TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
EMİNE SONSUZ VE SEDAT SONSUZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/3786)
Karar Tarihi: 10/10/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucular
:
1. Emine SONSUZ
2. Sedat SONSUZ
Vekili
:
Av. Evin BARTAN TURHAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; kızamık aşısı olunmasına rağmen kızamık hastalığınabağlı olarak ortaya çıkan bir rahatsızlık sonucunda ölüm olayının meydana gelmesinedeniyle yaşam hakkının, olay hakkında açılan tam yargı davasının yaklaşıkyedi yıl sonra kesinleşmesi nedeniyle de makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 2/3/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyandabulunmamışlardır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu dava dosyasıiçeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucuların beyanına göre 2/3/1997 tarihinde dünyaya gelenmüşterek çocukları S.S., dokuz aylıkken (Diyarbakır) Bağlar 1 No.lu SağlıkOcağında kızamık aşısı olmasına rağmen on aylıkken kızamık hastalığınayakalanmıştır. S.S. 2004 yılında kızamık hastalığına bağlı olarak ortaya çıkan subakut sklerozan panensefalit (SSPE) hastalığına yakalanmış veaynı yıl hayatını kaybetmiştir.
10. Başvuruya konu dava dosyası incelendiğinde S.S.nin belli bir dönem Dicle Üniversitesi Eğitim veAraştırma Hastanesinde SSPE tanısıyla tedavi gördüğü anlaşılmaktadır.
11. Başvurucular, çocuklarının SSPE hastalığına yakalanmasındave bu nedenle hayatını kaybetmesinde hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek9/5/2008 tarihinde Sağlık Bakanlığına müracaat etmiş ve bu olay nedeniyleortaya çıkan zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuşlardır.
12. Başvurucuların dilekçesi üzerine Sağlık Bakanlığı TemelSağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün talebi doğrultusunda Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğütarafından konu ile ilgili olarak bir inceleme başlatılmıştır. Bu incelemekapsamında Bağlar 1 No.lu Sağlık Ocağına müzekkere yazılarak S.S.ye ait aşıkartı istenmiştir. Bağlar 1 No.lu Sağlık Ocağı ilgili dönemde meydana gelen subaskını nedeniyle belgelerin tahrip olduğunu ve başvurucuların çocuğuna ait aşıkartının bu sebeple bulunamadığını 23/6/2008 tarihinde Sağlık Bakanlığınabildirmiştir.
13. Sağlık Bakanlığı, yukarıdaki araştırmaları yaptıktan sonraSSPE ve kızamığa bağlı diğer komplikasyonların aşılanmamış; aşılandığı hâldeyeterli bağışıklık düzeyine ulaşmamış veya aşılanmadan önce kızamık hastalığıgeçirmiş çocuklarda ortaya çıktığını, somut olayda SSPE hastalığının ortayaçıkmasında hizmet kusurunun bulunmadığını belirterek 16/7/2008 tarihindebaşvurucuların isteminin reddine karar vermiştir.
14. Başvurucular, bunun üzerine Diyarbakır 1. İdare Mahkemesindedava açmış ve toplam 110.000 TL tazminat talebinde bulunmuşlardır. Başvuruculardava dilekçesinde özetle kızamık hastalığının ardından beyne yerleşen virüsünneden olduğu merkezî sinir sistemi hastalığı olan SSPE'denkorunmanın tek yolunun kızamık aşısı olduğunu, kızamık aşısının ülke genelindeyaygın, yeterli ve uygun koşullarda yapılması hâlinde SSPE hastalığınayakalanma riskinin büyük ölçüde azalacağını ifade etmişlerdir. Başvurucular,çocuklarına kızamık aşısı yapılmış olmasına rağmen bu aşının yeterli dozda veuygun koşullarda yapılmaması nedeniyle önleyici etkisinin olmadığını veçocuklarının SSPE hastalığına yakalanarak yaşamını yitirdiğini ilerisürmüşlerdir. Başvurucular, kızamık aşısının ülkemizde 1987-1998 yıllarıarasında tek doz olarak yapıldığını ancak tek doz kızamık aşısının ülkegenelinde yaygın ve yeterli dozda yapılmaması nedeniyle önleyici özellikgösteremediğini ifade etmişlerdir. Başvurucular ayrıca tüm aşıların kalitekontrollerinin yapılması ve üretimden kullanıcıya kadar soğuk zincir sistemiiçinde hareket edilmesi gerekmesine rağmen ülkemizde bu koşullara uygun hareketedilmediğini iddia etmişlerdir.
15. Sağlık Bakanlığı, dava tarihinden önce Sağlık Bakanlığıonayıyla oluşturulmuş ve SSPE hastalığı hakkında çeşitli araştırmalar yapmışolan SSPE Bilimsel İnceleme Komisyonunca (Komisyon) hazırlanan rapordakiverilere dayanarak dava konusu olayda hizmet kusuru bulunmadığını savunmuştur.
16. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi 16/6/2010 tarihinde SağlıkBakanlığına müzekkere yazarak idarenin savunma dilekçesinde geçen Komisyonraporunun Mahkemeye gönderilmesini istemiştir. Bunun üzerine Sağlık Bakanlığı,söz konusu raporu Mahkemeye göndermiştir.
17. Bu rapor 1970 yılından itibaren Türkiye'de uygulanan kızamıkaşısı ile SSPE hastalığı arasındaki ilişkiyi incelemek üzere Sağlık Bakanı'nın1/7/2005 tarihli ve 6888 sayılı oluru ile kurulan bir Komisyon tarafından hazırlanmıştır.Bu Komisyon, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana BilimDalında görevli Prof. Dr. S.T. ile Doç. Dr. L.A., aynı Üniversitenin ÇocukNörolojisi Bilim Dalında görevli Prof. Dr. S.A. ile Prof. Dr. B.A., yine aynıÜniversitenin Çocuk Enfeksiyonu Ana Bilim Dalında görevli Prof. Dr. M.C.,ayrıca Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana BilimDalında görevli Prof. Dr. U.B. ile bu Üniversitenin Enfeksiyon Hastalıkları veKlinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalında görevli F.A. ve İstanbul ÜniversitesiÇocuk Sağlığı Enstitüsünde görevli Prof. Dr. G.G.denoluşmaktadır. Komisyon, rapor hazırlamadan önce diğer bazı araştırmaların yanısıra Dünya Sağlık Örgütü tarafından yıllara göre önerilen kızamık aşı takviminive uygulamalarını incelemiş, dünyada tek doz kızamık aşısı uygulananülkelerdeki SSPE'nin görülme sıklığını araştırmış,ayrıca Türkiye'deki üniversite ve eğitim hastanelerinde takip/tedavi edilenSSPE olgularının sayısını tespit etmeye çalışmıştır.
18. Komisyon, toplam üç toplantı yaparak 5/4/2006 tarihli birrapor hazırlamıştır. Raporda;
i. Kızamık hastalığının bulaşıcılığı yüksek olan çocukluk çağıhastalıklarından biri olduğu, bildirilen kızamık olgularının yaklaşık %30'undabir ya da daha fazla komplikasyonun ortaya çıktığı, bu komplikasyonlardanbirinin de SSPE hastalığı olduğu belirtilmiştir.
ii. Aşı Güvenliği Küresel Danışma Komitesinin incelenen tüm SSPEolgularında vahşi kızamık suşlarının saptandığınıaçıkladığı ifade edilmiştir. Rapora göre Aşı Güvenliği Küresel DanışmaKomitesi, kızamığın kontrol altına alındığı ülkelerde SSPE'ninazalmasını veya hiç görülmemesini dikkate alarak SSPE hastalığına kızamıkaşısının neden olmadığını açıklamıştır.
iii. SSPE hastalarında moleküler tanı yöntemleri ile yapılanincelemelerde daima vahşi kızamık virüs suşlarınınsaptandığı, kızamık aşı virüsünün hiçbir zaman saptanmadığı belirtilmiştir.
iv. Kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığı komplikasyonlardankorunmanın tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkin aşılanması ile toplumunbağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir.
v. Türkiye'de kullanılan aşıların Dünya Sağlık Örgütü tarafındanönerilen ve onaylanan iyi üretim uygulamaları (good manufacturing practices)kurallarına göre üretilmiş ve uluslararası referans laboratuvarlarında testedilmiş aşılar olduğu belirtilmiştir. Rapordaki bilgilere göre aşılar kullanımasunulmadan önce Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezinde test edilmekte ve uygunolduğu kanıtlanan aşıların kesin kabulü yapılmaktadır. Rapora göre aşılarüretici firmadan alınıp aşılanacak kişiye uygulanana kadar tüm sağlıkkuruluşlarında soğuk zincir sistemi içinde, uygun ısı aralığında korunmakta vesistem sürekli olarak izlenmektedir.
vi. Türkiye'deki aşı uygulamalarının, hastalıkların görülmesıklığı ve dağılımı değerlendirilerek Dünya Sağlık Örgütü ve BağışıklamaDanışma Kurulu önerilerine göre düzenlendiği ifade edilmiştir. Rapordakibilgilere göre kızamık aşısı 1970 yılı sonlarında Dünya Sağlık Örgütütarafından bebeklik çağında yapılması gereken aşılar arasına alınmıştır. Yinerapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü, aşı uygulama zamanını 1986-1989yılları arasında dokuzuncu ayda ve tek doz olarak önermiş; 1993 yılında isekızamık eliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancakgelişmekte olan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu veilk dozda yüksek oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğinibelirtmiştir. Rapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü, 1998 yılında dadokuzuncu ayda tek doz önerisini devam ettirmiştir. Rapora göre Dünya SağlıkÖrgütü 2000 yılında ise dokuzuncu aydaki ilk doz kızamık aşısına ek olarak çocuklaraikinci doz fırsatının verilmesini önermiş, 2003 yılında da bu önerisini tekraretmiştir.
vii. Kızamık aşısı uygulamasının ülkemizde de Sağlık Bakanlığıtarafından 1970 yılında başlatıldığı belirtilmiştir. Türkiye'deki rutin kızamıkaşı uygulamasının Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma Kurulu önerileridoğrultusunda 1970 yılından 1998 yılına kadar tek doz olarak sürdürüldüğü ifadeedilmiştir. Aşılanma oranının 1987 yılından bu yana giderek artış gösterdiği,bu oranın 1987-1990 yılları arasında %60,7, 1991-1994 yılları arasında %73,7,1995-1998 yıllarında ise %76'ya ulaştığı belirtilmiştir. 1999-2002 yıllarıarasında %81,7 aşılama oranına ulaşıldığı, kızamık hastalığının en düşük düzeyeindirilmesi amacıyla 2002 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından Kızamık Eliminasyon Programı başlatıldığı,2003-2005 yılları arasında uygulanan kızamıkaşı günleri ile on beş yaş altı 18,5 milyon çocuğa aşı yapılarak %95oranının aşıldığı, 2003-2004-2005 yıllarında rutin kızamık aşı oranlarının isesırasıyla %75, %87,4 ve %91 olarak gerçekleştiği ifade edilmiştir.
viii. İlkokullarda görülen kızamık salgınlarının önlenmesineyönelik olarak 1998 yılında Bağışıklama Danışma Kurulu kararı ile kızamıkaşısının 2. dozunun ilköğretim birinci sınıf aşı takvimine eklendiği ifadeedilmiştir. Rapordaki bilgilere göre kızamık aşısı 2006 yılından itibaren onikinci ayda uygulanmış, ilkokul 1. sınıfta yapılan kızamık aşısına da devamedilmiştir.
ix. Türkiye'deki SSPE olgularının sayısı ile ilgili olarakyapılan araştırmada toplam altmış bir eğitim ve araştırma hastanesi ileüniversite hastanesinden bildirim yapıldığı, bu bildirimlere göre 1995 yılındanbu yana tedavi/takip amacıyla hastaneye başvuran SSPE olgularının sayısının1.131 olduğu belirtilmiştir. Raporda, bu olguların %56'sının kızamık hastalığıgeçirdiğinin, %11'inin ise kızamık hastalığı geçirmediğinin bildirildiği, %33'üile ilgili bilgiye ulaşılamadığı, yalnızca %29'unda kızamık aşısı yapıldığınınbildirildiği ifade edilmiştir.
x. Dokuzuncu ayda uygulanan kızamık aşısının etkinliğinin %80-85olduğu, Türkiye'deki SSPE olgularının toplumsal bağışıklığın %60 olduğudönemlerden kaynaklandığı, bu bağlamda önemli olan hususun zamanında aşılanmaoranının %95'lerin üzerinde tutulması olduğu ifade edilmiştir. Aşılanmaoranının tek dozla bile %100'e yaklaşması hâlinde o toplumda kızamıkolgularının çok aza inebileceği, bunun en uygun örneğinin Çin olduğu, aşılanmaoranı ülke düzeyinde yüksek olduğu ve salgın oluşturacak, aşısı eksik bir nüfusbulunmadığı için dokuzuncu ay aşılaması ile kızamık olgularının ve buna bağlıSSPE olgularının Çin'de belirgin şekilde azaldığı ifade edilmiştir.
xi. Epidemiyolojik verilerin kızamık aşısının kızamıkhastalığına, dolayısıyla SSPE hastalığına karşı koruyucu olduğunu gösterdiğibelirtilmiştir.
19. Komisyon tarafından hazırlanan raporda sonuç olarakaşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır:
"Sonuç olarak;
1.Ülkemizde, Sağlık Bakanlığı tarafından GBPkapsamında uygulanan tüm aşıların kalite kontrolleri yapılmakta ve üretimdenkullanıcıya soğuk zincir sistemi içerisinde ulaştırılmaktadır.
2.Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre kızamıkaşısı rutin aşılama programı içerisinde 1998 yılına dek her zaman tek dozuygulanmıştır, bu süre içerisinde iki dozdan tek doza geçildiği bir dönemolmamıştır. 1998 yılında okullarda yaşanan kızamık salgınlarını önlemekamacıyla ilköğretim 1. sınıfta 2. doz uygulaması başlatılmıştır.
3.Ülkemizde geçmişte uygulanmış ve halenuygulanmakta olan kızamık aşılama şemaları başta DSÖ olmak üzere uluslararasıuygulamalarla ve bilimsel bulgularla uyumludur.
4.SSPE hastalığı kızamık aşısının değilkızamık hastalığının komplikasyonudur. SSPE olgularından kızamık hastalığıvirüsü sorumludur.
5.Ülkemizde aşılanma oranları göz önünealındığında SSPE insidansının benzer ülkelerden çokfarklı olmadığı görülmektedir.
6.Ülkemizde SSPE olguları aşılama oranlarınınve aşı ile elde edilen toplumsal bağışıklığın düşük olduğu dönemlerde görülenkızamık olgularından kaynaklanmaktadır.
Öneriler;
1.Çocukların rutin aşılanma oranlarını ülkegenelinde ve her il düzeyinde arttırmaya yönelik çalışmalar sürdürülmelidir.
2.Aşı konusunda toplumu doğru bilgilendirmeyeyönelik halk eğitim çalışmaları yapılmalı, aşı uygulamalarında toplumkatılımının sağlanmasına çalışılmalı, aşının güvenli olduğu konusundabilgilendirme yapılmalı ve bu konuda yazılı ve görsel medya ile işbirliğine gidilmelidir.
3.Kızamık ve SSPE sürveyansve bildirim sistemi güçlendirilmelidir.
4.İlgili dallardan uzmanların katılımıyla,SSPE olgularının tanı ve tedavi protokollerine yönelik bir komisyonoluşturulmalı, bu komisyonca uygun görülen tedavi giderleri sosyal güvencekapsamında olmalı ve bakım giderleri desteklenmelidir.
5.Konuyla ilgili uzmanlar tarafından bukonularda yapılacak açıklamaların bilimsel gerçekler doğrultusunda ve özenleseçilmiş ifadelerle bilimsel etik ve sorumluluğun gereği olarak yapılmasıönerilir.
(...)"
20. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi, başvurucuların elinde aşıkartı bulunup bulunmadığı hususunu da araştırmıştır. Başvurucular, aradan uzunbir süre geçmiş olması nedeniyle kendilerinde aşı kartının olmadığınıbelirtmişlerdir.
21. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi 29/9/2010 tarihli kararladavanın reddine karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:
"(...)
Davada her şeyden önce davacılarınçocuklarının davalı idareye bağlı ekiplerce aşılanıp aşılanmadığı ya da aşılamayapıldı ise söz konusu aşılar içerisinde kızamık aşısının bulunup bulunmadığı,başka bir deyişle ortada idarenin bir fiilinin bulunup bulunmadığıbelirlenmelidir. Bu konuda, davalı idarece savunma ekinde sunulan belgelerdeBağlar 1 nolu Sağlık Ocağı'nın 23.06.2008 tarih ve153 sayılı yazısında davacıların çocuğuna aşı yapıldığına dair kaydarastlanılmadığının belirtildiği, davacı vekili tarafından ise davacılarınçocuğuna aşı yapıldığını gösteren herhangi bir bilgi ve belgenin dosyayasunulmadığı görülmüştür. Bu açıdan, idareye bağlı ekiplerce davacılarınçocuğuna kızamık aşısı yapılmadığı sonucuna ulaşılmış olup ortada idarenin birfiilinin bulunduğu belirlenememekte, davacı tarafça da idarenin kusurlufiilinin olduğu ortaya konulamamaktadır.
Söz konusu aşının yapıldığının kabul edilmesihalinde bile aşının bahsi geçen hastalığa sebep olup olmayacağını, başka birdeyişle idarenin fiilinin kusurlu olup olmadığını ortaya koymak gerekmektedir.Davacılar tarafından hastalığın kızamık aşısından kaynaklandığı iddia edilmektedir.SSPE hastalığı kızamık hastalığından sonra ortaya çıkan bir hastalıktır. Davalıidareye bağlı olmayan ve çeşitli üniversitelerde görev yapan akademisyenlercehazırlanan raporda, SSPE hastalığı kızamık aşısının değil kızamık hastalığınınbir komplikasyonu olduğu, SSPE hastalığının yapıldığı iddia edilen aşıdankaynaklandığı hususu bilimsel olarak kabul edilemeyecek nitelikte olduğu,Genişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamında uygulanan tüm aşıların kalitekontrollerinin yapıldığı ve üretimden kullanıcıya dek soğuk zincir sistemiiçerisinde güvenle ulaştırıldığı, bu açıdan aşının kendisinde bir bozuklukolması hususunun da kabul edilemeyecek bir durum olduğu, Ülkemizde aşılamaoranları göz önüne alındığında SSPE insidansınınbenzer ülkelerden çok farklı olmadığı belirtilmiştir.
Aşının iki doz yerine tek doz yapılmasıhususuna gelince; hem raporun hem de savunmadilekçesinin incelenmesinden kızamık aşısının 1998 yılına kadar tek doz, buyıldan sonra iki doz yapıldığı görülmektedir.
Bunların dışında, idarece sunulan aşıuygulaması hizmeti, kamu yararının sağlanmasına yönelik hizmetler olup, asılolarak anne-babalar tarafından çocuklarının aşı takibinin yapılmasıgerekmektedir. İdarece yapılmış olan bir aşı var ise ancak bu aşının bozukolması durumunda kusurlu olduğunun, bunun dışında aşı yaptırılıp yaptırılmamaaçısından ise asıl sorumluluğun ailelerde bulunduğunun kabulü zorunludur. Davakonusu olayda ise eğer bir aşı yapılmış ise bu aşının bozuk olma ihtimalininbulunmadığı yukarıda açıklanmıştır. Ayrıca yine kızamık aşısı yapılmış olsabile davacıların çocuklarının kızamık hastalığına yakalanması durumunda buhususun bahsi geçen kişinin yeterli bağışıklık düzeyine ulaşamamasındankaynaklandığının kabulü gerekeceğinden, bu konuda da idareye atfedilecek birkusur bulunmamaktadır.
Bütün bu nedenlerle, SSPE hastalığınayakalanılmasına kızamık aşısının sebep olamayacağı, hastalığa ancak kızamıkhastalığı virüsünün neden olabileceği, aşının bozuk olma ihtimalininbulunmadığı, Ülkemizde aşılama oranları göz önüne alındığında SSPE insidansının benzer ülkelerden çok farklı olmadığıanlaşıldığından, davacıların çocuğunun bahsi geçen hastalığa yakalanmasıkarşısında ortada idareye atfedilebilecek bir kusur bulunmadığından davacılarıntazminat taleplerinin kabulüne olanakbulunmamaktadır."
22. Başvurucular ilk derece mahkemesi kararının hukuka aykırıolduğunu, SSPE hastalığına yakalanma nedeninin aşının uygun koşullarda, yeterlidozda ve ülke genelinde yaygın olarak yapılmaması olduğunu,çocuk nöroloji uzmanlarının aşılamasisteminin yanlış olduğu hususundaki uyarılarının Sağlık Bakanlığınca ciddiyealınmadığını belirterek kararı temyiz etmişlerdir.
23. Danıştay Onbeşinci Dairesi21/5/2014 tarihli kararla ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir.
24. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Dairenin12/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
25. Bu karar 30/1/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğedilmiştir.
26. Başvurucular 2/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
27. 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi HıfzıssıhhaKanunu’nun 1. maddesi şöyledir:
"Memleketin sıhhi şartlarını ıslah vemilletin sıhhatine zarar veren bütün hastalıklar veya sair muzır amillerlemücadele etmek ve müstakbel neslin sıhhatli olarak yetişmesini temin ve halkıtıbbi ve içtimai muavenete mazhar eylemek umumi Devlet hizmetlerindendir."
28. 1593 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletibütçeleriyle muayyen hatlar dahilinde olarak aşağıda yazılı hizmetleri doğrudandoğruya ifa eder:
(...)
3 -Memlekete sari vesalgın hastalıkların hulülüne mümanaat.
4 - Dahilde her nevi intani, sari ve salgın hastalıklarla veya çokmiktarda vefiatı intaç ettiği görülen sair muzıramillerle mücadele.
(...)
6 -ilaçları ve bütün zehirli müessir veuyuşturucu maddelerle yalnız hayvanlar için serumlar ve aşıları murakabe hariçolmak üzere her nevi serum ve aşıları murakabe."
29. 1593 sayılı Kanun’un 57. maddesi şöyledir:
"Kolera, veba (Bübonveya zatürree şekli), lekeli humma, karahumma (hummayitiroidi) daimi surette basil çıkaran mikrop hamilleri dahi -paratifoithumması veya her nevi gıda maddeleri tesemmümatı,çiçek, difteri (Kuşpalazı)- bütün tevkiatı dahi saribeyin humması (İltihabı sahayai dimağiişevkii müstevli), uyku hastalığı (İltihabı dimağii sari), dizanteri (Basilli ve amipli), lohusa humması(Hummai nifası) ruam,kızıl, şarbon, felci tıfli (İltihabı nuhai kuddamii sincabii haddı tifli), kızamık, cüzam (Miskin), hummairacia ve malta humması hastalıklarından biri zuhureder veya bunların birinden şüphe edilir veyahut bu hastalıklardan vefiyat vukubulur veya mevtin bu hastalıklardan biri sebebiyle husule geldiğinden şüpheolunursa aşağıdaki maddelerde zikredilen kimseler vak'ayıhaber vermeğe mecburdurlar. Kudurmuş veya kuduz şüpheli bir hayvan tarafındanısırılmaları, kuduza müptela hastaların veya kuduzdan ölenlerin ihbarı damecburidir."
30. 1593 sayılı Kanun’un 72. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"57 ncimaddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundanşüphelenildiği takdirde aşağıda gösterilen tedbirler tatbik olunur:
(...)
2 - Hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı tatbikı.
(...)"
31. 1593 sayılı Kanun’un 87. maddesi şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince 57 nci maddede zikredilenhastalıkların her birine karşı yapılacak mücadele tedbirlerini ve tathirat ve tephirat ve itlafıhaşerat ve hayvanat usullerini ve tathirata tabibinalar ve eşya ve sairenin ne zamanlarda ve nesuretle tephir ve tathir edileceklerini mübeyyin bir nizamname neşrolunur."
32. 1593 sayılı Kanun’un 88. maddesi şöyledir:
"Türkiye dahilinde her fert çiçek aşısıile mükerrenen aşılanmağa mecburdur. Bu aşının,icrası tarzı ve vesikaların ne suretle ita olunacağı ve aşılarının fennen geri bırakılması icap eden kimseler 87 nci maddede yazılan nizamnamedezikredilir."
33. 1593 sayılı Kanun’un 95. maddesi şöyledir:
"Sari hastalıklarakarşı kullanılan her nevi serum ve aşılar Hükümet tarafından ihzar edilir.Hariçten getirilenlerin Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tayin olunanvasıf ve şartları haiz olmaları mecburidir. Dahilde beşeriserum ve aşı imali Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin müsaadesine vemurakabesine tabidir. Bu müesseselerin vasıfları ve şartları Vekaletçe tayinolunur."
34. 1593 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti sari ve salgın hastalıklardan korunma, çocuk büyütme vesıhhi şartlar dairesinde yaşama gibi sıhhi meseleler hakkında halkı tenvir içinkitap, levha, risale neşreder, sıhhi propaganda müessesatıyapar ve konferanslar verdirir ve her nevi sinema filimlerigösterir. Bu gibi hizmetler meccanidir. İcabı takdirinde lazım gelen vasıtalarıhaiz seyyar sıhhi propoganda kolları teşkilolunur."
35. 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri TemelKanunu’nun "Temel esaslar" kenarbaşlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının k bendinin ilgili kısmı şöyledir:
“Sağlıkhizmetleriyle ilgili temel esaslar şunlardır:
(...)
k) Koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde kullanılan ilaç, aşı, serum vebenzeri biyolojik maddelerin üretiminin ve kalitesinin teşvik ve temini esasolup, her türlü müstahzar, terkip, madde, malzeme, farmakopemamülleri, kozmetikler ve bunların üretimindekullanılan ham ve yardımcı maddelerin ithal, ihraç, üretim, dağıtım vetüketiminin, amaç dışı kullanılmak suretiyle fizik ve psişik bağımlılık yapanveya yapma ihtimali bulunan madde, ilaç, aşı, serum ve benzeri biyolojikmaddeler ile diğer terkiplerin kontroluna,murakabesine ve bunların yurt içinde ve yurt dışında ücret karşılığı kalitekontrollerini yaptırmaya, özel mevzuata göre ruhsatlandırma, izin ve fiyatverme işlerini yürütmeye Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı yetkilidir.
(...)”
36. 5/1/1961 tarihli ve 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin SosyalleştirilmesiHakkında Kanun'un 1. maddesi şöyledir:
"İnsan Hakları Evrensel Beyannamesindebir hak olarak tanınan sağlık hizmetlerinden faydalanmanın sosyal adalete uygunbir şekilde ifasını sağlamak maksadiyle tababet vetababetle ilgili hizmetler bu kanun çerçevesinde hazırlanacak bir programdahilinde sosyalleştirilecektir."
37. 224 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sosyalleştirme: Sağlık hizmetlerininsosyalleştirilmesi vatandaşların sağlık hizmetleri için ödedikleri prim ileamme sektörüne ait müesseselerin bütçelerinden ayrılan tahsisat karşılığı herçeşit sağlık hizmetlerinden ücretsiz veya kendisineyapılan masrafın bir kısmına iştirak suretiyle eşit şekilde faydalanmalarıdır.
Sağlık ocağı: Takriben 5000- 10000 kişinin köyler grubu veya bir kasaba veya şehir ve büyükkasabalardaki mahalle grupları bir sağlık ocağını teşkil eder. Bunların iliçinde idari taksimata uyması icabetmez."
38. 224 sayılı Kanun'un 9. maddesi şöyledir:
"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmeti teşkilatı:Sağlık evleri sağlık ocakları, sağlık merkezleri ile hastaneleri, çeşitlikoruyucu hekimlik teşekkülleri, sağlık hizmeti hususiyet arzedenyerler için kurulmuş sağlık teşekkülleri, sağlık müdürlükleri, bölgehastaneleri, bölge laboratuvarları, sağlık personeli yetiştiren eğitimmüesseseleri, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı merkez teşkilatı ve diğerBakanlık ve kurumlarda Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ile işbirliği yapmaküzere kurulmuş olan dairelerden teşekkül eder."
39. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Bir sağlık ocağının hizmeti en az birhekim ve yeter sayıda yardımcı sağlık personelinden teşekkül eden bir ekiptarafından yürütülür. Köylerde bu ekibe yardımcı olarak tesis edilen sağlık evlerindeyardımcı sağlık personeli vazifelendirilir.
Sağlık ocakları ve evleri her türlü koruyucuhekimlik hizmetleri, hastaların muayene ve tedavisi ile, sağlık ocağına kayıtlışahısların sağlık sicillerini tutmakla mükelleftir. Ocak hekimleri yalnız kendiocakları içinde adli tabiplik vazifesi görürler."
40. 224 sayılı Kanun'un 11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sağlık hizmetlerinin sosyalleştirildiğiyerlerdeki her ilçede en az bir sağlık ocağı bulunur.
Sağlık merkezlerindeki sağlık personeli,ocaklarda çalışan personelin her türlü koruyucu hekimlik ve tedavi hekimliğihizmetlerinde onlara rehber ve yardımcıdır. Bu hizmetlerden kendi uhdelerineverilenleri de bizzat ifa ederler. Sağlık merkezleri başhekimi kendisine bağlısağlık ocaklarında çalışan personelin faaliyetlerini de denetler."
41. 224 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmetlerindenfaydalanmak istiyen, acil vakalar hariç, evvelasağlık evine veya sağlık ocağına başvururlar. Köylük bölgelerde sağlık ocağıhekimleri tedavi edemedikleri vakaları, güç olması muhakkak bulunan doğumlarısağlık merkezine, hastaneye sevki gereken acil vakaları hastaneye yollarlar,Sağlık ocağında hekim bulunmadığı hallerde yardımcı sağlık personeli hastaları-kendi selahiyetleri dahilinde olan müdahaleyi mütaakıp gerekirse- sağlık merkezine veya hastaneye sevkedebilir. Sağlık merkezinde tedavisi mümkün olmıyan hastalar veya mütehassıs müdahalesini icabettiren doğumlar hastanelere veya doğumevlerine sevkedilir."
42. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlüktebulunan 13/12/1983 tarihli ve 181 sayılı mülga Sağlık Bakanlığının Teşkilat veGörevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 2. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
"Sağlık Bakanlığının görevleri şunlardır:
a) Herkesin hayatını bedenen, ruhen ve sosyalbakımdan tam iyilik hali içinde sürdürmesini sağlamak için fert ve toplumsağlığını korumak ve bu amaçla ülkeyi kapsayan plan ve programlar yapmak,uygulamak ve uygulatmak, her türlü tedbiri almak, gerekli teşkilatı kurmak vekurdurmak,
b) Bulaşıcı, salgın ve sosyal hastalıklarlasavaşarak koruyucu, tedavi edici hekimlik ve rehabilitasyon hizmetleriniyapmak,
c)Ana ve çocuk sağlığının korunması ve aileplanlaması hizmetlerini yapmak,
d) İlaç, uyuşturucu ve psikotropmaddelerin üretim ve tüketimini her safhada kontrol ve denetlemek; farmasötik ve tıbbi madde ve müstahzar üreten yerlerin,dağıtım yerlerinin açılış ve çalışmalarını esaslara bağlamak, denetlemek,
e) Gerekli aşı, serum, kan ürünleri veilaçların üretimini yapmak, yaptırmak ve gerekirse ithalini sağlamak,
(...)"
43. 181 sayılı mülga KHK'nın 8. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Sağlık Bakanlığındaki anahizmet birimleri şunlardır:
a) Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü,
(...)
c) İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü,
(...)
e) Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması GenelMüdürlüğü,
(...)"
44. 181 sayılı mülga KHK'nın 9. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Temel Sağlık Hizmetleri GenelMüdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) (Değişik bent: 08/06/1984- KHK - 210/1 md.) Toplum sağlığınıilgilendiren her türlü koruyucu sağlık hizmetlerinin verilmesini sağlamak, buhizmetlere halkın katkı ve iştirakini temin etmek,
b) Bulaşıcı, salgın, sosyal ve dejeneratif hastalıklarla mücadele ile aşılama vebağışıklık hizmetlerini yürütmek,
(...)
f) Zehirli ve uyuşturucu maddelerle, tıbbi vehayati müstahzarları, insan sağlığında kullanılan her cins serum ve aşıları,bunların yapıldığı ve satıldığı yerleri denetlemek,
(...)"
45. 181 sayılı mülga KHK'nın 11. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğününgörevleri şunlardır:
a) Sağlık hizmetlerinde kullanılacak ilaçlarınimalini, ithalini ve piyasaya arz şekillerini izne bağlamak, ilaçların kaliteliolarak uygun fiyatlarla ve sürekli bir şekilde halka ulaşmasını sağlamak, bu amaçlagerekli kontrolleri yapmak,
(...)"
46. 181 sayılı mülga KHK'nın 13. maddesi şöyledir:
"Ana Çocuk Sağlığı ve Aile PlanlamasıGenel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) Ana Çocuk sağlığı ve aile planlamasıhizmetleri ile ilgili hedefleri belirlemek, bu hedefler doğrultusunda çalışmaplan ve programları hazırlamak ve uygulamaya koymak,
b) Annenin ve çocuğun beden ve ruh sağlığınınkorunmasını ve evli kadınların doğum öncesi ve sonraki bakımlarını sağlamak,
c) Bakanlıkça verilen benzeri görevleriyapmak."
47. 181 sayılı mülga KHK'nın 39. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Sağlık Bakanlığının bağlı kuruluşlarışunlardır:
(...)
c) Refik Saydam Hıfzıssıhha MerkeziBaşkanlığı."
48. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlüktebulunan 30/12/1940 tarihli ve 3959 sayılı mülga Türkiye Cumhuriyeti RefikSaydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi Teşkiline Dair Kanun'un 1. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinebağlı, Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Mektebinden ibaret olmak üzereteşkil edilen (Türkiye Cumhuriyeti Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi)bu kanunda yazılı işleri yapmakla mükelleftir."
49. 3959 sayılı mülga Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Hıfzıssıhha Enstitüsü Sıhhat ve İçtimaiMuavenet Vekilliğince muhtelif ihtisas şubelerine ayrılır.
Bu müessese vekaletçe gösterilecek lüzumüzerine:
A) Halk Hıfzıssıhha şartlarının ıslah ve inkisafına ve her nevi hastalıklarla mücadeleye yarayacaksıhhi ve fenni araştırmaları ve incelemeleri yapmak,
B) Vekaletçe nevileri tayin edilen serum veaşıları ve sair biyolojik ve kimya maddelerini hazırlamak,
C) Hususi kanunlarına tevfikan yerli veyahutyabancı müstahzarların, serum ve aşılarla sair hayati terkip veya kimyevimaddelerin kontrollerini yapmak,
(...)
E) Umumi ve içtimai hıfzıssıhhaya ve sairsıhhi mevzulara ait konferanslar tertip etmek ve neşriyat yapmaklamükelleftir."
50. 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin 262. maddesi şöyledir:
"Çocuk, küçük iken ana ve babasının velayetialtındadır; kanuni sebep olmadıkça, ana ve babadan alınamaz. Hakim,vasi tayinine lüzum görmedikçe hacredilen çocuklarıdahi, ana ve babanın velayetine tabidirler."
51. 743 sayılı mülga Kanun'un 264. maddesinin ikinci fıkrasışöyledir:
"Çocuk, ana ve babasına riayetemecburdur. Ana ve baba, kudretlerine göre çocuğu yetiştirmekle ve çocuk alilveya aklı zayıf ise haline münasip bir terbiye vermekle mükelleftirler."
52. 743 sayılı mülga Kanun'un 268. maddesi şöyledir:
"Ana ve baba, velayeti icra hakkını haizoldukları nisbette çocuklarının kanunimümessilidirler. Bu sıfatla hareketlerinde hakiminreyine ihtiyaçları yoktur."
53. 743 sayılı mülga Kanun'un 272. maddesi şöyledir:
"Ana ve baba, vazifelerini ifaetmedikleri takdirde hakim, çocuğun himayesi için muktazi tedbirleri ittihaz ile mükelleftir."
54. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun335. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Ergin olmayan çocuk, ana ve babasınınvelâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadanalınamaz."
55. 4721 sayılı Kanun'un 339. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimikonusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır veuygularlar."
56. 4721 sayılı Kanun'un 346. maddesi şöyledir:
"Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeyedüştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezsehâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır."
57. 4721 sayılı Kanun'un 347. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesitehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu anave babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir."
58. Sağlık Bakanlığının 13/8/1993 tarihli ve 09762 sayılıGenelgesi'nin aşılama hizmetlerinin uygulanması sırasında dikkat edilmesigereken hususları düzenleyen ve tüm valiliklere gönderilen ekinin "Aşı Takvimi" başlıklı kısmışöyledir:
"AŞI TAKVİMİ:
1) BİR YAŞ ALTI (0-11 ay) BEBEKLERE
• 2. Ayın bitiminde ( 8haftalık ) : BCG
DBT
POLİO
• 3. Ayın bitiminde ( 12haftalık ) : DBT
POLİO
• 4. Ayın bitiminde ( 16haftalık ) : DBT
POLİO
• 9. Ayın bitiminde ( 36haftalık ) : KIZAMIK
2) RAPEL DOZ
• 1,5 yaşında ( 16-24aylık ) : DBT
POLİO
3) OKUL AŞILAMALARl
• İlköğretim 1. sınıfta :DT
POLİO
BCG (Bir skarı olançocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)
•İlköğretim 5. sınıfta :TT
BCG (İki skarı olançocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)
• Lise l. sınıfta :TT
• Lise 3. sınıfta : BCG (Üç skarı olançocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)"
59. Anılan Genelge'nin "AşıUygulamalarında Genel Prensipler" başlıklı kısmı şöyledir:
"[AşıUygulamalarında Genel Prensipler:]
* Sağlık kurumuna herhangi bir nedenlebaşvuran her bebek, çocuk ve gebenin aşılanma durumunu kontrol ediniz, aşıtakvimine göre aşılanması gerekenleri ve eksik aşı1ıları tespit edip, aşılamakiçin her fırsatı değerlendiriniz.
* Bir daha gelemeyecek ise, bir bebek, çocukya da gebe için bir ampul/flakon açınız.
* Aşı uygulamalarından önce aşı üzerindekietiketi ve son kullanma tarihini kontrol ediniz, etiketi olmayan ya da sonkullanma tarihi geçmiş aşıları kullanmayınız. İlk olarak miadı önce dolacakaşıyı kullanınız.
* Her aşı için ayrı ve steril bir enjektörkullanınız.
* Ailelere bir sonraki aşı için gelmelerigereken zaman ve uygulanan aşının yan etkileri hakkında bilgi veriniz veanladığından emin olunuz.
(...)
- Aşı uygulamalarını, ilgili tüm formlarazamanında, tam ve doğru olarak kaydediniz."
60. Anılan Genelge'nin "KızamıkKontrolü" başlıklı kısmı şöyledir:
"Kızamık aşı ile korunulabilirhastalıklar içinde en çok görülen ve en çok öldürenidir.
Kızamık bulaşıcılığı çok yüksek olan birhastalıktır. Bu nedenle tek bir kızamık vakası, yeterince bağışık olmayan birtoplumda bir salgına neden olabilir ve salgın hızla yayılır.
Kızamık Hastalığını Kontrol Altına Almak İçinTemel Stratejiler:
1. Her il ve sağlık ocağı seviyesinde kızamıkaşılama oranlarının yükseltilmesi ve devamının sağlanması.
Vakaları ve salgınları önlemenin tek yolu,uygun yaşta aşılama ile yüksek aşılama oranlarına ulaşmaktır. Ülkemizde olduğugibi, kızamığın endemik olduğu durumlarda ilk olarak aşılanması hedeflenen grup1 yaş altı bebeklerdir. 1 yaş altı bebekleri yüksek oranda aşılama ile;hasta1ığa hassas kişiler daha yavaş ve daha az sayıda birikecek ve ayrıcahastalığın ve komplikasyonlarının daha ağır seyrettiği bu yaş grubu kızamığakarşı korunmuş olacaktır.
Kızamık aşılama çalışmalarında, hastalıkyönünden riskli bölgelere (aşılama oranı düşük bölgeler, gecekondu bölgeleri,nüfusun yoğun oldugu bölgeler vb.) öncelikverilmelidir.
Aşı oranlarının yükseltilmesine yönelikçalışmalar GBP'nin bir parçası olarak elealınmalıdır.
2. Hastalık sürveyansınıngüçlendirilmesi
Standart Vaka Tanımı:
- 3 gün veya daha uzun süren jeneralize makülopajüler döküntü
ve
- 38 derece veya daha yüksek ateş hikayesi
ve
- Öksürük, nezle ve konjunktivitbulgularından en az birinin varlığı
Yukarıdaki tanıma uyan bir vakanın tespitedilmesi halinde;
- Başkavakalar araştırılmalıdır.Bunun için aktifvaka araştırması; bölgede ev ev araştırma, vakaların ve yakınlarınınaraştırılması, tüm sağlık birimlerinin (resmi ve özel) hastalık ihbarıkonusunda uyarılmaları ve hastane kayıtlarının incelenmesi ile yapılabilir.
- Vakaların; adı, soyadı, cinsiyeti, yaşı,hastalığın başlangıç tarihi, aşılanma durumu, aşılanma yaşı ve adresleri tespitedilerek “Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Tespit Fişi” (form 016) nekaydedilmelidir.
- Tespit edilen vaka sayısı önceki yılların ( son 5 yıl)vaka sayıları ile karşılaştırılarak, bir salgınolup olmadığı belirlenmelidir.Mevcut vaka sayısınındaha önceki epidemi olmayan yılların aynı dönem vaka sayılarından ya da vakasayısı ortalamasından fazla olması halinde olay bir epidemi olarak kabuledilmelidir.
- Vakalar hastalığın başlangıcı, buna imkan yoksa tespit tarihleri esas alınarak zaman grafiğineişlenmeli, haftalık ve aylık grafikler ile olay takip edilerek, alınanönlemlerin yeterli olup olmadığı izlenmelidir.
- Tespit edilen vakaların kişi ve yeriözelliklerine göre (harita üzerinde işaretleme ile belirlenir) riskli bölge venüfuslar tespit edilmelidir.
- Bölgenin aşılama durumu tespit edilerek,riskli bölge ve gruplardan başlamak üzere aşısız ve hastalığı geçirmemiş hassasnüfusun aşılanmasına başlanmalıdır.
-Tüm vakalar yakından izlenmeli vekomplikasyonların erken teşhis ve tedavisi için gereken önlemler alınmalıdır.
Sürveyansın güçlendirilmesinde en önemlikonulardan biri; tüm sağlık kurumlarının düzenli, tam ve zamanında bildirimyapmalarıdır. Bildirim yapılması kadar, sağlık kurumlarına düzenli geribildirim yapılması da çok önemlidir. Ayrıca, sağlık kurumları yanı sıra, eczaneler,okullar, kreşler, aileler vb. toplumsal kurumlara bilgi verilerek, şüpheligördükleri vakaları en kısa sürede bir sağlık kurumuna göndermeleri teşvikedilmelidir."
61. Anılan Genelge'nin "SoğukZincir" başlıklı kısmı şöyledir:
"Soğuk zincir, bir aşının potensini üretiminden kişiye verilene kadar koruyan veihtiyacı olanlara yeterli miktarda ulaşmasını sağlayan insan ve malzemedenoluşan sistemdir. Zamanında ve istenilen miktarda aşı temin edilemezse aşıuygulamaları aksayacak, kullanılan aşılar etkin değilse de,%100 aşılama oranlarına ulaşılsa bile, bağışık bir toplum oluşturma açısındanhiçbir yarar sağlamayacaktır. Bu nedenle soğuk zincir Genişletilmiş BağışıklamaProgramının can alıcı komponentlerinden biri olarakbüyük önem taşımaktadır.
Bilindiği gibi tüm aşılar sıcaklığa hassastır,aynca BCG ve Kızamık aşıları ultraviyole ışınına dahassastır. Aşıları tahrip eden, ısının kümülatif etkisidir. Yani bir kerede çokyüksek ısıya maruziyet kadar, birçok kereler daha az ısılara maruziyet de aşıyıaynı derecede bozabilir. Bir kez aşının etkinliği kaybolur ya da azalırsa,aşılar eski haline döndürülemez, bu yüzden soğuk zincir süreklilik gerektirir.Öte yandan bazı aşılar dondurulabilirken, DBT, DT, Tdaşılarının hiçbir zaman donmaması gerekir.
İl düzeyinde soğuk zincir uygulamalarıaşağıdaki kurallara göre düzenlenir:
- Her Sağlık Müdürlüğünde, il aşı ve soğukzincir malzemesi ihtiyacının belirlenmesi, aşıların soğuk zincire uygun olarakmerkezden temini, il deposunda saklanması ve periferedağıtımı ile sorumlu, bir soğuk zincir sorumlusu ve yardımcısı olmalıdır.
- Aşıların dağıtımında son kullanma tarihlerimutlaka göz önüne alınarak, miadı önce dolacak aşıların önce kullanımısağlanmalı ve miadı dolmuş olanlar vakit geçirilmeden imha edilmelidir.
- Merkezden illere 3 ayda bir yapılan aşısevkiyatında kullanılan frigo-rifik kamyonlarınsoğutucu üniteleri ilde bulunduğu süre içerisinde elektrikle çalıştırılmalı,bunun için de kamyonun park edeceği yere sanayi cereyanı = 380 volt trifaze elektrik hattı çekilmiş olmalıdır.
- Ankara merkez depodan kurye ile sevkiyatyapılması gereken hallerde, yalnızca uzun ömürlü aşı nakil kabıkullanılmalıdır.
- İllerden sağlık ocaklarına aylık olarakyapılan aşı sevkiyatlarında 4 saate kadar olan mesafelere askılı tip aşı nakilkabı kullanılabilir.
- Her yıl tekrarlanmak üzere ilin soğuk zincirmalzemesi mevcudu, periyodik bakım ve tamir gerektirenler ile yeni malzemeihtiyacı belirlenmeli, onarımı/temini sağlanmalıdır.
- Her sağlık ocağında aşılar buzdolabındasaklanmalı, buzdolabından sorumlu biri asil, biri yedek olmak üzere iki kişibelirlenmelidir.
- Buzdolaplarında mutlaka bir termometrebulundurulmalı, bozulan veya kırılanın yerine hemen yenisi konmalı ve dolabınısısı +2 ila +8 dereceler arasında korunmalıdır.
- Buzdolabının kapısına bir ısı izlemçizelgesi yapıştırılarak, dolabın ısısı sabah ve akşam bu çizelgeyekaydedilmelidir.
- Buzdolabı gölge, ancak kışın ısıtılanodalardan birinde, duvardan 10-15 cm uzaklıkta düz bir zemineyerleştirilmelidir.
- Buzdolabının yerleştirilmesinde şunlaradikkat edilmelidir:
•Aşıları yalnızca buzdolabı raflarındatutunuz.
•Aşı kutu/şişeleriarasındayeterli bir hava dolaşımına izin verecek kadar mesafe bırakınız.
•Aşı yerleştirilmesinde miadı yakın bir süresonra dolacak olan aşıların en kolay alınabilecek sol ön kısımda bulunmasınaçok dikkat ediniz.
•Dolap kapağına hiçbir şey koymayınız.
•Buzdolabına asla aşı dışında yiyecekmaddeleri vs.koymayınız.
•Buzlukta aralıklı olarak dizilmiş buz aküleribulundurunuz.
•Buzluğun 0.5 cm’den fazla buzlanmamasınadikkat ediniz.
•En alt kısıma(sebzelik) dolap ısısının sabit tutulmasına yardımcı olmak üzere su şişeleriyerleştiriniz.
•Buzdolabının sık sık açılmasını engellemekiçin kapağını kilitli tutunuz.
- Olabilecek elektrik kesintilerindebuzluktaki buz aküleri buzdolabı kapağına yerleştirilmeli ve kapakaçılmamalıdır. Bu yolla aşılar 48 saat süreyle bozulmazlar.
- Buzdolabı temizliği yapılırken ve sahauygulamalarında aşılar aşı nakil kabı ile nakledilmeli ve korunmalıdır.
- Donduğundan şüphelenilen DBT, DT ve TTaşıları donma-çalkalama testi ile değerlendirilmedenkullanılmamalıdır.
- Aşı uygulamaları esnasında; kızamık aşısısulandırıldıktan 4 saat sonra, polio aşısı açıldıktan8 saat sonra atılmalıdır."
62. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğününtüm valiliklere gönderdiği 10/2/1998 tarihli yazısının ilgili kısmı şöyledir:
"(...) 1998 yılından itibaren bütün illerdeilkokul 1. sınıflarda 2. doz kızamık aşısı uygulamasına başlanacaktır."
B. Uluslararası Hukuk
63. Türkiye tarafından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarakyürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesişöyledir:
“(1)Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veyayasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütünfaaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.
(2)Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukukensorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de gözönündetutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve buamaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.
(3)Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların,hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğuve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülereuymalarını taahhüt ederler.”
64. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 24. maddesi şöyledir:
" 1. Taraf Devletler, çocuğun olabileceken iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetleriniveren kuruluşlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf Devletler, hiçbirçocuğun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yararlanma hakkından yoksunbırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler.
2. Taraf Devletler, bu hakkın tam olarakuygulanmasını takip ederler ve özellikle:
a) Bebek ve çocuk ölüm oranlarınındüşürülmesi;
b) Bütün çocuklara gerekli tıbbi yardımın vetıbbi bakımın; temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine önem verilereksağlanması;
c) Temel sağlık hizmetleri çerçevesinde vebaşka olanakların yanısıra, kolayca bulunabilentekniklerin kullanılması ve besleyici yiyecekler ve temiz içme suyu sağlanmasıyoluyla ve çevre kirlenmesinin tehlike ve zararlarını gözönünealarak, hastalık ve yetersiz beslenmeye karşı mücadele edilmesi;
d) Anneye doğum öncesi ve sonrası uygunbakımın sağlanması:
e) Bütün toplum kesimlerinin özellikleana-babalar ve çocukların, çocuk sağlığı ve beslenmesi, anne sütü ilebeslenmenin yararları, toplum ve çevre sağlığı ve kazaların önlenmesi konusundatemel bilgileri elde etmeleri ve bu bilgileri kullanmalarına yardımcı olunması;
f) Koruyucu sağlık bakımlarının, ana-babayarehberliğini, aile plânlaması eğitimi ve hizmetlerinin geliştirilmesi;amaçlarıyla uygun önlemleri alırlar.
3. Taraf Devletler, çocukların sağlığı içinzararlı geleneksel uygulamaların kaldırılması amacıyla uygun ve etkili hertürlü önlemi alırlar.
4. Taraf Devletler, bu maddede tanınan hakkıntam olarak gerçekleştirilmesini tedricen sağlamak amacıyla uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ve teşviki konusunda karşılıklıolarak söz verirler. Bu konuda gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleriözellikle gözönünde tutulur."
65. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkesin yaşam hakkı yasaylakorunur(...)"
66. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam hakkınındevlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane ister devlethastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına almazorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (Asiye Genç/Türkiye, B. No: 24109/07,27/1/2015, § 67).
67. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler ayrıca -isterözel hastane ister devlet hastanesi olsun- sağlık çalışanlarının sorumluluğualtında yaşamını yitiren bir kişinin ölüm nedeninin belirlenmesine ve gerektiğitakdirde sağlık çalışanlarının eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarına imkântanıyan etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurmayı gerektirir (Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye,B. No: 13423/09, 9/4/2013, § 81).
68. AİHM, sağlık hizmeti alanındaki kamusal kaynakların tahsisigibi meselelerde taraf devletlerin yetkili makamlarının kendisine göre dahaelverişli konumda olduğunu belirtmektedir (Lopes De Sousa Fernandes/Portekiz[BD], B. No: 56080/13, 19/12/2017, § 175).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
69. Mahkemenin 10/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yaşam Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
70. Başvurucular; müşterek çocukları S.S.nindokuz aylıkken kızamık aşısı olmasına rağmen on aylıkken kızamık hastalığınayakalandığını, daha sonra ise kızamık hastalığına bağlı olarak ortaya çıkanSSPE hastalığına yakalanarak 2004 yılında yaşamını yitirdiğini ifadeetmişlerdir. Başvurucular, tek doz kızamık aşısının uygun koşullarda ve yeterlidozda yapılmaması nedeniyle önleyici özellik göstermediğini ileri sürmüşlerdir.Başvurucular, aşının kalite kontrollerinin yapılması ve üreticiden kullanıcıyakadar soğuk zincir kuralları içinde hareket edilmesi gerektiğini ifadeetmişlerdir. Başvurucular, kızamık aşısının ülke genelinde yaygın olarakyapılmadığını iddia etmişlerdir. Başvurucular, Sağlık Bakanlığının bayatolmayan aşılarla ülke genelinde yaygın bir aşılama yapmakla yükümlü olduğunu,bu yükümlülüğe rağmen çocuklarının ölümüyle neticelenen olay hakkında açtıklarıdavadan olumlu netice alamadıklarını belirtmişlerdir. Başvurucular bunedenlerle yaşam hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
71. Bakanlık görüşünde; öncelikle başvurunun yaşam hakkıkapsamında incelenmesi gerektiğinin değerlendirildiği belirtilmiş, akabinde iseyaşam hakkına ilişkin Anayasa Mahkemesi içtihatlarına değinilmiştir. Bakanlıkgörüşünde; Sağlık Bakanlığından elde edilen verilere atıf yapılarak ülkemizdegeçmişte uygulanmış ve uygulanmakta olan kızamık aşılama şemalarının baştaDünya Sağlık Örgütü olmak üzere uluslararası uygulamalarla ve bilimselbulgularla uyumlu olduğunun anlaşıldığı ifade edilmiştir. Bakanlık görüşünde;yine Sağlık Bakanlığı verilerine atıf yapılarak SSPE hastalığının kızamıkaşısının değil kızamık hastalığının bir komplikasyonu olduğu, ülkemizdeki tümaşıların kalite kontrollerinin yapıldığı belirtilmiştir.
72. Bakanlık görüşünde, SSPE hastalığı ile kızamık aşısıuygulamaları konusunda üniversite öğretim üyelerinin katılımıyla 27/7/2016tarihinde bir toplantı gerçekleştirildiği ve bu toplantı sonunda "Hiçbir aşının etkinliği %100 değildir. Onedenle de aşılanan çocuklarda hastalık görülebilir. Kızamık aşısı, etkinliğien yüksek aşılardan biridir. Bu nedenle uzun yıllar boyunca tek doz aşıuygulanması önerilmiştir. Kizamık aşısınınuygulandığı aya bağlı olarak tek doz aşı uygulaması sonucunda koruyuculuğu%90-98 arasında değişmektedir." şeklinde tespitlerin yapıldığıifade edilmiştir.
73. Bakanlık görüşünde; Diyarbakır İdare Mahkemesinin S.S.ye aşıyapıldığına dair sağlık ocağı kayıtlarında herhangi bir bilginin bulunmadığıtespitini yaptığı, keza başvurucuların da bu yönde herhangi bir belgeyi derecemahkemelerine sunmadığı, bu durumda yasal mevzuat da dikkate alınarak aşı takipsorumluluğunun belirlenmesinin faydalı olacağı belirtilmiştir.
74. Bakanlık görüşünde, Sağlık Bakanlığından konuya ilişkingörüş alındığı, Sağlık Bakanlığı tarafından kendilerine gönderilen görüşyazısında 4721 sayılı Kanun'un "Ana vebaba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaarinigöz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar."şeklindeki 339. maddesinin birinci fıkrasına atıf yapılarak aşı konusunda asılolarak ebeveynlere görev yüklenmiş olduğunun belirtildiği ifade edilmiştir.Bakanlık görüşünde, nitekim Diyarbakır İdare Mahkemesinin de aşı takibikonusunda asıl sorumluluğun ailede olduğu yönünde değerlendirmeler yaptığı belirtilmiştir.
75. Bakanlık görüşünde ayrıca zorunlu aşı uygulamaları ilealakalı olarak Anayasa Mahkemesinin 11/11/2015 tarihli ve 2013/1789 bireyselbaşvuru numaralı kararına değinilmiştir.
76. Bakanlık görüşünde, somut olayda yaşam hakkının maddi boyutununihlal edilip edilmediğinin takdiren SağlıkBakanlığından temin edilebilecek evrakın da gözönündebulundurularak incelenmesi gerektiğinin değerlendirildiği ifade edilmiştir.
2. Değerlendirme
77. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların bu başlık altında ilerisürdüğü iddiaların temel olarak yaşam hakkı ile ilgili olduğu değerlendirilerekincelemenin bu kapsamda yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
78. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
79. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletintemel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyalhukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
80. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşamhakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
81. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardanolup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyinyaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarakyine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusalmakamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).
82. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülenfaaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde herkesinsağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içindesürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıphizmet vermesini” düzenleyeceği, bu görevini kamu ve özelkesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak ve onları denetleyerekyerine getireceği kurala bağlanmıştır (İlkerBaşer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).
83. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklere göredevletin öncelikle yaşamı tehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumak içinyeterli yasal ve idari bir çerçeve oluşturması gerekmektedir.
84. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevivarlıklarını koruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlıkkuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastalarınyaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gereklitedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Nail Artuç, B.No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).
85. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altındagerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, yaşam hakkınıkorumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını,bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkiliidari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusalolsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyetbakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 52).
86. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurmayönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasınıgerektirmez. Bu durumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgilihukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 59;Nail Artuç, § 37).
87. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleritazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yollarınuygulamada da etkili olması gerekir. Bir başvuru yolunun ancak hak ihlaliniönleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermiş bir hak ihlalinikarara bağlayabilmesi ve bunun için uygun bir giderim sunabilmesi hâlindeetkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (TahirCanan, § 26; Filiz Aka,B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 39).
88. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ilerisürüldüğü tazminat ve tam yargı davalarında, derece mahkemelerinin Anayasa’nın17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğübulunmaktadır. Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ileilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garantialtına almamaktadır (Aysun Okumuş ve AytekinOkumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
89. Somut olayda başvurucular, kızları S.S.ninSSPE hastalığına yakalanarak yaşamını yitirmesi üzerine idare aleyhineaçtıkları tam yargı davasının reddedilmesinden sonra yaşam hakkının ihlaledildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucular, SSPEhastalığına kızamık aşısının neden olduğu yönünde bir iddia ilerisürmemişlerdir. Başvurucular gerek derece mahkemelerine sundukları dilekçelerdegerekse bireysel başvuru formunda kızlarına kızamık aşısı yaptırdıkları hâldebu aşının yeterli dozda ve uygun koşullarda yapılmaması nedeniyle önleyici etkigösteremediğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca kızamık aşısının ülkegenelinde yaygın olarak yapılmamış olmasından şikâyet etmişlerdir.
90. Bu durumda öncelikle başvurucuların kızları S.S.ye idaretarafından kızamık aşısı yapılıp yapılmadığının açıklığa kavuşturulmasıgerekir. Zira aşının uygun koşullarda yapılmadığı iddiası, S.S.ye aşı yapılıpyapılmadığı hususu ile doğrudan bağlantılıdır.
91. Başvurucular bireysel başvuru formunda kızlarına kızamıkaşısı yaptırdıklarını belirtmişlerdir. Keza başvurucular, kızlarına kızamıkaşısını yaptırdıkları iddiasını derece mahkemeleri önünde de dilegetirmişlerdir. Başvurucuların bu iddiası ile ilgili olarak derece mahkemeleriise Bağlar 1 No.lu Sağlık Ocağının 23/6/2008 tarihli yazısını ve S.S.ye aşıyapıldığını gösteren herhangi bir bilgi ve belgenin başvurucular tarafındandava dosyasına sunulmamış olmasını dikkate alarak sağlık ocağı ekiplerinceS.S.ye kızamık aşısı yapılmadığı sonucuna ulaşmıştır.
92. Bu durumda, sağlık ocağı personelinin koruyucu sağlıkhizmetlerini yürüttüğü sırada tutmakla yükümlü olduğu kayıtlara ilişkin içhukukta ne gibi düzenlemeler olduğunun açıklanması ve derece mahkemelerinceverilen kararların bu kapsamda değerlendirilmesi yerinde olacaktır.
93. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ikinci fıkrasında; sağlıkocakları ve evlerinin her türlü koruyucu hekimlik hizmetlerini, hastalarınmuayene ve tedavisi ile sağlık ocağına kayıtlı şahısların sağlık sicillerinitutmakla mükellef olduğu belirtilmiştir (bkz. § 39). Keza GenişletilmişBağışıklama Programı Genelgesi'nin "Aşı Uygulamalarında Genel Prensipler"başlıklı kısmında, aşı uygulamalarının ilgili tüm formlara zamanında, tam vedoğru olarak kaydedilmesinin sağlanması gerektiği ifade edilmiştir (bkz. § 59).
94. Derece mahkemelerinin olaylara ilişkin tespitleri AnayasaMahkemesi açısından bağlayıcı olmamakla birlikte Anayasa Mahkemesinin derecemahkemelerinin tespitlerinden farklı bir tespitte bulunabilmesi için bu husustaikna edici unsurların mevcut olması gerekmektedir. Derece mahkemeleri, davadosyasında bulunan bilgi ve belgeleri dikkate alarak S.S.ye kızamık aşısıyapılmadığı sonucuna ulaşmıştır. Derece mahkemeleri bu sonuca ulaşırken 2000yılından önceki aşı kayıtlarının meydana gelen su baskını nedeniyle tahripolduğunu ve bu sebeple S.S.ye ait aşı kartının bulunamadığını belirten Bağlar 1No.lu Sağlık Ocağı yazısına ve başvurucuların S.S.ye aşı yapıldığını gösterenherhangi bir bilgi ve belgeyi dava dosyasına sunmamış olmasına dayanmıştır.Bağlar 1 No.lu Sağlık Ocağı kayıtlarının anılan dönemde meydana gelen subaskını nedeniyle tahrip olması ve S.S.ye aşı yapıldığını gösteren herhangi birbelgenin başvurucular tarafından dava dosyasına sunulmaması karşısında derecemahkemelerinin S.S.ye aşı yapılmadığı sonucuna ulaşmasının somut olayınkoşulları bağlamında makul olmadığı söylenemeyecektir. Başvuru formu veeklerinde de S.S.ye aşı yapıldığı hususunda ikna edici bir açıklamanın yeralmaması ve bu husus ile ilgili olarak herhangi bir belgenin bulunmamasınedeniyle somut olayda derece mahkemelerinin S.S.ye aşı yapılmadığı yönündekitespitinden ayrılmayı gerektirecek bir durumun bulunmadığı sonucunaulaşılmıştır.
95. S.S.ye kızamık aşısı yapıldığının kanıtlanamadığı dikkatealındığında kızamık aşılarının uygun koşullarda yapılıp yapılmadığının ve aşıuygulamasında soğuk zincir sistemine uyulup uyulmadığının ayrıca incelenmesiningerekli olmadığı değerlendirilmiştir.
96. Somut olayda kızamık aşılarının yeterli dozda yapılmadığıyönündeki iddiaya da değinmek gerekir. Başvurucular bu iddiayı kızlarınauygulandığını ifade ettikleri kızamık aşısının dozajının yetersiz olduğu hususuile bağlantılı olarak ileri sürmemişlerdir. Başvurucular, kızamık aşısınınyeterli dozda yapılmadığı yönündeki iddiayı Türkiye'deki kızamık aşılarınınbelli bir dönem çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususu ile bağlantılıolarak ileri sürmüşlerdir. Bu husus ile ilgili olarak başvurucuların kızlarınınhayatta olduğu dönemde Türkiye'de çift doz uygulamasına geçildiğini ve ilkdozun çocuk dokuz aylıkken, ikinci dozun ise çocuk ilkokul birinci sınıfta ikenyapılması gerektiğinin karara bağlandığını, ancak başvurucuların kızlarınınikinci dozun yapıldığı döneme varmadan önce kızamık hastalığına ardından daSSPE hastalığına yakalandığını belirtmek gerekir. Dolayısıyla bu aşamada sözkonusu iddianın üzerinde daha fazla durulmasının gerekli olmadığıdeğerlendirilmiştir. Bununla birlikte Türkiye'deki kızamık aşılarının belli birdönem çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususuna, kızamık aşısının ülkegenelinde yaygın olarak yapılmadığı yönündeki iddia incelenirken yinedeğinilecektir.
97. Başvuru konusu olayda kızamık aşısının ülke genelinde yaygınbir şekilde yapılmadığı yönündeki iddianın ayrıca incelenmesi gerekir. Çünkübaşvurucuların bu iddiası, kızamık aşısının kendi çocuklarına yapılıpyapılmadığı hususundan bağımsız olarak incelenebilir niteliktedir. Başvurucularkızamık aşısının ülke genelinde yaygın olarak yapılması hâlinde SSPEhastalığına yakalanma oranının oldukça düşeceğini, başka bir deyişle kızamıkaşısının ülke genelinde yaygın şekilde yapılarak toplumun bağışıklığınınyükseltilmesi hâlinde kızları S.S.nin kızamıkhastalığına, dolayısıyla SSPE hastalığına yakalanmayacağını ileri sürmüşlerdir.
98. Koruyucu sağlık hizmetlerinin etkili ve verimli bir şekildeorganize edilmesi ve bireylere sunulması konusunda devletin belli ölçüdepozitif yükümlülüklerinin bulunduğu açıktır. Devletin öncelikle bulaşıcı birhastalığın görülmesi hâlinde bu durumu tespit etmeye elverişli bir sistemkurması ve bu vakanın bir salgına dönüşmemesi için gerekli olan önlemlerialması gerekir.
99. Hastalığın ihbarı ve bildirimi sisteminde gerek kamusalmakamların gerekse anne ve babanın oldukça hassas davranması gerekir. Anne vebabaların bulaşıcı bir hastalığa yakalanan yahut yakalandığındanşüphelendikleri çocuklarını derhâl sağlık kuruluşlarına ulaştırması, sağlıkkuruluşlarındaki görevlilerin de söz konu vakayı değerlendirerek gerekliönlemleri alması gerekir.
100. Gerekli önlemlerin alınması noktasında devletin yüksekaşılama oranlarına ulaşarak toplumun bağışıklığını güçlendirmesi önemlidir.Devletin normal dönemlerde yüksek aşılama oranlarına ulaşması ve toplumunbağışıklığını güçlendirmesi yönünde pozitif yükümlülükleri bulunmakla birliktebu pozitif yükümlülüklerin kapsamının bulaşıcı hastalığa ilişkin bir vakanıngörülmesi ve/veya bu durumun bir salgına işaret etmesi hâlinde daha genişolacağı da muhakkaktır.
101. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele kapsamında önemli hükümleriçeren 1593 sayılı Kanun yürürlüktedir. Bu Kanun'un 88. maddesinde çiçek aşısımecburi bir aşı olarak öngörülmüştür. Bunun yanı sıra 1593 sayılı Kanun’un 57.maddesinde kızamık hastalığı da dâhil olmak üzere belirli hastalık türlerisayılmış, 72. maddesinde ise 57. maddede zikredilen hastalıklardan birininortaya çıkması veya ortaya çıkmasından şüphe edilmesi durumunda bir kısımtedbirlere başvurulacağı belirtilmiş ve söz konusu tedbirler arasında hastalaraveya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı uygulanması şeklindeki tedbirede yer verilmiştir (bkz. §§ 27-34). Başvuruya konu olayların meydana geldiğidönemde yürürlükte bulunan Genelge'de ise bebeklikdönemini de kapsayacak şekilde belirli yaş grupları için çeşitli periyotlardâhilinde bazı aşıların uygulanmasına ilişkin esas ve usuller düzenlenmiştir (Halime Sare Aysal [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, §§ 71, 72).
102. Kızamık aşısının ülke genelinde yaygın bir şekildeyapılmadığı yönündeki iddia ile ilgili olarak SSPE Bilimsel İnceleme Komisyonuraporundaki verilere değinmek yerinde olacaktır. Başvurucular, bireysel başvuruformunda anılan rapora yönelik herhangi bir iddia ve itiraz ilerisürmemişlerdir. Başvuru formu ve eklerinde, çeşitli üniversitelerde görev yapanakademisyenlerce hazırlanan söz konusu raporun objektifliğinin ve/veyayeterliğinin sorgulanmasına neden olabilecek herhangi bir husus da tespitedilememiştir. Dolayısıyla kızamık aşısının ülke genelinde yaygın bir şekildeyapılmadığı yönündeki iddia değerlendirilirken bu rapordaki verilerdenyararlanılmasında herhangi bir sakınca olmadığı kanaatine varılmıştır.
103. Derece mahkemelerince hükme esas alınan SSPE Bilimselİnceleme Komisyonu raporunda, kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığıkomplikasyonlardan korunmanın tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkinaşılanması ile toplumun bağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir.Raporda; Türkiye'de 1970 yılında başlatılan rutin kızamık aşı uygulamasınınDünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma Kurulu önerileri doğrultusunda 1970yılından 1998 yılına kadar tek doz olarak sürdürüldüğü, aşılanma oranının 1987yılından bu yana giderek artış gösterdiği, bu oranın 1987-1990 yılları arasında%60,7'ye, 1991-1994 yılları arasında ise %73,7'ye ulaştığı belirtilmiştir.Raporda, başvurucuların kızlarının dünyaya geldiği 1997 yılının da aralarındabulunduğu 1995-1998 döneminde %76 aşılama oranına ulaşıldığı ifade edilmiştir.Raporda ayrıca 2003-2005 yılları arasında gerçekleştirilen kızamık aşı günlerikapsamında on beş yaş altı 18,5 milyon çocuğa aşı yapıldığı belirtilmiştir.
104. Söz konusu veriler dikkate alındığında başvurucularınkızları S.S.nin dünyaya geldiği dönemde kızamıkhastalığının eliminasyonu tam olarak gerçekleştirilememiş ise de kızamıkhastalığının eliminasyonu için sürekli olarak artan aşılama oranlarınaulaşıldığı ve bu kapsamda rutin aşılamaların yanı sıra çeşitli aşı kampanyalarıyürütüldüğü görülmektedir. İhtiyaçların öncelik sıralamasının belirlenmesindeve kamusal kaynakların hangi sağlık hizmetine ne kadar tahsis edileceğihususunda idari makamların daha elverişli konumda oldukları dikkate alındığındasomut olayda anılan dönemde kızamık hastalığının tamamen yok edilememişolmasında yetkili makamlara bir sorumluluk atfedilemeyeceğideğerlendirilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde, başvurucuların yaşadığıbölgede başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde rutin aşılamaların yanısıra ek bazı önlemlerin alınmasını gerektirebilecek bir durumun olduğuna ve buhususta o dönemde yetkili olan kamu makamlarına bildirimde bulunulduğunailişkin bir kayıt da mevcut değildir. Başvurucular da olayların meydana geldiğidönemde -S.S. henüz kızamık hastalığına yakalanmamışiken- yakın çevrelerinde kızamık hastalığı görülmesi üzerine yetkili kamumakamlarına durumu bildirdiklerini yahut kamu makamlarının durumu bildiğiniancak kamu makamlarının gerekli tedbirleri almadıklarını ileri sürmemişlerdir.Esasında bulaşıcı hastalığa ilişkin bir vakanın görülmediği ve/veya birsalgının ya da salgın tehlikesinin olmadığı normal durumlarda derecemahkemelerinin kararlarında da belirtildiği üzere aşı takip sorumluluğunun asılolarak ebeveyn üzerinde olduğu kabul edilmelidir.
105. Başvuru konusu olayda son olarak Türkiye'deki kızamıkaşılarının belli bir dönem çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususunadeğinmek gerekir. Derece mahkemelerince hükme esas alınan bilirkişi raporunagöre Dünya Sağlık Örgütü 1970 yılı sonlarında kızamık aşısını bebeklik çağındayapılması gereken aşılar arasına almış, aşı uygulama zamanını 1986-1989 yıllarıarasında dokuzuncu ayda tek doz olarak önermiş, 1993 yılında ise kızamıkeliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancak gelişmekteolan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu ve ilk dozdayüksek oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmiştir.Rapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü 1998 yılında da dokuzuncu ayda tekdoz önerisini devam ettirmiş ancak 2000 yılında dokuzuncu aydaki ilk dozkızamık aşısına ek olarak çocuklara ikinci doz fırsatının verilmesini önermişve 2003 yılında da bu önerisini tekrar etmiştir. Başvuru formu ve eklerindekibu bilgi ve belgeler dikkate alındığında, Türkiye'de belli bir dönem tek doz olarakuygulanan kızamık aşısının anılan dönemdeki uluslararası standartlarla uyumluolduğu, o dönemdeki uluslararası standartlara uygun olarak hareket eden kamumakamlarının sonradan ortaya çıkan sonuçlardan sorumlu tutulamayacağıdeğerlendirilmiştir.
106. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olaydadevletin koruyucu sağlık hizmetleri kapsamındaki yükümlülüklerini yerinegetiremediğini söylemek mümkün değildir. Ayrıca dava reddedilmiş bile olsabaşvurucuların etkili bir yargısal korumadan yararlanamadığı da söylenemez.
107. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayda yaşam hakkınınihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
108. Başvurucular, kızlarının ölümü üzerine açtıkları tam yargıdavasının makul sürede tamamlanmadığını ileri sürmüşlerdir.
109. Bakanlık görüşünde; yargılamanın 6 yılı aşkın bir süredesona erdiği, bu hususun yaşam hakkının usul boyutu açısından incelenebileceğiifade edilmiştir.
2. Değerlendirme
110. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §26) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığıya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediğiiddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurularailişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına(Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilirolma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunupbulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.
111. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesiolduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılanbaşvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincilniteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
112. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardanayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
113. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkınınİHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE10/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.