TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ELVAN KARTAL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6573)
Karar Tarihi: 8/9/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Raportör Yrd.
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
Elvan KARTAL
Vekili
:
Av. Kutluhan KARDELEN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, tutukluluğun makulsüreyi aştığı ve yargılamanın adil olmadığı gerekçesiyle Anayasa’nın 10., 19.ve 36. maddelerinin ihlal edildiğini iddiası hakkındadır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 14/8/2013 tarihindeAntalya 6. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde, başvuruda Komisyona sunulmasınaengel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca 31/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu; birden fazla kişiile tehdit, cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılmasuçlarını işlediği iddiasıyla Dinar Ağır Ceza Mahkemesince 4/11/2009 tarihindetutuklanmıştır.
6. Dinar Ağır Ceza Mahkemesi,10/2/2010 tarihli ve E.2008/77, K.2010/21 sayılı kararı ile başvurucunun,üzerine atılı suçlardan hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutuklulukhâlinin devamına karar vermiştir.
7. Anılan karar, temyiz üzerineYargıtay 10. Ceza Dairesinin 26/6/2014 tarihli ve E.2010/30688, K.2012/21647sayılı ilamıyla bozulmuştur.
8. Bozma kararı sonrası DinarAğır Ceza Mahkemesinin E.2013/1 sayılı esasına kaydedilen davanın 8/1/2013tarihli tensip duruşmasında, başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına kararverilmiş, yargılama devam ederken 6/2/2013 tarihli duruşmada başvurucu tahliyeedilmiştir.
9. Mahkeme, yapılan yargılamasonucunda 24/5/2013 tarihli ve E.2013/1, K.2013/57 sayılı kararıylabaşvurucunun; cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksunkılma, birden fazla kişi tarafından işlenen gece vakti silahla yağma suçlarındanhapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutuklanmasına kararvermiştir.
10. Başvurucu bu karara itirazetmiş ancak itirazı Isparta Ağır Ceza Mahkemesinin 24/6/2013 tarihli ve2013/901 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir.
11. Ret kararı 17/7/2013tarihinde başvurucunun vekiline tebliğ edilmiştir.
12. Başvurucu 14/8/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
13. Yargıtay 6. Ceza Dairesi,24/3/2014 tarihli ve E.2013/28304, K.2014/5025 sayılı ilamıyla ilk derecemahkemesi kararını onamıştır.
B. İlgiliHukuk
14. 26/9/2004 tarihli ve 5237sayılı Kanun’un 109. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sıradacebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasınahükmolunur.”
15. 5237 sayılı Kanun’un 149.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“ Yağma suçunun;
a) Silahla,
…
c) Birden fazla kişitarafından birlikte,
….
h) Gece vaktinde,İşlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yılakadar hapis cezasına hükmolunur.”
16. 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların vebir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı TürkCeza Kanununda yer alan;
…
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizincifıkralar hariç, madde 220),
…
(4) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapiscezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararıverilemez.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
17. Mahkemenin 8/9/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 14/8/2013 tarihli ve 2013/6573numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
18. Başvurucu, uzun bir süretutuklu bulundurulduğunu, yapılan yargılamada “Şüphedensanık yararlanır.” ilkesine riayetedilmediğini, sadece müştekilerin soyut beyanlarına dayanılarak hükümverildiğini, suçluluğunu kati surette ispat edecek nitelikte inandırıcı delilolmadığını belirterek Anayasa’nın 10., 19. ve 36. maddelerinin ihlal edildiğiniiddia etmiş, tahliye ve tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğiİddiası
19. Başvurucu uzun bir süretutuklu bulundurulduğunu ileri sürmüştür.
a. 4/11/2009 – 6/2/2013 Tarihleri Arasındaki Tutukluluk HâliYönünden
20. Anayasa’nın 19. maddesininbirinci fıkrasında herkesin, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğuilke olarak konulduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartlarıkanunda gösterilmek şartıyla kişilerin, özgürlüğünden mahrum bırakılabileceğidurumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlikhakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenendurumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,§ 42).
21. Anayasa’nın 19. maddesikapsamında özgürlükten yoksun bırakma kavramı, bir kimsenin kısıtlı bir alandaihmal edilemeyecek bir süre için tutulması ve bu kişinin söz konusu tutmayarıza göstermemiş olması şeklinde ifade edilebilecek iki unsuru içermektedir.Dolayısıyla tutuklu olan bir kişinin serbest bırakılmasıyla birlikteözgürlüğünden mahrumiyet hâli son bulmaktadır (CüneytKartal, B. No: 2013/6572, 20/3/2014, § 17).
22. Somut olayda 4/11/2009tarihinde tutuklanan başvurucu 6/2/2013 tarihinde tahliye edilmiştir. Bu tarihitibarıyla başvurucunun özgürlüğünden mahrumiyet hâli son bulmuştur. Derecemahkemesi, başvurucu hakkında 24/5/2013 tarihinde mahkûmiyet kararı vermiştir.Başvurucu, Anayasa Mahkemesine 14/8/2013 tarihinde başvurmuştur.
23. 30/3/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un“Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasışöyledir:
“Bireysel başvurunun,başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalinöğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.…”
24. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün “Başvuru süresi ve mazeret” başlıklı 64.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun,başvuru yollarının tüketildiği ve buna ilişkin kararın kesinleştiği tarihten,başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz güniçinde yapılması gerekir.”
25. Bireysel başvuruların, 6216sayılı Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiğitarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde Anayasa Mahkemesine doğrudan veya diğer mahkemeler yahut yurtdışı temsilcilikler vasıtasıyla yapılması gerekmektedir.
26. Derece mahkemesince hükümverilmeden önce tutukluluk hâli sona eren bir kişinin, tahliye edildiğitarihten itibaren en geç otuz günlük yasal süre içinde Anayasa Mahkemesinebireysel başvuruda bulunarak tutuklulukla ilgili şikâyetlerini ileri sürmesigerekmektedir. Başvurucunun, derece mahkemesince mahkûmiyet kararı verilmedenönce serbest bırakıldığı anlaşılmaktadır. Başvuru, başvurucunun tahliyeedilmesinden itibaren otuz günlük yasal süre içinde yapılmamıştır ( Cüneyt Kartal, § 22).
27. Açıklanan nedenlerle, 4/11/2009ila 6/2/2013 tarihlerindeki tutukluluk dönemine ilişkin şikâyetin “süre aşımı” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. 24/5/2013Tarihinden Sonraki Tutukluluk Hâli Yönünden
28. Anayasa’nın 19. maddesininikinci fıkrası şöyledir:
“Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların vegüvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; … halleri dışında kimsehürriyetinden yoksun bırakılamaz.”
29. 6216 sayılı Kanun'un"Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi"kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğinekarar verebilir.”
30. Anayasa’nın19. maddenin birinci fıkrasında herkesin, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkınasahip olduğu, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise bireylerin bu haktan şekil veşartları kanunda gösterilen bazı istisnai durumlarda mahrum edilebileceğikuralı yer almaktadır (Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, §38). Buna göre hürriyetten yoksun bırakılma ancak Anayasa’nın anılanmaddesi kapsamında belirlenen durumlardan birinin varlığı hâlinde söz konusuolabilir (FikretEskin, B. No: 2012/348, 4/12/2013, § 39). “Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezalarınyerine getirilmesi” amacıyla kişilerin hürriyetinden yoksunbırakılması, 19. maddenin ikinci fıkrasında sayılan hâllerden biridir.
31. Somutolayda, başvurucuhakkında yapılan yargılama sonucunda 24/5/2013 tarihinde cebir, tehdit veyahile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, birden fazla kişi tarafındangece vakti silahla yağma suçlarından hapis cezası ile cezalandırılmasına vehükmen tutuklanmasına karar verilmiştir. Mahkemenin vermiş olduğu mahkûmiyet kararısonrasındaki bu tutma hâli, Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasındaki “mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezalarınyerine getirilmesi” kapsamındadır.
32. Açıklanannedenlerle, 24/5/2013 tarihinden sonraki tutukluluk dönemine ilişkin şikâyetin“açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. AdilYargılanma Hakkının İhlali İddiası
i. Ön Sorun Hakkında
33. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmışöyledir:
“ …Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
34. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenarbaşlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlaleneden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüşidari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
35. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleriuyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, "ikincil nitelikte bir kanun yolu" olup bu yolabaşvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.
36. Temel hak veözgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevinihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari veyargısal makamların görevidir. Bu nedenle, temel hak ve özgürlüklerin ihlaledildiği iddialarının öncelikle idari merciler ve derece mahkemeleri önündeileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözümekavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).
37. Buna göre Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilenhak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecekikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliğigereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikleolağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucununAnayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkiliidari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahipolduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda busüreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olmasıgerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takipedilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, AnayasaMahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,§ 17).
38. Ayrıca 6216 sayılı Kanun'un 45.maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması, başka bir deyişlebireysel başvuru yapıldığı tarihte başvuru koşullarının tamamının sağlanmışolması gerekir. Bununla birlikte, bir başvuru yolu yoksa ya da olan başvuruyolları etkili değilse Anayasa Mahkemesi somut olayın koşullarını dikkatealarak bir başvurunun incelenmesine karar verebilir (Ümit Ata, B. No: 2012/254, 6/2/2014,§ 33).
39. Diğer yandan başvuru yollarınıntüketilmiş olmasına dair usul kuralı yorumlanırken kişilerin mahkemeye erişimhakkına halel getirecek bir yorumun benimsenmesinden de kaçınılmalıdır ( Abdullah Akyüz, B. No: 2013/9352, 2/7/2015, § 29).
40. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için usule ilişkinbelli şartların öngörülmesinin, doğrudan mahkemeye erişim hakkının ihlaline yolaçacağı söylenemez. Yine de mahkemelerin, usul kurallarını uygularken biryandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öteyandan kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacakkadar aşırı esneklikten kaçınmaları gereklidir. Usul kurallarının, hukukigüvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucuadaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili birmahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmeleridurumunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, §§65-68; aynı yöndeki AİHM kararları için bkz. Walchli/Fransa, B. No. 35787/03, 26/7/2007, § 29; Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02,27/7/2006, § 24; Osu/İtalya, B.No: 36534/97, 11/7/2002, § 31).
41. AİHM benzer durumlara ilişkinkararlarında, iç hukuktaki başvuru yolları tüketilmeksizin başvuru yapılmasıhâlinde kabul edilebilirliğe ilişkin incelemesini yaptığı tarih itibarıyla buyolların tüketilip tüketilmediğine bakmaktadır. İç hukuktaki süreçlerintamamlanması durumunda başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez bulmamakta ve diğer kabul edilebilirlik şartlarını da karşılayanbaşvuruları esastan incelemektedir (Gavriliţă/Moldova, B. No: 22741/06, 22/4/2014, §53; Mercuri/İtalya, B. No: 14055/04, 22/10/2013, §27; Yelden ve diğerleri/Türkiye,B. No: 16850/09, 3/5/2012, § 40; E.K./Türkiye(k.k.), B. No: 28496/95, 28/11/2000; Reringeisen/Avusturya, B. No: 2614/65, 16/7/1971, §§89-93).
42. Somut olayda başvurucunun, Dinar Ağır Ceza Mahkemesinin 24/5/2013tarihli nihai kararına karşı temyiz yoluna başvurduğu, temyiz sonucunubeklemeden 14/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğuanlaşılmıştır.
43. Yukarıda açıklananilkeler ışığında başvurucunun, başvuru tarihi itibarıyla başvuru yollarınıtüketmeden başvuruda bulunduğu anlaşılmakta ise de bireysel başvuru sürecindesöz konusu hükmün Yargıtay tarafından 24/3/2014 tarihinde onanarakkesinleştiği, somut olayın koşullarında başvuru yollarının tüketildiğinin kabuledilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
ii. Şikâyetin Değerlendirilmesi
44. Başvurucu, “Şüpheden sanıkyararlanır.” ilkesine riayet edilmediğini, sadece müştekilerin soyutbeyanlarına dayanılarak hüküm verildiğini, suçluluğunu katisurette ispat edecek nitelikte inandırıcı delil olmadığını belirterek adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
45. Anayasa’nın148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz”
46. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartlarıve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
47. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır. 6216sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise Mahkemece, açıkçadayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verilebileceğibelirtilmiştir.
48. Anılankurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıklailgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuruincelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit vesonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık keyfîlikiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, açıkça keyfîlikbulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
49. Adil yargılanma hakkı, bireyleredava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olupolmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle bireysel başvuruda adilyargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılamasürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecindekarşı tarafın sunduğu deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığı veyabunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini veiddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgiliiddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesizolduğu gibi mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeyealınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfîliğeilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (Naci Karakoç, B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).
50. Somut olayda Dinar Ağır CezaMahkemesi, 24/5/2013 tarihli ve E.2013/1, K.2013/57 sayılı kararıylabaşvurucunun; cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksunkılma, birden fazla kişi tarafından gece vakti silahla yağma suçlarından hapiscezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 6. CezaDairesinin 24/3/2014 tarihli ve E.2013/28304, K.2014/5025 sayılı ilamı ile sözkonusu hüküm onanarak kesinleşmiştir.
51. Başvurucu “Şüpheden sanık yararlanır.” ilkesine riayetedilmediğini, sadece müştekilerin soyut beyanlarına dayanılarak hüküm verildiğini, suçluluğunu katisurette ispat edecek nitelikte inandırıcı delil olmadığını belirterekadil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de bu iddiasınınözü, derece mahkemelerince delillerin değerlendirilmesinde ve yorumlanmasındaisabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkindir.
52. Başvurucu; yargılama sürecindekarşı tarafın sunduğu deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına,kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafçasunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatıbulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınınderece mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıtsunmamıştır. Ayrıca ilk derece mahkemesinin ve Yargıtay’ın kararında bariztakdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangibir durum tespit edilememiştir.
53. Açıklanannedenlerle, başvurucunun iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu vederece mahkemeleri kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bukısmının “açıkça dayanaktan yoksunluk”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlaledildiği yönündeki şikâyetlerinin;
1. 4/11/2009-6/2/2013 tarihleri arasındaki tutukluluk hâliyönünden “süre aşımı” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. 24/5/2013 tarihinden sonraki tutukluluk hâli yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Başvurucunun, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekişikâyetinin ise “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
8/9/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.