TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ENGİN SELEK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/19816)
Karar Tarihi: 8/11/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Gülbin AYNUR
Başvurucu
:
Engin SELEK
Vekili
:
Av. Cavit ÇALIŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; bedensel zararın tazmini talebiyle açılan davadatazminattan indirilecek unsurların belirlenmesine ilişkin kanun hükmününuygulanmasında yargı kolları arasındaki içtihat farklılığının yargılamanınhakkaniyetini zedelemesi, yargılamanın bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından yürütülmemesi ve makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 24/12/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun çözümünün ilke kararını gerektirmesinedeniyle kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) emrinde uzman çavuşolarak görev yapmaktayken 25/8/2009 tarihinde tabur atış alanında icra edilenRPG 7 atışları sırasında yüksek patlama sesi nedeniyle sol kulağındanrahatsızlanmıştır.
9. Yapılan tüm tetkik ve tedavileri neticesinde başvurucuhakkındaki raporları inceleyen Ankara Gülhane Askerî Tıp Akademisi Hastanesi(GATA) tarafından, başvurucunun Bilateral OrtaDerecede Sensörinöral İşitme Kaybıteşhisiyle TSK'da görev yapamayacağı yönünde 6/1/2010 tarihli sağlık raporudüzenlenmiştir. Söz konusu rapora istinaden başvurucunun 1/3/2010 tarihindesözleşmesi feshedilerek TSK ile ilişiği kesilmiştir.
10. Başvurucuya Sosyal Güvenlik Kurumunca (SGK) 15/3/2010 tarihindenitibaren vazife malullüğü aylığı bağlanmıştır. Ayrıca yine SGK tarafından8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nunek 79. maddesi uyarınca ek ödeme de yapılmıştır.
11. Başvurucu, olay nedeniyle uğradığı zararların tazminitalebiyle 9/6/2010 tarihinde Millî Savunma Bakanlığına (MSB) başvurmuş,başvurunun zımnen reddi üzerine 13/8/2010 tarihinde Askerî Yüksek İdareMahkemesinde (AYİM) 200.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat ödenmesiistemiyle tam yargı davası açmıştır.
12. AYİM İkinci Dairesi (Daire), başvurucunun uğradığızararların kusursuz sorumluluk ilkesine göre karşılanması gerektiği yönündekisonuç ve kanaatine istinaden başvurucunun maddi zararının hesaplanması içinbilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir.
13. 20/4/2015 tarihli bilirkişi raporunda, başvurucunun %17çalışma gücü kaybı oranı karşılığı toplam maddi zararının 128.920 TL, 5434sayılı Kanun'un ek 79. maddesi kapsamında ek ödemelerden aldığı maddi yararınise 98.104 TL olduğu tespit edilmiştir. Neticede maddi zarar hak edişindenmaddi yarar toplamı düşülerek maddi tazminat miktarı 30.816 TL olarakbelirlenmiştir.
14. Başvurucu, 5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesi kapsamındayapılan ek ödemelerin, zarar verene rücu edilebilen ödeme olmadığı gibi ifaamacı da taşımadığını, bu sebeple 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk BorçlarKanunu'nun 55. maddesi uyarınca maddi zarar hak edişinden mahsup edilmemesigerektiğini belirterek bilirkişi raporuna itiraz etmiştir.
15. Daire 13/5/2015 tarihinde verdiği kararla başvurucununbilirkişi raporuna yaptığı itirazı kabul etmemiş ve söz konusu rapor uyarınca30.816 TL maddi ve takdiren 17.000 TL manevitazminata hükmetmiş, fazlaya ilişkin talebi ise reddetmiştir. Kararıngerekçesinde 5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi uyarınca "ifa amacı taşıyan" birödeme olduğu belirtilmiş ve tazminat miktarı belirlenirken bu ödemenin toplamtazminat hesabından düşülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Daire budeğerlendirmesinden hareketle başvurucu yönünden bir yarar unsuru olarak kabulettiği söz konusu ödemeyi, hesaplanan toplam tazminat miktarından indirmeksuretiyle hüküm kurmuştur.
16. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 25/11/2015tarihli ilamı ile reddedilmiştir. Nihai karar 14/12/2015 tarihinde başvurucuyatebliğ edilmiştir.
17. Başvurucu 24/12/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
18. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Türk BorçlarKanunu'nun 46. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Cismani bir zarara düçarolan kimse külliyen veya kısmen çalışmağa muktedir olamamasından ve ilerideiktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütünmasraflarını isteyebilir."
19. 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi şöyledir:
"Destekten yoksun kalma zararları ilebedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine görehesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ileifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez;zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarakhakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.
BuKanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğudiğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamenyitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalardada uygulanır."
20. 5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Aşağıda belirtilen kişilere bu maddeuyarınca ek ödeme yapılır:
a) Harp malullerine.
b) Şehit dul ve yetimlerine.
c)Barışta, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı haller ile talim, tatbikatveya manevra sırasında görevin veya çeşitli harp silah ve vasıtalarının sebepve tesiriyle vazife malûlü sayılan Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ileAskerî harekâtı gerektiren iç tedip hareketleri veya güvenlik veya asayişinsağlanmasında Silahlı Kuvvetlerle birlikte veya ayrı olarakgörevlendirilenlerden bu görevlerin çeşitli sebep ve tesirleriyle vazife malûlüsayılan jandarma ve emniyet mensupları ile sivil görevlilere.
d) (c) bendinde belirtilen görevlerin ifası sırasında, bu görevlerinçeşitli sebep ve tesirleriyle ölenlerin dul ve yetimlerine.
Haksahiplerine, yukarıda yazılı durumlar sebebiyle, sosyal güvenlik kurumlarıncaaylık bağlanmasına esas olan tarihten geçerli olmak üzere müracaat tarihiniizleyen yılın en geç ilk üç ayı içinde T.C. Emekli Sandığı tarafından ek ödemeyapılır. Ay farkları yıllık miktarın onikiyebölünmesi suretiyle hesaplanır.
...
Bu maddeye göre yapılan ödemeler herhangi birvergi ve kesintiye tâbi olmayıp, faturası karşılığında, Hazineden tahsiledilir."
2. İlgili Yargı Kararları
a. Yargıtay İçtihadı
21. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun (YİBGK)6/3/1978 tarihli ve E.1978/1, K.1978/3 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Borçlar Kanunu'nun 45. maddesinin 2.fıkrasında öngörülen destekten yoksun kalma tazminatı isteminde bulunankişilere, T.C. Emekli Sandığınca bir ödemede bulunulduğu takdirde, bununtazminatın saptanmasında gözönünde bulundurulmasınadair Onbirinci Hukuk Dairesinin kararları ile T.C.Emekli Sandığınca yapılan ödemelerin tazminattanindirilemeyeceğine dair Dördüncü ve Onbeşinci HukukDaireleri ile Hukuk Genel Kurulunun kararları arasındaki aykırılığın içtihadıbirleştirme yolu ile giderilmesi Birinci Başkanlık Divanınca istenildiğinden6/3/1978 günlü toplanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunda,aykırılığın bulunduğuna, içtihadın birleştirilmesi gerektiğine oybirliği ilekarar verildikten ve raportör üye dinlendikten sonra konu görüşülüp tartışıldı:
...
5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu'nun129. maddesinde, görevleri içinde veya dışında ölenlerin dul ve yetimlerinin,ölüme sebep olanlar aleyhine açacakları davaları kovuşturmaya, davalara üçüncüşahıs ise bunu doğrudan doğruya açmaya sandık yetkili kılınmıştır. Dava sonundapara tazminatı da alınırsa kovuşturma masrafları ile birlikte, dul ve yetimaylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı, toptan ödeme yapılanhallerde de yarısının Sandıkça alınarak, varsa geri kalanının ilgililereödeneceği öngörülmüştür.
Tartışmada beliren bir görüşe göre, bu hüküm506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 26.ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal SigortalarKurumu Kanunu'nun 63. maddesi ile eşdeğerdedir. Bu itibarla T.C. EmekliSandığına böylece kısıtlı olarak rücu hakkı tanınmıştır. Zarara uğrayanınalabileceği tazminat saptanırken T.C. Emekli Sandığının mal varlığına geçmesigereken para indirildikten sonra kalan miktara hükmedilmesi gerekir.
Çoğunluğunun benimsediği görüş ise; sözü geçen129. maddede bir hesaba sayılmanın öngörülmediği, aksine madde metninin açıkolduğu ve zarar veren kişinin T.C. Emekli Sandığının ödediği paranın,kendisinin ödemek zorunda kalacağı tazminattan indirilmesini isteyemeyeceğibiçiminde belirlenmiştir.
Gerçekten, haksız eylem sonucu ölen kişi,yaşamı süresince çalışmış ve maaşından düzenli olarak belirli bir miktar parakesilerek sandığa yatırılmıştır. Zarar verenin bu paradan yararlanması sözkonusu olamaz. O halde zarar veren, verdiği zararın tamamını açılan davadaödemelidir. Esasen 129. madde zarar verenden tazminatın tamamının alınacağıhükmünü getirmiş ve Emekli Sandığı davaya katılmış veya doğrudan doğruya davaaçmış olduğu takdirde alınacak tazminatın zarara uğrayanlar ile Sandık arasındanasıl bölüşüleceğini saptamıştır. Bu itibarla tazminat ödemekle yükümlü olankişi bu maddeye dayanarak tazminatın indirilmesini isteyemez."
22. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15/1/2008 tarihli veE.2007/10817, K.2008/85 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Davacı... tarafından, davalı İçişleri Bakanlığıaleyhine 02/01/2004 gününde verilen dilekçe iletrafik kazası sonucu ölüm nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerineyapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen17/05/2007 günlü kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekiliile duruşmasız olarak incelenmesi de davalı vekili taraflarından süresi içindeistenilmekle... gereği düşünüldü.
...
Davacı vatani görevini yaparken meydana gelentrafik kazasında vefat eden eşinden dolayı destekten yoksun kalma tazminatıistemiştir. Dosyadaki kanıtlardan desteğin eşine dul aylığı bağlandığıanlaşılmaktadır. Mahkemece destekten yoksun kalma tazminatının miktarınınbelirlenmesi için bilirkişi görüşüne başvurulmuştur. Hükme esas alınan bilirkişiraporunda davacıya TC. Emekli Sandığı tarafından bağlanan görev şehidi dulaylığı tutarının peşin sermaye değeri ile davacıya ödenen tütün ikramiyesigözetilerek indirim yapılmıştır. Mahkemece bu rapor doğrultusunda madditazminata hükmedilmiştir.
...
Somut olayda; destek, vatani görevini jandarmaasteğmen olarak yaparken vefat etmiş olup ölmeden önce yedek subay maaşıalmaktadır. Emekli Sandığı tarafından davacıya bağlanan aylık desteğininhayatta iken maaşından Emekli Sandığı tarafından kesilen miktarlarınkarşılığıdır. O halde Emekli Sandığı tarafından bağlanan aylıklar 5434 sayılıEmekli Sandığı Kanunu gereğince rücuya tabi olmayıpdestekten yoksun kalma tazminatının hesabında gözetilmemesi gerekir. Açıklanannedenlerle davacının destekten yoksun kalma tazminatının hesabında T.C. EmekliSandığınca bağlanan dul aylığı ile tütün ikramiyesinin indirilmiş olması doğrugörülmemiştir. Mahkemece açıklanan bu yön gözetilmeksizinyukarıdaanılan içtihadı birleştirme kararına uygun olmayan bilirkişi raporunun hükmeesas alınmış olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir."
23. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 13/6/2013 tarihli veE.2012/11954, K.2013/11356 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Davacı ...tarafından, davalı Milli Savunma Bakanlığı aleyhine 24/07/2008 gününde verilendilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda;davanın reddine dair verilen 19/04/2012 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesidavacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle... gereği görüşüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığıkanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde birisabetsizlik görülmemesine, özellikle tütün beyi ikramiyesi ile kira yardımıödemesinin ifa amaçlı ödemeler olmaması nedeni ile zarar hesabında gözetilmesidoğru değil ise de sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ve 2330 sayılı Yasakapsamında yapılan ödemelerin davacıların destek ve manevi tazminat zararlarınıkarşıladığı anlaşıldığına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarınınreddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA [kararverilmiştir.]"
b. Danıştay İçtihadı
24. Danıştay Onuncu Dairesinin 25/3/2008 tarihli ve E.2005/7940,K.2008/1409 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Dairemizin 20.11.2007 tarihli arakararına verilen cevapta; davacılar murisinin yaklaşık 5 yıl 10 ay hizmetibulunması nedeniyle, davacılara; 15.5.2001 tarih ve 368 sayılı Nakdi TazminatKomisyonu Kararı ile 2330 sayılı Yasa uyarınca 14.709.000.000 TL nakditazminat; 17.5.2001 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü Sosyal Yardım Fonundan3.000.000.000 TL; İl Sosyal Fonundan da 1.500.000.000 TL ödeme yapıldığı,Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce tütün ikramiyesi tahakkuk ettirildiği ve dulve yetim aylığı bağlandığı belirtilmektedir.
Bilirkişi tarafından maddi tazminathesaplanırken, davacılara yapılan bu ödemelerden; nakdi tazminat tutarının 2330sayılı Yasa'nın 6. maddesi uyarınca maddi tazminattan indirilmesinde; sosyalyardım fonlarından yapılan ödemelerin ise indirilmemesinde hukuki isabetsizlikbulunmamaktadır.
Ancak, davacılar adına destekten yoksun kalmatazminatı hesaplanırken, davacılar murisinin yaklaşık 5 yıl 10 ay hizmetibulunmasına karşın, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü'nce tahakkuk ettirilen tütünikramiyesi ile bağlanan aylığın maddi tazminat tutarından düşülmemiş olduğuanlaşılmaktadır. Bu durumda, davacılar adına hesaplanacak destekten yoksunkalma tazminatının, davacılara bağlanan aylığın vazife malullüğü aylığı olupolmadığı hususu araştırılarak ve davacılar murisinin hizmet cetveli deincelenerek tespit edilmesi gerekmektedir.
Belirtilen saptamalar doğrultusunda; yeni birbilirkişi heyeti oluşturmak suretiyle, mahkemece hükme esas alınan bilirkişiraporunda yer alan ve yukarıda yanlışlığı belirtilen hususlar da dikkatealınarak, ... davalı idarece ödenmesi gereken tazminat miktarının yenidenhesaplanması gerekmektedir."
25. Danıştay Onuncu Dairesinin 8/10/2015 tarihli ve E.2012/4747,K.2015/4139 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Dava; polis memuru olarak görev yapandavacılar murisi Ö.D.'nin 10.08.2010 tarihindemeydana gelen olayda hayatını kaybetmesi sonucunda uğranıldığı ileri sürülen500.000,00 TL maddi (destekten yoksun kalma tazminatı) ve 100.000,00 TL maneviolmak üzere toplam 600.000,00 TL zararın yasal faiziyle birlikte tazmininekarar verilmesi istemiyle açılmıştır.
...
Prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulansosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak ilgililere bağlanan aylıklar veyapılan ödemeler, idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran olay nedeniyle sağlananyarar niteliğinde bulunmamaktadır. Bu nedenle, prim karşılığında ilgililerebağlanan aylıklar ile yapılan her türlü ödemenin, aktif ve pasif dönemdehesaplanacak maddi tazminat tutarından hiçbir şekilde yarar olarak kabul edilipindirilmemesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, vazife malullüğü aylığınıniçinde adi malullük aylığının da bulunduğu gözetilerek aktif ve pasif dönemdeadi malullük aylığının yarar olarak kabul edilip hesaplamaya dâhil edilmesineolanak bulunmamaktadır.
...
Esasen, aktarılan yöndeki hesaplama, 6098sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesine de uygun bulunmaktadır. Zira,ilgililere ödedikleri prim karşılığı bağlanacak adi malullük aylıkları,"rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri" kapsamında yer almaktaiken; 3713 sayılı Yasanın yukarıda alıntısı yapılan hükmünden de anlaşılacağıüzere, adi malullük aylığını aşan vazife maluliyetine ilişkin tutarlar, sosyalgüvenlik kuruluşunca Hazineden tahsil edilmekle, "rücu edilen sosyalgüvenlik ödemeleri"ni oluşturmaktadır. Yine, nakditazminat ödemeleri, ilgilinin olay nedeniyle uğradığı zararı, Yasada öngörülensınırlar çerçevesinde kısmen dahi olsa karşılamayı amaçladığından, "ifaamacını taşıyan ödemeler" kapsamında yer almakta; buna karşılık, sosyalyardım sandıklarından yapılan ödemeler ise, "ifa amacını taşımayanödemeler" niteliğinde bulunmaktadır. Böylelikle, vazife malullüğüaylığının adi malullük aylığını aşan tutarı ile nakdi tazminat yarar olarakkabul edilirken, adi malullük aylığı ile sosyal yardımlar yarar hesabına dâhiledilmemektedir.
...
Buna göre, özetlenen bilirkişi raporu,yukarıda aktarılan nitelikte ve mahkeme kararına dayanak alınacak mahiyettegörülmemektedir. Bu itibarla, Mahkemece yeniden yaptırılacak bilirkişiincelemesinde, öncelikle, aktif ve pasif dönem zararları hesabında kullanılacakverilerin (davacının emsali polis memurunun alacağı görev ve emekliaylıklarının, vazife malullüğü ve adi malullük aylıklarının, emekli ikramiyesiile tütün ikramiyesinin peşin sermaye değerlerinin) yeniden düzenlenecek raportarihi itibariyla değerlerinin ilgili idarelerdensorulması; alınacak cevap üzerine, yukarıda 3 madde hâlinde aktarılan ilkelerçerçevesinde bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.Daha açık bir anlatımla, düzenlenecek yeni raporda, özellikle,
...
2. Davacıya bağlanan vazife malullüğü aylığı peşin sermaye değeri ileadi malullük aylığı peşin sermaye değeri arasındaki farkın, tütün ikramiyesipeşin sermaye değerinin (Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından sorularak) aktifve pasif dönem zararlarından düşülmesi,...gerekmektedir."
26. Danıştay Onuncu Dairesinin 15/1/2016 tarihli ve E.2014/3352,K.2016/131 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
" Davacılara 2330 sayılı Yasa hükümleriuyarınca nakdi tazminat ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun Ek 79. maddesiuyarınca tütün ikramiyesi ödendi ise, bu miktarların yeniden düzenlenecek raportarihindeki güncel değeri hesaplanarak yarar kalemi olarak hesaplanan toplamzarardan düşülmesi gerekmektedir."
c. AYİM İçtihadı
27. AYİM'in 22/10/2008 tarihli veE.2007/434, K.2008/1069 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Mahkememizin yerleşik içtihadı uyarıncaT.C. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı iştirakçisi olmayan kimselere olaysebebiyle T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca bağlanan aylıklar ve ödenentütün ikramiyeleri yarar kabul edilerek davacıların maddi zararlarındandüşüldüğünden bu husus araştırılmış...hakkında 5434 sayılı Yasa'nın vazifemalullüğü hükümlerinin uygulanmasına dair karar verildiği, ancak davacılar anneve babanın durumunun 5434 sayılı Yasa'nın 72. maddesi kapsamına girmediğindenvazife malullüğü aylığı bağlanamadığı ve dolayısıyla tütün ikramiyesinin deödenemediğinin bildirildiği görülmüştür.
Davacılara yakınlarını kaybetmeleri nedeniylemaddi zararlardan düşülmesi gereken Devletçe hiçbir yarar sağlanamadığıanlaşılmıştır."
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi
28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes davasının,medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alandakendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasaylakurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak vemakul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir."
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); adil yargılanmahakkının, hukukun üstünlüğünün Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunubelirten Sözleşme’nin önsözüyle birlikte yorumlanması gerektiğinibelirtmektedir. Hukukun üstünlüğünün temel unsurlarından biri, hukukidurumlarda belirli bir istikrarı garanti altına alan ve kamuoyunun mahkemelereolan güvenine katkıda bulunan hukuki güvenlik ilkesidir. Toplumun yargısalsisteme olan güveni hukuk devletinin esaslı unsurlarından biri olmasına rağmenbirbirinden farklı yargı kararlarının devamlılık arz etmesi, bu güveniazaltacak nitelikte bir hukuki belirsizlik durumu yaratabilecektir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B.No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).
30. Diğer yandan bireylerin makul güvenlerinin korunması vehukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hakbahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, §74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58).Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve evrilen biryaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardakideğişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B.No: 36815/03, 14/1/2010, § 38).
31. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargıkararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununlabirlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazıhâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağıaçıktır (Zielinski ve Pradal ve Gonzalez ve Digerleri/Fransa [BD],B. No: 24846/94...34173/96, 28/10/1999, § 59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti(k.k.), B. No: 42162/02, 2/12/2008).
32. AİHM, açıkça keyfîlik bulunandurumlar hariç ulusal mahkemelerin iç hukuku yorumlama şeklini sorgulamanınkendi görevi olmadığına dikkat çekmektedir. Benzer şekilde bu konuda -görünüşegöre benzer davalarda verilmiş olsalar bile- ulusal mahkemelerin farklıkararlarını karşılaştırmak da prensipte AİHM'ingörevi değildir. AİHM, söz konusu mahkemelerin bağımsızlığına saygı göstermekdurumundadır (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 50).
33. AİHM, iki ihtilafa farklı muamele yapılmasının incelenengerçek olayların farklılığından kaynaklanmış olması hâlinde çelişkiliiçtihatlardan bahsedilmesinin mümkün olmadığını belirtmektedir (Erol Uçar/Türkiye (k.k.) B. No: 12960/05,29/9/2009).
34. AİHM, mahkeme kararlarının çatışma ihtimalinin her birikendi yargı alanında yetkili olan yargılama ve temyiz mahkemeleri ağına dayalıyargı sistemlerinin doğal bir özelliği olduğunu kabul etmiştir. Bu tipuyuşmazlıklar aynı mahkeme içinde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durum, kendiiçinde Sözleşme'ye aykırı olarak değerlendirilemez (Santos Pinto /Portekiz,B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03, 24/3/2009, § 29;Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §51).
35. AİHM, bu konuda hüküm verirken değerlendirmesinin dayandığı kriterleriaçıklamıştır. Söz konusu kriterler yüksekmahkemenin içtihadında "derin ve süregelen farklılıklar" olupolmadığı, iç hukukta bu tutarsızlıkların üstesinden gelmek için bir mekanizmabulunup bulunmadığı, bu mekanizmanın uygulanıp uygulanmadığı ve uygulandı isene ile sonuçlandığının tespitine dayanmaktadır (Beian/Romanya (No.1), B. No: 30658/05, 6/12/2007, §§ 37, 39; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 53).
36. AİHM, bu bağlamda mahkemelerin uygulamalarında tutarlılığınve içtihatlarında yeknesaklığın sağlanması için mekanizmalar oluşturulmasınınönemini birçok defa hatırlatmış; yargı sistemlerini birbirine zıt kararlarverilmesini önleyecek şekilde yapılandırmanın devletlerin sorumluluğundaolduğunu ifade etmiştir. Ne var ki bu ilkelerin AİHM'inincelemek durumunda kaldığı çelişen yorumların, bir yüksek mahkemeninbirleştirici yetkisini uygulayabileceği yasal hükümlerle bağlantılı olarakyargı sisteminin aynı dalında meydana gelen davalar için öngörüldüğübelirtilmelidir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §§55,80).
37. AİHM, ortak yasal hiyerarşiye tabi olmayan birden fazlayüksek mahkemeyi bünyesinde barındıran bir ulusal hukuk sisteminde bumahkemelerin benimsediği yaklaşımın bir dikey denetim mekanizmasına tabitutulmasını talep edemeyeceği kanaatindedir. Böyle bir talep Sözleşme'nin 6.maddesinin (1) numaralı fıkrası ile güvence altına alınan adil yargılamagereklerinin ötesine geçecektir (Nejdet Şahin vePerihan Şahin/Türkiye, § 81).
38. AİHM, söz konusu yüksek mahkemelerce (mevcut davada Danıştayve AYİM) takip edilmesi gereken yorumlama şeklini tespit eden ortak birdüzenleme kurumunun bulunmayışının Türk yargı sistemine has bir durumolmadığına işaret eder (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 82).
39. AİHM ayrıca, Türkiye'deki gibi farklı yargı alanlarındakimahkemelerin ve birden fazla yüksek mahkemenin yasaları aynı anda ve paralelolarak yorumlamasının gerektiği bir yargı sisteminde hukukta tutarlılığınsağlanmasının zaman alabileceği ve bu nedenle çelişen içtihatların hukukunkesinliği ilkesini zedelemeden hoş görülebileceği kanaatindedir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 83).
40. AİHM bu bağlamda, yasaları yorumlamanın yargının görevinindoğasında olduğunu hatırlatır. Yasal hükümler ne kadar açık düzenlenmiş olursaolsun hukuki yorum önlenemez bir unsurdur. Hangi mevzuatın, hangi şartlardauygulanacağı bu bireyselleştirilmiş yaklaşımın bir parçasıdır. Bu, her birifarklı türde davalara bakan iki ayrı yargı alanında bulunan iki mahkemeninbenzer nitelikteki olaylardan kaynaklanan aynı türdeki hukuki soruna ilişkinbirbiriyle uyuşmayan ancak yine de mantıklı ve gerekçelendirilmiş kararlarverebileceği anlamına gelmektedir. Bu nedenle mahkemeler arasında çıkabilecekyaklaşım farklılıklarının, yasal hükümleri yorumlama ve kapsadıkları somutdurumlara uyarlama sürecinin ancak kaçınılmaz bir sonucu olduğu kabuledilmelidir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §§ 85,86).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
41. Mahkemenin 8/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. AYİM'in Bağımsız ve Tarafsız Bir Mahkeme Olmadığına İlişkinİddia
42. Başvurucu, heyetlerinde yer alan ve hâkimlik teminatındanfaydalanmayan iki kurmay subay üyenin varlığı sebebiyle kuruluş ve yapısıitibarıyla AYİM'in bağımsız ve tarafsız bir mahkemeolmadığını ileri sürmüştür.
43. Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu daha önce incelenirkenbelirtildiği üzere AYİM’in oluşumu, statüsü vegörevleri Anayasa ve ilgili Kanun’da hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askerî hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa veilgili Kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleriyönünden askerî hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun olmadığı,kararlarından dolayı idareye hesap verme durumunda bulunmadıkları, disiplineilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip karara bağlandığıgörülmektedir (Yaşasın Aslan, B.No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29). Diğer yandan sınıf subayı üyelerin en fazladört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplin konularında DisiplinKuruluna tabi kılınmaları, görev süreleri zarfında idari veya askerîyetkililerce herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamaları bu subaylarınidareye karşı bağımsızlıklarını güçlendirmiştir (Yaşasın Aslan, § 30).
44. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
45. Başvurucu, adli yargıda görülen aynı nitelikteki davalarda5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesi kapsamında yapılan ek ödeme maddi tazminathak edişinden düşülmemesine rağmen AYİM'in 6098sayılı Kanun'un 55. maddesindeki açık hükme olağanın dışında ve yerleşikYargıtay içtihadından farklı bir anlam vererek bunu tazminat hesabındandüştüğünü ifade etmektedir. Başvurucu, SGK tarafından yapılan bir ödemenintazminat hesabında indirim nedeni olabilmesi için zarar verene rücu edilebilenveya ifa amacını taşıyan bir ödeme olması gerektiğini belirtmekte ve eködemenin ise bu koşullardan herhangi birini taşımadığını iddia etmektedir. AYİM'in yorumunun bu yönüyle bariz takdir hatası içerdiğiniöne süren başvurucu, bu durumun hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkesineaykırı olduğundan şikâyet etmektedir. Başvurucu ayrıca, elde etme yönünde meşrubeklenti içerisine girdiği ekonomik bir değerden yoksun bırakıldığını iddiaetmektedir. Başvurucu, farklı yargı kolları arasındaki söz konusu içtihatfarklılığından dolayı tazminat talebinin kısmen reddedilmesi nedeniyle eşitlikilkesinin zedelendiğini, hak arama hürriyetinin, mahkemeye erişiminin ve etkilibaşvuru hakkının engellendiğini, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ilerisürmekte; ihlalin tespiti, yeniden yargılanma ve tazminat taleplerindebulunmaktadır.
2. Değerlendirme
46. Anayasa'nın "Hakarama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
47. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanmahakkının güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkıkapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılanhakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
49. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde davakonusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmamasıbireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veyaaçık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bukapsamda değildir (Ahmet Sağlam,B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
50. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un, Anayasa'nın 36. maddesinin birincifıkrasına "adil yargılanma hakkı" ibaresinin eklenmesine ilişkin 14.maddesinin gerekçesine göre "değişiklikleTürkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvencealtına alınmış olan adil yargılanma hakkı metne dâhil"edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanmahakkına sahip olduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'dedüzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğuanlaşılmaktadır (Yaşar Çoban, B.No: 2014/6673, 25/7/2017,§ 53).
51. Adil yargılanma hakkı uyuşmazlıkların çözümlenmesinde hukukdevleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir. Anayasa'nın 2. maddesindeCumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, Anayasa'nın tümmaddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönündebulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.
52. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukukgüvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 veE.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayıamaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin deyasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasınıgerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem deidare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfîuygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir. (AYM,E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).
53. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birdenfazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisininbenimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. AnayasaMahkemesinin, bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardanbirine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukukkurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. AnayasaMahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden fazlayorumunun hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğinitespit etmektir(MehmetArif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).
54. Yargı yetkisini kullanan mahkemeler, aynı mahiyettekidavalarda uyuşmazlığın çözümü için gerekli olan bir yasa hükmünü uygularken,bir hukuki müesseseyi değerlendirirken ya da uyuşmazlığın çözümünde takipedilecek usulü belirlerken birbirinden farklı ilke ve yorumlar benimseyebilirve bunun doğal sonucu olarak farklı bir içtihat geliştirebilirler. İçtihatfarklılığından söz edilebilmesinin ön koşulu, dava konusu edilenuyuşmazlıkların, özü itibarıyla aynı mahiyette olmasıdır. Dolayısıylauyuşmazlıkların içeriğinin ve niteliğinin örtüşmediği, esaslı noktalardaayrıldığı durumlarda, verilen kararlar arasındaki farklılık da içtihatfarklılığı olarak değerlendirilemez.
55. İçtihat faklılığı, aynı yargı koluiçine dâhil mahkemeler arasında oluşabileceği gibi birbirinden tamamenbağımsız, aralarında yargısal anlamda bir hiyerarşi ilişkisi olmayan birdenfazla yargı koluna dâhil mahkemeler arasında da oluşabilir. Bu sebeple içtihatfarklılığından kaynaklanan adil yargılanma hakkının ihlali iddialarına yönelikolarak yapılacak incelemede Anayasa Mahkemesinin yaklaşımının ne olmasıgerektiği, söz konusu farklılığın aynı yargı kolu içerisinde ya da ayrı yargıkolları arasında gerçekleşme ihtimaline göre iki başlık altında irdelenmiştir.
(1)Aynı Yargı Koluİçindeki İçtihat Farkı
56. Birbiriyle çelişen kararlar, belirli bir yargı kolundaki tekyüksek mahkemenin farklı daireleri tarafından ya da yine aynı yargı kolu içindefakat son derece mahkemesi sıfatını haiz, nihai hüküm veren çeşitli mahkemelertarafından verilebilir.
57. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini vemahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetleriniyansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamalarıbeklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatminedici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları, bir kararınbelirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından elealındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçlarıortaya çıkartır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine tersdüşecektir. Ayrıca, böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerinyargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir(Türkan Bal, [GK], B. No:2013/6932, 6/1/2015, § 64).
58. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan bugüveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhilmahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadankaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin birşekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük,adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir.
(2)Ayrı Yargı KollarıArasındaki İçtihat Farkı
59. Bu durumda farklı yönde karar veren mahkemelerin her birikendi yargı kolunun içerisindeki alt derece mahkemelerinin yüksek mahkemesikonumundadır. Bu yüksek mahkemelerin birbiri arasında ise bir yargı hiyerarşisibulunmamaktadır. Her biri kendi yargı kolundakiçok sayıda mahkemenin yüksek mahkemesi konumundaki mahkemelerin aynı konudafarklı yorumlar getirmesi, yargı ayrılığını benimsemiş ve Yargıtay, Danıştay,AYİM gibi çeşitli yüksek mahkemelerden oluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz birözelliği olarak kabul edilmelidir (aynı yöndeki karar için bkz. Türkan Bal, § 53). Böyle bir durumda adilyargılanma hakkının, devleti söz konusu mahkemeler arasında içtihatfarklılıklarını ortadan kaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmaklayükümlü kılacak kadar bir güvenceyi sağladığından söz edilemez. Zira böyle biryaklaşım, doğrudan Anayasa tarafından benimsenmiş yargı ayrılığı sistemininözüne bir müdahale teşkil edeceğinden Anayasa ile çelişen bir duruma da sebebiyetverme riskini barındırmaktadır. Dolayısıyla farklı yargı alanlarındakiuyuşmazlıkları çözmekle görevli her bir yüksek mahkeme kendi yargı kolunungörev alanındaki dava tiplerine göre özü itibarıyla aynı niteliktekiuyuşmazlıklarda farklı bir bakış açısıyla olaya yaklaşabilir ve hukukigerekçelerini de göstererek farklı sonuçlara ulaşabilir. Yargı sistemininyapısının doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan yargı kolları arasındaki farklıiçtihatlar zaman içerisinde birbiriyle tutarlı hâle de gelebilir. Ancak bututarlılık zaman içinde sağlanamamış olsa dahi içtihat farklılığının açıkça keyfîlik oluşturan bir durumdan kaynaklandığı saptanmadığısürece bu durum makul kabul edilebilir ve adil yargılanma hakkının ihlaline yolaçmaz. İlke bu şekilde olmakla birlikte, yüksek mahkemeler nezdinde farklıuygulamaların gelişmesinin toplumun yargıya güvenini azaltabileceği deöngörülebilir bir durumdur. Bu itibarla yüksek mahkemelerin, böyle bir olumsuzsonucun bizatihi kaynağı olmamak adına farklı uygulamaları ortadan kaldırmayayönelik gerekli özeni göstermeleri beklenir (benzer yönde değerlendirme içinbkz. Mehmet Çelik, B.No:2015/889, 17/11/2016, §62).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
(1) Ön Değerlendirme
60. Somut başvurunun konusu, aynı yargı kolundaki son derecemercii olan mahkemelerin değil birbiriyle yargısal anlamda hiyerarşi ilişkisiiçerisinde olmayan, birbirinden tamamen bağımsız iki farklı yargı kolununyüksek mahkemelerinin içtihatları arasında uyumsuzluk olduğu iddiasıdır. Bubağlamda, ayrı yargı kollarına dâhil mahkemelerin aynı tip uyuşmazlıklarınçözümünde uyguladıkları aynı Kanun hükmünü farklı şekilde yorumlamasındankaynaklanan bir tutarsızlıktan söz edilmektedir.
61. Başvurucunun yukarıda yer verilen iddialarının (bkz. § 45)mahiyeti itibarıyla Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası anlamında birkanun yolu şikâyetinin ilerisine geçtiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla somutbaşvuruda öncelikle birbiriyle çelişen içtihatlar bulunup bulunmadığı, eğerböyle bir durum var ise bireysel başvuruya dayanak davanın koşulları ışığındabu çelişkili içtihatların adil yargılanma hakkının ihlaline yol açıp açmadığıincelenmelidir.
(2) İçtihatlar Arasında Çelişkinin Varlığı
62. Başvurucu,bedensel zararın tazmini talebiyle açılan davalarda 6098 sayılı Kanun'un 55.maddesinin uygulanması ve bu bağlamda tazminat miktarının hesaplanmasınoktasında AYİM'in, aleyhine sonuç doğuracak şekilde Yargıtayın yerleşik içtihadında benimsediği yaklaşımdanfarklı bir yaklaşım benimsemesinden şikâyet etmektedir.
63.Öncelikle belirtmek gerekir ki içtihat farklılığından sözedilebilmesi için gerekli olan "uyuşmazlıkların özü itibarıyla aynımahiyette olması" ön koşulunun somut başvuru yönünden gerçekleştiğigörülmektedir. Zira içtihat farklılığına konu uyuşmazlıklarda ortak temel olgu,tazmini istenen bir bedensel zararın varlığı ve bu zararın hesaplanmasıdır.Çelişki, bedensel zararın karşılanması için ödenecek tazminat miktarınınhesaplanma yönteminde ortaya çıkmaktadır. Bu çelişkinin kaynağı ise5434 sayılıKanun'un ek 79. maddesine göre yapılan ek ödemenin tazminattan mahsup edilmesigerekip gerekmediğini tespit etme noktasında, anılan ödemenin 6098 sayılıKanun'un 55. maddesi uyarınca ifa amacını taşıyan bir ödeme niteliğinde olupolmadığına ilişkin olarak yapılan yorum ve değerlendirmelerin farklılığıdır.
64. İhtilaf konusu ödeme ilk olarak, 10/11/1983 tarihli ve 2951sayılı Tekel Bey'iyeleri Üçte Birlerinin DağıtımıHakkında Kanun ile maluller ile şehit dul ve yetimlerine yılda bir yapılmasıöngörülen ödeme olarak ortaya çıkmış, daha sonra 13/10/1988 tarihli ve 3480sayılı Maluller ile Şehit Dul ve Yetimlerine Tütün ve Alkol Ürünlerinin SatışBedellerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun ile devam etmiştir. Söz konusu ödemegünümüzde ise 14/7/2004 tarihli ve 5217 sayılı Kanun ile 5434 sayılı Kanun'aeklenen ek 79. maddeyle devlet memur aylık katsayısına bağlanarak herhangi birvergi ve kesintiye tabi olmaksızın faturası karşılığında Hazineden tahsiledilen özel bir ödeme şekline dönüşmüştür. Söz konusu ödeme, ilk ortaya çıkış kaynağındakiniteliğinden ötürü Yargıtay, Danıştay ve AYİM kararlarında çoğu zaman"tütün ikramiyesi" adıyla da yer almıştır.
65. 1978 tarihli YİBGK kararı, zarar görenin, zarar veren olayıngerçekleşmesinden önce kendi ödemeleriyle oluşturduğu, bir başka ifadeylekendisinin finanse ettiği kaynaktan zararının karşılanamayacağı, zarar verenin(davalının) bu paradan yararlanamayacağı ana fikrine dayanmaktadır. Adliyargıda, bu İçtihadı Birleştirme Kararından hareketle 5434 sayılı Kanun'un ek79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin (tütün ikramiyesinin) tazminattan mahsup edilmemesi yönünde biruygulama benimsenmiştir (bkz. §§ 22, 23).
66. AYİM ve Danıştay ise 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğegirmesinden önceki dönemde önüne gelen ve destekten yoksun kalma zararı ya dabedensel zararın tazmini talebini içeren uyuşmazlıklarda Yargıtay ile aksiyönde bir uygulama benimsemiştir. Bu bağlamda gerek AYİM gerekse Danıştay, 5434sayılı Kanun'un ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemeyi, hesaplanan toplamzarar miktarından mahsup edilmesi gereken bir yarar unsuru olarak görmüştür (bkz. §§ 24, 27).
67. AYİM, 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesinin yürürlüğegirmesinden sonraki uyuşmazlıklarda ve bu kapsamda başvuruya dayanak davada daaynı yaklaşımını sürdürmüştür. Keza Danıştay da aynı uygulamayı devamettirmiştir (bkz.§§ 25,26).
68.Bu duruma göre bedensel zararın tazmini talebiyle açılandavalarda 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesinin uygulanması kapsamında 5434sayılı Kanun'un ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin tazminattan mahsupedilip edilemeyeceğiyle ilgili AYİM (ve Danıştay) ile Yargıtayınyorumu birbirine taban tabana zıt olmuştur. Bu yorum farklılığı da iki ayrıyargı kolundaki mahkemelerin aynı mahiyetteki davalara farklı hukukiuygulamalar yapmalarına yol açmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda, farklı yargıkolları arasında birbiriyle çelişen içtihatlar bulunduğu ve bu çelişkininöteden beri devam ettiği hususlarında tereddüt bulunmamaktadır.
(3)Birbiriyle Çelişenİçtihatların Adil Yargılanma Hakkının İhlaline Neden Olup Olmadığı
69. Öncelikle başvuruya konu içtihat farklılığının; yargıayrılığını anayasal ilke olarak benimseyen, bu sebeple çeşitli yüksekmahkemeleri bünyesinde barındıran yargı sistemimizin yapısı ile doğrudanbağlantılı olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesininbu noktadaki görevi, bizzat Anayasa'da düzenlenen bir yargı sistemininyerindeliğini tartışmak değil bu sistemin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkaniçtihat farklılığının, yine Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanmahakkına etkisini somut olayın koşulları ışığında değerlendirmektir.
70. Ülkemizde farklı yargı kollarındaki yüksek mahkemelerin,somut olayda AYİM ve Yargıtayın çelişen içtihatlarınıbirleştirici bir mekanizma bulunmamaktadır. Esasen adil yargılanma hakkının,yargı sisteminin yapısına doğrudan müdahale edecek şekilde devletten böyle birmekanizma getirilmesini isteyecek bir gerekliliği özünde barındırdığı dasöylenemez.
71. Her biri kendine özgü farklı dava türlerine bakan farklıyargı kollarındaki mahkemelerin son derece mahkemesi konumundaki Yargıtay ve AYİM'in, hukuki dayanaklarını ve gerekçelerini göstermekkoşuluyla benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda uygulayacakları aynı Kanunhükmünün yorumunda farklı bir yaklaşım geliştirmeleri kaçınılmaz bir sonuç vemakul karşılanabilir bir durum olarak kabul edilmelidir.
72. Bu durumda, söz konusu içtihat farklılığının hukukun üstünlüğüilkesine zarar verecek şekilde açıkça keyfîlik içerenbir yaklaşımdan kaynaklandığına dair bir bulguya rastlanmadığı sürece yasahükmünün yorumlanmasına ilişkin olarak yüksek mahkemenin yaptığı seçimidenetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi olmayacaktır.
73. Bu itibarla, çelişen içtihatlardan hangisinin doğru olduğuyönünde herhangi bir çıkarımda bulunulmaksızın bireysel başvuruya konu olayda AYİM'in 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesinin uygulanmasıylailgili yaklaşımının ve bu yaklaşım sonucunda oluşturduğu içtihadınaçıkçakeyfîlik içerip içermediğinin tespiti gerekmektedir.
74. Başvurucu, 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi ile getirilendüzenlemenin tazminattan mahsup edilebilecek unsurların belirlenmesi hususundayargı kolları arasındaki içtihat farklılığını giderme amacına yönelik olduğunuifade etmektedir. Söz konusu Kanun hükmünün uygulanmasında tazminattanindirilecek unsurların belirlenmesiyle ilgili AYİM yorumunun düzenlemeninamacına aykırı olduğunu öne süren başvurucu, 5434 sayılı Kanun'un ek 79.maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin tazminat miktarından indirilmesi gerektiğiyönündeki içtihadın bariz takdir hatası içerdiğinden şikâyet etmektedir.
75. AYİM'in, bireysel başvuruya konukararını gerekçelendirirken şu olgulardan hareket ettiği görülmektedir: "Başvurucu, olay sebebiyle maddi zarara uğramıştır.Uğranılan maddi zararın gerçek ve somut verilere göre hesaplanması ilkesiesastır. Başvurucuya 5434 sayılı Kanun'un Ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödeme,prim karşılığı olmayan, SGK'dan aylık alan herkese ödenmeyen, sadece somut olaydakigibi harp veya vazife malullüğü aylığı bağlananlara yapılan bir ödemedir. SGK,dosya kapsamındaki muhtelif yazılarında Ek 79. madde uyarınca yapılan ödemenin"rücu işlemine tabi olmadığını" belirtmiştir. Esasen SGK bu maddeyegöre yaptığı ödemeyi faturası karşılığında Hazineden, dolayısıyla somut davanıntarafı olan genel bütçeye dâhil idareden tahsil etmektedir. Diğer bir ifadeyleSGK bu ödemeyi zaten devletten alarak ilgilisine ödemektedir. Başvurucunun dahaöncesinde bu ödemenin kaynağının oluşturulmasına bir katkısı bulunmamaktadır.Bu ödeme nihai olarak Hazinenin üzerinde kalmaktadır." Butespitleri ışığında AYİM'in, idari işlem ve eylemlernedeniyle idarenin kusur ya da kusursuz sorumluluğu esaslarına göre açılan,idarenin davalı konumunda olduğu tam yargı davalarında hesaplanan ve idareninödemekle yükümlü kılınacağı tazminat miktarından söz konusu ek ödeme miktarıdüşülmediği takdirde idarenin idare hukuku ilkeleri uyarınca sorumlu olduğuzararın tümünü hem tazminat olarak ödeyeceğini hem de SGK aracılığıyla yaptığıek ödeme ile ayrıca bir ödeme yapacağını, böylece aynı vakıadan ötürü mükerrertazminat ödemiş olacağını değerlendirdiği görülmektedir.
76. Kısacası AYİM, ihtilaf konusu ödemenin tazminat davasınakonu aynı olay (vazife malullüğüne sebep olan olay) nedeniyle ve bu olayıngerçekleşmesinden sonra yapılan bir ödeme olduğuna ve bu ödemenin kaynağınınoluşturulmasında başvurucunun herhangi bir dahli bulunmadığına dikkatçekmiştir. Bu tespitlerden hareketle söz konusu ödeme 6098 sayılı Kanun'un 55.maddesi uyarınca "ifa amacı taşıyan", bir başka ifadeyle sosyalyardım niteliğinde olmayan, dolayısıyla tazminatı ikame amacıyla yapılan birödeme olarak değerlendirilmiş ve başvurucu yönünden bir yarar unsuru kabuledilerek davalı idarenin ödeyeceği tazminattan indirilmiştir.
77. AYİM'in belirtilen ödemenin 6098sayılı Kanun'un 55. maddesininifadesiyle "ifaamacını taşımayan ödeme" olarak kabul edilip edilemeyeceğiyle, dolayısıylaanılan hükmün uygulanmasıyla ilgili yorum ve değerlendirmesi, somut olaybağlamında tatmin edici bir gerekçe barındırmaktadır. Ayrıca bu yorumöngörülemez nitelikte değildir ve hukukun üstünlüğü ilkesine zarar verecekşekilde bariz takdir hatası ya da açık bir keyfîlikde içermemektedir.
78. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğinekarar verilmesi gerekir.
C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
79. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
80. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
81.Anayasa'nın 36. ve 141. maddeleri bağlamında medeni hak veyükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanmasıgerektiğine dair temel ilkeler Anayasa Mahkemesince daha önce incelenmiş ve bukonuda karar verilmiştir (Benzer kararlar için bkz. Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013). Başvurukonusu olayda bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmamaktadır.
82. Somut olayda 9/6/2010 tarihinde idareye yapılan başvuru ilebaşlayan yargılama sürecinin AYİM tarafındankarar düzeltme isteminin reddedildiği 25/11/2015 tarihinde sona erdiğianlaşılmıştır.
83. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde davanın, ikidereceli bir yargılama sisteminde toplam 5 yıl 5 ay 16 gün sürdüğü tespitedilmiştir.
84. Yukarıda yer verilen ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzerbaşvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olaydaki yargılamasüresinin makul olmadığı sonucuna varılmıştır.
85. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
D. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
86. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir."
87. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
88. Başvurucunun yargılamanın makul süreyi aşması nedeniyletazminat talebi bulunmadığından bu konuda bir karar verilmesine gerekbulunmamaktadır.
89. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.026,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. AYİM'in bağımsız ve tarafsızolmadığına ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınanhakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C. 226,90 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.026,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçensüre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE8/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.