TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
EMRULLAH TAYIPOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/21511)
Karar Tarihi: 4/4/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör
:
Hüseyin TURAN
Başvurucu
:
Emrullah TAYIPOĞLU
Vekili
:
Av. Süheyla ÖZEL ÖZVER
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,tutukluluğa ilişkin kararların bağımsız ve tarafsız olmayan sulh cezahâkimliklerince verilmesi, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması,tutukluluğun hukukiliğine etkili bir şekilde itiraz edilememesi nedenleriylekişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; hukuka aykırı delillerin kullanılmasınedeniyle adil yargılanma hakkının; gözaltı ve tutukluluk süreçlerindeki bazıuygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 18/4/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
6. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüylekarşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstühâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri veyargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasındaTürkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel DevletYapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunudeğerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz vediğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelindeCumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya dadoğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'ninkamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, siviltoplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalaryürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleriuygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).
8. Bu kapsamda Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Bolu İlEmniyet Müdürlüğünde komiser yardımcısı olarak görev yapan başvurucunun daaralarında bulunduğu bazı şüpheliler hakkında FETÖ/PDY'ninBolu emniyet yapılanmasıyla bağlantılı olarak soruşturma başlatılmıştır.
9. Öte yandan başvurucu 22/11/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 31/10/2016 tarihlive 677 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında KanunHükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarılmıştır.
10. Başvurucu 16/1/2017 tarihinde konutunda yapılan aramasonrasında gözaltına alınmıştır.17/1/2017 tarihinde ise ilgili kolluk birimitarafından ifade alma işlemi sırasında başvurucuya FETÖ/PDY üyesi olmak ve 15Temmuz darbe girişimi ile ilgili isnatlar yöneltilmiştir. Bu işlem esnasındabir müdafihazır bulundurulmuştur.
11. Başvurucu 19/1/2017 tarihinde Bolu CumhuriyetBaşsavcılığında ifade vermiştir. Hazır bulunan müdafiihuzurunda başvurucu aynı suçlamalara ilişkin olarak alınan ifadesinde "... Benim FetullahGülen, örgütü ve irtibatlı kişileri ile herhangi bir bağlantım yoktur. Bu örgütile adımın anılabileceği herhangi bir eğitim kurumu, yurt, sivil toplumkuruluşu, finans kuruluşu ve yayın kuruluşları ile bağlantım bulunmamaktadır.Aynı şekilde aile fertlerimin de bağlantısı olmamaktadır. Bolu iline geldiğim2009 yılı ve sonrasında da sorduğunuz şekilde dini sohbet adı altında da olsameslektaşlarımın veya başka insanların davetiyle toplantılara katılmadım. Suçteşkil edecek herhangi bir eylemin içerisinde yer almadım ... numaralı hatbenim adıma kayıtlı olan ve tarafımdan kullanılan bir hattır. Bu hat üzerinde Bylock tespitinin ne şekilde yapıldığını bilmiyorum ziraböyle bir programı kurmadım. Kimse de yüklemem konusunda tavsiyede bulunmadı veçalışma yapmadı. Sorduğunuz şekliyle şu an kullandığım ve arama sırasında elegeçen telefonumu 7-8 ay öncesinde almıştım, öncesi tarihlerde değişik cihazlarkullandım. Hiçbiri ile Bylock veya benzeri birprogram kullanmam söz konusu olmadı ..." şeklinde beyandabulunarak isnat edilen suçlamaları kabul etmemiştir.
12. Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı aynı tarihte "[başvurucununda aralarında bulunduğu] şüphelilerinüzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, şüphelilerin örgütile bağlantısı olan BYLOCK isimli programı kullandıklarına ilişkin emniyetçeyapılan tespitler dikkate alınarak, suçun işlendiğine dair kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu"gerekçesiyle silahlı terör örgütü FETÖ/PDY üyesi olma suçundantutuklanmasıistemiyle başvurucuyu Bolu Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.
13. Başvurucu sorgu sırasında, Savcılıkta verdiği ifadesinitekrar ettiğini belirtmiş ve ek olarak"... nolu gsm numarasıbana aittir ben kesinlikle bu telefonla bylockindirip yüklemedim, belki bilgi işlemde çalışırken yüzlerce program indirmemnedeniyle indirmiş kurmuş olabilirim, fakat ben 2014'de böyle bir programindirmedim, yapılan tespitlerde teknik bir hata olduğunu düşünüyorum, önceliklehakkımdaki soruşturmanın tutuksuz olarak devam ettirilmesi mümkün olmadığıtakdirde hakkımda adli kontrol tedbirlerinden bir yada birkaçına hükmedilerekserbest bırakılmak istiyorum ..." şeklinde beyanda bulunmuştur.
14. Bolu Sulh Ceza Hâkimliğince 19/1/2017 tarihinde,başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına kararverilmiştir. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili bölümü şöyledir:
"... [başvurucunun daaralarında olduğu] şüphelilere yüklenensuçların silahlı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak olduğu, örgütünamacının anayasal düzeni zorla ortadan kaldırmak olduğu, yine 15-16 Temmuz 2016tarihinde yaşanan olaylarda birçok can kaybı ile beraber TürkiyeCumhuriyeti'nin anayasal düzenine ve seçilmiş hükümeti ilgaya yönelikhareketlerin olduğu kamuoyunun gözü önünde gerçekleşmiştir.
... Tutuklama nedeninin suçun ağırlığı vetoplumda yarattığı huzursuzluk da olabileceği 15-16 Temmuz 2016 tarihliolayların toplumda yarattığı huzursuzluk kamuoyu önünde gerçekleştiğindenayrıca açıklamaya gerek yoktur, söz konusu terör örgütü üyelerinin tamamınınele geçirilemediği ortadadır ... Terör örgütü üyelerinin halen önemli birkısmının kaçmış olduğu, saklandıkları, gözaltında bulunan üyelerin de kaçıpsaklanacağına karine teşkil etmektedir, şüpheliler serbest bırakıldığı takdirdeyeni bir isyan hareketinin başlaması ya da toplum içinde huzursuzluklarınoluşmasına neden olacağı açıktır ... 15-16 Temmuz isyan girişimi sonucuşüphelilerin serbest bırakılması durumunda başka suç veya suçlarınişlenebileceği yönünde somut tehlike bulunmaktadır.
... FETÖ/PDY örgütünün 15-16 Temmuz 2016tarihindeki olaylarda silah kullandığı, meşru Genel Kurmay Başkanı ve kuvvetkomutanlarına karşı silahlı eylem gerçekleştirdiği yine meşru ve seçilmişTürkiye Büyük Millet Meclisine ve Türkiye Cumhuriyetinin diğer kurumlarınakarşı silahlı eylemde bulunduğu, şüphelilerin serbest bırakılması durumundasoruşturmanın güvenli yürütülmesinin mümkün olmayacağı, delillerin tam olaraktoplanamayacağı veya karartılacağı şüphesi yine 15-16 Temmuz 2016 tarihindeyaşanan olaylarda ortaya çıkmıştır ... Yukarıda da anlatıldığı gibi FETÖ/PDYörgütü silahlı bir örgüttür ve adaletin işleyişine engel olacak eylemleri yapmaihtimali vardır, 15-16 Temmuz 2016'da yaşanan olaylar da bunun açık birkanıtıdır.
Şüpheliye atılı suçun FETÖ/PDY örgütüne üyeolmak, bu örgütle birlikte 15-16 Temmuz 2016 tarihindeki olaylar sırasındakurulu anayasal düzeni ve anayasal kurumları ortadan kaldırılması konusundaörgütle fikri iştirak halinde oldukları, bu suç için verilecek cezanın alt veüst sınırı ile ... tutuklamanın verilen ceza ile ölçülü ve orantılı olacağı,adli kontrol uygulanmasının adaletin yerine gelmesi ve toplumdakihuzursuzlukların önlenmesi açısından yetersiz kalacağı, şüphelinin serbestbırakılması halinde toplumsal barışın sürdürülmesinin olanaksızlaşacağıanlaşıldığından ... tutuklanmasına karar verilmiştir."
15. Başvurucu 25/1/2017 tarihinde tutuklama kararına itirazetmiştir. Düzce Sulh Ceza Hâkimliğince 21/3/2017 tarihinde "şüpheli hakkında verilen Bolu Sulh CezaHâkimliğinin ... kararındaki gerekçelerin usul ve yasaya uygun olduğu ..."gerekçesiyle itirazın kesin olarakreddine karar verilmiştir.
16. Başvurucu, anılan kararı 28/3/2017 tarihinde öğrendiğinibildirmiştir.
17. Başvurucu 18/4/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
18. Bolu Cumhuriyet Başsavcılığının 9/6/2017 tarihli iddianamesiile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahislecezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davasıaçılmıştır. İddianamede başvurucu dışında yetmiş iki şüpheli hakkında da benzersuçlardan cezalandırma talebinde bulunulmuştur.
19. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY silahlı terör örgütününkuruluşuna ve tarihçesine, hangi amaç ve saiklekurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına vehangi tür hukuka aykırı nitelikli eylemlerde bulunduklarına değinilmiştir.Devamında ise örgütün Bolu ilindeki emniyet yapılanmasına ilişkin unsurlara yerverilmiştir.
20. İddianamede, başvurucunun kullandığı cep telefonunda "ByLock" tespitinin yapıldığı, dinî sohbet adı verilentoplantılara katılımının olduğu, buna ilişkin tanık N.A.nın beyanlarında "toplantılara son dönemekadar devam edildiği"nin ifade edildiği, böyleceFETÖ/PDY terör örgütünün üyesi olduğunun kabulünün gerektiği ifade edilmiştir.
21. Bolu Ağır Ceza Mahkemesi 22/6/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/150sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamış, aynı gün yapılan tensipincelemesi ilebaşvurucunun tutukluluğunun devamınakarar verilmiştir.
22. Başvurucu yargılama aşamasındaki savunmasında özetle bazıkişilerle ilgili telefon görüşmelerine ilişkin HTS kayıtlarının bulunduğunu, bukişileri görevi gereği aramış ve görüşmüş olduğunu, çoğunluğunun isemeslektaşının olduğunu, hiçbir zaman "ByLock"programını bilerek ve isteyerek indirmediğini, bu delilin "hackerlik"yöntemi ile ele geçirildiğini ve bir mahkeme kararı olmaksızın elde edilendelilin hükme esas alınamayacağını, tanık N.A.nınbeyanlarını ise kabul etmediğini ifade etmiştir.
23. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilkderece mahkemesinde derdesttir ve başvurucunun tutukluluk durumu devametmektedir.
IV. İLGİLİ HUKUK
24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenarbaşlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheliveya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesibeklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklamakararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedenivar sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanmasıveya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veyadeğiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskıyapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususundakuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişineKarşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
..."
25. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklamakararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinintutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersizkalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya buhusustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneğiyazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."
26. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminatistemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınilgili bölümü şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturmasısırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışındayakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüneçıkarılmayan,
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlüzararlarını, Devletten isteyebilirler."
27. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminatisteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
"Karar veya hükümlerin kesinleştiğininilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâldekarar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminatisteminde bulunulabilir."
28. 5271 sayılı Kanun'un"Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi"kenar başlıklı 153. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili bölümü ile (3) ve(4) numaralı fıkraları şöyledir:
"(2) Müdafiindosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanınamacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkimkararıyla kısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkinyürütülen soruşturmalarda verilebilir:
a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
...
7. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişineKarşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
...
(3) Yakalanan kişinin veya şüphelininifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazırbulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında,ikinci fıkra hükmü uygulanmaz."
(4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafındankabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmışdelilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarakalabilir."
29. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenarbaşlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşincibölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veyayöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasıile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üyeolanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."
30. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılıTerörle Mücadele Kanunu'nun "Cezalarınartırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasınınbirinci cümlesi şöyledir:
"3 ve 4 üncümaddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayinedilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarakhükmolunur."
31. 23/7/2016 tarihli Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı KHK'nın "Soruşturma ve kovuşturma işlemleri"kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Tutuklu olanların avukatları ilegörüşmelerinde, toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeyedüşürülmesi, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirilmesi, bunlaraemir ve tâlimat verilmesi veya yorumlarıyla gizli, açıkya da şifreli mesajlar iletilmesi ihtimalinin varlığı halinde, Cumhuriyetsavcısının kararıyla, görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarakkaydedilebilir, tutuklu ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıylagörevli hazır bulundurulabilir, tutuklunun avukatına veya avukatın tutukluyaverdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalarailişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir veyagörüşmelerin gün ve saatleri sınırlandırılabilir. Tutuklunun yaptığıgörüşmenin, belirtilen amaçla yapıldığının anlaşılması hâlinde, görüşmeyederhal son verilerek, bu husus gerekçesiyle birlikte tutanağa bağlanır. Görüşmebaşlamadan önce, taraflar bu hususta uyarılır. Tutuklu hakkında, tutanaktutulması hâlinde, Cumhuriyet savcısının istemiyle tutuklunun avukatlarıylagörüşmesi sulh ceza hâkimliğince yasaklanabilir. Yasaklama kararı, tutuklu ileyeni bir avukat görevlendirilmesi için derhal ilgili baro başkanlığınabildirilir ..."
32. 29/10/2016 tarihli Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren 3/10/2016 tarihli ve 676 sayılı KHK'nın "Yargı ile ilgili düzenlemeler"kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"MADDE 6- 13/12/2004 tarihli ve 5275sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 59 uncumaddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddeye bufıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş ve diğer fıkra bunagöre teselsül ettirilmiştir.
(4) Görüşme sırasında; hükümlünün avukatınaveya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar vearalarındaki konuşmaya ilişkin olarak kendilerinin tuttukları kayıtlarincelenemez; hükümlünün avukatı ile yaptığı görüşme dinlenemez ve kaydaalınamaz.
(5) Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinde ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü,Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûmolanların avukatları ile görüşmelerinde, toplumun ve ceza infaz kurumunungüvenliğinin tehlikeye düşürüldüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütlerininyönlendirildiğine, bu örgütlere emir ve tâlimatverildiğine veya yorumları ile gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletildiğineilişkin bilgi, bulgu veya belge elde edilmesi hâlinde, Cumhuriyetbaşsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, üç ay süreyle; görüşmelerteknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatınyaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir,hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belgeörnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir veya görüşmelerin gün ve saatlerisınırlandırılabilir.
(6) İnfaz hakimliği hükümlünün; kurallarauyumunu, toplum veya ceza infaz kurumu bakımından arz ettiği tehlikeyi verehabilitasyon çalışmalarındaki gelişimini değerlendirerek, kararda belirttiğisüreyi üç aydan fazla olmamak üzere müteaddit defa uzatabileceği gibikısaltılmasına veya sonlandırılmasına da karar verebilir.
(7) Beşinci fıkra kapsamına giren hükümlününyaptığı görüşmenin, aynı fıkrada belirtilen amaca yönelik yapıldığınınanlaşılması hâlinde,görüşmeyederhal son verilerek, bu husus gerekçesiyle birlikte tutanağa bağlanır. Görüşmebaşlamadan önce taraflar bu hususta uyarılır.
(8) Hükümlü hakkında, yedinci fıkra uyarıncatutanak tutulması hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemiyle hükümlününavukatlarıyla görüşmesi infaz hâkimince altı ay süreyle yasaklanabilir.Yasaklama kararı, hükümlüye ve yeni bir avukat görevlendirilmesi için derhalilgili baro başkanlığına bildirilir. Cumhuriyet başsavcılığı baro tarafındanbildirilen avukatın değiştirilmesini baro başkanlığından isteyebilir. Bu fıkrahükmüne göre görevlendirilen avukata, 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı CezaMuhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 13 üncü maddesine göre ücret ödenir.
(9) İnfaz hâkimi tarafından bu madde uyarıncaverilen kararlara karşı 4675 sayılı Kanuna göre itiraz edilebilir.
(10) Bu madde hükümleri 9 uncu maddenin üçüncüfıkrasına göre yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ilebeşinci fıkradaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veyasanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler hakkında da uygulanır.
(11) Tutuklular hakkında bu madde hükümlerinegöre karar vermeye soruşturma aşamasında sulh ceza hâkimi, kovuşturmaaşamasında mahkeme yetkilidir.”
33. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" kenar başlıklı1. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
"Bu kanun, ceza infaz kurumları vetutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarlailgili faaliyetlere yönelik şikâyetleri incelemek, karara bağlamak vekanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere kurulan infazhâkimliklerine ilişkin hükümleri kapsar."
34. 4675 sayılı Kanun'un "İnfazhâkimliklerinin görevleri" kenar başlıklı 4. maddesinin ilgilibölümleri şöyledir:
" (1) İnfaz hâkimliklerinin görevlerişunlardır:
1.Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri,yerleştirilmeleri,barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerininsağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene vetedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlemveya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak,
...
Kanunlarda başka bir yargı merciine bırakılankonulara ilişkin hükümler saklıdır."
35. 4675 sayılı Kanun'un"İnfaz hâkimliğine şikâyet ve usulü" kenar başlıklı 5.maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:
"Ceza infaz kurumları ve tutukevlerindehükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgilifaaliyetlerin kanun, tüzük ve yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırıolduğu gerekçesiyle bu işlem veya faaliyetlerin öğrenildiği tarihten itibarenon beş gün, herhalde yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde şikâyetyoluyla infaz hâkimliğine başvurulabilir.
Şikâyet, dilekçe ile doğrudan doğruya infazhâkimliğine yapılabileceği gibi; Cumhuriyet başsavcılığı veya ceza infaz kurumuve tutukevi müdürlüğü aracılığıyla da yapılabilir. İnfaz hâkimliği dışındayapılan başvurular hemen ve en geç üç gün içinde infaz hâkimliğine gönderilir.Sözlü yapılan şikâyet, tutanağa bağlanır ve bir sureti başvurana verilir.
...
Şikâyet yoluna başvurulması, yapılan işlemveya faaliyetin yerine getirilmesini durdurmaz. Ancak, infaz hâkimi giderilmesigüç veya imkânsız sonuçların doğması ve işlem veya faaliyetin açıkça hukukaaykırı olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda işlem veyafaaliyetin ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir."
36. 4675 sayılı Kanun'un"İnfaz hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar"kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:
"...
Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi,duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerekgördüğünde karar vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkındaresen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıcaceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılıgörüşünü alır. Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi,hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleritoplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. Hükümlü veya tutuklu,savunmasını, hazır bulunmak ve vekâletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıylabirlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. İnfaz hâkimi gerekli görmesidurumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.
İnfazhâkimi, inceleme sonunda şikâyeti yerinde görmezse reddine; yerinde görürse,yapılan işlemin iptaline ya da faaliyetin durdurulmasına veya ertelenmesinekarar verir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
37. Mahkemenin 4/4/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım TalebiYönünden
38. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkelerdikkate alınarak, geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılamagiderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan, bireysel başvuru tarihiitibarıyla tutuklu bulunan ve kamu görevinden de çıkarılmış olan başvurucununaçıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesigerekir.
B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddialar
1. Gözaltının Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiası
39. Başvurucu, somut ve inandırıcı bir delil olmadığı hâldehukuka aykırı olarak gözaltına alındığını, olağanüstü hâl döneminde getirilenotuz günlük gözaltı süresinindurumun gerektirdiğiölçüde uygulanması gerektiğini; oysa, hakkında uygulanan beş günlük gözaltıtedbirinin ölçüsüzve keyfî olduğunu belirterek kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
40. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
42. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesihâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).
43. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, kanunlarda belirtilen koşullardışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ilekanuni gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayanların yine kanuna uygunolarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayanve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyenlerin maddi ve manevi her türlüzararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu hususta birbaşvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. Bununla birlikte aynı Kanun'untazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralıfıkrasında, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğindenitibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerinkesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceğibelirtilmektedir (Zeki Orman, B.No: 2014/8797, 11/1/2017, § 27).
44. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresininaşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarınailişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl davanınsonuçlanmadığı durumlarda dâhi -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak-5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davasının tüketilmesigereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; HidayetKaraca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahimSönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,16/11/2017, §§ 92-100).
45. Bir suç isnadıyla gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanankişinin gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğu veya gözaltında tutulmasüresinin uzun olduğu iddiasıyla yaptığı bireysel başvuruda ihlal sonucunavarılmış olmasının -özgürlükten mahrûm kalmanın sonaermesi bağlamında- başvurucunun kişisel durumuna bir etkisi bulunmamaktadır.Zira bireysel başvuru sonucunda gözaltına alma kararının hukuka aykırı olduğuveya gözaltında tutulma süresinin makul olmadığı tespit edildiğinde dahi -kişihâkim tarafından tutuklandığından- bu yöndeki tespitler ve sonucunda verilecekihlal kararı "tutuklu" kişinin serbest kalmasına tek başına imkânvermeyecektir. Dolayısıyla bireysel başvuru kapsamında verilecek muhtemel birihlal kararı ancak -talep etmesi hâlinde- başvurucu lehine tazminatahükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir (GünayDağ ve diğerleri, § 147; İbrahimSönmez ve Nazmiye Kaya, § 44).
46. Somut olayda başvurucu hakkında verilen gözaltı kararınınhukuka uygun olup olmadığı ve gözaltı süresinin makullüğü 5271 sayılı Kanun'un141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Nitekim Yargıtayuygulaması (Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752,K.2012/20353 sayılı kararı; Günay Dağ vediğerleri, § 145) da bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanınesasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacakdava yoluyla gözaltına ilişkin bir hukuka aykırılık tespit edildiğindebaşvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir (aynı yöndeki değerlendirmeiçin bkz. Mehmet Hasan Altan (2),§ 90).
47. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilendava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili birhukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireyselbaşvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun "ikincillik niteliği"ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
48. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
49. Başvurucu, suç işlediğine dair herhangi bir delil olmamasınarağmen tutuklanmasına karar verilerek keyfî bir şekilde özgürlüğünden mahrumbırakıldığını, isnat edilen suçla bir ilgisinin bulunmadığını, cezakanunlarındaki silahlı terör örgütü üyeliğine ilişkin hükümlerin keyfî veöngörülemez biçimde yorumlandığını, tutuklama kararındaki gerekçelerin hukukaaykırı olduğunu ve kararda tutuklama nedenlerine yer verilmediğini, tutukluluğayönelik itirazının da gerekçesiz olarak reddedildiğini ve tutuklama tedbiriyerine neden adli kontrol tedbirlerinin uygulanmadığının karardagösterilmediğini, böylelikle -süresi ne kadar kısa olursa olsun- tutukluluğun makulsüreyi aştığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebindebulunmuştur.
50. Başvurucu ayrıca tutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenindışında siyasi saiklerle uygulandığını belirterek kişihürriyeti ve güvenliği hakkıyla bağlantılı olarak Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nin (Sözleşme) 18. maddesinin de ihlal edildiğini iddia etmiştir.
b. Değerlendirme
51. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
52. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenarbaşlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veyaolağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâledilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerinkullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasadaöngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelenölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğünedokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamazve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğumahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
53. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıylatutuklanabilir."
54. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B.No: 2012/969, 17/9/2013, §16). Başvurucunun şikâyetinin özü tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir.Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesininüçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamındaincelenmesi gerekir.
i. Uygulanabilirlik Yönünden
55. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olansuçlama, başvurucunun, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğubelirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılansuçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunudeğerlendirmiştir (Selçuk Özdemir[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
56. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukukiolup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırıolup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığıdeğerlendirilecektir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 193-195, 242).
ii. Kabul EdilebilirlikYönünden
(1) Genel İlkeler
57. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişihürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonraikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıylakişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olaraksayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
58. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahaleolarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklamatedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nınilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasınadayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53-54).
59. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklamaancak "suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler"bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla tutuklamanın ön koşulu, kişininsuçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin bulunmasıdır. Bunun için suçlamanınkuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,4/12/2013, § 72).
60. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,tutuklama kararının "kaçma" ya da "delillerin yok edilmesiniveya değiştirilmesini" önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir.5271 sayılı Kanun'un 100. maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması,saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheliveya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunmahususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararıverilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunmasışartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yerverilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).
61. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak veözgürlüklere yönelik sınırlamaların "ölçülülük" ilkesine aykırıolamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak hususlardan biritutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak olan yaptırımınağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (HalasAslan, § 72).
62. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğinedair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin bulunupbulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle anılantedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla vedelillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesinekıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım(2), § 123). Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilenhususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetiminetabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşullarıdikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararınıngerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (ErdemGül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
63. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğubelirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamındasilahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesiuyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
64. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan "suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti" bulunupbulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
65. Başvurucu hakkındaki tutuklama talep yazısında, tutuklamakararında ve iddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındakiiletişimi sağladığı ifade edilen "ByLock"uygulamasının kullanıcısı ve son döneme kadar devam eden dini sohbet adıverilen toplantılara katılımının olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 12, 14, 20).
66. Anayasa Mahkemesi, "ByLock"uygulamasının özellikleri gözönüne alındığındakişilerin bu uygulamayı kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobilcihazlarına yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgibakımından bir belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar verenhâkimliklerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun "ByLock" uygulamasını kullanmasının somut olayınkoşullarına göre suçun işlendiğine dair "kuvvetli belirti" olarakkabul edilmesi, anılan programın özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî birtutum olarak değerlendirilemez (SelçukÖzdemir, § 74).
67. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Budeğerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.
68. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veyadoğrudan teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkinsoruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi vesoruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki korumatedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ilebağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadanyararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesiihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk Özdemir,§§ 78, 79).
69. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terörörgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlaröngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. §§ 29, 30) isnat edilen suça ilişkinolarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret edendurumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,§ 61; Devran Duran [GK], B. No:2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100.maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği "tutuklamanedeni varsayılabilen" suçlar arasındadır (Gülser Yıldırım (2), § 148).
70. Somut olayda Bolu Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucununtutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüneüye olma suçunun niteliğine, suça ilişkin Kanun'da öngörülen yaptırımınağırlığına ve suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralıfıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına dayanıldığı görülmektedir(bkz. § 14).
71. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genelkoşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Bolu Sulh CezaHâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğindebaşvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine yönelentutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.
72. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olupolmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tümözellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım(2), § 151).
73. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarınıciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organizeolanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesiniaşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynıyöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,16/11/2016, § 214; Devran Duran,§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılısoruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'ninözellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi)de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çokdaha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (AydınYavuz ve diğerleri, § 350).
74. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkatealındığında Bolu Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülenyaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönündetutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adlikontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 14) keyfîve temelsiz olduğu söylenemez.
75. Ayrıca tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarakyukarıda yer alan tüm açıklamalar karşısında, başvurucu hakkında uygulanantutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi bir amaçlagerçekleştirildiği iddiasının incelenmesini gerektiren bir durumda söz konusudeğildir.
76. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
77. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınatutuklama yoluyla yapılan müdahalenin, bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğündenAnayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek bulunmamaktadır.
3. Sulh Ceza HâkimliklerininBağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı Olduğuna İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
78. Başvurucu; tutukluluğa ilişkin karar veren sulh cezahâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız mahkeme güvencesini sağlamadığını, bumahkemelerin yürütme organının bir aracı hâline geldiğini, doğal hâkim ilkesineaykırı olarak özel bir amaçla ve olaya özgü olarak kurulduklarını ilerisürmüştür.
b. Değerlendirme
i. UygulanabilirlikYönünden
79. Olağanüstü hâl ilanına konu olaylar kapsamında suçlananbaşvurucunun tutuklanmasına karar verildiği tarihte olağanüstü hâl devametmektedir. Bu itibarla başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasınakarar veren yargı mercilerinin bağımsız ve tarafsız olup olmadığınınincelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu incelemesırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasına karar veren mercininbaşta Anayasa'nın 19. maddesi olmak üzere diğer maddelerinde yer alangüvencelere aykırı davranıp davranmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanmasıhâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıpkılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuzve diğerleri, §§ 193-195, 242).
ii. Kabul EdilebilirlikYönünden
80. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında dabelirtildiği gibi doğal hâkim ilkesi, suçun işlenmesinden veya çekişmenindoğmasından önce davayı görecek yargı yerini kanunun belirlemesi şeklindetanımlanmaktadır. Doğal hâkim ilkesi yargılama makamlarının suçun işlenmesindenveya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına,başka bir anlatımla sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engeloluşturur (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
81. Bir kuralın belirli bir suçun işlenmesinden sonra bu suçailişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamaması, yürürlüğümüteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması hâlinde doğal hâkim ilkesineaykırılık söz konusu olamaz (AYM, E.2009/52, K.2010/16, 21/1/2010).
82. Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin bağımsızmahkemelerce kullanılacağı açıkça hükme bağlanmış; 138. maddesinde isemahkemelerin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargıyetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez;genelge gönderemez; tavsiye ve telkindebulunamaz." Bağımsızlık, mahkemenin bir uyuşmazlığı çözümlerkenyasamaya, yürütmeye, davanın tarafları ile çevreye ve diğer yargı organlarınakarşı bağımsız olmasını, onların etkisi altında olmamasını ifade etmektedir(AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
83. Bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşı bağımsızolup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma şekli ve onların görevsüreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin bağımsızolduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,16/5/2013, § 28).
84. Anayasa'nın 36. maddesinde, mahkemelerin tarafsızlığındanaçıkça bahsedilmemekle birlikte Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca davanıntarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkı, adil yargılanma hakkının zımnibir unsurudur. Ayrıca mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirinitamamlayan iki unsur olduğu dikkate alındığında -Anayasa'nın bütünlüğü ilkesigereği- Anayasa'nın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemedeyargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönündebulundurulması gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 60).
85. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalarkarşısında bizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevlihâkimin tutumu üzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu veyapılanmasıyla ilgili yasal ve idari düzenlemelerin tarafsız olmadığıizlenimini vermemesi gerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerinbağımsızlığı ile bağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlıkön koşulu gerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de taraf görüntüsü verecekbir yapılanma oluşmamalıdır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
86. Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur,hâkimlerin görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davayabakacak olan hâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısız olması,hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan hukuk kuralları çerçevesinde vicdanikanaatine göre karar vermesi gerekir. Aksi yöndeki davranışlar ise hukukdüzenince disiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tabi kılınmıştır(AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
87. Genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve HSK tarafındanyapılan atama sonucunda sulh ceza hâkimlerinin -soruşturma aşamasında tutuklamatedbirine ilişkin karar vermek de dâhil olmak üzere- kanun ile verilengörevleri yaptıkları anlaşılmaktadır.Bağımsızve tarafsız olmadıkları iddia edilen sulh ceza hâkimliklerinin Cumhuriyetsavcısının taleplerini reddederek şüpheliler lehine kararlar da verdikleribilinmektedir. Bu itibarla bazı soyut varsayımlardan hareket ederek ilgilihâkimlerin bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir(Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. HikmetKopar ve diğerleri, § 114; HidayetKaraca, § 78, Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/05/2016, §§64-78).
88. Nitekim Anayasa Mahkemesi; sulh ceza hâkimlerinin de diğertüm hâkimler gibi Hâkim ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından atandıkları veAnayasa'nın 139. maddesinde öngörülen hâkimlik teminatına sahip bulundukları,diğer tüm mahkemelerde olduğu gibi Anayasa'nın öngördüğü biçimde mahkemelerinbağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına uygun olarakteşkilatlandırıldıkları, bunların yapılanması ve işleyişinde tarafsızdavranamayacakları sonucuna ulaşılmasını gerektiren herhangi bir unsurbulunmadığı, ayrıca somut, nesnel ve inandırıcı delillerle hâkimintarafsızlığını yitirdiğinin ortaya konması durumunda davaya bakmasınıengelleyen usul hükümlerinin de bulunduğu gerekçeleriyle sulh cezahâkimliklerini ihdas eden kanun hükmünün iptali istemini reddetmiştir (AYM,E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
89. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluğuna ilişkinkarar veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiasınailişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
90. Buna göre başvurucunun sulh ceza hâkimliğincetutuklanmasının bu hakka dair -başta 19., 37., 138., 139. ve 140. maddelerolmak üzere- Anayasa'da yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığıgörüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca birinceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
4. Soruşturma DosyasınaErişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiası
91. Başvurucu, soruşturma dosyasına ilişkin kısıtlama kararınedeniyle hakkındaki iddiaların tamamına vâkıf olamadığını ve suçlama hakkındayeterince bilgilendirilmediğini, bu nedenle tutuklamaya karşı etkili birşekilde itirazda bulunma imkânından yoksun bırakıldığını belirterek kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
92. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizincifıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyetikısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bukısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamakamacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
93. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıkapsamında incelenmesi gerekir.
i. UygulanabilirlikYönünden
94. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararınınverildiği belirtilen soruşturma dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama,olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu nedenlekısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanınAnayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespitedilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindekiölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,242).
ii. Kabul EdilebilirlikYönünden
(1) Genel İlkeler
95. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalanan veyatutuklanan kişiye yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındakiiddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkünolmaması hâlinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzurunaçıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir (Günay Dağ ve diğerleri, §168).
96. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasıuyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında kararverilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbestbırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkınasahiptir. Fıkrada öngörülen bu usulde adil yargılanma hakkının bütüngüvencelerini sağlamak mümkün değilse de iddia edilen tutmanın koşullarınauygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,4/12/2013, §§ 122, 123).
97. Bu bağlamda tutukluluk hâlinin devamının veya serbestbırakılma taleplerinin incelenmesinde "silahların eşitliği" ve"çelişmeli yargılama" ilkelerine riayet edilmelidir (Hikmet Yayğın, B. No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30).Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usul hakları bakımından aynıkoşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf birduruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önündedile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir. Çelişmeli yargılamailkesi ise taraflara dava dosyası hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapmahakkının tanınmasını, bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarakkatılmasını gerektirmektedir (Bülent Karataş, B. No: 2013/6428, 26/6/2014, §§ 70, 71).
98. Yakalanan bir kişiye, yakalanmasının temel maddi ve hukukisebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı; böylecekişi, uygun görürse hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19.maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzeremahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Bununla birlikte Anayasa'nın19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalama veya tutuklama sırasında verilenbilgilerin yakalanan veya tutuklanan kişiye isnat edilen suçların tam birlistesini içermesini, bir başka deyişle hakkındaki suçlamalara esas tümdelillerin bildirilmesini ya da açıklanmasını gerektirmemektedir (Günay Dağ ve diğerleri, § 175).
99. İfadesi ya da savunması alınırken başvurucuya, erişimikısıtlanan belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş veya başvurucununtutukluluk kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuşolması durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelereerişiminin olduğunun, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun vebu nedenle de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etmeimkânını elde ettiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda kişi, tutukluluğatemel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahiptir (Hidayet Karaca, § 107).
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
100. Başvuru formunda soruşturma dosyası hakkında gizlilikkararı bulunduğu ileri sürülmüş; ancak, bu kararın savcılık ya da hangi mahkemetarafından hangi tarihte verildiğine ilişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.
101. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonrakaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamaklabirlikte en geç Bolu Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği/tensip zabtının hazırlandığı 22/6/2017 tarihi (bkz. § 21)itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralıfıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.
102. Soruşturma aşamasında başvurucuya yöneltilen suçlamalarınFETÖ/PDY örgütünün üyeleri arasında özel olarak kullanıldığı belirtilen "ByLock" isimli programın başvurucunun kullandığıtelefon hattında bulunması veörgüt mensuplarıarasındaki yapılan toplantılara katılması olduğu anlaşılmaktadır. Busuçlamaların içeriğinin Bolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade almaişlemi sırasında başvurucuya sorulan sorularda açıklandığı ve başvurucununifadesinde anılan suçlamalarla ilgili ayrıntılı bir şekilde beyanda bulunduğugörülmektedir (bkz. §§ 10, 11).
103. Öte yandan Bolu Cumhuriyet Başsavcılığınca 19/1/2017tarihinde düzenlenen tutuklama talep yazısı incelendiğinde başvurucuya isnatedilen suçlamalara ilişkin ayrıntılı şekilde açıklamalara yer verildiği görülmektedir.Bu bağlamda suça konu edilen olaylarla ilgili bilgi ve delillere yer verilmiş,bu eylemlerin hukuki niteliğine yönelik olarak da değerlendirmelerdebulunulmuştur (bkz. § 12). Anılan talep yazısı sorgu işlemi öncesinde Bolu SulhCeza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuş, ayrıca sorgu tutanağındabaşvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı belirtilmiştir.Başvurucunun sorgu sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımdabulunduğu, sorulan sorulara cevap verdiği görülmektedir (bkz. § 13). Ayrıca başvurucununtutukluluğa itiraz dilekçesinde de usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimdebeyanda bulunulmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafinin isnat edilensuçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesindegerekse sorgu sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.
104. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların vetutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuyaveya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma veitirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında soruşturmaaşamasında uygulanmış olan kısıtlılık nedeniyle başvurucunun tutukluluğa karşıetkili bir şekilde itirazda bulunamadığının kabulü mümkün görülmemiştir.
105. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararınedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı iddiasınailişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
106. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınayönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyleyapıldığı belirtilen müdahalenin Anayasa'da (özellikle 19. maddenin sekizincifıkrasında) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğündenAnayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek bulunmamaktadır.
5. TutukluluğunHukukiliğine Etkili İtiraz Etme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia
a. Başvurucunun İddiası
107. Başvurucu, avukatıyla görüşmesinin teknik araçlarla kaydaalınması ve bu sırada üçüncü bir kişinin görüşmeyi izlemesine ilişkin KHK ilegetirilen düzenlemenin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiğini ilerisürmüştür.
b. Değerlendirme
108. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgilidelilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak vedayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalardabulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun,kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğühak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini,dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararlarınneler olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesindekamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dairolayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındakihak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkingerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (VeliÖzdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20; Ünal Yiğit, B. No: 2013/1075, 30/6/2014,§§ 18, 19).
109. Somut olayda başvurucu avukatıyla görüşmelerinin teknikaraçlarla kayda alınmasına ve bu görüşmelere üçüncü bir kişinin refakatetmesine ilişkin KHK hükümleri dolayısıyla (bkz. §§ 31, 32) tutukluluğa etkilibir şekilde itiraz etme hakkının kısıtlandığını ileri sürmektedir. Oysabaşvurucu başvuru formu ve eklerinde, kendisi hakkında anılan tedbirinuygulandığını ve bunun tutukluluğa etkin bir şekilde itiraz etmesinikısıtladığını ortaya koymuş değildir. Nitekim başvurucu 667 sayılı KHK'nın 6.maddesi kapsamında Cumhuriyet savcısı tarafından avukatıyla olan görüşmelerininteknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilmesine veya avukatıylayaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli hazır bulundurulmasına dair bir kararalındığını belirtmediği gibi aynı doğrultuda 676 sayılı KHK uyarınca Sulh CezaHâkimliğince verilmiş bir karar bulunduğunu ve bu karara yönelik itirazının dareddedildiğini de ileri sürmemiştir. Başvurucunun anılan iddialarının herhangibir bilgi veya belgeye dayandırılmaksızın soyut olarak dile getirildiğigörülmektedir.
110. Bu itibarla başvurucu, bu bölümdeki ihlal iddiasına ilişkinolarak delillerini sunma ve bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisininhangi nedenle ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma yönündekiyükümlülüğünü yerine getirmemiştir.
111. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun tutukluluğa itirazbağlamında etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine dair iddiasınıntemellendirilmemiş olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
112. Başvurucu, kanuna aykırı olarak elde edilen bulgularındelil olarak kabul edilemeyeceğini oysa "ByLock"isimli programın kurulduğuna ilişkin delilin hukuka aykırı olarak eldeedildiğini ve bunun suçlamaya konu edildiğini, kanunsuz suç ve ceza olmazilkesi gereği temel haklar kapsamında olan faaliyetlerin suç olarak kabuledildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
113. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmekiçin olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (bkz. § 42).
114. Somut olayda, başvurucu hakkındaki yargılamanınsonuçlanmadığı, adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürülen bu türiddiaların yargılama sürecinde ve kanun yolunda incelenmesi imkânının bulunduğuanlaşılmaktadır.
115. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Kötü Muamele Yasağınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
116. Başvurucu, beş günlük gözaltı süresi boyunca yakınlarındanbiriyle görüşmesine izin verilmediğini, polisteki ifadesi sırasında ise kendiseçtiği avukat yardımından yararlandırılmaması nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının; tutuklu kaldığı koğuşta dörtten fazla kişi ile kalması,dört kişilik yatağın eksik olması nedeniyle sırayla her ay bir hafta birkişinin zemine serilen sünger üzerinde yatması nedeniyle ise adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
117. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, gözaltı sırasında ve tutuklama sonrasındahakkında uygulanan muamelelere ve tutulma koşullarına ilişkindir. Dolayısıylabaşvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncüfıkrası bağlamında kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerekir.
118. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmekiçin olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (bkz. § 42).
119. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarınailişkin olarak başvurucu, genel olarak gözaltında iken kamu görevlileritarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir. Bu bölümdekiiddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun, yakalandığı andanitibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçiolduğu görülmektedir. Başvurucu, gözaltında tutma koşullarının yetersizliğindenbahsetmişse de bu kapsamda maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamugörevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mıkaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddialarınAnayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belgebulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının, başvurucununanılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıpkaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konmasıgerekmektedir (aynı mahiyette bir karar için bkz. Alparslan Altan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 183).
120. Ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarına ilişkinşikâyetler yönünden ise ilgili mevzuat (bkz. §§ 33-36) gereğince başvurucununiddialarını iletebileceği ve yapıldığını iddia ettiği kötü muameleye derhâl sonverilmesini isteyebileceği idari ve yargısal mercilerin bulunduğugörülmektedir. Başvuru formu ve eklerinde başvurucunun bu uygulamalarla ilgiliolarak infaz hâkimliğine şikâyette bulunulduğuna ve/veya burada verilecekkarara karşı da ağır ceza mahkemesi nezdinde itiraz yolunun tüketildiğineilişkin bir bilgi veya belgeye yer verilmemiştir. İlgili hükümler kapsamındabaşvurucu, şikâyetlerini öncelikle yetkili yargısal mercilere iletip tutulmayeri ve koşulları sebebiyle kötü muameleye maruz bırakıldığını ilerisürebilecek ve bu koşulların en kısa zamanda uygun hâle getirilmesiniisteyebilecekken bu yollara başvurmamıştır (Benzer yöndeki bir değerlendirmeiçin bkz. Mehmet Baransu,B. No: 2015/8046, 19/11/2015, § 30). Başvurucunun şikâyetleri dikkatealındığında iddiasının aksine mevcut başvuru yollarının ulaşılabilir,şikâyetleri açısından telafi imkânına sahip ve bir çözüm sağlayabileceknitelikte olmadığını söyleyebilmeyi mümkün kılan bir sebep bulunmadığındanbaşvuru yollarının tüketilmesi kuralına istisna tanınmasını gerektiren birdurumun da olmadığı görülmektedir (benzer yöndeki bir değerlendirme için Didem Tütenk, B.No: 2013/7525, 10/6/2015, §§ 40, 41).
121. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini ve varsa bu konudakikanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilereiletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini veçözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
122. Açıklanan nedenlerle başvurucunun kötü muamele yasağınınihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak idari ve/veya yargısal başvuru yollarıtüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Gözaltının hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
3. Sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız hâkimilkelerine aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Tutukluluğun hukukiliğine etkili bir şekilde itirazedilememesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 6100 sayılı Kanun’un 339. maddesinin (2) numaralı fıkrasıuyarınca başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,4/4/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.