TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
ENGİN DEMİR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2947)
Karar Tarihi:17/12/2015
R.G. Tarih ve Sayı: 12/2/2016-29622
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Erdal TERCAN
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
Engin DEMİR
Vekili
:
Av. Mehdi ÖZDEMİR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1.Başvuru; başvurucunun kuvvetli suç şüphesi olmadan siyasi parti faaliyetlerindebulunması nedeniyle tutuklandığı, somut gerekçelere dayandırılmadantutukluluğun devamına karar verildiği ve görevsizlik itirazının incelenmemesinedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği ile adil yargılanma haklarının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2.Başvuru 2/4/2013 tarihinde Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıylayapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3.İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 26/3/2014 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4.Bölüm Başkanı tarafından 4/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 17/7/2014 tarihli yazısında, AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
6. İkinci Bölüm tarafından 1/12/2015 tarihinde yapılantoplantıda başvurunun niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından kararabağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca görüşülmek üzere Genel Kurulasevkine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. BaşvurucuBDP (Barış ve Demokrasi Partisi) üyesi olup Parti Tüzüğü’nün 81. maddesigereğince Parti Merkez Yönetim Kurulu kararıyla merkezî eğitim komisyonu üyesiolarak görevlendirilmiştir.
9.Başvurucu, silahlı terör örgütünü yönetmek suçunu işlediği iddiasıyla 28/1/2012tarihinde gözaltına alınmış; Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/1/2012tarihli ve 2012/16 Sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır.
10. Mahkemenintutuklama gerekçesi şu şekildedir:
“Silahlı Terörörgütüne üye olma suçundan tutuklama talebiyle sevk edilen şüpheli hakkındadosya içinde bulunan fiziki takip tespit tutanakları gizli tanık beyanlarıyakalama ve üst arama tespit tutanakları dikkate alındığında kuvvetli suçşüphesinin bulunması, mevcut delillerin toplanmamış olması yüklenen suçunniteliği, mevcut delil durumu, delillerin karartılma ihtimalinin bulunmasına nazaranCMK 100-101. maddeleri gereğince şüphelinin tutuklanmasına”
11. Başvurucununda aralarında olduğu yirmi yedi sanık hakkında isnat edilen suçla ilgili olarakDiyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 20/4/2012 tarihli ve 2010/3028 Soruşturmasayılı iddianamesiyle Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/219 sayılıdosyasında kamu davası açılmıştır.
12. İddianamedebaşvurucu hakkında şu şekilde iddiada bulunulmuştur:
“Terör örgütü elebaşısıAbdullah ÖCALAN’ın talimatları doğrultusunda SiyasetAkademilerinin açıldığı, BDP siyaset akademisi tabelası altında faaliyetgösterse de, bu akademilerin; “Abdullah ÖCALAN SOSYAL BİLİMLER AKADEMİSİşeklinde adlandırılarak buraların PKK İdeolojisinin anlatıldığı bir tür OKUL vePKK terör örgütünün alternatif eğitim sistemi olarak tanımlandığı, eğitimlerde:KCK/PKK terör örgütünün ölen mensuplarını ŞEHİT olarak adlandırılarak anılarıiçin saygı duruşunda bulunulduğu, Terör örgütü elebaşısıAbdullah ÖCALAN’ın görüşme notlarının okunduğu, KCKYönetim Konseyi üyelerinin talimatlarını ve açıklamalarının okunduğu, Yürütülenfaaliyetlerle ilgili ÖNDERLİK şeklinde adlandırılan terör örgütü elebaşısı ve (sözde) ŞEHİTLER adına söz verildiği,eğitimlerin plan dahilinde ve devreler şeklinde gerçekleştirildiği, Konseyüyelerinin talimatlarının ve açıklamalarının okunduğu, yürütülen faaliyetlerleilgili ÖNDERLİK şeklinde adlandırılan terör örgütü elebaşısıve (sözde) ŞEHİTLER adına söz verildiği, eğitimlerin plan dahilinde ve devrelerşeklinde gerçekleştirildiği, resmi görünüm altında ancak terör örgütününideolojik eğitiminin verildiği, Akademilerin PKK/KCK-TM yapılanmasının altyapılanmalarından olan Kent Meclisleri yapılanması ile irtibatlı olarakfaaliyet yürüttüğü, KCK sözleşmesinin 14. maddesinde belirtilen Alanmerkezlerinden İdeolojik Alan Merkezi altında örgütlenen Bilim AydınlanmaKomitesinin: “Önderlik tarafından belirlenen felsefik-ideolojikhattın uygulanması ve geliştirilmesinden sorumludur. Tarihin ve toplumyaşamının her alanına ilişkin olarak farklı zeminlerde akademik örgütlülüktemelinde yaygın ve derinlikli teorik-entelektüel çalışmalar yürütür. Temelideolojik mücadele kurumudur. Bilimsel çalışmalar temelinde Kürdistan veOrtadoğu aydınlanma hareketini geliştirir. KCK kadro ve çalışanlarınıneğitimini yürütür ve halkın demokratik eğitimini teşvik eder.” şeklinde görevtanımının yapıldığı, Bilim Aydınlanma Komitesine bağlı örgütlenen Siyasetakademisinde verilen eğitimlerle, terör örgütü tarafından örgüt kamplarındaverilen siyasi eğitimlerle paralellik gösterdiği, Terör örgütü elebaşısı Abdullah ÖCALAN’ıntalimatları ve yönlendirmeleri doğrultusunda, Siyaset Akademisi/Okulu adıaltında merkezlerin kurulduğu, bu akademilerde verilen eğitim programlarınıniçerikleri, katılımcıların KCK yapısını oluşturan alan örgütlenmelerindengeliyor oluşları, ortam konuşmalarından elde edilen tespitler, dokümanlar,tanık beyanları ve örgüt mensuplarının ifadeleri birlikte değerlendirildiğinde,siyaset akademilerinde verilen eğitimlerin, merkezi PKK/KCK terör örgütününKandil kampında bulunan İdeolojik Alan Merkezi yöneticileri tarafındanplanlanıp müfredatının belirlendiği, PKK/KCK terör örgütü elebaşısıAbdullah ÖCALAN'ın fikir ve ideolojisi doğrultusundaterör örgütü kadrosu/militanı yetiştirme amacıyla düzenlenen bu eğitimlerinyasa dışı örgütsel eğitim faaliyeti olduğu, şüphelinin de tespit edilen telefongörüşme tutanaklarından, banka hesap hareketlerinden; İzmir, İstanbul,Diyarbakır, Mersin, Van siyaset akademisi başta olmak üzere Türkiye'dekisiyaset akademilerinin idaresinden sorumlu olduğu, adı geçen yerlerdeki siyasetakademilerinin ekonomik ve eğitici kadro ihtiyaçlarını gidermek amacıylafaaliyetler yürüttüğü, görevlendirmeler yaptığı, bu şekilde terör örgütününeleman eğitim faaliyetlerini düzenlemek suretiyle üzerine atılı terör örgütünüyönetmek suçunu işlediği anlaşılmıştır.”
13.İddianamede başvurucuya isnat edilen eylemlerle ilgili olarak şu hususlaradeğinilmiştir:
“11. 03.2011 günü Diyarbakır ili … ilçesi …Sokakta faaliyet gösteren BDP Siyaset akademisinde gerçekleşen SiyasetAkademisi Toplantısının Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliğinin09.03.2011 tarih ve 2011/1529 sayılı kararı ile tespit edilerek seslere aitçözümünün yapıldığı,
Örgütsel eğitimdeözetle; İdeolojik alan merkezinin Bilim aydınlanma komitesinde örgütselfaaliyet yürüten Engin DEMİR isimli şahsın Nevruz çalışmaları ve örgütünateşkes süresinin bitiminden dolayı eğitim çalışmalarını dondurdukları,Yasadışı PKK/KCK terör örgütü elebaşısı Abdullah ÖCALAN’ın devlet görevlileri ile Kürt sorununun çözümüneilişkin yapacağı görüşmelerde elini güçlendirmek için nevruza kadar halkın serhildanları artırarak devletin büyük oranda siyasalmüzakere sürecine zorlanacağı, Demokratik özerkliğin ilan edilmesi için örgütüngücünün önemli olduğu bundan dolayı halkın örgütlendirilmesi ve sürecin iyi birşekilde anlatılmasının gerektiği, Abdullah ÖCALAN’IN bu yılın final yılıolduğunu söylediği çalışmalarda yer alan kişilerinin kendini hareketin önüne,partinin önüne koymamasının gerektiği, eğitime katılanlarının serhildanlarının artırılması için mahallelerdegörevlendirecekleri ve mahallelerde örgütsel çalışma yapacakları "Kadro veeğitim devresi dahil olmak üzere bütün eğitim çalışmalarımız durduruldu. Bütünarkadaşlarımızı konumlandırdık. buradaki arkadaşlarımızı da bugünkonumlandıracağız." şeklindeki konuşmalardan şüphelinin eğitim devresisonunda eğitim alanların hangi alanlarda çalışacaklarına ilişkingörevlendirmeler yaptığı, eğitim faaliyeti sırasında şüpheli Engin DEMİR'in; düzenlenen eğitim devresini Türkiye' de yaşananolağanüstü duruma ilişkin olarak yapılan bütün eğitimlerin Nevruz'a kadar durduklarını,İmralı Cezaevinde tutuklu bulunan PKK terör örgütü elebaşısıAbdullah ÖCALAN ile görüşmelere devam edildiği güney olarak kast etmiş olduğuPKK terör örgütünün kamplarında da gelişmelerinin olduğu nu vurgulayarak siyasalsüreçten dolayı eğitim devrelerini durduklarını belirterek Abdullah ÖCALAN ile Devletyetkilerinin Nevruz'a kadar bir görüşme yapmalarının beklendiğini yapılacak bugörüşmeden de Kürt sorunun çözümüne ilişkin bir şeyin çıkmayacağını belirttiği,"Bu konuda hareketinde herhangi bir beklentisi yok. Ancak Nevruz'a kadarkiserhildanlarımız, halk kitlesi Nevroz'daalanlarda ortaya çıkacak güç Devleti önemli oranda zorlayacaktır. ... Halkıörgütleyeceğiz, halka süreci anlatacağız ve alanlarda ve en son Nevruz'da 1milyon, 2 milyondan fazla insanı biz Diyarbakır da alanlara getirmekzorundayız. Diğer bütün alanlara ilişkin de benzer çalışmalarımız var. Merkezibütün arkadaşlarımız konumlamaları dün itibariyle yapıldı. Bütün arkadaşlarımızbugün hızla kendi alanlarına geçecekler. ...Ve oradaki mahalle çalışmalarınadahil olacaklar..."
... Yaniönderlik masanın diğer tarafında bu yıl final yılıdır diyor biz burada 7 tane….arkadaşımızın şu derdiyle, bu sıkıntısıyla, şuproblemiyle o ölçüye de ulaşamayız yani. Hiçbir arkadaşımız kendini hareketönüne, parti önüne şey olarak da koymasın, engel olarak da koymasın. O yüzdenbu süreci öyle büyük bir motivasyonla geçirmek zorundayız.......Diyarbakır’da ki bu eski örgütleme tarzına ve temposuna arkadaşlar uysun.Yani bu dönem böyle bir tempo tarz şey olmayacak her gün denetleyeceğizarkadaşlarımızı. Hakikaten çalışıyorlar mı, çalışmıyorlar mı? Biz özellikledenetleyeceğiz tüm alandaki arkadaşlarımızı...
... Onu da söyleyelim. Hakikaten olağan üstü bir durum. Yanibütün Zap operasyonu zamanında bizim aşağıda 3 taneeğitim devremiz vardı. Eğitim devreleri sürdürülüyordu. Hiçbir şekildearkadaşlar eğitimlerini terk edip savaşa katılmadırlar. Zapoperasyonu zamanında yine burada bir merkez kadro devremiz vardı. Yürüyüşlerdedahi arkadaşlar katılmadılar. Çünkü eğitimimizi sürdürmek zorundayız. Hareketne olursa olsun şeyde bombardıman da yapılsa eğitim terk edilmeyecek dedi.Bizde öyle sürdürdük. Aşağıda bombardıman yapılıyordu arkadaşlar terk etmedieğitimlerini. Bu çok çok olağanüstü bir durumdur. Büyük bir kırılma yaşıyorTürkiye, ciddi bir kırılma sürecinden geçiyoruz. Kürtlerin bu Nevruz'da veseçime kadar göstereceği dirayet yüzyılda bir elimize geçecek bir fırsattır buhakikaten böyledir. Bu fırsat, bu şans önderliğe ve harekete layık bir şeyolmuştur, nail olmuştur. O yüzden hareket ve önderlik bu şansı sonuna kadarkullanacaklardır... Ne önderlik atacak, ne PKK atacak,ne herhangi dürüst namuslu bir yurtsever yer…o yüzden bu süreç bu anlamda çoktarihidir, çok çok önemlidir. Kuşkusuz PKK’nin her dönemi tarihi ve önemliolmuştur. Ama dünya şartlarını gözönündebulundurduğumuzda ilk defa Dünya'da bu kadar ciddi değişimler var...
...bu önderliğin bir talimatıdır, bu önderliğin öne sürdüğütezler ya da orada kazanım konusu yapmanın…tümü aslında Devlet bunları birşekilde kabul etmek zorunda kalır. Ama oradan işte biz çok büyük hayallerleyola çıkarda meydanları dolduramazsak halkımız da diyecek tamam bu iş meselebitmiştir artık diyecekler... diyecek tamam bu iş mesele bitmiştir artıkdiyecekler...
...Şimdi biz arkadaşlarımızı tek tekkonumlandıralım…"şeklinde söyleyerek eğitime katılanları bulunduklarımahallelerde örgütleme çalışmaları için görevlendirmede bulunduğu," Buekstra işlerin hepsi bitiyor. Onu söyleyelim. Hangi arkadaş hangi yönetimdebilmem nereden gelmişse onlar bitmiştir. Eğitime geldiğiniz günden itibarensizin başka çalışmanız kalmamıştır. Bu arkadaşlar bundan sonra Nevruz'a kadarbu diğer çalışmaların eğitimiymiş gibi bağlantılarını kesecekler vemahallelerinde çalışacaklar." şeklinde konuşmalarından eğitimekatılanların Nevruz'a kadar çalışmalarını bırakarak eğitimdeymiş gibimahallelerde örgütleme ve eylemlerin geliştirilmesi için çalışacakları, isimlerive telefon numaralarının sorumlu oldukları şahıslara verileceği herkesin bağlıbulunduğu alandaki toplantılara katılacakları ve ihtiyaç duyulan mahallelere aniolarak hızlı bir şekilde gidilerek destek verecekleri, mahalle ve evçalışmalarında kimseyi tehdit etmemelerini "PKK tehdit etmez, bir şeyyapacaksa kalkar yapar…parti tarihinde diyordu biz oturup eylem kararıalıyorduk, Kemal ayaktaydı, Kemal ne oldu? Karar aldık haydi eyleme gideceğizdiyordu. Şimdi PKK tarzı böyle bir tarzdı. Bunu örnek, o yüzden bir defa buanti propagandalardan uzak duracağız. " ..."biz bu hareketin birçalışanı, bir yurtseveri, bir kadrosu, biz bir militanı olarak sokaklarda,mahallelerde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. ...." şeklinde söyleyerek buhareketin yani PKK terör örgütünün bir elemanı olarak, kadrosu olarak mahallelerdeçalışmalarını sürdürerek büyük bir halk hareketi çıkaracaklarını, örgüt olarak nasılçalışacakları konusunda tecrübelerinin olduğu 2009 yılından bu zamana kadar eylemleri(serhildanları) nasıl geliştirdiklerini bildiklerini veVan , Batman illerinde yapmış oldukları eylemlerde bunu gösterdiklerini sürecininkendileri ve örgüt yani PKK terör örgütü açısından çok önemli olduğunu konularındaeğitime katılanlara PKK terör örgütünün ideolojisini aşılayarak önemli olduğunukonularında eğitime katılanlara PKK terör örgütünün ideolojisini aşılayarakKCK/TM Yöneticilerine ve komitelerine yapılan operasyonlar sonrasında boşalankomitelere eleman temin etme faaliyeti yürüttüğü anlaşılmaktadır.”
14.Başvurucuyla ilgili olarak iddianamede iki gizli tanığın ifadesine de yerverilmiştir. Tanıklardan birinin ifadesi şu şekildedir:
“KCK/PKK İDEOLOJİK ALAN YAPILANMASI; KCK/PKK terör örgütühükümlü elebaşı Abdullah ÖCALAN’ın talimatı ilekurulan 4 ayaklı paradigma içerisinde bulunan KENT MECLİSLERİ, faaliyetalanlarında görev alacak şahısları ideolojik alanlardaki yapılanmalardayetiştirirler. Bu alanlara yetişmiş elemanlar “SİYASET AKADEMİSİ” tarafındansağlanır. Siyaset Akademisinde bulunan ve Kadro eğitimi verdiğini bildiğimşahıslardan tanıdığım Şüpheli Engin DEMİR'i kastederek, "Ben bu şahsı Engin olarak tanımaktayım. Kendisi SiyasetAkademilerinde ideolojik eğitim adı altında Örgütsel eğitim vermektedir.Örgütün kadro olarak tabir ettiği sorumlu düzeydeki şahıslardandır." Diğertanığın ifadesi de şu şekildedir: “Şüpheli Engin DEMİR'ikast ederek, ''Bu şahsın ismini Engin DEMİR olarak biliyorum. Uygarlık tarihihakkında dersler vermiştir. Eğitim vermiştir''.
15.İddianamede başvurucunun yapmış olduğu telefon görüşmelerine ilişkin tapelere yer verilmiştir. Bu tapelerdeözetle başvurucunun Siyaset Akademisinde kimlerin ders vereceğine veAkademideki işler için yapılan para transferlerine ilişkin görüşmelerin yeraldığı anlaşılmaktadır.
16.Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/219 sayılı dosyasında 9/5/2012tarihinde tensiben yapılan incelemede “isnad edilen suçun vasıfve mahiyeti, mevcut delil durumu, kaçma şüphesi, delillerin toplanılmamışoluşu, CMK.nun 100/3-a maddesinde belirtilen katalogsuçlar kapsamında olması, sanıkların üzerine atılı suçta kuvvetli şüpheninvarlığının bulunması, adli kontrolün yetersiz kalacağı” dikkatealınarak tüm sanıkların tutukluluk hâllerinin devamına karar verilmiştir.
17.Başvurucunun değişik tarihlerde yaptığı tahliye talepleri reddedilmiş vetutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.
18.Tutukluluğun devamına ilişkin bazı kararların gerekçeleri “sanıkların üzerine atılı suçlara ilişkin açılaniddianame, olay tarihine ilişkin olay tutanakları, bu olaylardaki görüntülerinigösterir bilirkişi raporu gereğince suçu işlediğine dair kuvvetli suçşüphesinin varlığı görülmüş olup üzerlerine atılı suçlamanın öngördüğü cezanınüst miktarı göz önüne alındığında kaçma şüphesinin varlığı ve verilecek olanadli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı...” şeklinde iken diğerbir kısmınınki ise “isnatedilen suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, atılı suçu işlediklerinedair kuvvetli suç şüphesinin varlığı, CMK'nın 100/3-akapsamında belirtilen suçlardan olması adli kontrolün yetersiz kalacağı” şeklindedir.
19.Tutukluluğun devamına ilişkin kararlara yapılan itirazların reddine dairkararların gerekçeleri şu şekildedir:
“Suçları işlediklerine dair kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren delillerin bulunması, üzerlerine atılı suç içinöngörülen cezanın miktarına göre; sanıkların kaçma ve delilleri karartmaihtimalinin bulunması ile, tutuklamadan beklenen amacın adli kontrol ile eldeedilmesinin bu aşamada mümkün olmaması ve tutuklamanın dosya kapsamına göremakul ve ölçülü olması dikkate alınarak, itiraza konu kararda tutukluluğailişkin olarak gösterilen gerekçe yasaya uygun bulunduğundan itirazlarınreddine”
20. Başvurucuhakkında son olarak 14/12/2012 tarihli duruşmada tutukluluk hâlinin devamınakarar verilmiştir.
21.Başvurucu; tutukluluğun devamına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu,kendisine isnat edilen suçların siyasi parti faaliyeti kapsamında olduğunu veilgili Mahkemenin görevsiz olduğunu belirterek karara itiraz etmiştir.Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, tutukluluğun devamına ilişkin kararda birisabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle itirazın reddine, görevsizlik kararıverilmesi yönündeki talebin ise sanıkların üzerlerine atılı suçun niteliğidikkate alınarak reddine ve dosyanın itirazı incelemek üzere Diyarbakır 6. AğırCeza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
22.Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 2013/17 Değişik İş sayılıkararıyla başvurucunun üzerine atılı suçun vasfı ve mahiyetini, anılan suçunişlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren delillerinbulunmasını, suç için öngörülen cezanın miktarına göre kaçma ve delillerikarartma ihtimalinin olmasını ve adli kontrol tedbirinin uygulanmasınıntutuklamadan beklenen amaca ulaşılmasını sağlamayacak olmasını gerekçegöstererek tutukluluğun makul ve ölçülü olmadığı yönündeki itirazıreddetmiştir. İtiraz mercii ayrıca başvurucunun eylemlerinin siyasi faaliyetolup olmadığı konusunda dosyanın bilirkişiye tevdii ile alınacak rapordoğrultusunda dosyanın düşürülmesi, görevsizlik kararı verilmesi yönündekitaleplerinin itiraza tabi karar mahiyetinde olmaması nedeniyle reddine kararvermiştir. Bu karar 4/3/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
23.Başvurucu 2/4/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
24.Başvurucunun yargılandığı dosyada görevsizlik kararı verilmesi üzerine dosyaDiyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/217 sayılı esasına kaydedilmiş olupyargılama devam etmektedir.
25.Başvurucu 25/4/2014 tarihinde tahliye edilmiştir.
B. İlgili Hukuk
26. 26/9/2004tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314. maddesi şöyledir:
(1) Bukısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla,silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeşyıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üyeolanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunailişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.
27. 4/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“(1)Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedenininbulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmamasıhalinde, tutuklama kararı verilemez.
(2)Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheliveya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somutolgular varsa.
b) Şüpheliveya sanığın davranışları;
1.Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık,mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarındakuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıhalinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
…
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişineKarşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315)
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
28.Mahkemenin 17/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 2/4/2013tarihli ve 2013/2947 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
29. Başvurucu,kuvvetli suç şüphesi olmadan siyasi parti faaliyetlerinde bulunması nedeniyletutuklandığı, somut gerekçelere dayanılmadan tutukluluğun devamına kararverildiği gerekçesiyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının; kendisine isnatedilen eylemlerin siyasi faaliyet olup olmadığı konusunda dosyanın bilirkişiye tevdiiile alınacak rapor doğrultusunda dosyanın düşürülmesi ve görevsizlik kararıverilmesi yönündeki talebinin reddedilmesi nedeniyle de adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
30. Anayasa’nın 148.maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasışarttır.”
31.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenarbaşlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
32. AnılanAnayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruikincil nitelikte bir kanun yolu olup bu yola başvurulmadan önce kural olarakolağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.
33. Temelhak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup buödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesiidari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerinihlal edildiği iddialarının öncelikle idari merciler ve derece mahkemeleriönünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözümekavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, § 16).
34. Bunagöre Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derecemahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte birkanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun AnayasaMahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari veyargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgive kanıtları zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava vebaşvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekildeolağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak veözgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireyselbaşvuru konusu yapılamaz (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).
35. Somutolayda başvurucu, kendisine isnat edilen eylemlerin siyasi faaliyet olupolmadığı konusunda dosyanın bilirkişiye tevdii ile alınacak rapor doğrultusundadosyanın düşürülmesi ve görevsizlik kararı verilmesi yönündeki talebininDiyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmesi üzerine bireysel başvurudabulunmuştur. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesince de belirtildiği gibi itirazkanun yolu; henüz kesinleşmemiş bir hâkim veya mahkeme kararında hata veyahukuka aykırılıkların bulunduğu gerekçesiyle bu kararın daha yüksek bir makamcafiilî ve hukuki bakımdan incelenmesini ve denetlenmesini sağlamak için yapılanolağan bir kanun yolu başvurusudur. Görevsizlik itirazı da “hüküm” denilen son kararlardan önce verilen veson karara esas teşkil etmeyen “ara karar” niteliğindedir. Kural olarakhâkimlik kararlarına karşı itiraz mümkündür. Mahkeme kararlarına karşı iseancak kanunun saydığı hâllerde itiraz edilebilir. Mahkeme kararlarına karşıitiraz yolunun kural olarak kapalı olmasının nedeni, mahkemenin verdiği sonkararlara karşı temyiz yolunun açık olması ve mahkeme tarafından verilen arakarar niteliğindeki kararların da temyiz incelemesinde son kararla birlikteincelenmesidir. Görevsizlik itirazının reddi kararı, 5271 sayılı Kanun’dabelirtilen itirazı kabil kararlardan değildir. Bu karara karşı hükümle birliktetemyiz kanun yoluna başvurulabilir. Somut olayda başvurucu hakkındaki dava,Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/3/2014 tarihli ve E.2012/219,K.2014/165 sayılı görevsizlik kararı üzerine Diyarbakır 3. Ağır CezaMahkemesinin E.2014/217 sayılı dosyasına kaydedilmiş olup yargılama devametmektedir. Dolayısıyla bu şikâyet bakımından olağan kanun yollarıtüketilmemiştir.
36. Açıklanannedenlerle kanunda öngörülmüş yargısal başvuru yollarının tamamı tüketilmedenbireysel başvuru yapıldığı anlaşılmıştır. Bu sebeple başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
37.Başvurucu, hakkındaki suç isnadı ile ilgili kuvvetli bir suç şüphesi olmadantutuklandığını ileri sürmüştür.
38.Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Suçluluğu hakkındakuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakimkararıyla tutuklanabilir. Hakim kararı olmadanyakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerdeyapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.”
39.Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak belirtilmiş; ikinci ve üçüncüfıkralarında ise şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerinözgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancakAnayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birininvarlığı hâlinde söz konusu olabilir (RamazanAras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 43).
40.Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında suçluluğu hakkında kuvvetlibelirti bulunan kişilerin; ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veyadeğiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılanve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükmebağlanmıştır. Buna göre bir kişinin tutuklanabilmesi öncelikli olarak suçişlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiriiçin aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın kuvvetlisayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delilsayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın kendineözgü şartlarına bağlıdır (Hanefi Avcı,B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 46).
41. Ancakbu nitelemeye bağlı olarak kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veyatutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması şart değildir.Zira tutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasındakişinin tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarakveya ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Bunagöre suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ileceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyetegerekçe oluşturacak olguların aynı şekilde değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,4/12/2013, § 73).
42.Tutukluluk, 5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.100. maddeye göre kişi, ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerinvarlığını gösteren olguların tespit edilmesi ve bir tutuklama nedenininbulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğuda belirtilmiştir. Buna göre (a) şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veyakaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa (b) şüpheli veya sanığındavranışları; 1) delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme; 2) tanık, mağdurveya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarındakuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıcaişlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması hâlinde tutuklama nedenininvarsayılabileceği suçlar bir liste hâlinde belirtilmiştir (Ramazan Aras, § 46).
43. Diğeryandan Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derecemahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalaradair hususlar, bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutuklulukkonusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derecemahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya barizşekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık keyfîlikbulunması hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararlarınbireysel başvuruda incelenmesi gerekir. Aksinin kabulü bireysel başvurununamacıyla bağdaşmaz (Ramazan Aras,§ 49).
44. Somutolayda başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 28/1/2012 tarihindegözaltına alınmış ve 30/1/2012 tarihinde tutuklanmıştır. Tutuklama kararınıngerekçesi olarak isnat edilen suçlamaya ilişkin telefon tapeleri,fiziki takip tutanakları, gizli tanık ifadeleri ve arama sonucu elde edilendokümanlar gösterilmiştir. Başvurucu atılı suçlamaları kabul etmemiştir.
45.Başvurucuya isnat edilen eylemin suç oluşturup oluşturmadığı, yapılacakyargılama sonucunda toplanan delillere göre davayı görecek mahkemecebelirlenebilir. Keza bu belirlemenin hukuka uygun olup olmadığı kanunyollarında incelenebilir. Anayasa'ya bariz şekilde aykırı yorumlar iledelillerin takdirinde açık keyfîlik hâlinde -hak veözgürlük ihlaline sebebiyet veren durumlar hariç olmak üzere- isnat edilen eylemlerinsuç oluşturup oluşturmadığı, tutuklamaya ilişkin olanlar da dâhil kanunhükümlerinin yorumu ve bunların somut olaylara uygulanması derecemahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır.
46. İlktutuklamaya ilişkin yargısal denetimde kişinin bir suç işlemiş olabileceğinedair inandırıcı nedenlerin bulunup bulunmadığıyla ve özgürlükten yoksunbırakmanın bu bağlamda hukukiliğiyle ilgili sınırlı bir inceleme yapılmaktadır.Bu kapsamda bir suçun işlenmiş olabileceğine ilişkin ciddi belirtilerinvarlığı, ilk tutuklama bakımından yeterli olabilir. Somut olayda soruşturmanınilk aşamasında mahkemenin verdiği tutuklama kararının gerekçesi incelendiğindekuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin bulunmadığı söylenemez.
47.Açıklanan nedenlerle başvurucunun kuvvetli suç şüphesi bulunmadığı hâlde hakkındatutuklama kararı verildiğine ilişkin iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. TutuklulukSüresinin Makul Olmadığına İlişkin İddia
48. Başvurucununiddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabuledilemezlik nedeni de bulunmadığı görüldüğünden başvurunun bu kısmının kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
49.Başvurucu, kuvvetli suç şüphesi olmadan siyasi parti faaliyetlerinde bulunmasınedeniyle tutuklandığını ve somut gerekçelere dayanılmadan tutukluluğundevamına karar verildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Buşikâyetin, Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası kapsamında incelenmesigerekir.
50.Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:
“Tutuklanankişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturmasırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılmailgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerinegetirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”
51.Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamındatutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturmaveya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları güvence altınaalınmıştır.
52.Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesindedeğerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğusürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göredeğerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmenAnayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliğihakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumundahaklı bulunabilir (Murat Narman, B.No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61).
53. Birdavada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derecemahkemelerinin görevidir. Bu amaçla yukarıda belirtilen kamu yararı gereğinietkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbestbırakılma taleplerine ilişkin kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konmasıgerekir (Murat Narman, § 62).
54. Devameden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurulardaşikâyetlerin temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamınıhaklı kılan sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespityapıldığı takdirde buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk hâlinin devamınagerekçe olarak gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylecekişinin serbest kalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan birbaşvuruda, itiraz kanun yolunda çelişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliğigibi ilkelere uygun olarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır.Dolayısıyla belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek birkarar alma amacıyla yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yollarıtüketilmek şartıyla tutukluluk hâli devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür(Korcan Pulatsü, B. No:2012/726, 2/7/2013, § 30).
55.Tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasıdurumunda ve bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veyadeğiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Bu tutuklama nedenleribelli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de busüre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin devamettiğinin gerekçeleriyle gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve“yeterli” görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediğide incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığıveya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenindeğerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birliktedeğerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonucaulaşılabilir (Savaş Çetinkaya, B.No: 2012/1303, 21/11/2013, § 53).
56.Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilipedilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak serbest bırakılma taleplerineilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan kişilertarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgelerçerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı dikkatealınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suçişlediği yönünde kuvvetli belirti bulunduğu ve tutuklama nedeninin varlığıdevam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makulkabul edilmesi gerekir (Murat Narman,§ 64).
57.Tutuklamanın başlangıcındaki nedenler belli bir süreye kadar tutukluluğundevamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkinkararlarda tutuklama nedenlerinin devam ettiğinin gerekçeleriyle birliktegösterilmesi gerekir (Murat Narman,§ 63).
58.Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası, belirli bir süreyi aşmayantutukluluğa koşulsuz olarak izin verdiği biçiminde yorumlanamaz. Süresi nekadar kısa olursa olsun tutukluluğun haklılığı, yetkililer tarafından iknaedici bir şekilde gösterilmelidir (Benzer yöndeki Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) kararı için bkz. Belchev/Bulgaristan,B. No: 39270/98, 8/4/2004, § 82).
59. Makulsürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıpgözaltına alındığı durumlarda gözaltına alındığı tarih; doğrudan tutuklandığıdurumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişininserbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hükmün verildiği tarihtir (Savaş Çetinkaya, § 56).
60. Somutolayda başvurucunun tutukluluk süresi, gözaltına alındığı 28/1/2012 tarihi ileİlk Derece Mahkemesince tahliye edildiği 25/4/2014 tarihi arasında geçen 2 yıl2 ay 28 gündür.
61. Somutolayda başvurucu, BDP’nin Parti Tüzüğü gereğinceParti Merkez Yönetim Kurulu kararıyla merkezî eğitim komisyonu üyesi olarakgörevlendirilmiştir. Hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 28/1/2012tarihinde gözaltına alınmış ve 30/1/2012 tarihinde “silahlı terör örgütüne üyeolma” suçundan tutuklanmıştır. Başvurucu ile ilgili olarak siyasetakademilerinin Öcalan’ın talimatıyla kurulduğu ve örgüt kadrolarını yetiştirmeişlevini gördüğü, başvurucunun da buralarda örgütün ideolojisi doğrultusundaeğitim vermek, görevlendirmeler yapmak ve siyaset akademisinin faaliyetlerinidüzenlemek suretiyle “terör örgütünü yönetme” suçunu işlediği iddia edilmiştir.Başvurucu kendisine isnat edilen eylemlerin siyasi parti özgürlüğü kapsamındagörülmesi gerektiğini belirterek birçok kez tahliye talebinde bulunmuştur.
62.Tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin olarak verilen kararlarda davanıngenel durumu yanında tahliyesini talep eden kişinin özel durumunun dikkatealınması ve bu anlamda tutukluluk gerekçelerinin kişiselleştirilmesi birzorunluluktur (Mustafa Ali Balbay,§ 116). Özellikle kişi hakkında uygulanan tutuklama tedbirine dayanak olansuçlamaların ifade özgürlüğü, siyasi faaliyette bulunma hakkı ve sendika hakkıgibi temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı eylemler nedeniyle yöneltilmesidurumunda, tedbirin ölçülü olup olmadığı ve gerekçelerin ilgili ve yeterlibulunup bulunmadığı hususları üzerinde hassasiyetle durulması gerekir.Tutukluluk sürelerinin makul olup olmadığı değerlendirilirken söz konusutedbirin, kişilerin siyasi parti faaliyetleri gibi kamusal yönü de olanfaaliyetlerine olumsuz etkileri de dikkate alınmalıdır.
63.Demokratik bir toplumsal düzenin kurulması ve sürdürülmesinde hayati bir işlevesahip olan sivil toplumun en önemli örgütlenmelerinden biri de siyasi partilerdir.Demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru olan siyasi partiler, halkıyönetime ortak etmenin meşru yollarından biridir. Başta siyasi tartışmalarolmak üzere üyelerini ve toplumu ilgilendiren çeşitli konularda faaliyetlerdebulunmak, eğitim toplantıları düzenlemek, görüş açıklamak ve eylem yapmaksiyasi parti özgürlüğünün ayırıcı özelliklerindendir.
64.Başvurucunun iki yıldan daha fazla bir süre tutuklu kalmasının ve kendisineyöneltilen suçlamaların özünde yer alan hususun BDP Siyaset Akademisindekieğitim faaliyetlerini koordine etmek, görevlendirmeler yapmak ve eğitim vermeksuretiyle silahlı terör örgütünü yönetmek suçu olduğu anlaşılmaktadır. Siyasiparti üye ve yöneticileri; son derece radikal ve muhalif fikirler barındıransiyasi söylem, açıklama ve eylemlerinin makul olmayan bir süre devam edebilecektutuklama riski doğuracağını düşünürlerse bu gibi faaliyetlere katılmaktan veyabunları düzenlemekten kaçınma eğiliminde olacaklardır. Kuşkusuz bu durumunsiyasi faaliyette bulunma özgürlüğü üzerinde caydırıcı etkisi olacaktır. Diğerkoruma önlemlerine göre daha ağır sonuçlar doğuran tutuklama tedbirine yoğun vegeniş kapsamlı olarak başvurulmasının anılan temel hak ve özgürlükleri işlevsizhâle getirebileceği göz ardı edilmemelidir.
65. Başvurucunundeğişik tarihlerde yapmış olduğu tahliye talepleri; özetle isnat olunansuçların mahiyeti, isnat edilen suçlara dair kuvvetli suç şüphelerini gösterenolguların var olduğu, isnat edilen suçların katalog suçlardan olduğu,tutuklulukta geçen makul süreyi aşan bir durumun bulunmadığı, başvurucununserbest kalması hâlinde kaçma şüphesinin bulunduğu, daha hafif koruma önlemiolan adli kontrol tedbiri uygulanmasının davanın konusu açısından yetersizkalacağı gerekçeleriyle reddedilmiştir. Görüldüğü üzere Derece Mahkemesi,başvurucunun kişisel durumunu dikkate almadan genel ifadelerle tahliyetaleplerini reddetmiştir.
66.Tutukluluğun devamına ilişkin gerekçelerde suçun katalog suçlardan olmasıönemli bir yer tutmaktadır. 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3) numaralıfıkrasında başvurucuya atfedilen suçun da aralarında bulunduğu bazı suçlar içintutuklama nedenlerinin varlığı hakkında yasal bir karinenin mevcut olduğuanlaşılmaktadır (kaçma veya delilleri değiştirme ve tanıkları, mağdurları vediğer kişileri baskı altına alma tehlikeleri). AİHM’inde vurguladığı gibi kanunun tutuklama nedenlerine ilişkin bir karine öngörmesidurumunda bile kişi özgürlüğüne müdahaleyi gerektiren somut olgularınvarlığının ikna edici biçimde ortaya konması gerekir. (Contrada/İtalya, B. No: 27143/95, 24/8/1998, §§ 58-65). Bu bağlamdaAİHM her türlü otomatik tutuklama sisteminin Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile uyumluolmadığını belirtmektedir (Ilijkov/Bulgaristan, B. No: 33977/96, 26/7/2001,§ 84). Ancak somut olayda tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda,tutukluluğun devamına ilişkin somut olguların varlığının ortaya konmadığı vesadece isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3) numaralıfıkrası kapsamındaki katalog suçlardan olması hususuna atıf yapıldığıgörülmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Galip Doğru/Türkiye, B. No: 36001/06, 28/4/2015, § 58).
67. DereceMahkemelerinin tutukluluğun devamına ilişkin olarak ayrıca kaçma ve delilleri değiştirmetehlikesinden, bu tehlikenin varlığına ilişkin herhangi bir açıklamayapılmaksızın söz ettikleri ve zaman zaman kanunda öngörülen cezanın ağırlığınedeniyle kaçma riskinin olabileceğini belirttikleri görülmektedir. Oysakanunda öngörülen cezanın ağırlığı, kaçma riskinin değerlendirilmesi sırasındakabul edilecek bir unsur olmakla birlikte bu unsurun, tek başına tutukluluğuhaklı gösterecek yeterlilikte olmadığı açıktır. Kuvvetli suç şüphesinin varolduğu yönündeki gerekçeler ile ilgili olarak ise ilk tutuklama tedbirininuygulandığı tarihte bu gerekçenin yeterli olduğu söylenebilir ancak tutukluluksüresi uzadıkça tutma için gerekli olan şüphenin seviyesinin de o ölçüdeartması gerekir. Bu bağlamda İlk Derece Mahkemeleri ilk tutuklama tedbirinin üzerindeniki yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen başlangıçta var olduğu kabul edilenkuvvetli suç şüphesini doğrulayacak ya da destekleyecek herhangi yeni birunsura değinmemiştir.
68. Somutolayda tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda birbirine benzer gerekçelerinkullanıldığı, bu gerekçelerin tutuklamanın başlangıcında yeterli olduğusöylenebilirse de başvurucunun 2 yıl 2 ay 28 gün boyunca özgürlüğünden mahrumbırakılmasını haklı kılacak nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır. DereceMahkemeleri, tutukluluğun devamına ilişkin kararlarında başvurucunun tutuklulukhâlinin devam ettirilmesini haklı kılan herhangi bir yeni unsura dadeğinmemişlerdir. Bu çerçevede başvurucunun 2 yıl 2 ay 28 gün boyunca tutuklukalmasının siyasi faaliyette bulunma hakkı üzerindeki olası caydırıcı etkisi dedikkate alındığında tahliye talebinin reddine ilişkin gerekçelerin ilgili veyeterli olduğu söylenemez. Bu bulgular ışığında yargılama sürecinin özenliyürütülüp yürütülmediğinin ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
69. Sonolarak 5271 sayılı Kanun’un 109. maddesinin (3) numaralı fıkrasında tutuklamayerine öngörülen adli kontrol hükümlerinin 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılıYargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda DeğişiklikYapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve CezalarınErtelenmesi Hakkında Kanun’la yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 5/7/2012tarihinden itibaren başvurucu lehine de uygulanma imkânı ortaya çıkmıştır. Bunarağmen tutukluluğun devamına ilişkin olarak yukarıda anılan kararlardahedeflenen meşru amaçla yapılan müdahale arasında gözetilmesi gereken dengeaçısından mevcut adli kontrol tedbirlerinin yeterince dikkate alınmadığı ve butedbirlerin neden yetersiz kalacağı hususunun gerekçelendirilmediği anlaşılmaktadır.Bu durumda tutukluluğun devamına karar verilirken yargılamanın tutuklusürdürülmesinden beklenen kamu yararı ile başvurucunun kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı arasında ölçülü bir denge kurulmadığı ve bu nedenle tutuklukaldığı sürenin makul olmadığı sonucuna varılmıştır.
70.Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluk süresinin uzun olduğu yönündekişikâyeti ile ilgili olarak Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
71. Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Hicabi DURSUN,Celal Mümtaz AKINCI ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamışlardır.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
72.6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esasinceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğinekarar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
73.Başvuruda Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
74. Başvurucu,herhangi bir tazminat talebinde bulunmamıştır.
75.Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
76. Kararınbir örneğinin ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. 1.Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,
2. Kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetin KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,
B. Tutukluluksüresinin makul olmadığına ilişkin iddia yönünden Anayasa’nın 19. maddesininyedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE Osman AlifeyyazPAKSÜT, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Kadir ÖZKAYA’nın karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA,
C.198,35 TL harç ve 1.500TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TLyargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D.Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvurutarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlindebu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faizuygulanmasına, OYBİRLİĞİYLE,
E. Kararınbir örneğinin yargılamayı yapan Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinegönderilmesine, OYBİRLİĞİYLE,
17/12/2015tarihinde karar verildi.
KARŞIOY YAZISI
1. Başvurucunun,Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında yer alan hakkının ihlaledildiğine ilişkin çoğunluk kararına aşağıdaki nedenlerle katılmıyoruz:
2. Somutolayda başvurucunun tutukluluk süresi, 28/1/2012 tarihinde gözaltınaalınmasından, ilk derece mahkemesince tahliye edildiği 25/4/2014 tarihine kadargeçen 2 yıl 2 ay 28 günlük süredir.
3. Başvurucununtutuklanma nedeni, “silahlı terör örgütüyöneticisi olmak” tır. İlk derece mahkemesinin dosyasındaayrıntılarıyla belirtildiği gibi, başvurucunun, PKK lideri Abdullah ÖCALAN’ın talimatları doğrultusunda açılan “siyaset akademilerinde” PKK ideolojisininanlatıldığı ve KCK kadrolarının yetiştirildiği “eğitim”faaliyetlerini örgütlemek, bunlara azami katılımı sağlamak amacıyla gayret sarfettiği anlaşılmaktadır.
4. Bueğitim faaliyetleriyle güdülen amacının ne olduğu, Abdullah ÖCALAN’ın“Kürdistan Devrim Manifestosu, Kürt Sorunuve Demokratik Ulus Çözümü” adlı ve Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun25/6/2014 tarihli, 2013/409 başvuru numaralı kararına konu olan kitabınınincelenmesinden görülebilir. Abdullah ÖCALAN tarafından belirlenen stratejiyegöre, Kürt sorununun çözülmemesi halinde Türkiye’de otuz yıldan beri devam edenşiddet ve çatışma döneminden çok daha kanlı bir “savaş” dönemi başlayacak olup “Kürt halkının buna hazırlanması” gerekmektedir.
5. Başvurucununsorumluluğunda yürütülen eğitim faaliyetlerinin de bu çatışmalar ve muhtemeluluslararası müdahaleler sonucunda gerçekleşecek ayrı devlet veya özerkbölgenin yönetiminde görev alacak kadroları yetiştirmeyi amaçladığı yolunda,kuvvetli deliller ve tutukluluğu gerektiren yeterli şüphe nedenleribulunmaktadır.
6. Herne kadar mahkemenin tutukluluğun devamına ilişkin kararlarında ayrıntılıgerekçelere yer verilmemiş ise de başvurucu hakkında gizli tanık ifadelerinedayanıldığı, AİHM kararlarında (Murray/Birleşik Krallık) terör eylemlerindeyakalamayı haklı kılacak şüphenin makullük derecesinin adi suçlarla mücadeledeuygulanan standartlarla belirlenemeyeceği, özellikle gizli kaynaklarınkorunmasının böyle bir ihtiyaç doğurabileceği yolunda yer alan içtihatlarkarşısında, başvurucunun tutukluluk durumu hakkında her duruşmada yeni veayrıntılı gerekçeler yazılamayacağı açıktır. Bu gerekçelerin ayrıntılı olarakbelirtilmemesinin, başvurucunun serbest bırakılmayı talep etme hakkınıetkilemediği, tutukluluğun devamının keyfi olmadığı görülmektedir. Nitekimmahkeme, tutukluluk süresi iki yılı aştıktan sonra başvurucunun tahliyesinekarar vermiştir.
7. Başvurucunun2 yıl 2 ay 28 gün süren tutukluluğunun, kamu yararı ile kişi özgürlüğü vegüvenliği arasında kurulması gereken makul dengeye aykırı olmadığı, Anayasa’nın19. maddesinin yedinci fıkrasında yer alan haklarının ihlal edilmediği yolundakarar verilmesi gerektiği düşüncesiyle, ihlal yönündeki çoğunluk görüşünekatılmamaktayız.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Kadir ÖZKAYA
KARŞIOYGEREKÇESİ
1. Mahkememiz çoğunluğu2013/2947 nolu başvuruda Anayasa’nın 19. maddesininyedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.
2. Başvuru konusu olaydabaşvurucu, “Silahlı terör örgütü yöneticisi” olmak suçlaması ile gözaltınaalınmış, tutuklanmış ve 2 yıl 2 ay 28 gün tutuklu kaldıktan sonra tahliyeedilmiştir.
3. Mahkememize yapılan2013/5973 nolu bir diğer başvuruda da,başvurucunun aynı suçlama ile gözaltına alındığı, tutuklandığı, 2 yıl 3 ay 19gün tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildiği anlaşılmıştır. Bu başvurucu içinMahkememiz Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilmediğinekarar vermiştir.
4. Her iki başvuruda dabaşvuruculara isnat edilen suçlamalar ile dava dosyasında ki olaylar birbiriile büyük ölçüde benzerlik göstermektedir. Aralarında ki en önemli fark2013/2947 nolu başvuruda, suç isnadına ilişkinolayların siyasal parti faaliyeti adı altında yürütülmüş olmasıdır.
5. Bir suçun siyasal partifaaliyeti adı altında işlenmesinin, suçu işleyen için bir ayrıcalıkoluşturmayacağı gerçeğinden hareketle 2013/5973 nolubaşvurudaki Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilmediğiyönündeki görüşümün ve orada yazılı gerekçelerin bu dosya için de aynen geçerliolduğu kanaatine vardığımdan çoğunluğun görüşüne katılmadım.
Üye
Hicabi DURSUN