TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
EMRE ÇALIKOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/4686)
Karar Tarihi: 4/11/2015
R.G. Tarih ve Sayı: 29/12/2015-29577
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Hasan Tahsin GÖKCAN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Recep ÜNAL
Başvurucu
:
Emre ÇALIKOĞLU
Vekili
:
Av. Ceyhun GÖKDOĞAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, işkence yapıldığı mahkeme kararı ile sabitolduğu hâlde failler tespit edilemediğinden işkence suçunun cezasız kalmasınedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının, bu kapsamda ortaya çıkan manevizararların tazmini için açılan davanın reddedilmesi nedenliyle de adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 10/6/2013 tarihinde İstanbul 20. Sulh CezaMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/3/2014 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurubelgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 5/6/2015 tarihindeBakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, yazılı görüşünü 10/8/2015 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 26/8/2015 tarihindebildirilmiş; başvurucu, süresi içinde Bakanlık görüşüne karşı beyanlarınısunmuştur.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
1. Ceza Soruşturması
8. Başvurucu 12/11/1999 tarihinde, kamuoyunda “AdnanHocacılar” adıyla bilinen gruba yönelik yürütülen soruşturma kapsamındagözaltına alınmıştır. Başvurucu, bu süre zarfında kendisine bir kısım kollukgörevlileri tarafından fiziksel işkence uygulandığını iddia etmiştir.
9. Başvurucunun anılan fiiller nedeniyle şikâyeti üzerineİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sonucunda ilgilikolluk görevlileri hakkında, “efrada suimuamele”suçunu işledikleri iddiası ile 22/9/2004 tarihli ve E.2004/21585 sayılıiddianame ile İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.
10. Yargılama sonucunda İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin21/12/2005 tarihli ve E.2004/367, K.2005/517 sayılı kararı ile sanıkların delilyetersizliği nedeniyle beraatlarına karar verilmiştir. Kararın gerekçesininilgili kısımları şöyledir:
“...
İddia, sanıkların aşamalardaki birbirleri ileuyumlu anlatımları, tanık beyanları, tutanaklar, adli rapor formları ve adlitıp şube müdürlüğü raporları ve tüm dosya içeriğine göre; katılan EmreÇalıkoğlu’nun suç tarihinde cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak suçundanyapılan bir soruşturma nedeni ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize SuçlarŞubesinde gözaltına alındığı ve bu süre içinde katılana fiziki işkenceyapıldığı anlaşılmakta ise de; bunun yargılanan sanıklar tarafından yapıldığınıgösterir somut kanıtlara ulaşılamadığı ve şüphe halinden sanıklarınyararlanması gerektiği ciheti ile tüm sanıkların bera(a)tlerine karar verilmesi gerektiği sonuç ve vicdanikanaatine varılmıştır.
...”
11. Temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 8. Ceza Dairesinin9/5/2007 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesinin beraat kararı onanmıştır.
2. Tazminat Davası
12. Başvurucu, 7/10/2011 tarihinde ilgili idareye başvurudabulunarak maruz kaldığı işkence nedeniyle uğradığı zararların tazminini talepetmiştir.
13. Tazmin talebine olumsuz cevap verilmesi üzerinebaşvurucu, maruz kaldığı işkence fiili nedeniyle İstanbul 18. Asliye HukukMahkemesinde idare aleyhine 22/11/2011 tarihinde manevi tazminat davasıaçmıştır.
14. Anayasa Mahkemesinin 16/2/2012 tarihli ve E.2011/35,K.2012/23 sayılı kararı ile 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası (birinci cümlenin Anayasa’yaaykırı olduğu, ikinci ve üçüncü cümlelerin ise uygulama olanağının kalmadığıgerekçeleriyle) iptal edilmiştir.
15. Anılan Anayasa Mahkemesi kararı üzerine, İstanbul 18.Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/7/2012 tarihli ve E.2011/386, K.2012/359 sayılıkararı ile “yargı yolunun caiz olmadığı”gerekçesiyle başvurucunun davası reddedilmiştir.
16. Başvurucu, maruz kaldığı işkence olayına ilişkin olarakİstanbul 3. İdare Mahkemesinde 27/7/2012 tarihinde yeniden tazminat (tam yargı)davası açmıştır.
17. İstanbul 3. İdare Mahkemesi Hâkimliğinin 10/8/2012tarihli ve E.2012/1327, K.2012/1520 sayılı kararı ile başvurucunun davasının, “2577 sayılı Kanun’un 14/3-e ve 15/1-b maddeleriuyarınca süre aşımı nedeniyle” reddine karar verilmiştir.
18. Başvurucu, İdare Mahkemesi Hâkimliği kararına karşı Bölgeİdare Mahkemesine itiraz yoluna başvurarak kararın bozulmasını talep etmiştir.
19. İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 27/12/2012 tarihli veE.2012/30535, K.2012/22706 sayılı kararı ile başvurucunun itirazının, 19/4/2013tarihli ve E.2013/5019, K.2013/6254 sayılı kararı ile de başvurucunun karardüzeltme talebinin reddine karar verilmiştir.
20. Karar düzeltme talebinin reddine dair karar, başvurucuya9/5/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
21. Başvurucu 10/6/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
1. İlgili Mevzuat
22. 6100 sayılı Kanun’un, Anayasa Mahkemesinin 16/2/2012tarihli ve E.2011/35, K.2012/23 sayılı kararı ile iptal edilen 3. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Her türlü idari eylem ve işlemler ileidarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmenveya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevizararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemeleri bakar. İdareninsorumluluğu dışında kalan sebeplerden doğan aynı tür zararların tazminineilişkin davalarda dahi bu hüküm uygulanır. 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İşMahkemeleri Kanunu hükümleri saklıdır.”
23. 6100 sayılı Kanun’un “Görevsizlikveya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler” kenar başlıklı20. maddesi şöyledir:
“(1) Görevsizlik veya yetkisizlik kararıverilmesi hâlinde, taraflardan birinin, bu karar verildiğianda kesin ise bu tarihten, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarakkesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bubaşvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararıveren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeyegönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde, bu mahkemece davanın açılmamışsayılmasına karar verilir.
(2) Dosya kendisine gönderilen mahkeme,kendiliğinden taraflara davetiye gönderir.”
24. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun “Görevli olmayan yerlere başvurma”kenar başlıklı 9. maddesi şöyledir:
“1. (Değişik: 5/4/1990 -3622/2 md.) Çözümlenmesi Danıştayın,idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargıyerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, buhusustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içindegörevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihiolarak kabul edilir.
2. Adli veya askeri yargı yerlerine açılan vegörevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararınınkesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük süre geçirilmiş olsadahi, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içindeidari dava açılabilir.”
25. 2577 sayılı Kanun’un “Doğrudandoğruya tam yargı davası açılması” kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
“1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl veher halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarakhaklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmenveya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen gündenitibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde busürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.
2. Görevli olmayan adli ve askeri yargımercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradanidari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareyebaşvurma şartı aranmaz.”
26. 2577 sayılı Kanun’un “Dilekçelerüzerine ilk inceleme” kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:
“…
3. Dilekçeler, Danıştaydadaire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi,idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üyetarafından:
…
e) Süre aşımı,
…
Yönlerinden sırasıyla incelenir.
4. Dilekçeler bu yönlerden kanuna aykırıgörülürse durum; görevli daire veya mahkemeye bir rapor ile bildirilir. Tekhakimle çözümlenecek dava dilekçeleri için rapor düzenlenmez ve 15 inci maddehükümleri ilgili hakim tarafından uygulanır. 3 üncü fıkraya göre yapılacak inceleme ve bu fıkra ile 5inci fıkraya göre yapılacak işlemler dilekçenin alındığı tarihten itibaren engeç onbeş gün içinde sonuçlandırılır.
…”
27. 2577 sayılı Kanun’un “İlkinceleme üzerine verilecek karar” kenar başlıklı 15. maddesişöyledir:
“1. Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerinceyukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılıhususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin;
…
b) 3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı hallerdedavanın reddine,
…
Karar verilir.
…”
2. İlgili Yargı Kararları
a. Anayasa Mahkemesi Kararı
28. Anayasa Mahkemesinin 16/2/2012 tarihli ve E.2011/35,K.2012/23 sayılı kararı şöyledir:
“…
İptali istenen kuralla, idari işlemler veidari eylemler ile idarenin sorumlu tutulabildiği diğer durumlarda vücutbütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlımaddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalarda asliye hukukmahkemelerinin görevli olduğu öngörülmektedir.
Anayasa'nın 125. maddesinin birincifıkrasında, 'İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır';155. maddesinin birinci fıkrasında ise 'Danıştay, idarî mahkemelerce verilenkanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin soninceleme merciidir. Kanunda gösterilen belli davalara da ilk ve son derecemahkemesi olarak bakar' hükmü yer almaktadır.
Anayasa Mahkemesinin daha önceki kimikararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa'daadlî ve idarî yargı ayrımına gidilmiş ve idarî uyuşmazlıkların çözümünde idareve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarakidare hukuku alanına giren konularda idarî yargı, özel hukuk alanına girenkonularda adlî yargı görevli olacaktır. Bu durumda idarî yargının görev alanınagiren bir uyuşmazlığın çözümünde adlî yargının görevlendirilmesi konusunda yasakoyucunun mutlak bir takdir hakkının bulunduğunusöylemek olanaklı değildir. Ancak, idarî yargının denetimine bağlı olmasıgereken idarî bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunmasıhalinde yasakoyucu tarafından adlî yargıyabırakılabilir.
Dava konusu kuralla, sadece kişinin vücutbütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölümnedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmakta vebu tazminat davalarına bakma görevi asliye hukuk mahkemelerine verilmektedir.Buna göre, aynı idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğersebeplerden kaynaklanan zararlar kapsama alınmadığından, sorumluluk sebebi aynıolsa da bu zararların tazmini davaları idari yargıda görülmeye devam edecek, budurumda, idarenin aynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idarî yargıdabir bölümünün adlî yargıda görülmesi yargılamanın bütünlüğünü bozacaktır.Ayrıca iki ayrı yargı kolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, busorumluluğun kapsamı, idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlaraulaşılabilecektir. Esasen idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuzsorumluluk kavramları, kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve kişilerinidare karşısında korunma kapsamını genişleten kavramlardır. İdare hukukunda,idarenin hiçbir kusuru olmasa da sosyal risk, terör eylemleri, fedakârlığındenkleştirilmesi gibi kusursuz sorumluluğa ilişkin kavramlara dayanılarakkişilerin uğradığı zararların tazmin edilmesi mümkündür. Özel hukuk alanındakikusursuz sorumluluk halleri ise belirli konular için düzenlenmiş olupsınırlıdır. İdarenin idare hukuku esaslarına dayanarak tesis ettiği tartışmasızbulunan eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerdenkaynaklanan zararlara ilişkin davaların idarî yargı yerlerinde görülmesigerektiği kuşkusuzdur. Bu nedenle, yukarıda belirtildiği gibi aynı idari eylem,işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davalarınfarklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğusöylenemez.
Öte yandan, 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesine göre,Mahkemenin, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük MilletMeclisi İçtüzüğünün Anayasaya aykırılığı hususunda ileri sürülen gerekçeleredayanma zorunluluğu yoktur. Mahkeme, taleple bağlı kalmak şartıyla başkagerekçeyle de Anayasaya aykırılık kararı verebilir. Bu nedenle iptali istenen kuralAnayasa'nın 157. maddesi yönünden de incelenmiştir. Anayasa'nın 157. maddesininbirinci fıkrasında, 'Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, askerî olmayan makamlarcatesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkinidarî işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk veson derece mahkemesidir. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklardailgilinin asker kişi olması şartı aranmaz.' hükmü yer almaktadır. Anayasa'nın157. maddesi gereğince asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkinolan eylemlerden ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar, adli yargının değil;askeri idari yargının yani Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görev alanınagirmektedir. İptal konusu kural ile, vücut bütünlüğünün kısmen ya da tamamenyitirilmesine yol açan eylem veya işlem, bir askeri hizmete ilişkin olsa ve birasker kişiyi ilgilendirse bile, bundan kaynaklanan uyuşmazlıklar asliye hukukmahkemesinin görev alanı kapsamına alınmaktadır. Asker kişileri ilgilendiren veaskeri hizmete ilişkin olan eylemlerden ve işlemlerden kaynaklananuyuşmazlıkların kanunla adli yargının görev alanına sokulması Anayasa'nın 157.maddesine de aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenlerle, iptali istenen kural,Anayasa'nın 125., 155. ve 157. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
…
B- İptal Sonucu Yasa'nın Diğer HükümlerininUygulama Olanağını Yitirip Yitirmediği Sorunu
…
6100 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birincicümlesinin iptal edilmesi sonucu kalan bölümünün uygulama kabiliyetikalmadığından, 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca 3.maddenin kalan bölümünün de iptali gerekir.
…”
b. Danıştay Kararları
29. Danıştay Onuncu Dairesinin 5/5/2008 tarihli veE.2006/4068, K.2008/3140 sayılı içtihadı şöyledir:
“…
Dava, davacının adam öldürmeye azmettirmektenötürü tutuklanarak hakkında tahkikat yapıldığı sırada işkenceye maruzkaldığından bahisle 25.000,00.-YTL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikteödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.
… İdare Mahkemesince; tazminata konu işkenceeyleminin 22.3.1995 tarihinde gerçekleştiği, dolayısıyla, eylem tarihindenitibaren beş yıl içinde idareye başvurularak bu eylemden ötürü uğranıldığıileri sürülen maddi veya manevi zararların tazmininin istenilmesi, bu isteğin kısmenveya tamamen reddi halinde ret işleminin tebliğ tarihinden itibaren veya istekhakkında altmış gün içinde bir cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğigünden itibaren dava süresi içinde dava açılması gerekirken, eylem tarihindenitibaren beş yıl geçtikten sonra ilk olarak 10.10.2005 tarihinde açılan vedilekçe ret kararı ile yenilenen bu davanın süresinde bulunmadığı gerekçesiyledavanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafından, davada süreaşımı olmadığıileri sürülerek Mahkeme kararının temyizenincelenerek bozulması istenilmektedir.
Dava ve temyiz dosyasının incelenmesinden;davacının 1.12.1995 tarihinde adam öldürmeye azmettirmek suçundan dolayıtutuklandığı, … Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda Mahkemenin26.3.2003 tarih ve … sayılı kararının 14. sayfasında, tüm sanıklarınifadelerinin Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 135/a maddesine aykırı olarakyasak sorgu yöntemleri kullanılarak alındığı hususuna yer verildiği vedavacının hazırlık soruşturmasını yapan zamanın … İlçe Jandarma Komutanı ilediğer kolluk kuvvetlerinin davacıya işkence yaptıklarından bahisle ilgililerhakkında Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasına, davacının daberaatine karar verildiği, anılan kararın Yargıtay …nin 27.7.2005 tarihli kararı ile onanması ve davacınınbeyanına göre bu kararın adı geçene 5.10.2005 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine10.10.2005 tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13 üncü maddesinde; idari eylemler nedeniyle hakları ihlaledilen ilgililerin, eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl veherhalde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurup haklarınınyerine getirilmesini isteyebilecekleri; bu isteklerin reddi üzerine altmışgünlük dava açma süresi içerisinde dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır.
Yasayla öngörülen tam yargı davaları idarieylem nedeniyle uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle tamyargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğininve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında birhareketi, bir olayı, bir tutumu; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başkabir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarruflarıanlatır.
Söz konusu eylemlerin idariliğive doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazende çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucuortaya çıkabilmektedir.
Özellikle kamu görevlilerinin idari birtasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural,usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta vebiçimde, ancak gene de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onlarıkullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasınıönleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazminiistemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu; yoksa görev kusurusonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.
Bu itibarla, 2577 sayılı Yasanın 13 üncü maddesinde öngörülen sürenin görev kusurunun ortayaçıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun dava konusuolayda idarenin kusurunun ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açmahakkını ortadan kaldıracağı, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.
Tazmini istenen zarar idarenin hizmet kusurunedeniyle uğranılan zarar olduğuna göre, işkence olayında idarenin personelininkusuru bulunup bulunmadığının belirlenmesine bağlıdır.
Olayda, davacının dilekçesinde işkencegördüğünü belirttiği tarih olan 22.3.1995 tarihi, eylemin ortaya çıktığı tariholarak kabul edilebilirse de, Yasada öngörülen idarieylemin ortaya çıktığı tarihin bu tarih olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır.
İdarenin hizmet kusuru, davacının yargılanmasısırasında, adı geçenin hazırlık soruşturmasını yapan zamanın … İlçe JandarmaKomutanı ile diğer kolluk kuvvetlerinin davacıya işkence yaptıklarınıntespitine ilişkin … Ağır Ceza Mahkemesi kararının Yargıtay Birinci CezaDairesince onanmasıyla 27.7.2005 tarihinde kesinlik kazanmıştır.
Bu durumda, olayda eylemin idariliğininkesin olarak öğrenildiği tarih, Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin … Ağır CezaMahkemesi kararını onadığı tarih olduğundan, davacının, … Ağır Ceza Mahkemesikararının, Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin 27.7.2005 tarihli onama kararıylakesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde idareye başvurup haklarının yerinegetirilmesini istemesi mümkün olduğundan, bu tarihten itibaren bir yıllık süreiçerisinde açıldığı anlaşılan davanın süresinde olduğu açıktır.
Öte yandan; idari eylemlerden hakları ihlaledilmiş olanların idari yargıda dava açmadan önce ilgili idareye başvurarakhaklarının yerine getirilmesini talep etmeleri gerekmektedir. Bu isteklerinkısmen veya tamamen reddi halinde idari yargıda dava açılması imkanı tanınmıştır. Bir başka ifadeyle idari yargıda davaaçabilmek için ilgilinin idareye başvurup ön karar alma şartı getirilmiştir. Buşart yerine getirilmeksizin dava açılmasının tek istisnası görevli olmayan adlive askeri yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddiolup, bu halde idareye başvuru şartı aranmamaktadır. Bu istisnanın dışındaidareye başvurmadan dava açılması halinde idari yargı mercii tarafından davadilekçesinin görevli idare merciine tevdiine karar verilip ön karar alınmasıgereklidir.
Bakılan davada ise, davacının, 25.000,00.-YTLmanevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi için 2577 sayılı Yasanın 13.maddesi uyarınca ilgili idare olan İçişleri Bakanlığı'na bir başvurusununbulunup bulunulmadığı anlaşılamamaktadır.
Belirtilen nedenle, İdare Mahkemesince buhusus araştırılarak, bir başvuru yapılmaksızın doğrudan dava açılması durumundadava dilekçesinin ilgili idareye tevdi yoluna gidilmesi, başvurunun olmasıdurumunda ise uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyizisteminin kabulüne, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesiuyarınca … İdare Mahkemesinin 25.1.2006 tarih ve … sayılı kararınınBOZULMASINA, dava dosyasının yeniden bir karar verilmek üzere anılan İdareMahkemesine gönderilmesine 5.5.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
30. Danıştay Onuncu Dairesinin 12/12/2011 tarihli veE.2008/9143, K.2011/5581 sayılı kararı şöyledir:
“…
Dava, davacılardan A… Ö… eşi, M… Ö… ve M… Ö…un babası İ… Ö… ile M… Ö… un 30.10.1999 tarihinde … Jandarma Komutanlığıncaküçükbaş hayvan hırsızlığı yaptıkları iddiasıyla usulsüz gözaltına alındıkları,işkenceye uğradıkları ve bu yapılanlara dayanamayan İ… Ö… un intihar ettiğindenbahisle uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararın tazmini talebiyle,Jandarma Komutanlığının kimi personelinin hürriyeti tahdit ve işkencesuçlarından mahkumiyeti yolunda … Ağır Ceza Mahkemesince verilen 4.6.2007tarihli … karardan sonra yapıldığı anlaşılan başvurunun reddine ilişkin19.11.2007 tarihli işlemin iptali ile davacıların, İ… Ö… un usulsüz gözaltınaalınması, işkenceye uğraması ve bu yapılanlara dayanamayarak intihar etmesinedeniyle 30.000,00’er TL; M… Ö… un kendisinin usulsüz gözaltına alınması veişkenceye uğraması nedeniyle ayrıca 40.000,00 TL manevi ve A… Ö… un eşinindesteğinden yoksun kalması nedeniyle 30.000,00 TL maddi zararın 30.10.1999tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine hükmedilmesiistemiyle açılmıştır.
… İdare Mahkemesince, ölüm olayınıngerçekleştiği 30.10.1999 tarihinden itibaren 2577 sayılı Yasanın 13. maddesindebelirtilen 1 ve 5 yıllık süreler içinde idareye başvurulmadığı, Ağır CezaMahkemesi kararından sonra yapılan başvuruya verilen 19.11.2007 tarihli cevapüzerine 28.12.2007 gününde açılan davanın süresinde olmadığı gerekçesiyledavanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
Davacılar tarafından, hukuka aykırı olduğuileri sürülen İdare Mahkemesi kararının temyizenincelenerek bozulması istenmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu(’)nun 13. maddesinde, idarieylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bueylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihtenitibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgiliidareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği hükmebağlanmıştır.
İdari eylem nedeniyle uğranılan zararıntazminine yönelik olan tam yargı davalarının açılabilmesi, eylemin idariliğinin ve zararın bilinmesine bağlıdır.
İdari eylem, idarenin faaliyetleri sırasındayaptığı bir hareketi, aldığı bir tutumu, başka anlatımla, öncesinde bir idariişlem bulunmayan salt maddi tasarrufları veya gerçekleşen bir olayı anlatır.
Bir eylemin idariliğive doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemin gerçekleşmesiyle, kimi zaman dadeğişik araştırma ve incelemelerden, hatta ceza davalarından sonra ortayaçıkabilmektedir.
Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarruftabulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara aykırılık taşıması nedeniylekendilerine izafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerinkullanımı sırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görevkusurlarından doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarındaeylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişiselkusurundan mı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucundabelirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.
Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun(’)un13. maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğininve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetiniolumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tamyargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelikolması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğininve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.
Dosyanın incelenmesinden, davacılardan A… Ö…un eşi, M… Ö… ve M… Ö…’un babası İ… Ö… ile M… Ö…’un 30.10.1999 tarihinde …Jandarma Komutanlığınca küçükbaş hayvan hırsızlığı yaptıkları iddiasıylausulsüz gözaltına alındıkları, işkenceye uğradıkları ve bu yapılanlaradayanamayan İsmail ...’un intihar ettiğinden bahisle uğranıldığı ileri sürülenmaddi ve manevi zararın tazmini talebiyle Jandarma Komutanlığının kimipersonelinin hürriyeti tahdit ve işkence suçlarından mahkumiyeti yolunda ...Ağır Ceza Mahkemesince verilen karardan sonra yapıldığı anlaşılan başvurunun19.11.2007 tarihli işlemle reddi üzerine 28.12.2007 tarihinde dava açıldığıanlaşılmaktadır.
Bu durumda, eylemin idariliğinin... Jandarma Komutanlığının kimi personelinin hürriyeti tahdit ve işkencesuçlarından mahkumiyeti yolunda verilen 4.6.2007 günlü ... Ağır CezaMahkemesinin kesinleşen kararıyla ortaya çıkabileceği dikkate alındığında, butarihten sonra yapıldığı anlaşılan başvurunun 19.11.2007 tarihli işlemle reddiüzerine 28.12.2007 tarihinde açılan davada süre aşımı, davanın süre aşımıyönünden reddi yolunda verilen Mahkeme kararında ise hukuki isabet bulunmadığısonucuna ulaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı İdariYargılama Usulu Kanunu'nun 49. maddesine uygunbulunan temyiz isteminin kabulüne, ... İdare Mahkemesinin 3.1.2008 tarihli, …sayılı kararının BOZULMASINA, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılanMahkemeye gönderilmesine 12.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
31. Mahkemenin 4/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvurucunun 10/6/2013 tarihli ve 2013/4686 numaralı bireysel başvurularıincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
32. Başvurucu, maruz kaldığı işkencenin mahkeme kararı ilesabit olduğunu, buna rağmen adli makamların failleri tespit edemediklerini vedolayısıyla cezalandıramadıklarını, bunun yanında manevi zararlarının da tazminedilmediğini, bu kapsamda süresinde yaptığı başvuruların ilgili mahkemelercehaksız olarak reddedildiğini ve anılan mahkemelerin adil yargılamayapmadıklarını, bu nedenlerle işkence ve kötü muamele yasağı ile adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, manevi tazminat talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16; M. AydınGürül, B. No: 2012/682, 2/10/2013, § 18). Başvurucunun maruz kaldığıişkence mahkeme kararı ile sabit olmasına rağmen adli makamların failleritespit edemedikleri ve bu nedenle eylemin cezasız kaldığı yönündeki şikâyetininAnayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan işkence vekötü muamele yasağı yönünden incelenmesi gerekir. Diğer taraftan başvurucunun,maruz kaldığı işkence nedeniyle açtığı manevi tazminat davasının usule ilişkinnedenlerle reddedilmesini konu alan şikâyetinin, adil yargılanma hakkınıngüvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde incelenmesiuygun görülmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
34. Başvurucu, maruz kaldığı işkencenin mahkeme kararı ilesabit olduğunu, buna rağmen adli makamların failleri tespit edemediklerini vedolayısıyla işkence eyleminin cezasız kaldığını, diğer yandan belirtilenişkence fiilleri nedeniyle uğradığı zararların tazmini talebini konu alantazminat davasının reddedildiğini, bu nedenlerle işkence ve kötü muamele yasağıve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
35. Kabul edilebilirliğe ilişkin Bakanlık görüşünde,başvurucunun iddialarının gözaltında kötü muameleye ilişkin olduğu, buiddialarla ilgili etkin iç hukuk yolunun idari yargıda açılan tazminat davasıdeğil, beraatla sonuçlanan ceza davası olduğu, söz konusu ceza davasının23/9/2012 tarihinden önce kesinleşmiş olması nedeniyle somut başvurunun zaman yönünden kabul edilebilir olupolmadığının takdirinin Anayasa Mahkemesine ait olduğu bildirilmiştir.
36. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında somutbaşvurunun işkence davasına değil, tazminat davasına dayandığını; başvurununzaman bakımından değerlendirmesinin işkence eylemiyle ilgili değil, işkenceeylemi sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik olması gerektiğini,tazminata ilişkin anılan dava sürecinin de Bölge İdare Mahkemesinin itirazınreddine dair kararı ile 19/4/2013 tarihinde kesinleştiğini, bu nedenlebaşvurunun Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında olduğunubelirtmiştir.
37. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlemve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”
38. Anılan hüküm uyarınca Anayasa Mahkemesinin yetkisininzaman bakımından başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme ancak bu tarihtensonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularıinceleyebilecektir. Anayasa Mahkemesinin yetki kapsamının, anılan tarihten öncekesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde genişletilmesi mümkündeğildir (Hasan Taşlıyurt,B. No: 2012/947, 12/2/2013, § 16).
39. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesinbir tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekildeuygulanmaması, hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012,§ 18).
a. İşkence ve Kötü Muamele Yasağının İhlalEdildiği İddiası
40. Başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasınınihlali iddiasına dayandırdığı şikâyetleri, maruz kaldığı işkence mahkeme kararıile sabit olmasına rağmen adli makamların failleri tespit edememelerine vedolayısıyla işkence eyleminin cezasız kalmasına, bir başka ifadeylesomutlaştırılmak gerekirse İlk Derece Mahkemesinin delil yetersizliğigerekçesiyle hükmettiği beraat kararına ilişkindir. Bu karar, Yargıtay 8. CezaDairesi tarafından 9/5/2007 tarihinde onanarak kesinleşmiştir. Buna görebaşvuruya konu yargılama sürecini sonuçlandıran beraat kararının 23/9/2012tarihinden önce kesinleştiği ve dolayısıyla başvurucunun işkence ve kötümuamele yasağına ilişkin şikâyetlerinin Anayasa Mahkemesinin zaman bakımındanyetkisi dışında kaldığı açıktır.
41. Açıklanan nedenlerle başvurucunun, Anayasa’nın 17.maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altında alınmış olan işkence ve kötümuamele yasağının ihlal edildiği iddialarının, zamanbakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğiİddiası
42. Başvurucunun, daha önce maruz kaldığı işkence eyleminedeniyle uğradığı zararlarının tazminini konu alan yargılama süreci, 23/9/2012tarihinden sonra Bölge İdare Mahkemesinin 19/4/2013 tarihli kararı ile kesinolarak karara bağlanmıştır. Bu çerçevede somut başvurunun, tazminat davasınınreddini konu alan şikâyetlere ilişkin kısmının, Anayasa Mahkemesinin zamanbakımından yetkisi kapsamında yer aldığı anlaşılmaktadır.
43. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan mahkemeye erişim hakkıkapsamındaki başvurunun, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
44. Başvurucu, süresinde yaptığı ve tazminat talebini konualan yargısal başvuruların, ilgili mahkemelerce haksız olarak reddedilmesindenşikâyet etmektedir (bkz. § 32).
45. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun katılan sıfatıylayer aldığı dava sonucunda Ağır Ceza Mahkemesinin başvurucuya işkenceyapıldığını doğruladığı fakat sanıkların bu fiili işleyip işlemediklerinoktasında somut delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verildiği veanılan kararın 9/5/2007 tarihinde kesinleştiği, söz konusu beraat kararıylabaşvurucuya uygulanan işkence fiilinin, yargı kararıyla da tespit edildiği vebu fiilin idari bir nitelik taşıdığı, olayda kişisel bir kusur tespitedilemediği hususunun, başvurucu açısından 9/5/2007 tarihi itibarıyla kesinlikkazandığı, bu nedenle başvurucunun 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarıncakesin kararı öğrendiği tarihten itibaren bir yıllık süre içinde idareyebaşvurması ve sonrasında bu davayı açması gerektiği, oysa başvurucunun manevizararlarının tazmini istemiyle ancak 7/10/2011 yılında idareye başvurduğu veidarenin olumsuz cevabı sonrasında Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtığı, oysabaşvurucunun haklarının ihlal edildiği ve manevi zarara uğradığı yönündekiiddiasının, idari veya adli yargı yerleri önünde yasalarla öngörülen usulkurallarına uygun biçimde dile getirmesinin beklendiği, dolayısıylabaşvurucunun kendi kusuru nedeniyle manevi zararlarının tazmini imkânındanmahrum kaldığının anlaşıldığı, kötü muamele şikâyetine ilişkin olarak etkin içhukuk yolunun ceza davası olması nedeniyle tazminat davasının süre yönündenreddedilmesinin soruşturmanın etkinliğine etkisi olup olmadığı bakımındandeğerlendirilmesi gerektiği ve fakat bu konuda takdirin Anayasa Mahkemesine aitolduğu bildirilmiştir.
46. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde,12/11/1999 ile 18/11/1999 tarihleri arasında gördüğü işkence sebebiyle uğradığımanevi zararın tazmini istemiyle idareye başvurduğunu, idareye başvurması içinöngörülen sürenin başlangıcının işkence yapıldığının mahkeme kararıyla sabitgörüldüğü ve kararın Yargıtay tarafından onandığı 9/5/2007 tarihi olduğunu, butarihten sonra öncelikle ilgili mevzuatta öngörülen sürede idareyebaşvurulduğunu, idarenin olumsuz cevabı üzerine 22/11/2011 tarihinde, o tarihteyürürlükte olan 6100 sayılı Kanun’un 3. maddesi gereğince Asliye HukukMahkemesinde dava açıldığını, sonrasında anılan Mahkemece verilen görevsizlikkararının kesinleştiği 27/7/2012 tarihinde İdare Mahkemesinde dava açıldığını,2577 sayılı Kanun’un 9. maddesi çerçevesinde, davanın süre aşımı nedeniylereddedilmesinin hukuki dayanağının olmadığını belirtmiştir.
47. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular için benimsediğitemel yaklaşım doğrultusunda kural olarak bireysel başvuruya konu davadakiolayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması,yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ilekişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esasyönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeyetabi tutulamaz. Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği süreceve açık keyfîlik içermedikçe derece mahkemelerininkararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru incelemesinde elealınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri değerlendirmesindebariz takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmadıkçaAnayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
48. Somut başvuruda da Anayasa Mahkemesinin görevi, usulkurallarının uygulanması konusunda derece mahkemelerinin takdir vedeğerlendirmelerini denetlemek olmayıp usule ilişkin uygulamanın, kişininmahkemeye erişim hakkını, Anayasa’ya aykırı olarak kısıtlayıp kısıtlamadığınıdenetlemektir (Neriman Polat, B.No: 2012/1223, 5/11/2014, § 33).
49. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesindedüzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B.No: 2012/791, 7/11/2013, § 51; Ş.Ç.,B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; KenanYıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41).
50. Mahkemeye erişim hakkı adil yargılanma hakkının en temelunsurlarından biridir. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya daimkânsız hâle getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için süre ve şekilgibi birtakım koşullar öngörülmesi, dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde katıolmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin gereği olup mahkemeye erişim hakkına aykırılıkoluşturmaz. Ne var ki öngörülen koşulların açıkça hukuka aykırı olarak yanlışuygulanması ya da yorumlanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanunyollarına başvuru hakkını kullanamadığı takdirde mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğinin kabulü gerekir (RemziDurmaz, B. No: 2013/1718, 2/10/2013, § 27; Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 59; Neriman Polat, B. No: 2012/1223,5/11/2014, § 35).
51. Mahkemeye etkili erişim hakkı, mahkemeye başvurukonusunda tutarlı bir sistemin var olmasını, dava açmak veya kanun yolunabaşvurmak isteyen kişilerin ilgili mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkilifırsatlara sahip olmasını gerektirmektedir. Özellikle hukuki belirsizlikler yada uygulamadaki belirsizlikler kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlâledebilmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34). Bu nedenlemahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlâledebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenenusul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırıgevşeklikten kaçınmalıdırlar (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29;Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09,17/9/2013, § 21).
52. Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması veyargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesinehizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafındangörülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmeleri durumunda, mahkemeyeerişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02,27/7/2006, § 24).
53. Somut olayda başvurucunun maruz kaldığı işkence nedeniyleyapılan ceza yargılaması sonucunda, işkence sabit görülmüş ancak bu eylemlerin,haklarında kamu davası açılan sanıklar tarafından işlendiğinin tespitedilememesi nedeniyle beraat kararı verilmiştir. Başvurucu ceza davasının buşekilde kendisi bakımından sonuçsuz kalması üzerine 22/11/2011 tarihinde, otarih itibarıyla yürürlükte bulunan 6100 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (1)numaralı fıkrasındaki “Her türlü idari eylemve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğününkısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevizararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemeleri bakar. …”hükmüne istinaden Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır.
54. Ancak Anayasa Mahkemesinin 16/2/2012 tarihli kararı ilebaşvurucunun açtığı davanın “yargı yolu” bakımından dayanağı olan 6100 sayılıKanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası iptal edilmiştir. Anılan AnayasaMahkemesi kararı üzerine, İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/7/2012tarihli kararı ile “yargı yolunun caizolmadığı” gerekçesiyle başvurucunun davasının reddine kararverilmiştir. Başvurucu, işkence olayına ilişkin olarak 27/7/2012 tarihinde,İstanbul 3. İdare Mahkemesinde yeniden tazminat davası açmıştır. İstanbul 3.İdare Mahkemesi Hâkimliğinin 10/8/2012 tarihli ve E.2012/1327, K.2012/1520sayılı kararı ile başvurucunun davasının, “2577sayılı Kanun’un 14/3-e ve 15/1-b maddeleri uyarınca süre aşımı nedeniyle”reddine karar verilmiştir.
55. Bu şekilde tazminat davası, “süre aşımı” nedeniylereddedilen başvurucu, kendisine karşı işlenen işkence eylemi sonucunda uğradığızararların tazmini konusundaki taleplerini inceletme imkânından mahrumbırakılmıştır. Ortaya çıkan bu sonuç, başvurucunun mahkemeye erişim hakkınayönelik bir müdahale oluşturmuştur.
56. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özelsınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddedeherhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa’nın başkamaddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması damümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkinbir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanansınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğuaçıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelereaykırı olamaz (Özkan Şen, § 58; Tahir Gökatalay,B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39;İbrahim Can Kişi, B. No:2012/1052, 23/7/2014, § 33).
57. Anayasa’nın “Temel hakve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesine göretemel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Ayrıca bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplumdüzeninin ve laik Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz(İbrahim Can Kişi, § 34; Neriman Polat, § 42).
58. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlamave güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütünhak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler göz önündebulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nınbütünselliği ilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukungenel kuralları göz önünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan, belirtilendüzenlemede yer verilen güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 36. maddesinde yerverilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay,§ 41).
59. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de mahkemeye erişimhakkının dayanağı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.maddesinde adil yargılanma hakkının sınırlandırılması rejimi düzenlenmemişolmasına rağmen bunun hiçbir surette mahkemeye erişim hakkınınsınırlandırılamayacağı anlamı taşımadığını, hakkın niteliği gereği mahkemeyeerişim konusunda devletin birtakım sınırlama ve düzenlemeler yapmasınınkaçınılmaz olduğunu ve bu nedenle Sözleşmeci devletlerin bu konuda bir takdiralanına sahip olduklarını kabul etmektedir. Ancak bu sınırlamaların hakkınözüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracınsınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyinhakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde bireyaleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gerekir (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78,28/5/1985, § 57; García Manibardo/İspanya,B. No: 38695/97, 15/2/2000, § 36; SabriGüneş/Türkiye, B. No: 27396/06, 24/5/2011, § 56).
60. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilenmahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların, kanuni olması, hakkınözünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık veölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 38; İbrahim Can Kişi, § 36).
61. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temelilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göreyasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamayave kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasıayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu birtakımgüvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenliklebağlantılı olup birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguyahangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların kamu otoritesinehangi müdahale yetkisini doğurduğunu, kanundan öğrenebilme imkânına sahipolmalıdır. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörüpdavranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği, kuralların öngörülebilirolmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerdenkaçınmasını gerekli kılar (Karlis A.Ş., B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 34; Günay Okan, B. No: 2013/8114, 17/9/2014, §22; Mahmut Manbaki,B. No: 2012/731, 15/10/2014, § 41).
62. Kanunilik şartı, hak ve özgürlüklere yöneliksınırlamaların yalnızca şeklî olarak kanunla düzenlenmesi ile sınırlı olmayıpbunların içerik olarak da belirli bir amacı gerçekleştirmeye elverişliolmalarına ilişkin gerekliliği de ifade etmektedir. Bu açıdan kanun metni;bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle hangi somut eylem veolguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık vekesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıylauygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dair yeterli derecedeöngörülebilir olmalıdır. Bununla birlikte kanun metninin tüm sonuç ve etkilerigöstermesi her zaman beklenemeyeceğinden aranan açıklığın ölçüsü, söz konusumetnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap ettiği kitlenin statü vebüyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarak belirlenebilir. Bu özelliklere sahipkanunun, aynı zamanda kolaylıkla erişilebilir nitelikte olması gerekir (Günay Okan, B. No: 2013/8114, 17/9/2014, §22; Neriman Polat, § 46).
63. AİHM içtihatlarına göre de bir kanuni düzenlemeninbireylerin davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi,kişinin gerektiği takdirde hukuki yardım almak suretiyle bu kanunun düzenlediğialanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeydeöngörebilmesi gerekmektedir. Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması gerekmez.Kanunun açıklığı, arzu edilir bir durum olmakla birlikte bazen aşırı birkatılığı da beraberinde getirebilir. Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklereuyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok kanun -işin doğası gereği- yorumlanmasıve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı olan yoruma açık formüller içermektedir(Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00, 76292/01,13/11/2008, § 83).
64. Danıştay, başvuruya konu dava ile benzerlik arz edendavalara ilişkin içtihatlarında, idari eylem nedeniyle uğranılan zararıntazminine yönelik tam yargı davalarının açılabilmesinin, eylemin idariliği ve zararın bilinmesine bağlı olduğunu kabuletmektedir. Danıştay içtihadına göre bir eylemin idariliğive doğurduğu zarar, bazı durumlarda değişik araştırma ve incelemelerden hattaceza davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir. Anılan içtihada göre özelliklekamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken gerçekleştirdikleri görevkusurlarından doğan zararın tazmini istemiyle açılan tam yargı davalarındaeylemin idariliği; zararın, kamu görevlisinin kişiselkusurundan mı yoksa görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesisonucunda belirlenmesiyle ortaya çıkacağından 2577 sayılı Kanun’un 13.maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin, eylemin idariliğininve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanmasıgerekmektedir (bkz. §§ 29, 30).
65. İlk Derece Mahkemesinin, süre aşımı nedeniyle retkararının gerekçesi şöyledir:
“...
Olayda, davacının işkenceye uğradığını iddiaettiği gözaltı süresinin 18.11.1999 tarihinde sona erdiği ve uğradığını iddiaettiği işkenceden gözaltı süresinin sona erdiği tarih itibariyle haberdar olduğununkabulü gereken davacının, yukarıda yer verilen hükümler uyarınca bu tarihtenitibaren bir yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerinegetirilmesini istemesi, bu talebin reddi üzerine 60 günlük dava açma süresiiçerisinde dava açması gerekirken 2577 sayılı Yasanın 13. maddesinde belirtilensüreler geçirildikten çok so(nr)aişkenceye uğradığından bahisle tarafına 10.000,00 TL tazminat ödenmesiistemiyle 27.07.2012 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğundan işinesasının incelenmesi olanağı bulunmamaktadır.
Öte yandan 2577 sayılı Yasanın 13. maddesindeöngörülen süreler geçirildikten so(nr)a görevli olmayan Adli Yargımercilerinde açılmış bulunan davanın görev yönünden reddedilmiş olmasının dageçirilmiş olan dava açma süresini yeniden ihya etmeyeceği tartışmasızdır.
...”
66. Görüldüğü üzere somut başvuruya konu İlk Derece Mahkemesikararında, dava açma süresinin hesaplanmasında, işkence fiilinin işlendiğitespit edilen tarih esas alınmış ve Danıştay içtihatlarında istikrarlı olarakvurgulanan “eylemin idariliğininve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarih” bakımından davanın süreyönünden kabul edilebilir olup olmadığı değerlendirilmemiştir. Bir başkaifadeyle İlk Derece Mahkemesi, başvurucunun gözaltında maruz kaldığı işkenceeyleminin idariliğinin ve doğurduğu zararın ortayaçıkışının, ceza yargılamasını sonuçlandıran nihai kararın kesinleştiği tarihtegerçekleşebileceğini tartışmamış ve davanın esas yönünden incelenmesinin bubağlamda mümkün olup olmadığı konusunda bir inceleme yapmamıştır.
67. Buna göre İlk Derece Mahkemesinin usul kurallarınailişkin, istikrarlı Danıştay uygulaması ile bağdaşmayan ve dolayısıylaöngörülebilir olmayan yorumu, başvurucunun tazminat davasının esasınınincelenmesine engel olmuştur. Bu şekilde mahkemeye erişim hakkına getirilensınırlamanın, ilgili Kanun’a ve yerleşik Danıştay içtihadına aykırı olduğu, bubağlamda hukuki olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
68. Açıklanan nedenlerle başvurucunun, Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğisonucuna ulaşılmıştır.
3. 6216 SayılıKanunun 50. Maddesi Yönünden
69. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
70. Başvurucu, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıbakımından 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talepetmiştir.
71. Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmaktaolup ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından hukuki yararbulunduğundan yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili Mahkemeyegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
72. Yeniden yargılama yapılması, tespit edilen ihlalinsonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından yeterli tatmin sağladığından başvurucununmanevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A.Başvurucunun,
1.Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan işkence vekötü muamele yasağının ihlal edildiği yönündeki iddiasının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C.Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından yenidenyargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin İstanbul 3. İdare MahkemesineGÖNDERİLMESİNE,
D.Başvurucunun manevi tazminat talebinin REDDİNE,
E.198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F.Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvurutarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlindebu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faizuygulanmasına
4/11/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.