TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
EMİN SÖNMEZ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/27310)
Karar Tarihi: 16/9/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Muammer TOPAL
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Heysem KOCAÇİNAR
Başvurucular
:
1. Emin SÖNMEZ
2. Filiz SÖNMEZ
3. Kadir SÖNMEZ
4. Kadriye TURNA
5. Metin SÖNMEZ
Başvurucular Vekili
:
Av. Semih MAHMUTOĞLU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, başvurucuların Hazine adına orman sınırlarıdışına çıkarılan taşınmazın kullanıcısı olarak belirlenmemesi nedeniylemülkiyet hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 8/6/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
A. BaşvuruKonusu Olayın Arka Planı
6. Başvurucular 26/6/2010 tarihinde vefat eden MehmetSönmez'in mirasçılarıdır.
7. Uyuşmazlık konusu İstanbul ili, Sultanbeyli ilçesi,Battalgazi köyünde bulunan 310 ada 1 parsel sayılı taşınmaz (öncesi 1223parsel) orman vasfını yitirdiğinden 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı OrmanKanunu'nun 2/B maddesi uyarınca yapılan çalışmalar sonucunda Hazine adına ormansınırı dışına çıkarılmıştır.
8. Başvurucuların murisi 19/10/2007 tarihinde, 4/12/1984tarihli ve 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin ÖnlenmesiHakkında Kanun hükümleri kapsamında Sultanbeyli Kaymakamlığına (Kaymakamlık)başvurmuştur. Başvurucuların murisi, Sultanbeyli Belediyesinin (Belediye)uyuşmazlık konusu taşınmaza çakıl dökmek suretiyle müdahale ettiğini belirterekmüdahalenin önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
9. Kaymakamlık 31/10/2007 tarihinde başvurucularınmurisinin talebinin reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, anılantaşınmazın okula tahsis edilen bölümüne yakın bir yere Belediye tarafındangeçici olarak kum döküldüğü tespitine yer verilmiştir. Kaymakamlık, Belediyevekilinin dökülen kumun kısa sürede kaldırılacağı yönündeki beyanını dikkatealarak bu yeri okul inşaatını yapan Millî Eğitim Müdürlüğüne teslim etmiştir.
10. Taşınmazın bulunduğu Battalgazi köyünde 21/6/1987tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun ek 4. maddesi uyarınca Hazine adınaorman sınırları dışına çıkarılan yerler ve muhdesatları ile bunlarınkullanıcılarının tespiti amacıyla 2010 yılında kadastro çalışmaları (kullanımkadastrosu) yapılmıştır.
11. Yapılan kullanım kadastrosu sırasında, 18.995,04 m2 yüzölçümlü 310 ada 1 parsel sayılı taşınmaz bahçe niteliğiyle Hazine adınatespit edilmiştir. Bu taşınmaza ait 3/9/2010 tarihli Kadastro Tutanağı'nınbeyanlar hanesinde, söz konusu taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesininbirinci fıkrasının (B) bendi (2/B) uyarınca Hazine adına orman sınırları dışınaçıkarıldığı belirtilmiştir. Beyanlar hanesinde ayrıca bu taşınmazın 1984yılından beri Emin evladı Mehmet Sönmez'in ve taşınmaz üzerindeki kum ocağınında Belediyenin kullanımında olduğu yazılmıştır. Tutanağın edinme sebebinde;taşınmazın 1984 yılından beri Mehmet Sönmez kullanımında olup Belediyenin sözkonusu taşınmazı geçici surette kum ocağı olarak kullandığı tespiti yeralmaktadır.
12. Kullanım kadastrosu sınırlandırma ve tespitleri7/9/2010 ila 6/10/2010 tarihlerinde askı ilanına çıkarılmıştır. Askı ilansüresi içinde M.E.B. adlı şahıs tespite itiraz ederek Sultanbeyli KadastroMahkemesinde dava açmış, bir kısım kişiler açılan davaya asli müdahil sıfatıylaiştirak etmiştir. Yine aynı tespite yönelik itiraz üzerine A.A. tarafından ayrıbir dava açılmış, aralarındaki hukuki ve fiilî bağlantı nedeniyle davalarbirleştirilmiştir. Bu arada Sultanbeyli Kadastro Mahkemesinin kapatılması nedeniyledava dosyası İstanbul Anadolu 2. Kadastro Mahkemesine (Mahkeme) devredilmekleyargılamaya bu Mahkemece devam edilmiştir.
B. BaşvuruyaKonu Yargılama Süreci
13. Belediye tarafından 8/11/2010 tarihinde, Sultanbeyli1. Asliye Hukuk Mahkemesinde kullanım kadastrosu tespitine itiraz davasıaçılmıştır. Dava dilekçesinde, uyuşmazlık konusu taşınmaza ilişkin olarakkadastroca belirlenen kullanım durumunu gösteren şerhin gerçeği yansıtmadığı vetaşınmazın Belediyenin kullanımında olduğu belirtilmiştir.
14. Sultanbeyli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi 13/12/2011tarihinde uyuşmazlık konusu taşınmaz hakkındaki kadastro tutanağıkesinleşmediğinden görevsizlik ile dosyayı kadastro mahkemesine göndermiştir.
15. Sultanbeyli Kadastro Mahkemesi aralarındaki hukuki vefiilî bağlantı nedeniyle dava dosyasının M.E.B. tarafından açılan E.2010/2555sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar vererek yargılamaya bu davadosyası üzerinden devam etmiştir.
16. Sultanbeyli Kadastro Mahkemesinin kapanması üzerinedosyanın devredildiği Mahkeme, fiilî kullanımın belirlenmesi amacıyla taşınmazbaşında keşif icra etmiştir. Mahkemece 4/4/2013 tarihinde yapılan keşifsırasında başvurucuların bildirdiği tanıklar N.K. ve N.B. de dinlenmiştir. Heriki tanık da benzer beyanlarında başvurucuların murisinin uyuşmazlık konusutaşınmazın güney kısmında tapulu arazisinin bulunduğunu, taşınmazın 2004 yılınakadar muris tarafından arpa, buğday vs. ekmek suretiyle kullanılırken dahasonra boş bırakıldığını ve Belediyenin 2007 yılından sonra taşınmazı kum ocağıolarak kullandığını bildirmiştir.
17. Mahkeme 28/5/2014 tarihli karar ile Belediyeninbirleşen davasını kabul etmiş, asıl ve birleşen diğer davaların reddine kararvermiştir. Kararın gerekçesinde; uyuşmazlık konusu 310 ada 1 parsel numaralıtaşınmazın 2007 yılından beri kum ocağı olarak Belediye tarafından işletildiği,başvurucuların taşınmaz üzerinde herhangi bir fiilî kullanım vezilyetliklerinin bulunmadığı saptamasına yer verilmiştir. Mahkemeye göretaşınmazın Belediye tarafından kum ocağı olarak işletilmeye başlanmasındansonra başvurucular murisi tarafından tecavüzün meni istemiyle idareyebaşvurulmuş ise de sulh hukuk mahkemesinde zilyetliğin korunmasına ilişkinherhangi bir dava açılmadığından idare tarafından verilen men kararı zilyetliğinispatı açısından yeterli değildir.
18. Hüküm başvurucular tarafından temyiz edilmiştir.Yargıtay 16. Hukuk Dairesi 15/12/2015 tarihinde ilk derece mahkemesindekigerekçeye atıf ile onama kararı vermiş ve anılan karara yönelik düzeltmeisteğini 27/3/2017 tarihinde reddetmiştir.
19. Nihai karar 22/5/2017 tarihinde başvurucular vekilinetebliğ edilmiştir.
20. Başvurucular 8/6/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
21. 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili bölümlerişöyledir:
“Orman sayılan yerlerden:
...
B) 31/12/1981 tarihinden önce bilim vefen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ,bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep fıstığı, çam fıstığı)gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıktakullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köyyapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları,
Orman sınırları dışına çıkartılır.
Orman sınırları dışına çıkartılan buyerler Devlete ait ise Hazine adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerineait ise bu müesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırlarıdışına çıkartılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescilişlemi yapılır.”
22. 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi şöyledir:
“6831 sayılı Orman Kanununun 20/6/1973tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve2896 sayılı, 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı kanunlarla değişik 2 nci maddesinin(B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırlarıdışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsaüzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimlertarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlarhanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanunun 11 inci maddesinde belirtilen askıilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazineadına tescil edilir.
Bu maddeye göre yapılacak kadastroçalışmaları ikinci kadastro sayılmaz.
Bu maddeye göre yapılacak kadastrosırasında orman ve Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin sınırnokta ve hatları; orman kadastro tutanakları esas alınmak suretiyle ormanişletme müdürlüğünce görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi ya daorman mühendisinin iştirak ettirildiği kadastro ekibince zemine aplike edilir.Bu çalışmalar sırasında kadastro veya orman haritalarında düzeltmeyi gerektirentutanak, pafta ve zemin uyumsuzluğunun tespiti halinde, yukarıda oluşturulankadastro ekibince teknik mevzuata uygun hale getirilir. Bu çalışmalara kadastrokontrol mühendisi de iştirak ettirilir. Çalışma sonucunda bir zabıt düzenlenirve bu zabıt ekip görevlileri ile kontrol mühendisi tarafından birlikteimzalanır. Düzeltme işlemleri, orman mevzuatı ile tapu ve kadastro mevzuatınagöre yapılmış ve bu Kanuna göre yapılacak askı ilanı ile de ilan ve tebliğedilmiş sayılır.
Hazine adına orman sınırları dışınaçıkarılan yerler, daha öncesi tescil edilmiş olduğuna bakılmaksızın MaliyeBakanlığının talebi üzerine, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce fiili kullanımdurumları dikkate alınmak suretiyle ifraz ve/veya tevhit de yapılabilir. Buişlemler sırasında, orman ve kadastro haritalarında tespit edilen fennihatalar, yukarıdaki üçüncü fıkrada belirtilen usul ve esaslara göre düzeltilir.
..."
23. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk MedeniKanunu’nun ''Dava hakkının düşmesi'' kenar başlıklı 983. maddesişöyledir:
“Gasp ve saldırıdan dolayı dava hakkı,zilyedin fiili ve failini öğrenmesinden başlayarak iki ay ve her hâlde fiilinüzerinden bir yıl geçmekle düşer.''
24. 3091 sayılı Kanun’un 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanun; gerçek veya tüzelkişilerinzilyed bulunduğu taşınmaz mallarla kamu idareleri, kamu kurumları vekuruluşları veya bunlar tarafından idare olunan veya Devlete ait veya Devletinhüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlere veya menfaati umuma aitolan taşınmaz mallara yapılan tecavüz veya müdahalelerin, idari makamlar tarafındanönlenmesi suretiyle tasarrufa ilişkin güvenliği ve kamu düzenini sağlar. ''
25. 3091 sayılı Kanun’un 2. maddesi şöyledir:
“Taşınmaz mallara tecavüz veya müdahaleedilmesi halinde; taşınmaz mal merkez ilçe sınırları içinde ise, il valisi veyagörevlendireceği vali yardımcısı, diğer ilçelerde ise kaymakamlar tarafından butecavüz veya müdahalenin önlenmesine karar verilir ve taşınmaz mal yerindezilyedine teslim edilir.''
26. Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 5/12/2013tarihli ve E.2013/9416, K.2013/11984 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Dava, 3402 sayılı Yasa'ya 5831sayılı Yasa ile eklenen Ek-4. maddesi uyarınca yapılan kullanım kadastrosunaitiraz davasıdır. Mahkemece davacının babasının 24.05.1985 tarih ve 1985/13sayılı idari men kararına konu 16.05.1985 tarihli şikayet dilekçesi ile davakonusu taşınmazdaki zilyetliğini terk etmeme iradesini ortaya koyduğu ve davakonusu taşınmazın davacının fiili kullanımında bulunduğu gerekçesi ile yazılışekilde hüküm kurulmuş ise de; varılan sonuç dosya kapsamına uygundüşmemektedir. 3402 sayılı Yasa'ya 5831 sayılı Yasa ile eklenen Ek-4. maddede,bu maddeye göre yapılacak kadastro sırasında fiili kullanım durumunun esasalınacağı, kim veya kimlerin ne zamandan beri kullanımında olduğunun beyanlarhanesinde gösterileceği belirtilmiştir. Kanunun öngördüğü fiili kullanımınhaklı bir nedene dayanmasına ise gerek bulunmamaktadır. Dosya içeriğindençekişmeli 349 ada 64 parsel sayılı taşınmazın üzerinde davacının dedesininahşap evi bulunduğu, ancak çok eski tarihte başka bir köye taşındıkları, butarihten sonra davacı ve murislerinin fiilen bir kullanımının olmadığı, davalıtarafça taşınmazın gübre atılmak suretiyle kullanıldığı, bu kullanıma birmüddet sonra ara verdiği ancak taşınmaz üzerindeki 3-4 yaşlarında meyveağaçlarının da onun tarafından dikildiği ve bakımlarının yapıldığı, menkararının ise dava konusu yere ilişkin olmadığı, çekişme konusu taşınmazındavalı M.K.'nin fiili kullanımında olduğu, davacı tarafça zilyetliğin korunmasıiçin dava açılmadığı gibi TMK'nın 984. maddesi gereği davanın açılabilmesi içingerekli süreninde geçtiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece davanınreddine, çekişme konusu taşınmazın tespit gibi tescili yerine yazılı şekildekarar verilmesi isabetsiz olup temyiz itirazları bu nedenlerle yerindegörüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA [karar verildi].
B. UluslararasıHukuk
27. Konu hakkında ilgili uluslararası hukuk için bkz. CaferArslan (B. No: 2014/18133, 9/3/2017, §§ 21-27) başvurusu hakkında verilenkarar.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
28. Mahkemenin 16/9/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. MülkiyetHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucuların İddiaları
29. Başvurucular; kadastro tutanaklarına göre 1984yılından, gerçekte ise çok daha önceki bir tarihten itibaren uyuşmazlık konusutaşınmazın aralıksız ve nizasız olarak fiilî tasarrufları altında olduğunu, hâlböyle iken Belediyenin 2007 yılında taşınmaz üzerinde kum ocağı kurduğunubildirmişlerdir. Başvurucular, 3091 sayılı Kanun hükümleri uyarınca bumüdahalenin önlenmesi isteğinin Belediye vekilinin bu durumun geçici olup okulyapımı ile sınırlı olduğu yönündeki yanıltıcı beyanları nedeniylereddedildiğini savunmuşlardır. Başvuruculara göre Belediye vekilinin bubeyanına rağmen kum ocağının kaldırılmaması ve kullanım kadastrosu sonrasındavaki itiraz üzerine derece mahkemelerinin bu kum ocağına üstünlük tanıyarakfiilî kullanıcının Belediye olduğu yönündeki kararı mülkiyet hakkını ihlaletmektedir.
30. Başvurucular ayrıca ilk derece mahkemesince icra edilenkeşfe iştirak eden teknik bilirkişilerin tarım konusunda uzman olmadıklarını,tanık olarak dinlenen muhtarın önceki kullanıma ilişkin bilgisininbulunmadığını ve kadastro tutanağında adı geçen mahalli bilirkişilerindinlenmediğini iddia etmiştir. Başvurucular; yargılama aşamasında eksikbırakılan bu hususlar yanında murisin zilyetliğinin 1984 yılında başlayıpBelediyenin müdahalesine kadar sürdüğünü ispat edecek araştırmaların ilgiliresmî kurumlar nezdinde yapılmadığını, Belediyenin faaliyetinin geçici olduğuyönündeki önceki beyanların dikkate alınmadığını ve derece mahkemelerininkararlarında da bu hususlara ilişkin yeterli gerekçeye yer verilmediğinibelirterek adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
31. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacakAnayasa’nın 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplumyararına aykırı olamaz.”
32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucular, kullanım kadastrosu tespitine itiraz davasınınreddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının yanında adil yargılanma hakkının daihlal edildiğini ileri sürmektedir. Ancak başvurucuların temel iddiası,uyuşmazlık konusu taşınmazların kullanıcısının kendileri olmasına karşın derecemahkemelerinin tespitinin ve varmış olduğu sonucun hatalı olması nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucuların makulsürede yargılanma hakkı dışındaki diğer bütün iddialarının mülkiyet hakkıkapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Genelİlkeler
33. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden birkimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (MustafaAteşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenleöncelikle başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektirenmülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukukidurumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382,16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).
34. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlananmülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen hertürlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayanmenkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı aynihaklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak damülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No:2014/11441, 1/2/2017, § 60).
35. Mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabuledilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bualanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargıiçtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (HüseyinRemzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa Ateşoğlu vediğerleri, § 51).
36. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkımevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırdasahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudakimenfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramıiçinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyutbir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değilmülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak bellidurumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı eldeetmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkıgüvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478,25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, §§ 52-54).
37. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklentiolmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksekolduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgilihukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (SelçukEmiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk, § 42).Dolayısıyla Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak korumakapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuksisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit,mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen NakliyatTicaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hakkazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir biriddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yelerve Ali Arslan Çelebi, § 37).
b. İlkelerinOlaya Uygulanması
38. 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesinin birincifıkrasında; 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2. maddesinin (B) bendi uyarıncaMaliye Hazinesi adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin fiilî kullanımdurumları dikkate alınarak kimler tarafından ve ne zamandan berikullanıldığının, varsa üzerindeki muhdesatın kimlere ait olduğunun kadastro tutanağınınbeyanlar hanesinde gösterilmesi suretiyle öncelikle kadastrosu yapılarak Hazineadına tescil edileceği hükme bağlanmıştır.
39. Orman sayılmakla birlikte 6831 sayılı Kanun'un 2.maddesinin (B) bendi kapsamında orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi kapsamında yapılan kadastro çalışmalarısırasında Hazine adına tespit gördüğü ve mülkiyetinin Hazineye ait olduğuanlaşılmaktadır. Bu husus da taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.Bu bakımdan başvurucular adına düzenlenen bir tapu kaydının bulunmadığı vetaşınmazın mülkiyetinin Hazineye ait bulunduğu tartışmasızdır (benzer yöndebkz. Cüneyt Ali Turgut, B. No: 2013/8332, 10/3/2016, § 43).
40. Bununla birlikte 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılıOrman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına OrmanSınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait TarımArazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un 6. maddesine göre Hazine adına ormansınırları dışına çıkarılan taşınmazların tespit edilen kullanıcıları yönündenbu taşınmazları belirli bir bedel mukabilinde satın almak üzere hak sahibisayılmaları öngörülmüştür. Dolayısıyla kişinin böyle bir taşınmazda kullanıcıolduğunun tespit edilmesi, anılan kanun çerçevesinde taşınmazı belirlikoşullara bağlı olarak satın alma hakkı vermektedir.
41. Başvuru konusu olayda, uyuşmazlık konusu taşınmazHazine adına orman sınırları dışına çıkarılmış ve yapılan kullanımkadastrosunda başvurucuların kullanıcı olduğu tespit edilmiştir. Davacı Belediye,taşınmazın 2007 yılından beri kum ocağı vasfı ile üçüncü kişilere kiralanmaksuretiyle kendisi tarafından işletildiği iddiasıyla tespite itiraz etmiştir.Sultanbeyli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi taşınmaza ilişkin kadastro tutanağınınkesinleşmediğini dikkate alarak görevsizlik kararı ile dosyayı KadastroMahkemesine göndermiştir. Kadastro Mahkemesi, taşınmazın başında keşif yapmış;keşif sırasında tarafların bildirdiği tanıklar ile tespit bilirkişileri vemahalle muhtarını dinlemiştir. Başvurucular, uyuşmazlık konusu taşınmazınHazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden olup uzun yıllardanberi murisleri tarafından bitişiğinde bulunan tapulu arazi ile birliktetarımsal faaliyete konu edildiğini ileri sürmektedir. Başvuruculara göre Belediye2007 yılında okul inşaatı sırasında taşınmaza geçici olarak kum dökmek bahanesiile el atmış ancak okul inşaatı sona ermesine rağmen bu faaliyeti sonaerdirmemiştir. Mahkeme, yapmış olduğu yargılama neticesinde taşınmazın 2007yılından beri Belediyenin kullanımında olduğu gerekçesiyle davanın kabulünekarar vermiştir. Başvurucuların temyiz ve karar düzeltme istemleri de bugerekçeye atıf yapılarak Yargıtayca reddedilmiştir.
42. Öncelikle mülkiyet hakkının ihlali iddiasına konuedilen yargılama sürecinin bütününe bakıldığında başvurucuların kendilerinivekil ile temsil ettirdiği, yargılamanın duruşmalı olarak görüldüğü,başvuruculara tanıklar da dâhil olmak üzere iddialarına dayanak tüm belge vebilgiler ile karşı tarafın iddialarına karşı savunmalarını ortaya koyabilme vedelillerini sunabilme olanağının tanındığı anlaşılmaktadır.
43. Benzer davalar bakımından Yargıtay, 3402 sayılıKanun'un ek 4. maddesindeki düzenleme karşısında bu tür davalarda 3402 sayılıKanun'un 14. maddesinde öngörülen mülkiyetin kazanılmasına ilişkin koşullarınvarlığının aranmayacağı görüşündedir. Yargıtay kararlarında, gayrimenkulhukukunda kullanıma ilişkin olarak zilyetlik kavramı kullanılmakta ikenek 4. maddede fiilî kullanım kavramının kullanıldığı belirtilmiştir.Yargıtay uygulamasında fiilî kullanımın ekonomik amaca uygun bir kullanımolması gerektiği ve en azından taşınmaz üzerinde fiilî hâkimiyet sağlamayayetecek bir süredeki zilyetliğin yeterli olduğu kabul edilmektedir (benzeryönde bkz. Cafer Arslan, § 44). Yine Yargıtay kararlarında, fiilîkullanımın haklı bir nedene dayanması aranmamakla birlikte bu kullanımınaralıksız olması gerektiği kabul edilmektedir (bkz. § 26).
44. Anayasa Mahkemesinin delillerin değerlendirilmesi vehukuk kurallarının yorumlanmasına yönelik şikâyetler bakımından görevi,bireysel başvurunun ikincil doğası gereği sınırlıdır. Derece mahkemeleri önündehukukun ne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlıkolduğunda ve bu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların derecemahkemelerince kesin olarak reddedildiği durumlarda açık bir keyfîlik olmadığıveya bariz bir takdir hatası içermediği sürece meşru bir beklentinin bulunduğusonucuna varılamaz (benzer yönde bkz. Cafer Arslan, § 44).
45. Somut olayda orman sınırları dışına çıkarılantaşınmazın mülkiyeti Hazineye ait olup Kadastro Mahkemesinde görülenyargılamada uyuşmazlık konusu taşınmazın fiilî kullanıcısının Belediye olduğusonucuna varılmıştır. Başvurucular taşınmazın fiilî kullanımının kendilerindeolduğunu ileri sürmüş ise de Mahkemece icra edilen 4/4/2013 tarihli keşiftedinlenen tanıklar, başvurucular murisi tarafından tarımsal faaliyettekullanılan taşınmazın 2004 yılından sonra boş bırakıldığını ve 2007 yılında daBelediye tarafından kum ocağı olarak işletilmeye başlandığını bildirmişlerdir.Nitekim derece mahkemeleri de taşınmazın hâlihazır durumu, mahalli bilirkişi vetanık beyanları ile başvurucular murisinin zilyetliğin korunması amacıyla davayoluna gitmemiş olmasını esas alarak taşınmazın başvurucuların fiilîkullanımında bulunmadığı sonuca varmıştır. Somut olay bakımından ilgili hukukkuralları ve benzeri içtihatlar gözetildiğinde derece mahkemelerininkararlarının açık bir keyfîlik veya bariz takdir hatası içerdiği de tespitedilememiştir. Dolayısıyla somut başvuru açısından yeterli bir hukuki temeledayalı olmadığından başvurucuların Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altınaalınan mülkiyet hakkı kapsamında bir mülkü veya en azından mülkiyeti elde etmeyönünde bir meşru beklentisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim AnayasaMahkemesi benzer başvurularda da aynı sonuca varmıştır (karşılaştırma için bkz.Cüneyt Ali Turgut, §§ 24-52).
46. Açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucuların İddiaları
47. Başvurucular, makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
48. Bireysel başvurular sonrasında 25/7/2018 tarihli ve7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupaİnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek SuretiyleÇözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
49. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi yada icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat Komisyonu)tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
50. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığıya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediğiiddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurularailişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun ilk bakışta ulaşılabilir veihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlamakapasitesi olduğunu değerlendirmiştir. Buna göre Tazminat Komisyonuna başvuruyolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincilniteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (FeratYüksel, §§ 27-36).
51. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayıgerektiren bir durum bulunmamaktadır.
52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınkonu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerindeBIRAKILMASINA 16/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.