekilde tespit edilen bir kamugörevlisine yaptırım uygulamasını engellemek gibi bir amacı veya etkisibulunmadığına kanaat getirmiştir. AİHM, Sözleşme’nin herhangi bir eylemnedeniyle hem ceza hem de disiplin yargılamalarının başlatılmasına veya sözkonusu iki yargılama türünün eş zamanlı olarak yürütülmesine halelgetirmediğine vurgu yapmaktadır. AİHM ayrıca, cezai sorumluluğun kaldırılmasıhâlinde bile daha hafif bir ispat külfeti temelinde aynı olaylardan doğanhukuki veya diğer sorumlulukların tesis edilmesine halel getirilmediğine işaretetmektedir. Ancak nihai bir cezai hüküm olmaksızın disiplin yargılamasıkapsamında başvurana iddia konusu eylemi nedeniyle cezai sorumluluk yükleyenbir ifadenin bulunması hâlinde 6. maddenin (2) numaralı fıkrası kapsamına girenbir mesele söz konusu olacaktır (Seven/Türkiye, § 51).
24. Bu bağlamda Sözleşme’nin 6. maddesinin ikincifıkrasının sağladığı korumanın ikinci yönüne göre sanığın beraatiyle veyadavanın düşmesiyle sonuçlanan ceza yargılamaları sonrasında söz konusu kişiye,masumiyetine uygun bir muamelede bulunulması gerekir. Bu ikinci yönde maddeningenel amacı bir suçtan beraat eden bireyleri veya ceza yargılaması düşenkişileri, itham edildikleri suçtan aslında suçlu olduklarını düşünen kamugörevlileri ve makamlarına karşı korumaktır. Bu davalarda masumiyet karinesi-adil olmayan bir cezai hükmün önlenmesi için- sağladığı usule ilişkingüvencenin çeşitli koşullarının yargılamada uygulanması suretiyle hayatageçirilmiştir. Beraat veya herhangi bir düşme kararına riayet edilmesi hakkınınkorunmaması hâlinde Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan adilyargılanma güvenceleri teorik ve hayalî olma riskiyle karşı karşıya kalabilir (Seven/Türkiye,§ 54).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
25. Mahkemenin 15/12/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu; hükmün açıklanmasının geri bırakılması ilesonuçlanan ceza yargılaması esas alınarak davanın reddedildiğini, hükmünaçıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı Kanun uyarınca aleyhinehukuki sonuç doğurmaması gerektiğini belirterek masumiyet karinesinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
27. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenarbaşlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
28. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
29. Anayasa Mahkemesi masumiyet karinesinin ihlaliiddialarını incelediği başvurularda (çok sayıda karar arasından bkz. SelimMisafir [GK], B. No: 2016/6038, 20/6/2019; Galip Şahin [GK], B. No:2015/6075,11/6/2018) suç isnadına ilişkin bir güvence olan masumiyetkarinesinin medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda hangi hâllerdeuygulanabileceğine ilişkin ilkeleri belirlemiştir. Buna göre masumiyetkarinesinin medeni hak ve yükümlülükler kapsamında kalan bir yargılamadauygulanabilmesi için başvurucunun söz konusu medeni hak ve yükümlülüklereilişkin yargılama ile hakkında yürütülen veya sona eren ceza yargılamasıarasında bağlantı bulunduğunu göstermesi gerekmektedir. Medeni hakyargılamasında, ceza yargılamasında verilen kararın sonucunun dikkate alındığıve değerlendirildiği veya ceza dosyasında yer alan delillerin irdelendiği ya dabaşvurucunun hakkındaki suçlamayı doğuran olaylara dahli ile ilgiliirdelemelerde bulunulduğu veyahut başvurucunun muhtemel suçluluğuyla ilgiliyorum yapıldığı hâllerde söz konusu bağlantının var olduğu kabul edilebilir.Bununla birlikte idare/hukuk yargılaması ile ceza yargılaması arasındakibağlantının varlığına işaret eden olguların tüketme yoluyla sayılmasının mümkünolmadığı, bunların kararların verildiği yargılamaların türüne ve içeriğine göredeğişebileceği kabul edilmelidir.
30. Somut olayda başvurucunun ihlal iddiası, devletmemurluğundan çıkarma işleminin iptali istemiyle açtığı davada çıkarma işleminekonu eylem nedeniyle yapılan ceza yargılamasında hükmün açıklanmasının geribırakılmasına karar verilmesine karşın İdare Mahkemesince eylemin sabitgörülerek işlemin hukuka uygun bulunmasına ilişkindir. Gerek mahkeme kararındagerekse disiplin makamlarının işlemlerinde ceza yargılamasına konu eylemlerleilgili olarak değerlendirme yapıldığı gözlemlenmektedir. Bu değerlendirmeler-herhangi bir ihlale yol açıp açmadıkları hususu aşağıda değerlendirilecekolmakla birlikte- disiplin işleminin denetlendiği yargı süreci ile cezayargılaması arasında bağlantının bulunduğu sonucuna ulaşılması bakımındanyeterli görülmüştür. Bu bağlamda masumiyet karinesinin sağladığı güvencenindevreye girdiği somut başvuruda Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerininuygulanabileceği sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla ihlal iddialarının Anayasave Sözleşme'nin ortak koruma alanının kapsamında yer aldığı, bir başka ifadeylebaşvurunun Anayasa ve Sözleşme hükümleriyle konu bakımından bağdaşmazlıkgöstermediği anlaşılmaktadır.
31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. Genelİlkeler
32. Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 38. maddesinindördüncü fıkrasında "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlusayılamaz." şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde iseherkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmektedir. Anılan maddeye adil yargılanma ibaresinin eklenmesineilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce degüvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiğivurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,kendisine bir suç isnat edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncayakadar suçsuz sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının birunsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlusayılamayacağına dair 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir(Fameka İnş. Plastik San ve Tic. Ltd. Şirketi, B. No: 2014/3905,19/04/2017, § 27).
33. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan birkişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesisedilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devletiilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169,26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargıkararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır.Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları vekamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesinetabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
34. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyetkarinesinin sağladığı güvencenin iki yönü bulunmaktadır.
35. Güvencenin ilk yönü; kişi hakkındaki ceza yargılamasısonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren birsuçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçluolduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkındaerken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Güvencenin bu yönünün kapsamısadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynızamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya daaçıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konuceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarakyürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi)masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir (Galip Şahin, § 39).
36. Güvencenin ikinci yönü ise ceza yargılaması sonucundamahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonrakiyargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüpheduyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğuizlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (GalipŞahin, § 40).
37. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ile disiplinhukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Disiplin hukuku kurumun içdüzenini korumayı amaçlayan ve bunun için kamu görevlilerinin mevzuata, çalışmadüzenine, hizmetin gereklerine aykırı fiillerine yönelik olarak uygulanacakyaptırımları ve bu yaptırımların uygulanmasındaki usul ve esasları düzenleyenbir hukuk alanıdır. Bazı hâllerde ise kamu görevlisinin fiili ceza hukukukapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin hukuku yönünden desorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir (benzer yönde değerlendirmeleriçin bkz. Özcan Pektaş, B. No: 2013/6879, 2/12/2015, § 25; KürşatEyol, § 30). Böyle bir durumda Anayasa'da güvence altına alınan masumiyetkarinesinin bir eylemi nedeniyle ilgili hakkında hem ceza hem de disiplinişlemlerinin yürütülmesine engel teşkil etmediğini, bu iki sürecin eş zamanlıolarak devam etmesinin de önünde anılan güvence bakımından bir mânibulunmadığını belirtmek gerekir (M.E.T., B. No: 2014/11920, 3/7/2018, §61).
38. Öte yandan ceza muhakemesi sonucunda kişinin müsnetsuçu işlemediğine dair hükümler dışında ceza mahkemesi hükmü, disiplinmakamları açısından doğrudan bağlayıcı değildir. Ancak cezai sorumluluğuortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfetitemelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önündebir engel bulunmamaktadır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. ÖzcanPektaş, § 25; Kürşat Eyol, § 30).
39. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, birbaşka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamlarıtarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden disiplinsoruşturma ve yargılamalarında masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus;kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veyakullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, cezamahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölgedüşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (Galip Şahin, § 47).
40. Bununla birlikte ceza yargılamasına konu maddi olayve olguların disiplin hukuku esasları çerçevesinde diğer kamu makamlarınca(idari/adli) ayrıca değerlendirilmesi ve bu değerlendirme sonucunda ulaşılacakkanaate göre işlem/karar tesis edilmesi mümkündür. Bu bağlamda disiplin işlemve yargılamalarında ceza yargılamasında elde edilen bir delile istinat edilmesiya da kişi hakkında yapılan ceza yargılamasına bir olgu olarak atıf yapılmışolması tek başına masumiyet karinesinin sağladığı güvencelere aykırılık teşkiletmez. Ancak adli ve idari makamların kendi görev sınırlarını aşarak kişiyi suçluilan etmesi veya bu bağlamda birtakım çıkarımlarda bulunması masumiyetkarinesinin ihlaline yol açabilir. Masumiyet karinesi kapsamındaki güvencelerinsağlanıp sağlanmadığının tespiti yapılırken ise kararın gerekçesinin bir bütünolarak değerlendirilmesi gerekir (Galip Şahin, § 48).
41. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararverilen durumlarda sanığın suçlu olduğu konusunda ulaşılmış bir vicdani kanaatbulunmakta ve bu kanaat kasten yeni bir suç işlenmemesi şartına bağlıolarak hüküm ifade etmemektedir. Gerçekten hükmün açıklanmasının geribırakılması, mahkûmiyet konusunda vicdani kanaate ulaşmış mahkemenin bunailişkin hükmü açıklamayı belirli bir süre ertelemesini, bu süre zarfında hükmünsanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ve bu süre sonunda kişinin başkasuç işlememesi hâlinde açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarakdavanın düşmesine karar verilmesini ifade eder. Bu çerçevede ceza davasıdışında fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idariuyuşmazlıklarda açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet kararına dayanılmasımasumiyet karinesi ile çelişebilir (Kürşat Eyol, §§ 28, 29).
42. İdari uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesibakımından salt kişinin yargılanmış olmasından ve hükmün açıklanmasının geribırakılmasına dair karardan söz edilmesi, masumiyet karinesinin ihlaledildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli değildir. Bunun için kararıngerekçesinin bütün hâlinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen fiillere dayanıp dayanmadığınınincelenmesi gerekir (Ramazan Tosun, B. No: 2012/998, 7/11/2013, §63; Hüseyin Şahin, B. No: 2013/1728, 12/11/2014, § 40).
b. İlkelerinOlaya Uygulanması
43. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucu, kullanılantahsildar makbuzlarının aslına ve dip koçanına farklı rakamlar yazdığı ve kayıtdışı pazar etiketi bastırarak gelir elde ettiği iddialarıyla hakkındaaçılan idari soruşturma sonucunda devlet memurluğundan çıkarılmıştır. Aynıeylemler nedeniyle hakkında açılan kamu davası sonucunda zimmet, resmî belgedesahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçları nedeniyle başvurucu hapis cezasınamahkûm edilmiş ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararverilmiştir. Başvurucunun devlet memurluğundan çıkarılma işlemine karşı açtığıdava da reddedilmiştir. Başvurucu; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıkararı ile sonuçlanan ceza yargısı süreci esas alınarak davanın reddedildiğini,bu nedenle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.Başvurucunun şikâyeti dikkate alındığında somut başvurunun masumiyetkarinesinin ikinci yönü bakımından incelenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
44. Yukarıda alıntılanan ilkeler uyarınca masumiyetkarinesinin ihlal edilip edilmediği değerlendirilirken önemli olan husus,yargılamayı yapan makamın ilgili kişiye suç isnat edip etmediği, cezayargılaması kararını sorgulayıp sorgulamadığı ve münhasıran ceza yargılamasısonucunda verilen hükme dayanıp dayanmadığıdır.
45. Somut olayda Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesi,başvurucunun isnat edilen suçu işlediğine kanaat getirmiş ancak 5271 sayılıKanun'un 231. maddesinin başvurucuya isnat edilen suça uygulanabilir olduğunutespit ederek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiş vedolayısıyla beş yıllık denetim süresinin suç işlenilmeden geçirilmesi hâlindebaşvurucu hakkında açılan kamu davasının düşmesi imkânını tanımıştır. Hükmünaçıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesiuyarınca sanık hakkında hukuki sonuç doğurmadığı dikkate alındığındabaşvurucunun masumiyet karinesinin devam ettiği açıktır.
46. Yukarıda anılan ilkeler çerçevesinde, ceza gerektirenherhangi bir suç isnat edilen ancak kesin olarak mâhkum edilmemiş bulunan birkişiye yönelik hukuki kararın kişinin suçlu olduğu yönünde bir görüşüyansıtması hâlinde masumiyet karinesinin ihlal edilmiş olacağı unutulmamalıdır.
47. Mahkeme ret gerekçesinde münhasıran Nevşehir AğırCeza Mahkemesinin kararına dayanmıştır. Mahkeme gerekçesinde ceza mahkemesikararına atıfla "...davacı tarafından işlenen fillerin..."ifadesine yer vererek başvurucunun eylemine uyan disiplin cezası ilecezalandırıldığı sonucuna ulaşmıştır (bkz. § 16). Mahkeme, disiplin cezasınınhukuka uygun olduğu sonucuna ulaşırken disiplin hukuku bağlamında birdelillendirmeyi esas alarak idare hukuku çerçevesinde somut olaya dair yeni birhukuki değerlendirmede bulunmamıştır.
48. Bu bağlamda uyuşmazlık konusu disiplin cezasına esasolan olaylara ilişkin yeni bir değerlendirme yapmadan başvurucuya isnat edilenfiillerin gerçekleştiğini ifade eden Mahkemenin disiplin cezasının hukukauygun bulunduğu yönündeki gerekçesini kendi değerlendirmesinden ziyade hükmünaçıklanmasının geri bırakılması kararı ile sonuçlanan ceza mahkemesi kararınadayandırdığı açıktır.
49. Ceza yargılamasından bağımsız, kendi kanaatini ortayakoyacak herhangi bir delili kararında irdelemeyen, olay ve olgular hakkındayeni bir değerlendirme yapmayan derece mahkemesinin münhasıran hükmünaçıklanmasının geri bırakılması kararı ile sonuçlanan ceza yargılamasınadayandığı ve eyleme yönelik ifadelerinin de (bkz. § 47) masumiyet karinesiniihlal edici mahiyette olduğu anlaşılmaktadır.
50. Sonuç olarak kararda yapılan değerlendirme vekullanılan ifadelerin masumiyet karinesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.
51. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde Kayseri 1. İdareMahkemesi kararının gerekçesinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıile sonuçlanan ceza yargılaması esas alınarak başvurucunun ceza yargılamasınakonu eylemi işlediği ve suçlu olduğu inancının yansıtıldığı anlaşıldığındanAnayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesininihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
52. Diğer taraftan yargılama sürecine ilişkin usulgüvencesi sağlayan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verildiğindenyargılamanın sonucuyla ilintili bulunan diğer ihlal iddialarınındeğerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
Muammer TOPAL bu görüşe katılmamıştır.
3. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
53. 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
54. Başvurucu, yeniden yargılama yapılması ve tazminatahükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
55. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasılortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesidiğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerinegetirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamınageleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına daişaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,7/11/2019).
56. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
57. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlardaAnayasa Mahkemesi 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ileAnayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendiuyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamayapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklıolarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran vebireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenleAnayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılamakararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundanfarklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabulhususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle birkarar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebinibeklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılamakararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleriyerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya vediğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).
58. İncelenen başvuruda Kayseri 1. İdare Mahkemesitarafından yapılan yargılama sonucu masumiyet karinesinin ihlal edildiğisonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararındankaynaklandığı anlaşılmaktadır.
59. Bu durumda masumiyet karinesinin ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise usul hukukunda yer alanbenzer kurumlardan farklı ve bireysel başvuruya özgü bir düzenleme içeren 6216sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yeniden yargılamasürecinde mahkemelerce yapılması gereken iş, öncelikle hak ihlaline yol açanmahkeme kararının ortadan kaldırılmasından ve Anayasa Mahkemesini ihlalsonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygunyeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere ilgili Mahkemeye gönderilmesine kararverilmesi gerekir.
60. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
61. Dosyadakibelgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.849,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncüfıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE MuammerTOPAL'ın karşı oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Kayseri 1. İdare Mahkemesine(E.2008/381, K.2013/877) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 294,70 TL harç ve 3.600,00 TL vekâlet ücretindenoluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 15/12/2020 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Mahkememiz çoğunluğunca, teselsülen basit zimmet veteselsülen özel belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla ilgili olarakhakkında eş zamanlı bir şekilde hem ceza hem de disiplin soruşturmasıbaşlatılan başvurucu hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına(HAGB) dair karara atıfla “…zimmet, özel belgede sahtecilik ve güveni kötüyekullanma suçlarını işlediğine karar verildiği…”nden söz edilerek, memurluksıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç vericihareketlerde bulunmak nedeniyle hakkında tesis edilen disiplin cezasının iptaliistemiyle açılan davanın reddedilmiş olması nedeniyle başvurucu bakımındanAnayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarındagüvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiği sonucunaulaşılmıştır. Bu sonuca ulaşılırken de İdare Mahkemesi kararında, HAGB kararıile sonuçlanan ceza yargılaması esas alınarak başvurucunun ceza yargılamasınakonu eylemi işlediği ve suçlu olduğu inancının yansıtılıp, başvurucununmasumiyetine gölge düşürüldüğü belirtilmiştir.
Mahkememiz çoğunluğunca ulaşılan sonuca aşağıda açıklanannedenlerle iştirak edilmemiştir.
Öncelikle Mahkemenin verdiği HAGB kararına herhangi birberaat kararının sonucu bağlanmak istenmektedir ki bu son derece yanlıştır.HAGB kararıyla beraat kararının gerekçesi ve sonucu aynı olamaz. Ceza mahkemesikararında açıkça “… sahte olarak bastırmış olduğu pazar etiketlerinin bir kısmıkarşılığında almış olduğu paralarla, gerçek pazar etiketleri sonucunda almışolduğu bir kısım paraları ilgili yerlere yatırmayıp mal edinme suretiyleteselsülen basit zimmet suçunu, özel belge niteliğinde bulunan çok sayıda pazaretiketi bastırmak suretiyle teselsülen özel belgede sahtecilik suçunu ve düğünkirası olarak yatırılmak üzere kendisine verilen birden fazla kira bedellerinimal edinmek suretiyle güveni kötüye kullanmak suçunu işlediği sabit olmuştur.”denilmek suretiyle başvurucunun suçlu bulunduğu; ancak Ceza MuhakemesiKanunu’nun 231. maddesi uyarınca HAGB kararı verildiği anlaşılmaklabaşvurucunun suçluluğunun hükmen sabit olduğu, dolayısıyla masumiyetkarinesinden yararlanamayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu karara başvurucunun itiraz etmemesi de kendisini masumolarak kabul etmediğinin göstergesidir. Anılan maddenin beşinci fıkrasının soncümlesinde, hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasının, kurulan hükmün sanıkhakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade edeceği belirtilerek suçlubulunan, hakkında cezaya hükmedilen şahsın ceza hükmünden etkilenmeyeceğiaçıklanmıştır.
Olayda idare mahkemesi, ceza mahkemesi kararında yapılandeğerlendirmelerden bir olgu olarak söz ettikten sonra başvurucunun işlediğifiilin "memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüzkızartıcı ve utanç verici nitelikte bulunduğu" kanaatine varmıştır.
Olayda ceza soruşturması ile disiplin soruşturmasıbirbirinden farklı olgulara dayandırılmıştır.
Ceza soruşturması zimmet, resmi belgede sahtecilik vegüveni kötüye kullanma suçlaması temelinde yapılmakta iken disiplin soruşturmasımemurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utançverici hareketlerde bulunmak fiili temelinde yapılmıştır.
Kuşkusuz bu iki suçlamanın da temelinde aynı fiillerbulunmaktadır. Masumiyet karinesinin, hakkındaki ceza soruşturması beraatdışında bir kararla sonuçlanan kişinin aynı fiil nedeniyle disiplin yaptırımınamaruz bırakılmasını engellemesi düşünülemez. Aksine, suçu işlediği sabit olankişi hakkında disiplin yaptırımı uygulanmasının gerekçesini güçlendirir. Masumiyetkarinesinin yasakladığı husus, ceza mahkemesince işlenmediği kabul edilen birsuçun işlendiğinin kabulüyle bu kişiye disiplin cezası verilmesidir. Aynıfiilin disiplin hukuku sınırları içinde kalan bir suçlamaya konu edilmesimasumiyet karinesini zedelemez.
Somut olayda idare mahkemesinin başvurucunun zimmet,resmi belgede sahtecilik ve güveni kötüye kullanma fiillerini işlediğineyönelik bir kabulü bulunmamaktadır. İdare mahkemesi kararında, bu durumdan cezamahkemesi kararına atfen sadece bir olgu olarak bahsetmektedir. İdare mahkemesibaşvurucunun memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüzkızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak fiilini işlediğini kabuletmiştir. Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcıve utanç verici hareketlerde bulunmak fiili tamamen disiplin hukuku sınırlarıiçinde kalan bir fiildir. Şayet idare mahkemesi başvurucunun zimmet, resmibelgede sahtecilik ve güveni kötüye kullanma fiillerini işlediğini ifade etmişolsaydı masumiyet karinesinin ihlal edildiği söylenebilecekti.
Hal böyle olunca bu koşullarda idare mahkemesininbaşvurucunun masumiyet karinesini ihlal ettiği söylenemez.
Öte yandan idare mahkemesinin olay ve olguları sıralarkenceza mahkemesi kararından da söz etmiş olması masumiyet karinesini ihlal etmez.Nitekim Urat/Türkiye kararında da benzer bir durum söz konusu iken AİHM ihlalbulmamıştır.
Son olarak vurgulanmalıdır ki AİHM kararlarında disiplinuyuşmazlığına bakan mahkemenin olguları kendisinin değerlendirerek bir sonucaulaşması gerektiği biçimindeki ilkenin doğru anlaşılması gerekir. Söz konusuilkeyle kastedilen ceza mahkemesinde yürütülen yargılamadaki suçlama temelindebir disiplin soruşturması yürütülmemesi, disiplin hukukuna özgü suçlamatemelinde bir soruşturma yürütülmesidir. Somut olayda da disiplin hukukutemelinde bir soruşturma yürütülmüştür. Diğer bir ifadeyle disiplinyargılamasındaki suçlama ile ceza yargılamasındaki suçlama aynı değildir. İdaremahkemesi disiplin hukukunun sınırları içinde kalarak değerlendirmesiniyapmıştır. Disiplin hukuku kapsamındaki suçlamanın temelini oluşturan fiilinişlendiği söylenirken olgu olarak ceza mahkemesi kararına atıf yapılması tekbaşına masumiyet karinesini ihlal eden bir husus değildir.
Açıklanan nedenlerle başvurucu hakkında uygulanandisiplin cezasının iptali istemiyle açılan davada verilen karardan dolayımasumiyet karinesinin ihlal edilmediği düşüncesiyle çoğunluğun aksi yöndekigörüşüne dayalı karara katılmadım.
Üye
Muammer TOPAL