TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
EMEL KAYNAR VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3667)
Karar Tarihi: 10/6/2015
R.G. Tarih- Sayı: 18/9/2015-29479
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Murat AZAKLI
Başvurucular
:
Emel KAYNAR
Naime TIĞLI
Hatice TUNCA
Erkan TUNCA
Vekilleri
:
Av. Hayati YILMAZ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) GenelMüdürlüğünce kamulaştırma işlemi yapılmaksızın ve bedeli ödenmeksizin taşınmazael konulması nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiası hakkındadır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 31/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyonasunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/11/2013 tarihinde, kabuledilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölümtarafından 9/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvurukonusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığınagönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 10/3/2014 tarihli görüş yazısına karşıbaşvurucular beyanlarını sunmuşlardır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılamadosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. İstanbul ili Ümraniye ilçesi 333 ada 6 parsel (yeni 18pafta 4196 parsel) numaralı 541 m2 büyüklüğündeki taşınmaz, DevletSu İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünce 26/2/1974 tarihinde kamulaştırılarak otarihteki taşınmaz malikleri F.D. ve müştereklerine kamulaştırma işlemi tebliğeçıkarılmış ve aynı tarihte malikler adına T.C. Merkez Bankası İstanbul Şubesinetaşınmaz bedeli bloke edilmiştir. Maliklerin belirtilen adreste bulunamamasıüzerine tebligat iade edilmiştir.
8. Anılan taşınmazın tapu kaydında kamulaştırma kararınadayalı işlem yapılmamış olup, başvurucuların murisi Niyazi Tunca ve başvurucu Naime Tığlı 27/11/1974 tarihinde taşınmazı satın almışlarve adlarına tapuya tescil ettirmişlerdir.
9. 31/5/1976 tarihinde yeniden yapılan tapulama sonundataşınmaz, kamulaştırma işlemine ilişkin şerh olmaksızın başvurucuların murisiNiyazi Tunca ve başvurucu Naime Tığlı adına tapuyatescil edilmiştir.
10. DSİ Genel Müdürlüğü tarafından 10/12/1976 tarihindekamulaştırma şerhi tapu kaydına işlenmiş, Niyazi Tunca ve NaimeTığlı’ya 25/8/1977 tarihinde Noter aracılığıylakamulaştırma işlemi tebliğe çıkarılmıştır.
11. Beşiktaş 3. Noterliğince,tebliğ işlemlerine dair belgelerin imha edildiği bildirilmiştir.
12. T.C. Merkez Bankası İstanbulŞubesinin yazısında, F.D. ve müşterekleri adına bloke edilen bedelin DSİ GenelMüdürlüğünün yazısı gereği 4/12/1997 tarihinde Ziraat Bankası Kadıköy Şubesinehavale edildiği, Naime Tığlı adına herhangi bir ödemeyapılmadığı bildirilmiştir.
13. Taşınmaz, kamulaştırma şerhiile birlikte başvurucular adına tapuya tescillidir.
14. Taşınmaz, DSİ GenelMüdürlüğü tarafından İSKİ Genel Müdürlüğünün kullanımına devredilmiştir.
15. Başvurucular, İSKİ GenelMüdürlüğü aleyhine 23/2/2007 tarihinde Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesindeaçtıkları davada, İstanbul ili Ümraniye ilçesinde bulunan taşınmazlarınakamulaştırma yapılmaksızın ve bedeli ödenmeksizin el atıldığı iddiasıyla kamulaştırmasızel atmaya dayalı taşınmaz bedelinin ödenmesi isteminde bulunmuşlardır.
16. Davalı, taşınmazın DSİtarafından kamulaştırılarak İdarenin kullanımına verildiğini, Yukarı Dudullu su deposu sahasında kaldığını, süresi içinde davaaçılmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
17. İSKİ Genel Müdürlüğünün30/3/2007 tarihli yazısına göre taşınmaz, Yukarı Dudullusu deposu ve Kozyatağı isale hattı sahasındabulunmaktadır.
18. Mahkemece, 21/5/2009 tarihlive E.2007/111, K.2009/391 sayılı kararla, davanın, kamulaştırmasız el atmayadayalı tazminat davası olduğu belirtilerek, taşınmazın su deposu alanındabulunduğu ve yapılaşmasının engellenerek el atıldığı, usulüne uygunkamulaştırma işlemi yapılmadığı, zira bankaya bloke edilmekle tamamlanan birkamulaştırma işleminde sonraki maliklere tekrar kamulaştırma işleminingönderilmemiş olması ve bu tebligattan sonra da paranın bloke edildiğinin belirtilmemişolmasının kamulaştırma işleminin usulüne uygun yapılmadığını açıkça gösterdiği,bilirkişi heyeti raporunda belirtildiği üzere taşınmazın bedelinin ödenmediği gerekçesiyledavanın kabulüne, 757.400,00 TL'nin, 23/2/2007 tarihinden itibaren yasal faiziyledavalıdan tahsiline karar verilmiştir.
19. Temyiz üzerine, Yargıtay 5.Hukuk Dairesinin 22/6/2010 tarihli ve E.2010/8703, K.2010/11895 sayılıilâmıyla, davanın, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsiliistemine ilişkin olduğu, taşınmazın su deposu ve Kozyatağıisale hattı inşaat alanında kaldığından 1974 yılında DSİ tarafındankamulaştırıldığı, kamulaştırma bedelinin o tarihteki malikleri adına bankayabloke edildiği ve kamulaştırmaya ilişkin belgelerin davacılara 25/8/1977tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, bu durumda geçerli birkamulaştırma işlemi bulunup, kamulaştırmasız el atmadan söz edilmeyeceği gibi,4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 14. maddesinde yazılı30 günlük hak düşürücü süre içinde dava da açılmadığından davanın reddine kararverilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve hükümbozulmuştur.
20. Karar düzeltme istemi,Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 16/2/2011 tarihli ve E.2010/16568, K.2011/2480sayılı ilâmıyla reddedilmiştir.
21. Mahkemece bozma kararınadirenilerek, 1/11/2011 tarihli ve E.2011/234, K.2011/620 sayılı kararla, “Taşınmaz su deposu alanında bulunmakta olupkullanımı sınırlandırılmıştır. Kamulaştırma bedeli 31/5/1974 tarihinde F.D. vemüşterekleri adına T.C. Merkez Bankası İstanbul Şubesine bloke edilmiştir.Davalı İdarenin davacılara 25/8/1977 tarihinde noter tebligatı yapıldığına dairsavunması incelenmiş ancak noter tebliğ evrakı dosyaya sunulmamıştır. Tebliğevrakı yerine geçmek üzere davalı İdarece ‘Niyazi Tunca: Bizzat kendisine25/8/1977 de tebliğ edildi’ yazısı gönderilmiştir. Bu yazının noter evrakıolduğuna dair hiçbir ibare bulunmamaktadır. Zira söz konusu yazı noterevrakının eki mahiyetinde değildir. İdarenin, kamulaştırılacak taşınmaz malaait plan yazısının arkasına elle yazılan, kimin tarafından imza edildiğianlaşılamayan boş bir sayfaya yazılı beyandan ibarettir. İlgili tebliğevrakının Noter tarafından imha edildiği bildirilmiştir. Dolayısıyla 25/8/1977tarihli ‘tebliğ edildi’ yazısının noter tebliğ evrakı olduğu kabuledilmemiştir. Kamulaştırma işlemine karşı 30 gün içinde idari yargıda ve takdirolunan bedel ile maddi hatalara karşı da adli yargıda dava açılabilir. Ancak 30günlük hak düşürücü sürenin başlangıcı, taşınmaz malın sahibine usulüne uygunolarak yapılacak noter tebliğ işleminden sonra başlamaktadır. Kamulaştırmaişleminin başvuruculara usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği, ibraz edilentebligat evrakının noter tebliğ evrakı olduğunun davalı idare tarafındanispatlanamadığı, boş bir kağıt üzerine gelişi güzelyazılan ‘tebliğ edildi’ yazısının noter evrakı olarak kabul edilemeyeceğianlaşılmıştır. Böyle bir yazının noter evrakı olarak kabul edilmesi, idareninsunduğu her tür yazının kayıtsız şartsız doğruluğunun kabul edileceği anlamınagelir. Dolayısıyla 30 günlük dava açma süresinin de başlamadığı, Dudullu su deposu ve Kozyatağıisale hattı alanı içinde kalan dava konusu taşınmaza davalı tarafındankamulaştırmasız el atıldığı gerekçesiyle ilk hükümde direnilmesine, 757.400,00TL'nin yasal faiziyle davalıdan tahsiline” karar verilmiştir.
22. Davalının temyizi üzerine,Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4/7/2012 tarihli ve E.2012/5-208, K.2012/443sayılı ilâmıyla direnme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.
Kararıngerekçesi şu şekildedir:
“Dava, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmaz bedelinintahsili istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, taşınmazın usulüne uygun olarakkamulaştırılıp kamulaştırılmadığı ile davanın 30 günlük hak düşürücü süreiçinde açılıp açılmadığı noktasında toplanmaktadır.
26/2/1974 tarihinde taşınmazın o tarihteki malikleri adınakamulaştırma bedelinin bankaya bloke edildiği ve maliklere noter aracılığıylatebligat gönderildiği, tebligatların bila ikmal iadeedildiği, bu aşamada dava konusu taşınmazın satış ve tapulama nedeniyle31/5/1976 tarihinde davacı Naime Tığlı ile diğerdavacıların murisleri Niyazi Tunca adına tescil edildiği, İdarece 22/8/1977tarihinde Naime Tığlı ve Niyazi Tunca’ya kamulaştırmaevraklarının noter aracılığıyla tebliğinin istendiği, dosya içerinde mevcutkamulaştırma evrakı üzerine, ilgili noterce onaylanmak suretiyle tebliğişleminin yerine getirildiğine dair şerh verildiği, buna göre malik NiyaziTunca’ya bizzat, malik Naime Tığlı’yaise birlikte ikamet eden kızı Güler Tığlı aracılığı ile tebligat yapıldığıanlaşılmaktadır.
2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun ‘Dava hakkı’ başlığıaltında düzenlenen 14. maddesinin 1. fıkrasında ‘Kamulaştırılacak taşınmazmalın sahibi, zilyedi ve diğer ilgililer noter veya köy ihtiyar kuruluaracılığıyla yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılmayanlaratebligat yerine geçmek üzere gazete ile yapılan ilan tarihinden veya köyodasına asılmak suretiyle yapılan ilan süresinin bitiminden itibaren otuz güniçinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda ve takdir olunan bedel ilemaddi hatalara karşı da adli yargıda dava açabilecekleri’ hükmü öngörülmüştür.
Bu haliyle, malsahibi yönünden açılacak davalarda, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerinbaşlangıcında; ilke olarak, mal sahibinin hakkını dava edebilir duruma geldiğitebliğ tarihinin esas alınması gerektiği açıktır.
Anılan ilkeye tek istisna, 24/6/1994 tarih ve E.1993/3,K.1994/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile getirilmiştir. Anılankararda, mal sahibine daha önce kamulaştırma işlemi ile ilgili yasaya uygun birbildirim yapılmamış olması halinde, Kamulaştırma Kanunu’nun 14. maddesindeöngörülen 30 günlük hak düşürücü sürenin tapuda ferağ işleminin yapıldığıtarihte başlayacağı, benimsenmiştir.
Böylece, kamulaştırma hukukunda, hak arama durumunda olantaşınmaz mal sahibi yönünden dava ve talep haklarının kullanılması, idareceyapılacak bildirime bağlanmıştır.
Açıklanan yasal durum çerçevesinde; mal sahibi takdir edilenbedele ve maddi hatalara karşı kamulaştırma işlemi tebliğ edilmiş ise tebliğtarihinden, yasaya uygun bir tebligat yapılmamış ise tapuda ferağ işlemininyapıldığı tarihten itibaren, ancak 30 günlük hak düşürücü süre içerisinde davaaçabilecektir.
Belirtilmelidir ki, hak düşürücü süre, hâkim tarafındankendiliğinden göz önünde tutulması gereken, davada ‘itiraz’ olarak başvurulmasızorunlu olan ve zamanaşımı gibi ‘kesme’ ve ‘durma’ hükümlerine bağlı olmayan,uyulmama halinde ‘hakkın’ kaybına yol açan, diğer bir ifade ile hakkın özünüortadan kaldıran süredir.
Gerek mülga 6830sayılı gerek 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 14. maddesinde öngörülen 15 ve30 günlük sürenin, hak düşürücü süre olduğu kuşkusuzdur. Hak böylece düştüktensonra, idarenin muhtesat bakımından ayrı bir takdiryaptırması ve mal sahibine kamulaştırma belgelerinin yeniden tebliği dahi düşenhakkı kullanma imkânı bahşetmez.
Öte yandan, davadaki talep sonucunun ıslah yoluylaartırılması ya da değiştirilmesi için, o hakkın maddi hukuk açısından mevcutbulunması gerekir. Hiç var olmayan veya başlangıçta var olmakla birlikte hakdüşürücü süre nedeniyle ortadan kalkan bir hak için, usul hukukunun kurum vekuralları kullanılarak talepte bulunulması mümkün değildir.
Yine, dava yoluyla bir hak talebinde bulunulması için ohakkın maddi hukuk bakımından mevcut bulunması gerektiğinden, hak düşürücüsürenin geçirilmesiyle özü ortadan kalkan bir hak için, kamulaştırmasız elatmadan söz edilerek bedel istenemeyeceği kuşku veduraksamadan uzaktır.
Görüldüğü üzere; 30 günlük hak düşürücü süre geçirildiktensonra maddi hata davası açılamayacağı gibi ıslah yoluyla da maddi hata davasıaçılması ya da kamulaştırmasız el atma nedenine dayanılarak bedel istenilmesiolanaklı değildir. Kamulaştırma bedelinin artırılması davasında fazlaya ilişkinhakkın saklı tutulmuş olması da, mal sahibine busürenin geçmesinden sonra maddi hata isteminde bulunma hakkını vermez.
Bu açıklamalardan anlaşıldığı üzere; idarece kamulaştırmakararı alınmış ve bedel bankaya bloke edilmiş olmasına karşın, işlem tarihindeyürürlükte bulunan mevzuat uyarınca, 6830 sayılı Kanunun 13. maddesi veya 2942sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca mal sahibine yapılmıştebligat yoksa ve buna rağmen taşınmaz maliki kamulaştırmayla ilgili davaaçmaya yarayacak doğru ve sağlıklı bilgileri öğrenmişse o tarihten itibaren 30gün içinde bedele karşı dava açması gerekir. Kamulaştırma belgelerinin usulüneuygun tebliğ edilmesi halinde ise, hak düşürücü sürenin tebliğ tarihindenitibaren başlatılması gerektiği duraksamadan uzaktır.
Somut olayın incelenmesinde, dava konusu taşınmaz hakkında5/2/1974 tarihinde kıymet takdir komisyonu raporu düzenlendiği, 26/2/1974tarihinde taşınmazın o tarihteki malikleri adına kamulaştırma bedelinin bankayabloke edildiği ve maliklere noter aracılığı ile tebligat gönderildiği,tebligatların bila ikmal iade edildiği, bu aşamadadava konusu taşınmazın satış ve tapulama nedeniyle 31/5/1976 tarihinde davacı Naime Tığlı ile diğer davacıların murisleri Niyazi Tuncaadına tescil edildiği, idarece 22/8/1977 tarihinde NaimeTığlı ve Niyazi Tunca'ya kamulaştırma evraklarının noter aracılığı iletebliğinin istendiği, dosya içerisinde mevcut kamulaştırma evrakı üzerineilgili noterce onaylanmak suretiyle tebliğ işleminin yerine getirildiğine dairşerh verildiği, buna göre malik Niyazi Tunca'ya ‘bizzat’, malik Naime Tığlı'ya ise ‘birlikteikamet eden kızı Güler Tığlı’ aracılığı ile tebligat yapıldığı anlaşılmaktadır.
İlgili noterlikçe taşınmazın maliklerine yapılan tebligatparçasının aslı gönderilememiş ise de, davalı idaretarafından dosyaya ibraz edilen tebligata ilişkin belge suretinde, tebligatınnoter aracılığı ile usulüne uygun olarak yapıldığı anlaşıldığından, tebligatbelgesinin aslına gerek olmadığı, idarece kamulaştırma evrakının yöntemincetebliğ edildiğinin kanıtlandığı kabul edilmiştir.
Öte yandan, davacı Naime Tığlı'ya yapılan tebligatın, kızı Güler Tığlı'nınnüfus kaydı uyarınca 7201 sayılı Kanunun 22. Maddesinin, tebliğ tarihindeyürürlükte olan şekli itibariyle ‘görünüşüne nazaran onbeşyaşından aşağı olmaması ve bariz surette ehliyetsiz bulunmaması’ şartlarınıtaşımadığı yönünde bir iddia veya savunmada da bulunulmaması karşısında usulüneuygun şekilde yapıldığının kabulü zorunludur.
Bu durumda, dava konusu taşınmaz maliklerine 25/8/1977tarihinde usulüne uygun olarak tebligat yapıldığı anlaşıldığından, davacılarınkamulaştırma işlemini tebligatın yapıldığı 25/8/1977 tarihinde öğrendikleri,buna göre davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığının kabulü zorunludur.
Hal böyle olunca, Yerel Mahkemece, aynı yöne işaret eden veHukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyularak,davacılara yapılan tebligat işleminin geçerli olduğu, bu itibarla kamulaştırmaişleminin öğrenildiği 25/8/1977 tarihinden sonra davanın hak düşürücü süreiçinde açılmadığı gözönünde tutulmak suretiyledavanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile davanınkabulüne ilişkin önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnmekararı bu nedenle bozulmalıdır.”
23. Başvurucuların karardüzeltme istemi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28/11/2012 tarihli veE.2012/5-1230, K.2012/906 sayılı ilâmıyla reddedilmiştir.
24. Ümraniye Adliyesininkapatılmasından sonra yargılamaya devam eden İstanbul Anadolu 13. Asliye HukukMahkemesince bozma kararına uyularak, 9/4/2013 tarihli ve E.2012/1046,K.2013/135 sayılı kararla davanın reddine karar verilmiştir.
25. Karar, 9/4/2013 tarihinde verilmiş ve gerekçeli karar24/4/2013 tarihinde yazılmıştır.
26. Başvurucular, 31/5/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
27. Gerekçeli karar, 7/6/2013 tarihinde başvuruculara tebliğedilmiştir.
28. Başvurucular, temyiz yoluna başvurmamışlardır.
B. İlgili Hukuk
29. 31/8/1956 tarihli ve 6830 sayılı mülga İstimlâkKanunu’nun 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“İstimlâki kararlaştırılan yerlerin tapu vetapu kaydı yoksa vergi kayıtları ile ve ayrıca haricen yapılacak tahkikatla tesbit edilen mal sahibi, zilyedve diğer alâkalılarından ikametgâhı tesbit edilmişolanlara istimlâk olunacak gayrimenkulun plân veyaebatlı krokisi, istimlâk kararı ve takdir olunan kıymeti ve istimlâkin hangiidare lehine yapıldığı ve açılacak davalarda husumetin kime tevcih edileceği 15gün içinde noter marifetiyle tebliğ olunur. Tebligatta Hukuk Usulü MuhakemeleriKanunu hükümleri tatbik olunur…”
30. Mülga 6830 sayılı Kanun’un 14. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“İstimlâk olunacak gayrimenkulunsahibi, zilyed ve diğer alâkalılar veya istimlâkiyapan idare tarafından 13 üncü madde gereğinceikametgâhlarında tebligat yapılmış olanlar tebliğ tarihinden itibaren 15 gün,bunlar haricindekiler son ilân tarihinden itibaren 30 gün içinde istimlâkmuamelesine karşı Şûrayı Devlette ve takdir edilen bedel ile maddi hatalarakarşı da gayrimenkulun bulunduğu mahal asliye hukukmahkemesinde dâva açabilirler. Şu kadar ki, Şûrayı Devlete müracaat edildiğitakdirde mahkemeye müracaat müddeti Şûrayı Devlet kararının katîleştiğitarihten, bu karar aleyhine karar tashihi istenmiş ise bu talebin reddine dairilâmın tebliği tarihinden cereyana başlar.”
31. 2942 sayılı Kanun’un 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılması HakkındaKanun’un 21. maddesi ile yürürlükten kaldırılmadan önceki 13. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Kamulaştırılması kararlaştırılan taşınmaz malın, 7 nci maddedeki usule göre tespit edilen sahibi, zilyet vediğer ilgililerden adresi tespit olunanlara tebliğ edilmek üzere;kamulaştırılacak taşınmaz malın kamulaştırılmasına uygun ölçekli bir plan veyaölçekli krokisi, kamulaştırma kararı, takdir olunan kıymeti, kamulaştırmakarşılığının veya ilk taksidinin milli bankalardanbirine hak sahibi adına yatırıldığına dair belge, kamulaştırmanın hangi idareyararına yapıldığı ve açılacak davalarda husumetin kime yöneltileceği bedelinbankaya yatırıldığı tarihten başlayarak otuz gün içinde notere verilir. Noter onbeş gün içinde belgeleri tebliğe çıkarır. Noterlertarafından tebligat giderlerinden başka noterlik ücret tarifesinin 8 incimaddesi uyarınca ücret alınır. Köy yararına kamulaştırmalarda tebligat, ihtiyarkurulundan en az üç üyenin önünde yapılır ve düzenlenen tutanak birlikteimzalanır. Belgelenen tebliğ geçerlidir. Doğrudan tebligat ile beraber yukarıdayazılı kararlar ayrıca ilan olunur.”
32. 4650 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte,kamulaştırma kararı alınmış ancak henüz tebligata çıkarılmamışkamulaştırmalarda bu Kanun hükümleri, diğerlerinde önceki hükümler uygulanır.”
33. 2942 sayılı Kanunu’nun 14. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Kamulaştırmayakonu taşınmaz malın maliki tarafından 10 uncu madde gereğince mahkemece yapılantebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzeremahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde,kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adliyargıda düzeltim davası açılabilir.”
34. 2942 sayılı Kanun’a, 18/6/2010 tarihli ve 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un1. maddesiyle eklenen geçici 6. maddenin birinci fıkrası şöyledir:
“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veyakamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihiarasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyacatahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veyatamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızınfiili olarak el konulması sebebiyle, malik tarafından ilgili idareden tazminattalebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi esastır.”
35. 2942 sayılı Kanun’un, 24/5/2013tarihli ve 6487 sayılı Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde KararnamedeDeğişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 21. maddesi ile değiştirilen geçici 6. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Kamulaştırmaişlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılanveya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılantaşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesisetmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle,mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespitive diğer işlemler bu madde hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacakişlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır.”
36. 16/5/1956 tarihli ve 1956/1-6 sayılı Yargıtay İçtihadıBirleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı şöyledir:
“Taşınmazına kamulaştırmasız el konulan malik,el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, bu eylemli duruma razı olduğutakdirde taşınmaz bedelini isteme hakkı da bulunmaktadır. Taşınmaz sahibinin elkonulan taşınmazın bedelini talep ederek dava açması halinde, taşınmazın elkoyma tarihindeki bedeli değil, mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tariholan dava tarihindeki değerinin belirlenerek tahsiline karar verilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
37. Mahkemenin 10/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucuların 31/5/2013 tarihli ve 2013/3667 numaralı bireysel başvurularıincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
38. Başvurucular, Ümraniye ilçesinde bulunan taşınmazlarınaİSKİ Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırma yapılmaksızın ve taşınmazın bedeliödenmeksizin el konulduğunu, kamulaştırmasız el atmaya dayalı olarak açtıklarıtaşınmaz bedelinin ödenmesi davasının kabulüne karar verildiği halde, Yargıtay5. Hukuk Dairesince hükmün bozulduğunu, Mahkemece verilen direnme kararının daYargıtay Hukuk Genel Kurulunca bozulduğunu, bunun üzerine Mahkemece davanınreddine karar verildiğini, kamulaştırma işlemine ilişkin olarak idaretarafından herhangi bir tebligat gönderilmediğini, geçerli olduğu ileri sürülentebligatın kendilerine ulaşmadığını, taşınmazı satın aldıkları önceki malikleradına yapılan tebligatın kendilerini bağlamayacağını, dolayısıyla usulüne uygunolarak yapılan bir kamulaştırma işleminin bulunmadığını, Mahkemece verilenkabul kararının Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca bozulması nedeniyle davanınreddine dair kararın temyiz edilmediğini ve bireysel başvuru hakkınınkullanıldığını, taşınmazın bedelinin ödenmediğini belirterek, Anayasa'nın 35.maddesinde tanımlanan mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler vemaddi tazminat talep etmişlerdir.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Başvuru Yollarının Tüketilmesi Yönündenİnceleme
39. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“…Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
40. 30/3/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
41. Anılan Anayasa ve Kanunhükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup buyola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasışarttır.
42. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygundavranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.
43. Bireysel başvurunun ikincilniteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğiiddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüneuygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bumercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek içingerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmalarıönünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkiniddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §19).
44. Bireyselbaşvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar AnayasaMahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayanyeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, § 20).
45. Başvuru yollarınıntüketilmesi ilkesi, hukuk sisteminde öngörülen usul kurallarına riayetedilmesini gerektirir. Zira başvuru yollarının tüketilmesi için usule ilişkinkoşullara ve sürelere uymak gerekir. Başvurucunun hukuk yollarını tüketmeyeçalıştığı, ancak kendi ihmali nedeniyle usul gerekliliklerini yerinegetiremediği hallerde başvuru, hukuk yolları tüketilmediği için reddedilir.
46. Başvuru konusu olayda,başvurucular, İSKİ Genel Müdürlüğü aleyhine açtıkları kamulaştırmasız el atmayadayalı taşınmaz bedelinin ödenmesi davasının reddedildiğini, daha önce verilendavanın kabulüne dair karar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca bozulduğu içinMahkemece verilen ret kararını temyiz etmediklerini ve bireysel başvuruhaklarını kullandıklarını belirterek, bedeli ödenmeksizin taşınmazlarına elkonulduğunu, bu şekilde mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
47. Başvurucular tarafından İSKİGenel Müdürlüğü aleyhine Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davasonunda, Mahkemece, usulüne uygun bir kamulaştırma işleminin yapılmadığı,taşınmazın su deposu içine alınarak el atıldığı ve tapu kaydına da “kamulaştırılacaktır” şerhinin konularak binalaşmasının sınırlandırıldığı gerekçesiyle davanınkabulüne karar verilmiştir. Temyiz sonucu Yargıtay 5. Hukuk Dairesince hükmünbozulması üzerine Mahkemece ilk hükümde direnilmesine karar verilmiştir.Direnme kararının temyizi sonucu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından direnmekararının bozulmasına hükmedilmiş, başvurucuların karar düzeltme talepleri,Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca reddedilmiştir. Mahkemece Yargıtay Hukuk GenelKurulu kararına uyularak davanın reddine karar verilmiştir.
48. Başvurucular, Mahkemeceverilen davanın reddine dair kararın temyizinde hukuki yarar görmedikleri içintemyiz yoluna başvurmamışlar ve bireysel başvuru haklarını kullanmışlardır.
49. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin (AİHM) içtihadına göre, genel bir kural olarak başvurucu, davakonusuyla ilgili ulusal içtihada göre yapacağı bir temyiz başvurusununbaşarısız olacağını ispat ederse, başvurucunun iç hukuk yollarını tüketmişolduğu kabul edilecektir (bkz. Kleyn ve Diğerleri/Hollanda, B.no: 39343/98, 6/5/2003, § 156).
50. Temyiz mahkemesinin yakınzamanda vermiş olduğu ve başvurucunun davasına da uygulanacak nitelikte birkarar varsa ve temyiz mahkemesinin bu kararını değiştirmesi ihtimal dâhilindegörünmüyorsa başvurucu, olağan başvuru yollarını tüketmiş sayılacaktır (Deniz Baykal, B. No: 2013/7521, 4/12/2013,§ 30).
51. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunulması için olağan kanun yollarının tüketilmesi gerekir. Ancaksomut olayda başvurucular açısından temyiz yoluna başvurulması, tüketilmesigerekli bir yol olarak kabul edilemez. Zira aynı karara yönelik olarak temyizmercileri kararlarını vermişler ve Derece Mahkemesince de temyiz mercilerininverdikleri karar doğrultusunda hüküm kurulmuştur. Bu anlamda Mahkemece verilenson karara karşı temyiz yolunun etkili bir başvuru yolu olarak kabul edilmesi,başvuruculara aşırı bir külfet yükleyebilir. Dolayısıyla Mahkemece verilen sonkarara karşı temyiz yoluna başvurulmadan yapılan bu başvuru, olağan kanunyoluna başvurulmadığı için başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabuledilemez nitelikte değerlendirilemez. Zira başvurucular Mahkemece verilendavanın kabulü kararına yönelik olarak, olayın şartları dâhilinde, olağan kanunyollarını tüketmek için kendilerinden beklenen her şeyi yapmışlardır. Buaşamadan sonra başvuruculardan Derece Mahkemesince verilen son karara yönelikolarak da temyiz yoluna başvurmalarını beklemek, bireysel başvuru hakkınınkullanılması önünde orantısız bir engel oluşturabilir (Deniz Baykal, § 31).
52. Temyiz yolu açık olan bir hükme yönelik olarak, etkiligörmedikleri veya hukuki yararları olmadığı için bu yola başvurmayanbaşvurucular doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru haklarınıkullanabilirler.
53. Başvuru konusu olayda, Mahkemece verilen davanın kabulünedair kararın Yargıtay 5. Hukuk Dairesince bozulması üzerine Mahkemece ilkhükümde direnilmiştir. Direnme kararının temyizi üzerine Yargıtay Hukuk GenelKurulunca direnme kararının bozulmasına hükmedilmiş, başvurucuların karardüzeltme talepleri, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından reddedilmiştir.Mahkemece Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına uyularak davanın reddine kararverilmiştir. Dolayısıyla somut olaya ilişkin olarak Mahkemece verilen ilkkararlar incelenmiş ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından, davanın reddinekarar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmeyerek hükümbozulmuştur. Mahkemece, Yargıtay 5. Hukuk Dairesi ve Yargıtay Hukuk GenelKurulu kararları doğrultusunda verilen davanın reddine dair karara karşı olağankanun yollarına başvurulmasında hukuki yararın bulunduğundan ve başvurucularınhukuk sisteminde düzenlenen başvuru yollarını tüketmediklerinden söz edilemez.Sonuç olarak temyiz yolu açık olan bir hükme yönelik olarak, etkiligörmedikleri veya hukuki yararları olmadığı için bu yola başvurmayanbaşvurucular açısından başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilmesigerekir.
b. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası
54. Başvurucular, İSKİ GenelMüdürlüğü aleyhine açtıkları kamulaştırmasız el atmaya dayalı taşınmazbedelinin ödenmesi davasının reddedildiğini, davanın kabulüne dair kararYargıtay Hukuk Genel Kurulunca bozulduğu için Mahkemece verilen ret kararınıtemyiz etmediklerini ve bireysel başvuru haklarını kullandıklarını belirterek,bedeli ödenmeksizin taşınmazlarına el konulduğunu, bu şekilde mülkiyethaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
55. Başvurucuların, kamulaştırmakararı alındığı halde bedeli ödenmeksizin İSKİ Genel Müdürlüğü tarafındankullanılan taşınmaz bedelinin ödenmemesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlaliiddiaları açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi kabul edilemezliğine kararverilmesini gerektirecek başka bir neden de görülmediğinden başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
56. Başvurucular, Ümraniyeilçesinde bulunan taşınmazlarına İSKİ Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırmayapılmaksızın ve bedeli ödenmeksizin el konulduğunu, kamulaştırmasız el atmayadayalı açtıkları taşınmaz bedelinin ödenmesi davasının reddedildiğini vetaşınmaz bedelinin ödenmediğini, usulüne uygun olarak yapılan bir kamulaştırmaişleminin bulunmadığını belirterek, Anayasa'nın 35. maddesinde tanımlananmülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
57. Adalet Bakanlığı görüşyazısında, mülkiyet hakkının ihlali iddiası yönünden kamulaştırma bedelininbaşvuruculara ödenip ödenmediği hususunda bir açıklık bulunmadığını, DSİ GenelMüdürlüğünden kamulaştırma bedelinin ödenip ödenmediği hususunun sorularak budurumun açıklığa kavuşturulması gerektiğini, taşınmazın bedeli başvurucularaödenmemiş ise başvurucuların ödeme için önce idareye sonra da icra takibiyoluna başvurmaları gerektiğini, dosya kapsamından bu yönde bir müracaatın olupolmadığının anlaşılamadığını, başvurucuların diğer iddialarının esas itibarıylamaddi ve hukuki vakıaların değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabetolmadığına, dolayısıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğunu, bu yöndenderece mahkemelerince getirilen çözümün adil olup olmamasının açıkça keyfilikiçermedikçe bireysel başvuru incelemesine tabi tutulamayacağını bildirmiştir.
58. Başvurucular, Bakanlıkgörüşüne katılmadıklarını, taşınmazın kamulaştırma bedellerinin ödenmediğini,Derece Mahkemesince bu hususun araştırıldığını ve taşınmazın bedelininödenmediğinin belirlendiğini, davalı İdarenin, kamulaştırma bedelinikamulaştırma tarihinde malik olmayan F.D. ve müşterekleri adına bankaya blokeettiğini, kendilerine hiçbir ödeme yapılmadığını, bu hususların DereceMahkemesi dava dosyasında bulunduğunu, taşınmazın kamulaştırma bedeliödenmediği için kamulaştırmasız el atmaya dayalı taşınmaz bedelinin ödenmesidavası açtıklarını belirtmişlerdir.
59. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması"kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak vehürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Busınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâikCumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
60. Anayasa'nın "Mülkiyet Hakkı" kenar başlıklı35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz."
61. Anayasa'nın "Kamulaştırma" kenar başlıklı 46.maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Devlet ve kamutüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarınıpeşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veyabir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlarüzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.
Kamulaştırma bedeliile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Kanununtaksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılıaşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.
İkinci fıkradaöngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırmabedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır."
62. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'ne (Sözleşme) Ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek vetüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkıvardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara veuluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksunbırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler,devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemekveya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesinisağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip olduklarıhakka halel getirmez."
63. Anayasa'nın 35. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi benzerdüzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir.
64. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1.maddesi üç temel kuraldan oluşmaktadır. Birinci kural, genel olarak mülkiyettenbarışçıl yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesidir. Bu husus, birinci fıkranınilk cümlesinde düzenlenmiştir. İkinci kural mülkiyetten yoksun bırakmayıdüzenler ve bunu belirli koşullara bağlı kılar. Bu da aynı fıkranın ikincicümlesinde düzenlenmiştir. Üçüncü kural ise devletlerin kamu yararına uygunolarak ve bu amacın gerektirdiği ölçüde yasaların uygulanması yoluylamülkiyetin kullanımını kontrol etme yetkisini tanır, bu ise ikinci fıkrada yeralmaktadır (bkz. Sporrong ve Lönnroth/İsveç, B.No: 7151/75, 7152/75, 23/9/1982, § 61).
65. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1.maddesindeki düzenlemeye benzer şekilde Anayasa'nın 35. maddesi de, birinci fıkrasında mülkiyet hakkını tanımış, ikinci veüçüncü fıkralarında ise mülkiyet hakkının sınırlandırılması ve busınırlandırmanın ölçütü belirtilmiştir.
66. Mutlak değil sınırlanabilir bir hak olan mülkiyet hakkıAnayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir.Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindekiölçütler göz önüne alınmak zorundadır. Bu sebeple mülkiyet hakkına getirilensınırlandırmaların denetiminin, Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütlerçerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
67. Mülkiyet hakkına getirilensınırlandırmanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama,Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme,Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
68. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele, mülkiyet hakkınayönelik bir müdahale bulunup bulunmadığını belirlemektir. Sonraki aşamalarda,varlığı kabul edilen müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığının, sözkonusu hakkın özünü zedeleyecek ölçüde kısıtlanıp kısıtlanmadığının,kısıtlamanın gerekli olup olmadığının ve kullanılan araçların orantısız olupolmadığının tespit edilmesi gerekir.
i. MüdahaleninVarlığı Hakkında
69. Başvurucular, Ümraniye ilçesinde bulunan taşınmazlarına İSKİGenel Müdürlüğü tarafından kamulaştırma yapılmaksızın ve bedeli ödenmeksizin elkonulduğunu, kamulaştırmasız el atmaya dayalı olarak açtıkları taşınmazbedelinin ödenmesi davasının reddedildiğini, usulüne uygun olarak yapılan birkamulaştırma işleminin bulunmadığını belirterek, Anayasa'nın 35. maddesindetanımlanan mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
70. Bireysel başvuru yoluylamülkiyet hakkının ihlali iddiasının ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracakbir müdahalenin bulunması gerekmektedir (SelçukEmiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014,§ 26).
71. Bu doğrultuda, önceliklemülkiyet hakkının kapsamına dâhil olabilecek malvarlığı değerlerininbelirlenmesi gerekir. Anayasa'nın 35. maddesi ile 1 No.lu Ek Protokol'ün 1.maddesinin koruma alanı içinde yer alan menfaatlerin kapsamına, mevcut bir mülkgirebileceği gibi kesin bir şekilde tanımlanmış alacak hakları da girebilir(AYM, E.2000/42, K.2001/361, K.T. 10/12/2001; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T.24/9/2008).
72. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,kapsam itibarıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yer alan mülkiyet kavramıile sınırlı olmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin Anayasa'nın 35.maddesindeki güvence kapsamına girdiğinde kuşku yoktur. Anayasa'nın 35. maddesikapsamındaki hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkınvarlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, öncelikle başvurucunun,Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin birmenfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesigerekir (İhsan Vurucuoğlu,B. No: 2013/539, 16/5/2013, §§ 30-31).
73. Anayasa'nın 35. maddesi ile düzenlenen mülkiyet hakkı,kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalarauymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerindenyararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır (Nazmiye Akman, B. No: 2013/1012, 16/4/2013, § 17).Başvurucular, bu haktan yararlanmak adına ancak kendi mülkleriyle ilgili ihlaliddiasında bulunabilirler. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında sadece sahipolunan bir mülke ve varlıklara koruma sağlanmaktadır.
74. Somut olayda, başvurucuların, tapu sicilinde adlarınakayıtlı taşınmaz üzerinde, 4721 sayılı Kanun uyarınca mülkiyet haklarınınbulunduğu şüphesizdir.
75. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen ve temel öğesinin"kamu yararı" olduğukabul edilen kamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının,malikin rızası olmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyladevlet tarafından sona erdirilmesidir. Kamu yararı bulunması, kamulaştırmakararının yasada gösterilen esas ve usullerine uyulması, gerçek karşılığınpeşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın anayasal ögeleridir (AYM, E.2004/25,K.2008/42, K.T. 17/1/2008).
76. Bir taşınmazın hiçbirkarşılık ödenmeden idareye geçmesi, mülkiyet hakkının sınırlandırılmasınıaşan, hakkın özünü zedeleyen bir durumdur (AYM, E.2002/112, K.2003/33,10/4/2003).
77. AİHM, kamulaştırmayapılmaksızın taşınmaza el atılması yoluyla yapılan müdahalenin, başvurucularınmülkiyete saygı haklarını ihlal ettiği kanaatindedir (bkz. Sarıca ve Dilaver/Türkiye, B. No: 11765/05,27/5/2010, § 51).
78. Somut olayda, başvurucular,Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları davada, tapu kaydı ile malikioldukları Ümraniye ilçesinde bulunan taşınmazın İSKİ Genel Müdürlüğüncekamulaştırma yapılmaksızın fiilen el atılarak kullanıldığını ileri sürmüşler veel atmanın tespiti ile taşınmazın bedelinin ödenmesini talep etmişlerdir.
79. Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü,taşınmazın 1974 yılında kamulaştırılarak kamulaştırma bedelinin o tarihtekimalikleri adına Bankaya bloke edildiğini, 25/8/1977 tarihinde kamulaştırmayailişkin belgelerin davacılara tebliğ edildiğini, dolayısıyla kamulaştırmasız elatmadan söz edilemeyeceğini, kamulaştırma işleminin tebliğinden itibaren 30 güniçinde dava açılmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
80. DSİ Genel Müdürlüğünce “Kamulaştırılacak Taşınmaz Mala Ait Plan”düzenlenerek kamulaştırma bedeli belirlenmiş, 6830 sayılı Kanun’un 6. maddesinegöre kamulaştırma yapıldığı belirtilerek, Beşiktaş 3. Noterliğine hitaben yazıyazılmış ve tapu malikleri olan başvurucu Naime Tığlıile diğer başvurucuların murisi Niyazi Tunca adına tebliği talep edilmiştir.Anılan yazı üzerinde, Beşiktaş 3. Noterliğinin 22/8/1977 tarihli mührübulunmakta olup, yazının tebliğine dair bir ibare yer almamaktadır.
81. DSİ Genel Müdürlüğü,16/4/2010 tarihli yazısında, Naime Tığlı ve NiyaziTunca’ya 22/8/1977 tarihli Noter tebligatı gönderildiğini, NaimeTığlı’nın birlikte ikamet eden kızı Güler Tığlı’ya tebligatın teslim edildiğini, kamulaştırmabedelinin alındığına dair kaydın bulunmadığını bildirmiştir.
82. Başvuruculara ait taşınmazınkamulaştırılmasına karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan 6830 sayılıKanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasına göre, “İstimlâki kararlaştırılan yerlerin tapu ve tapu kaydı yoksa vergikayıtları ile ve ayrıca haricen yapılacak tahkikatla tesbitedilen mal sahibi, zilyed ve diğer alâkalılarındanikametgâhı tesbit edilmiş olanlara istimlâk olunacak gayrimenkulun plân veya ebatlı krokisi, istimlâk kararı vetakdir olunan kıymeti ve istimlâkin hangi idare lehine yapıldığı ve açılacakdavalarda husumetin kime tevcih edileceği 15 gün içinde noter marifetiyletebliğ olunur. Tebligatta Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri tatbikolunur…”
83. Aynı Kanun’un 14. maddesinin birinci fıkrasına göre ise “İstimlâk olunacak gayrimenkulunsahibi, zilyed ve diğer alâkalılar veya istimlâkiyapan idare tarafından 13 üncü madde gereğince ikametgâhlarında tebligatyapılmış olanlar tebliğ tarihinden itibaren 15 gün, bunlar haricindekiler sonilân tarihinden itibaren 30 gün içinde istimlâk muamelesine karşı ŞûrayıDevlette ve takdir edilen bedel ile maddi hatalara karşı da gayrimenkulunbulunduğu mahal asliye hukuk mahkemesinde dâva açabilirler. Şu kadar ki, ŞûrayıDevlete müracaat edildiği takdirde mahkemeye müracaat müddeti Şûrayı Devletkararının katîleştiği tarihten, bu karar aleyhinekarar tashihi istenmiş ise bu talebin reddine dair ilâmın tebliği tarihindencereyana başlar.”
84. Somut olayda DereceMahkemeleri arasındaki uyuşmazlık, başvuruculara 6830 sayılı mülga Kanun’auygun olarak kamulaştırma işleminin tebliğ edilip edilmediği noktasındatoplanmıştır. Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesince 1/11/2011 tarihli direnmekararında, davalı tarafından yapılan tebligatın usulüne uygun olmadığı vetebligat yapıldığının davalı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanınkabulüne ve ilk hükümde direnilmesine karar verilmiştir (bkz. § 21).
85. Davalının temyizi üzerine,Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4/7/2012 tarihli ilâmıyla davalı tarafından,kamulaştırma kararına ilişkin belgelerin usulüne uygun olarak tebliğ edildiğive 30 gün içinde dava açılmadığı, dolayısıyla davanın reddine karar verilmesigerekirken, kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilerek, direnmehükmünün bozulmasına karar verilmiştir (bkz. § 22).
86. Bozma kararına uyan İstanbulAnadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesi, bozma ilâmı doğrultusunda davanın reddinekarar vermiştir.
87. Kamulaştırma işlemineilişkin belgelerin usulüne uygun olarak tebliğ edilip edilmediği konusundaÜmraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesince ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca,davalının sunduğu belgelerin ve delillerin değerlendirilmesi sonucu farklısonuçlara ulaşılmışsa da bu durumun, delillerin değerlendirilmesine ve hukukkurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
88. Somut olayda, Derece Mahkemeleritarafından başvuruculara ait taşınmazın kamulaştırıldığı belirtilmişse deAnayasa’nın 46. maddesine göre kamulaştırma işlemi için, kamu yararı amacınınbulunması, kamulaştırma işleminin kanunda öngörülen usullere uygun olarakyapılması ve kamulaştırılacak taşınmazın bedelinin maliklerine ödenmesigerekir. Bu şartların gerçekleşmediği durumlarda hukuka uygun birkamulaştırmadan söz edilemez.
89. Anayasa'nın 46. maddesindeöngörülen ve temel öğesinin "kamuyararı" olduğu kabul edilen kamulaştırma, bir taşınmazüzerindeki mülkiyet hakkının, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluylaidarece kaldırılmasıdır. Kamulaştırmanın bir başka tanımlaması ise kamu yararıamacıyla, bir taşınmazın takdir edilen bedeli peşin verilmek üzere malikininrızasına bakılmaksızın elinden alınmasıdır. Anayasa'nın 46. maddesindeöngörülen kamulaştırma, Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınmış olanmülkiyet hakkına getirilmiş anayasal bir sınırlamadır. İdare kendisine Anayasatarafından tanınan olanak ve yetkileri kanuna uygun bir biçimde kullanmaksızıntaşınmaza el atarak kamulaştırma ilkelerine aykırı davranamaz. Ayrıca hakdüşürücü sürelerin geçmesiyle taşınmaz malikinin her türlü dava açma hakkınınengellenmesi ve taşınmazın hiçbir karşılık ödenmeden idareye geçmesi, mülkiyethakkının sınırlanmasını aşan, hakkın özünü zedeleyen bir durumdur (AYM,E.2002/112, K.2003/33, K.T. 10/4/2003).
90. İdarenin her türlü eylem veişleminin kanuni bir dayanağının bulunması gerekir. Yönetimin kanuniliği olarakadlandırılan bu ilke gereği idare, kaynağını kanundan almayan bir yetkiyikullanamaz. Bunun doğal sonucu olarak Anayasa’nın 125. maddesinde, idarenin hertürlü eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tâbi olduğu ilkesi getirilmiştir.Buna göre idare, özel hukuk kişilerine ait taşınmazlara, kanunun verdiği yetkiyleve ancak kanunda öngörülen şekilde malik olabilir. Anayasa’nın 35. maddesindeyer alan “Mülkiyet hakkı kamu yararıamacıyla kanunla sınırlanabilir.” hükmüne paralel olarak,Anayasa’nın 46. maddesinde kamulaştırmanın temel esasları açıkçadüzenlenmiştir. Anayasa’nın 46. maddesindeki “Devletve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarınıpeşin ödemek şartıyla özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya birkısmını kanunla gösterilen esas ve usullere göre kamulaştırmaya ve bunlar üzerindeidari irtifaklar kurmaya yetkilidir.” şeklindeki hüküm gereği, idare,geçerli bir kamulaştırma işlemi olmaksızın hiçbir özel hukuk kişisinin taşınmazınael koyamayacağı gibi, mülkiyet hakkının sağladığı yetkileri kanunun öngördüğüsınırı aşacak şekilde de sınırlayamaz.
91. Kamulaştırmasız el atmakavramı ise ilk olarak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları’ndadeğerlendirilmiştir. Yargıtay, 16/5/1956 tarihli ve E.1, K.6 sayılı İçtihadıBirleştirme Kararı’nda “... Usulü dairesindeistimlak muamelesine tevessül edilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, esas itibariyle, gayrimenkulünü yola kalbeden amme hükmi şahsiyeti aleyhine men’imüdahale davası açmaya hakkı olduğuna, ancak dilerse bu fiili duruma razıolarak, mülkiyet hakkının amme hükmi şahsiyetine devrine karşılık gayrimenkulünbedelinin tahsilini de dava edebileceğine ...” şeklinde tespit yapılmış,taşınmazına kamulaştırmasız el atılan kişinin idareye karşı müdahaleninönlenmesi veya taşınmazın mülkiyetinin idareye devredilmesi karşılığındabedelinin ödenmesini isteme hakkı olduğu hüküm altına alınmıştır.
92. Yine Yargıtayın16/5/1956 tarihli ve E.1, K.7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda, “Usulü dairesinde istimlak muamelesine tevessüledilmeksizin gayrimenkulü yola kalbedilen şahsın, gayrimenkulününbedelinin tahsiline ilişkin olarak, gayrimenkulünü yola kalbedenhükmü şahsiyeti aleyhine açacağı bedel davasında müruruzamanın mevzuubahis olamayacağınave bu itibarla da, hadisede Borçlar Kanunu’nun 66. maddesinin tatbik kabiliyetibulunmadığına...” karar verilmiş, kamulaştırmasız el atma halindeaçılacak bedel davalarının zamanaşımına bağlı olmadığı belirtilmiştir.
93. Kamulaştırmasız el atma,idarenin haksız fiili niteliğinde olduğundan, el atmaya rağmen mülkiyet hakkımalikte kalmaktadır. Kamulaştırmasız el atma durumunda İçtihadı BirleştirmeKararı’na göre malikin, dilerse müdahalenin önlenmesi, dilerse taşınmazın mülkiyetininidareye geçmesi karşılığı bedel ödenmesini isteme hakkı bulunmaktadır. Mülkiyethakkının devam ettiği bir durumda, malikin taşınmazın idareye devri karşılığıaçacağı bedel davasının zamanaşımına bağlı olması mümkün değildir. Zira malikinmülkiyet hakkı devam etmekte olup, idare açısından sebepsiz zenginleşme teşkiledecek bir durum söz konusu değildir. Bundan dolayı malik, fiili el atma devamettiği sürece bu davayı açma hakkına sahiptir.
94. Kamulaştırma işlemi, kamuyararı kararı alınmasından taşınmazın edinilmesi aşamasına kadar birden çokidari işlemi gerektirmektedir. İdarenin, kamu yararı kararı almasındankamulaştırmanın gerçekleştiği aşamaya kadar bazı idari işlemleri yapmakla birlikte,kamulaştırma süreci tamamlanmadan taşınmaza fiilen el atması halinde de kamulaştırmasızel atma durumu söz konusu olur.
95. Somut olayda, başvurucularındava dilekçesi, davalı İdarenin cevap dilekçesi ile Mahkeme ve Yargıtaykararlarında açıkça belirtildiği üzere, başvuruculara ait taşınmazda Dudullu su deposu ve Kozyatağıisale hattının yer aldığı anlaşılmaktadır. Taşınmazın, tapu sicilindebaşvurucular adına tescilli olmasına ve yalnızca “kamulaştırılacaktır” şerhi bulunmasına karşın, İdaretarafından kamulaştırma işlemi tamamlanmaksızın ve bedeli ödenmeksizin taşınmazafiilen el atıldığı, başvurucuların taşınmazı kullanmalarının fiilen engellendiği,bu şekilde mülkiyet hakkının ihlal edildiği kabul edilmiştir.
96. DSİ Genel Müdürlüğüncebaşvuruculara ait taşınmazın kamulaştırılmasına karar verildiği ve kamulaştırmakararı alındığı, Derece Mahkemelerinin kararlarına göre kamulaştırma kararınınbaşvuruculara usulüne uygun olarak tebliğ edildiği kabul edilmişse de,kamulaştırma kararı alınan taşınmaz bedelinin başvuruculara ödenmediği,taşınmazın tapu kaydında “kamulaştırılacaktır”şerhi bulunmasına rağmen Anayasa’nın 46. maddesine uygun olarak bedeli ödenmeksuretiyle kamulaştırmanın gerçekleştirilmediği, yalnızca kamulaştırma kararıalınması ve bu kararın maliklere tebliğ edilmesi ile mülkiyet hakkının sonaerdirilemeyeceği, dolayısıyla Derece Mahkemeleri tarafından, 30 gün içinde davaaçılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin, ortada bedeliödenerek kamulaştırılan taşınmazın bulunmadığı hususu göz önünde bulundurulduğunda,başvurucuların mülkiyet haklarına müdahale teşkil edeceği sonucunaulaşılmıştır.
97. Başvurucuların taşınmazınınkamulaştırılmasına karar verilmiş ve Derece Mahkemelerince kamulaştırmakararının başvuruculara tebliğ edildiği kabul edilmişse de, kamulaştırılmasınakarar verilen taşınmaz bedelinin ödenmediği, bu durumda Anayasa’nın 46.maddesine uygun bir kamulaştırma işleminden söz edilemeyeceği, dolayısıylakamulaştırmasız el atma durumunun söz konusu olduğu, bu şekilde başvurucularınmülkiyet haklarına müdahale edildiği, yapılan bu müdahale nedeniyle 30 günlükdava açma süresinden de söz edilemeyeceği kabul edilmiştir.
98. Açıklanan nedenlerletaşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkına, hukuk sisteminde öngörülen usullerdışında kamulaştırma yapılmaksızın ve taşınmazın bedeli ödenmeksizin elatılması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder.
ii. Müdahalenin Haklı Sebeplere DayanmasıHakkında
99. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe anılan maddenin ihlaliniteşkil edecektir. Bu itibarla, müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenöze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlartarafından öngörülme ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olupolmadığının belirlenmesi gerekir.
1. Kanunlar Tarafından Öngörülme
100. Başvuruculara ait taşınmaza ilişkin olarak, DSİ GenelMüdürlüğünce su deposu ve isale hattı kurulması amacıyla kamulaştırma kararıalındığı ancak başvurucuların taşınmazı satın aldığı tarihte tapu kayıtlarındakamulaştırmaya ilişkin herhangi bir şerhin bulunmadığı, satış tarihinden sonratapu kaydına “kamulaştırılacaktır”şerhinin işlendiği anlaşılmıştır.
101. Demokratik toplumun temelilkelerinden biri olan hukukun üstünlüğü, Sözleşme’nin tamamının ayrılmaz birparçası olduğundan, 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesi her şeyden önce ve özelliklemülkiyete saygı gösterilmesinden yararlanma hakkına idari makamlar tarafındanyapılan müdahalenin yasal olmasını gerektirmektedir (bkz. Sarıca ve Dilaver/Türkiye, § 42).
102. Taşınmaz üzerindeki mülkiyethakkına, kamu yararı amacıyla olsa dahi hukuk sisteminde öngörülen usullerdışında kamulaştırma yapılmaksızın ve taşınmazın bedeli ödenmeksizin elatılması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder.
103. Başvuru konusu olayda, kamu yararı amacıyla alınan kamulaştırmakararının Anayasa’nın 46. maddesine ve 6830 sayılı mülga Kanun’a uygun olduğubelirlenmiş olup, anılan kararın “kanunlartarafından öngörülme” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
2. Meşru Amaç
104. Başvuru konusu olayda, başvuruculara ait taşınmaz üzerine sudeposu ve isale hattı kurulması amacıyla kamulaştırma kararı alındığı, halentaşınmazda Dudullu su deposu ve Kozyatağıisale hattının bulunduğu anlaşılmıştır. DSİ Genel Müdürlüğünce kamulaştırmakararının alınmasındaki amacın, halkın su ihtiyacını karşılamak için su deposu kurulmasıolduğu, dolayısıyla kamu yararının olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucunavarılmıştır.
3. Ölçülülük
105. Son olarak, kamulaştırma kararı alındığı halde taşınmazın bedeliödenmeksizin taşınmaza fiilen el atma şeklinde mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığıdeğerlendirilmelidir.
106. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”, temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkatealınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplumdüzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri iki ayrı kriter olarak düzenlenmişolmakla birlikte bu iki kriter arasında bir ilişki vardır. Nitekim AnayasaMahkemesi önceki kararlarında demokratik toplum düzeni için gerekli olmak ileölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, “Temel hak ve özgürlüklere yönelik her hangi bir sınırlamanın,demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülenkamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleyeolanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesigerekir…” (AYM, E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007) diyerek,amaca, temel haklara en az müdahaleyle ulaşmayı sağlayacak aracın tercihedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
107. Anayasa Mahkemesininkararlarına göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ilearaç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenenamaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir.Bu sebeple mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmekiçin seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığıdeğerlendirilmelidir (Adalet Mehtap Buluryer, B. No: 2013/5447, 16/10/2014, § 106).
108. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerintemel ekseni, bedeli ödenmeksizin başvuruculara ait taşınmaza el atılmasışeklinde mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin “ölçülülükilkesi”neuygun olup olmadığı olacaktır.
109. Anayasa'nın 35. maddesineuygun olarak bir kimsenin mülkiyet hakkına devlet tarafından müdahale edilmişseveya malvarlığı üzerindeki hakları kullanılamaz hale getirilmişse, bu kişininhakkının korunması gerekir. Bu da ancak mülkiyete konu malvarlığının değerininödenmesi suretiyle gerçekleştirilebilir. Kural olarak devlet tarafından elatılan malvarlığının değerini, devletin kendiliğinden ödemesi beklenir (Kenan Yıldırım ve TuranYıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 62).
110. Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleninorantılı olabilmesi için ödenen tutarların enflasyonun etkilerindenarındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırma tarihi ile ödeme tarihiarasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faizuygulanması da gerekir (bkz. Scordino/İtalya(no:1), B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 258).
111. Yukarıda belirtildiği üzereAnayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı, malikine, sahibi olduğumülk üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma hakkını verir. Ancak kamu gücünükullanan idare tarafından mülkiyet hakkının kullanılmasına sınırlamagetirilebileceği gibi malikin tasarruf hakkının tamamen ortadan kaldırılmasısonucunu doğuracak bir müdahalede de bulunulabilir. Kamu makamları tarafından yapılanbu müdahalelerin hukuki bir temele dayanması, kamu yararı şeklinde meşru biramacının bulunması ve mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin meşru amaçlaorantılı olması gerekir.
112. Kamulaştırmasız el atmauygulaması, hukuken taşınmazların maliki olan başvurucuları, herhangi bir kamuyararı gerekçesi ile eylemini haklı kılmayan idareye karşı dava açmak zorundabırakmaktadır. Böyle bir kamu yararı gerekçesinin gerçekliği ancak daha sonramahkemeler tarafından bir değerlendirmenin konusu yapılmıştır. Başka birdeyişle, kamulaştırmasız el atmanın tespiti, her ne olursa olsun, idaretarafından isteyerek oluşturulmuş kanuna aykırı bir durumu hukuki olarak kabuletmeye ve idareye, kanuna aykırı davranışından fayda sağlama imkanısunmaya yol açmaktadır (bkz. Sarıca veDilaver/Türkiye, § 43).
113. AİHM’e göre, idareye, resmikamulaştırma kurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama,davacılara, öngörülemez ve keyfi bir sonuçla karşılaşma tehlikesi taşımaktadır.Söz konusu uygulama, yeterli derecede hukuki güvence temin edecek ve gerektiği şekildegerçekleştirilen bir kamulaştırmanın alternatifini oluşturacak nitelikte değildir(bkz. Scordino/İtalya (no:3), B. No: 43662/98, 17/5/2005§ 31).
114. Hukuk devleti, eylem veişlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyupgüçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirereksürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka veAnayasa'ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olandevlettir. Devletin veya bir kamu tüzel kişisinin, kamulaştırma işlemiolmaksızın temel insan haklarından olan mülkiyet hakkına keyfi bir şekilde elatarak bireylerin sahip oldukları taşınmazları üzerinde özgürce tasarrufetmelerinin engellenmesi ve mülkiyet haklarının ellerinden alınması hukukdevleti ilkesine aykırıdır (AYM, E.2002/112, K.2003/33, K.T. 10/4/2003).
115. Kamu tüzel kişilerininherhangi bir şekilde kamulaştırma yapmadan bir taşınmaz üzerine kamu yararıamacıyla köprü, yol veya herhangi bir tesis yapmaları kamulaştırmasız elatmadır (AYM, E.2002/112, K.2003/33, K.T. 10/4/2003).
116. Anayasa'nın 35. maddesinegöre kişilerin mülkleri ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararıgereği karşılığı ödenmek suretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa'nın 13.maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrumbırakılmaları halinde elde edilmek istenen kamu yararı ile mülkünden mahrumbırakılan bireyin hakları arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (Mehmet Akdoğan ve Diğerleri, B. No:2013/817, 19/12/2013, § 37).
117. Başvuru konusu olaydabaşvurucular, Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları davada, tapukaydı ile maliki oldukları Ümraniye ilçesinde bulunan taşınmazın İSKİ GenelMüdürlüğünce kamulaştırma yapılmaksızın fiilen el atılarak kullanıldığını ilerisürmüşler ve el atmanın tespiti ile taşınmazın bedelinin ödenmesini talepetmişlerdir.
118. Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü,taşınmazın 1974 yılında kamulaştırılarak kamulaştırma bedelinin o tarihtekimalikleri adına Bankaya bloke edildiğini, 25/8/1977 tarihinde kamulaştırmayailişkin belgelerin davacılara tebliğ edildiğini, dolayısıyla kamulaştırmasız elatmadan söz edilemeyeceğini, kamulaştırma işleminin tebliğinden itibaren 30 güniçinde dava açılmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
119. Gerçekten de dava konusutaşınmazın, F.D. ve M.D. adlarına tapuya kayıtlı iken DSİ Genel Müdürlüğünce26/2/1974 tarihinde kamulaştırılması kararı alındığı, Kıymet Takdir Komisyonutarafından takdir edilen kamulaştırma bedelinin F.D. ve müşterekleri adına26/2/1974 tarihinde T.C. Merkez Bankası İstanbul Şubesine bloke edildiğibelirlenmiştir.
120. Başvuruculardan Naime Tığlı ile diğer başvurucuların murisi Niyazi Tunca,27/11/1974 tarihinde, taşınmazı F.D. ve M.D.’densatın almışlar ve adlarına tapuya tescil ettirmişlerdir. Bu satış sırasında vesonrasında düzenlenen tapu kayıtlarında kamulaştırmaya ilişkin herhangi birşerh veya yazının tapu kaydında bulunmadığı anlaşılmıştır.
121. Ümraniye Tapu SicilMüdürlüğünün 30/1/2009 tarihli yazısına göre taşınmazın halen Niyazi Tunca ve Naime Tığlı adına tapuya kayıtlı olduğu, beyanlar hanesinde“DSİ Genel Müdürlüğünce kamulaştırılacaktır”şerhinin bulunduğu anlaşılmış, DSİ Genel Müdürlüğü, kamulaştırma bedelininalındığına dair kaydın bulunmadığını bildirmiştir.
122. T.C. Merkez Bankasıyazısında, Naime Tığlı adına herhangi bir ödemeyapılmadığı belirtilmiştir.
123. Somut olayda DereceMahkemeleri arasındaki uyuşmazlık, başvuruculara 6830 sayılı mülga Kanun’auygun olarak kamulaştırma işleminin tebliğ edilip edilmediği noktasındatoplanmış olup, bu konuda Ümraniye 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davalıtarafından yapılan tebligatın usulüne uygun olmadığı ve tebligat yapıldığınındavalı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve ilk hükümdedirenilmesine karar verilmiştir (bkz. § 21).
124. Davalının temyizi üzerine,Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4/7/2012 tarihli ilâmıyla davalı tarafından,kamulaştırma kararına ilişkin belgelerin usulüne uygun olarak tebliğ edildiğive 30 gün içinde dava açılmadığı dolayısıyla davanın reddine karar verilmesigerekirken, kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilerek, direnmehükmünün bozulmasına karar verilmiştir (bkz. § 22). Anılan bozma kararı,kamulaştırma kararının tebliğinden itibaren 30 günlük hak düşürücü süre içindedava açılmadığı için verilmişse de karar içeriğinde, “Öte yandan davadaki talep sonucunun ıslah yoluyla artırılması ya dadeğiştirilmesi için o hakkın maddi hukuk açısından mevcut bulunması gerekir.Hiç var olmayan veya başlangıçta var olmakla birlikte hak düşürücü sürenedeniyle ortadan kalkan bir hak için usul hukukunun kurum ve kurallarıkullanılarak talepte bulunulması mümkün değildir. Yine dava yoluyla bir haktalebinde bulunulması için o hakkın maddi hukuk bakımından mevcut bulunmasıgerektiğinden, hak düşürücü sürenin geçmesiyle özü ortadan kalkan bir hak içinkamulaştırmasız el atmadan söz edilerek bedel istenemeyeceği kuşku veduraksamadan uzaktır.” şeklinde gerekçe oluşturulduğu daanlaşılmıştır.
125. Başvuru konusu olayda,kamulaştırma işlemine ilişkin belgelerin başvuruculara tebliğ edilip edilmediğihususunda Derece Mahkemesi ve Yargıtay tarafından farklı değerlendirmeleryapılmışsa da yukarıda da açıklandığı üzere, başvuruculara ait taşınmazınkamulaştırılmasına karar verildiği halde bedelinin ödenmediği ve bu durumunmülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği dikkate alındığında, kamulaştırmakararının tebliğinden itibaren 30 gün içinde dava açılmaması nedeniyle davanınreddine karar verilmesi, mülkiyet hakkını, özü itibarıyla ortadan kaldırdığışeklinde değerlendirilemez.
126. Somut olayda davalıtarafından kamulaştırılmasına karar verilen taşınmazın kamulaştırma bedelininbaşvuruculara ödenmediği, dolayısıyla kanuna uygun bir kamulaştırma işlemininolmadığı, bu durumun kamulaştırmasız el atma niteliğinde olduğuanlaşılmaktadır. Bedel ödenmediği için başvurucuların kamulaştırılmasına kararverilen taşınmaz üzerinde mülkiyet haklarının devam ettiği açıktır. Zira25/8/1977 tarihinde Niyazi Tunca ve Naime Tığlı’ya usulüne uygun olarak kamulaştırma işleminin veilgili belgelerin tebliğ edildiği kabul edilse dahi, taşınmazın halen başvurucularadına tapuya kayıtlı olduğu ve İdare adına tescil edilmediği, İdarenin buyönden bir girişiminin de olmadığı dikkate alındığında, kamulaştırılmasınakarar verilen ancak henüz kamulaştırılmayan ve bedeli ödenmeyen taşınmazyönünden başvurucuların mülkiyet haklarının bulunduğunda kuşku yoktur.
127. Taşınmazın halenbaşvurucular adlarına tapuya kayıtlı olduğu ve bedelinin ödenmediği dikkatealındığında, başvurucuların kamulaştırma işlemine karşı 30 gün içinde davaaçmamaları nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenmesi amacıyla dava açmalarınınmümkün olmadığı şeklindeki bir sonuç, mülkiyet hakkı ile birlikte hak aramaözgürlüğünün de ihlali niteliğinde olabileceği gibi, bu taşınmaza ilişkinkamulaştırma kararına dayalı olarak tescil davası açılmasını İdareden beklemekde başvurucular açısından hukuki belirsizlik meydana getirecektir. Dolayısıylakamulaştırma kararı alınan taşınmaza ilişkin olarak, İdare tarafından taşınmazayapılan müdahale ile başvurucunun taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkı arasındaadil bir dengenin kurulması gerekir. Bu adil dengenin kamu yararına tahsisedilen ve bu yönden meşru bir amacı olan kamulaştırma konusu taşınmaz bedelininbaşvuruculara ödenmesi ile telafi edilebileceğinde kuşku yoktur. Tapu sicilindebaşvurucular adına tescilli taşınmazın “kamulaştırılacaktır”şeklindeki şerhe rağmen İdare tarafından kamulaştırma işleminin tamamlanmadığıve taşınmazın bedelinin ödenmediği, dolayısıyla tazminat ödenmeksizinmülkiyetin kaybettirilmesinin başvurucuların mülkiyet hakkına orantılı birmüdahale olmadığını gösterdiği ve mülkiyet haklarını ihlal ettiğianlaşılmaktadır.
128. Sonuç olarak, halenbaşvurucular adına tapuya kayıtlı taşınmazın, kamulaştırma kararı alınarakbaşvurucuların anılan taşınmazı satın aldıkları tarihten sonra tapu kaydına “DSİ Genel Müdürlüğünce kamulaştırılacaktır”şerhinin konulmasına rağmen, kamulaştırma işleminin tamamlanmadığı vetaşınmazın bedelinin başvuruculara ödenmediği dikkate alındığında, taşınmazüzerinde mülkiyet hakları bulunduğu şüphesiz olan başvurucuların, İdaretarafından el atılan ve bedeli ödenmeyen taşınmaz bedelinin ödenmesi amacıylaaçtıkları davanın reddine karar verilmesinin mülkiyet haklarını ihlal ettiğisonucuna varılmıştır.
129. Belirtilen nedenlerle, başvurucularınAnayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet haklarının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanun’un 50. Maddesi Yönünden
130. Başvurucular, mülkiyet haklarının ihlal edildiğinintespitini, yasal faiziyle birlikte maddi tazminat ve yargılama giderlerininödenmesini talep etmişlerdir.
131. Adalet Bakanlığı görüşyazısında, başvurucuların haklarının ihlal edildiğinin tespiti halinde, dahaönce verilen kararlar doğrultusunda hakkaniyete uygun bir tazminata kararverilmesinin yerinde olabileceğini bildirmiştir.
132. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlemniteliğinde karar verilemez.
Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
133. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, mülkiyet hakkının ihlali iddiası yönünden Anayasa’nın 35.maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali ve sonuçlarını ortadankaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere kararın ilgili Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
134. Başvurucular tarafından, Mahkemece belirlenen taşınmazındeğeri doğrultusunda maddi tazminat talebinde de bulunulmuş olup, mevcutbaşvuruda Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiği tespit edilerek yenidenyargılama yapılması yolunun açıldığı dikkate alındığında, başvurucuların madditazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
135. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucuların;
1. Mülkiyethaklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Anayasa’nın35. maddesinde düzenlenen mülkiyet haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,
3. İhlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere kararınİstanbul Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
B. Başvurucuların tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,
C. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARAMÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
10/6/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.