TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ELİF ERDEN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/7325)
Karar Tarihi: 19/7/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Mehmet Sadık YAMLI
Başvurucu
:
Elif ERDEN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, Anadolu Üniversitesi AçıköğretimFakültesinde daha önceden alınan derslerden muaf tutulma talebiyle idareyeyapılan başvurunun reddedilmesi üzerine açılan iptal davasının süre aşımıyönünden reddedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 22/5/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne kararverilmiştir.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.
8. Bakanlık tarafından sunulan görüş başvurucuya tebliğedilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
10. Başvurucu, Anadolu Üniversitesi AçıkoğretimFakültesi Halkla İlişkiler Ön Lisans Programından 1/6/2009 tarihinde mezunolmuş ve 20/10/2009 tarihinde, aynı fakültenin Sosyoloji Lisans Programınakayıt yaptırmıştır.
11. Başvurucu, Halka İlişkiler Bölümünde almış olduğu Atatürkİlkeleri ve İnkılap Tarihi, Türk Dili, Yabancı Dil ve Temel Bilgi Teknolojisiderslerinden Sosyoloji Lisans Programında muaf tutulmuştur.
12. Başvurucunun tabi olduğu 19/6/2009 tarihli Öğretim ve SınavYönetmeliği, başvurucu 3. sınıftayken yürürlükten kaldırılmış ve 9/9/2011tarihli ve 28049 sayılı Resmî Gazete'de yayımlananAnadolu Üniversitesi Açıköğretim, İktisat, İşletmeFakülteleri Öğretim ve Sınav Yönetmeliği (Yönetmelik) 2011-2012 öğretim yılıbaşında yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmelik kapsamında 2011-2012 öğretimyılından itibaren Sosyoloji Lisans Programı kredili sisteme geçirilmiş veöğrencilerin daha önceden aldıkları ve başarılı oldukları dersler için transfertalebinde bulunamayacakları öngörülmüştür. Başvurucu, muaf tutulduğu derslerindurumunu etkileyen söz konusu Yönetmelik'in kendisine uygulanacağı yönündeidare tarafından herhangi bir bildirim yapılmadığını belirtmiştir.
13. Başvurucu, 2011-2012 öğretim yılı başında kendisinedağıtılan kitaplar arasında "İngilizce" ve "Türk Dili"kitaplarının olduğunu görmüş; daha sonra 10/11/2011 tarihinde Üniversiteninöğrenci temsilciliğiyle yaptığı görüşmede anılan derslerden muaf olmayacağıkendisine bildirilmiştir.
14. Başvurucu, 22/12/2011 tarihinde anılan derslerden muaftutulması talebiyle Açıköğretim Fakültesi Dekanlığınabaşvurmuştur.
15.Başvurucunun talebi, idarenin 6/1/2012 tarihli yazısıylareddedilmiştir. Bu yazı, başvurucuya 12/1/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
16. Başvurucu; önceden almış olduğu derslerden muaftutulmadığını 27/10/2011 tarihinde kitapları aldığı sırada öğrendiğini, bununüzerine idareye başvurduğunu fakat idarenin başvurusunu reddettiğini belirterek8/3/2012 tarihli dilekçeyle Eskişehir 1. İdare Mahkemesinde iptal davasıaçmıştır. Mahkeme 8/8/2012 tarihli ve E.2012/661, K.2012/626 sayılı kararıyladavayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmıaşağıdaki şekildedir:
"...dava dilekçesinde 27/10/2011tarihinde öğrenildiği belirtilen muaf olmamaya ilişkin işlemin geri alınmasıistemiyle 22.12.2011 gününde yapılan başvuruya kadar 2577 sayılı Kanun'un 7.maddesinde yer alan dava açma süresi işlemiş; anılan Kanun'un 11. maddesiuyarınca başvuru tarihinde durmuş ve başvurunun reddine ilişkin işleminöğrenildiği 12.01.2012 tarihinden itibaren de kaldığı yerden işlemeye devametmiştir.
Bu durumda; davacı tarafından, muaf olmamayailişkin işleme karşı 56. günde başvurulduğu göz önünde bulundurulduğunda,başvurunun reddine ilişkin işlemin öğrenildiği 12.01.2012 tarihinden itibarenkalan 4 gün içinde, yani en son 16.01.2012 tarihinde dava açılması gerekirken,bu süre geçirilerek 08.03.2012 tarihinde açılan davada süre aşımıbulunduğundan, uyuşmazlığın esasının incelenmesine olanakbulunmamaktadır."
17. Başvurucu, dava konusu işlemi 27/10/2011 tarihinde öğrenmesiüzerine idareye başvurduğunu belirterek kararı temyiz etmiştir. DanıştaySekizinci Dairesinin 15/5/2013 tarihli ve E.2012/9905, K.2013/3906 sayılıilamıyla, temyize konu kararın usul ve yasaya uygun olduğu, bozulmasınıgerektiren bir durum bulunmadığı belirtilerek karar onanmıştır.
18. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 20/1/2014 tarihlikararıyla reddedilmiştir.
19. Anılan karar, başvurucuya 24/4/2014 tarihinde tebliğedilmiştir.
20. Başvurucu 22/5/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Anayasa ve KanunMaddeleri
21. Anayasa’nın 125. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"İdari işlemlere karşıaçılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar."
22. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun 7. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Dava açma süresi,özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştaydave idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.
2. Bu süreler;
a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildiriminyapıldığı,
…
Tarihi izleyen günden başlar.
3. ...
4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde davasüresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerinuygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut herikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemişolması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz."
23. 2577 sayılıKanun’un 10. maddesişöyledir:
"1. İlgililer, haklarında idari davayakonu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlarabaşvurabilirler.
2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezseistek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibarendava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya,idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içindeidarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı,isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi,kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, beklemesüresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veyadavanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonrayetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmışgün içinde dava açabilirler."
24. 2577 sayılıKanun’un 11. maddesişöyledir:
“1. İlgililer tarafından idari dava açılmadanönce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni birişlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan,idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olanidari dava açma süresini durdurur.
2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezseistek reddedilmiş sayılır.
3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmişsayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihinekadar geçmiş süre de hesaba katılır.”
2. Danıştay İçtihadı
25. Danıştay Beşinci Dairesinin 26/5/2008 tarihli veE.2007/7800, K.2008/3033 sayılı kararında şöyle denilmiştir:
"... Anılan kural [2577sayılı Kanun'un 11. maddesi], yönetilenlere menfaatlerini ihlal edernitelikteki işlemlerin idare tarafından açık ve anlaşılır bir biçimde duyurularakbir yandan onlara bu işlemlere karşı idari yollara veya dava yolunabaşvurmaları konusunda inceleme ve düşünme olanağı sağlamak, öte yandangereksiz, belirsiz ve yinelenen başvurulara meydan vermemek amacınıtaşımaktadır. Ancak bu kural idare mahkemesi hakiminin uygulamayı, uygulamanınsonuçlarını, dosyada mevcut bilgi ve dava konusu işlemin ve bununla ilgilidiğer işlemlerin özelliğini değerlendirerek bunları yazılı bildirime karineolarak almasına ve belli bir tarihi yazılı bildirimin yapıldığı en son tariholarak kabul etmesine engel değildir."
26. Danıştay Üçüncü Dairesinin 20/11/2012 tarihli veE.2010/6621, K.2012/3796 sayılı kararında şöyle denilmiştir:
" Kural olarak idariişlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlatılmaktadır.Ancak, yazılı bildirim esas olmakla birlikte, bilgi edinilmesinin de (ıttıla)yazılı bildirim sonuçlarını doğuracağı, dolayısıyla dava açma süresinebaşlangıç olarak alınacağıDanıştay içtihatları ilekabul edilmiştir. Bu istisnai durumun kabulü, idari işlemin niteliği vedoğurduğu hukuki sonuç itibariyle davacılar tarafından öğrenildiğininkanıtlanması koşuluna bağlıdır.
Anayasa'nın 125 inci maddesinde idari işlemlere karşı açılacakdavalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağının belirtilmesikarşısında, usulüne uygun tebliğ olunan veya bütün unsurlarıyla ilgililertarafından öğrenilen idari işlemler üzerine, 2577 sayılı Kanunda açıkçabelirtilen ve ilgililerce de bilindiğinin kabulü gereken genel dava açmasürelerinin işletilmesi zorunludur. "
27. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 30/1/2013 tarihli veE.2011/212, K.2013/221 sayılı kararında şöyle denilmiştir:
"... Anayasa ve 2577 sayılı Kanun hükümleri karşısında; özelkanunlarında aksine bir hüküm bulunmadıkça, idariişlemlerdedava açma süresinin başlamasında yazılı bildirimin esas olduğu,dava açma süresi hesabında ilân tarihinin,ancak "ilanı gereken" düzenleyici niteliktekiişlemleraçısından dikkate alınacağı, bireysel nitelikteki işlemlere karşı ilgililerin,bu işlemlerin kendilerine yazılı olarak bildirildiği tarihten itibaren davaaçabilecekleri kuşkusuzdur.
İdari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirimtarihinden başlayacağı kuralı, idari işlemlerin idare tarafından ilgililereaçık ve anlaşılır bir biçimde duyurulması ve bu işlemlere karşı idari yollaraveya dava yoluna başvurmalarına olanak sağlama amacını taşımaktadır. Bununlabirlikte, idari işlemin niteliğinin ve hukuki sonuçlarının davacı tarafındanbütünüyle öğrenildiği kimi davalarda, bilgi edinmenin (ıttılanın)yazılı bildirimin sonuçlarını doğuracağı ve dava açma süresine başlangıçalınacağı Danıştay içtihatlarıyla kabul edilmiştir. Ancak bu istisnai durumunkabulü, bilgi edinmenin dava açma süresine başlangıç alınması da, idari işlemin niteliği ve doğurduğu hukuki sonuçitibariyle davacılar tarafından öğrenildiğinin kanıtlanması koşuluna bağlıolup; bu koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği açılan idari davada ancak idariyargı merciince karara bağlanabilir. Bir başka deyişle, her tür bilgi edinmenin(ıttılanın) idari dava açma süresine başlangıçalınacağı şeklindeki genel bir kabul, Anayasa'nın 125. maddesi ve 2577 sayılıYasayla bağdaşmayacaktır."
B. Uluslararası Hukuk
28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkesmedeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alandakendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuşbağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”
29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarındanbirinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36).Mahkemeye erişim hakkı, Sözleşme'nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerin doğalbir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B.No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1) numaralı fıkra, herkesin kişiselhakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya biryargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).
30. Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafındandüzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalaratabidir (Golder/Birleşik Krallık, § 38). Ayrıca busınırlama, meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan araçlarla gerçekleştirilmekistenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmalıdır; aksitakdirde sınırlama 6. maddenin (1) numaralı fıkrasıyla bağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No:8225/78,28/5/1985, § 57).
31. Öte yandan bir kanuni düzenlemenin bireylerin davranışınıona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirdehukuki yardım almak suretiyle bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylemnedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesigerekmektedir. Öngörülebilirliğin mutlak bir ölçüde olması gerekmez. Kanununaçıklığı arzu edilir bir durum olmakla birlikte bazen aşırı bir katılığı daberaberinde getirebilir. Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklere uyarlanabilmesigerekmektedir. Birçok kanun, işin doğası gereği, yorumlanması ve uygulanmasıpratik gerçekliğe bağlı olan yoruma açık formüllerdir (Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00 ve 76292/01, § 83).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
32. Mahkemenin 19/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
33. Başvurucu; Anayasa'nın 125. maddesinde idari işlemlere karşıaçılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden itibaren başlayacağıbelirtilmesine rağmen açtığı davanın, dava konusu işlemin daha öncedenöğrenildiği gerekçesiyle süre aşımından reddedilmesinin Anayasa'nın 2., 36.,42. ve 49. maddelerinde tanımlanan hukuk devleti ilkesini, adil yargılanmahakkını ve eğitim ve öğretim hakkı ile çalışma hakkını ihlal ettiğini ilerisürmüş ve 2577 sayılı Kanun'un 7. ve 11. maddelerinin iptali ile tazminatakarar verilmesi talebinde bulunmuştur.
34. Bakanlık görüşünde, başvurunun şikâyetlerinin mahkemeyeerişim hakkıyla ilgili olduğu belirtilerek buna ilişkin Anayasa Mahkemesi veAİHM içtihadına yer verilmiştir. Buna göre AİHM içtihadında, mahkemeye erişimhakkının mutlak olmayıp zımnen kabul edilmiş bazı sınırlamalara tabi olduğu,Sözleşmeci devletlerin bu konuda belirli bir takdir payına sahip bulunduğu, AİHM’in iç hukuktaki mahkemelerin görevini ikame etme gibibir görevi olmayıp iç mevzuatı yorumlamanın birinci derecede ulusal makamlaraözellikle de mahkemelere ve yüksek yargı organlarına düştüğü; AİHM'in görevinin kişinin Sözleşme ile tanınmış olan haklarınınözü itibarıyla ihlal edilmesine neden olacak şekilde veya derecede müdahaleolup olmadığını denetlemek olduğu belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca;yazılı bildirim esasının anayasal kural olarak düzenlenmesinin temel amacınınidari işlemler karşısında kişilerin hak ve çıkarlarının yargısal yollakorunması, bunun sağlanması için de dava açma hakkının kullanılmasının anayasalgüvence altına alınması olduğu, başka bir ifade ile yazılı bildirimin önemininözellikle kişilerin menfaatlerini ihlal eden idari işlemlere karşı dava açmahakkının kullanılmasında ortaya çıktığı belirtilmiştir.
35. Başvurucu; bakanlık görüşüne verdiği cevap dilekçesindekendisine yazılı bildirim yapılmadığını, kitapları teslim almasının ya datelefon görüşmesi yapmasının sürenin başlangıcı için yeterli olamayacağını,dolayısıyla 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesine göre açtığı davanın süresindeolduğunu, 2577 sayılı Kanun'un7. ve 11. maddelerinin muğlak olup hak kaybınayol açtığını ileri sürmüş ve başvuru dilekçesine ilaveten aleyhine 600 TLvekâlet ücretine hükmedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini iddiaetmiştir.
B. Değerlendirme
36. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucunun iddialarının özümahkemeye erişim hakkına ilişkin olduğundan başvuru adil yargılanma hakkıkapsamında mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmiştir. Öte yandan başvurucu,bakanlık görüşüne verdiği cevap dilekçesinde başvuruya konu davada aleyhinevekâlet ücretine hükmedilmesinden de şikâyet etmiş ise de söz konusu şikâyetinotuz günlük başvuru süresi içinde sunulan dilekçede herhangi bir şekilde ilerisürülmediği görüldüğünden bu kısımla ilgili değerlendirme yapılmamıştır.
38.Diğer taraftan başvurucu 2577 sayılı Kanun'un7. ve 11.maddelerinin muğlak olup hak kaybına yol açtığını, dolayısıyla iptal edilmesigerektiğini ileri sürmüş ise de bireysel başvuru yolu, bireylerin maruz kaldığıtemel hak ihlallerinin tespit edildiği ve tespit edilen ihlalin ortadankaldırılması için etkin araçları içeren anayasal bir güvencedir. Ancak AnayasaMahkemesine bireysel başvuru yolu, kamusal bir düzenlemenin soyut biçimdeAnayasa’ya aykırılığının ileri sürülmesini sağlayan bir yol olarakdüzenlenmemiştir. Bir yasama işlemi veya düzenleyici idari işlemin, temel hakve özgürlüğün ihlaline neden olması durumunda bireysel başvuru yoluyla doğrudanbu işlemlere değil ancak yasama veya düzenleyici idari işlemin uygulanmasımahiyetindeki işlem, eylem ve ihmallere karşı başvuru yapılabilecektir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 37). Buna göre başvuruya konu davada, 2577 sayılı Kanun'un 7. ve 11.maddelerine istinaden davanın süre aşımı yönünden reddine karar verildiği vedolayısıyla bu Kanun hükümlerinin davaya uygulandığı anlaşılmış olup somutbaşvurunun da bu açıdan değerlendirilmesi gerekir.
39. Anayasa’nın 36. maddesinin biricifıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
40. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre de bir uyuşmazlığı mahkemeönüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biridir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §52). Mahkemeye erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılmasımümkündür. Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir(Murat Kara ve diğerleri, B. No:2014/6042, 9/3/2017, § 59).
41. Buna göre uygulanacak sınırlandırmanın ihlale yol açmamasıiçin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşenkoşullardan kanuna dayanma, meşru amaç izleme ve ölçülü olma koşulları yerinegetirilmelidir.
42. Bu çerçevede dava açmayı imkânsız kılacak ya da aşırızorlaştıracak ölçüde kısa olmadıkça dava açma ya da kanun yollarına başvurmaiçin belli sürelerin öngörülmesi, hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir vetek başına bu durum mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz (Remzi Durmaz, B. No: 2013/1718, 2/10/2013,§ 27). Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanınhakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiğigibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüdeaşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).
43. İdari işlemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidialtında kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimdeyürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari davaların açılma süresi kanunlarladüzenlenmiş; Anayasa’nın 125. maddesi ve çeşitli usul kanunları uyarınca busürelerin işlemeye başlaması idari işlemlerin yazılı bildirimine bağlanmıştır.Yazılı bildirim esasının anayasal kural olarak düzenlenmesinin temel amacı,idari işlemler karşısında kişilerin hak ve çıkarlarının yargısal yollakorunması; bunun sağlanması için de dava açma hakkının kullanılmasının anayasalgüvence altına alınmasıdır. Başka bir ifade ile yazılı bildirimin önemi,özellikle kişilerin menfaatlerini ihlal eden idari işlemlere karşı dava açmahakkının kullanılmasında ortaya çıkmaktadır Usul kurallarının, hukukigüvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucuadaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili birmahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmeleridurumunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Kamil Koç,§§ 66-68).
44. Bir kanuni düzenlemenin bireylerin davranışını ona göredüzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukukiyardım almak suretiyle bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyleortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir.Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması gerekmez. Kanunun açıklığı arzu edilirbir durum olmakla birlikte bazen aşırı bir katılığı da beraberinde getirebilir.Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklere uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçokkanun -işin doğası gereği- yorumlanması ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlıolan yoruma açık formüller içermektedir (Kamil Koç, § 71).
45. Danıştay içtihadında (bkz. §§25-27) idari işlemin niteliğininve hukuki sonuçlarının davacı tarafından bütünüyle öğrenildiği kimi davalarda,bilgi edinmenin (ıttılanın) yazılı bildiriminsonuçlarını doğuracağı ve dava açma süresine başlangıç alınacağı kabuledilmiştir. Bu istisnai durumun kabulüyle bilgi edinmenin dava açma süresinebaşlangıç alınması ancak idari işlemin, niteliği ve doğurduğu hukuki sonuçitibarıyla davacılar tarafından öğrenildiğinin kanıtlanması koşuluna bağlı olupbu koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği açılan idari davada idari yargı merciincekarara bağlanabilir.
46. Başvuru konusu olayda, başvurucu -Derece Mahkemesiaşamasında da belirttiği üzere- 2011-2012 öğretim yılında "İngilizce"ve "Türk Dili" derslerinden muaf tutulmadığını 27/10/2011 tarihindeöğrenmiş ve 22/12/2011 tarihinde anılan derslerden muaf tutulması talebiyle Açıköğretim Fakültesi Dekanlığına başvurmuştur.Başvurucunun talebi, başvurucuya 12/1/2012 tarihinde tebliğ edilen işlemle reddedilmiştir.Başvurucu, öncedenalmış olduğu derslerden muaf tutulmadığını 27/10/2011 tarihinde öğrendiğinibelirterek 8/3/2012 tarihli dilekçeyle iptal davası açmıştır. Eskişehir 1.İdare Mahkemesi, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca başvurucunun kendiifade ettiği öğrenme tarihi olan 27/10/2011 tarihinde dava açma süresininbaşladığını, idari başvuruyla birlikte sürenin durduğunu, buna göre muafolmamaya ilişkin işleme karşı 56. günde idareye başvurulan başvurunun reddineilişkin işlemin öğrenildiği 12/1/2012 tarihinden itibaren kalan 4 gün içindeyani en son 16/1/2012 tarihinde dava açılması gerekirken 8/3/2012 tarihindeaçılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Karar,Danıştay incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
47. Olayda başvurucuya muafiyete ilişkin yazılı bir bildirimolmamakla birlikte başvurucunun söz konusu derslerden muaf olmadığını27/10/2011 tarihi itibarıyla bildiği (ıttıla sahibi olduğu) hususunda birtereddüt bulunmamaktadır. Başvurucu, olayda 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesiyerine Kanun'un 10. maddesinin uygulanmasının gerektiğini ileri sürmüş ise deAnayasa Mahkemesinin bireysel başvurular için benimsediği temel yaklaşımdoğrultusunda kural olarak bireysel başvuruya konu davadaki olaylarınkanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması bireysel başvuruincelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasada yer alan hak veözgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça bir keyfîlikiçermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalarbireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede derece mahkemelerinindelilleri değerlendirmesinde açık ve bariz takdir hatası bulunmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
48. İlk Derece Mahkemesi, somut olayı yerleşik Danıştayiçtihadına uygun şekilde yorumlayarak idari işlemin öğrenildiği tarihi esasalmış ve 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesine göre dava açma süresinin olaydageçirildiği sonucuna ulaşmıştır. Yapılan bu değerlendirme ve ulaşılan sonuç,dava açmayı imkânsız kılacak nitelikte aşırı şekilci bir yaklaşım olmadığı gibibelirtilen Kanun hükümlerine önceden öngörülmeyecek şekilde olağanın dışındabir anlam verildiği şeklinde de değerlendirilmeyeceği; başvurucunungerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle Derece Mahkemesinin somut olayailişkin bu uygulamasını öngörebileceği anlaşılmaktadır.
49. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mahkemeye erişim hakkınayönelik başvuru konusu olayda usul kuralları önceden öngörülmeyecek şekildeolağanın dışında farklı yorumlanmadığı başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesimağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemektenTAMAMEN MUAF TUTULMASINA 19/7/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.