TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ELİF DANDAN VE İPEK MELİS DANDAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/9973)
Karar Tarihi: 5/4/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucu
:
1. Elif DANDAN
2. İpek Melis DANDAN
Vekili
:
Av. İnan AKMEŞE
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, çocuğun bazı organlarında maluliyetle doğmasınedeniyle maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının; bunailişkin olarak açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 18/6/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
9. Birinci başvurucu Elif Dandan26/6/2009 tarihinde özel bir hastanede doğum yapmış ve ikinci başvurucu İpekMelis Dandan'ı dünyaya getirmiştir.
10. İkinci başvurucunun her iki el parmaklarının yapışık olduğu,rahminin olmadığı, tek yumurtalığının ve tek böbreğinin bulunduğu tespitedilmiştir.
11. Birinci başvurucu 13/4/2010 tarihinde kendisi adına asaletenve ikinci başvurucu adına velayeten, çocuğunun sözkonusu rahatsızlıklarının meydana gelmesinde kusurları bulunduğunu ilerisürerek doğumu gerçekleştiren doktor ve hastane aleyhine Gaziosmanpaşa 2.Asliye Hukuk Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açmıştır.
12. Birinci başvurucu dava dilekçesinde; hamileliği sırasındatakip ve kontrollerinin aynı özel hastane ve aynıdoktortarafından yürütüldüğünü, hamileliği boyunca sürekli olarak doktorununkendisine her şeyin yolunda olduğunu söylediğini, sağlıklı bir bebek beklerkenbebeğinin ömür boyu sürecek maluliyetle doğduğunu belirtmiştir. Dilekçededavalı doktorun ve onu istihdam eden hastanenin özen ve dikkat borcunu yerinegetirmediği ileri sürülmüştür.
13. Dava dilekçesinde ayrıca fakirlik belgesi de sunulmaksuretiyle adli yardım talebinde bulunulmuştur.
14. Başvurucular vekili 24/6/2010, 20/10/2010 ve 23/2/2011tarihli duruşmalarda adli yardım istemi hakkında bir karar verilmesini talepetmiştir.
15. Mahkeme 24/6/2010 tarihli duruşmada, birinci başvurucununmali durumunun araştırılması için zabıtaya yazı yazılmasına karar vermiştir.23/2/2011 tarihli duruşmada adli yardım talebi ile ilgili yazışma cevaplarınınbeklenmesine karar vermiştir. Mahkemenin sonraki tarihli duruşmalarında adliyardım talebi hakkında herhangi bir karar verilmemiştir.
16. Başvurucular vekili tarafından dava dosyasına 12/12/2013tarihinde 50,45 TL karar düzeltme harcı, 19/3/2013 tarihinde 143,30 TL temyizyoluna başvurma ve karar harcı, 13/4/2010 tarihinde dava açılırken 37,05 TLharç ve bilirkişi ücreti için 205 TL civarında da avans ödenmiştir.
17. Mahkeme tarafından tıbbi bilirkişi incelemesi yaptırılmasınakarar verilmiş ve Adli Tıp Kurumundan bilirkişi raporu düzenlenmesiistenmiştir.
18. Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafındanhazırlanan 29/6/2011 tarihli raporda, ikinci başvurucuda görülenrahatsızlıkların gebelik tetkiklerinde harici yapılan hiçbir yöntemle tespitedilemeyeceği ve hekimin eylemi ile ortaya çıkan bir sonuç olmadığıbelirtilmiştir. Raporda, hekimin ve hastanenin eyleminin tıp kurallarına uygunolduğu ve eylemde kusur bulunmadığı bildirilmiştir.
19.Bilirkişi raporunun ilgili kısmı şöyledir:
"...Down sendromutarama tetkiki yapıldığı sonucun normal olduğu, kişinin ...haftalık gebelikmuayenesi ve ve USG tetkiki yapıldığı, herhangi biranomali tespit edilmediği, normal ölçülerde gebelik olarak tespit edildiği,...intrauterin gebelik USG tetkiklerde bebekte over, uterus tespitedilemeyeceği, sindaktilinin (yapışık parmak) intrauterin görülmeyebileceği, bu tür anomalilerin hariciyapılan hiç bir yöntem ile tespit edilemeyeceği, bu tür anomalilerin intrauterin tespiti halinde tıbbi tahliye endikasyonun bulunmadığı, bebekte tespit edilenanomalilerin hekimin eylemi ile ortaya çıkan bir sonuç olmadığı cihetle doktor... ve hastanenin eyleminin tıp kurallarına uygun olduğu, hekimin eylemindekusur olmadığından maluliyet tayinine mahal olmadığı oybirliği ile mütalaa olunur."
20. Mahkeme 28/11/2012 tarihli kararı ile bilirkişi raporudoğrultusunda davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinde; bilirkişi raporununhüküm vermeye yeterli olduğu, meydana gelen zararda davalılarının kusurununbulunmadığının rapordan anlaşıldığı belirtilmiştir.
21. Bunun yanı sıra kararda, reddedilen maddi tazminatmiktarları üzerinden hesap edilen 40.850 TL nispi vekâlet ücretinin de birincibaşvurucudan alınarak davalılara verilmesine hükmedilmiştir. Gerekçeli kararda,adli yardım ile ilgili yazışmaların yapılmış olduğu belirtilmiştir ancak adliyardım talebi hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmamış ve bu talebeilişkin hüküm kurulmamıştır.
22. Başvurucular tarafından temyiz edilen bu karar, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 30/9/2013 tarihli ilamı ile onanmıştır. Başvurucular temyizdilekçesinde diğer şikâyetlerinin yanı sıra adli yardım talepleri hakkında birkarar verilmemiş olmasından da yakınmışlardır.
23. Başvurucuların karar düzeltme istemi ise aynı Dairenin19/3/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
24. Bu karar 21/5/2014 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğedilmiştir.
25. 18/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
26. 1/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” kenar başlıklı 49. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Kusurlu ve hukukaaykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür."
27. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu'nun "Adli yardımla ertelenenyargılama giderlerinin tahsili" kenar başlıklı 339. maddesişöyledir:
"(1) Adli yardım kararından dolayıertelenen tüm yargılama giderleri ile Devletçe ödenen avanslar dava veya takipsonunda haksız çıkan kişiden tahsil olunur. Adli yardımdan yararlanan kişininhaksız çıkması hâlinde, uygun görülürse yargılama giderlerinin en çok bir yıliçinde aylık eşit taksitler hâlinde ödenmesine karar verilebilir.
(2) Adli yardım kararından dolayı Devletçeödenen veya muaf tutulan yargılama giderlerinin tahsilinin, adli yardımdanyararlananın mağduriyetine neden olacağı mahkemece açıkça anlaşılırsa, mahkeme,hükümde tamamen veya kısmen ödemeden muaf tutulmasına karar verebilir."
B. Uluslararası Hukuk
28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel veruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhilolmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerinideğerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nin (Sözleşme) 8. maddesi kapsamında yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier v. Fransa (k.k.),B. No: 75725/01, 5/10/2006;İclal Karakoca veHüseyin Karakoca/Türkiye (k.k.), B. No:46156/11, 21/5/2013).
29. AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özelsağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini,hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelikgerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90;Calvelli ve Ciglio/İtalya,32967/96, 17/1/2002, § 51; İclal Karakoca veHüseyin Karakoca/Türkiye).
30. AİHM'e göre taraf devletler,uygulanması planlanantıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara öncedenbilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır.Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadanöngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkmasıdurumundailgili devlet, hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir(Şerif Gecekuşu/Türkiye(k.k), B. No: 28870/05, 25/5/2010 ;Trocellier/Fransa).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
31. Mahkemenin 5/4/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişinin Maddi veManevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
32. Birinci başvurucu, yanlış tespit sonucu hiçbir sakatlığıolmadığı bildirilen bebeğin sakat doğmasının hekimin kusurundan kaynaklandığınıileri sürmüştür. Davada, hamilelik kontrollerinde bebeğin sağlıklı olupolmadığının tam olarak tespitinin mümkün olup olmadığı, hekimin bu tespitiyapıp hastasına bildirmesi gerekip gerekmediğinin bilirkişi raporuyla ortayakonulması gerektiği hâlde Mahkemece bu yöndeki taleplerinin karşılanmadığınıbelirtmiştir. Bu nedenlerle özel hayata saygı ile kişinin maddi ve manevivarlığının korunması haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
33. Bakanlık görüşünde; yargılama sırasında başvurucularınkendilerini bir avukatla temsil ettirdikleri, bilirkişi raporuna itirazlarınısunabildikleri ve adil yargılanma hakkı güvencelerinden yararlanabildikleribelirtilmiştir.
34. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında bireyselbaşvuru dilekçesindeki talep ve iddialarını tekrar etmişlerdir.
2. Değerlendirme
35. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevivarlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
36.Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Devletintemel amaç ve görevleri, …kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunusağlamak; ...insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamaya çalışmaktır."
37. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruhsağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimiartırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlıkkuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."
38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
39. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusuolmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindekitıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasındadüzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaincelemiştir (Melahat Sönmez, B.No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim, B.No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017, § 50).
40. Anılan kararlardoğrultusunda somut olayda, bebeğinin maluliyetle doğacağının hamileliğiboyunca sürdürülen tetkiklerde tespit edilememiş olmasında hekimin kusurununbulunduğu, bu kusur nedeniyle bebeğin vücut bütünlüğünün zarar gördüğüyönündeki birinci başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesininbirinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaincelenmesi gerekmektedir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişininmaddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
42. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddive manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığınınbütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerinmüdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
43.Bu çerçevede devletin egemenlik alanında yaşayan ve kontrolüaltında bulunan kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yönelen müdahaleleriönleme, önlenememiş olan müdahalelere yönelik olarak da gerekli soruşturma,kovuşturma, failleri tespit edip cezalandırma ve gerektiğinde bundan doğanzararları etkili bir şekilde bizzat karşılama veya sorumlularına karşılatma yükümlülüğübulunmaktadır. Kişilerin vücut bütünlüğüne yapılan bir müdahaleden doğanzararlara yönelik etkili bir tazminin sağlanamadığı ve bu çerçevede devletin,Anayasa’nın 17. maddesinden doğan koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğidurumlarda kişinin vücut bütünlüğünün korunduğundan söz edilemez (Özkan Şen, § 40; Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016,§ 37).
44. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülenfaaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde herkesinsağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin "herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içindesürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıphizmet vermesini" düzenleyeceği ve bu görevini kamu kesimlerive özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanmak suretiyleonları denetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır (İlker Başer ve diğerleri, B. No:2013/1943, 9/9/2015, § 44).
45. Tıbbi müdahale, istisnai hâller dışında ilgili kişinin ancakbilgilendirilip rızası alındıktan sonra yapılabilir. Hastaların durumunfarkında olarak karar verebilmelerini sağlamak için uygulanması düşünülentedavi ve bununla bağlantılı riskler hakkında kendilerine bilgi verilmişolmalıdır. Bunun yanı sıra yapılan bilgilendirme ile tıbbi müdahale arasındahastanın sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacak kadar uygun bir zamanaralığı bırakılmış olmalıdır (Ahmet Acartürk,B. No: 2013/2084, 15/10/2015, § 56).
46. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusundatemel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukukveya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).
47. Etkili yargısal koruma sağlamada mağdurların kendiinisiyatifleri ile hukuk veya idare mahkemesinde açtıkları dava yollarınınsadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun uygulamada fiilen deetkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisinesahip bulunması gereklidir. Başvuru yolunun ancak bir hak ihlali iddiasınıönleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermiş bir hakihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun bir giderim sunabilmesihâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; FilizAka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 39).
48. Diğer taraftan bu yöndeki pozitif yükümlülüğünün sonuçyükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olması, her davadabaşarılı olunması veya mağdurların olaylarla ilgili beyanlarıyla bağdaşan birsonuca varılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Bununla beraber kural olarakdava, olayın gerçekleştiği koşulları belirleyecek ve iddiaların doğruluğununkanıtlanması hâlinde sorumlularının tespit edilerek uygun telafi imkânlarınısağlayacak nitelikte olmalıdır (Nail Artuç, § 45; HilmiDüzgüner, § 50).
49. Anayasa Mahkemesi için bu noktada önemli olan husus,yürürlükteki yargısal sistemin ihmale yönelik davranışlar ve tıbbi hatalarnedeniyle maddi ve manevi varlığa yapılan müdahalelerden doğan sorumluluğuhiçbir durumda belirsizlik içinde bırakmamasıdır. Anayasa Mahkemesinin bunoktadaki görevi, derece mahkemelerinin Anayasa'nın 17. maddesi ile öngörülendikkatli ve özenli inceleme şartını ne ölçüde yerine getirdiğini incelemektir (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş, B. No:2013/4086, 20/4/2016, § 72; Perihan Uçar vediğerleri, B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 57; Hilmi Düzgüner, §51).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
50. Somut olayın gelişimi açısından ikinci başvurucunun sağlıksorunları yaşamasında kamu makamlarının doğrudan bir müdahalesinden bahsetmekmümkün değildir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacakdeğerlendirme, ikinci başvurucuda meydana gelen sağlık sorunlarının teşhisineyönelik, öngörülebilir tedbirlerin alınıp alınmadığı ve sonraki aşamada iseetkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün sağlanıp sağlanamadığı çerçevesindeolacaktır.
51. Somut olay bu kapsamda incelendiğinde öncelikle davada biravukat tarafından temsil edilen başvurucuların bilirkişi raporuna karşıitirazlarını yargılama sırasında sunabildikleri, Mahkeme kararına karşı temyizve karar düzeltme haklarını kullanabildikleri ve bu surette meşru çıkarlarınınkorunması için söz konusu davaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımlarınınsağlandığı görülmüştür.
52. Davanın reddine ilişkin kararın temel olarak Adli Tıp Kurumutarafından hazırlanan rapora dayandırıldığı görülmektedir. Karar gerekçesinde,bilirkişi raporununhüküm vermeye yeterli olduğu kabuledilmiştir. Bununla birlikte başvurucular, Adli Tıp Kurumunca düzenlenenraporun hatalı ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
53. Anayasa Mahkemesinin kural olarak bilirkişilerin vardığısonuçları, mevcut tıbbi bilgilerden hareketle birtakım tahminlere yer verereksahip olduğu bilimsel bakış açılarının doğru olup olmadığı yönünden irdelemegörevi bulunmamaktadır (Yasin Çıldır, §65).
54. Buna karşın Anayasa Mahkemesinin, bir yargılama kapsamındaalınan bilirkişi raporunun hükme ulaşılırken dikkate alınması veya alınmamasınadair kararların tarafların haklarını koruma amacına yönelik yeterli güvenceleriiçeren bir usul çerçevesinde verilip verilmediğini incelemesi gerekmektedir (Ahmet Gökhan Rahtuvan,B. No: 2014/4991, 20/6/2014, §§ 59, 60).
55. Olayda tıbbi makamlar tarafından ikinci başvurucunundoğuştan her iki elinin parmaklarının yapışık olduğu, rahminin olmadığı, tekyumurtalığının ve tek böbreğinin bulunduğu tespit edilmiştir.
56. Buna göre hekimin hastasını gereği gibi bilgilendirmesiyükümlülüğü çerçevesinde gebelik kontrollerinde söz konusu rahatsızlıklarınhekim tarafından öngörülebilir ve tespitinin mümkün olup olmadığının ortayakonulması gerekmektedir.
57. Adli Tıp Kurumu tarafından verilen bilirkişi raporunda,ikinci başvurucuda görülen rahatsızlıkların gebelik süresince yapılantetkiklerde harici yapılan hiçbir yöntemle tespit edilemeyeceği ve hekimineylemi ile ortaya çıkan bir sonuç olmadığının bildirildiği görülmüştür.
58. Dolayısıyla gebelik kontrollerini yürüten doktorun sözkonusu rahatsızlıkları öngörmesi gerektiği şeklindeki bir yükümlülükten sözedilemeyeceği anlaşılmaktadır. Aynı şekilde anılan bilirkişi raporuna göreöngörülmesi olanaklı bulunmayan sağlık risklerinin birinci başvurucuyabildirilmesinin de mümkün olmadığı açıktır.
59. Buna göre derece mahkemesince yapılan yargılamada tıbbiihmal iddialarının araştırılması ve durumun açıklığa kavuşturulması için alınanuzman bilirkişi raporunda yeterli somut bulgu ve tespitlere yer verilerekbaşvurucuların iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışıldığı ve karşılandığıgörülmektedir (bkz. § 17).
60. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde başvurucularınileri sürdüğü iddialar hakkında alınan Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılarakverilen derece mahkemesi kararının konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içerdiğianlaşılmaktadır. Kararda yer verilen tespit ve gerekçe itibarıyla kişinin maddive manevi varlığını koruma hakkı yönünden yargısal makamların takdiryetkilerinin sınırının aşılmadığı, dolayısıyla bu hakka yönelik bir ihlalinbulunmadığı sonucuna varılmıştır.
61. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığınınkorunması hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Adli Yardım TalebiHakkında Karar Verilmemesi Nedeniyle Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
62. Başvuru formunda, açılan davada adli yardım talebindebulunulduğu, buna dair fakirlik belgesinin de Mahkemeye sunulduğu, buna karşıntalep hakkında Mahkemece herhangi bir değerlendirme yapılmadığı ve bu husustabir hüküm kurulmadığı belirtilmiş; bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlaledildiği ileri sürülmüştür.
63. Bakanlık, başvurunun bu kısmı ile ilgili görüşbildirmemiştir.
2. Değerlendirme
64. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
65. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Başvurucunun iddiasının adil yargılanma hakkının güvenceleri arasındayer alan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
66. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olanmahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek veuyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamınagelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsızhâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştirensınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, § 52).
67. Mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmemesi veuyuşmazlıkların makul sürede bitirilebilmesi amacıyla belli yükümlülükleröngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu makamlarının takdiryetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız kılmadıkça yada aşırı derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğisöylenemez (Serkan Acar, B. No:2013/1613, 2/10/2013, § 39).
68. Somut olayda şikâyet yönünden öncelikli yapılması gerekentespit, başvurucunun adli yardım talebinin karara bağlanmamış olması sebebiylemahkemeye erişim sorunu yaşayıp yaşamadığıdır. Öncelikle vurgulanmalıdır kibaşvurucunun adli yardım talebinin kabul edilmemesi nedeniyle davasının usuldenreddi söz konusu olmamıştır. Aksine Mahkeme, başvurucunun davasını esastanincelemiş ve reddetmiştir. Dolayısıyla bu yönüyle mahkemeye erişim hakkına birmüdahale söz konusu değildir.
69. İkinci olarak araştırılması gereken husus, adli yardımisteminin kabul edilmemesi nedeniyle başvurucuların katlanılamayacak boyuttaherhangi bir yargısal gidere maruz kalıp kalmadığıdır. Başvurucuların davasürecinde 50,45 TL karar düzeltme harcı, 143,30 TL temyiz yoluna başvurma vekarar harcı,37,05 TL harç ve bilirkişi ücreti için 205 TL ödediğianlaşılmaktadır. Söz konusu giderlerin miktarının gözetilen meşru amaç ilekorunmak istenen hak açısından orantılı olduğu ve başvurucular üzerinde ağırbir yük oluşturmadığı görüldüğünden mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlalolmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.
70. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Vekâlet Ücretine İlişkin Olarak MahkemeyeErişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
71. Başvurucular adli yardım ile açılan davada aleyhe nispivekâlet ücretine hükmedilmiş olmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğiniileri sürmüşlerdir.
72. Vekâlet ücreti, davayı vekille takip eden ve davası kabuledilen lehine hükmedilen bir ücrettir.Davaaşamasında kimin lehine ya da aleyhine olacağı önceden belli olmayan bu ücretyükümlülüğü bir usul kuralı olup mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir (Serkan Acar, § 38).
73. Diğer taraftan bireysel başvurunun ikincil niteliğinin birsonucu olarak olağan kanun yollarında ve mahkemeler önünde ileri sürülmeyeniddialar ile bu mahkemelere sunulmayanbilgi vebelgeler bireysel başvuru konusu edilemez (BayramGök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 20).
74. Somut olayda başvurucuların ihlale neden olduğunu ilerisürdükleri iddiayı temyiz ve karar düzeltme aşamalarında dile getirmedikleri veböylece başvuru yollarını usulüne uygun tüketmedikleri anlaşılmaktadır (Benzer yöndekikararlar için bkz.Tayibe Özkantaş, B. No: 2013/6314,20/3/2014, § 41).
75. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Karar Düzeltme Para Cezası YönündenMahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
76. Başvurucular, karar düzeltme para cezasına hükmedilmesinedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
77. Bakanlık, başvurunun bu kısmı ile ilgili görüşbildirmemiştir.
78. Anayasa Mahkemesi, daha önce aynı yönde şikâyetler içerenbaşvuru dosyalarında karar düzeltme para cezası miktarının gözetilen meşru amaçile korunmak istenen hak açısından orantılı olduğunu ve başvurucular üzerindeağır bir yük oluşturmadığını, dolayısıyla söz konusu yaptırımın mahkemeyeerişim hakkına bir engel teşkil etmediğini belirterek bu iddiaların açıkçadayanaktan yoksun olduğuna ilişkin kararlar vermiştir (Mustafa Kemal Sungur, B. No: 2013/2507,6/3/2014, §§ 36-42; Serkan Acar,§§ 38, 39).
79. Somut olayda da Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilenkararlarında ortaya koyduğu ilkelerden ayrılmayı gerektirecek bir yanbulunmadığı anlaşıldığından ihlal iddiasına konu edilen karar düzeltme paracezası miktarının gözetilen meşru amaç ile korunmak istenen hak açısındanorantılı olduğu ve başvurucular üzerinde ağır bir yük oluşturmadığıgörülmüştür. Bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlal olmadığınınaçık olduğu anlaşılmaktadır.
80. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
E. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
81. Başvurucular, makul sürede yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
82. Anayasa'nın 36. ve 141. maddeleri bağlamında medeni hak veyükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanmasıgerektiğine dair temel ilkeler Anayasa Mahkemesince daha önce incelenmiş ve bukonuda kararlar verilmiştir (Güher Ergun vediğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013; Güher Ergun ve Tosun Tayfun Ergun, B. No: 2012/12,17/9/2013). Başvuru konusu olayda bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir hususbulunmamaktadır.
83. Somut olayda 13/4/2010 tarihinde açılan davanın 19/3/2014tarihinde Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından karar düzeltme istemireddedilerek kesinleştiği anlaşılmıştır.
84. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde davanın ikidereceli bir yargılama sisteminde toplam 3 yıl 11 ay sürdüğü, yargılamasürecinin bütünü dikkate alındığında başvurucuların haklarını ihlal edecek birgecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
85. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Adli yardım talebihakkında karar verilmemesi yönünden mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Nispi vekâlet ücretinehükmedilmiş olması yönünden mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Karar düzeltme paracezası yönünden mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Yargılamanın makulsürede sonuçlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Kişinin maddi vemanevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altınaalınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE5/4/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.