TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
EMİN AYDIN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2602)
Karar Tarihi:23/1/2014
BİRİNCİBÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Mehmet ERTEN
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Raportör
:
Selami TURABİ
Başvurucu
:
Emin AYDIN
Vekili
:
Av. Murat ÖZCAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, yerel bir gazetede yazdığı köşe yazılarınedeniyle hakkında soruşturma açılarak Çine Asliye Ceza Mahkemesi tarafındanhakaret ve iftira suçlarından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararverilmesi nedeniyle ifade ve basın hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürerektazminat talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 10/4/2013 tarihindeÇine Asliye Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, başvurunun kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 14/11/2013tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına ve başvurunun bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine kararverilmiştir.
5. Adalet Bakanlığı görüşünü 25/12/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulangörüş başvurucuya 7/1/2014 tarihinde tebliğedilmiştir. Başvurucu, diyeceklerini süresi içinde Anayasa Mahkemesinesunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Aydın ili, Çine ilçesinde faaliyet gösterenÇine Madran Gazetesi yayın yönetmeni olup aynı zamanda gazetenin köşeyazarlığını yapmaktadır.
9. Çine Madran Gazetesinin 2/4/2012tarihli sayısında başvurucunun “Ucuz olmak”başlıklı köşe yazısı nedeniyle Çine Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmabaşlatılarak başvurucunun Çine ilçe emniyet müdür vekili H.Y’ninkişilik haklarına saldırıda bulunduğu iddiasıyla hakaret suçundan kamu davasıaçılmıştır.
10. Başvurucu tarafından kaleme alınan “Ucuz olmak” başlıklı yazı şöyledir:
“Ucuz olmak
Geçenlerde değerli bir büyüğümün anlattığıfıkra, ders alınacak türdendi.
Osmanlı döneminde köyün birine asayiş memurukomutan atanmış. Komutan köy halkını küçümsüyor, erkeklerini kadınların önünderencide ediyor, köyün önde gelenlerini alaya alıyor, kısacası kendisine verilenkamusal görevi istismar ediyormuş. Bu komutana ders vermek isteyen köyün ağasıbir yemek vermiş ve yemeğe komutanı da davet etmiş.
Yemek sırasında Ağa’nın torunlarından birigelerek, “Dede, yan köydekiler 35 bin liraistediler” demiş. Ağa, “vermeyinoğlum” yanıtını vermiş. Bir süre sonra ikinci torun gelip, “Dede öbür köydekiler 45 bin lira istiyorlar” haberinigetirmiş. Ağa, “Ona da vermeyin” talimatınıvermiş. Üçüncü torun gelmiş ve “Dede karşıköydekiler 550 bin lira istediler” deyince; Ağa büyük bir keyifle, “Tamam oğlum hiç durmadan, hemen verin”demiş.
Bunun üzerine komutan merak etmiş ve ağayasormuş, “Ağam siz ne alıyorsunuz?”
“Evlilik çağında bir torunumvar, ona gelin alıyoruz”
Komutan, “Ağam550 bin lira başlık parası mı?”
“Evet”
Komutan, “Ağam çok değil mi, babam bile anamı2,5 liraya almış” deyince
Ağa, “Oğlumbelli zaten senin ucuz kadından olduğun” diyerek komutana önemli birders vermiş.
Bu fıkrada yaşananların benzerini günümüzdeçok farklı alanlarda ve farklı şekillerde yaşıyoruz.
Kamusal yetkisini kullanarak motosikletine(son üç rakamı aynı olan) özel plaka takan kurum amirlerini, en üst makama yalakalık olsun diye yalancı şahitlik yapan kamugörevlilerini, halkın iradesi ile geldikleri makamları kendilerine çıkar teminetme ve daha da yükselme yeri görüp kaynakları çarçur edercesine kullanansiyasetçileri, makam ve mevkileriyle kendini adam sananları, halkın varlığınıyok sayıp zenginin askeri, güçlünün uşağı gibi davrananları ve çok dahafazlasını “Ucuzlar” sınıfınakoyabiliriz.
Bir de var olan gazeteleri ve gazetecilerişahsi çıkar ve çakallıkları için kullanamayan, onlar üzerindensahtekârlıklarını topluma empoze edemeyip dealternatif oluşturmaya çalışan toplum mühendisleri ve memleket şekilcilerinide, “Ucuzlar” sınıfına koyuyorum.
Bu yazıdan kendine pay çıkarıp da, bugünekadar olduğu gibi bizimle hesap görmeye çalışanları da malum grubun enbaşköşesine yerleştiriyorum.
Ayrıca ucuzluklarında analarının pek birkabahati olmadığını, durumlarının kendi şahsiyetsizliklerinden,açgözlülüklerinden ve çirkin dünya hırslarından kaynaklandığını düşünüyorum.
Ucuza prim yaptırmaya çalışmak da ucuzluktur.O yüzden ucuzlardan medet ummayı bırakıp, zengin olmasalar da insanlık vetoplum yararına çok kaliteli iş ve hizmetler üreten kıymetlere değervermeliyiz.
Ucuzlar hepimizi ucuzlatmadan!…”
11. Başvurucu, “Ucuz olmak”başlıklı yazısı nedeniyle Çine Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/386 esas sayılıdosyasında hakaret suçundan yargılanırken aynı gazetenin 3/10/2012tarihli sayısında başvurucunun “Motosikletlizibidiler” başlıklı ikinci bir köşe yazısı yayınlanmıştır.
12. Bu yazı nedeniyle başvurucu hakkında Çine CumhuriyetBaşsavcılığınca ikinci bir soruşturma başlatılmış ve yine ilçe emniyet müdürvekili H.Y’ye karşı hakaret ve iftira suçununişlendiği iddiasıyla kamu davası açılmıştır.
13. Başvurucunun 3/10/2012 tarihli “Motosikletli zibidiler” başlıklı köşeyazısı şöyledir:
“Motosikletlizibidiler
Alo, başkanım polisler benimoğlanı motosikletle yakalamışlar. Ehliyet yok, plaka yok, motorda hız, geçtiğiyerde güzel bir kız varmış, egzozu açık, direksiyonu da yatık. Sen bir emniyetmüdürünü arasan, ceza yazmasalar olur mu?”
- Alo, Mustafa Bey, rahatsız ediyorum.
- Estağfurullah. Buyur başkan!
- Bizim partili bir abinin başına bir işgelmiş, yardımınıza ihtiyacımız var.
- Seve seve başkan, yapabileceğimiz bir şeydirinşallah.
- Sizin aranız iyidir. Şirket olarak birdediklerini iki etmiyorsunuz. Hatta araba bile alıyorsunuz. Müdür/Amir beyesöyleseniz de şu motosikleti görmezden gelseler.
- Olur başkan,konuşurum. Siz de bizim az işimizi görmüyorsunuz. Bir eksiğiniz olursa bilgimizolsun.
Sonra motosiklet serbest kalır. Çocuk çokmutlu olur. Babası evde karısına hava atar; “Hanımsen, siyasetle uğraşıyorum, delegeyim, sizden çok siyasete zaman ayırıyorumdiye bana kızıp söyleniyorsun ama bak gördün mü?”
Başkan mutlu olur ve parti toplantısında gururlaanlatır; “Filanca delegenin oğlununmotosikletini kurtardık. Mustafa Bey ve amir bey sağ olsun”
Mustafa Bey, patrona rapor verir, “Abibaşkanın bize artık bir gebeliği daha var. ‘Halk için, mazlum için, masum için’safsataları ile karşımıza zor gelir”
Başka partilerde de benzer durumlar, benzeryollarla çözülür.
Sonra bir gün, emniyet haddini aşan biruygulama yapar ve kadına, kıza baktıkları, laf attıkları için Çine’ninerkeklerine kahvehane önlerine oturmanın yasaklandığını duyuruverir.
Aslında tüm topluma hakaret olan bu uygulamakarşısında, halkın temsilcisi olan siyasetçiler suskun kalır.
Siyasi otoritesizlik filan diyedeğerlendirmeyin.
Bütün suç motosikletli zibidilerindir.”
14. Çine Asliye Ceza Mahkemesi iki ayrı davayı birleştirerek 9/1/2013 tarih ve E.2012/386, K.2013/16 sayılı kararıylabaşvurucu hakkında, “Ucuz olmak”başlıklı makale nedeniyle kamu görevlisine hakaret suçundan 7.080 TL adli paracezası, “Motosikletli zibidiler”başlıklı makale nedeniyle iftira suçlarından 10 ay hapis ve kamu görevlisinehakaret suçundan 7.080 TL adli para cezası vererek verilen hükümlerinaçıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
15. Mahkeme kararının gerekçesi şöyledir:
“…
Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda;İddia, sanık savunması, katılan beyanı, gazete yayınları ve internet sayfasıçıktısı, Emniyet Müdürlüğü yazıları, nüfus-sabıka kaydı ile tüm dosyakapsamından; Katılanın Çine İlçe Emniyet Müdürlüğünde emniyet müdürvekili/amiri olarak görev yaptığı, sanığın ise Çine Madran Gazetesi yayınyönetmeni olduğu ve aynı gazetede ve www.cinemadran.com adlı internet sitesindeköşe yazıları yazdığı, sanığın 02/04/2012 tarihli ÇineMadran Gazetesinin 3. sayfasındaki ucuz olmak başlıklı köşe yazısında veinternet sitesinde öncelikle Osmanlı dönemindeki bir olaya atıf yaparak oolayda bahsi geçen kamu görevlisine hitaben "...oğlum belli zaten seninucuz kadından olduğun" diyerek hikayeyi sonlandırdıktan sonra bu olayınbenzerinin kamusal yetkisi olan, motosikletinin plakasının son 3 rakamının aynıolan ve özel plaka takan kurum amiri şeklinde tasvir ederek katılanın da"ucuzlar" sınıfına koyulacağını belirtmek suretiyle hakarettebulunduğu, her ne kadar köşe yazısında açıkça katılanın ismi zikredilmemiş isede dosyaya getirtilen belgelerden de anlaşılacağı üzere katılanın emniyet müdürvekili/amiri olması, katılana ait motosikletin son 3 rakamının "888"olması, kurum amiri pozisyonunda motosikletinin son üç rakamı aynı olan sadecekatılanın bulunması, Çine Kaymakamı hakkında yapılan adli soruşturmada tanıkolarak ifadesinin alınmış olması karşısında sanığın köşe yazısında katılanıkastettiğinin aşikar olduğu, bu nedenle sanığın köşe yazısının herhangi birkişiye yönelik olmadığına dair savunmasına itibar edilemeyeceğianlaşılmaktadır.
Sanık Emin Aydın' ınyukarıda anlatılan olaydan sonra 03/10/2012 tarihliÇine Madran Gazetesinin 3. sayfasındaki motosikletli zibidiler başlıklı köşeyazısında ve www.cinemadran.com adlı internet sitesinde öncelikle aslında varolmayan ve emniyet müdürü/amirinin kanuna aykırı şekilde plakasız ve sürücübelgesiz yakalanan motosikleti işlem yapmadan serbest bıraktığını ifade ederekesasen katılanın işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturmayapılmasını sağlamak amacıyla suç isnadında bulunduğu, yazısının sonlarınadoğru ilçede emniyetin, haddini aşan bir uygulama yaptığını ve kadına kızabaktıkları, laf attıkları için Çine'nin erkeklerine kahvehane önlerineoturmanın yasaklandığını duyurduğunu, bundaki bütün suçun motosikletlizibidilerin olduğunu dile getirdiği, Çine ilçesinde bu yönde bir uygulamanınyapıldığı, bu yazıda da yukarıda da ayrıntılı şekilde verilen bilgilerdenanlaşılacağı üzere katılanı kastederek motosikletli zibidiler diyerek katılanabasın yoluyla hakaret ettiği, her ne kadar sanığın yazılarında katılanın ismiaçıkça belirtilmemişse de, yazıların niteliğinde ve katılanın şahsına yönelikbulunduğuna duraksanmayacak bir durum olduğu, buhalde TCK 126. maddesi gereğince hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaretaçıklanmış sayılacağından sanığın üzerine atılı katılana yönelik iftira ve kamugörevlisine basın yoluyla hakaret suçlarını işlediği anlaşılmıştır.
Sanık ve müdafi aşamalardaki savunmalarındakonunun ifade özgürlüğüyle doğrudan ilgisi olması nedeniyle hukuka uygunluknedenini oluşturan eleştiri hakkı kapsamında ve toplumun genelini ilgilendirenkonularda bir olguyu dile getirdiğinden bahisle atılı suçları işlemediğini, bubakımdan suçun unsurlarının oluşmadığını ifade etmiştir. Bilindiği üzere içhukukumuzun parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin(AİHS) 10. maddesiile Anayasanın 25 ve 26. maddelerinde ifade özgürlüğü en geniş anlamıylagüvence altına alınmıştır. Demokratik toplumun asli temellerinden biri olanifade özgürlüğü toplumun ilerlemesinin ve her bireyin gelişmesinin temel koşullarındanbirini oluşturur. Ancak bu hak şüphesiz ki sınırsız değildir. AİHS’nin 10.maddesinin ikinci fıkrasında bu hakkın dar anlamda yorumlanmaması gerekensınırlamalara tabi olduğu hüküm altına alınmıştır. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin yerleşik içtihatlarında, AİHS’nin 10. maddesinin halkı yakındanilgilendiren konuların basın tarafından ele alınması hususunda bile bütünüylesınırsız bir ifade özgürlüğünün güvence altına alınmadığına işaretedilmektedir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrası gereğince, bu özgürlüğünkullanılması beraberinde basın için de geçerli olan çeşitli “görev vesorumluluklar” getirmektedir. Bu görev ve sorumluluklar kamu davasına konuolayda olduğu gibi özel kişilerin şöhretine saldırı ve “başkalarının hakları”na zarar verme söz konusu olduğunda önem kazanır.İfade özgürlüğünün kullanılmasının gerektirdiği görev ve sorumluluklardolayısıyla 10. maddenin kamu yararını ilgilendiren konularda haber vermeyeilişkin olarak gazetecilere sağladığı güvence, gazetecilerin basın etiğine uyguntarzda doğru ve güvenilir haber vermek amacıyla iyi niyetli davranmalarıkoşuluna tabidir(Goodwin-UK davasıkararı,27.03.1996). Somut olayda “ucuz kadından olduğu” ve “motosikletlizibidi” olarak katılanı hedef alan köşe yazılarında yukarıda belirtilen ifadeözgürlüğünün sınırlarını aşan, açıkça hakaret niteliği taşıyan sözcüklerinkullanılması karşısında sanığın savunmalarına itibar edilmemiş, atılı suçlardansanığın cezalandırılmasına dair oluşan vicdani kaanategöre Türk Milleti Adına aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.”
16. Başvurucu verilen karara karşı Aydın 1. Ağır CezaMahkemesine itirazda bulunmuş, Mahkemenin 7/3/2013tarih ve 2013/390 Değişik İş sayılı kararı ile itirazın reddine kararverilmiştir.
17. Ret kararının gerekçesi şöyledir:
“…
Çine Asliye Ceza Mahkemesi'nin 09/01/2013 tarih ve 2012/386-2013/16 sayılı kararına sanık müdafii ve katılan vekilince itiraz edilmişse de;delillerin takdiri ve suçun hukuki nitelendirmesinin mahkememizceyapılamayacağı, hükmün ileride açıklanması durumunda ileri sürülen hususlarıntemyiz merciince değerlendirileceği, somut zarar bulunmaması ve sanığın öncedenkasıtlı bir suçtan mahkum olmaması gözetilerek CMK.231/5-6 maddesindekişartların oluştuğu kanaatiyle itirazların ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.”
18. Ret kararı başvurucuya 2/4/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgili Hukuk
19. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu’nun “Hakaret” kenarbaşlıklı 125. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:
“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığınırencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmeksuretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan ikiyıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabındahakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederekişlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılıveya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilencezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) …
İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı biryıldan az olamaz.”
20. 5237 sayılı Kanun’un “Mağdurunbelirlenmesi” kenar başlıklı 126. maddesi şöyledir:
“Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismiaçıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğerniteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacakbir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.”
21. 5237 sayılı Kanun’un “İsnadınİspatı” kenar başlıklı 127. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“İsnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispatedilmiş olması hâlinde kişiye ceza verilmez. Bu suç nedeniyle hakaret edilenhakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde, isnat ispatlanmışsayılır. Bunun dışındaki hâllerde isnadın ispat isteminin kabulü, ancak isnatolunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasınaveya şikâyetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.”
22. 5237 sayılı Kanun’un “İftira”kenar başlıklı 267. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Yetkili makamlara ihbar veya şikâyettebulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkındasoruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasınısağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldandört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
23. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:
“(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılanyargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlîpara cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararverilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geribırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifadeeder.
(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasınakarar verilebilmesi için;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûmolmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ileduruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suçişlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamununuğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyletamamen giderilmesigerekir. Sanığın kabul etmemesihâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.
(7) Açıklanmasının geri bırakılmasına kararverilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olmasıhalinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.
(8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıkararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbitutulur… Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
(9) Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilenkoşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuyaverdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyletamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıverilebilir.
(10)Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestliktedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geribırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.
(11) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suçişlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırıdavranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenenyükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanınyarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarınınvarlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenekyaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
(12) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıkararına itiraz edilebilir.
(13) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıkararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak birsoruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veyamahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç içinkullanılabilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
24. Mahkemenin 23/1/2014 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 10/4/2013 tarih ve 2013/2602 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu, Çine Madran Gazetesinin yayın yönetmenliğinive aynı zamanda köşe yazarlığını yaptığını, 2/4/2012tarihinde yazdığı “Ucuz olmak” ve3/10/2012 tarihinde yazdığı “Motosikletlizibidiler” başlıklı köşe yazıları nedeniyle hakkında mahkemece 10 ayhapis ve iki kez 7.080 TL adli para cezasına hükmedilerek, hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, yazılarında emniyet müdürvekilinin ismine yer vermediğini, yaşanan olayları eleştirdiğini, yazınınbütününe bakıldığında herhangi birinin kişilik haklarına saldırı amacıtaşımadığının açıkça görüldüğünü, konunun ifade ve basın hürriyetiyle doğrudanilgili olduğunu, mahkemenin bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırmadan eksikinceleme ve araştırma sonucu karar verdiğini belirtmiştir.
26. Başvurucu ayrıca ifade ve basın özgürlüğü kapsamında;basının olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileribilgilendirme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve sorumlu olduğunu, basınıngörevinin toplum menfaati ile doğrudan veya dolaylı, ilgili tüm olaylarhakkında halkı objektif kurallar içinde kalarak gerçekleri yansıtacak biçimdeaydınlatmak olduğunu ifade etmektedir. Düşünce ve ifadeözgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri hakkının demokratik toplumlarda vazgeçilmezbir hak olduğunu, toplumların ilerlemesi ve gelişmesi için zorunlu olduğunu,ifade özgürlüğünün sadece lehte olanlar için değil devletin veya nüfusun birbölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için deuygulanacağını, kendisinin iki köşe yazısının da eleştiri kapsamında kaldığını,eleştiri yapabilmenin zor bir iş olduğunu, her iki yazıda da bütün kamugörevlilerinin görevini yaparken kamusal yetkilerini amacına uygun olarakkullanmaları gerektiğine dikkat çekmek istediğini, kaleme aldığı köşe yazılarınedeniyle açılan ceza davaları sonucu verilen kararların Anayasa’nın 26. ve 28.maddelerinde düzenlenen ifade ve basın hürriyetini ihlal ettiğini ileri sürmüş,ihlalin tespiti ile yeniden yargılanma ve tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
27. Başvurucunun ifade ve basın hürriyetinin ihlal edildiğiiddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde; şikâyetlerin kabuledilebilirliği açısından değerlendirme yapılırken Anayasa’nın ifade özgürlüğüneilişkin hükümlerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin10. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ninbu konudaki içtihatları ışığında yorumlanmasının doğru olacağı ifadeedilmiştir.
28. Başvurucu, başvurunun kabul edilebilirliği hakkındakiBakanlık görüşüne karşı bir diyeceğinin olmadığını, başvurusunun kabulüne kararverilmesini talep ederek esasa dair açıklamalarda bulunmuştur.
29. Başvurucunun Anayasa’nın 26. ve 28. maddesine ilişkinşikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabuledilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Başvurucunun veBakanlığın Esasa Dair Görüşleri
30. Başvurucu, yerel bir gazetede yazdığı köşe yazılarınedeniyle hakkında soruşturma açılarak Mahkeme tarafından hakaret ve iftirasuçlarından cezalandırılması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararverilmesi nedeniyle ifade ve basın hürriyetinin ihlal edildiğini ilerisürmektedir.
31. Adalet Bakanlığı esasa dair görüşünde; AİHM kararlarınaatıfla ifade özgürlüğünün toplumların ilerlemesi ve gelişmesi için esaslıkoşullardan biri ve çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereğiolduğunu, bunlar olmadan demokratik toplumdan bahsedilemeyeceğini, ifade özgürlüğününancak meşru amaçla sınırlandırılabileceğini, ifade özgürlüğüne müdahale olupolmadığı konusunda AİHS’in 10. maddesinde belirtilen kriterlerin uygulanmasının yerinde olacağını, bu nedenlesomut olayla ilgili olarak müdahalenin yasayla öngörülmüş olup olmadığı,müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı ve müdahalenin demokratik birtoplumda gerekli olup olmadığı temelinde inceleme yapılması gerektiğinibelirtmektedir.
32. Bakanlık, AİHM içtihatlarıdoğrultusunda ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda sarf edilen sözlerin ulusalmahkemelerce olgusal iddia ya da değer yargısından hangisinin kapsamınagireceğinin incelenebileceğini, gazeteci ve siyasetçi özgürlüğü söz konusuolduğunda değer yargısı kavramının geniş tutularak ifade özgürlüğünü genişletenyorum yapıldığını, görüş ve yorum gibi değer yargılarının kanıtlanmayaelverişli olmadığını, gazetecilerin insanların kişilik haklarına saldırıniteliği taşıyan olgular isnat ettiğinde bu iddiasını desteklemek içingüvenilir delil sunmaları gerektiğini, gazetecilik etiğine uygun biçimdedavranılarak doğru ve güvenilir bilgi vermek için iyi niyetli hareket etmeyeyönelik ödev ve sorumluluklarının olduğunu belirtmektedir. Sonuç olarak Bakanlık, bu çerçevededeğerlendirme yapılmasını ve somut olayla ilgili olarak takdirin AnayasaMahkemesine ait olduğunu belirtmiştir.
33. Başvurucu bakanlık görüşüne karşı;ifade özgürlüğü konusunda AİHS’nin 10. maddesi ve AİHM kararları doğrultusundainceleme yapılmasının uygun olacağını, AİHM içtihatlarına göre gazetecilerinhalkın gözü kulağı olma rolü dikkate alındığında verilen cezaların bu rolünicrasını engelleme riski taşıdığını, yazısının tamamen genel nitelik arz edenbir değer yargısı yazısı olduğunu ve kimseyi hedef almadığını, verilen cezanınhaksız olduğunu ayrıca emniyet müdür vekilinin kendisi hakkında 30.000 TLtazminat davası açtığını, mahkemece aleyhine 10.000 TL tazminatahükmedildiğini, kararın temyiz aşamasında olduğunu, kendisine bu tazminatnedeniyle 14.752.02-TL haciz yapıldığını, aracına sabah saatlerinde emniyettarafından haczin infazı işlemi yapılarak aracın işyerinin önünden alınıpemniyete götürüldüğünü, kendisinin yazı yazmaktan çekinir hale geldiğinibelirtmiştir.
34. Ayrıca başvurucu “Ucuzolmak” başlıklı yazı içeriği ile ilgili olarak; makaleye fıkra ilebaşlandığını, fıkrada geçen asayiş komutanı ile emniyet müdür vekili arasındairtibat kurmanın doğru olmadığını, kendisinin bu fıkrada geçen olaylarıörnekseme yöntemiyle günümüze uyarladığını, motosikletin örnek olarakverildiğini, gazetenin ve internet sitesinin istatistiklerine bakıldığında 126ülkeden ve 42 ilden takip edildiğini, motosikletinin son üç rakamı aynı olanaraç sahibinin niçin sadece Çine ilçesinin bazalınarak değerlendirme yapıldığını anlayamadığını, yazısını genel olarakdünyada ve ülkede takip eden tüm kişileri dikkate alarak kaleme aldığını, bunedenle küçük bir ilçe olan Çine’de sadece bir kişinin motosikletinin son üçrakamının aynı olduğu yönündeki tespite itiraz ettiklerini, tüm Türkiye’deplakasının son üç rakamı aynı olan kurum amirlerinin tespit edilmesinimahkemeden talep ettiklerini ancak mahkemenin bu taleplerini kabul etmediğini,yazıda motosiklet aracının en küçük motorlu araç olması sebebiyle örnek olarakverildiğini, herhangi bir şahıs ve kurumu doğrudan hedef almadığını ifadeetmiştir.
35. Başvurucu “Motosikletlizibidiler” başlıklı yazısıyla ilgili olarak; Çine ilçesinde yapılanbir uygulamayı eleştirmek maksadıyla makaleyi kaleme aldığını zira Çine ilçesiEmniyet Müdürü A.T.T’nin Aydın Denge Gazetesineverdiği “Çine’de motosiklet terörü vardı” başlıklıbasına yansıyan demecinde; “…ÖzellikleÇine’de motosiklet terörü vardı. İşin üzerine gittik… Ouygulamaya devlette hatırı sayılır kademelerde bulunan insanlar tarafından“bizi çok sıkıştırıyorsunuz, vatandaşla neden uğraşıyorsunuz, başka yapacak işmi kalmadı, motosikletleri neden bağlıyorsunuz” gibi serzenişler oldu.” diyerek kendisinin kaleme aldığı eleştiriyidoğruladığını, Çine’deki kahvehane önlerine erkeklerin oturmalarınınyasaklanmasını eleştirdiğini ve bu uygulamayı kamuoyunda tartışmaya açtığını,yazısının amacının düşünmeye yönlendirici tartışmalar açmak, yöneticilerieleştirmek ve bu surette denetleyerek basının görev ve sorumluluğunu yerinegetirmek olduğunu, bireysel olarak kimseyi hedef almadığını, tamamen değeryargılarını ifade ettiğini, eleştiri sınırını aşmadığını, verilen cezalarınağır olduğunu, ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğini belirtmiştir.
b. Genel İlkeler
36. Anayasa’nın “Temel hakve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
37. Anayasa’nın “Düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yaymahakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veyafikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. …
Bu hürriyetlerinkullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temelnitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması,suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulüncebelirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özelve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veyayargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıylasınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarınınkullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememekkaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetininkullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
38. Anayasa’nın “Basınhürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:
“Basın hürdür, sansür edilemez. …
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerinisağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın26 ve 27’nci maddeleri hükümleri uygulanır.
...”
39. 9/6/2004 tarih ve 5187 sayılı BasınKanunu’nun 3. maddesi şöyledir:
“Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme,yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancakdemokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret vehaklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, milli güvenlik, kamu düzeni, kamugüvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veyasuç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanmasıamacıyla sınırlanabilir.”
40. Anılan düzenlemeler uyarınca ifade özgürlüğü, sadece“düşünce ve kanaate sahip olma” özgürlüğünü değil aynı zamanda sahip olunan“düşünce ve kanaati (görüşü) açıklama ve yayma”, buna bağlı olarak “haber veyagörüş alma ve verme” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Bu çerçevede ifadeözgürlüğü bireylerin serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerineulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunlarıtek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifadeedebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi veyayabilmesi anlamına gelir.
41. İfade özgürlüğü, demokratik toplumun temellerinden biriolup toplumun gelişmesi ve bireyin kendini geliştirmesi ve gerçekleştirmesiiçin vazgeçilmez koşullar arasında yer alır. Hakikat ışığı fikirlerinçarpışmasından doğar. Bu bağlamda toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak,her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Aynışekilde birey özgün kişiliğini düşüncelerini serbestçe ifade edebildiği vetartışabildiği bir ortamda gerçekleştirebilir. İfade özgürlüğü, kendimizi vebaşkalarını tanımlamada, anlamada ve algılamada, bu çerçevede başkalarıylailişkilerimizi belirlemede ihtiyaç duyduğumuz bir değerdir.
42. İfade özgürlüğünün sözü edilentoplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için, AİHM’nin de ifadeözgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi, sadece toplumun vedevletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü “haber”ve “düşüncelerin” değil, devletinveya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız edenhaber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadelernedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun,hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın “demokratik toplumdan” bahsedilemez (bkz. Handyside/Birleşik Krallık,B.No:5493/72, 7/12/1976, §49).
43. Anayasa’da sadece düşünce ve kanaatler değil, ifadenintarzları, biçimleri ve araçları da güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın 26.maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımındabaşvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resimveya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifadearacının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir.
44. Bu bağlamda ifade özgürlüğü, Anayasa’da güvence altınaalınan diğer hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmı ile doğrudan ilişkilidir.Görsel ve yazılı medya araçları yoluyla fikir, düşünce ve haberlerinyayılmasını güvence altına alan basın özgürlüğü de düşünceyi açıklama ve yaymaözgürlüğünün kullanılma araçlarından biridir. Basın özgürlüğü, AİHS’de ifadeözgürlüğüne ilişkin 10. maddenin altında koruma altına alınmışken, Anayasa’nın28-32. maddelerinde özel olarak düzenlenmiştir.
45. Basın özgürlüğü, gazete, dergi, kitap gibi araçlar iledüşünce ve kanaatleri açıklama, yorumlama, bilgi, haber ve eleştirilerin yayınve dağıtım haklarını kapsar (bkz. AYM, E.1996/70, K.1997/53, K.T. 5/6/1997). Basın özgürlüğü düşüncenin iletilmesini vedolaşımını gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesini sağlar.Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçlaaçıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirmekve gerçekleştirme konusunda ikna etmek çoğulcu demokratik düzeningereklerindendir. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basınözgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir. Basın özgürlüğü biryönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğü iken diğeryönüyle de halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıyla yakından ilgilidir.
46. Demokratik bir sistemde, kamu gücünü elindebulunduranların yetkilerini hukuki sınırlar içinde kullanmalarını sağlamakaçısından basın ve kamuoyu denetimi en az idari ve yargısal denetim kadaretkili bir rol oynamakta ve önem taşımaktadır. Halk adına kamunun gözcülüğüişlevini gören basının işlevini yerine getirebilmesi özgür olmasına bağlıolduğundan basın özgürlüğü, herkes için geçerli ve yaşamsal birözgürlüktür(bkz. AYM, E.1997/19, K.1997/66, K.T. 23/10/1997),(benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. Lingens/Avusturya,B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 41;Özgürradyo-Ses Radyo Televizyon Yapım ve Tanıtım AŞ/Türkiye, B. No:64178/00, 64179/00, 64181/00, 64183/00, 64184/00, 30/3/2006 § 78; Erdoğdu ve İnce/Türkiye, B. No: 25067/94,25068/94, 8/7/1999, § 48;Jersild/Danimarka, B.No: 15890/89, 23/9/1994, §31).
47. Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü tamamlayan veonun kullanılmasını sağlayan basın özgürlüğü de düşünceyi açıklama ve yaymaözgürlüğü gibi mutlak ve sınırsız değildir. Yukarıda belirtilen toplumsalişlevini yerine getirebilmesi için basının özgür olması kadar sorumlulukbilinci ile hareket etmesi de şarttır. Bu bağlamda geniş halk kitlelerinindüşünce ve kanaatleri üzerinde etki yapan ve onları harekete geçirebilenbasının basın etik kurallarına uyması, bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlaledecek tutum ve davranışlardan kaçınması gerekir. Nitekim Anayasa’nın 26. ve28. maddelerinin koruma altına aldığı düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti ilebasın hürriyeti Anayasa’nın 13. maddesindeki koşullara uygun olarak, bu maddelerdebelirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Anayasa’nın 13. maddesine göre temelhak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir vedemokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırıolamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.
48. İfade ve basın özgürlüğüne yönelik sınırlamalar konusundadevletin ve kamu makamlarının takdir yetkisine sahip olduğu belirtilmelidir.Ancak bu takdir alanı da Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Demokratiktoplum düzeninin gereklerine uygunluk, ölçülülük ve öze dokunmama kriterleri çerçevesinde yapılacak denetimde genel ya dasoyut bir değerlendirme yerine, ifadenin türü, şekli, içeriği, açıklandığızaman, sınırlama sebeplerinin niteliği gibi çeşitli unsurlara göre farklılaşanayrıntılı bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Öze dokunmama yada demokratik toplum gereklerine uygunluk kriterleri,öncelikle ifade hürriyeti üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnaitedbir niteliğinde olmalarını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabileceken son önlem olarak kendilerini göstermelerini gerektirmektedir. Nitekim AİHMde demokratik toplumda gerekli olmayı, “zorlayıcısosyal ihtiyaç” şeklinde somutlaştırmaktadır. Buna göre, sınırlayıcıtedbir, zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın karşılanması ya da gidilebilecek en sonçare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun birtedbir olarak değerlendirilmemektedir. Aynı şekilde zorlayıcı sosyal ihtiyacınvarlığı araştırılırken de soyut bir değerlendirme yapılmayıp, ifade ortamına dahil olan ifade edenin sıfatı, hedef alınan kişininkimliği, tanınmışlık düzeyi, ifadenin içeriği, ifadelerin kamuoyunuilgilendiren genel yarara ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı gibi çeşitlihususlar göz önünde bulundurulmalıdır. (Bu konudaki AİHM kararları için bkz. Axel SpringerAG / Almaya, [BD], B.No: 39954/08, 7/2/2012;Von Hannover/Almanya (no.2) [BD], 40660/08 ve60641/08, 7/2/2012)
49. İfade ve basın özgürlüğüne yapılacak müdahaleninhaklılığı konusunda “hedef alınan kişininkimliği ve ifadenin içeriği” üzerinde ayrıca durulmasıgerekmektedir. Kişilerin hak ve şöhretlerinin korunması kapsamında ifadeözgürlüğüne müdahalenin demokratik toplumlarda gerekliliği konusunda sadevatandaşlarla, kamuya mal olmuş kişileri, kamu görevlileriyle siyasetçileribirbirlerinden ayırarak değerlendirmeler yapmak gereklidir. Kamuyamal olmuş kişilerin özellikle siyasetçilerin ve gazetecilerin şöhreti sözkonusu olduğunda toplumun bu kişilerle ilgili olarak haber alma hakkı dadikkate alınarak daha fazla eleştiriye tahammül etmeleri gerektiği ve bu alandabasın özgürlüğünden daha geniş olduğu, kamu görevlileriyle ilgili haber veyorumlarda kamu görevlilerinin görevlerini layıkıyla yerine getirebilmeleriiçin kamu güvenine sahip olmaları gerektiği, bunun ise kamu görevlilerininasılsız suçlamalara karşı korunmakla sağlanabileceği gözden uzaktutulmamalıdır.
50. İfadelerin içeriği konusunda isesarf edilen söz, yazı, resim ve benzeri şeylerin olgusal iddia ya da değer yargısıolup olmadığına göre bir incelemenin yapılması gerektiği, değer yargısı ifadeeden görüş ve yorumların kanıtlanmaya elverişli olmadığı, gazetecilerininsanların kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyan olgular isnat ettiğindebu iddialarını desteklemek için güvenilir delil sunmaları gerektiği, basın etikkurallarına uygun biçimde davranarak doğru ve güvenilir bilgi vermek için iyiniyetli hareket etmeye yönelik ödev ve sorumluluklarının olduğuunutulmamalıdır. İlke olarak demokratik toplumda şiddet çağrısı veyanefret söylemlerinin varlığı hâlinde kamu makamlarınca meşru amaç ve araçlarlave ölçülü olmak kaydıyla ifade ve basın özgürlüğüne müdahaledebulunulabileceği, nefreti ve şiddeti teşvik eden hatta meşru sayan her türlüifadeye yaptırım uygulanmasının ve bunların önlenmesinin gerekli olduğu ifadeedilmelidir.
51. Müdahalenin haklı sebeplere dayanarak, hak veözgürlüklerin sınırlandırılması sırasında hakların özüne dokunulmaması veölçülü olunması gerekmektedir. Hakkın amacına uygun şekilde kullanımını sonderece zorlaştıran, ciddi suretle güçleştiren, örtülü bir şekilde kullanılamazhale koyan ve etkisini ortadan kaldıran sınırlamalar öze dokunur niteliktedir(bk. AYM, E.2006/121, K.2009/90, K.T. 18/6/2009).Sınırlama amacı ile aracı arasında adil bir dengenin gözetilmesi şeklinde tarifedilen ölçülülük ilkesi ile daha az sınırlayıcı ya da daha hafif tedbirlerlesınırlama amacına ulaşılması mümkün olduğu halde hak ve hürriyetleri daha çoksınırlayan, haklardan yararlanacak kişilere daha ağır yükümlülükler getirendüzenlemelerin önlenmesi amaçlanmaktadır. Dolayısıyla belli bir amaca ulaşmakiçin alınan sınırlayıcı tedbir, gereğinden ağır ve katı ise o sınırlama ölçülüolmayacağı gibi demokratik toplum düzenine de uygun bir sınırlama olmayacaktır.
52. İfade ve basın özgürlüğünün sınırlandırılmasındabaşvurulabilecek Anayasa’nın 26., 27. ve 28.maddelerinde yer alan özel sınırlama sebepleri bulunmaktadır. Bu kapsamdaAnayasa’nın 28. maddesinin üçüncü fıkrasında basın özgürlüğünün sınırlanmasında26. ve 27. madde hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Böylece basınözgürlüğü, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile ilgili genel hükümniteliğindeki 26. maddedeki ve sanatsal ve akademik ifadelerle ilgili 27.maddedeki sınırlama rejimine tabi tutulmuştur. Basın özgürlüğüne yönelik diğersınırlamalar ise 28. maddenin dördüncü ve izleyen fıkralarında yer almaktadır.26. maddeye göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden birisi debaşkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanununöngördüğü meslek sırlarının korunmasıdır.
53. Bireyin şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesinde yeralan “manevi varlık” kapsamındayer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref veitibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarınıönlemekle yükümlüdür. Üçüncü kişilerin şeref ve itibara müdahalesi, birçokihtimalin yanında, görsel ve işitsel yayınlar yoluyla da olabilir. Bir kişigörsel ve işitsel yayın yoluyla bir kamuoyu tartışması çerçevesindeeleştirilmiş olsa dahi o kişinin şeref ve itibarı manevi bütünlüğünün birparçası olarak değerlendirilmelidir (B.No: 2013/1123,2/10/2013, § 33).
54. Bireylerin maddi ve manevi varlığına üçüncü kişilerinmüdahalelerine karşı etkili mekanizmalar kurma çerçevesinde Devletin pozitifyükümlülüğü, mutlaka cezai soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz.Üçüncü kişilerin haksız müdahalelerine karşı bireyin korunması hukuk muhakemesiyoluyla da mümkündür. Nitekim üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılanmüdahaleler için ülkemizde hem cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür.Hakaret ceza hukuku anlamında suç, özel hukuk anlamında ise haksız fiil olaraknitelendirilmekte ve tazminat davasına konu edilebilmektedir. Dolayısıylabireyin, üçüncü kişilerce şeref ve itibarına müdahale edildiği iddiasıyla,hukuk davası yoluyla da bir giderim sağlaması mümkündür (B.No:2013/1123, 2/10/2013, § 35). Mahkemelerceifade ve basın özgürlüğüne müdahalede bulunulurken basının düşünceniniletilmesi ve yayılmasındaki rolü, bireyin ve toplumun bilgilenmesine sağladığıkatkı ve bu anlamda çoğulcu demokratik düzenin vazgeçilmez unsurlarından olduğugözetilerek ifade edilen söz, yazı, resim ve benzeri şeylerin içeriğinde şiddetçağrısı veya nefret söylemi olmadığı sürece kişilerin cezai soruşturmalaramaruz kalmamalarına dikkat edilmeli, özellikle hapis cezası vermektenkaçınılarak haksız müdahalelere karşı bireyin korunmasında diğer tedbirlereöncelik verilmelidir.
55. İfade özgürlüğü konusunda devletin pozitif ve negatifyükümlülükleri bulunmaktadır. Kamu makamları negatif yükümlülük kapsamındaAnayasa’nın 13. ve 26. maddeleri kapsamında zorunlu olmadıkça ifadeninaçıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı;pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunmasıiçin gereken tedbirleri almalıdır (benzer yöndeki AİHM görüşü için bkz. Özgür Gündem/Türkiye, B.No:23144/93, 16/3/2000, §43).
56. Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığının korunmasıile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunmasıhakkı ile diğer tarafın Anayasa’da güvence altına alınmış olan ifadeözgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurması gerekir (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. VonHannover/Almanya (no.2) [BD], 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 99). Bu denge kurulurken Anayasanın 13. ve 26.maddeleri kapsamında kanunen öngörülen sınırlı sebeplerle ve meşru amaçlarla,demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilerek, sınırlama amacı ile aracıarasında ölçülü bir dengenin gözetilmesi ve hakkın özüne dokunulmamasıgereklidir.
57. Nitekim AİHM, Axel Springer AG davasında ifadeözgürlüğü ile başkalarının şöhretinin çatışması hâlinde çatışan menfatlerin dengelenip dengelenmediğini, dolayısıylamüdahalenin demokratik toplumda gerekli ve orantılı olup olmadığını belirlemeyeyönelik bazı kriterler geliştirmiştir. Bu kriterler;a) basında yer alan yazı veya ifadelerin kamuoyunu ilgilendiren genel yararailişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, b) hedef alınan kişinin tanınmışlıkdüzeyi ve yazının amacı, c) ilgili kişinin yayından önceki davranışı, d)bilginin elde edilme yöntemi ve doğruluğu, e) yayının içeriği, biçimi vesonuçları ve f) yaptırımın ağırlığı olarak ifade edilmiştir (bkz. Axel Springer AG / Almaya, [BD], B.No: 39954/08, 7/2/2012).
58. Bu kriterlerden özellikle“yazının hedef aldığı kişinin kimliği ve yazının amacı”nınözel önemi bulunmaktadır. Zira AİHM, başkalarının şöhret ve haklarınınkorunması kapsamında ifade özgürlüğüne müdahalenin demokratik toplumlardagerekliliği konusunda sade vatandaşlarla, kamuya mal olmuş kişileri, kamugörevlileriyle siyasetçileri birbirlerinden ayırarak değerlendirmeleryapmaktadır. Özellikle ifade özgürlüğü ile başkalarının hak ve şöhretdeğerlerinin çatışması hâlinde eğer şöhreti söz konusu olan kişi sade vatandaşise korumayı üst düzeyde şöhretten yana tutmakta, siyasetçinin şöhreti sözkonusu ise ilke olarak tercihini ifade özgürlüğünden yana kullanmaktadır.
59. AİHM, kamu görevlileriyle ilgili olarak farklı bir tutumsergilemektedir. Kamu görevlilerinin kabul edilebilir eleştiri sınırını, sadevatandaşlar gibi görmese de siyasetçiler için kabul edilen eleştiri sınırıkadar geniş olmadığını, kamu görevlilerinin görevlerini layıkıyla yerinegetirebilmeleri için kamu güvenine sahip olmaları gerektiğini, bunun ise kamugörevlilerini asılsız suçlamalara karşı korumakla sağlanabileceğinivurgulamaktadır (bkz.Steur/Hollanda,B.No:39657/98, 28/10/2003, §40; Lesnik/Slovakya, B.No:35640/97, 11/3/2003, §53). Mahkeme ayrıca basının ifade özgürlüğünü kullanırkengörev ve sorumluluklarına uygun davranmak zorunda olduğunu, bu görev vesorumluluklar kapsamında yayımlanan haberlerin bireylerin şeref ve haklarıüzerinde ağır etkiler yaratma riski nedeniyle “başkalarınınşeref ve haklarının korunması”ylailgili konulmuş sınırlara dikkat edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır (bkz.Observer ve Guardian/BirleşikKrallık, B.No: 13585/88, 26/11/1991).
60. Kişilerin hak ve şöhretlerinin korunması ile ifade vebasın özgürlüğü arasındaki adil dengenin kurulması konusunda “yayının içeriği” kriterinde AİHM, ilke olarak nefret veşiddete teşvik söylemlerinin varlığı hâlinde kamu makamlarınca meşru amaçla veorantılı olmak kaydıyla ifade ve basın özgürlüğüne müdahaledebulunulabileceğini, demokratik toplumlarda “formaliteleri”,“koşulları”, “kısıtlamaları” veya “müeyyideleri” izlenen meşru amaçlaorantılı olmak kaydıyla, hoşgörüsüzlük de dahil olmaküzere, nefreti teşvik eden, hatta meşru sayan her türlü ifadeye yaptırımuygulanmasının ve hatta bunların önlenmesinin gerekli olduğunu ifade etmektedir(bkz. Sürek/Türkiye, (No:1), B.No: 26682/95, 8/7/1999, § 62; Jersild/Danimarka, B.No: 15890/89,23/9/1994).
61. Anayasa Mahkemesi, müdahalenin demokratik bir toplumdagerekli olup olmadığını, müdahalede bulunulurken hakkın özüne dokunulupdokunulmadığını, ölçülü davranılıp davranılmadığını ve ifade ve basın özgürlüğüile başkalarının hak ve şöhret değerlerinin çatışması hâlinde adil bir dengeninkurulup kurulmadığını her olayın kendine has özelliklerine göre takdiredecektir.
c. Genel İlkelerinSomut Olaya Uygulanması
62. Somut olayda başvurucu, yerel gazetede yazdığı iki köşeyazısı nedeniyle hakkında verilen mahkûmiyet hükümlerinin geri bırakılmasıkararı nedeniyle ifade ve basın hürriyetinin ihlal edildiğini ilerisürmektedir. Genel ilkelerin açıklanmasından sonra bu genel ilkelerin somutolaya uygulanması sırasında ifade ve basın özgürlüğüne “müdahale olup olmadığı”, müdahale varsa"müdahalenin haklı sebeplere dayanıpdayanmadığı”, haklı sebep varsa“müdahalenin demokratik toplum düzeni için gerekli olup olmadığı ve ölçülü olupolmadığı" hususları değerlendirilecektir.
63. Müdahalenin varlığı konusunda öncelikle hükmün açıklanmasınıngeri bırakılması kurumunun ifade ve basın özgürlüğüne müdahale teşkil edipetmediği hususu açıklığa kavuşturulmalıdır. Zira derece mahkemesi tarafındanbaşvurucu, iftira ve hakaret suçlarından 10 ay hapis ve iki kez 7.080 TL adlipara cezasıyla cezalandırılmış ve neticede verilen mahkûmiyet hükümlerinin geribırakılmasına karar verilmiştir
64. 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinde düzenlenen hükmünaçıklanmasının geri bırakılması kurumu, niteliği gereği mahkûmiyet kararıolmayıp denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi veyükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadankaldırılarak kamu davasının aynı Kanun’un 223. maddesi uyarınca düşürülmesisonucu doğuran bir uygulamadır.
65. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilendurumlarda sanığın suçlu olduğu konusunda ulaşılmış bir vicdani kanaatbulunmakta ve bu kanaat “kasten yeni bir suç”işlenmemesi şartına bağlı olarak hüküm ifade etmemektedir. Gerçekten,hükmün açıklanmasının geri bırakılması, mahkûmiyet konusunda vicdani kanaateulaşmış mahkemenin, buna ilişkin hükmü açıklamayı belirli bir süreertelemesini, bu süre zarfında hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuçdoğurmamasını ve bu süre sonunda kişinin başka suç işlememesi halindeaçıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak davanın düşmesine,denetim süresi içerisinde yeni bir suç işlenmesi hâlinde ise geri bırakılanhükmün aynen açıklanmasına karar verilmesini ifade eder. Bu sebeplehükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla sonuçlanan ceza davalarında kişilerbir ceza tehdidi altında kaldığından bu kararlar mahkûmiyet olarakdeğerlendirilmeseler bile ifade ve basın hürriyetine müdahale olarak kabuledileceği açıktır.
66. Somut olayda başvurucu hakkında ceza soruşturmasıaçılmış, ceza soruşturması kovuşturma aşamasına geçmiş ve neticede mahkemetarafından mahkûmiyet hükmü verilerek verilen hükümlerin açıklanmasının geribırakılmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla ortada ifade ve basın hürriyetinemahkeme kararı yoluyla yapılan müdahale bulunmaktadır.
67. Çine Asliye Ceza Mahkemesince ifade ve basın özgürlüğüneyapılan müdahale 5237 sayılı Kanun ile düzenlenen hakaret ve iftira suçları (bkz: §§19-22) nedeniyle yapılmış olup bu suçların veözellikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin hukukidüzenlenişine karşı başvurucu tarafından ileri sürülen bir itirazbulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun ifade ve basın özgürlüğüne yönelikmüdahalenin kanun tarafından öngörüldüğü açıktır.
68. Müdahaleyi gerektiren meşru amaca bakıldığında hakaret veiftira suçlarının Anayasa’nın 17. ve 26. maddesinin (2) numaralı fıkrasıuyarınca başkalarının şöhret ve haklarının korunması amacıyla hüküm altınaalındığı ve somut olayda kamu makamlarının ifade özgürlüğüne bu amaçlamüdahalede bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle müdahalenin meşru bir amacınınolduğu görülmektedir.
69. Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığıve müdahalede bulunulurken ölçülü davranılıp davranılmadığı konusunda hangigenel ilkelerden hareket edileceği yukarıda belirtilmişti (§§ 48-51). Bu genelilkelerin somut olayda uygulanması sırasında dikkat edilmesi gereken en önemlihusus, ifade ve basın özgürlüğü ile başkalarının hak ve şöhret değerlerininçatışması hâlinde adil ve ölçülü bir dengenin nasıl kurulacağı konusudur. Somut olayda, başvurucunun iki köşe yazısı nedeniyle ilçe emniyetmüdür vekilinin şöhret ve kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu gerekçesiyleaçılan iftira ve iki ayrı hakaret davaları nedeniyle başvurucunun iftirasuçundan 10 ay hapis ve hakaret suçlarından iki kez 7.080 TL adli para cezasınamahkûmiyetine ve verilen mahkûmiyet hükümlerinin açıklanmasının geribırakılmasına karar verildiği görülmektedir. Dolayısıyla ortada iki ayrıyazı ve iki ayrı yazı nedeniyle verilen cezalar bulunmaktadır. Bu sebeple ikiayrı yazı nedeniyle verilen cezaların demokratik bir toplumda gerekli olupolmadığı, yazıların içerikleri de dikkate alınarak genel ilkeler ışığındaçatışan haklar arasında adil ve ölçülü bir dengenin kurulup kurulmadığı hususlarınınayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar görülmektedir.
i. “Ucuz olmak” başlıklı köşe yazısı yönünden
70. Başvurucu tarafından kaleme alınan “Ucuz olmak” başlıklı yazı nedeniyle hakaretsuçundan Çine Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 7.080 TL adli para cezasıverilmiş ve verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.Yerel Mahkeme gerekçesinde; başvurucunun 2/4/2012tarihli Çine Madran Gazetesinin üçüncü sayfasındaki “Ucuz olmak” başlıklı köşe yazısında, Osmanlı döneminde birkomutanla bir ağa arasında yaşandığı hikaye edilen ve ağanın olayda bahsi geçenkamu görevlisine hitaben "...oğlumbelli zaten senin ucuz kadından olduğun" dediği, akabinde buolayın benzerinin kamusal yetkisi olan, motosikletinin plakasının son üç rakamıaynı olan ve özel plaka takan kurum amiri şeklinde tasvir ederek katılanemniyet müdürünün "ucuzlar"sınıfına koyulacağını belirtmek suretiyle hakarette bulunduğu, her ne kadarköşe yazısında açıkça katılanın ismi zikredilmemiş ise de dosyaya getirtilenbelgelerden de anlaşılacağı üzere katılanın emniyet müdür vekili/amiri olması,katılana ait motosikletin son üç rakamının "888" olması, kurum amiripozisyonunda motosikletinin son üç rakamı aynı olan sadece katılanın bulunması,Çine Kaymakamı hakkında yapılan adli soruşturmada tanık olarak ifadesininalınmış olması karşısında sanığın köşe yazısında katılanı kastettiğinin aşikarolduğu, bu nedenle başvurucunun köşe yazısının herhangi bir kişiye yönelikolmadığı savunmasına itibar edilemeyeceği sonuç ve kanaatine varıldığıbelirtilmektedir.
71. Dosyanın incelenmesinde; mağdurun Çine EmniyetMüdürlüğünde müdür vekili olarak görev yaptığı, “Ucuz olmak” isimli yazının başlığının Osmanlı dönemindegeçen bir hikayeden esinlenerek konulduğu, hikayedeköye atanan ve asayişten sorumlu bir komutan ile köy ağası arasında geçenkonuşmaların yer aldığı, komutanın annesinin başlık parasının az olmasısebebiyle köy ağasının komutana “...oğlumbelli zaten senin ucuz kadından olduğun” dediği hikaye edilmektedir.Yazar bu hikayeden esinlenerek “ucuzlar sınıfı”nı günümüze uyarlamış veucuzlar sınıfına giren kimseler olarak; kamu yetkisini kullanarak motosikletineözel plaka takan kurum amirlerini, üst makama yalakalık yapmak için yalancışahitlik yapan kamu görevlilerini, halkın iradesiyle geldikleri makamları kendiçıkarları için kullanan siyasetçileri, halkı yok sayıp zenginin askeri,güçlünün uşağı gibi davrananları, gazeteleri ve gazetecileri şahsi çakallıklarıiçin kullanamayan, sahtekarlıklarını topluma empoze edemeyip de alternatifoluşturmaya çalışan toplum mühendislerini, yazıdan kendisine pay çıkarıpkendisiyle hesap gören kişileri gördüğünü, sonuç olarak bu kişilerin ucuzolmalarında kabahatin annelerinde değil de, kamusal yetkiyi kötüyekullanmaları, şahsiyetsiz oluşları, açgözlü ve çirkin dünya hırslıları olmalarınedeniyle kendilerinde olduğu belirtilmektedir.
72. Makale bir bütün olarak değerlendirildiğinde bazı kamugörevlilerinin yetkilerini kullanma biçimine yönelik eleştiri amacı taşıdığıgörülmektedir. Başvurucu söz konusu yazıda bu eleştirilerini “ucuz olmak” kavramı üzerindenkurgulamıştır. Bu kavramın kişileri değersizleştirme amacıyla kullanıldığıaçıktır. Ayrıca yazının başında anlatılan hikaye ile kavramarasında kurulan bağlantı dikkate alındığında, kadının metalaştırılarak paraile satın alınabileceği ve kadının değerinin parasal karşılığıylabelirlenebileceği yönündeki cinsiyetçi bir söylem üzerinden “ucuzluk”mefhumunun temellendirildiği görülmektedir.
73. “Ucuz olmak”şeklinde yer alan bu kavramla kimin değersizleştirilemeye çalışıldığı konusuönem arz etmektedir. Zira yazıda açıkça bir isim zikredilmemektedir. Bu konuda derece mahkemesi, yazıda geçen “Kamusal yetkisini kullanarak motosikletine (son üçrakamı aynı olan) özel plaka takan kurum amirleri…” şeklindekiifadeyi işaret ederek, yaptıkları araştırma sonucunda ilgili cümlenin yalnızcabir kişiyi hedef aldığını onun da motosikletinin son üç rakamı aynı (888) olanve Çine ilçesinde kurum amiri olarak çalışan şikâyetçi emniyet müdür vekili H.Y’nin olduğunu, 5237 sayılı Kanun’un 126. maddesiuyarınca başvurucunun Çine Emniyet Müdür vekilini hedef aldığı konusundaduraksama yaşamadıklarını belirtmektedir. Derece mahkemesinin budelillerle vardığı sonuca açıkça keyfilik ve bariz bir takdir hatasıbulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin müdahalesi sözkonusuolamaz. Yazıda geçen “hakaret içerikli”ifadelerin emniyet müdür vekiline yöneldiği ve kişilik haklarına saldırıniteliği taşıdığı açıktır. Bu sebeple başvuru konusu yazıyla şikayetçininmanevi bütünlüğünün korunması kapsamında ifade ve basın özgürlüğüne yönelikmüdahalenin haklı ve demokratik toplum düzeni açısından gerekli olduğuanlaşılmaktadır.
74. Başvurucunun ifade ve basın özgürlüğü ile şikayetçinin itibar hakkı arasında makul bir dengeninkurulup kurulmadığı bu çerçevede başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelikmüdahalenin ölçülü olup olmadığı değerlendirilmelidir. Burada sözü edilen heriki hak da anayasal haklar olup eşit düzeyde korunmaları gerekir.
75. Yukarıda belirtildiği gibi yazının bütünü dikkatealındığında genel bir kamusal eleştiri amacı taşıdığı görülmekle birlikte bueleştirinin sözü edilen kamu görevlilerini itibarsızlaştırma yoluyla yapıldığıanlaşılmaktadır. Şikayetçinin kamu yetkisini kötüyekullanarak özel plaka aldığı için “ucuzlar”sınıfında olduğu, dolayısıyla diğer ucuzlar sınıfı gibi şahsiyetsiz, açgözlü vedünya hırsına sahip biri olduğu, bu durumda annesinin bir kabahatinin olmadığıgibi ifadelerin kamuoyunun bilgilendirilmesinden ziyade şikayetçininitibarsızlaştırılmasını amaçladığı görülmektedir. Yazıda yer verilendeğerlendirmeler bir olgudan ziyade yazarın değer yargılarını içermektedir. Buçerçevede yazarından bunları ispatlaması beklenemezse de yazının içeriğiningenel olarak basın etiğine uygun olması beklenmelidir. Gazetecilik mesleğininbelli ölçüde abartı hatta kışkırtıcı yargıları da hoş görebileceği kabuledilmekle birlikte, bu hiçbir şekilde üçüncü kişilerin anayasal haklarının ihlaledilebileceği anlamına gelemez.
76. Kamu görevlilerinin kamusal yetki kullanmaları nedeniylesıradan insanlara göre daha fazla eleştiriye katlanmaları gerekli ise de bukişilerin görevlerini layıkıyla yapabilmeleri belli ölçüde kamunun güveninebağlı olduğundan bunlara yönelik eleştirilerin onları kamuoyu önündeitibarsızlaştırılması sonucunu doğuracak düzeye ulaşmaması gerekir. Elbettekişiler kendi fiillerinin sonuçlarına katlanmak durumundadırlar. Somut olaydabaşvurucunun şikayetçinin önceki hangi fiilleri nedeniyle böyle bir eleştiye yöneldiği açık olmamakla birlikte kişinin nüfuzunukullanarak son üç rakamı aynı olan plaka aldığı bu nedenle “ucuzlar” sınıfına dahilolduğu yönündeki yargıya katlanması gerektiği sonucuna ulaşılamaz. Özelliklesöz konusu yazıda yer alan cinsiyetçi söylem ve bu kişilerin ucuzluklarındaannelerinin suçu olmadığı gibi ifadelerin demokratik bir toplumda korunmasıgerektiği söylenemez.
77. Nitekim AİHM, Janowski davasında, gazeteci olan başvurucunun belediyegörevlilerinin yüzlerine karşı “aptal”ve “hödük” ifadelerini kullanmasısonucu yerel mahkemece cezalandırılmasını ifade özgürlüğü kapsamındainceleyerek, başvurucunun bu sözlerinin, kamuoyunu ilgilendiren konulardayapılan bir fikir alışverişi kapsamında olmadığını, bu sözlerin kamuya açık biralanda ve birçok kişinin önünde sarf edildiğini bu sebeple başvurucunun olaydagazeteci değil sıradan bir vatandaş olarak kabul edileceğini, kamugörevlilerine yapılan bu hakaretin kabuledilebilireleştiri sınırını aştığını belirterek, kullanılan sözlerin ifade ve basınözgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir (bkz. Janowski/Polonya, B.No: 25716/94, 21/1/1999,§§32-35).
78. Diğer taraftan müdahalenin ölçülülüğü değerlendirilirkendikkate alınması gereken başka bir husus da uygulanan yaptırımın ağırlığıdır.Söz konusu olayda başvurucuya adı geçen yazının hakaret suçunu oluşturduğugerekçesiyle 7.080 TL adli para cezasının verildiği ve hükmün açıklanmasınıngeri bırakıldığı görülmektedir.
79. Basın yoluyla işlenen hakaret suçlarına ilişkin olarakhürriyeti bağlayıcı cezaya hükmedilmesi halinde bunun tüm basın üzerinde baskıkurabileceği ve kamuoyunu ilgilendiren konuların tartışılmasından gazetecilericaydırabileceği, böylece bir otosansür kurumunadönüşebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle demokratik bir toplumdaşiddet çağrısı veya nefret söylemi gibi çoğulcu demokrasiyi ortadan kaldırmayıamaçlayan ifadeler söz konusu olmadıkça hürriyeti bağlayıcı cezayahükmedilmekten kaçınılması gerekir. Somut olayda başvurucu hakkında ceza davasıaçılmış ve yargılanmış olmakla birlikte başvurucu aleyhine hapis cezasıverilmekten kaçınılarak adli para cezasına hükmedildiği ve verilen cezanın dahükmün açıklanmasının geri bırakılması suretiyle uygulanmadığı görülmektedir.
80. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde “Ucuz olmak” başlıklı yazının içeriği veamacı, hedef alınan kişinin kimliği ve konumu, yazının bağlamı, uygulananyaptırımın ağırlığı gibi hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğindebaşvurucunun ifade ve basın özgürlüğüne yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğusöylenemez.
81. Açıklanan nedenlerle, ifade ve basın özgürlüğüne yönelikmüdahalenin demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olduğu anlaşıldığındanAnayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde korunan hakların ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
ii. “Motosikletli zibidiler” başlıklı köşe yazısıyönünden
82. Başvurucu tarafından kaleme alınan “Motosikletli zibidiler” başlıklı yazıylailgili olarak Çine Asliye Ceza Mahkemesi tarafından başvurucuya iftira suçundan10 ay hapis ve hakaret suçundan 7.080 TL adli para cezası verilmiş ve verilenhükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Mahkemeningerekçeli kararı incelendiğinde; başvurucunun Çine Madran Gazetesinin üçüncüsayfasında ve www.cinemadran.com adlı internet sitesinde yayınlanan“Motosikletli zibidiler" başlıklı köşe yazısında, öncelikle aslında varolmayan ve emniyet müdür vekilinin kanuna aykırı şekilde plakasız ve sürücü belgesizyakalanan motosikleti işlem yapmadan serbest bıraktığını ifade ederek esasenkatılanın işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturmayapılmasını sağlamak amacıyla suç isnadında bulunarak iftira ettiği, yazısınınsonlarına doğru ilçede emniyetin, haddini aşan bir uygulama yaptığını ve kadınakıza baktıkları, laf attıkları için Çine'nin erkeklerine kahvehane önlerineoturmanın yasaklandığını duyurduğu, bütün suçun motosikletli zibidilerdeolduğunu dile getirdiği, Çine ilçesinde bu yönde bir uygulamanın yapıldığı, buyazıda da katılanı kastederek ve motosikletli zibidi diyerek basın yoluylaiftira ve hakaret ettiği kanaatine varıldığı belirtilmektedir.
83. Makale bir bütün olarakdeğerlendirildiğinde; siyasi partili olduğu anlaşılan bir vatandaşın oğlunun,motosikletini ehliyetsiz, plakasız, yüksek hızda ve egzozu açık olarakkullanırken polis memurlarınca durdurularak cezai işlem yapılması sırasındavatandaşın cezaya engel olmak için bir partinin ilçe başkanı olduğu anlaşılankişiyi arayarak emniyet müdürünü aramasını ve cezaya engel olmasını istediği,parti ilçe başkanının da bir şirket yetkilisini telefonla arayarak söz konusucezanın yazdırılmaması yönünde aralarında geçen karşılıklı konuşmaların yeraldığı, ilçe başkanının şirket yetkilisine emniyetin bir dediğini ilgilişirketin iki etmediğini, emniyet müdürlüğüne araba dahi hibe ettiğini, busebeple şirket yetkilisinin emniyet müdürünü araması hâlinde cezanınyazılamayacağını söylemektedir. Yazının bu bölümleri genel olarak bir soruna işaret edenve siyaset, özel sektör ve kamu kurumları arasındaki ilişkileri eleştiren bellikişileri hedef almayan genel nitelikli bir değer yargısını ifade etmektedir.Makalenin bundan sonraki bölümlerinde emniyetin, Çine ilçesinde yaşayanerkeklerin kahvehane önüne çıkmasını kızlara laf attıkları gerekçesiyleyasakladığını, bu durumun topluma hakaret teşkil ettiği, bu durum karşısındahalkın temsilcileri olan siyasetçilerin suskun kaldığı, butünsuçun motosikletli zibidilerde olduğu belirtilmektedir.
84. Çine Asliye Ceza Mahkemesinin söz konusu yazıda hemhakaret hem de iftira suçlarının oluştuğu kanaatiyle karar verdiğigörülmektedir. Mahkeme topladığı delillere göre “Çin’e ilçesinde kahvehane önüne erkeklerin çıkmamasıyasağının” uygulamasının Çine’de yapılması nedeniyle olayın doğruolduğunu, bu sebeple Çine Emniyetinin hedef gösterildiğini, aslında var olmayanve emniyet müdürünün kanuna aykırı şekilde plakasız ve sürücü belgesizyakalanan motosikleti işlem yapmadan serbest bıraktığını, esasen emniyet müdürününişlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasınısağlamak amacıyla suç isnadında bulunarak iftira suçunun işlendiğini, yazıdayer alan tüm hukuksuzlukların sebebinin motosikletli zibidiler olduğununbelirtilmesi karşısında bu zibidinin “Ucuzolmak” yazısı nedeniyle motosikletinin son üç rakamı aynı olanemniyet müdürünün olduğu, kendisine “motosikletlizibidi” denildiği kanaatine duraksamayarak vardığını belirtmektedir.
85. Başvurucunun yazısı, Çine Asliye Ceza Mahkemesinin gerekçelikararı, dosyada yer alan tüm deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde; başvurucutarafından kaleme alınan yazı nedeniyle iftira ve hakaret suçlarındanbaşvurucuya öngörülen yaptırımın, ifade ve basın hürriyetine müdahale teşkilettiği görülmektedir. Bu müdahalenin haklı, öngörülebilir, demokratik birtoplumda gerekli ve ölçülü olup olmadığı yukarıda belirtilen ilkelerçerçevesinde değerlendirilmelidir.
86. Makalede genel olarak siyaset, özelsektör ve emniyet kurumları hakkında değer yargısı taşıyan eleştirel biryaklaşım sergilediği, eleştirilerin kamuoyunu ilgilendiren ve genel yararailişkin bir tartışmaya katkı sağlama amacı taşıdığı, şiddet çağrısı veya nefretsöylemi içermediği, yazıda yer alan siyasetçilerin, emniyet yetkililerinin veözel şirket sahiplerinin kim olduklarının açıkça belirtilmediği, yazıda geçen “motosikletli zibidiler” ifadesiyle emniyetmüdürünün mü yoksa yazının başında ifade edilen bir partilinin motosikletlioğlu gibilerinin mi kastedildiği konusunun açık bırakıldığı anlaşılmaktadır. Yazıda doğrudan bir kişi hedefalınmadığı için sarf edilen sözlerin kişiler hakkındaki değer yargısını mıyoksa olguyu mu ifade ettiği hususlarının ayrıca incelenmesine gerekgörülmemiştir. Yazının bir bütün olarak incelenmesinden sözü edilen ifadelerinmuhatabının şikayetçi olduğu açık bir şekildeanlaşılmamaktadır. Bu nedenle başvuru konusu yazı nedeniyle başvurucuyauygulanan yaptırımın şikayetçinin manevi bütünlüğününkorunması amacıyla uygulandığı ve ifade ve basın özgürlüğüne yönelik bumüdahalenin haklı ve demokratik toplumda gerekli olduğu söylemez.
87. Diğer taraftan müdahalenin ölçülülüğü değerlendirilirkendikkate alınması gereken hususlardan biri de uygulanan yaptırımın ağırlığıdır.Somut olayda başvurucuya 10 ay hapis ve 7.080 TL adli para cezası verilerekhükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği görülmektedir. Her nekadar hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları mahkumiyethükmü niteliğinde olmasalar da beş yıl içinde kasıtlı bir suç işlenmesi hâlindeöngörülen cezaların aynen uygulanması söz konusudur. Hapis cezası tehdidiningazetecileri kamusal meseleleri tartışmaktan caydırıcı bir rol oynayacağı ve otosansüre neden olabileceği göz önünde tutularak ertelenencezaların miktarı ve maruz kalınan ceza tehdidinin ağırlığı dikkate alındığındaifade ve basın özgürlüğüne yapılan müdahalenin ölçülü olduğu söylenemez. Buçerçevede müdahalenin amacının şikayetçinin şeref veitibarının korunması olduğu kabul edilse bile şikayetçinin bu hakkı ilebaşvurucunun bir gazeteci olarak ifade ve basın özgürlüğü arasında adil birdengenin kurulduğu sonucuna ulaşılamaz.
88. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde “Motosikletli zibidiler” başlıklı yazınıniçeriği ve amacı, hedef alınan kişinin kimliği ve konumu, yazının bağlamı,uygulanan yaptırımın ağırlığı gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde ÇineAsliye Ceza Mahkemesi tarafından başvurucuya verilen cezaların ifade ve basınözgürlüğüne ölçüsüz müdahale niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır.
89. Açıklanan nedenlerle, ifade ve basın özgürlüğüne yönelikmüdahalenin demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı anlaşıldığındanAnayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde korunan hakların ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un50. Maddesinin Uygulanması
90. Başvurucu 30. 000 TL manevi tazminat talebindebulunmuştur.
91. Adalet Bakanlığı, başvurucunun tazminat taleplerineilişkin görüş bildirmemiştir
92. 6216 sayılı Kanun’un50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şu şekildedir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlaledildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlindeihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlemniteliğinde karar verilemez.
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
93. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceğibelirtilmiş; (2) numaralı fıkrada ise ihlalin bir mahkeme kararındankaynaklanması hâlinde dosyanın ilgili mahkemeye gönderileceği, mahkemenin ihlalnedeniyle dosyayı yeniden ele alarak ihlali giderecek tarzda karar vermekzorunda olacağı hüküm altına alınmıştır.
94. Başvuru konusuolayda “Motosikletli zibidiler”başlıklı makale yönündenifade ve basın özgürlüğünehaksız müdahale edildiği gözetilerek, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1)ve (2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması amacıyla kararın bir örneğinin Çine Asliye Ceza Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
95. Başvurucununmanevi zararlarının ihlalin tespiti ve ortadan kaldırılması suretiyle tamamengiderilebileceği anlaşıldığından başvurucuya manevi tazminat ödenmesine yerolmadığına karar verilmesi gerekmektedir.
96. Başvurucu,vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin tahsilini talep ettiğinden başvurucutarafından yapılan 1.698, 35 TL yargılama giderinin ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
B. Başvurucu tarafından kaleme alınan 2/4/2012tarihli “Ucuz olmak” başlıklıköşe yazısı yönünden Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınanifade ve basın özgürlüğünün İHLALEDİLMEDİĞİNE,
C. Başvurucu tarafından kaleme alınan 3/10/2012tarihli “Motosikletli zibidiler”başlıklı köşe yazısı yönünden Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvencealtına alınan ifade ve basın özgürlüğünün İHLALEDİLDİĞİNE,
D. Başvurucunun manevi tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeHazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
G. Kararın bir örneğinin 6216sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca, İHLALİN VE SONUÇLARININ ortadan kaldırılmaküzere Çine Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine,
23/1/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.