TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
EMİNE GÖRGÜLÜ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/5871)
Karar Tarihi: 6/7/2017
R.G. Tarih ve Sayı: 8/9/2017 - 30174
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Emine GÖRGÜLÜ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, mazbut vakıflar arasına alınan vakfın "vakıfevladı" olduğunun tespit edilmesine karşın vakfa mütevelli olunmasıtalebinin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 30/4/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına vebu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağınıbildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Saraçoğlu Ahmed kızı Emine Hatun tarafından Balıkesir iliEdremit ilçesinde 1331 hicri (1913 miladi) tarihinde "Emine Hatun BintiAhmed Vakfı" kurulmuştur. Vakfa bazı yazışmalarda "Saraçoğlu AhmedAğa Kerimesi Emine Hatun Vakfı" da denmektedir. Bu Vakfın son mütevellisiAhmet ve Şerife Kadın kızı Hatice Görgülü'dür. Vakıflar Genel Müdürlüğünün(Genel Müdürlük) 21/2/2011 tarihli yazısına göre Vakfa ait tespit edilen ilamdatevliyet görevinin vakıf evlatlarına şart kılındığı hükmü yer almaktadır.
9. Genel Müdürlük İdare Meclisi 30/11/1965 tarihinde, 5/6/1935tarihli ve 2762 sayılı mülga Vakıflar Kanunu'nun 39. maddesi uyarınca bu Vakfınmazbut vakıflar arasına alınmasına karar vermiştir. Kararda, Vakfıntevliyetinin 27/7/1937 tarihinden beri açık olduğu ve belirtilen tarihten buyana emaneten idare edilen bu Vakfa mütevelli olunması için herhangi birmüracaatın olmadığı belirtilmiştir.
10. Öte yandan Edremit ilçesinde "Kilcioğlu Saraç HüseyinAğa Kerimesi Emine Vakfı" ve "Emine Hatun Binti Timur Vakfı"adına kayıtlı taşınmazlar olduğuna ilişkin tapu kayıtları da bulunmaktadır.
11. Edremit Sulh Hukuk Mahkemesinin 24/2/2012 tarihli mirasçılıkbelgesine göre başvurucu, Hatice Görgülü'nün torunudur. Başvurucu 14/1/2011tarihinde Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) Genel Müdürlükaleyhine dava açmıştır. Dava dilekçesinde, başvurucunun "Emine Hatun BintiAhmed Vakfı"nın gerçek evladı olduğu ve vakfiyeye göre tevliyet hakkınında kendisine verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
12. Mahkeme 4/6/2012 tarihinde vakıf uzmanı bir bilirkişidenrapor almıştır. Bilirkişi raporunda başvurucunun Vakfın kurucusu Ahmet kızıEmine Hatun'un torunu olmakla vakfın evladı olduğu ancak Kanun gereği Vakfamütevelli olarak atanmasının mümkün olmadığı görüşü belirtilmiştir. Mahkeme sözkonusu bilirkişi raporunu hükme esas alarak 23/10/2012 tarihinde davanın kısmenkabulüne, başvurucunun vakıf evladı olduğunun tespitine, diğer taleplerinin isereddine karar vermiştir.
13. Taraflarca temyiz edilen hüküm, Yargıtay 18. HukukDairesinin (Daire) 13/6/2013 tarihli ilamıyla onanmıştır. Tarafların karardüzeltme talepleri ise Dairenin 3/3/2014 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.
14. Nihai karar, başvurucu vekiline 3/4/2014 tarihinde tebliğedilmiştir.
15. Başvurucu 30/4/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Mevzuat Hükümleri
16. 2762 sayılı mülga Kanun'un 1. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"4 birinci teşrin 1926 tarihinden öncevücud bulmuş vakıflardan
A - Bu kanundan önce zabtedilmiş bulunanvakıflar,
B - Bu kanundan önce idaresi zabtedilmiş olanvakıflar,
C - Mütevelliği bir makama şartedilmiş olanvakıflar,
D - Kanunen veya fiilen hayri bir hizmetikalmamış olan vakıflar,
E - Mütevelliliği vakfedenlerin ferilerindenbaşkalarına şart edilmiş vakıflar,
Vakıflar Umum Müdürlüğünce idare olunur.Bunların hepsine birden (Mazbut
vakıflar) denir.
(Değişik: 31/5/1949-5404/1 md.) Mütevelliliğivakfedenlerin fer`ilerine şart
edilmiş vakıflara (Mülhak Vakıflar) denir.Bunlar mütevellileri tarafından idare
olunur.
Mütevelliler Vakıflar Genel Müdürlüğünün ve Genel Müdürlük de İdareMec-
lisinin kontrolü altındadır.
..."
17. 2762 sayılı mülga Kanun'un 18 maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Birinci maddede zikredilen mülhakvakıfların tevliyetleri bu kanun hükümleri dairesinde Umum Müdürlükçe tevciholunur."
18. 2762 sayılı mülga Kanun'un 21. maddesi şöyledir:
"Boş kalan mütevellilik, yenisineverilinceye kadar, vakıf işlerine Umum Müdürlük bakar.
Mütevelli olması lazımgelenlerden kimse sağkalmamışsa o vakıf mazbut vakıflar arasına alınır."
19. 2762 sayılı mülga Kanun'un 39. maddesi şöyledir
"Bu kanunun birinci maddesinde UmumMüdürlük tarafından idare edileceği gösterilen ve bu kanunun neşri tarihinekadar mazbutiyet altına alınmış olan vakıfların mazbutiyetleri kaldırılmaz. Onsenedenberi mütevelliliği kimseye tevcih edilmemiş olan vakıflarda artık tevcihyapılmaz.
Ancak alakalıların vakfiyeye göre intifahakları mahfuzdur."
20. 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 3.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Bu Kanunun uygulanmasında;
...
Mazbut vakıf: Bu Kanun uyarınca GenelMüdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı TürkKanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve 2762 sayılı VakıflarKanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıfları,
Mülhak vakıf: Mülga 743 sayılı Türk KanunuMedenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve yönetimi vakfedenlerinsoyundan gelenlere şart edilmiş vakıfları
...
Hayrat: Mazbut, mülhak, cemaat ve esnafvakıfları ile yeni vakıfların, doğrudan toplumun istifadesine bedelsiz olaraksundukları mal veya hizmetleri,
Akar: Vakıf amaç ve faaliyetlerinin yerinegetirilmesi için gelir getirici şekilde değerlendirilmesi zorunlu olan taşınırve taşınmazları,
...
Galle fazlası: Mazbut ve mülhak vakıflarda,vakfın hayrat ve akarlarının onarımı ile vakfiyelerindeki hayrat hizmetlerinifasından sonra kalan miktarı,
İntifa hakkı: Mazbut ve mülhak vakıflarda,vakfiyelerindeki şartlara göre ilgililere bırakılmış galle fazlaları vehakları,
ifade eder."
21. 5737 sayılı Kanun'un 6. maddesinin birinci ve ikincifıkraları şöyledir:
"Mazbut vakıflar, Genel Müdürlüktarafından yönetilir ve temsil edilir.
Mülhak vakıflar, Anayasaya aykırılık teşkiletmeyen vakfiye şartlarına göre Meclis tarafından atanacak yöneticiler eliyleyönetilir ve temsil edilir. Vakıf yöneticileri kendilerine yardımcı tayinedebilirler. Mülhak vakıf yöneticilerinde aranacak şartlar ile yardımcılarınınnitelikleri yönetmelikle düzenlenir. Vakfiyedeki şartları taşımamalarınedeniyle kendilerine yöneticilik verilemeyenler bu şartları elde edinceye,küçükler ile kısıtlılar fiil ehliyetlerini kazanıncaya ve boş kalan yöneticilikyenisine verilinceye kadar, vakıf işleri Genel Müdürlükçe temsilenyürütülür."
22. 5737 sayılı Kanun'un 7. maddesi şöyledir:
"On yıl süreyle yönetici atanamayan veyayönetim organı oluşturulamayan mülhak vakıflar, mahkeme kararıyla GenelMüdürlükçe yönetilir ve temsil edilir.
Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce mazbutvakıflar arasına alınan vakıflarla, bu Kanuna göre mazbut vakıflar arasınaalınan vakıflara bir daha yönetici seçimi ve ataması yapılamaz.
İlgililerin vakfiye şartlarına göre intifahakları saklıdır.
(Ek fıkra:13/2/2011-6111/208 md.) İntifahaklarına ilişkin talepler galle fazlası almaya hak kazanıldığını gösterenmahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer.
(Ek fıkra:13/2/2011-6111/208 md.) Mazbutvakıflarda intifa hakları, galle fazlası almaya hak kazanıldığını gösterenmahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren, vakfın son beş yıl içindekimalvarlığı, gelirleri ve giderleri ile sınırlı olmak ve galle fazlasınınmevcudiyeti şartıyla Genel Müdürlükçe belirlenir. "
23. 5737 sayılı Kanun'un 80. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"5/6/1935 tarihli ve 2762 sayılı VakıflarKanunu, ... yürürlükten kaldırılmıştır."
2. Yargıtay İçtihadı
24. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30/5/2007 tarihli veE.2007/18-293, K.2007/310 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"...
Dava konusu vakıf, Osmanlı dönemine ait birvakıftır.Bu nedenle davayı Osmanlı Vakıf Hukuku düzenlemelerine göre incelemekgerekir. Osmanlı tatbikatında vakıf; bir malı mülkiyetten çıkarıp menfaatlerinibelli şartlarla, ebedi olarak bir hayır cihetine tahsis etmek demektir.
Vakıf, kamu veya özel nitelikte kurulsa dahihukuki bir tasarruf olduğunda şüphe yoktur. Ancak, hukuki tasarruflar, tektaraflı ve iki taraflı irade beyanı çeşitlerine ayrılmaktadır. O halde vakıf,hangi tür irade beyanına göre kurulmaktadır. Osmanlı hukukçularına göre; isterkamuya, isterse özel cihetleretahsis edilsin veya birinci derecede vakıftanyararlanacak belli şahıslar bulunsun veya bulunmasın vakıf tek taraflı birhukuki muameledir. Vakfedenin (vâkıf) icabıyla (irade beyanıyla) kurulur.
Vakıf muamelesinin bağlayıcılık kazanması içinhakimin yargılama sonucundavakfın lüzumuna karar vermesi gerekir. Osmanlıtatbikatında buna tescil denilmektedir. Bir vakıf muamelesinin hem sahih hem delâzım olabilmesi için tescili şart koşulmuştur. Tescil ile , vakfiyet ileverilen hükümler tarafları ve bütün hükmi şahısları bağlar.Artık hiçbir kimsevakıf mal aleyhinde mülkiyet ve istihkak iddiasıyla dava açamaz.
Vakfın konusunun, mütekavvim (dayanıklı)olması gerekir. Hukuki terim olarakmenkul (taşınır), gayrimenkul (taşınmaz) malolması gerekir. Yani vakfın konusunu teşkil edecek mal veyamülkün ayn olmasıgerekir. Ayn, müşahhas (somut) olan şeylere denir ve taşınır-taşınmaz mallarıkapsamına alır.Vakıf konusunu teşkil edecek malın, sonradan meydana gelebilecekanlaşmazlıkları önleyecek kadar bilinmesi ve belirli olması (malum ve muayyen)olması gerekir.Ayrıca vakfedilen mal, vâkıfınmülkü olmalı, ortaklık durumu sözkonusu olmamalıdır.
Vâkıfa ait mülk, vakfedildikten sonra kiminolacaktır.Osmanlı hukukçuları vakıf malların mülkiyetinin “….Allahın mülkü hükmünde…”diyerek hükmi bir şahsiyete intikal ettiğini açıkça söylemektedirler. Vakfınhukuki sonucu vakfedilen malın aslının hapsi ve menfaatinin Allahın kullarınaait olmasıdır... Vakıf muamelesiyle vakfedilen mal, bir çeşit manevidokunulmazlık kazanır. Artık vakıf mal üzerinde, mülkiyet konusu bir malmışgibitasarruf olunamaz.
Özel mülkiyetten çıkan Allahın kullarına aitolan vakfın gayesinden kimler yararlanacaklar. Bir vakıf, vakıftanyararlanansız (mevkufunaleyhsiz) olamaz.Aksi takdirde israf yapılmış olur ki buda yasaklanmıştır. Vakıftan amaç, vakfedenin devamlı olarak sevabını devamettirmesi olduğuna göre, vâkıfın, hayra yönelik olarak vakfın gelirini tahsisetmesi gerekir. Ancak, tatbikatta her zaman böyle olmamış, bazen vakıfmenfaatlerini evlatlarına tahsis ettikleri de olmuştur. Vakıftan yararlananlarözel ve tüzel kişiler olabileceği gibi, hastane, köprü, camii ve benzeritaşınmaz mallar da olabilir. Hatta köleler ve hayvanlar lehine yapılanvakıflara İslam ve Osmanlı tatbikatında çokça rastlanmaktadır...
Vakfın idaresi, tevliyet (velayet) hakkı kimdeolacaktır. Vakıf mallar titizlikle korunmaya, kendisinden amaçlanan gayenintahakkuku için bakıma muhtaçtır. İşletilmesi, elde edilen gelirin dağıtılmasıgerekir.Bütün bu işleri yapmak, vakfı idare etmek, manevi şahsiyeti temsiletmek için bir velayete (tevliyet) ihtiyaç bulunmaktadır. Vakfın idaresievlatlara, evladın en büyüğüne bırakılabilir.Evlatlardan en büyüğü kız ise o davakfı idare edebilir.Erkek olma tercih sebebi değildir...
Yukarıda yapılan açıklamalardan hareketleOsmanlı tatbikatında vakıf; tek taraflı irade beyanıyla kurulan, yargılamasonucunda lüzumunakarar verilen, tescille hüküm ifadeeden; konusu malum,muayyen ve dayanıklı bir malın, vakfedenin mülkiyetinden çıkarılıp özel ve tüzelkişilerin yararına, gayesine uygun bir biçimde mütevellilerince idare edilenhukuki müesseselerdir.
Osmanlı döneminde kurulan bir vakfınyukarıdaki esaslar dairesinde kurulup kurulmadığının tespiti ancak vakfıntüzüğü(vakfiye) ile belirlenebilir.
Dava konusu ... Vakfına aitvakfiyenin ve evlatkaydının bulunmadığı vetevliyetinin10 yıldan fazla açık kaldığı, 2162 sayılıVakıflar Kanununun39.maddesi uyarınca mazbutvakıflardan olduğu Vakıflar GenelMüdürlüğünün 5.3.2004 tarihli yazısından anlaşılmaktadır. Bir vakfın adınıngeçmesi, o vakfa ait malların bulunması; bu vakfın amacının ne olduğunu, vakfıkimin idare ettiğini (tevliyet) ispat için yeterli değildir. (HGK.13.4.1984tarih, 1983/14-79 Esas, 1984/419 Karar – YKD Aralık 1984, sahife 1778)Vakfınvarlığınınve vakıf evladınınkim olduğunun ispatı için vakfiyeninbulunması gerekir. Vakfiyeler, vakıf davalarında birinci derecededelillerdir... Vakfiyeler, kadimden beri kendileriyle amel olunduğubilinmedikçe vakıf davalarında yazılı delil olarak kullanılamazlar. (Mecellemd.1739)Vakfiyelerle amel etmenin şartı, bunların ifade ettikleri maddelerinsabit ve meşhur olmasıdır. Mahkeme sicillerinde kayıtlı bulunan vakfiyeler,muteber yazılı delil olarak kabul edilebilir. Dava konusu ... Vakfı bakımındanvakfiye bulunmadığına göre; vakfınkimin iradesiyle ve hangi amaçla kurulduğunubilmek mümkün olmadığı gibi, vakıftan kimlerin istifade edeceğini, vakıf evladıbulunup bulunmadığını belirlemek de mümkün değildir. Davacınınirsen soybağı ile dava konusu vakfın kurucusunu (vâkıf) mirasçısı olması,vakıftan yararlanan kişi olmasınıgerektirmez. Dava konusu vakıf, OsmanlıSultanları ve ailelerine ait vakıflardandır. Bu çeşit vakıfların tevliyetlerisaltanat makamına şart koşulduğundan, tevliyet işlerini yürütmek üzere EvkafNazırı görevlendirilmiştir. Dolayısıyla bu vakıf, idaresibakımından mazbutvakıflardandır. Ayrıcadava konusu vakfın Padişah tarafından kurulmuş olmasımiri arazinin mülkiyet hakkının değil, tasarruf (yararlanma) hakkının belirlibir amaca tahsis edildiği kanaatini uyandırmaktadır.Bu nedenle mülkiyet hakkıitibariyle gayri sahih vakıflardandır.Davacının böyle bir vakfın gelirindenistifade eden kişi olması dolayısıyla vakıf evladı olması düşünülemez.
..."
25. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12/11/2014 tarihli veE.2013/18-1095, K.2014/897 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"...
2/7898sayılı mülga Vakıflarda İntifa Haklarının Ne Suretle Tesbit ve İta EdileceğiHakkında 17/07/1936 Tarihli Vakıflar Nizamnamesine Ek Nizamname’nin30/07/1987tarihinde değişik 3.maddesinde; 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun yürürlüğegirdiği tarihten önce mazbut Vakıflar arasına alınan vakıflarda intifa hakları,vakfiye şartları esas alınarak 7'nci maddeye göre belirlenen vakıfilgililerine, 6'ncı madde hükümlerine göre her yıl ödeneceği;30/07/1987tarihinde değişik 6.maddede ise; vakfiyeleri gereği intifa hakkıalmaya hak kazanan vakıf evladı veya ilgilisi bulunan mazbut vakıfların, gelirve giderleri, ayrı ayrı, vakıfları adına tutulur. Akar ve toprak satışbedelleri, taviz bedelleri ve hayrat satış bedellerine yürütülen faizler anaparaya eklenerek değerlendirilir ve Vakıflar Meclisi kararıyla yatırımadönüştürülebilir. Vakfiyesinde vakıf taşınmazların bakım ve onarım şartıbulunan vakıfların gayrisafi gelirlerinden, her yıl %10 oranında ihtiyat akçesiayrılarak taşınmazların bakım ve onarımları yapılır. Bu oran, vakıflarınmalvarlığına göre, Vakıflar Meclisi kararıyla artırılabilir. Vakıfların yıllıkgayrisafi gelir tahsilatından %20 oranında yönetim ve temsil gideri karşılığıalınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine gelir yazılır.Bu vakıflarıngerçekleşen yıllık gayrisafi gelir tahsilatından, vakıf için yapılan giderlerve vakfiye şartı gereği yapılan her türlü harcamalar çıkarıldıktan sonra vakıfevlatlarına veya ilgililerine ödenecek intifa hakkı belirlenir. Bu haklar,vakfın gelir fazlasının (intifa hakkının) doğduğu mali yılı izleyen ilk altı ayiçinde vakıfın evladı veya ilgilisi olduğunu mali yılın birinci ayındabelgeleyenlere yıllık olarak ödenir. Ek Nizamnamenin 30.10.1987 tarihindedeğişik 7.maddesinde de her vakıf için belirlenen gelir fazlası (intifahakları) vakfiye şartı gereği vakıf evladı veya ilgilisi olduğunu ve galleyehak kazandığını kesinleşen mahkeme kararıyla ispat edenlere ödeneceği hususlarıdüzenlenmişti.
27.02.2008 tarihinde yayımlanarak yürürlüğegiren 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 75.maddesinde mazbut ve mülhak vakıflarınvakfiyelerindeki şartlar doğrultusunda, ilgililerin haklarının saklı olduğu, buhakların kullanılmasına ilişkin usul ve esasların yönetmelikledüzenleneceğibelirtilmiştir.
27.09.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve anılanmadde doğrultusunda düzenlenen Vakıflar Yönetmeliği’nin 53.maddesi uyarınca;vakıf evlatları veya ilgilileri dilekçe ile vakfiye şartı gereği vakıf evladı veyailgilisi olduğunu ve galle fazlası almaya hak kazandığını gösteren mahkemekararıyla;vakıf evladı veya ilgilisi olduğu mülhak vakıfyöneticisine,vakfiyesinde galle fazlası ödenmesine ilişkin şart bulunan mazbutvakıflarda, ilgili Bölge Müdürlüğü’ne veya Genel Müdürlüğün internetsitesindeki online başvurular kısmında yer alan galle fazlası talep formunundoldurulması şekli ile; Genel Müdürlükçe temsilen yönetilen mülhak vakıflardaise ilgili Bölge Müdürlüğü’ne başvuru yaparlar.
Vakıflar Yönetmeliği’nin 55.maddesine göre de,vakıf evladı veya ilgililerinin galle fazlasını almaya hak kazandıkları tarihilk derece mahkemesi karar tarihi olup, galle fazlasına ilişkin ödeme mahkemekararının kesinleşmesinden sonra yapılır. Galle fazlası, mazbut vakıflardaGenel Müdürlük onayından, mülhak vakıflarda ise kesin hesabın tasdikinden sonra15 gün içerisinde yıllık olarak ödenir. İntifa hakkı ödemeleri yapıldıktansonra ilk defa başvuranlara o yıl ödeme yapılmaz. Ancak hak kazandığı yılınveya yılların evlat hissesi, mahkeme kararının kesinleşmesini müteakip ödenir.
...
Öteyandan, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’na 208.madde ile eklenen 7.maddenin4.fıkrasında düzenlenen intifa haklarına ilişkin taleplerin galle fazlasıalmaya hak kazanıldığını gösteren mahkeme kararının kesinleştiği tarihtenitibaren beş yıl geçmekle düşeceği hükmü ile yasa koyucunun neyi amaçladığının,anılan kanun maddelerinin gerekçesi de bulunmadığından, irdelenmesi gerekir:
5737sayılı Vakıflar Kanunu’nun 3.maddesi uyarınca, intifa hakkımazbut ve mülhakvakıflarda, vakfiyelerindeki şartlara göre ilgililere bırakılmış gallefazlaları ve hakları;galle fazlası ise, mazbut ve mülhak vakıflarda, vakfınhayrat ve akarlarının onarımı ile vakfiyelerindeki hayrat hizmetlerin ifasındansonra kalan miktarı ifade eder.
İntifahakkı, vakıf evladı veya ilgilisi olduğunu kesinleşmiş mahkeme kararıyla ispatedenlere ödenmektedir (5737 s.Vakıflar Kanunu m 75; Vakıflar Yönetmeliği m53).Bu ödemenin yapılabilmesi için; vakfiyede evlada ödeme yapılmasınınöngörülmüş olması, vakfiyede belirtilen nitelikleri haiz vakıf evladı arasındabulunmaları ve vakfın gelir fazlasının mevcut olmasıkoşullarının birliktegerçekleşmesi gerekir.
Kanundaöngörülen 5 yıllık süre hak düşürücü süre olduğundan, galle almaya müstehakvakıf evlatlığının tespitine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren şayet 5yıllık süre içerisinde İdareye hiçbir başvuru yapılmamışsa talep hakkıdüşecektir."
B. Uluslararası Hukuk
26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında, mülkiyethakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerininbunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak “özerk bir yorum” esas alınmaktadır(Depalle/Fransa [BD], B. No:34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-BuschInc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD],B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129). AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddiasının ancak müdahalenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek(1) No.lu Protokol'ün 1. maddesinin anlamı kapsamında bir "mülk" ileilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna görealacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyethakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir "meşru beklenti"de mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], No. 44912/98, 28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya[BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defageliştirildiği kararlar için bkz. PineValley Developments Ltd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık,B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 35; PressosCompanía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No: 17849/91, 20/11/1995,§ 31).
27. Buna göre AİHM, zaman bakımından yetkinin tespitinde kuralolarak müdahalenin meydana geldiği tarihi esas almaktadır. Müdahale -devametmemek kaydıyla- kritik tarihten önce ise zaman bakımından yetki dışında,sonra ise yetki kapsamında görülmektedir. AİHM, özel statülü kiracılık hakkınailişkin sözleşmenin sonlandırılması olayında başvurucunun ihlalin devam ettiğiyönündeki itirazlarına karşın kişinin mülkünden yoksun bırakılmasının anlık bireylem olup devam eden bir ihlal oluşturmadığını ifade etmiştir (Blecic/Hırvatistan [BD], B. No: 59532/00, 8/3/2006 § 86). Yine kamulaştırma çerçevesinde elkonulan taşınmazlarla ilgili bir başvuruyu inceleyen AİHM, benzer gerekçelerle "...yani Türkiye Cumhuriyeti için 1 Nolu EkProtokol'ün 1. maddesinin yürürlüğe girdiği 28 Ocak 1987 tarihinden önce,Hazine'ye devredilmesini dikkate alan AİHM, 1961 tarih ve 221 sayılı Kanun'adayalı bir mülkiyet mahrumiyetinin koşullarını incelemek için zaman bakımındanyetkisiz olduğu kanaatine varmaktadır." demek suretiyle kabuledilemezlik kararı vermiştir (Ekdal vediğerleri/Türkiye, B. No: 6990/04, 25/1/2011, § 48). Saint Vincent De Paul ŞefkatRahibeleriBirliği/Türkiye ((k.k.), B. No: 19579/07, 27/1/2015) kararında dabaşvurucunun mülk sahibi olduğu kabul edilse dahi mülk sahibi sıfatının 1965 ve1978 yıllarında iptal edildiği, mülkün başkaları adına kaydedildiği, ihtilafkonusu taşınmazların mülkiyetinin 28/1/1987 tarihinden çok önce değiştiğitespitiyle mülkiyet hakkından yoksun bırakmanın ilke olarak anlık bir eylemteşkil ettiğini hatırlatan AİHM, başvuruyu Sözleşme hükümleriyle zaman yönündenuyumsuz görmüştür.
28. Dolayısıyla AİHM, mülkiyetten yoksun bırakma şeklindekimülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kural olarak anlık bir eylemoluşturduğunu ve bu müdahalenin sürekli bir hak mahrumiyeti durumuoluşturmadığını kabul etmektedir (Malhous/ÇekCumhuriyeti (k.k.)[BD], B. No: 33071/96, 13/12/2000; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya, §85; Blecic/Hırvatistan, § 86; Ekdal ve diğerleri/Türkiye, § 48).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 6/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
30. Başvurucu; miras yoluyla vakıf evladı olduğunu ancak GenelMüdürlük tarafından vakıf evladı olmadığı belirtilerek Vakfın mazbut vakıflararasına alındığını belirtmektedir. Başvurucu ayrıca, soy bağının kullanılarakEmine Hatun Binti Timur Vakfı ile Kilcioğlu Saraç Hüseyin Ağa Kerimesi EmineVakfının oluşturulduğundan ve evladı olduğu Vakfa ait taşınmazların ise evraktayapılan çeşitli tahrifatlar sonucu bu Vakıflar adına tescil edildiğindenyakınmaktadır. Başvurucu, açmış olduğu davada vakıf evladı olduğunun kabuledilmekle birlikte tevliyet hakkının kendisine verilmesi yönündeki talebininreddedildiğini ifade etmektedir. Başvurucu, vakıflarda zamanaşımı ve hakdüşürücü süre kurallarının işlemediğini belirterek tevliyet hakkının kendisineverilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
31. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanakalınacak35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
32. Öncelikle başvurucu, soy bağının kullanılarak benzerisimlerde çeşitli vakıfların oluşturulduğundan ve evladı olduğu Vakfa aitmalların usulsüz olarak bu Vakıflara verildiğinden yakınmakta ise de bireyselbaşvurunun konusunu bu şikâyetlerin oluşturmadığı anlaşılmaktadır. Nitekimbaşvurucunun bu şikâyetleriyle ilgili olarak herhangi bir idari ve yargısalyola başvurmadığı görülmektedir. Başvurucu, vakıf evladı olduğunun tespiti vetevliyet hakkının kendisine verilmesi istemiyle dava açmış ve bu davadan sonrabireysel başvuruda bulunmuştur. Bu durumda başvurucunun bireysel başvuruya konutemel şikâyetinin vakıf evladı olarak kabul edildiği hâlde tevliyet hakkınınkendisine verilmemesine ilişkin olduğu değerlendirilmiş; başvurucunun mülkiyethakkının ihlal edildiğine yönelik iddiası bu şikâyetle sınırlı olarakincelenmiştir.
33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisininbaşlangıcı 23/9/2012 tarihi olup bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem vekararlar aleyhine yapılan bireysel başvurular incelenebilir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012,§ 17).
34. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisini doğru olarakbelirleyebilmek için kesinleşen nihai işlem ve kararın tarihinin yanı sıragerçekleştiği iddia edilen müdahalenin zamanını da doğru tespit etmek gerekir.Bu tespit yapılırken müdahaleyi oluşturan olaylar ve ihlal edildiği iddiaedilen hakkın kapsamı birlikte değerlendirilmelidir (Agavni Mari Hazaryan ve diğerleri, B. No: 2014/4715,15/6/2016, § 100; başka bir hak ile ilgili olmakla birlikte ilgisi nedeniylebkz. Zeycan Yedigöl [GK], B. No:2013/1566, 10/12/2015, § 31).
35. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlaledildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamakzorundadır (Cemile Ünlü, B. No:2013/382, 16/4/2013, § 26). Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanındakimülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkıkavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu alanlarda kabul edilenmülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından bağımsız olaraközerk bir yorumla ele alınmalıdır (HüseyinRemzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31).
36. Somut olayda başvurucunun, Osmanlı Devleti Dönemi'ndekurulmuş olup kanunlar gereği Cumhuriyet Dönemi'nde de varlığını devam ettirenve mülhak vakıf iken mazbut vakıflar arasına alınan bir Vakfın evladı olduğuDerece Mahkemelerince kabul edilmiştir. Bu durumda başvurunundeğerlendirilebilmesi için öncelikle mülhak ve mazbut vakıfların hukukidurumlarının tartışılması, buna göre mülkün ve müdahalenin varlığının ortaya konmasıgerekmektedir.
37. Kökü İslam hukukuna dayanan ve bir sosyal yardım kurumu olanvakıflar, bir mülkün menfaatlerinin sosyal ve kültürel hizmetlere tahsisedilmek üzere özel mülkiyetten çıkarılarak temlik ve temellükten yasaklanmaksuretiyle kamu yararına özgülenmesini ifade etmektedir. 22/11/2001 tarihli ve4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 101. Maddesinde “'vakıflar' gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirlive sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıolarak tanımlanmış ve bir mal varlığının bütünü veya gerçekleşmiş ya dagerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklarınvakfedilebileceği” belirtilmiştir (AYM, 26/12/2013, E.2013/70,K.2013/166).
38. 1274 (miladi 1858) tarihli Arazi Kanunnamesi'nin 1.maddesine göre arazi; mülk, miri, metruk, mevat ve vakıf arazi olmak üzere beşbölüme ayrılmakta idi. Cumhuriyet Dönemi öncesinde geniş bir uygulamaya sahipolan vakıf müessesesi, 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk KanunuMedenisi'nin kabulünden sonra da varlığını sürdürmüştür. 864 sayılı Kanun'un 8.maddesinde 4721 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce kurulan vakıflariçin ayrı bir tatbikat kanunu çıkarılması gerektiği, yeni kurulan vakıflarınise 4721 sayılı Kanun'a tabi olacağı belirtilmiştir (Agavni Mari Hazaryan ve diğerleri, §§ 79, 80).
39. Günümüzde vakıf kurulabilmesi 4721 sayılı Kanun hükümlerinegöre mümkün olmakla birlikte 4721 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden öncekurulmuş olan vakıflara da -tarihten gelen özellikleri, kuruluş irade veamaçları ile vakıf senetlerindeki koşullar gereği korunmaları vesürekliliklerinin sağlanması hususları gözetilerek- 2762 sayılı Kanunkapsamında yer verilmiş ve mazbut vakıflar, mülhak vakıflar, cemaat vakıfları,esnaf vakıfları ve yeni vakıfların yönetimi, faaliyetleri ve denetimi, yurt içive yurt dışındaki taşınır ve taşınmaz vakıf kültür varlıklarının tescili,muhafazası, onarımı ve yaşatılması, vakıf varlıklarının ekonomik şekildeişletilmesi ve değerlendirilmesinin sağlanmasına ilişkin usul ve esaslar, 2762sayılı Kanun'da düzenlenmiştir (AYM, E.2013/70, K.2013/166, 26/12/2013).
40. Bu doğrultuda 5/6/1935 tarihinde kabul edilen 2762 sayılımülga Kanun'un 1. maddesinde, mütevelliliği vakfedenlerin ferîlerine şart edilmişvakıflara mülhak vakıflar denmiştir. Aynı maddeye göre bu Kanun'dan önce kendiveya idaresi zaptedilen, mütevelliliği bir makama şart edilen, kanunen veyafiilen hayri bir hizmeti kalmayan veya mütevelliliği vakfedenlerin ferîlerindenbaşkalarına şart edilmiş vakıflara ise mazbut vakıflar adı verilmiştir. Bumaddede mülhak vakıfların mütevellileri tarafından, mazbut vakıfların ise GenelMüdürlük tarafından idare olunacağı belirtilmiştir.
41. Aynı şekilde mazbut vakıflar ile mülhak vakıflar 27/2/2008tarihinde yürürlüğe giren 5737 sayılı Kanun'un 3. maddesinde de tanımlanmıştır.Buna göre “mazbut vakıflar”, bu Kanun uyarınca Genel Müdürlükçe yönetilecek vetemsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden öncekurulmuş ve 2762 sayılı mülga Kanun gereğince Genel Müdürlükçe yönetilenvakıflar; “mülhak vakıflar” ise mülga 743 sayılı Kanun'un yürürlük tarihindenönce kurulmuş ve yönetimi, vakfedenlerin soyundan gelenlere şart edilmişvakıflardır.
42. Mülhak vakıfların yönetim ve temsili, bu vakıflarınAnayasa'ya aykırılık teşkil etmeyen vakfiye şartlarına göre Vakıflar Meclisitarafından atanacak yöneticiler eliyle yapılmaktadır. Mazbut vakıflar ise fiilîve hukuki sebeplerle devletin el koyduğu, idaresi bir makama ya da vakfedenlerinferîlerinden başkalarına bırakıldığı, fiilen hayri bir hizmeti kalmadığı içinVakıflar Genel Müdürlüğünün vesayeti altına alınan özel hukuk hükümlerine tabitüzel kişiler olduklarından bu vakıfların yönetim ve temsilleri, hukukistatülerinin korunarak yaşatılmaları amacıyla Vakıflar Genel Müdürlüğünebırakılmıştır. Kendine özgü bu vesayet ilişkisi, mazbut vakıfların hukukistatülerinde bir değişikliğe sebebiyet vermediği gibi vakıf mal varlığının kamumalı hâline dönüşmesi sonucunu da doğurmamaktadır (AYM,E.2013/70, K.2013/166,26/12/2013).
43. Mazbut vakıflar ile mülhak vakıflar, yönetimleri vetemsilleri bakımından farklı hukuki konumda bulunmakta ve farklı kurallara tabitutulmaktadır. Kanun koyucu, yönetim ve temsil görevi Vakıflar GenelMüdürlüğüne verilen mazbut vakıflara ait taşınmazların korunması, vakfın amaçve faaliyetlerinin yerine getirilebilmesi için gelir getirici şekildedeğerlendirilmesine yönelik olarak mazbut vakıf taşınmazları hakkında özeldüzenlemeler öngörmüştür. Mazbut vakıfların taşınmaz varlıklarını koruyucunitelikteki söz konusu düzenlemeler, mazbut vakıfların vakfedenlerinferîlerinin mütevelliliğinde değil de bir kamu idaresinin yönetimi altındabulunması nedeniyle bu vakıfların kanun koyucu tarafından özel olarakkorunması, bu suretle mazbut vakıfların yaşatılması ve vakıf amaçlarınaulaşılması amacını gütmektedir. Kanun koyucu, gerçek kişilerce yönetilmeyenmazbut vakıflara bir anlamda sahip çıkmakta özel bir koruma sağlamaktadır.
44. Vakıf amaç ve faaliyetlerinin yerine getirilmesi için gelirgetirici şekilde değerlendirilmesi zorunlu olan taşınır ve taşınmazlara"akar" denmektedir. Vakıfların elde ettikleri bu gelirlerden doğrudantoplumun istifadesine bedelsiz olarak sundukları "hayrat" adı verilenmal veya hizmetler bulunduğu gibi vakfiyedeki şartlara göre bu gelirlerdenbelirli kişilerin yararlandırılmaları da mümkün olabilmektedir. Buna göremazbut ve mülhak vakıflarda, vakfın hayrat ve akarlarının onarımı ilevakfiyelerindeki hayrat hizmetlerin ifasından sonra kalan miktara "gallefazlası" adı verilmekte olup vakfiyelerindeki şartlara göre ilgililerebırakılmış galle fazlaları ve haklarına da "intifa hakkı"denmektedir.
45. Somut olayda başvurucunun vakıf evladı olduğu DereceMahkemelerince kabul edilmiştir. Vakfın eğer varsa gelirlerine bağlı olarak vevakfiyedeki koşullar dâhilinde galle fazlası ve haklarından dolayı eldeedilebilecek intifa haklarının mal varlığı kapsamında ekonomik bir değer ifadeetmekle mülk teşkil edebileceğinde kuşku bulunmamaktadır. Ancak başvuru konusuolayda başvurucunun galle fazlası ve intifa hakkının mevcut olup da bundanyararlandırılmadığına dair bir uyuşmazlığın bulunmadığı görülmektedir.Başvurucu, esas itibarıyla Vakfın idaresi bakımından önem taşıyan"tevliyet hakkının" verilmemesinden şikayet etmektedir.
46. Vakıfların gayelerini gerçekleştirilebilmesi için titizliklekorunması, işletilmesi ve elde edilen gelirin dağıtılması gerekmektedir. Bütünbu işleri yapmak, vakfı idare etmek ve vakfın manevi şahsiyetini temsil etmekiçin bir velayete (tevliyet) ihtiyaç duyulmuştur. Mülhak vakıfların nasıl idareedileceği ise bu vakıfların mal varlığını, vakıf şartlarını ve vakfedeninisteklerini içeren "vakfiye" adı verilen belgeye görebelirlenmektedir. Tevliyet görevi verilen kişilere ayrıca yine vakfiyedekişartlara göre "tevliyet ücreti" de verilebilmektedir.
47. Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahipolduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği,mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükmebağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir (AYM,E.2011/58, K.2012/70, 17/5/2012).
48. Başvuru konusu olayda başvurucunun "Emine Hatun BintiAhmed Vakfı"nda miras yoluyla vakıf evladı olduğu, açmış olduğu davadaDerece Mahkemelerince kabul edilmiştir. Vakıf evladının vakfiyede öngörülmekkaydıyla belirli ekonomik menfaatlerden yararlanabilmesi mümkün olabilmektedir.Bunun yanında ayrıca tevliyet hakkının verilmesi, vakıf evladına vakfınyönetimi yetkisi vermektedir. Vakfın idare edilmesi ise vakfın malları vegelirleri üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi tanıması bakımından önemtaşımaktadır. Her ne kadar mülhak ve mazbut vakıfların ancak vakfiyelerindekişartlara göre idare edilebilmesi mümkün ise de tevliyet hakkı alınmak suretiylevakfın idaresinin kamu gücü kullanılarak zapt edilmesinin tevliyet hakkınasahip olan vakıf evlatları yönünden mülkiyet hakkı kapsamında tanınan tasarrufyetkisini kısıtladığı kuşkusuzdur. Ayrıca tevliyet hakkının alınmasıylakişiler, vakfiyeye göre ödenmesi muhtemel tevliyet ücretinden de yoksunkalmaktadırlar. Somut olayda uyuşmazlık konusu "Emine Hatun Binti AhmedVakfı"nın tevliyet hakkının evlatlarına şart kılındığı anlaşılmaktadır.Dolayısıyla bu mülhak Vakfın mütevellisinin uzun bir süredir belirlenememesinedeniyle Genel Müdürlük tarafından mazbut vakıflar arasına alınması, tevliyethakkına sahip olabilecek vakıf evladı olan başvurucu yönünden mülkiyet hakkınamüdahale teşkil etmektedir.
49. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göremülkiyetten yoksun bırakma şeklindeki mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler kuralolarak anlık eylemler olup sürekli bir müdahale oluşturmaz (Agavni Mari Hazaryan ve diğerleri, § 114).
50. Somut olayda başvurucunun miras yoluyla evladı olarak kabuledildiği Vakfa, son mütevellisi Hatice Görgülü'nün vefat etmesinden sonra27/7/1937 tarihinden beri mütevelli olarak atanmak üzere hiçbir müracaattabulunulmadığı ve tevliyetinin o tarihten beri açık olduğu tespit edilmiştir. Bugerekçeyle Genel Müdürlük İdare Meclisinin 30/11/1965 tarihli kararıyla, 2762sayılı mülga Kanun'un 39. maddesine göre anılan mülhak Vakfın mazbut vakıflararasına alınmasına karar verilmiştir.
51. Başvurucu, mazbut vakıflar arasına alınma işleminden kırkaltı yıl geçtikten sonra vakıf evladı olduğunun tespiti yanında ayrıca artıkmazbut vakıflar arasında yer alan bu Vakfa mütevelli olarak atanması istemiyledava açmıştır. Ancak 2762 sayılı mülga Kanun'un 39. maddesinin birincifıkrasında, on seneden beri mütevelliliği kimseye tevcih edilmemiş olanvakıflarda artık tevcih yapılmayacağı belirtilmiş olup 5737 sayılı Kanun'un 7.maddesinin ikinci fıkrasında da mazbut vakıflara bir daha yönetici seçimi veataması yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre mazbut vakıflarayönetici seçimi yapılamayacağına ilişkin anılan Kanun hükümlerine dayalı olarakDerece Mahkemeleri, başvurucunun tevliyet hakkına yönelik talebinireddetmiştir. Dolayısıyla söz konusu hukuk yolunun davanın açıldığı tarihitibarıyla tüketilmesi gereken etkili bir başvuru yolu olmadığı açık birşekilde öngörülebilir durumdadır.
52. Sonuç olarak mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden başvuruyakonu mülhak Vakfın mazbut vakıflar arasına alınmasına ilişkin süre, fiilen30/11/1965 tarihinde sona ermiştir. Bu durumda başvuruya konu sürenin AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden öncesonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır.
53. Başvurucu, mazbut vakıflar arasına alınma sürecitamamlandıktan sonra mazbut Vakfa yönetici olarak atanma isteğinde bulunmuş isede yukarıda da değinildiği üzere bu hukuk yolunun başarı şansı bulunan etkinbir başvuru yolu olmadığı anlaşılmaktadır. Başarılı olunmayacağı belli olanbaşvuru yoluna, bireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tarih olarakbelirlenen 23/9/2012 tarihinden sonra başvurulması sonucu verilen ret kararıüzerine yapılan bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesinin zaman bakımındanyetkisi kapsamında olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir (Agavni Mari Hazaryan ve diğerleri, § 119).
54. Açıklanan gerekçeyle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin zamanbakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun zamanbakımından yetkisizlik yönünden KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA6/7/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.