TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
EMİNE DİLEK ONARAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/19987)
Karar Tarihi: 12/2/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Mahmut ALTIN
Başvurucular
:
1. Emine Dilek ONARAN
2. Fatoş GENÇTÜRK
3. Ömer Nail GENÇTÜRK
Vekili
:
Av. Rifat DURAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, mahkemece hükmedilen tazminatın düşük belirlenmesive değer kaybına uğratılarak ödenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 3/4/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. 2017/19987 numaralı bireysel başvuru ile 2017/19989 ve2017/19991 numaralı bireysel başvuruların konu yönünden hukuki irtibatlarınınbulunması nedeniyle 2017/19987 numaralı bireysel başvuru dosyası ilebirleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden yürütülmesine kararverilmiştir.
4. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
A. Uyuşmazlığın ArkaPlanı
9. Başvuru konusu İstanbul'un Silivri İlçesine bağlı Piri MehmetPaşa Mahallesinde bulunan 229 ada 21 parsel sayılı 3.183,35 m² yüz ölçümlütaşınmaz, tapuda tarla vasfıyla başvurucuların murisi adına kayıtlıyken16/6/1983 tarihinde kesinleşen kıyı kenarçizgisine göre kıyı kenarında kalmıştır.
10. Anılan taşınmaz, İstanbul 2 Numaralı Kültür VarlıklarıKoruma Kurulunca 1/3/1991 tarihinde köprü koruma bandında kaldığı gerekçesiyle koruma altına alınmıştır.
11. Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinin taşınmazın kıyı kenarçizgisinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptaline ve tescil haricibırakılmasına dair 21/2/2002 tarihli kararı 11/4/2004 tarihinde onanarakkesinleşmiştir.
12. İstanbul 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını KorumaKurulunun 21/3/2002 tarihli kararıyla taşınmazın 1. derece arkeolojik sit alanında ve kesin yapılaşma yasağınıniçerisinde kaldığı anlaşılmıştır.
13. İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını KorumaKurulunun 23/3/2006 tarihli kararıyla taşınmazın bulunduğu alan 1. derece arkeolojik sit alanı vasfıkaldırılarak koruma alanı olarakbelirlenmiştir. Bununla birlikte aynı Kurulun 13/4/2006 tarihli kararıylabaşvuru konusu taşınmazın kesin yapılaşma yasağının dışında kaldığıanlaşılmıştır.
B. Tazminat Davası Süreci
14. Başvurucular tarafından 16/6/2004 tarihinde İzmir 2. AsliyeHukuk Mahkemesinde açılan davada 2/5/2006 tarihinde idare mahkemesinin görevliolduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir. Bunun üzerine7/9/2006 tarihinde İstanbul 8. İdare Mahkemesinde açılan davada ise 27/6/2007tarihinde idare mahkemelerinin görevli olmadığına karar verilmiştir.
15. Adli yargı ve idari yargı arasında verilen görevsizlikkararları sonrasında yargı yolu uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin olarakUyuşmazlık Mahkemesince 2/2/2009 tarihinde İzmir 2. Asliye Hukuk Mahkemesiningörevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Bunun üzerine İzmir 2.Asliye Hukuk Mahkemesince 11/6/2009 tarihinde yetkisizlik kararı verilmiştir.
16. Görevsizlik ve yetkisizlik kararları sonrasında nihayetSilivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) 27/7/2009 tarihinde görülmeyebaşlanan davada başvurucular, bahsi geçen tapu kaydının iptali nedeniyle22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’un 1007. maddesi uyarıncatazminat talep etmişlerdir.
17. Mahkemece yapılan keşif sonrası alınan 17/12/2010 tarihliBilirkişi Kurulu raporunda seçenekli hesaplama yapılmıştır. Raporda taşınmazın1. derece sit alanında yapılaşma yasağının olduğu dava tarihindeki değeri313.835 TL olarak tespit edilmişken koruma alanında ve yapılaşma yasağınınolmadığı 22/10/2009 tarihindeki değeri 941.505 TL olarak tespit edilmiştir.
18. Mahkemece 23/2/2011 tarihinde davanın kısmen kabulüne kararverilerek 313.835 TL tazminata hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde, anılantaşınmazın kıyıda kaldığı ve kumluk olduğu, başka tarzda değerlendirilmesininmümkün olmadığı belirtilerek dava tarihi itibarıyla değerinin tespit edildiğiifade edilmiştir.
19. Temyiz edilen karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi tarafından17/4/2012 tarihinde bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde, mahkemeceyapılan araştırma ve inceleme ile alınan bilirkişi raporlarının hükme elverişlive yeterli olmadığı belirtilmiştir.
20. Bozma kararına uyularak yeni bilirkişi kurulu raporlarıalınmıştır. Mahkemece hükme esas alınan 19/11/2013 havale tarihli ek bilirkişiraporunun ilgili kısmı şöyledir:
"...4/12/1989 tarihli imar planıörneğinde 2 kat cafe-restaurant, yüzme havuzu şeklinde imar izni bulunmasınarağmen dava tarihinde imar izni durdurulmuş bulunmaktadır. Yine dava tarihindensonra da demontabi yapıların H=Maks. 4.50 m ve TAKS: %1,5 (Taban alanı 47,75 m²oturumlu) inşaat izni bulunmaktadır.
Yukarıda açıklanan imar izinleri davatarihinde uygulaması bulunmadığından m² birim fiyatı belirlenmesinde parselinimar izni bulunmadığı da değerlendirmeye tabi tutulmuştur
...
tapu kaydının iptali ile taşınmazın tescilharici bırakılma işlemine ait mahkeme kararının kesinleştiği 11/4/2004 tarihiitibarıyla m² birim fiyatının 140 TL/m² . Tamamının [değeri] ise 3.189,35x140TL = 445.669 TLolarak değerlendirilmiştir. "
21. Mahkemece 29/12/2015 tarihinde davanın kısmen kabulüne kararverilerek 445.669 TL tazminatın 11/4/2004 tarihinden itibaren yasal faiziyleödenmesine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde; taşınmazın değerinintespitinde başvurucunun iddiasının aksine dava tarihinin esas alınmasıgerektiği açıklanmıştır. Öte taraftan idarenin kamulaştırma yapmadan tapukaydını iptal etmesinin hakkaniyete aykırı olduğu, başvurucuların zararlarınıntazmin edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Sonuç itibarıyla kıyı kenar çizgisiiçerisinde kalan başvuru konusu taşınmazın dava tarihi esas alınarak ve sonbilirkişi raporuna göre tespit edilen değerine itibar edildiği belirtilmiştir.
22. Temyiz edilen karar, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi tarafından20/12/2016 tarihinde onanmıştır.
23. Nihai karar, başvurucular vekiline 28/3/2017 tarihindetebliğ edilmiştir.
24. Başvurucular 3/4/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
25. Alacağın değer kaybı hakkında ilgili hukuk için bkz. Ali Şimşek ve diğerleri, B. No: 2014/2073,6/7/2017, §§ 18-33.
26. 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4.maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Bu Kanunda geçen deyimlerden;
Kıyı çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl veakarsularda, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktalarınbirleşmesinden oluşan çizgiyi,
Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni gölve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerininoluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzerialanların doğal sınırını,
Kıyı: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındakialanı,
...
ifade eder."
27. 3621 sayılı Kanun'un 5. maddesinin ilgili bölümlerişöyledir:
" ...
Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufualtındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır.
..."
28. 4721 sayılı Kanun’un 715. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Sahipsiz yerler ile yararı kamuya aitmallar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır."
29. 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi şöyledir:
"Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütünzararlardan Devlet sorumludur.
Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunangörevlilere rücu eder.
Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapusicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür."
30. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun “Kamulaştırma bedelinin tespiti esasları”kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:
“15 inci madde uyarınca oluşturulacakbilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yeremahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinlediktensonra taşınmaz mal veya kaynağın;
a) Cins ve nevini,
b) Yüzölçümünü,
c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik veunsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,
d)Varsa vergi beyanını,
e)Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarcayapılmış kıymet takdirlerini,
f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağınkamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılmasıhalinde getireceği net gelirini,
g) Arsalarda, kamulaştırılma gününden öncekiözel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,
h) Yapılarda, (…) resmi birim fiyatları veyapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,
ı) Bedelin tespitinde etkili olacak diğerobjektif ölçüleri,
Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün buunsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını dadikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmazmalın değerini tespit ederler.
Taşınmaz malın değerinin tespitinde,kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değerartışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kârdikkate alınmaz."
2. Anayasa MahkemesiKararı
31. Anayasa Mahkemesinin 24/9/2008 tarihli ve E.2008/26,K.2008/147 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"Başvuru kararında, geçerli tapu kaydına dayanarakyıllarca bir taşınmazı iyi niyetle kullanan bireylerin taşınmazlarının hiçbirbedel ödenmeksizin tapu kayıtlarının iptal edilerek sicilden silinmesininAnayasa'nın 35. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 1. Protokolün 1.maddelerinde güvence altına alınan mülkiyet hakkını ihlal edeceği savıyla 3621sayılı Kıyı Kanunu'nun 5. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
...
Kıyıların bu hukuksal durumu nedeniyle,uygulamada Anayasal ve yasal düzenleme yapılmadan ya da yasaya uygun olarakkıyı kenar çizgisi belirlenmeden önce özel mülkiyete konu olmuş ve tapusiciline tescil edilmiş olan taşınmazlar üzerinde kazanılmış hak doğmayacağı,buraların zamanaşımı yoluyla iktisap edilemeyeceği, tapu sicili hükümlerine bağlıtutulamayacağı ve haczedilmeyeceği kabul edilmektedir.
...
Temel bir insan hakkı olan mülkiyet hakkıbireyin eşya üzerindeki hâkimiyetini güvence altına almaktadır. Eşya üzerindekihâkimiyet bir yönüyle bireye devletin müdahale edemeyeceği özel bir alanyaratırken, diğer taraftan emeğinin karşılığını güvence altına almakla bireyekendi hayatını yönlendirme ve geleceğini tasarlama olanağı sunmaktadır. Bunedenle birey özgürlüğü ile mülkiyet hakkı arasında yakın bir ilişki vardır.
Ancak mülkiyet hakkının mutlak bir hakolmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği, kıyıların devletinhüküm ve tasarrufu altında olması nedeniyle özel mülkiyete konu yapılamamasıAnayasa'da öngörülmektedir.
Kıyıların devletinhüküm ve tasarrufu altında olması, buraların özel mülkiyete konu olamayacağı vedoğasına uygun olarak, genellik, eşitlik ve serbestlik ilkeleri gereği herkesinortak kullanımına açık bulunmaları gerektiği anlamına gelmektedir. Hukukumuzdakıyılar, sahipsiz doğal nitelikli ve herkese açık bir kamu malı olarakdüzenlenmiştir.
Anayasa'nın 43. maddesi kıyıların devletinhüküm ve tasarrufu altında olduğu hükmünü içermektedir. Buna göre anayasakoyucu kıyıların toplum için önemini dikkate alarak mülkiyet konusu olmasınıyasaklamaktadır. İptali istenilen 3621 sayılı Yasa'nın 5. maddesinin birincifıkrası, Anayasa'nın 43. maddesindeki hükmün bir tekrarı niteliğindedir. Bunedenle 5. maddenin Anayasa'ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
İtiraz başvurusunda değinilen uygulama sorunu,son yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları çerçevesinde kıyıkenar çizgisi içinde kalan tapu siciline kayıtlı taşınmazların karşılıklı hakdengesini sağlamak amacıyla mülk sahibine tazminat niteliğinde bir bedelinödenmesi gerektiği yolundaki yargı kararları ile ortadan kalkmıştır.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'ya aykırıdeğildir, iptal isteminin reddi gerekir..."
32. Anayasa Mahkemesinin 12/5/2011 tarihli ve E.2009/31,K.2011/77 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"A- 5841sayılı Kanun’un 2. maddesi ile 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun12. Maddesinin Üçüncü Fıkrasına Eklenen 'Bu hüküm iddia ve taşınmazınniteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, taraflarınsıfatına bakılmaksızın uygulanır' Cümlesinin İncelenmesi
Dava konusu kuralın uygulanması halinde kıyıya da orman niteliğinde olduğu belirlenen alanlar kadastro işlemleri sırasındaözel mülk olarak tespiti yapılmış ve kadastro işlemlerinin kesinleşmesindenitibaren on yıldan daha fazla bir süre geçmiş ise bu alanlara ilişkin olarakkamu idaresi tarafından tapu iptali davası açılması olanağı ortadankalkacaktır. Bunun sonucunda tapu kayıtları kesinlik kazanacak ve özelmülkiyete ilişkin tapular geçerli kabul edilecektir. Böylece dava konusukuralın uygulanması ile kıyı ya da orman alanına dâhil olan bir taşınmazüzerinde özel mülkiyet mümkün hale gelecektir.
Anayasa’nın 43. ve 169. maddelerinde temel birdeğer olarak çevrenin korunması ve herkesin çevreden eşit şekilde yararlanmasıhakkını güvence altına almak amacıyla kıyıların ve ormanların devletin hüküm vetasarrufu altında olduğu belirtilerek bu alanlarda özel mülkiyetyasaklanmıştır. Bu nedenle belli bir sürenin geçmesiyle söz konusu alanlardaözel mülkiyet edinilmesi olanaklı değildir.
Ancak, hukuk devletinin en temel unsurlarındanbirisi olan hukuki güvenlik ilkesi bireyleri keyfi yönetimlere ve hukukisürprizlere karşı korumak ve bireylerin ileride başlarına gelebilecekleriöngörebilmesi ve hareketlerini buna göre ayarlayabilmesi amacıyla hukuk kurallarınınaçık, anlaşılabilir ve öngörülebilir olmasını gerektirir. Hukuki güvenlikilkesini eşya hukuku alanında somutlaştıran kurum tapuya güven ilkesidir. Tapusicilinin temel işlevi bir taşınmazla ilgili tüm hakların bu sicilekaydedilerek herkese karşı ileri sürülebilmesi ve sicile kayıtlı olmayanhakların da iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülememesidir. Bu aynızamanda mülkiyet hakkının sağladığı güvencenin de bir sonucudur.
Anayasa’nın 35. maddesi ise kişi özgürlüğü ileyakından ilişkili olan mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Ancakmülkiyet hakkı mutlak bir hak olmayıp kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilirve bu sınırlandırmanın ölçülü ve orantılı olması gerekir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hem kıyılarhem de ormanlarla ilgili kararlarında kadastro tespiti ya da satın alma yoluylatapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının, kıyı kenar çizgisi ya daorman alanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksiziniptal edilmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ek 1. protokolün 1.maddesinin ihlali olarak nitelendirmiştir. AİHM bu kararlarında çevreninkorunmasına ilişkin kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunmasıarasında makul bir dengenin bulunması gerektiğini belirterek, karşılığı ödenmeksizinmülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.
Kıyıların ya da ormanların korunması amacıylamülkiyet hakkına müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal külfetintamamının mülk sahiplerine yüklenemeyeceği ve yasa koyucunun buna uygun çözümyolları bulması gerekeceği açıktır.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 43. ve169. maddelerine aykırıdır; iptali gerekir...
B- 5841 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na Eklenen Geçici 10. maddeninİncelenmesi
Dava dilekçesi ve başvuru kararlarında davakonusu kuralın aleyhe bir hüküm olduğu ve kazanılmış hakları ihlal ettiğibelirtilerek Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine aykırıolduğu ileri sürülmüştür.
Dava ve itiraz konusu kural, KadastroKanunu’nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen hükmün devletin hüküm vetasarrufu altında olduğu iddiası ile kanunun yürürlük tarihinden önce açılmışve henüz kesin hükme bağlanmamış davalarda da uygulanmasını öngörmektedir.
Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin üçüncüfıkrasına eklenen kuralın yukarıda yapılan incelenmesi neticesinde Anayasa’yaaykırı olduğu sonucuna ulaşıldığından aynı gerekçelerle kural, Anayasa’nın43.ve 169. maddelerine aykırıdır; iptali gerekir..."
B. Uluslararası Hukuk
33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetinkorunması" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.
34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) davanın esasını teşkileden zararı giderecek tazminatın ulusal mahkemeler tarafından hesaplanmasıgereken hâllerde kendini bu konuda karar vermeye yetkili görmemektedir. DoğrusuAİHM, kamulaştırılan yerin değerini belirleyecek ve buna karşılık ödenecektazminatın kriterlerini belirlemede kendini Türk mahkemelerinin yerine koyamaz.Ne var ki somut olaydaki dava dosyası içeriğine göre AİHM, başvurucunun ulusalmahkemelerce hükmedilen tazminat bedelinin mülkün değeri ile makul bir bağlantıkurmadığını gösterebildiğini gözlemlemektedir (YıltaşYıldız Turistik Tesisleri A.Ş./Türkiye, B. No: 30502/96, 24/4/2003,§ 38).
35. AİHM'e göre bir taşınmazın orman veya kıyı kenar çizgisi yada başka bir kamu alanında olduğu gerekçesiyle tapusunun iptal edilmesi,hukuken öngörülebilir olup kamu alanlarının korunmasına yönelik kamu yararınadayalı meşru bir amaç da içermektedir. Ancak AİHM, mülkiyet tespitine ilişkinhukuki hatalar nedeniyle tapuların iptal edilerek kişilerin mülkiyetlerindenyoksun bırakıldıkları başvurular bakımından istikrarlı olarak hiçbir tazminatödenmemesini haklı gösterecek herhangi bir istisnai durum da bulunmadığı hâldebir tazminat ödenmeksizin bireylerin tapu kayıtlarının iptal edilmesişeklindeki mülkiyetten yoksun bırakmaya yol açan müdahalenin kamunun yararı ilebireylerin hakları arasında olması gereken adil dengeyi bozduğu ve bumüdahalelerin başvurucuları aşırı bir yük altına soktuğu kanaatine vararakbaşvurucuların mülkiyet haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir (N.A. ve diğerleri/Türkiye, B. No:37451/97, 11/10/2005, §§ 36-43; Rimer ve diğerleri/Türkiye,B. No: 18257/04, 10/3/2009, §§ 34-41).
36. Kahyaoğlu vediğerleri/Türkiye (B. No: 37203/05, 31/5/2016, §§ 4-19) kararındaAİHM, bilirkişi raporunda taşınmazda oluşan değer kaybı taşınmazın gerçekdeğerinin %9'u olarak tespit edildiği hâlde mahkemenin Yargıtay içtihadındanhareketle zarar miktarını taşınmaz değerinin %2'si ile sınırlandırdığına işaretetmiştir. AİHM, Yargıtayın farklı durumların gözönünde bulundurulmasınıdışlayan katı yorumu nedeniyle başvurucuların taşınmaz değerinin %7'sinetekabül eden zararlarının karşılanamadığını belirtmiştir. AİHM ayrıca özellikleulusal mahkemelerin başvurucuların iddialarını hangi sebeplerle reddettiklerinive tazminat miktarını taşınmazın değerinin %2’si ile sınırlandırmalarınıngerekçelerini açıklamadıklarına vurgu yapmışlardır. AİHM bu sebeple müdahaleninkamu yararı ile mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengeyi bozduğunuifade ederek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Kahyaoğlu ve diğerleri/Türkiye, §§ 33-40).
37. Halil Göçmen/Türkiye(B. No: 24883/07, 12/11/2013) kararında ise kamulaştırmasız el atma nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar veren AİHM, derece mahkemelerincehükmedilen tazminatın yeterliliğini de ölçülülük bağlamında tartışmıştır.AİHMbu bağlamda öncelikle ulusal mahkemelerin yerine geçerek kamulaştırma bedelinibelirleme gibi bir görevinin bulunmadığını ancak mahkemelerin adil veya makulolmayan kararlar verilmesini sağlamakla yükümlü olduğunu belirtmiştir. AİHMsomut olayda kamulaştırmasız el atma tazminatına ilişkin iki ayrı bilirkişiraporu bulunduğuna dikkat çekmiş ve derece mahkemelerince yeterli bir gerekçegösterilmeden daha az bir bedel öngören raporun hükme esas alınmasınınmüdahaleyi ölçüsüz kıldığını belirtmiştir (HalilGöçmen/Türkiye, §§ 37-43).
38. Son alarak bu bağlamda Kutluve diğerleri/Türkiye (B. No: 51861/11, 13/12/2016) kararına dadeğinmek gerekir. Somut olayda bilirkişilerin taşınmazın kullanımını etkileyenkısıtlamaları dikkate alarak değer kaybı oranını %40 olarak belirledikleriniifade eden AİHM, bilirkişi raporunun derece mahkemelerini bağlamadığını kabuletmiş ancak bilirkişi raporunun sonuçlarının bertaraf edilmesi nedenlerininmahkemelerce açıklanması gerektiğini vurgulamıştır. AİHM, mahkemelercegözönünde bulundurulacak ölçütlerin basit bir anlatımıyla değer düşüklüğünün%25 ile sınırlandırılmasının ise yeterli bir gerekçe olarak kabuledilemeyeceğini belirtmiştir. AİHM bu sebeple tazminat miktarının belirlenmeşekli nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğuna kararvermiştir (Kutlu ve diğerleri/Türkiye, §§70-76).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
39. Mahkemenin 12/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Değer Kaybı NedeniyleMülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
40. Başvurucular; mahkemelerce hükmedilen alacağın değer kaybınauğratılarak ödenmesi ve kanuna aykırı olarak dava harcına hükmedilmesinedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucularagöre uzun yargılama ve enflasyonun dikkate alınmaması alacağın değerkaybetmesine yol açmaktadır.
2. Değerlendirme
41. Anayasa’nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmektedirler. Ayrıca başvurucular davada kabul edilen harcınkanuna aykırı olarak davalı tarafa yükletilmediğinden yakınmışlarsa dahükmedilen harcın dava dilekçesinde belirtilen ve sonrasında ıslah dilekçesiylearttırılan dava konusu üzerinden davanın kabul ve ret oranına göre belirlendiğianlaşıldığından ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.Başvurucuların hükmedilen tazminatın değer kaybına uğratıldığı yönündekişikâyetlerinin mülkiyet hakkına ilişkin olduğu anlaşıldığından başvurucununbelirtilen şikâyetlerinin mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
43. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
44. Başvuruya konu olayda uygulanacak ilkeler AnayasaMahkemesinin Mehmet Akdoğan ve diğerleri(B. No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 41-65) ile AliŞimşek ve diğerleri, §§ 58-69. kararlarında belirtilmiştir.
45. Buna göre kamulaştırma yoluyla mülkiyet hakkına yapılanmüdahalenin orantılı olabilmesi için taşınmazın gerçek bedelinin malikeödenmesi ve ayrıca ödenen bedelin tespitinde esas alınan tarih ile ödeme tarihiarasında geçen dönemde gerçekleşen enflasyona nispetle taşınmazın hissedilirderecede değer kaybetmemiş olması gerekir (MehmetAkdoğan ve diğerleri, § 59). Ödenen tutarların enflasyonunetkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi yani kamulaştırma tarihi ileödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimdefaiz uygulanması, kamulaştırma bedelinin enflasyon karşısında değerkaybetmesini önleyebilecek bir araçtır (MehmetAkdoğan ve diğerleri, § 42).
46. Anayasa Mahkemesince yapılan incelemede başvurucununmülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığı hususunda bir sonucavarmak için derece mahkemelerince tespit edilen gerçek değer ile başvurucuyayapılan ödemelerin enflasyon etkisi arındırılmış sonuçlarının karşılaştırılmasıgerekmektedir. Elde edilmek istenen kamu yararı ile başvurucunun mülkündenmahrum kalması arasında makul dengenin sağlanıp sağlanmadığını ve müdahaleninölçülü olup olmadığını tespit etmede önemli olan, yapılan ödemelerin değerkaybının toplam bedele oranı üzerinden başvurucunun maruz kaldığı yükübelirlemektir (Ali Şimşek ve diğerleri,§ 66).
47. Aynı yöndeki şikâyete ilişkin başvuru konusu olayda da builkelerden ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
48. Yargılama makamlarının, 11/4/2004 tarihi itibarıylabaşvurucuların tazminata hak kazandığını tespit ettiği ve bu tarihten itibarentazminata yasal faiz işletilmesine karar verildiği görülmektedir (bkz. § 21).
49. Başvurucuların yargılama sırasında alacağının değerkaybettiğinden yakındığı ve kararıninfaz edilmediği yönünde bir şikâyetinin deolmadığı gözetildiğinde ödemeye esas karar tarihi dikkate alınarakbaşvuruculara yasal faiz ödemesi yapıldığı kabul edilmelidir. Bu durumdatüketici fiyat endeksi verileri uyarınca Türkiye İstatistik Kurumu verilerinegöre tazminata uygulanan yasal faize rağmen alacağın hak kazanıldığı tarihtenbireysel başvuru tarihine kadar enflasyonun toplam yaklaşık %21 oranındaolduğu, diğer bir deyişle başvurucuların alacağının yargılama sırasındaenflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğradığı görülmektedir.
50. Sonuç olarak başvurucuların tazminata hak kazandığı tarihtenbireysel başvurunun yapıldığı tarihe kadar geçen on bir yıllık süredekienflasyon oranları dikkate alındığında mülkiyet hakkı kapsamındadeğerlendirilen söz konusu alacağın değer kaybına uğratılarak ödendiğianlaşılmaktadır. Belirtilen değer kaybının miktarı gözetildiğinde müdahaleylebaşvuruculara şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, busebeple söz konusu müdahalenin kamunun yararı ile başvurucuların mülkiyethakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengeyi başvurucularaleyhine bozduğu sonucuna varılmıştır.
51. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Tazminatın DüşükBelirlenmesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
52. Başvurucular tazminatın düşük belirlendiğindenyakınmaktadırlar. Başvuruculara göre idare tarafından tazminat miktarıtaşınmazın dava açıldığı tarihteki durumuna göre tespit edildiği bilindiğindenimar durumunda dava açılmadan önce ve sonra değişiklikler yapılmıştır. Buitibarla tapu kaydının iptalinden bir ay sonra taşınmazın bulunduğu alanın 1.derece sit alanına çevrilmesinin ve yapılaşma yasağı getirilmesi ve tazminatdavası açıldıktan sonra bu kez 1. derece sit alanı statüsünün kaldırılarakkoruma alanına dönüştürülmesi ve yapılaşma yasağının kaldırılmasının amacıdavanın açıldığı tarihe göre yapılan tazminatın düşük belirlenmesinisağlamaktır. Başvurucular ayrıca 2004 yılında açılan davanın kendi kusurlarıolmaksızın görev ve yetki uyuşmazlıkları nedeniyle ancak 2009 yılında yetkilive görevli mahkemede görülmeye başlandığını bu nedenle taşınmazın değerinin butarihe göre belirlenmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Başvurucular bugerekçelerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
53. Anayasa’nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
54. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Başvurucular, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmektedirler. Bununla birlikte başvurucuların tapunun iptali nedeniyle doğangerçek zararlarının tespit edilmemesine ilişkin şikâyetlerinin esas itibarıylailgili olduğu mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
55. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Mülkün ve MüdahaleninVarlığı ile Türü
56. Somut olayda başvurucuların tapu kaydı iptal edilmiştir.Taşınmaz mal varlığının Anayasa’nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkınınkapsamına dâhil olduğunda tereddüt bulunmamaktadır. Başvurucularıntaşınmazlarının kıyı kenar çizgisinde kaldığı gerekçesiyle tapularının iptaledilmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır. AnayasaMahkemesinin çok sayıda kararında da belirtildiği üzere taşınmazın tapusununiptal edilmesi mülkiyetten yoksun bırakma niteliği taşımaktadır (benzer yöndekikarar için bkz. Mehmet Akdoğan ve diğerleri).
ii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
57. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
58. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratiktoplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın,Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir.
(1) Kanunilik
59. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanunhükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiyeİş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No: 2014/13518,26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi vediğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
60. Somut olayda başvurucuların taşınmazı 3621 sayılı Kanunhükümlerine göre yapılan belirleme neticesinde kıyı kenar çizgisinin kıyıdakalan kısmında bırakılmıştır. Dolayısıyla müdahalenin kanuni bir dayanağınınolduğu kuşkusuzdur.
(2) Meşru Amaç
61. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama veyürütme organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararınaolduğunu belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı konusundabir uyuşmazlığın çıkması hâlinde ise örneğin kamulaştırma gibi hususlardauzmanlaşmış ilk derece ve temyiz yargılaması yapan mahkemelerin uyuşmazlığıçözmek konusunda daha iyi konumda oldukları açıktır. Bu nedenle müdahaleninkamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunu iddia edene aittir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 35).
62. Anayasa'nın 43. maddesine göre, devletin hüküm ve tasarrufualtında bulunan kıyılar, özel mülkiyete konu olamazlar. Doğasına uygun olarak,genellik, eşitlik ve serbestlik ilkeleri gereği herkesin ortak kullanımına açıkbulunmalıdırlar ve bunlardan yararlanma, ancak kıyının herkese açık olması ilemümkün olabilir (AYM, E.1990/23, K.1991/29, 18/9/1991). 3621 sayılı Kanun'unkıyıların ortak kullanımını düzenlemek, yararlanmaya ilişkin karar ve önlemlerialmak amacıyla düzenlendiği belirtilmiştir. Kanun'un amacı çerçevesinde kıyıkenar çizgisindeki taşınmazların kamu hizmetine tahsis edilmesi, bu bağlamda somutolayda olduğu gibi kıyıdan herkesin istifade edebileceği değerlendirildiğindemüdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu kabul edilmiştir.
(3) Ölçülülük
(a) Genel İlkeler
63. Son olarak kamu makamlarınca başvurucuların mülkiyet hakkınayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacıngerçekleştirilmesi için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülükilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.
64. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişliliköngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, gereklilik ulaşılmakistenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafifbir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ileulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğiniifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).
65. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkınınsınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin haklarıarasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucununşahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuşolacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; birtaraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahaleninniteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönündebulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,§§ 58, 60; Osman Ukav, B. No:2014/12501, 6/7/2017, § 71).
66. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan malların korunmasıamacıyla mülkiyet hakkına müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusalkülfetin tamamının mülk sahiplerine yüklenemeyeceği ve kanun koyucunun bunauygun çözüm yolları bulması gerekeceği açıktır (AYM, E.2009/31, K.2011/77,12/5/2011). Kamuya ait orman ve diğer malların korunmasındaki kamu yararı amacıile başvurucunun mülkiyet hakkı arasında olması gereken adil denge, başvurucuyatazminat ödenmesi veya başvurucunun zararının başka yollarla telafi edilmesişartıyla sağlanabilir (Hüseyin Akbulut veYusuf Akbulut, B. No: 2014/7643, 6/4/2017, § 32).
67. Diğer taraftan mülkiyet hakkının usule ilişkin güvencelerihem özel kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardanbirinin kamu gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkınınkorunmasının söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somutolayda yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerininkararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd.Şti., B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).
68. İdarenin ölçülülük bağlamında iyi yönetim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğübulunmaktadır. İyi yönetimilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamuotoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarakhareket etmelerini gerektirir (KenanYıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68). Bubağlamda idarelerin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylereyüklememeleri gerekir (Reis Otomotiv Ticaretve Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, 1/2/2018, § 100).
(b) İlkelerin OlayaUygulanması
69. Başvurucular, tapusu iptal edilen taşınmazın gerçekdeğerinin ödenmediğinden yakınmaktadırlar.
70. Taşınmazın tapusu iptal edildiğinden mülkiyet hakkınayapılan müdahale ancak gerçek değerinin ödenmesiyle ölçülü olabilir. Taşınmazıngerçek karşılığı olan bedelinin tespiti ise -kural olarak- uzman mahkemelerinve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevindedir. Mülkiyethakkına yapılan müdahale ile ödenen bedel arasındaki ilişki yönünden AnayasaMahkemesinin yapacağı tespit, orantılılık incelemesinden ibarettir.
71. Somut olayda başvurucuların taşınmazının değeri derecemahkemelerince dava tarihindeki durumuna ve niteliğine göre belirlenmiştir.Buna göre bilirkişi kurulu dava tarihi itibarıyla taşınmazın 1. derece sitalanında ve kesin yapılaşma yasağı içinde kaldığını belirterek değeri buna görehesaplamış, derece mahkemeleri de bu hesaplamaya göre tazminatıbelirlemişlerdir. Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında söz konusutaşınmazın 1. derece sit alanı olduğunun kabulü hâlinde değerinin 445.669 TLolduğu, koruma alanı içinde olduğu değerlendirildiği takdirde ise değerinin941.505 TL olduğu belirtilmektedir (bkz. §§ 15-19).
72. Diğer taraftan 16/6/1983 tarihinde kesinleşen kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan butaşınmaz 1/3/1991 tarihinde köprü koruma bandında kaldığı gerekçesiyle koruma altına alınmış; 21/3/2002 tarihinde1. derece arkeolojik sit alanında ve kesinyapılaşma yasağının içerisinde kaldığına karar verilmiş; ancakbaşvurucuların 16/6/2004 tarihinde açtığı tazminat davasından kısa bir süresonra 23/3/2006 tarihinde bu defa taşınmazın bulunduğu alanın 1. derece arkeolojik sit alanı vasfıkaldırılarak koruma alanı olarakbelirlenmesine karar verilmiştir. Buna göre başvuru konusu taşınmazın kesinyapılaşma yasağının dışında kaldığı anlaşılmaktadır (bkz. §§ 7-11).
73. Esas itibarıyla tapusu iptal edilen taşınmazın değerinindava tarihine göre belirlenmesi tek başına bir sorun teşkil etmemektedir.Bununla birlikte somut olayda taşınmazınarkeolojik sit alanında olmayıp aslında koruma alanında olduğu dava tarihinden kısa bir süresonraki Kurul kararı ile ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda taşınmazın 1. derecearkeolojik sit alanında olmasıyla koruma alanında olması ve kesin yapılaşmayasağı kapsamında olması ile olmamasının taşınmazın değerini önemli derecedeetkileyen bir farklılığa yol açtığı ortadadır.
74. Buna göre olayda söz konusu taşınmazın tapu kaydınıniptaline ilişkin mahkeme kararının verilmesinden sonra temyiz aşamasındayken 1.derece arkeolojik sit alanı olarak ilan edildiğine dikkati çekmek gerekir.Diğer bir deyişle başvurucuların taşınmazının tapu kaydının iptal edildiğiaşamada kültür varlığı statüsü taşınmazındeğerini önemli ölçüde azaltacak şekilde değiştirilmiş, başvurucuların açtığıtazminat davasında da dava tarihi itibarıyla mevcut olan bu statüye göretaşınmazın değeri belirlenmiş, ancak söz konusu dava devam ederken taşınmazınbelirtilen statüsü bir defa daha bu defa taşınmazın değerini arttıracak biçimdeyeniden tapunun iptalinden önceki hâline getirilmiştir. Dolayısıylabaşvurucuların taşınmazlarından yoksun bırakıldığı sürece bir bütün olarakbakıldığında aslında yalnızca korumaalanında olması gereken taşınmazın 1.derece sit alanı olarak kabul edilerek değerinin belirlendiği, bunagöre söz konusu süreç sonunda başvuruculara taşınmazının gerçek değerininödenmemiş olduğu sonucuna varılmıştır.
75. Nitekim başvurucular söz konusu iddialarını dava sırasındada dile getirmişler ancak derece mahkemeleri bu iddia ve itirazları konu ileilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılamamıştır.
76. Sonuç olarak derece mahkemelerince somut olayın kendine özgükoşulları çerçevesinde bir değerlendirme yapılmadan tapusu iptal edilentaşınmazın dava tarihindeki değerine göre tazminata hükmedilmiş olması, butaşınmazın aslında dava tarihindeki kültür varlığı statüsünün doğru olmadığınınortaya çıkması karşısında gerçek değerin tazminat olarak ödenmemesine yolaçmıştır. Bu durumda tapunun iptali suretiyle mülkiyet hakkına yapılanmüdahalenin başvuruculara şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği ve kamuyararı amacı ile mülkiyet hakkı arasında olması gereken adil dengeninkurulamadığı, başvurucular aleyhine bozulduğu sonucuna varılmıştır.
77. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
78. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
79. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini istemiş ve tazminattalebinde bulunmuştur.
80. Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadankaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875,7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlalkararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalindevamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiylesonuçlanacağına da işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).
81. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55,57).
82. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda AnayasaMahkemesi, 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ileİçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalinve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzerekararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasaldüzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlaliortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireyselbaşvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle AnayasaMahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararıverildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklıolarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususundaherhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararkendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizinAnayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererekdevam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerinegetirmektir. (Mehmet Doğan, §§58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2),§§ 57-59, 66-67).
83. Somut olayda Mahkememizce başvuruculara ait taşınmazın tapu kaydınıniptali nedeniyle açılan tazminat davasında hükmedilen bedelin taşınmazın gerçekdeğerinin çok altında olması ve bu tazminata hak kazanılan tarihten ödemeninyapıldığı tarihe kadar geçen süredeki enflasyon oranları dikkate alarak faizödenmemesi nedeniyle söz konusu tazminatın önemli ölçüde değer kaybınauğratılarak ödenmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine kararverilmiştir. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
84. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yenidenyargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştırannedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir kararverilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılamayapılmak üzere Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine kararverilmesi gerekmektedir.
85. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebininreddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
86. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 772,50 TL harçtan ve3.000 TL vekalet ücretinden oluşan toplan 3.772,50 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Silivri1. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2012/548, K.2015/645) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 772,50 TL harçtan ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.772,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE12/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.