TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
EMİR AĞGÜL VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/16320)
Karar Tarihi: 21/11/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Leyla Nur ODUNCU
Başvurucular
:
1. Emir AĞGÜL
2. Fatma AĞGÜL
3. Gülbahar ÖZGÜL
4. Gülcanan ÖZGÜL
5. Gülperi KARYEMEZ
6. İsmet ÖNDER
7. Kemal ÖNDER
8. Kıymet KARAKOÇ
9. Nihat ÖNDER
10. Mustafa ÖNDER
11. Sedef ÖRGÜN
12. Sultan KARAKOÇ
13. Şahin AĞGÜL
14. Yeter DOĞU
Vekilleri
:
Av. Mehmet Ali KIRDÖK
Av. Meral HANBAYAT
Av. Ümit SİSLİGÜN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör olaylarından dolayı köyü terke mecburkalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılanbaşvurunun kısmen kabul edilmesi ve idare ile sulhnameimzalanması akabinde başvurunun kabul edilmeyen kısmı için açılmış olan davanınreddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davayailişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması ve makul süredesonuçlandırılmaması, Danıştay Onuncu Dairesi içtihadına aykırı karar verilmesinedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 29/9/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvurucu Zefi Ağgül'ün22/11/2016 tarihinde vefat ettiği tespit edilmiştir. Başvurucunun bir kısımmirasçıları 5/12/2016 tarihli dilekçe ile bireysel başvuruya mirasçı sıfatı iledevam edeceklerini belirterek mirasçılık belgelerinin onaylı suretini vevekaletname örneklerini göndermişlerdir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığınagönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu (başvurucuların murisi) ZefiAğgül, Tunceli ili Ovacık ilçesi Karataş köyündeikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları neticesinde köyünboşaltılmasıyla yerleşim yerinden göç etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.
10. Başvurucuların murisi 5/5/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanunkapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Tunceli Valiliği ZararTespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
11. Komisyonun 26/10/2010 tarihli ve 2010/1-5779 sayılıkararında; başvurucunun terör olayları nedeniyle zarara uğradığı kanaatinevarıldığından ahşap taş duvarlı ev için 6.477 TL, ahşap taş duvarlı ahır için3.723 TL, ceviz ağacı için 7.480,48 TL, karışık meyve ağacı için 1.640,10 TL,ağaçların fiziksel değeri için 1.218,36 TL, kavak ağacı için 351,30 TL, sulakarazi için 3.724,19 TL, kıraç arazi için 348,55 TL, ahşap taş duvarlı ahır için3.176,96 TL, mal varlığına ulaşamaması nedeniyle toplam 28.139,94 TL ödenmesinekarar verilmiştir.
12. Komisyon kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesigereğince davet yazısı ile birlikte sulhname örneğibaşvurucular vekiline gönderilmiştir.
13. “Yukarıda ayni/nakdiolarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonuntespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmışolduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname 15/4/2011 tarihinde başvurucular vekili tarafındanimzalanmıştır.
14. Komisyon kararında hükmedilen miktarın gerçek zararınıkarşılamadığından bahisle başvurucuların murisi tarafından Elazığ İdareMahkemesinde dava açılmıştır.
15. Elazığ 2. İdare Mahkemesinin 18/7/2012 tarihli veE.2012/521, K.2012/1009 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir.Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
“...Olayda, davacı vekili ile davalı idare arasında imzalanan15.04.2011 tarih ve 2010/1-5779 sayılı sulhname iledavacının uğradığı zararları tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığın ortadankalktığı, tarafları bağlayıcı nitelik taşıyan ve imzalama aşamasında davacı/davacıvekilinin iradesini fesada uğratan herhangi bir hususun bulunmadığı görülmekteolup sulhname sonucu uyuşmazlığın tekrar yargıyataşınmasının mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan ZararlarınKarşılanması Hakkında Kanun ile terör eylemleri veya terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin,sadece maddizararlarının karşılanmasına ilişkin esasve usuller belirlenmiş olup, manevi zararın tazminine yönelik herhangidüzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında, davacının manevi tazminattalebinin karşılanmamış olması yönüyle de söz konusu komisyon kararında hukukaaykırılık bulunmamaktadır...”
16. Temyiz üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 4/12/2013 tarihli ve E.2013/5428, K.2013/10004 sayılı ilamı ilekararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiznedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek onanmasına karar verilmiştir.
17. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 19/6/2014 tarihli veE.2014/4454, K.2014/5636 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Bu karar 28/8/2014tarihinde tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucuların murisi Zefi Ağgül 29/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
19. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 4. maddeleri (Celal Demir,B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).
20. 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:
“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişiaracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindekinakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göremahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluylakarşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte haksahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhnametasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili birtemsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhnametasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazminedilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarıkendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliyegönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yolunabaşvurma hakları saklıdır.”
21. 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifatarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.”
22. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan ZararlarınKarşılanması Hakkında Yönetmelik’in (Yönetmelik) 11. maddesi şöyledir:
“Komisyon gerek görmesi halinde keşif yapabilir.
Komisyon başkanı belirlemiş olduğu keşif yeriile gün ve saatini komisyon üyeleri ve/veya bilirkişi ile başvuru sahibine veyayetkili temsilcisine yazılı olarak bildirir.
Başvuru sahibinin kendisi, veli veya vasisi veya yetkili temsilcisi vevarsa şahitleri keşif mahallinde hazır bulunurlar. Muhtar veya o yermahallinden iki kişinin de keşifte hazır bulunması temin edilir.
…
Başvuru sahibi veya yetkili temsilcisininkeşif esnasında hazır bulunmaması halinde durum tutanakta belirtilir.”
23. Aynı Yönetmelik'in 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“15 inci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarîve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şeklive zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veyaihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomikkoşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişiaracılığı ile belirlenir.”
24. Aynı Yönetmelik'in 27. maddesi şöyledir:
“Sulhname tasarıları hak sahibi veya yetkilitemsilcisi ile komisyon başkanı tarafından imzalandıktan sonra Vali veya Bakantarafından onaylanır.
Ödemeler sulhname tasarılarının onay tarih vesıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler hak sahibi veya sahiplerininbanka hesaplarına yapılır.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 21/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. BaşvurucularınMurisinin İddiaları
26. Başvurucuların murisi 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmışolduğu başvurunun kısmen kabul edilip kısmen reddedildiğini, zararının kabuledilen kısmı için idare ile sulhname imzalamaklabirlikte kabul edilmeyen kısım için iptal ve tam yargı davası açtığını, gerçekzararının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olduğundan sulhnameninkapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabuledilmeyen kısım için mal varlığına ulaşamamaktan dolayı dava açma hakkınınsaklı bulunduğunu fakat açtığı davanın reddedildiğini, gerçek zararınınhesabında zarar kalemlerinin daha fazla olduğunu, bu zarar kalemlerinin keşifyoluyla tespit edilmesi gerekmesine rağmen söz konusu tespitler yapılmadan vebu zararlar gözönünde bulundurulmadangerçekleştirilen eksik tazmin nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniiddia etmiştir.
2. Değerlendirme
27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda idare ile sulhname imzalanması nedeniyle bakiye zarar iddiasınailişkin davanın reddedilmesi daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve AnayasaMahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda idari ve yargısal süreci müteakipihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesini temin eden etkili birgiderim yolu bulunduğundan hareketle başvurucunun mağdur sıfatının ortadankalkmış olması sebebine dayanılarak kişi bakımından yetkisizlik nedeniylebaşvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§ 29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§45-58).
28. Somut başvuruda başvurucuların murisi, terör ve terörlemücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarınınkarşılanması amacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş,Komisyon tarafından başvurucunun tespit edilen zararları öngörülen birimfiyatlara tabi tutularak 28.139,94 TL tazminat miktarı belirlenmiş (bkz. § 11)ve vekiline, kararlaştırılan tazminat miktarını içerir sulhnameörneği ile birlikte sulha davet yazısı gönderilmiştir. Sulh teklifibaşvurucuların murisi tarafından kabul edilmiştir.
29. Eksik hesaplandığı iddia edilen zararın miktarı üzerindebaşvurucuların murisi idareyle anlaşma sağlamış ve 15/4/2011 tarihli sulhnameyi imzalamış olması sebebiyle Komisyonun tespitineesas olan olay ile ilgili maddi mağduriyetinin açıkça orantısız olmayacakşekilde giderildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucuların murisi, Komisyonuntespitinde belirlenen ve zararlarının tamamını karşıladığını beyan ettiğialacağını tümüyle davalı idareden tahsil ettiğinden mülkiyet hakkına ilişkinmağduriyeti 18/8/2011 tarihinde giderilmiş ve bu hak yönünden mağdurluk statüsüde aynı tarihte sona ermiştir. Öte yandan başvurucuların murisi, Komisyontarafından ödenmesine karar verilen tazminat tutarının kendisine ödenmediği yada eksik ödendiği yönünde bir iddiada da bulunmamıştır.
30. Açıklanan nedenlerle başvurucuların murisinin mülkiyethakkına yönelik şikâyet yönünden mağdurluk statüsünü kaybettiği anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Danıştay OnuncuDairesi İçtihadına Aykırı Karar Verilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. BaşvurucularınMurisinin İddiaları
31. Başvurucuların murisi, Komisyon kararında karşılanmamasınedeniyle sulhname kapsamına dâhil olmayan zararkalemleri için açtığı iptal davasında Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararında da belirtildiği gibibakiye zararlara ilişkin dava hakkı saklı olduğundan bu zararlarının tazminedilmesi yönünde hüküm kurulması gerekirken davasının reddine hükmedildiğini,bu hâliyle verilen kararın hukuka aykırı olduğunu ve adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargıorganlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucu olarak daiddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleriolan alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanmahakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında -ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHMiçtihadı ışığında yorumlamak suretiyle- Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alanve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke vehaklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun vediğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
33. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukukgüvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 veE.2012/50, K.2012/128,20/9/2012). AİHM de benzer biçimde adil yargılanmahakkının hukuk devletinin Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunu belirtenSözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini beyan etmektedir.Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veyagüvenlik ilkesi ise hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte vekamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayanmahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni azaltarak yargısalbir belirsizliğe yol açabilir (Türkan Bal,B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 52).
34. Bununla birlikte farklı kararların aynı mahkemeden çıkmışolması, tek başına adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyecektir.Değişik yönlerde kararlar verilmesi ihtimali Yargıtay, Danıştay, Askeri Yüksekİdare Mahkemesi gibi çeşitli yüksek mahkemelerden oluşan yargı sistemimizinkaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir (Türkan Bal, § 53).
35. Yüksek mahkemelerin ya da nihai merci olarak bir uyuşmazlığıçözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarında davalarıniçeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde ise hareketnoktası, derece mahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarından hangisinindoğru olduğunun ve tercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesi olmayacaktır.Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, kararlarda yaşanan değişimin hukuki birbelirsizliğe yol açıp açmadığına ve başvurucu bakımından öngörülebilir olupolmadığına yönelik bir inceleme yapabilir (TürkanBal, § 58).
36. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini vemahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetleriniyansıtması yönüyle olumludur. Uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenenyüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici birgerekçe göstererek farklı sonuçlara ulaşmaları, hukuki belirlilik veöngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde verilen kararların ihtimale dayalısonuçlar olmamasını ve birbirine zıt ilamların ortaya çıkmamasını gerektirir (Ramazan Acar, B. No: 2013/7939,15/12/2015, § 62).
37. Başvurucuların murisinin kendisiyle aynı statüde olandavacılar lehine hüküm kurulduğunu belirttiği Danıştay Onuncu Dairesinin30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı ilamının incelenmesineticesinde, başka bir İdare Mahkemesince yapılan yargılamada davanın reddiyönünde kurulan hükmün, davacının Komisyon tarafından reddedilen diğer istemineyönelik olarak dava açma hakkının saklı bulunduğunun kabulü gerektiğindenbahisle bozulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
38. Danıştay dava daireleri arasındaki iş bölümü kapsamında 5233sayılı Kanun’dan kaynaklanan davaları ve temyiz başvurularını inceleme göreviDanıştay Onuncu Dairesine ait iken Danıştay Genel Kurulunca alınan 25/4/2011tarihli ve E.2011/13, K.2011/13 sayılı kararla Danıştay dairelerinin yeni işbölümü esasları belirlenmiş; bu görev Danıştay OnbeşinciDairesine devredilmiştir. Aynı yıl Danıştay OnbeşinciDairesi, içtihat değişikliğine giderek 5233 sayılı Kanun'un 12. maddesininmadde metni ve gerekçesinden hareketle sulhnameimzalandığı ve uyuşmazlığın ortadan kalktığından bahisle bakiye zararlar içindava açılamayacağı şeklinde hüküm kurmuştur (Ramazan Acar, § 64).
39. Başvuruya konu olayda başvurucuların murisinin Elazığ 2.İdare Mahkemesinde açtığı davada Mahkemenin bu kişi ile idare arasındakarşılıklı irade beyanlarıyla imzalanan sulhnameninvarlığından hareketle davanın reddi yönünde hüküm kurduğu, söz konusu kararınDanıştay tarafından anılan içtihat değişikliğinden sonra 2013 yılında onandığıanlaşılmaktadır. Başvurucunun dosyaya çelişkili karar örneği olarak beyanettiği kararın 2011 yılındaki içtihat değişikliğinden önce Danıştay tarafındanverilen karar olduğu görüldüğünden söz konusu kararlar ile başvurucunun açtığıdavada kurulan hüküm arasındaki farklılıkların Danıştay OnbeşinciDairesinin içtihat değişikliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
40. Yüksek mahkemelerin temel fonksiyonlarından biri de yargıkararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununlabirlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazıhâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağıaçıktır (Türkan Bal, § 56).
41. Yazılı hukuk sistemine tabi ülkelerde içtihat değişmez birolgu olmadığından mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdiryetkisi kapsamında kalmaktadır. Böyle bir değişiklik özü itibarıyla öncekiçözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelmektedir. Ancak aynı hususta dahaönce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlinde mahkemelerce bufarklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerekmektedir (Türkan Bal, § 55).
42. Elazığ 2. İdare Mahkemesi ve Danıştay kararının DanıştayOnuncu Dairesinin daha önceki kararından farklı bir sonuca neden ulaşıldığıhakkında başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasınaimkân verecek yeterli gerekçeyi içerdiği değerlendirilmektedir. 2004 yılındakabul edilip aynı yıl yürürlüğe giren 5233 sayılı Kanun kapsamında öngörülenidari süreç akabinde uyuşmazlıkların yargıya taşınması ile yeni usul ve sulhname imzalanması işlemi hakkında içtihatların müstakarhâle gelmesi için belli bir zamana ihtiyaç duyulması da nazara alındığındayeterli gerekçeyle desteklenen içtihat değişikliği sonrasında içtihattan sapmaolmadığı gibi başvurucuların murisinin bu yönde bir iddiası da mevcut değildir.Kaldı ki başvurucuların murisinin Danıştay OnbeşinciDairesinin içtihat değişikliği yaptığı tarihten sonraki bir tarihte sulhnamede ödenmesine karar verilen miktarı tahsil ettiğive akabinde dava açtığı nazara alındığında dayanak gösterdiği karar hakkındakiiddiaları temelsiz kalmaktadır.
43. Aynı hukuki metne ilişkin olarak aynı derecedeki bağımsızyargı mercileri arasındaki yorum ve içtihat farklılıkları ile temyizmercilerinin uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleriarasındaki yorum farklılıkları, tek başına adil yargılanma hakkının ihlaliniteliğinde kabul edilemeyeceği gibi (AhmetSağlam, B. No: 2013/3351, 17/9/2013, § 45) mahkemelerce, hukukkurallarının yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesinde farklılıklarmeydana gelmesi ya da önceki çözümün tatminkâr bulunmaması, yeni kabul edilmişbir yasanın yorumlanmasında içtihadın müstakar hale gelmesi için belli birzamana ihtiyaç duyulması gibi çeşitli nedenlerle içtihat değişikliğinegidilmesi de tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabuledilemez.
44. Açıklanan nedenlerle başvurucular murisi tarafından ilerisürülen bu iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, derece mahkemesikararının bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlikde içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. BaşvurucularınMurisinin İddiaları
45. Başvurucuların murisi 5233 sayılı Kanun kapsamında ilerisürdüğü giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari ve yargısalsürecin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesindetanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
b. Değerlendirme
i. Kabul Edilebilirlik Yönünden
46. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Esas Yönünden
47. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında; Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı başvurularınkarara bağlanma süresinin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yolaçmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin,B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 61-69; MahmutCan Arslan, B. No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014,§§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66).Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının uzun bir sürede gerçekleştiği vebu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığıdurumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır (İsmet Kaya, B. No:2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).
48. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (5/5/2006)ile nihai karar tarihi (19/6/2014) arasında geçen ve toplamsüresi 8 yıl 1 ay olan yargılamada başvurucu açısından farklı karar verilmesinigerektiren bir yön bulunmadığı ve söz konusu yargılama süresinde makul olmayanbir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
49. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. Mahkemeye ErişimHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. BaşvurucularınMurisinin İddiaları
50. Başvurucuların murisi, terör nedeniyle uğradığı manevizararlarının tazminine ilişkin talebinin Kanun kapsamında olmadığı gerekçesiylemahkemece reddedildiğini, idari ve yargısal merciler tarafından talebinindikkate alınmadığını, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'na ve tazminat hukukunun genel prensiplerine aykırı karar verildiğini,tam yargı davası bağlamında manevi tazminat isteminin karşılanmadığınıbelirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
b. Değerlendirme
51. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Anılan iddialar Anayasa'nın 36. maddesindetanımlanan adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkıaçısından incelenmiştir.
i. Kabul Edilebilirlik Yönünden
52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Esas Yönünden
53. Başvurucuların murisi, idare hukukunun genel hükümlerikapsamında açtığı manevi tazminat davasının hatalı değerlendirme sonucureddedilmesi nedeniyle bu zararının tazminini isteme imkânından mahrumbırakıldığını ileri sürmüştür.
54. Anayasa Mahkemesinin görevi, usul kurallarının uygulanmasıkonusunda derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerini denetlemekolmayıp usule ilişkin uygulamanın kişinin mahkemeye erişim hakkını, Anayasa ve Sözleşmesi’ye aykırı olarak kısıtlayıp kısıtlamadığınıdenetlemektir (Neriman Polat, B. No:2012/1223, 5/11/2014, § 33).
55. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesindedüzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B.No: 2012/791, 7/11/2013, § 51; Ş.Ç.,B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; KenanYıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41). Buhak, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık kapsamında bir talebi mahkeme önünetaşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmekanlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkemekararını (Özkan Şen, § 52) ya dakişinin bizatihi mahkemeye başvurmuş olmasını anlamsız hâle getirensınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (İbrahim Can Kişi, B. No: 2012/1052,23/7/2014, § 31).
56. Mahkemeye etkili erişim hakkı, “hukukun üstünlüğü” ilkesinintemel unsurlarından biridir ve bu hak, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı birsistemin var olması ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık,pratik ve etkili fırsatlara sahip olması gerektiğini ifade eder. Bu sebeplehukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin taraflarınmahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine kararverilebilmektedir (Özden Sayar ve DerenDilara Sayar, B. No: 2013/4022, 13/4/2015, § 60).
57. Başvuru konusu olayda başvurucunun manevi tazminat talebineilişkin mahkemeye erişim hakkı, idari yargı alanında uygulanabilir bir haktır.Bu bağlamda mahkemeye erişim hakkı, tazminat talebi bulunan bir kimsenin butalebi hakkında bir mahkeme tarafından bir karar verilmesini isteme hakkıdır.
58. 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde Kanun’un çıkarılışamacı “... terör eylemleri veya terörlemücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddizararlarının yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süreiçinde ve sulh yoluyla karşılanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ancak buyolla sonuç alamayanların başvurmaları, verilen tazminat miktarlarının haksızzenginleşme aracı olarak kullanılmasının önlenmesi...” şeklindebelirtilmiştir. Ayrıca 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinin madde gerekçesinde “Zararların sulhenkarşılanması yöntemi ile mağdurların yargı yoluna gitmelerine gerek kalmaksızınkısa sürede zararlarının giderilmesi amaçlanmıştır.” ifadesine yerverilmiştir.
59. Somut olayda başvurucuların murisinin maddi ve manevitazminat talebiyle açtığı davada idare hukukunun manevi tazminata ilişkin genelhükümleri kapsamında talepte bulunulmasına rağmen 5233 sayılı Kanun’da manevitazminat ödenmesi hakkında bir hüküm bulunmadığı gerekçesiyle davareddedilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesi gereği mahkemeye erişimhakkı kapsamındaki etkili karar hakkına yönelik müdahale, Anayasa’nın 13. maddesibağlamında ölçülülük ilkesi yönünden incelenecektir.
60. Anayasa’nın 36.maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemişolmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlakbir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların dahakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir.Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemişolsa da Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak buhakların sınırlandırılması da mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına vekullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünündoğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyenkurallar olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar, Anayasa’nın 13. maddesinde yeralan güvencelere aykırı olamaz (Özkan Şen,§ 58; Tahir Gökatalay,B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahimCan Kişi, § 33).
61. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesine göre temelhak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Ayrıca bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözü ve ruhu ile demokratik toplumdüzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz (İbrahim Can Kişi, § 34; Neriman Polat, § 42).
62. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilenmahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların kanuni olması, hakkın özünüzedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık veölçülü olması, başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 38; İbrahim Can Kişi, § 36).
63. Bir tazminat veya tam yargı davasına konu olan alacağailişkin mevzuat hükümleri kapsamında yürütülen yargılamada, kişilerintaleplerini başlattıkları usulde hataya düşülerek incelemenin yapılacağımevzuat kaynaklarının daraltılmasının belirtilen anlamda dava açılması ileilgili bir kısıtlama olarak değerlendirilmesi ve bu müdahalenin mahkemeyeerişim hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.
64. Somut olayda yukarıda ilgili bölümde ifade edildiği üzerebaşvurucuların murisinin genel hükümler kapsamında manevi tazminat talebiyleaçtığı dava, 5233 sayılı Kanun kapsamında incelemeye tabi tutularak anılanKanun kapsamında talep etme imkânı bulunmadığı gerekçesi ile reddedilmiştir.
65. 5233 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yer alan “maddi” sözcüğünün itiraz yoluyla iptaledilmesi amacıyla yapılan başvuruda Anayasa Mahkemesi 25/6/2009 tarihli veE.2006/79, K.2009/97 sayılı kararında anılan iptal istemini reddetmiştir.İlgili gerekçe şöyledir:
“5233 sayılı Yasa, terör eylemleri veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar görenkişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan,idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması amacıyla hazırlanmışbir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan vatandaş ile devlet arasındakiuyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif bir çözüm yöntemi getirmiştir.Yasa koyucu bu amaca uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklıhükümler öngörerek buna ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılı olarak kuralabağlamıştır.
…
5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işlemininsonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellikbağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelenzararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumlulukalanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanınıgenişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasındameydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla tazminineilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olankısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi,12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yolunabaşvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın 125. maddesinin birincifıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusuibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlerekarşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir.”
66. 5233 sayılı Kanun, maddi zararların özel bir giderim usulüolmakla birlikte manevi zararların karşılanmasına da engel olmayan birkanundur. 2577 sayılı Kanun’un 12. ve 13. maddelerinde, idarenin işlem veyaeyleminden kaynaklı olarak hakları ihlal edilenlere tazminat talebindebulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol, 5233 sayılı Kanun dışında idariyargıda genel hükümlere başvurularak uğranılan zararın tazminine imkânsağlamaktadır (Abbas Emre, B. No:2014/5005, 6/1/2016, § 81).
67. Somut başvuruda tazminat hukukunun genel prensiplerine göreaçılan davada başvurucuların murisinin manevi tazminat talebi hakkında genelhükümler kapsamında inceleme yapılarak bir karar verilmemesi, 5233 sayılıKanun’un 12. maddesinin son fıkrasındaki ve 2577 sayılı Kanun’un 1. ve 13.maddelerindeki açık düzenlemeler ile Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihatlarıdikkate alındığında başvurucuların murisini açtığı davayı tazminat hukukunungenel hükümlerine göre inceletme imkânından mahrum bırakmış olup bu durumbaşvurucuların murisinin mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir müdahaleoluşturmuştur.
68. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
C. 6216 Sayılı Kanun’un50. Maddesi Yönünden
69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
70. Başvuru formunda maddi ve manevi tazminat talebindebulunulmuştur.
71. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
72. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmiş olması nedeniyleyalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında-başvurucuların miras payları da dikkate alınarak- başvurucular Kıymet Karakoç,Gülperi Karyemez, SultanKarakoç, Yeter Doğu, Sedef Örgün, Fatma Ağgül, Emir Ağgül, Şahin Ağgül'e ayrı ayrı400 TL; Gülbahar Özgül, Gülcanan Özgül, Kemal Önder,Nihat Önder, Mustafa Önder ve İsmet Önder'e ayrı ayrı 66,66 TL manevitazminatın ödenmesine karar verilmesi gerekir.
73. Ayrıca Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır.
74. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundanihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Elazığ 2. İdareMahkemesine (E.2012/521, K.2012/1009) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
75. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Danıştay Onuncu Dairesi içtihadına aykırı karar verilmesinedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedenleriyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makulsürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeyeerişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Elazığ2. İdare Mahkemesine (E.2012/521, K.2012/1009) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucular Kıymet Karakoç, GülperiKaryemez, Sultan Karakoç, Yeter Doğu, Sedef Örgün,Fatma Ağgül, Emir Ağgül,Şahin Ağgül'e ayrı ayrı 400 TL; Gülbahar Özgül, Gülcanan Özgül, Kemal Önder, Nihat Önder, Mustafa Önder veİsmet Önder'e ayrı ayrı 66,66 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkindiğer taleplerin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE21/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.