TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
EMİNE REZZAN AYDINOĞLU
(Başvuru Numarası: 2013/8396)
Karar Tarihi: 11/3/2015
R.G. Tarih- Sayı: 16/6/2015-29388
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Yunus HEPER
Başvurucu
:
Emine Rezzan AYDINOĞLU
Vekilleri
:
Av. Fikret İLKİZ
Av. Ömer TEKER
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, avukatlık mesleğini ifası sırasında söylediğisözlerden dolayı cezalandırılmasının ifade özgürlüğü ile adil yargılanmahakkının, sonradan yürürlüğe giren lehe yasadan yararlandırılmamasının isesuçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlali niteliğinde olduğunu iddia etmektedir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 18/11/2013 tarihinde İstanbul 25. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 21/1/2014 tarihindekabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı 31/3/2014 tarihinde kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 3/4/2014 tarihinde AdaletBakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü, 3/6/2014 tarihindesunmuştur. Adalet Bakanlığının görüşü, 4/6/2014 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiş, başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
6. Başvurucunun aynı konuda yaptığı 2013/8454 numaralıbireysel başvuru 9/8/2014 tarihinde 2013/8396 numaralı başvuru ilebirleştirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. 1994 yılından itibaren kamuoyunda Adnan Hoca olarakbilinen ve Bilim Araştırma Vakfı (BAV) fahri başkanı olan Adnan Oktar ve aynıvakfın çalışmalarında yer alan bazı kişiler hakkında suç işlemek amacıyla örgütkurmak ve yönetmek, örgüt adına faaliyetlerde bulunmak suçlarından pek çokdavalar açılmış ve daha sonra bu davalar aralarındaki hukuki ve fiili irtibatnedeniyle İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinde birleştirilmiştir. Söz konusudavadaki kimi müştekiler çocuklarının Adnan Oktar tarafından kandırıldığını veAdnan Oktar’ın kurduğu dini söylemleri bulunan çıkar örgütünün menfaatleri doğrultusundahareket ettiklerini iddia ederek şikâyetçi olmuşlardır.
9. Başvurucu, İstanbul Barosuna kayıtlı bir avukattır vebahsi geçen davada müştekilerin avukatlığını yapmaktadır. Yargılama sırasındadavanın tarafları evrim teorisini tartışmışlar ve karşılıklı olarakbirbirlerini suçlamışlardır. Söz konusu tartışma bağlamında başvurucu, duruşmasırasında tutanağa yansıdığı şekliyle, “13.10.2006tarihinde tanık olarak anneler dinlenmiştir. Bu tarihten sonra İnternetsayfasında Darvin'in evrim teorisinin yanında olduğumuz iddiası ile çeşitliiftira ve hakarete maruz kalmaktadırlar. Keşke maymundan gelselerdi, Evrimteorisinde insanların maymundan türediği söylenmektedir, bende bunutekrarlıyorum. Adnan Oktar'ın yurt dışı çıkış yasağı kaldırılmayarak tutuklanmasınıtalep ediyorum. Duruşmayı takip etmediğinden hakkında yakalama kararıçıkartılsın” şeklinde sözler sarf etmiştir.
10. Başvurucunun yukarda zikredilen sözleri söylediği sıradaduruşmada bulunan dört sanık, başvurucunun sözleri ile kendilerini kastettiğiniiddia ederek Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunmuşlar ve yapılansoruşturma sırasında Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığının 21/1/2009 tarihliiddianamesiyle başvurucu hakkında hakaret suçundan cezalandırılması için kamudavası açılmıştır.
11. Başvurucu, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/12/2010tarihli kararı ile hakaret kastı ile hareket etmediği gerekçesi ile beraatetmiştir.
12. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin20/2/2013 tarihli ilamı ile bozulmuştur. Yargıtay ilamının gerekçesi şöyledir:
“Sanığın 21.01.2008 günü yapılan duruşmada, görülmekte olandava ile ilgisi bulunmadan, duruşma tutanağına da yansıyan ‘keşke maymundangelselerdi’ biçimindeki sözlerinin, katılanların toplum içindeki itibarı ilediğer fertler nezdindeki saygınlığını rencide edici, şeref ve haysiyetlerineyönelik küçük düşürücü sözler olduğu, suçun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden,yetersiz gerekçeye dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi, bozmayıgerektirmiş, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerindegörülmüş olduğundan…”
13. Bozma sonrası, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin24/12/2013 tarihli kararı ile başvurucunun, zincirlemeli biçimde hakaretsuçundan 2.180,00-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet kararının gerekçesi şöyledir:
“…Sanık savunması, katılanların anlatımları, İstanbul 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/339 esas sayılı dava dosyasına ait 21/02/2008tarihli duruşma tutanağı ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;sanık avukatın İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/339 esas sayılıdavasında katılanlar vekili olarak davayı takip ettiği, 21/01/2008 günlüoturumda ‘keşke maymundan gelselerdi’ sözlerini katılanları kastedereksöylediği, bu sözün TCK 125.maddesi kapsamında kişilerin onur, şeref vesaygınlığını zedeleyen söz olarak kabul edilmesi gerektiği, bu şekilde sanığınüzerine atılı hakaret suçunu işlediği sabit görülmüş…”
14. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi kararını kesin olarakvermiştir. Başvurucu karardan, 22/10/2013 tarihinde kararın tefhimi ilehaberdar olmuştur.
15. Başvurucu Anayasa Mahkemesine 18/11/2013 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencideedebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... veya sövmeksuretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan ikiyıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabındahakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederekişlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veyagörüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezayahükmolunur.”
17. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 128. maddesi şöyledir:
“(1) Yargı mercileri veya idarî makamlar nezdinde yapılanyazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgiliolarak somut isnadlarda ya da olumsuzdeğerlendirmelerde bulunulması hâlinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnatve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıklabağlantılı olması gerekir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
18. Mahkemenin 11/3/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 18/11/2013 tarih ve 2013/8396 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu,
i. Kendisineisnat edilen hakaret suçunu işlemediği halde deliller yeterince araştırılmadanve avukatlık mesleğinin ifası sırasındaki sözlerinin savunma dokunulmazlığıiçerisinde kaldığı değerlendirilmeden cezalandırılmasının Anayasa’nın 36.maddesindeki adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu,
ii. Sonradanyürürlüğe giren 2/7/2012 tarih ve 6352 sayılı Yargı HizmetlerininEtkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluylaİşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun hükümlerilehine olmasına rağmen uygulanmaması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesinde yeralan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini,
iii. Düşünceleriniaçıklamasından dolayı suçlanması ve cezalandırılması nedeniyle Anayasa’nın 26.maddesindeki ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
iv. Başvurucu,manevi tazminat ve yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğiİddiası
20. Başvurucu, kendisine isnat edilen hakaret suçunuişlemediği halde deliller yeterince araştırılmadan cezalandırıldığını ilerisürmüştür. Başvurucu ayrıca, 6352 sayılı Kanun hükümleri lehine olmasına rağmenuygulanmaması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesinin ihlal edildiğini ilerisürmüştür. Ancak Anayasa Mahkemesi başvurucunun ihlal iddialarına ilişkinnitelendirmesi ile bağlı değildir; hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Bubağlamda başvurucunun kendisi hakkında 6352 sayılı Kanun hükümlerininuygulanması gerektiği yönündeki şikâyetin yargılama sonucunda verilen kararayönelik olması nedeniyle söz konusu şikâyetin adil yargılanma hakkının ihlaledildiği yönündeki iddia çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
21. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
22. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
23. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğinekarar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncüfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilenkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireyselbaşvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
24. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğindenbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Buçerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatasıveya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
25. Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, duruşmadahazır bulunan mağdurlara yönelik söylediği sözlerin hakaret suçunu oluşturduğuiddiasıyla kamu davası açılmış ve İlk Derece Mahkemesince cezalandırılmıştır.Başvurucu, avukat sıfatı ile söylediği sözlerde müştekileri kastetmediğini vebu sözlerin hakaret suçunu oluşturmadığı halde cezalandırılmasının adilyargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucununbu şikâyetleri maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi ve derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucunesas yönünden adil olup olmaması ile ilgilidir. Öte yandan başvurucu, düşünceve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olan suçlara ilişkin olarak yapılansoruşturma veya kovuşturmanın belirli bir süre koşullu ertelenmesini emreden6352 sayılı Kanun hükümlerinin kendisi hakkında uygulanmamasından şikâyetçiolmuştur. Derece Mahkemeleri başvurucunun eylemini söz konusu Kanun kapsamındagörmemişlerdir. Bu sebeple başvurucunun bu şikâyetinin hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanmasına ilişkin olduğu açıktır.
26. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğudeliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini veiddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere veiddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığınçözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemeleri tarafındandinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemeninkararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durumda tespit edilememiştir.
27. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, İlk Derece Mahkemesikararının bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik de içermediğianlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğiİddiası
28. Başvurucu, düşüncelerini açıklamasından dolayı suçlanmasıve cezalandırılması nedeniyle Anayasa’nın 26. maddesindeki ifade özgürlüğününihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca avukatlık mesleğinin ifasısırasındaki sözlerinin savunma dokunulmazlığı içerisinde kaldığı haldecezalandırılmasının adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu ilerisürmüştür. Somut davada başvurucu, sanık değil müşteki avukatıdır. Başka birdeyişle başvurucunun avukatlık yaptığı davada başvurucu veya vekiline yönelik birsuç isnadı hakkında karar verilmiş değildir. Başvurucu, avukatlığını yaptığımüştekilerin adil yargılanmadıklarından da şikâyetçi olmamıştır. Başvurucu,kendisinin yargılandığı davadan ve cezalandırılmasından şikâyetçi olmuştur. Ohalde başvurucunun şikâyet ettiği koşullar ve şikâyetlerini dile getirme biçimide dikkate alınarak bu şikâyetlerin bir bütün olarak Anayasa’nın 26. maddesibağlamında incelenmesi gerekmektedir.
29. Başvurucunun bu şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksundeğildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı içinbaşvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. Başvurucunun ve Bakanlığın görüşleri
30. Başvurucu, kendisinin hakaret suçundan cezalandırılmasınaneden olan sözleri şikâyetçileri kastederek söylemediğini, müvekkili olduğukişilere karşı sürekli olarak evrim teorisini savunmaları nedeniyle hakaretedildiğini, kendisinin de bunun için evrim teorisinden söz ederek insanlarınmaymundan türediğini tekrarladığını ve “maymunlarbile bir yiyecek bulduğunda yarısını annesine götürür. Annelere hakaretetmezler” dediğini, müştekileri kastederek “keşke maymundan gelselerdi” demediğinibelirtmiştir. Başvurucu, sözlerinin savunma dokunulmazlığı kapsamındakaldığını, düşüncelerini açıklamasından dolayı suçlanması ve cezalandırılmasınedeniyle Anayasa’nın 26. maddesindeki ifade özgürlüğünün ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
31. Başvurucunun iddialarına karşı Bakanlık görüşünde,başvurucunun sözlerinin savunma sınırlarını aşıp aşmadığının değerlendirilmesigerektiği, Yargıtayın bu konuda yerleşmişiçtihatlarının bulunduğu, yargılama sırasında avukatın ifade özgürlüğünemüdahalenin belirli şartlarda sanığın adil yargılanma hakkı bakımından sorunçıkartabileceği belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca başvurucununşikâyetinin ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesigerektiği belirtilmiş ve bazı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarıhatırlatılmıştır.
b. Değerlendirme
32. Somut başvuruya konu hakaret davasında başvurucu,kullandığı sözlerin hakaret içerdiği kabul edilerek 2.180,00 TL adli paracezası ile cezalandırılmıştır. O halde söz konusu mahkeme kararı ilebaşvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır.
33. Öte yandan söz konusu müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesiaçısından “yasayla öngörülmüş”olduğu ve Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde “başkalarının şöhret veya haklarının korunması”şeklinde “meşru bir amaç güttüğüne”yönelik bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bu nedenle geriye söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olupolmadığını belirlemek kalmaktadır.
i. İlgili ilkeler
34. Başvurucunun bir mahkeme kararına yaptığı itirazda sarfettiği sözlerden dolayı ceza mahkemesince para cezasına mahkûm edilmesineilişkin kararda, demokratik bir toplumda, başvurucunun ifade özgürlüğü ilebaşkalarının şöhret veya haklarının korunması arasında makul bir dengeningözetilip gözetilmediği değerlendirilmelidir.
35. Anayasa’nın “Düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yaymahakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veyafikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. …
Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik,kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesive milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerinaçıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarınınyahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama göreviningereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarınınkullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememekkaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetininkullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
36. Anılan düzenleme uyarınca ifade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaate sahip olma” özgürlüğünüdeğil aynı zamanda sahip olunan “düşünce vekanaati (görüşü) açıklama ve yayma”, buna bağlı olarak “haber veya görüş alma ve verme”özgürlüklerini de kapsamaktadır. Bu çerçevede ifade özgürlüğü, insanınserbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiğidüşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veyabaşkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamınagelir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 40).
37. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlüdüşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Aynı şekildebirey özgün kişiliğini düşüncelerini serbestçe ifade edebildiği vetartışabildiği bir ortamda gerçekleştirebilir. İfade özgürlüğü, kendimizi ve başkalarınıtanımlamada, anlamada ve algılamada, bu çerçevede başkalarıyla ilişkilerimizibelirlemede ihtiyaç duyduğumuz bir değerdir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, §41).
38. AİHM, ifade özgürlüğünün “toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardanbiri olan demokratik toplumun asıl temellerinden birini” oluşturduğunasıklıkla dikkat çekmektedir. AİHM’e göre “İfade özgürlüğü, 10. maddenin 2. fıkrasına bağlıolarak, yalnızca lehte olduğu kabul edilen veya zararsız ya da ilgilenmeyedeğmez görülen bilgi veya düşünceler için değil, aynı zamanda devletin veyanüfusun bir bölümü için saldırgan, şok edici veya rahatsız edici bilgi vedüşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açıkfikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz.”(bkz. Handyside/BirleşikKrallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).
39. İfade özgürlüğü konusunda devletin pozitif ve negatifyükümlülükleri bulunmaktadır. Kamu makamları negatif yükümlülük kapsamındaAnayasa’nın 13. ve 26. maddeleri kapsamında zorunlu olmadıkça düşünceninaçıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı;pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunmasıiçin gereken tedbirleri almalıdır (benzer yöndeki AİHM görüşü için bkz. Özgür Gündem/Türkiye, B.No:23144/93,16/3/2000, §43).
40. İfade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar konusunda devletinve kamu makamlarının takdir yetkisine sahip olduğu belirtilmelidir. Ancak butakdir alanı da Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Demokratik toplumdüzeninin gereklerine uygunluk, ölçülülük ve öze dokunmama kriterleriçerçevesinde yapılacak denetimde genel ya da soyut bir değerlendirme yerine,ifadenin türü, şekli, içeriği, açıklandığı zaman, sınırlama sebeplerinin niteliğigibi çeşitli unsurlara göre farklılaşan ayrıntılı bir değerlendirme yapılmasınaihtiyaç bulunmaktadır (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 48).
41. Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihatlarında demokratiktoplumu, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altınaalındığı rejimler olarak tanımlamıştır. Temel hak ve özgürlüklerin özünedokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar, demokratik toplumdüzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler,istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzenininsürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak yasayla sınırlandırılabilirler(AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Diğer bir deyişle yapılansınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak kullanılmasını durduruyor veyaaşırı derecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülükilkesine aykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsademokratik toplum düzenine aykırı olacaktır (Bkz. AYM, E.2009/59, K.2011/69,K.T. 28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 17/4/2008).
42. Öze dokunmama ya da demokratik toplum gereklerine uygunlukkriterleri, öncelikle ifade özgürlüğü üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya daistisnai tedbir niteliğinde olmalarını, başvurulabilecek en son çare ya daalınabilecek en son önlem olarak kendilerini göstermelerini gerektirmektedir.Nitekim AİHM de demokratik toplumda gerekli olmayı, “zorlayıcı sosyal ihtiyaç” şeklinde somutlaştırmaktadır. Bunagöre, sınırlayıcı tedbir, zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın karşılanması ya dagidilebilecek en son çare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeniningereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Bu konudaki AİHMkararları için bkz. AxelSpringer AG / Almaya, [BD], B.No: 39954/08, 7/2/2012; Von Hannover/Almanya (no.2) [BD], 40660/08 ve60641/08, 7/2/2012).
43. Buradan çıkan sonuca göre demokratik toplumun anatemellerinden olan ifade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veyazararsız veya ilgilenmeye değmez görülen ifadeler için değil, ayrıca Devletinveya toplumun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onlarırahatsız eden ifadeler için de uygulanır. Çünkü bunlar, çoğulculuğun,hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).
44. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamadadevreye girecek olan bir başka güvence de Anayasa’nın 13. maddesinde ifadeedilen “ölçülülük ilkesi”dir. Bu ilke, temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkatealınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplumdüzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri iki ayrı kriter olarak düzenlenmişolmakla birlikte bu iki kriter arasında bir ilişki vardır. Nitekim AnayasaMahkemesi önceki kararlarında demokratik toplum düzeni için gerekli olmak ileölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, “[T]emel hak ve özgürlüklere yönelik her hangi bir sınırlamanın,]demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülenkamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleyeolanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesigerekir…” (AYM, E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007) diyerek,amaca, temel haklara en az müdahaleyle ulaşmayı sağlayacak aracın tercihedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
45. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temelhak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmakiçin seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple ifade özgürlüğü alanındagetirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahaleninelverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir.
46. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacakdeğerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemesininkararında dayandığı gerekçenin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük ilkesi”ne uygun olduğunuinandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır.
47. Öte yandan Anayasa’nın 26. maddesine göre ifadeözgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden birisi de başkalarının şöhret veyahaklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarınınkorunmasıdır.
48. Bireyin şeref ve itibarı ise Anayasa’nın 17. maddesindeyer alan “manevi varlık”kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olanşeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerinsaldırılarını önlemekle yükümlüdür (B.No:2013/1123, 2/10/2013, § 35). Üçüncü kişilerin şeref ve itibara müdahalesi,birçok ihtimalin yanında, adli makamlara verilen dilekçeler veya mahkemelerönünde sarf edilen sözlerle de olabilir. Bir kişi adli makamlara verilendilekçelerde ve bir yargılama çerçevesinde eleştirilmiş olsa dahi o kişininşeref ve itibarı manevi bütünlüğünün bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
49. Bireylerin maddi ve manevi varlığına üçüncü kişilerinmüdahalelerine karşı etkili mekanizmalar kurma çerçevesinde Devletin pozitifyükümlülüğü, mutlaka cezai soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz.Üçüncü kişilerin haksız müdahalelerine karşı bireyin korunması hukuk muhakemesiyoluyla da mümkündür. Nitekim üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılanmüdahaleler için ülkemizde hem cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür.Hakaret ceza hukuku anlamında suç, özel hukuk anlamında ise haksız fiil olaraknitelendirilmekte ve tazminat davasına konu edilebilmektedir. Dolayısıylabireyin, üçüncü kişilerce şeref ve itibarına müdahale edildiği iddiasıyla,hukuk davası yoluyla da bir giderim sağlaması mümkündür (B.No: 2013/1123, 2/10/2013, § 35).
50. Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığının korunmasıile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunmasıhakkı ile diğer tarafın Anayasa’da güvence altına alınmış olan ifadeözgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurması gerekir (bkz. B.No: 2012/1184, 16/7/2014, § 43;benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. VonHannover/Almanya (no.2) [BD], B.No:40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 99).
51. Somut başvuruda özellikle “sözlerin hedef aldığı kişinin kimliği ve sözlerin amacı”nın özel önemibulunmaktadır. Zira başkalarının şöhret ve haklarının korunması kapsamındaifade özgürlüğüne müdahalenin demokratik toplumlarda gerekliliği konusunda sadevatandaşlarla, kamuya mal olmuş kişilerin, kamu görevlileriyle siyasetçilerinbirbirlerinden ayırarak değerlendirme yapılması gerekir. Özellikle ifadeözgürlüğü ile başkalarının hak ve şöhret değerlerinin çatışması hâlinde eğerşöhreti söz konusu olan kişi sade vatandaş ise koruma üst düzeyde şöhrettenyana tutulmalı, siyasetçinin şöhreti söz konusu ise ilke olarak tercih ifadeözgürlüğünden yana kullanılmalıdır (bkz. B.No:2012/1184, 16/7/2014, § 43)
52. Anayasa Mahkemesi, müdahalenin demokratik bir toplumdagerekli olup olmadığını, müdahalede bulunulurken hakkın özüne dokunulupdokunulmadığını, ölçülü davranılıp davranılmadığını ve düşünceyi açıklamaözgürlüğü ile başkalarının şeref ve itibarının korunması hakkının çatışmasıhâlinde adil bir dengenin kurulup kurulmadığını her olayın kendine hasözelliklerine göre takdir edecektir.
53. Dolayısıyla, başvurucunun müşteki avukatı olarakbulunduğu bir ceza yargılamasında davanın sanıklarına karşı yönelttiğisözlerden dolayı hakaret suçundan adli para cezası ile cezalandırılmasınınölçülü olduğunun kabulü halinde, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin gerekçelerinininandırıcı, başka bir deyişle ilgili ve yeterli oldukları sonucuna varılabilir.
ii. Yukarıda Belirtilenİlkelerin Davaya Uygulanması
54. İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin duruşma tutanağınagöre başvurucu, “13.10.2006 tarihinde tanık olarakanneler dinlenmiştir. Bu tarihten sonra İnternet sayfasında Darvin'in evrimteorisinin yanında olduğumuz iddiası ile çeşitli iftira ve hakarete maruzkalmaktadırlar. Keşke maymundan gelselerdi, Evrim teorisinde insanlarınmaymundan türediği söylenmektedir, bende bunu tekrarlıyorum.”şeklinde sözler sarf etmiştir. Başvurucu, “keşkemaymundan gelselerdi” biçiminde sözleri sanıkları kastedereksöylemediğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi 24/12/2010 tarihli kararındabaşvurucunun söz konusu sözlerinde hakaret kastı bulunmadığı gerekçesi ilebaşvurucunun beraatına karar vermiştir.
55. Temyiz üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 20/2/2013tarihli ilamında, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 20/2/2013 tarihli ilamındabaşvurucunun duruşma sırasında, görülmekte olan dava ile ilgisi bulunmadan,duruşma tutanağına da yansıyan “keşkemaymundan gelselerdi” biçimindeki sözler söylediğini, bu sözlerinmağdurların toplum içindeki itibarı ile diğer fertler nezdindeki saygınlığınırencide edici, şeref ve haysiyetlerine yönelik küçük düşürücü sözler olduğunuve suçun unsurlarının oluştuğunu belirterek İlk Derece Mahkemesinin beraatkararını bozmuştur. Yeniden yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesibaşvurucunun “keşke maymundan gelselerdi”biçimindeki sözleri mağdurları kastederek söylediğine ve bu sözün 5237 sayılıKanun’un 125. maddesi kapsamında kişilerin onur, şeref ve saygınlığınızedeleyen söz olarak kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir.
56. Somut bireysel başvurunun incelenmesinde yalnızca ve tekbaşına derece mahkemelerince verilen kararların ele alınması ile yetinilemez.Başvurucu, İlk Derece Mahkemesinin ve Yargıtayınkabul ettiği gibi cezalandırılmasına neden olan sözleri söylemediğini ilerisürmüştür. Buna karşın ilke olarak, derece mahkemeleri önünde dava konusuyapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması ve delillerin değerlendirilmesi,bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027,12/2/2013, § 26). Dolayısıyla İlk olarak başvurucunun dava konusu sözlerisöyleyip söylemediği meselesinin bireysel başvuruda incelenmeyeceği ve ikinciolarak başvurucu tarafından söylenen sözlerinduruşmada dile getirildiği göz önünde bulundurulmalıdır. Üçüncü olarakise yargılamaya konu “keşke maymundan gelselerdi” şeklindeki ifadenin içinde geçtiği konuşmaların bütünü ilebirlikte ve söylendiği bağlamdankopartılmaksızın, olayın bütünselliği içerisinde değerlendirilmesi gerekir.
57. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alankişinin manevi varlığının korunması hakkından faydalanılabilmesi için, kişininitibarına yönelik saldırının belirli bir ağırlık düzeyine ulaşması ve kişininmanevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkından şahsen yararlanmasınazarar verici nitelikte olmalıdır (B.No: 2012/1184,16/7/2014, § 59; benzer bir değerlendirme için bkz. A./Norveç, B. No: 28070/06, 9/4/2009, § 64). Somut olayda, başvurucunun,müvekkillerinin bazı internet sitelerinde hayvan resimleri ile birliktegösterilmesi nedeniyle mahkemeye yakınmada bulunduğu, insanın maymundantürediği temeline dayanan evrim teorisinden bahsettiği ve taraflar arasında birtartışma yaşandığı anlaşılmaktadır. Başvurucu, “maymunlar bile bir yiyecek bulduğunda annesine götürür. Annelerehakaret etmezler” biçiminde bir söz sarf ettiğini ileri sürmüşolmakla beraber mağdurlar başvurucunun “maymunlarbile bir yiyecek bulduğunda annesine götürür. Annelere hakaret etmezler”dedikten sonra mağdurları kastederek “bunlarve arkadaşları, keşke maymundan gelselerdi” dediğini, mağdurların busözlerin tutanağa geçirilmesini talep etmeleri üzerine “geçin efendim geçin, bunlara maymun demek hakaretdeğil” dediğini ileri sürmüşlerdir. Her iki taraf da mahkemeninsözleri tam olarak tutanağa geçirmediğinden şikâyetçi olmuşlardır. Buna karşınceza davasında başvurucunun mağdurları kastederek “keşke maymundan gelselerdi” şeklinde bir ifade kullandığıkabul edilmiştir. Somut davada çıkarlar arasında adil bir denge kurulmasısırasında bu hususun da göz önünde bulundurulması gerekir.
58. Başvurucu, müştekilerin çocuklarının annelerine hakaretetmelerini kastederek maymunların bile annelerine hakaret etmeyeceklerinisöylediğini ileri sürmüştür. Buna karşın her durumda mağdurun, başvurucununkullandığı sözlere onun verdiği anlamı bilmesi beklenemez.
59. Söz konusu tartışmanın taraflarının kimlikleri de gözönünde bulundurulmalıdır. Mevcut başvurudaki gibi şöhreti söz konusu olan kişisade vatandaş ise koruma üst düzeyden yapılmalı ve bu durum, dengelemede gözönünde bulundurulmalıdır (B.No:2012/1184, 16/7/2014, § 61).
60. Ayrıca başvurucunun eleştirel açıklamalarını yalnızcaduruşmada ifade etmiş olması da bu açıklamalarda yer alan “tahkiri” ortadan kaldırmamaktadır. Her nekadar 5237 sayılı Kanun’un 128. maddesinde “Yargımercileri veya idarî makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddiave savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlardaya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması hâlinde, ceza verilmez”hükmü yer almakta ise de bunun için ifadelerin somut uyuşmazlıkla bağlantılıolması gerekir. Somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan, iddia ve savunmahakkının kullanılmasıyla ilişkilendirilmeyen isnadlargerçek olsa bile iddia ve savunma dokunulmazlığından söz edilemez. Tahkiriçeren sözlerin somut uyuşmazlıkla bağlantılı olup olmadığınındeğerlendirilmesi sorunu hâkimin takdirine bağlı bir husustur. Ancak herdurumda söylenen sözlerin somut uyuşmazlığın sonucunu belirlemede davanınkonusuyla mantıksal açıdan bağlantılı olması, iddia ve savunmaya yararsağlaması gerekir. Bu kabulün sonucu olarak tahkir ifadelerine başvurmadan daiddia, savunma veya itirazlarda bulunulup bulunulamayacağı göz önündebulundurulmalıdır.
61. Başvurucunun dava konusu sözlerinde geçen ve mağdurlarıkastederek “keşke maymundan gelselerdi”şeklindeki sözlerinin günümüzde tahkir ifade eden kelimeler olduğu İlk DereceMahkemesi ve Yargıtayca kabul edilmiştir.
62. Son olarak, yukarıdaki değerlendirmelerle birlikte,başvurucunun müvekkillerini söz konusu sözleri söylemeden de temsil etmesi vesavunmasının mümkün olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Başvurucununyargılanmasına neden olan sözler, fikirlerin tartışıldığı bir ortamda veyagazete yazısı gibi bir basın faaliyetinin gerçekleştirilmesi sırasındasöylenmiş sözler değildir. Başvurucu, profesyonel Avukatlık mesleğini icraettiği sırada kullandığı sözlerden dolayı yargılanmıştır.
63. İlk Derece Mahkemesinin ilerisürdüğü gerekçeler, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahale içinyeterli ve ilişkili bir gerekçelendirme sayılmalıdır. Bu nedenle İlk DereceMahkemesince verilen kararda, ilgili çıkarlar arasında adil bir dengekurulmadığı söylenemez. Sonuç olarak, yukarıdaki hususlar dikkate alındığında,başvurucunun mağdurlara karşı kullandığı sözlerden dolayı aleyhine açılan cezadavasında 2.180,00-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına kararverilmesinden ibaret müdahalenin amaçlanan hedefler açısından orantılı olduğuve bu bağlamda demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülülük ilkesine uygunolduğu kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın 26.maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünü ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Yargılamanın adilliğine ilişkin şikâyetleri yönündenbaşvurunun “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. İfade özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri yönünden başvurununKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucunun, ifade özgürlüğününihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak Anayasa’nın 26. maddesinin birincifıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucuüzerinde bırakılmasına,
11/3/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.