TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
EMİNE YETİŞECEK VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/4496)
Karar Tarihi: 20/4/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucu
:
1. Emine YETİŞECEK
2. Mehmet DEMİR
3. Hebun DEMİR
4. Barış DEMİR
5. Mehmet ÇETİNKAYA
6. Maide ÇETİNKAYA
7. Gülistan MARANGOZ
8. Burhan MARANGOZ
Vekili
:
Av. Rehşan BATARAY SAMAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, 12/9/2006 tarihinde Diyarbakır Koşuyolu Parkıduvarının yakınına terör amaçlı yerleştirilen bir bombanın patlatılması sonucuyaralanan Emine Yetişecek ile yaşamını kaybeden kişilerin yakınlarının açtığıdavalarda hükmedilen maddi tazminat miktarlarının yetersiz olması,başvurucuların manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi,yargılamaların uzun sürmesi ve söz konusu olayda idarenin gerekli güvenliği sağlayamamasınedenleriyle Anayasa’nın 10., 17., 40. ve 61. maddelerinde güvence altınaalınan hakların ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular muhtelif tarihlerde Diyarbakır Bölge İdareMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engelteşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm ve İkinci Bölüm Komisyonlarınca muhteliftarihlerde, başvuruların kabul edilebilirlik incelemelerinin Bölümlertarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanları tarafından muhtelif tarihlerde, başvurularınkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, 2013/4496, 2013/7776, 2013/8484 numaralıbaşvurular hakkındaki görüşünü muhtelif tarihlerde Anayasa Mahkemesinesunmuştur. Bakanlık 2013/5404, 2013/7268 ve 2013/7614 numaralı bireyselbaşvurular hakkında ise aynı patlama olayına ilişkin Mehmet Çetinkaya ve MaideÇetinkaya tarafından yapılmış 2013/1280 numaralı bireysel başvuruda AnayasaMahkemesinin verdiği karara atıf yaparak görüş sunulmayacağını bildirmiştir.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüşlermuhtelif tarihlerde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucularvekili Bakanlığın 2013/4496 ile 2013/7776 numaralı başvurular hakkındakigörüşüne karşı beyanlarını muhtelif tarihlerde Anayasa Mahkemesine ibrazetmiştir.
7. Anayasa Mahkemesi tarafından 2013/5404, 2013/7268, 2013/7614,2013/7776 ve 2013/8484 numaralı başvuru dosyalarının konu yönünden hukukiirtibat nedeniyle 2013/4496başvuru numaralı dosya ile birleştirilmesine,incelemenin 2013/4496 başvuru numaralı dosya üzerinden yürütülmesine ve diğerbaşvuru dosyalarının kapatılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Projesi (UYAP) bilişim sistemi aracılığıyla erişilen bilgi vebelgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
9. Diyarbakır ili Koşuyolu Caddesi üzerinde bulunan KoşuyoluParkı duvarının yakınına terör amaçlı yerleştirilen bir bombanın 12/9/2006tarihinde patlatılması sonucu başvurucu Emine Yetişecek yaralanmış, diğerbaşvurucuların ise yakınlarından bazıları vefat etmiştir.
1. Başvurucular Tarafından Açılan İptal ve TamYargı Davalarına İlişkin Süreç
a. Başvurucu Emine Yetişecek Tarafından Açılan İptalve Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç
10. Başvurucu anılan patlamada yaralanmıştır.
11. Başvurucu anılan patlama nedeniyle uğramış olduğu maddi vemanevi zararın tazmini istemiyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör veTerörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca13/11/2006 tarihinde Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına(Zarar Tespit Komisyonu) müracaat etmiştir.
12. Zarar Tespit Komisyonu 30/5/2008 tarihli ve 2008/2188 sayılıkarar ile başvurucuya 6.577,80 TL ödenmesine karar vermiştir.
13. Başvurucunun söz konusu meblağı kabul etmemesi üzerine17/6/2008 tarihli uyuşmazlık tutanağı düzenlenmiştir. Bunun üzerine başvurucu23/7/2008 tarihinde 20.000 TL maddi, 30.000 TL manevi olmak üzere toplam 50.000TL tazminatın tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle İdare Mahkemesindeiptal ve tam yargı davası açmıştır.
14. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin 24/12/2009 tarihli veE.2008/1871, K.2009/2616 sayılı kararıyla dava reddedilmiştir. Gerekçeninilgili kısmı şöyledir:
" (...)
Dava dosyasının incelenmesinden, davacının12.09.2006 tarihinde Diyarbakır İl Merkezinde Koşuyolu Caddesi üzerinde bulunanKoşuyolu Parkı'nın duvar dibine konan bombanın patlaması sonucu yaralandığı,5233 sayılı Yasa kapsamında davalı idareye başvurduğu, davalı idarece30.05.2008 tarih ve 2008/1-2188 sayılı işlemle davacıya %47 oranında özürlüolduğu göz önüne alınarak 5233 sayılı Yasa kapsamında 6.577,80-TL ödenmesinekarar verilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Davalı idarece anılan olay nedeniyle davacınınyaralanmasına ilişkin belgelerin Dicle Üniversitesi Tıp FakültesiBaştabipliğinden istenildiği, davacı hakkında düzenlenen Sağlık KuruluRaporunda davacının bu olaydan dolayı %47 oranında özürlü kaldığıbildirilmiştir.
Bu durumda, ilgili Yönetmeliğin 21. maddesinin(b) bendine göre davacının yaralanmasının %47 oranında özür meydana getirdiği,(7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunanmiktarın davacının özür derecesi olan %47 nincetveldeki karşılığı olan 20 ile çarpımı sonucu (7000x0.046985x20=) 6.577,90 TLolduğu, idarece de 6.577,80 TL’nin ödenmesine karar verildiği, 5233 sayılı Yasave ilgili Yönetmelik kapsamında mevzuata uygun olarak ödeme yapıldığıgörülmüştür.
Her ne kadar davacı vekilince dosyaya, davakonusu işlemin tesis tarihinden sonra 04.07.2008 tarihinde Diyarbakır Eğitim veAraştırma Hastanesi'nden alınan davacının %75 oranında özürlü olduğuna ilişkinrapor sunulmuş ise de idarece işlem tesisinde esas alınan rapor Mahkemememizce de yeterli görüldüğünden bu rapora itibaredilmemiştir.
Öte yandan, 5233 Kanun'un amacı, teröreylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddîzarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanması olduğundan,davacının manevi tazminat isteminin karşılanmasına olanak bulumamaktadır.
15. Anılan kararının temyiz edilmesi üzerine Danıştay 15.Dairesi, 14/3/2012 tarihli ve E.2011/9693, K.2012/1121 sayılı ilam ile kararınmanevi tazminat istemine ilişkin kısmının onanmasına, maddi tazminat istemineilişkin kısmının ise zarar hesaplanırken 2008 yılı memur aylık katsayısınındikkate alınması gerekirken 2007 yılı memur aylık katsayısının dikkate alındığıgerekçesiyle bozulmasına karar vermiştir.
16. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin 28/2/2013tarihli ve E.2012/10365, K.2013/1647 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
17. Anılan kararın 23/5/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğedilmesiyle 20/6/2013 tarihli ve 2013/4496 numaralı bireysel başvuruyapılmıştır.
18. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi 19/6/2013 tarihli veE.2013/1559, K.2013/760 sayılı karar ile Danıştayınkısmi bozma kararına uymuş ve 2008 yılı memur aylık katsayısını dikkate alarakbaşvurucuya 6.928,04 TL ödenmesine karar vermiştir. Bu kararın temyizedildiğine ilişkin başvuru dosyasında herhangi bir bilgi ve belgebulunmamaktadır.
b. Başvurucular Mehmet Demir, Barış Demir ve Hebun Demir Tarafından Açılan İptal ve Tam Yargı Davalarınaİlişkin Süreç
19. Başvuruculardan Mehmet Demir’in kızları ve diğerbaşvurucuların kardeşleri olan Zilan Demir ile Mizgin Demir anılan patlama sonucunda vefat etmiştir. Aynıpatlamada, Mehmet Demir'in eşi ve diğer başvurucuların annesi Faide Demir de hayatını kaybetmiştir.
i. Zilan Demir’inÖlümü Nedeniyle Açılan Dava
20. Zilan Demir’in ölümü nedeniyleuğramış oldukları maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle 17/7/2004tarihli ve 5233 sayılı Kanun kapsamında 13/11/2006 tarihinde idareye müracaateden başvuruculara Zarar Tespit Komisyonunun 18/5/2007 tarihli ve 198 sayılıkararıyla 18.000 TL ödenmesine karar verilmiştir.
21. Başvurucuların söz konusu meblağı kabul etmemesi üzerine4/5/2007 tarihinde uyuşmazlık tutanağı düzenlenmiş ve başvurucular tarafından17/7/2007 tarihinde 30.000 TL maddi, 75.000 TL manevi olmak üzere toplam105.000 TL tazminatın taraflarına ödenmesine karar verilmesi istemiyle İdareMahkemesinde iptal ve tam yargı davası açılmıştır.
22. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 26/6/2008 tarihli veE.2007/1086, K.2008/1224 sayılı kararıyla dava reddedilmiştir. Gerekçeninilgili kısmı şöyledir:
“…
Bakılan davada; davacıların 5233 sayılı Kanunuyarınca murislerinin ölümünden kaynaklı zarar tazmini istemiyle başvurudabulundukları, komisyon tarafından davacılarınmurislerininterör veya terörle mücadeleden kaynaklı eylemlerden dolayı hayatını kaybettiğigerekçesiyle başvurusu kabul edilerek tarafınatazminat önerildiğine göre, teklif edilen miktarın usulüne uygun olarakhesaplanıp hesaplanmadığının incelenmesi iş bu davadaki uyuşmazlığın esasınaoluşturmaktadır.
Yukarıda anılan kanun hükmü uyarınca; ölümhallerinde 7000 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucubulunan miktarın, elli katı tutarında ilgililere nakdi ödeme yapılacağı hususuaçıktır.
Buna göre; davacının maddi tazminat istemineilişkin olarak; 7000 gösterge rakamının işlem tarihinde (2007 yılı BütçeKanununa göre 1.1.2007-31.6.2007 tarihleri arasında) geçerli olan memur aylıkkatsayısı olan 0,046985 ile çarpımının elli katı olarak hesaplanan16.444,75-YTL miktarın davacıya önerilmesi gerektiği,komisyontarafından yapılan hesaplama sonucunda isedavacıyaölümden kaynaklı 16,445,00-YTL ve cenaze yardımı olarak 1.555,00-YTLolmak üzeretoplam 18.000-YTL’ ninteklif edildiği görülmektedir.
Bu durumda, zarar tespitkomisyonutarafından usulüne uygun olarak yapılan hesaplama sonucu bulunan miktarındavacıya önerildiği görüldüğünden, dava konusu işlemde hukuka ve mevzuataaykırılık görülmemektedir.
Diğer taraftan,terörve terörden kaynaklı eylemlerden zarar gören ilgililerinözelbir kanun olan 5233 sayılı Kanun uyarınca zararlarının karşılanmasını talepedebilecekleri gibi bu yola başvurmadan genel hükümlere göre zararlarınınkarşılanmasını isteyebilecekleri diğer bir ifadeyle terörden kaynaklızararlarının tazmini konusunda seçimlik bir hakka sahip bulundukları hususuaçıktır. Bakılan davada davacıların murislerinin ölümü nedeniyle zararlarınıntazmini istemiyle 5233 sayılı Kanun uyarınca Valilik Makamına başvurdukları vezarar hesaplaması da bu kanun hükümlerine göre usulüne uygun olarakyapıldığından bu yönüyle de komisyon işleminde bir hukuka aykırılıkbulunmamaktadır.
23. Başvurucular tarafından temyiz edilen karar Danıştay 15.Dairesinin 14/3/2012 tarihli ve E.2011/9627, K.2012/1111 sayılı ilamıylaonanmıştır.
24. Başvurucuların karar düzeltme talebi de aynı Dairenin27/2/2013 tarihli ve E.2012/11703, K.2013/1542 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
25. Anılan kararın 5/7/2013 tarihinde başvurucular vekilinetebliğ edilmesiyle 12/7/2013 tarihli ve 2013/5404 numaralı bireysel başvuruyapılmıştır.
ii. Mizgin Demir’inÖlümü Nedeniyle Açılan Dava
26. Başvurucular, aynı patlama sonucunda vefat eden Mizgin Demir’in ölümü nedeniyle uğramış oldukları maddi vemanevi zararlarının tazmini için 5233 sayılı Kanun kapsamında 13/11/2006tarihinde idareye müracaat etmiştir. Zarar Tespit Komisyonunun 18/5/2007tarihli kararı ile başvuruculara 18.000 TL ödenmesine karar verilmesi üzerine,başvurucular tarafından, Zilan Demir'in ölümünedeniyle açılan davada belirtilen taleplerle 17/7/2007 tarihinde Diyarbakır 1.İdare Mahkemesinde ayrı bir dava açılmıştır.Diyarbakır1. İdare Mahkemesi, 27/6/2008 tarihli ve E.2007/1088, K.2008/1238 sayılı kararile Zilan Demir’in ölümü nedeniyle açılan davadakinebenzer gerekçelerle davanın reddine karar vermiştir. Danıştay 15. Dairesinin14/3/2012 tarihli ve E.2011/9631, K.2012/1115 sayılı ilamı ile onanan kararbaşvurucuların karar düzeltme taleplerinin aynı Dairenin 20/2/2013 tarihli veE.2012/9775, K.2013/1435 sayılı ilamı ile reddedilmesiyle kesinleşmiştir.
27. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararın 27/8/2013tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmesiyle 23/9/2013 tarihli ve2013/7268 numaralı bireysel başvuru yapılmıştır.
iii. Faide Demir’inÖlümü Nedeniyle Açılan Dava
28. Başvurucular aynı patlama sonucunda vefat eden Faide Demir’in ölümü nedeniyle uğramış oldukları maddi vemanevi zararlarının tazmini için 5233 sayılı Kanun kapsamında 13/11/2006tarihinde idareye müracaat etmiştir. Zarar Tespit Komisyonunun 18/5/2007tarihli kararı ile başvuruculara 18.000 TL ödenmesine karar verilmesi üzerinebaşvurucular tarafından Zilan Demir'in ölümünedeniyle açılan davada belirtilen taleplerle 17/7/2007 tarihinde Diyarbakır 1.İdare Mahkemesinde ayrı bir dava daha açılmıştır.Diyarbakır1. İdare Mahkemesi, 27/6/2008 tarihli ve E.2007/1087, K.2008/1237 sayılı kararile Zilan Demir’in ölümü nedeniyle açılan davadakinebenzer gerekçelerle davanın reddine karar vermiştir. Danıştay 15. Dairesinin14/3/2012 tarihli ve E.2011/9671, K.2012/1112 sayılı ilamı ile onanan kararbaşvurucuların karar düzeltme taleplerinin aynı Dairenin 20/2/2013 tarihli veE.2012/9414, K.2013/1436 sayılı ilamı ile reddedilmesiyle kesinleşmiştir.
29. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararın 17/9/2013tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmesiyle 9/10/2013 tarihli ve2013/7614 numaralı bireysel başvuru yapılmıştır.
c. Başvurucular Mehmet Çetinkaya ve Maide ÇetinkayaTarafından Açılan İptal ve Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç
30. Başvurucuların kızı NazlıcanÇetinkaya anılan patlama sonucunda vefat etmiştir.
31. Başvurucular NazlıcanÇetinkaya'nın ölümü nedeniyle uğramış oldukları maddi ve manevi zararlarınıntazmini için 5233 sayılı Kanun kapsamında 13/11/2006 tarihinde idareye müracaatetmiştir. Zarar Tespit Komisyonunun 18/5/2007 tarihli kararı ile başvuruculara18.000 TL ödenmesine karar verilmesi üzerine başvurucular tarafından 17/7/2007tarihinde Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde 30.000 TL maddi, 70.000 TL maneviolmak üzere toplam 100.000 TL tazminat talepli iptal ve tam yargı davasıaçılmıştır.
32. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi, 22/4/2008 tarihli veE.2007/1090, K.2008/597 sayılı karar ile 5233 sayılı Kanun uyarıncabaşvuruculara ödenen maddi tazminat miktarının belirlenmesinde bir isabetsizlikbulunmadığı 5233 sayılı Kanun sadece maddi zararları tazmin ettiğindenbaşvurucuların manevi tazminata ilişkin taleplerinin karşılanmasının mümkünolmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
33. Danıştay 15. Dairesinin 21/3/2012 tarihli ve E.2011/9355,K.2012/1323 sayılı ilamı ile onanan karar başvurucuların karar düzeltmetaleplerinin aynı Dairenin 20/2/2013 tarihli ve E.2012/9767, K.2013/1434 sayılıilamı ile reddedilmesiyle kesinleşmiştir.
34. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararın 24/9/2013tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmesiyle 22/10/2013 tarihli ve2013/7776 numaralı bireysel başvuru yapılmıştır.
d. Başvurucular Burhan Marangoz ve GülistanMarangoz Tarafından Açılan İptal ve Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç
35. Başvurucuların oğlu Hasan Marangoz anılan patlama sonucundavefat etmiştir.
36. Başvurucular Hasan Marangoz'un ölümü nedeniyle uğramışoldukları maddi ve manevi zararlarının tazmini için 5233 sayılı Kanunkapsamında 13/11/2006 tarihinde idareye müracaat etmiştir. Zarar TespitKomisyonunun 18/5/2007 tarihli kararı ile başvuruculara 18.000 TL ödenmesinekarar verilmesi üzerine başvurucular tarafından 17/7/2007 tarihinde Diyarbakır1. İdare Mahkemesinde 30.000 TL maddi, 70.000 TL manevi olmak üzere toplam 100.000TL tazminat talepli iptal ve tam yargı davası açılmıştır.
37. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi, 27/6/2008 tarihli veE.2007/1089, K.2008/1240 sayılı karar ile 5233 sayılı Kanun uyarıncabaşvuruculara ödenen maddi tazminat miktarının belirlenmesinde bir isabetsizlikbulunmadığı 5233 sayılı Kanun sadece maddi zararları tazmin ettiğindenbaşvurucuların manevi tazminata ilişkin taleplerinin karşılanmasının mümkünolmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
38. Danıştay 15. Dairesinin 21/3/2012 tarihli ve E.2011/9369,K.2012/1322 sayılı ilamı ile onanan karar başvurucuların karar düzeltmetaleplerinin aynı Dairenin 12/6/2013 tarihli ve E.2012/9804, K.2013/4408 sayılıilamı ile reddedilmesiyle kesinleşmiştir.
39. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararın 22/10/2013tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmesiyle 21/11/2013 tarihli ve2013/8484 numaralı bireysel başvuru yapılmıştır.
2. Ceza Soruşturması ve Kovuşturma Süreci
40. Yerel Mahkeme dosyalarında bulunan ve UYAP bilişim sistemiaracılığıyla elde edilen bilgi ve belgelere göre başvuru konusu olaya ilişkinceza soruşturması ve kovuşturma süreci şöyledir:
41. Başvuruya konu patlama olayından bir gün sonra bir internetsitesi aracılığıyla olayda kullanılan termos düzeneğinin fotoğraflarına da yerverilerek söz konusu patlama olayı Türk İntikam Tugayı adı verilen biryapılanma tarafından üstlenilmiştir. Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğüyetkililerince yapılan inceleme ve araştırmalarda internet sitesinde yer alanfotoğrafla olay yerinde kullanılan düzeneğin birbiriyle uyum sağladığı vedüzeneğin telsiz kullanılarak uzaktan kumanda ile patlatılmış olduğu söz konususitenin kısa bir süre önce oluşturulduğu tespit edilmiştir.
42. Konuyla ilgili yetkili makamların soruşturma ve araştırmalarıdevam etmekte iken Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Elektronik Şube Müdürlüğüne7/4/2008 ve 19/2/2009 tarihlerinde iki e-posta ihbarı yapılmış ve anılanihbarda patlamanın üstlenildiği internet sitesini kuranlardan birinin B.G.olduğu belirtilerek B.G.ye ait çeşitli şahsi bilgilere yer verilmiştir.
43. Söz konusu ihbar üzerine derinleştirilen ve genişletilensoruşturma sonucunda ihbarda yer alan bilgiler teyit edilmiş, patlamayıüstlenen Türk İntikam Tugayına ait internet sitesine B.G. tarafından giriş yapıldığıtespit edilmiş ve bu sitenin B.G. tarafından kurulduğuna dair kuvvetli bulgularile B.G.nin patlama olayına dâhil olduğu sonucunagötüren birçok teknik detay tespit edilmiştir. Olay yerinde ele geçirilentelsizin de B.G.nin akrabası H.T. tarafından internetsitesi aracılığıyla satın alınarak temin edildiğinin tespit edilmesi üzerine22/3/2009 tarihinde B.G. ile B.G.nin patlamaolayından önce ev arkadaşı olan M.E., B.G. ile M.E.ninsavunmaları doğrultusunda da 23/3/2009 tarihinde H.T. gözaltına alınmıştır.Akabinde 27/3/2009 tarihinde anılan kişiler mahkeme kararı uyarıncatutuklanmıştır.
44. Söz konusu kişilerin Mahkeme kararı doğrultusunda ev veüstlerinde yapılan aramalar sonucunda yasa dışı PKK terör örgütününpropagandasını yapan çok sayıda ve çeşitte doküman ele geçirilmiştir. Anılankişilerin kolluk ve cumhuriyet savcısı huzurunda, müdafi eşliğinde verdikleriifadeler; patlamaya neden olan bombanın askerlik iznine gelen H.T. tarafındanB.G. ve M.E.nin ikamet ettiği evde hazırlandığı, H.T.nin örgüt dağ kadrosunda iken çıkan çatışma sonucuhayatını kaybeden amcasının oğlunun intikamını almak, yasa dışı gösterilerdeKürt kökenli gençlere kötü muamelede bulunulduğu gerekçesiyle polislerdenintikam almak gibi sebeplerle kendi başına bu eylem kararını aldığı, örgütlehine ama örgütten talimat almaksızın bu eylemi gerçekleştirdiği, termosiçindeki bomba düzeneğinin saat 20.30’da Diyarbakır Koşuyolu Parkı duvarınınyakınına H.T. tarafından konulduğu ve yaklaşık kırk dakika sonra patlatıldığı, B.G.nin de ona yardım ettiği, M.E.ninise yardımı söz konusu olmamakla birlikte rastlantı eseri bombanınhazırlanmasına tanıklık ettiği şeklindedir.
45. Olayla ilgili soruşturma evresinin tamamlanması üzerineDiyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 9/6/2009 tarihli ve 2009/857 sayılıiddianame ile H.T., B.G. ve M.E. hakkında Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde kamudavası açılmıştır. İddianamede H.T. ve B.G.nin devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma, kastenöldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulmasıveya el değiştirmesi, mala zarar verme suçlarından; M.E.ninise H.T. ve B.G. tarafından olayda kullanılan el yapımı bombanın hazırlanmasıeylemine bilfiil katılarak tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya eldeğiştirmesi suçu ile devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma, kasten öldürme,kasten öldürmeye teşebbüs ve mala zarar verme suçlarına yardım etme suçlarındancezalandırılması talep edilmiştir.
46. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi 17/5/2012 tarihli veE.2009/405, K.2012/102 sayılı kararı ile sanıklar B.G. ile M.E.ninsorgu savunmasında ifadelerinden vazgeçmekle birlikte mahkeme aşamasındayeniden kolluk ve Cumhuriyet Savcısı huzurundaki ifadelerini samimi veistikrarlı bir biçimde verdikleri, sanık H.T.nin iseikrar yönündeki ifadelerini sorgu ve mahkeme aşamalarında reddetmek, buifadelerin baskı ve şiddet sonucu zorla alındığını belirtmekle birlikte savcıhuzurunda, müdafi eşliğinde ve kamera önünde işkence yapılmasının hayatınolağan akışına aykırı olduğu, sanıkların tamamının ikrar içeren ifadelerindeanlattıkları olayların birbirleriyle örtüştüğü gibi olayın oluşumu ile debirebir uyumlu olup saat, dakika ve zamanlama itibarıyla ifadelerin gerçeğiyansıttığının açıkça anlaşıldığı, sanıkların olaydan sonraki eylem ve davranışları,gittikleri yerler, yapılan araştırmalar sonucu elde edilen HTS raporları,sinyal bilgileri, tanık beyanları da dikkate alındığında maddi bulgularınanlatımları desteklediği sonucuna ulaşıldığı, sanık H.T.nininkar yönünde verdiği ifadelerin askıda kaldığı ve suçtan kurtulmaya yönelikolduğu, bomba düzeneğini nasıl hazırladığını uygulamalı olarak CumhuriyetSavcısı huzurunda ayrıntılı olarak anlattığı, bomba konusunda deneyimli veuzman bir kişi olduğunun anlaşıldığı belirtilerek sanık H.T. ve B.G.nin 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu’nun (TCK) 302/1. maddesi gereğince ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbethapis cezası ile cezalandırılmalarına; TCK’nın 82/1-a-c maddesi gereğince ayrıayrı on kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına,TCK’nın 82/1-a-c maddesi gereğince ayrı ayrı on dört kez on beş yıl hapiscezası ile cezalandırılmalarına, TCK’nın 174/1. maddesi gereğince ayrı ayrıaltı yıl sekiz ay hapis ve 80.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına,sanık M.E.nin ise TCK’nın 314/2. maddesi gereği yediyıl altı ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCK’nın 174/1. maddesi gereğibeş yıl hapis ve 160 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına kararverilmiştir.
47. Sanıklar müdafileri, Cumhuriyet Savcısı ve katılanlarınvekilleri tarafından temyiz edilen karar Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/12/2013tarihli ve E.2013/4628, K.2013/14930 sayılı kararı ile H.T. ve B.G. hakkındaverilen hükümler yönünden onanmış ve söz konusu hükümler aynı tarihtekesinleşmiştir. M. E. hakkındaki karar ise silahlı terör örgütüne yardım etmeve patlayıcı madde bulundurma suçlarından kurulan hüküm yönünden suçun vasfındayanılgıya düşüldüğü gerekçesiyle bozulmuştur. M.E. hakkındaki bozma kararındansonra yargılamaya devam eden Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 18/9/2014tarihli ve E.2014/229, K.2014/269 sayılı kararı ile M.E.ninTCK’nın 315. maddesi gereğince örgüte silah sağlama suçundan on beş yıl hapiscezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. M.E. tarafından temyiz edilenkarar hakkında Yargıtay tarafından hâlihazırda bir karar verilmemiştir.
B. İlgili Hukuk
48. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 12. ve 13. maddeleri, 14. maddesinin(3) ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5)numaralı fıkrası, 49. maddesinin (1) numaralı fıkrası.
49. 5233 sayılı Terör Kanun’un “Amaç” kenar başlıklı 1. maddesişöyledir:
“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zararauğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleribelirlemektir.”
50. 5233 sayılı Kanun’un“Başvurunun süresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması” kenarbaşlıklı 6. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
“Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkilitemsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde,her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıliçinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği ilvaliliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonrayapılacak başvurular kabul edilmez. Bu Kanun kapsamındaki yaralanma ve engellihâle gelme durumlarında, yaralının hastaneye kabulünden hastaneden çıkışınakadar geçen süre, başvuru süresinin hesaplanmasında dikkate alınmaz.
Komisyon, zarar görenlerle yapılacak herbaşvuru ile ilgili çalışmalarını, başvuru tarihinden itibaren altı ay içindetamamlamak zorundadır. Zorunlu hâllerde, bu süre vali tarafından üç ay dahauzatılabilir.”
51. 5233 sayılı Kanun’un“Karşılanacak Zararlar” kenar başlıklı 7. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluylakarşılanabilecek zararlar şunlardır:
...
b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.
…"
52. 5233 sayılı Kanun’un "Zararın tespiti" başlıklı 8.maddesi şöyledir:
“7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı,adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularakolayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsakusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle,hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarınauygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ilebelirlenir.
Taşınmazailişkin zarar tespitinde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun11 inci maddesinde belirtilen kıymet takdiri esasları kıyasen uygulanır.”
53. 5233 sayılı Kanun’un “Yaralanma,engelli hâle gelme ve ölüm hallerinde yapılacak ödemeler” kenarbaşlıklı 9. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımısonucunda bulunan miktarın;
…
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katıtutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
Nakdî ödemenin tespitine esas tutulacakmiktar, ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya Bakanın onayı tarihinde geçerligösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirlenir.
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenennakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasailişkin hükümleri uygulanır.
Bakanlar Kurulu, nakdî ödemeye esas tutulangösterge rakamını yüzde otuza kadar artırmaya veya kanunî sınıra kadarindirmeye yetkilidir.
…
Nakdî ödemenin şekli, tutarı, yaralanma veengellilik derecelerinin tespitine ilişkin esas ve usuller yönetmeliklebelirlenir.”
54. 5233 sayılı Kanun’un“Zararın karşılanmasına ilişkin sulhname”kenar başlıklı 12. maddesi ise şöyledir:
“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişiaracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindekinakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göremahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluylakarşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte haksahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesiveya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargıyoluna başvurarak zararın tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğubelirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkilitemsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafındanimzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliyegönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklardailgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
55. Mahkemenin 20/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
56. Başvurucular; vatandaşların yoğun olduğu bir yere bombadüzeneğinin rahatlıkla bırakılması ve patlatılması nedeniyle yakınlarınıkaybettiklerini (başvuruculardan Emine yetişecek ise ağır yaralandığını),devletin güvenlik hizmetini gereği gibi yerine getirmediğini, olayda idareninihmal ve kusurunun bulunduğunu, öte yandan açtıkları tam yargı davalarındaMahkemece hükmedilen maddi tazminat miktarlarının yetersiz olduğunu, tazminathesaplamasında yaş, eğitim durumu, ekonomik ve sosyal durum, yoksun kalınandestek gibi etkenlerin gözönünde bulundurulmadığını,herkes için maktu bir tazminat miktarı belirlenmiş olmasının hukuka aykırıolduğunu, genel tazminat hukuku ilkelerine göre karar verilmesi gerektiğinibelirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
57. Başvurucular, uyuşmazlık hakkında yürütülen yargılamanınmakul sürede sonuçlandırılmadığını, yedi yılı aşan dava süresinin kendileriaçısından manevi bir işkenceye dönüştüğünü belirterek Anayasa’nın 17.maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
58. Başvurucular derece mahkemelerinin yaptığı hatalıdeğerlendirme nedeniyle manevi zararlarının tazmin edilemediğini, derecemahkemelerinin genel tazminat hukuku ilkelerini adeta rafa kaldırarak sadece5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirme ve hesaplama yaptığını, bu nedenlemanevi tazminat taleplerinin tamamen reddedildiğini, kararların hukuka vehakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
59. Başvurucular yakınlarının yaşamını kaybetmesine neden olanbombalı eylemin Türk İntikam Tugayı tarafından kısa süre içinde üstlenildiğini,söz konusu olayda hayatını kaybedenlerin Kürt kökenli olduklarını ve bu nedenlehedef seçildiklerini, idarenin ihmalinden kaynaklı farklı bölgelerdeki farklıolaylarda yaşamını yitirenler için açılan tazminat davalarında çok daha yüksekmeblağların ödenmesine karar verilmek suretiyle mahkemelerin de bu hususta ayrımcılıkyaptığını belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesininihlal edildiğini ileri sürmüştür.
60. Başvurucular, temyiz ve karar düzeltme aşamalarında yargımakamlarınca taleplerinin değerlendirilmediğini, aynı gerekçelerle taleplerininreddedildiğini belirterek Anayasa’nın 40. maddesinde tanımlanan haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
61. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16).Başvuru formu ve ekleri bir bütünincelendiğinde başvurucuların yaşamı koruma yükümlülüğünün yerine getirilmediğiyönündeki iddiaları ile maddi tazminat miktarlarına ilişkin iddialarının yaşamhakkı kapsamında; başvurucuların davaların makul sürede tamamlanmadığıyönündeki iddiaları ile manevi tazminata ilişkin taleplerinindeğerlendirilmeden reddedildiği yönündeki iddialarının ise adil yargılanmahakkı kapsamında değerlendirilmesine karar verilmiştir. Başvurucuların eşitlikilkesi ile etkili başvuru hakkı kapsamında ileri sürdüğü iddiaların ise ayrıcaincelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
62. Başvurucular, 12/9/2006 tarihinde meydana gelen patlamanedeniyle ayrı ayrı Zarar Tespit Komisyonuna başvuru yapmış sonrasında iseZarar Tespit Komisyonunca önerilen meblağları yetersiz bularak Diyarbakır 1.İdare Mahkemesinde ve Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinde ayrı ayrı dava açmıştır.Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi ve Diyarbakır 2. İdare Mahkemesince farklı davadosyaları üzerinden yargılama yürütülmüş ise de aynı talepleri içeren davalarınbenzer gerekçeler ile reddedildiği anlaşıldığından başvurucuların iddialarınınbir bütün olarak birlikte incelenmesine karar verilmiştir. Davaların farklıoluşu sadece makul süre şikâyeti yönünden yapılan incelemede dikkatealınmıştır.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiğineİlişkin İddia
63. Koşuyolu Parkında meydana gelen patlama sonucubaşvuruculardan Emine Yetişecek yaralanmış diğer başvurucuların ise bazıyakınları vefat etmiştir.
64. Devletin; bir kişinin, yaşamının doğrudan risk altınagirmesine ve ölmesine yol açabilecek nitelikteki üçüncü kişilerin potansiyeleylemlerine ya da öldürücü bir hastalığa maruz kalmasına engel olabilecektedbirleri almadığı durumlarda, o kişi ölmemiş olsa dahi yaşamı korumayükümlülüğü ve bununla bağlantılı olarak bu duruma yol açtığı ileri sürüleneylem ve ihmallerin etkili bir şekilde soruşturulması yükümlülüğüdoğabilecektir (İlker Başer ve diğerleri,B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 37). Anayasa Mahkemesi, Emine Yetişecek'inyaralanmasına neden olan patlamanın ölümle sonuçlanabilecek potansiyele sahipolduğunu ve Emine Yetişecek'in yaşamını tehlikeyeattığını dikkate alarak, Emine Yetişecek yönünden yaşam hakkı kapsamında birinceleme yapmanın uygun olduğu sonucuna varmıştır.
65. Emine Yetişecek ayrıca Diyarbakır 1. İdare Mahkemesindeaçtığı iptal ve tam yargı davasında verilenkararın manevi tazminat istemine ilişkin kısmının onanmasına, maddi tazminatistemine ilişkin kısmının ise zarar hesaplanırken 2008 yılı memur aylıkkatsayısının dikkate alınması gerekirken 2007 yılı memur aylık katsayısınındikkate alındığı gerekçesiyle bozulmasına ilişkin Danıştay 15. Dairesi kararınakarşı yaptığı karar düzeltme talebinin aynı Dairenin 28/2/2013 tarihli ilamıile reddedilmesi üzerine bireysel başvuru yapmıştır. Bu durumda, başvurucununmanevi tazminata ilişkin iddiaları ile davanın makul sürede sonuçlandırılmadığıiddiası yönünden başvuru yollarının tüketilmiş olduğu hususunda kuşkubulunmamakla birlikte diğer iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketiliptüketilmediği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekir.
66. Emine Yetişecek, kararın maddi tazminata ilişkin kısmınınküçük bir hesap yanlışlığı nedeniyle bozulduğunu belirterek davanın madditazminata ilişkin kısmının kesinleşmesini beklemeden bireysel başvuruyapmıştır. Somut olayda başvurucunun, başvuru tarihi itibarıyla maddi tazminatiddiaları yönünden başvuru yollarını tüketmeden başvuruda bulunduğuanlaşılmakta ise de, Danıştay'ın maddi tazminata ilişkin bozma gerekçesidikkate alındığında ve davanın maddi tazminata ilişkin kısmının bireyselbaşvuru incelemesi devam ederken Diyarbakır 2. İdare Mahkemesince bozma kararıdoğrultusunda karara bağlandığı, bu kararın taraflarca temyiz edildiğineilişkin bir bilgi ve belge bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda, somutolayın koşullarında başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilmesi gerektiğisonucuna varılmıştır.
67. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan başvurunun bukısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığınaİlişkin İddia
68. Başvurucuların yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyetiaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezliknedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurunun bukısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Manevi Tazminat Talebinin Reddine KararVerilmesinin Hukuka ve Hakkaniyete Aykırı Olduğuna İlişkin İddia
69. Başvurucuların manevi tazminat taleplerinin reddine kararverilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu yönündeki iddialarınınaçıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiği İddiası
70. Başvurucular, bombalı eylemde hayatını kaybedenlerin veyaralananların tamamının Kürt kökenli olmaları nedeniyle hedef seçildiklerini,idarenin ihmalinden kaynaklı farklı bölgelerde meydana gelen yaşam kayıplarıüzerine açılan tazminat davalarında çok daha yüksek meblağların ödenmesinekarar verilirken kendilerine daha düşük miktarda tazminata karar verilmeksuretiyle mahkemelerin bu hususta ayrımcılık yaptığını ve bu durumunAnayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ilerisürmüştür.
71. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır.”
72. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un“Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
73. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca AnayasaMahkemesine bireysel başvuru “ikincilnitelikte bir kanun yolu” olup bu yola başvurulmadan önce kuralolarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.
74. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınuyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortayaçıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerinebaşvurulmalıdır.
75. Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği; başvurucununtemel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarını öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine usulüne uygun olarak iletmesi, bu konudasahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu mercilere sunması, aynı zamanda busüreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olmasıgerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takipedilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, AnayasaMahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049,16/4/2013, § 32).
76. Başvuru konusu olayda başvurucuların yargılamanın hiçbiraşamasında etnik kökenleri nedeniyle ayrımcılığa uğradıkları yönünde herhangibir iddia ileri sürmedikleri görülmektedir.
77. Anılan ihlal iddialarının kanun yollarında ilerisürülmeksizin bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
e. Anayasa’nın 40. Maddesinin İhlal Edildiğineİlişkin İddia
78. Başvurucular; dava, temyiz ve karar düzeltme aşamalarındaileri sürdükleri talep ve gerekçelerinin yargı yerlerince ısrarladeğerlendirilmediğini ve aynı gerekçelerle taleplerinin reddedildiğinibelirterek Anayasa’nın 40. maddesinde tanımlanan etkili başvuru haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
79. 6216 sayılı Kanun'un, "Bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi" kenarbaşlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir. "
80. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün"Bireysel başvuru formu ve ekleri" başlıklı 59. maddesinin (2)numaralı fıkrasının (d) bendinde, bireysel başvuru formunda bireysel başvurukapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği, buna ilişkingerekçeler ve delillere ait özlü açıklamaların yer alacağı belirtilmiştir.
81. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarakolaya ilişkin iddialarla hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkinaçıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlama yükümlülüğübaşvurucuya ait olmasına rağmen başvurucular tarafından Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (AİHS/Sözleşme) 13. maddesine ve dolayısıyla Anayasa’nın 40.maddesi hükümlerine atıfta bulunulmakla birlikte yargılama sürecinde hangitalep gerekçelerinin değerlendirilmediğinin belirtilmediği ve söz konusuhükümlerin nasıl ihlal edildiğine ilişkin somut bir açıklama ve kanıtlamadabulunulmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir (Yusuf Gezer, B. No. 2013/2103, 14/1/2014, § 40).
2. Esas Yönünden
a. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiğineİlişkin İddia
82. Başvurucular, vatandaşların yoğun olduğu bir yere bombadüzeneğinin rahatlıkla bırakılması ve patlatılması nedeniyle yakınlarınıkaybettiklerini (başvuruculardan Emine yetişecek ise ağır yaralandığını),devletin güvenlik hizmetini gereği gibi yerine getirmediğini, olayda idareninihmal ve kusuru bulunduğunu, öte yandan açtıkları tam yargı davalarındamahkemece hükmedilen maddi tazminat miktarlarının yetersiz olduğunu, tazminathesaplamasında yaş, eğitim durumu, ekonomik ve sosyal durum, yoksun kalınandestek gibi etkenlerin göz önünde bulundurulmadığını, herkes için maktu birtazminat miktarı belirlenmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, genel tazminathukuku ilkelerine göre karar verilmesi gerektiğini belirterek Anayasa’nın 17.maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
83. Bakanlığın görüş yazısında yapılacak olan incelemede aynıpatlama olayı hakkında Anayasa Mahkemesince verilmiş olan 8/5/2014 tarihlikararın gözönünde bulundurulması gerektiğibelirtilmiştir. Bakanlık görüşünde, başvurucuların maddi tazminata ilişkiniddiaları hakkında ise delillerin değerledirilmesininve hukuk kurallarının yorumlanmasının Anayasa ve Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) tarafından güvence altına alınan haklar ve özgürlüklerihlal edilmediği sürece bireysel başvuru konusu yapılamayacağı, bireyselbaşvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarınincelemeye tabi tutulamayacağı, derece mahkemelerinin delilleri takdirindeaçıkça keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin butakdire müdahalesinin söz konusu olamayacağı bildirilmiştir.
84. Başvurucu cevap dilekçesinde tazminat miktarına ilişkindeğerlendirme yapılırken 5233 sayılı Kanun’un çıkarılış amacı ve sürecinin gözönünde bulundurulması gerektiğini, anılan Kanun’un 1987yılından bu yana yaşanan mağduriyetleri tazmin amacıyla çıkarıldığını, Kanunhükümlerinin bu kadar geriye götürülmesinin doğal sonucu olarak maktu tazminatmiktarlarının belirlendiğini ancak anılan Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonrameydana gelen zararlar bakımından bu maktu miktarların adaletsizliğe yolaçtığını, zira Kanun çıkarılmadan önce açılan tazminat davalarında farklıkriterler esas alınmak suretiyle maddi tazminat hesabı yapıldığını ve buşekilde çok daha yüksek miktarlarda tazminatlara hükmedildiğini, sorunun yerelmahkemenin delilleri farklı değerlendirmesinden değil; delilleri, olayınniteliğini ve talepleri hiçbir şekilde değerlendirmemesinden kaynaklandığınıbildirmiştir.
85. Anayasa'nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
86. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmezhaklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleribulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunanhiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanısıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerinyaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişininkendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğübulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).
87. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahipolduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göredevletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölümolaylarında Anayasa’nın 17. maddesi, devlete, elindeki tüm imkânları kullanarakbu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olankişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerindurdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirlerialma sorumluluğu yüklemektedir. Bu sorumluluk -kamusal olsun veya olmasın-yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).
88. Bu kapsamda devletin egemenlik alanında bulunan bireylerinyaşamını korumak için önleyici genel güvenlik tedbirleri alma yükümlülüğü debulunmaktadır. Bu gereklilik daha ziyade bireylerin üçüncü kişilerin suçniteliğindeki eylemleri nedeniyle yaşamlarının tehdit altında olduğu durumlardaortaya çıkmaktadır (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, B. No: 2013/1280,28/5/2014, § 59).
89. Ancak yetkili makamların, yaşamla ilgili her türlüpotansiyel tehdidin gerçekleşmesini önlemek için somut tedbirler almayazorlanması beklenemez (Mehmet Çetinkaya veMaide Çetinkaya, § 60).
90. Özellikle polisin görevini yerine getirirken karşılaştığızorluklar, modern toplumların yönetilmesinin zorluğu, insan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerekyapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi gözönünealınarak pozitif yükümlülük; yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekildeyorumlanmamalıdır. Pozitif yükümlülüğün ortaya çıkması için yetkililercebelirli bir kişinin hayatına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikeninbulunduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği durumların varlığı kabuledildikten sonra böyle bir durum dâhilinde, makul ölçüler çerçevesinde ve sahipoldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecekşekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısız olduklarının tespitigerekmektedir (Mehmet Çetinkaya ve MaideÇetinkaya, § 61).
91. Devletin yaşamı koruma pozitif yükümlülüğü kapsamındasorumlu tutulabilmesini belirli koşullara bağlayan bu yaklaşım, bireylerinyaşam hakkının terörden kaynaklanan bir tehdit altında olduğu durumlar için degeçerlidir (Mehmet Çetinkaya ve MaideÇetinkaya, § 62).
92. Başvuru konusu olayda 12/9/2006 tarihinde Diyarbakır ili KoşuyoluCaddesi üzerinde bulunan Koşuyolu Parkı duvarı yakınına yerleştirilen bombanınpatlaması sonucu başvuruculardan Emine Yetişecek yaralanmış, diğerbaşvurucuların ise bazı yakınları yaşamını yitirmiştir. Söz konusu olayın teröreylemi sonucu gerçekleştiği hususunda Bakanlık ve başvurucular arasındaherhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır.
93. Somut olay açısından devletin yaşamı koruma pozitifyükümlülüğünü esas bakımından yerine getirip getirmediğinin tespit edilebilmesiiçin kamu yetkililerince çok sayıda kişinin yaşamını kaybetmesine veyaralanmasına neden olan bomba eyleminin gerçekleşeceğine dair gerçek ve yakınbir risk bulunduğunun bilinip bilinmediği ya da bilinmesinin gerekipgerekmediğinin, eğer biliniyor ise söz konusu tehlikeyi önlemek için makulölçüler çerçevesinde ve sahip olunan yetkiler kapsamında alınması gerekenönlemlerin alınıp alınmadığının olayın koşulları çerçevesinde ortaya konulmasıgerekmektedir.
94. “Olay ve olgular” kısmındada belirtildiği üzere ve dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerden12/9/2006 günü saat 21.10’da Diyarbakır Merkez Koşuyolu Caddesi üzerindebulunan Koşuyolu Parkının duvarına yakın bir mesafeye termos içineyerleştirilmiş el yapımı bir bombanın patlaması sonucu toplam on kişininyaşamını yitirmesine, birçok kişinin yaralanmasına ve birçok ev, iş yeri, araçve eşyanın zarar görmesine neden olan olayın terör eylemi sonucu meydanageldiğinin etkili bir ceza soruşturması ve yargılama sürecinin ardından verilenmahkeme kararıyla da sabit olduğu anlaşılmaktadır.
95. Anılan patlamanın meydana geldiği Diyarbakır, terörolaylarının zaman zaman yaşandığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer almaklabirlikte bölgedeki terörle ilgili eylemler, büyük oranda bölgenin kırsalkesiminde terör örgütü mensupları ile silahlı kuvvetler mensupları arasındayapılan silahlı çatışmalar ya da teröristlerce yollara döşenen mayınlarınpatlaması şeklinde gerçekleşmiştir. Başvuru konusu olay ise büyükşehir olanDiyarbakır’ın merkezinde ve insanların yoğun olarak bulunduğu bir yerebırakılan bomba düzeneğinin patlatılması sonucu meydana gelmiştir. DolayısıylaDiyarbakır il merkezi açısından bu tür bir eylemin öngörülmesi olasılığıyetkililer açısından zayıf bir ihtimal olarak değerlendirilebilir ise debölgenin teröre yönelik genel hassasiyeti nedeniyle anılan ilde yetkilimakamlar tarafından belirli düzeyde güvenlik tedbirlerinin alınması gerekeceğitabiidir.
96. Öte yandan belirli düzeyde güvenlik tedbirleri alınmasıhâlinde dahi insanların dikkatini çekmeyecek şekilde gizlenebilen ve buözelliği sayesinde nüfusun yoğun olduğu yerlere de rahatlıkla yerleştirilebilenbomba düzeneklerinin yetkililer tarafından önceden tespit edilebilmesiningiderek gelişen ve karmaşıklaşan teknolojik imkânlar dikkate alındığındaoldukça zor olduğu, diğer taraftan bu tür eylemlerin şüphe çeken bir husus yada istihbarat olmadan öngörülme olasılığının çok zayıf olduğu açıktır.
97. Somut olayda söz konusu patlamanın münferit bir terör eylemiolduğu ve olaydan önce herhangi bir ihbar ya da istihbaratın yetkili makamlarailetilmediği, dolayısıyla olayın öngörülemez nitelikte olduğuna kuşku yoktur.Ayrıca olayın faillerinden H.T.nin eylemi geceyarısından sonra polis araçlarına yönelik olarak gerçekleştirmeyi planladığıancak olay günü Koşuyolu civarında gezdiği sırada polis araçlarının uygulamayaptığını görmesi üzerine buradaki polisleri hedef almak amacıyla eve bombayıalmaya gittiği, döndüğünde uygulamanın bittiğini görerek geri dönmemek içinbombayı eylem yerine bıraktığı, ailesiylekaldığı evinbalkonundan bomba düzeneğini görebildiği, bir polis aracının bombanın yanındangeçtiğini görmesi üzerine başka bir polis aracının geçmesini beklemekteykenbombanın yerinde olmadığını gördüğü ve bir anlık kararla düğmeye basarakbombayı patlattığı yönündeki ifadelerinden de bombanın konulacağı yer ve zamankonusunda net bir kararın olmadığı, olayın kendiliğinden geliştiği, dolayısıylafailler açısından da belirsizliğin ve öngörülemezliğinsöz konusu olduğu anlaşılmaktadır.
98. Belirtilen koşullarda başvuruya konu olayıngerçekleşeceğinin yetkili makamlar tarafından bilinmediği ve bilinmesinin debeklenemeyeceği kanaatine varılmıştır. Termos şeklindeki bomba düzeneğininparkın duvarına yakın bir yerde bulunmasının yetkililerin şüphesini çekipçekmeyeceği tartışılabilir ise de düzeneğin fail tarafından park yakınınabırakılması ile patlatılması arasında yaklaşık kırk dakika gibi fazla olmayanbir sürenin geçtiği düşünüldüğünde yetkililerin bu nedenden sorumlututulamayacakları açıktır. Diğer taraftan fail H.T.ninifadelerinden de anlaşılacağı üzere patlamadan önce olay yerinde polislerinuygulama yaptıkları, patlamadan hemen önce de bir polis aracının olaymahallinde devriye görevi yapmakta olduğu hususları da gözetildiğindeyetkililerden beklenebilecek genel güvenlik tedbirlerinin olay mahallindemevcut olduğu sonucuna varılmıştır.
99. Sonuç olarak başvuruculardan Emine Yetişecek'inyaralanmasına ve diğer başvurucuların bazı yakınlarının yaşamını yitirmesineneden olan patlamanın meydana gelmesinde yetkili makamların sorumlu tutulmasınıgerektirecek bir ihmal ya da kusur bulunduğu söylenemez.
100. Başvuruya konu olayın meydana gelmesinde devletin korumayükümlülüğü yönünden herhangi bir sorumluluğu tespit edilmemiş olmakla birlikteobjektif sorumluluk anlayışına dayalı sosyal risk ilkesi temel alınarakhazırlanan 5233 sayılı Kanun kapsamında başvuruculardan Emine Yetişecek'e 6.928,04 TL, diğer başvuruculara ise her birölüm olayı için ayrı ayrı 18.000 TL maddi tazminat ödenmesine kararverilmiştir. Ancak söz konusu meblağı kabul etmeyen başvurucular, bu kararlarıniptali ve taraflarına daha yüksek miktarda maddi tazminatın ödenmesi istemiyledavalar açmıştır. İdare Mahkemeleri 5233 sayılı Kanun kapsamında mevzuata uygunolarak yapılan ödeme işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyledavaları reddetmiştir.
101. Başvuruculara ödenmesine karar verilen maddi tazminat 5233sayılı Kanun hükümlerine dayalı olarak Zarar Tespit Komisyonları tarafından5233 sayılı Kanun’da belirtilen yönteme göre belirlenmektedir. Anılan Kanun,genel gerekçesinde de belirtildiği üzere idarenin hukuki sorumluluğunun kusuresasına dayandığı kuralının bir istisnası olarak bilimsel ve yargısaliçtihatlarla kabul edilen sosyal risk ilkesi gereğince idarenin nedensellikbağı ve kusur koşulu aranmaksızın terör eylemleri veya terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddizararlarını yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa süre içindeve sulh yoluyla karşılanması amacıyla düzenlenmiştir.
102. Başvurucular tarafından kendilerine 5233 sayılı Kanunkapsamında Zarar Tespit Komisyonunca ödenmesi teklif edilen maddi tazminatmiktarının mahkemelerde uygulanan çeşitli kriterler dikkate alınmaksızın maktu olarakbelirlendiği ve yetersiz olduğu ileri sürülmekte ise de terörden kaynaklananzararların dava yoluna gidilmeden ilgililerce tazmini olanağı sağlayan 5233sayılı Kanun uyarınca belirlenen tazminat miktarına ve bu miktarın hesaplanmaşekline -belirli bir tatmin sağladığı sürece- Anayasa Mahkemesinin müdahalesisöz konusu olamaz.
103. Somut olayda 5233 sayılı Kanun tarafından belirlenen madditazminat miktarları ile davaların koşulları ve başvurucuların uğradığı zararlararasında açık bir orantısızlık bulunmadığı görülmektedir.
104. Diğer taraftan yakınlarını kaybedenler tarafından idareyekarşı kusur sorumluluğu, kusursuz sorumluluk ya da sosyal risk ilkelerinedayanarak açılan maddi tazminat -destekten yoksun kalma tazminatı- davalarındayapılan tazminat hesabı ölen kişinin gelecekte elde etmesi muhtemel geliriningüncellenmesi esasına dayanmakta ve özellikle ölen kişinin çocuk olmasıdurumunda zararın hesaplanması büyük oranda farazi kabullere dayanmakta olupidarenin kusuru ya da sosyal risk ilkesi uyarınca terör nedeniyle yaşamınıyitiren küçük çocukların yakınları tarafından açılan maddi tazminat davalarındaödenmesine hükmedilen tazminat miktarlarının birbirlerinden çok farklılıkgöstermediği ve söz konusu miktarların başvurucuların iddialarının aksinekendilerine ödenmesi teklif edilen miktarla da uyumlu olduğu tespit edilmiştir(Danıştay 10. Dairesi, E.2002/1160, K.2004/160, 14/1/2004; E.2002/578,K.2004/161, 14/1/2004; E.2005/803, K.2007/4649, 10/10/2007; E.2007/8106,K.2010/5562, 22/6/2010; E.2009/5798, K.2012/5746, 16/11/2012).
105. Açıklanan nedenlerle başvurucuların, Anayasa'nın 17.maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
b. Davaların Makul Sürede Sonuçlandırılmadığınaİlişkin İddia
i. Emine Yetişecek'inYaralanması Nedeniyle Açılan Dava Yönünden
106. Başvurucu Emine Yetişecek, 17/7/2007 tarihinde açmış olduğudavaya ilişkin yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını ileri sürmüştür.
107. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin kararlarına atıf yapılarak, başvurucununiddiaları açısından farklı bir neticeye ulaşılmasını gerektirecek bir nedenbulunmadığı, bu sebeple makul sürede yargılanma hakkına ilişkin görüşsunulmayacağı belirtilmiştir.
108. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalanbir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18) Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanmahakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında ilgili hükmü, Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHMiçtihadı ışığında yorumlamak suretiyle gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yeralan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilenilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somutbaşvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı, yukarıdabelirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olupayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasınınyargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 38, 39).
109. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu, başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gerekenkriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri,§§ 41-45).
110. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncamedeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede kararabağlanması gerekmektedir. Başvuruya konu davanın, başvurucunun DiyarbakırKoşuyolu Parkı yakınına yerleştirilen bir bombanın patlaması sonucuyaralanmasından dolayı uğradığı zararın tazminini konu alan bir uyuşmazlıkolduğu görülmekle birlikte bu sorunun çözümüne yönelik olan ve 2577 sayılıKanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetininmedeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğuna kuşku yoktur.
111. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinmakul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığıkarara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişledavanın ikame edildiği tarih olmakla beraber bazı özel durumlarda girişiminniteliği göz önünde tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki birtarih, başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (Selahattin Akyıl, B. No:2012/1198,7/1/2013, § 45). Somut başvuru açısından benzer bir durum söz konusu olup makulsüre değerlendirmesinde dikkate alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi,başvurucunun yaralanmasından dolayı uğradığını ileri sürdüğü zararlarıngiderilmesi amacıyla Zarar Tespit Komisyonuna başvurdukları 13/11/2006tarihidir.
112. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını dakapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Somut başvuru açısından butarih, Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin Danıştay'ın bozma kararına uyduğuE.2013/1559, K.2013/760 sayılı kararının tarihi olan 19/6/2013 tarihidir.
113. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinden; başvurucutarafından, Diyarbakır Koşuyolu Parkı yakınında meydana gelen patlamadayaralanması nedeniyle uğradığı zararın karşılanması amacıyla 13/11/2006tarihinde Zarar Tespit Komisyonuna başvurulduğu, Komisyonca ödenmesi teklifedilen meblağın kabul edilmemesi üzerine düzenlenen uyuşmazlık tutanağınınardından kendisine 6.577,80 TL ödenmesine ilişkin işlemin iptali ile uğranılan20.000 TL maddi ve 30.000 TL manevi zararın tazmini istemiyle DiyarbakırValiliğine karşı 17/7/2007 tarihinde Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi nezdindedava açıldığı görülmektedir. Davanın 24/12/2009 tarihinde Diyarbakır 2. İdareMahkemesince karara bağlandığı,temyizedilen kararın Danıştay 15. Dairesinin 14/3/2012 tarihli ilamı ile manevitazminata ilişkin kısmının onandığı, maddi tazminata ilişkin kısmının isebozulduğu, başvurucunun karar düzeltme talebinin aynı Dairenin 28/2/2013tarihli ilamı ile reddedildiği, Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin 19/6/2013tarihli kararı ile Danıştay'ın bozma kararına uyulduğu ve bu kararın temyizedilmediği görülmektedir.
114. Bu kararla birlikte neticelenen yargılama süresinin toplam6 yıl 7 ay 6 gün olduğu anlaşılmaktadır.
115. Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alanuyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama süresini aştığı yönündekitespitlere AİHM tarafından verilen birçok ihlal kararında yer verilmiş olupözellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyizve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlalkararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargımakamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından -özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümleri de gözönünde bulundurularak- makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği yönünde karar verilmiş olup (SelahattinAkyıl, §§ 54-60), başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı vetalep konusu göz önüne alındığında başvuruya konu yargılamanın karmaşık birnitelik arz etmediği, davaya bütün olarak bakıldığında 2577 sayılı Kanun’da yeralan usul hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuruaçısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve sözkonusu altı yıl yedi ayı aşkın yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmeninolduğu sonucuna varılmıştır.
116. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
ii. Diğer Başvurucular tarafından AçılanDavalar Yönünden
117. Diğer başvurucular da,yakınlarının ölümü nedeniyle Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde açtıkları davalarınmakul sürede sonuçlanmamasından şikâyetetmektedir.
118. Başvuruculardan Emine Yetişecek'inyaralanması nedeniyle açılan davaya ilişkin yargılama sürecinin, diğerbaşvurucuların yakınlarının ölümü nedeniyle yürütülen yargılama süreçlerindenkayda değer herhangi bir farklılık arz etmediği ve bu davaların altı yılı aşkınbir sürede kesinleştiği anlaşılmış olup Emine Yetişecek dışındaki başvuruculartarafından açılan bu davalarda da Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
c. Manevi Tazminat Taleplerinin ReddedilmesiNedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
119. Başvurucular, terör nedeniyle uğradığı manevi zararlarınıntazminine ilişkin taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığıgerekçesiyle reddedildiğini, idari ve yargısal merciler tarafından taleplerinindikkate alınmadığını, 2577 sayılı Kanun’a ve tazminat hukukunun genelprensiplerine aykırı karar verildiğini, tam yargı davası bağlamında manevitazminat isteminin karşılanmadığını belirterek derece mahkemesi kararlarınınhukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu iddia etmiştir.
120. Bakanlık görüşünde, başvurucuların manevi tazminattaleplerinin reddine ilişkin şikâyetleri ile ilgili olarak delillerindeğerlendirilmesine ve yorumlanmasına ilişkin takdirin yerel mahkemelere aitolduğu, derece mahkemelerinin delilleri takdirinde açıkça keyfîlikbulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesinin söz konusuolamayacağı, terör faaliyetleri sonucunda oluşan zararların karşılanmasınınsosyal risk ilkesi kapsamında değerlendirildiği, başka bir anlatımla teröreylemiyle devletin sorumluluğu arasında illiyet bağı bulunmamasına rağmen 5233sayılı Kanun gereği tazminat ödendiği, eğer 5233 sayılı Kanun çıkarılmamışolsaydı genel tazminat hukuku prensipleri çerçevesinde mağdurlara madditazminat ödenmesinin dahi söz konusu olmayacağı, kanun koyucunun teröreylemleri nedeniyle yapılacak olan ödemeleri maddi zararlar ile sınırlıtuttuğu, manevi zararları bu kapsama almadığı, bireysel başvuru incelemesindeyapılacak olan değerlendirmede bu hususların göz önünde bulundurulmasıkonusunda takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu bildirilmiştir.
121. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı sunduklarıdilekçelerinde başvuru formunda belirtilen iddialarını yinelemiştir.
122. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucularıniddialarının özünün, İlk Derece Mahkemesince eksik ve hatalı değerlendirmeyapılmasına ve 2577 sayılı Kanun kapsamında inceleme yapılmamasına ilişkinolduğu anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucuların anılan iddiaları,adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerden biri olan gerekçeli kararhakkı kapsamında değerlendirilmiştir.
123. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
124. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararlarıgerekçeli olarak yazılır.”
125. Sözleşme’nin 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
126. Gerekçeli karar hakkı adil yargılanma hakkının somutgörünümleridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli kararhakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa'nın 36.maddesi kapsamında yer vermektedir (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
127. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesinyargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hakniteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gerekenşekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlükararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hakarama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §30).
128. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından birisi olmakla beraber, bu hak yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda TurizmPazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 26).
129. AİHM’e göre mahkemeler ve yargımercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidirler. Gerekçegösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konuolayın içinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No:134/1996/753/952,19/2/1998, § 42).
130. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerininayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerinonama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (AzizTurhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, § 53), başvurucuların dile getirmesinerağmen ilk derece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyizbaşvurularıyla başvurucuların usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yöneliksomut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileritarafından resen dikkate alınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızınuygulanmaması gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görülebilir (Mustafa Kahraman,B. No: 2014/2388, 4/11/2014, § 37).
131. Somut olayda başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamındakurulan Diyarbakır Zarar Tespit Komisyonuna başvuruda bulunmuştur.Başvurucuların oluşan zararları için çeşitli miktarlarda maddi tazminatödenmesine karar verilmiştir. Başvurucular, tazminat miktarının eksikhesaplandığı gerekçesiyle İdare Mahkemelerinde maddi ve manevi tazminattalebiyle dava açmıştır.
132. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi ile Diyarbakır 2. İdareMahkemesi, muhtelif tarihlerde verdiği kararlarla Zarar Tespit Komisyonununmaddi tazminata ilişkin verdiği miktarların başvurucuların zararınıkarşıladığına, manevi tazminatın ise 5233 sayılı Kanun kapsamındadüzenlenmediği gerekçesiyle reddine karar vermiş, temyiz merciince de bukararlar onanmıştır.
133. 5233 sayılı Kanuna dayalı manevi tazminat istemlerindeAİHM, 5233 sayılı Kanun kapsamında yalnızca maddi zararlar için tazminat talepetme olanağının bulunduğunu ancak Kanun’un 12. maddesinin idari yargıda manevizarar için tazminat talep etme imkânı sağladığını ifade etmektedir (İçyer/Türkiye, B. No: 18888/02, 12/1/2006, §81).
134. 5233 sayılı Kanun’un 1. maddesinin itiraz yoluyla iptaledilmesi amacıyla yapılan başvuruda Anayasa Mahkemesi, 25/6/2009 tarihli veE.2006/79, K.2009/97 sayılı kararında anılan maddenin iptali isteminireddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
“5233 sayılı Yasa, terör eylemleri veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar görenkişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan,idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması amacıyla hazırlanmışbir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan vatandaş ile devlet arasındakiuyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif bir çözüm yöntemi getirmiştir.Yasa koyucu bu amaca uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklıhükümler öngörerek buna ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılı olarak kuralabağlamıştır.
…
5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işlemininsonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellikbağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelenzararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumlulukalanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanınıgenişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasındameydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla tazminineilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olankısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi,12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yolunabaşvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın 125. maddesinin birincifıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusuibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlerekarşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir.”
135. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihlive E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının konu ile ilgili kısmı şöyledir:
“5233sayılı Yasa, idarenin terör olaylarına dayalı kusursuz sorumluluk alanınıgenişleten, oluşan zararların yargı yoluna başvurmadan sulh yoluyla ödenmesineöngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadece maddi zararlara ilişkin kısmının yargıdışı alternatif bir yöntemle giderilmesini sağlayan, ancak manevi zararlarınkarşılanmasını da engellemeyen nitelikte bir yasadır.
NitekimAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 18888/02 nolubaşvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer - Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı Terör veTerörle Mücadeleden Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgiliolarak “Tazminat Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etmeolanağının bulunduğu doğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idari mahkemelerdemanevi zarar için tazminat talep etme olanağı verdiği görülmektedir.” ifadesineyer verilmiştir.
Budurumda, terör olayları nedeniyle meydana gelen ve sosyal risk ilkesikapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarınca karşılanmayan ilgililerin ilerisürdükleri manevi zarara bağlı tazminat taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda,idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve kuralları çerçevesinde 2577 sayılıYasanın öngördüğü usullere tabi olarak manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğineilişkin yargısal incelemesinin yapılması gerekmektedir.”
136. Bir davada, maddi olguları bildirmek tarafların; bunlarıhukuksal nitelendirmeye tabi tutmak ise hâkimin görevidir. Taraflarcabildirilip, iddia ve savunmaya dayanak yapılan maddi olgular mahkemece tamolarak saptanmalı, dayanılan maddi olguların hukuksal nitelendirmesi ve ilgilihukuk kuralının uygulanması ise mahkemece yapılmalıdır (Nurten Esen, B.No: 2013/7970, 10/6/2015, § 51).
137. 5233 sayılı Kanun, yukarıda anılan kararlarda (bkz. §§132-134) da belirtildiği üzere maddi zararların özel bir giderim usulü olmaklabirlikte manevi zararların karşılanmasına da engel olmayan bir yasadır. 2577sayılı Kanun'un 12. ve 13.maddelerinde, idarenin işlem veya eyleminden kaynaklıolarak hakları ihlal edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânıtanınmaktadır. Bu yol, 5233 sayılı Kanun dışında idari yargıda genel hükümlerebaşvurularak uğranılan zararın tazminine imkân sağlamaktadır.
138. Başvurucular, davalarının ret gerekçesinin tazminathukukunun genel prensiplerine aykırı olduğunu, 5233 sayılı Kanun'un genelhükümlere göre manevi tazminat talep etmelerine bir engel oluşturmadığınıbelirtmiştir. Başvurucular anılan iddialarını Mahkeme önünde ileri sürmüş isede davaların ret gerekçesinden iddialarının tam olarak karşılanmadığıanlaşılmakta olup kanun yolu merciince de anılan konu hakkında yeterlideğerlendirme yapılmamıştır.
139. Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddiolguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere vehukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hükümarasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların, hangi nedenle haklı veyahaksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunlukdenetimini yapabilmeleri için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş;hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecekaçıklıkta gösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, § 57).
140. Bu durumda başvurucuların açtığı iptal ve tam yargıdavalarında ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren, uyuşmazlığın çözümüiçin esaslı bir iddia olan manevi tazminat talebine ilişkin şikâyetlerin sadece5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip gerekçelendirilmesi yeterligörülmemektedir. Anılan iddianın AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştayiçtihatlarında da belirtildiği üzere 2577 sayılı Kanun kapsamında usulkurallarına ve esasa yönelik değerlendirilmesi yapılarak, başvurucuların manevitazminatı hak edip etmediğinin tartışılması gerekirken 5233 sayılı Kanun’damanevi zararların karşılanmasına ilişkin herhangi bir düzenlemeye yerverilmediği gerekçesiyle davaların reddine karar verilmesi adil yargılanmahakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ortaya koymaktadır.Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğindebaşvurucuların gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
141. Belirtilen nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının unsurlarından olangerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
142. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
143. Başvurucular haklarının ihlal edildiğinin tespitini,zararlarının tazminini ve taraflarına maddi ve manevi tazminat ödenmesini talepetmiştir.
144. Adil yargılanma hakkının unsurlarından olan makul süredeyargılanma hakkı ile gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır.
145. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmiş olması nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevizararları karşılığında başvuruculardan Emine Yetişecek'enet 7.800 TL, başvuruculardan Mehmet Demir, Barış Demir ve HebunDemir'e tarafı oldukları üç ayrı dava için müştereken net 45.000 TL,başvuruculardan Mehmet Çetinkaya ile Maide Çetinkaya'ya müştereken net 10.000TL, başvuruculardan Burhan Marangoz ile Gülistan Marangoz'a müştereken net12.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
146. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 1. İdareMahkemesine ve Diyarbakır 2. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesigerekir.
147. Tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasındailliyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucuların maddi tazminattaleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
148. Başvuruculardan Emine Yetişecek tarafından yapılan 198,35TL harçtan oluşan yargılama giderinin bu başvurucuya ödenmesine,başvuruculardan Mehmet Demir, Barış Demir ile HebunDemir tarafından yapılan 595,05 TL harçtan oluşan yargılama giderinin müşterekolarak bu başvuruculara ödenmesine, başvuruculardan Mehmet Çetinkaya ile MaideÇetinkaya tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin müşterekolarak bu başvuruculara ödenmesine, başvuruculardan Burhan Marangoz ileGülistan Marangoz tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderininmüşterek olarak bu başvuruculara ödenmesine kararverilmesi gerekir. Belirtilen başvuruculara 1.800 TL vekâlet ücretinin müşterekenödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
5. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkının unsurlarından olan makul sürede yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
3. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkının unsurlarından olangerekçeli kararhakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereDiyarbakır 1. İdare Mahkemesine ve Diyarbakır 2. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvuruculardan Emine Yetişecek'enet 7.800 TL, başvuruculardan Mehmet Demir, Barış Demir ve HebunDemir'e MÜŞTEREKEN 45.000 TL, başvuruculardan Mehmet Çetinkaya ile MaideÇetinkaya'ya MÜŞTEREKEN 10.000 TL, başvuruculardan Burhan Marangoz ile GülistanMarangoz'a MÜŞTEREKEN 12.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE; tazminata ilişkindiğer taleplerin REDDİNE,
E. Başvuruculardan Emine Yetişecek tarafından yapılan 198,35 TLharçtan oluşan yargılama giderinin BU BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE, başvuruculardanMehmet Demir, Barış Demir ile Hebun Demir tarafındanyapılan 595,05 TL harçtan oluşan yargılama giderinin MÜŞTEREKEN BUBAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE, başvuruculardan Mehmet Çetinkaya ile Maide Çetinkayatarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin MÜŞTEREKEN BUBAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE, başvuruculardan Burhan Marangoz ile Gülistan Marangoztarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin MÜŞTEREKEN BUBAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE ve 1.800 TL vekâlet ücretinin belirtilen BAŞVURUCULARAMÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
20/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.