TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ENVER ERARSLAN VE İSMAİL CEYLAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/10601)
Karar Tarihi: 25/2/2021
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Eren Can BENAKAY
Başvurucular
:
1. Enver ERARSLAN
2. İsmail CEYLAN
Başvurucular Vekili
:
Av. Devran GÜMÜŞ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıylaaçılan davanın Yargıtay daireleri arasında süregelen görüş ayrılığı dolayısıylareddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvurular 9/4/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. 2018/10806 numaralı başvuru dosyasının hukuki ve fiilîirtibat nedeniyle 2018/10601 numaralı başvuru dosyası ile birleştirilmesine,incelemenin 2018/10601 numaralı dosya üzerinden yürütülmesine ve diğer dosyanınkapatılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucular; Başkent Ulaşım Doğalgaz Hizmetleri ProjeTaahhüt San. Tic. A.Ş.den (BUGSAŞ) 19/2/1998 tarihinde emekli olmuş, 27/7/2016tarihine kadar aynı Şirkette güvenlik görevlisi olarak çalışmaya devametmiştir.
10. Başvurucular, BUGSAŞ'taki görevlerinin sonaermesinden sonra belediyelerde çalışan personelin işçi vasfında olmasınedeniyle 4/7/1956 tarihli ve 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı MüesseselerdeÇalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun uyarınca her bir yıllıkçalışma süresi içinde ödenmesi gereken iki aylık tutarındaki ilave tediyealacağının ödenmesi amacıyla BUGSAŞ aleyhine 23/11/2016 tarihinde ayrı ayrıdava açmıştır.
11. Ankara 34. İş Mahkemesi (Mahkeme) 14/9/2017 tarihlikararlarla başvurucuların davalarının kabulüne karar vermiştir. Gerekçelikararlarda, BUGSAŞ'ın yarısından fazlasına Ankara Büyükşehir Belediyesine aitAnkara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) Genel Müdürlüğünün sahip olduğubelirtilmiştir. Maliye Bakanlığının BUGSAŞ'ın sermayesinin yarısından fazlasınaAnkara Büyükşehir Belediyesine ait teşekküllerin sahip olması nedeniyleBUGSAŞ'ın 6772 sayılı Kanun kapsamında olduğu gerekçesiyle işçi olarakçalışanlarına ilave tediye ödenmesi gerektiği görüşünde olduğu ifade edildiktensonra başvurucuların anılan alacağa hak kazandıkları sonucuna varılmıştır.
12. Davalı BUGSAŞ, kararları istinaf etmiştir. AnkaraBölge Adliye Mahkemesi (Ankara BAM) 7. Hukuk Dairesi 7/2/2018 tarihlikararlarıyla istinaf istemini kabul etmiş ve ilk derece mahkemesi kararlarınıortadan kaldırarak davaların reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararlarıngerekçesinde, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin emsal kararlarına göre muvazaalıalt işverenlik ilişkileri kapsamı dışında, belediye şirketlerinde çalışanlarınilave tediye hakkı bulunmadığı belirtilmiş ve belediyelerin hissedarı olduğuşirketlerin 6772 sayılı Kanun kapsamında bulunmadığı ifade edilmiştir.
13. Nihai kararlar başvuruculara 9/3/2018 tarihindetebliğ edilmiştir. Başvurucular 9/4/2018 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. KanunHükümleri
14. 6772 sayılı Kanun’un 1. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Umumi, mülhak ve hususi bütçelidairelerle mütedavil sermayeli müesseseler, sermayesinin yarısından fazlasıDevlete ait olan şirket ve kurumlarla belediyeler ve bunlara bağlı teşekküller,3460 ve 3659 sayılı kanunların şümulüne giren İktisadi Devlet Teşekkülleri vediğer bilcümle kurum, banka, ortaklık ve müesseselerinde müstahdem olanlardanİş Kanununun şümulüne giren veya girmiyen yerlerde çalışmakta olan ve İşKanununun muaddel birinci maddesindeki tarife göre işçi vasfında olankimselere, ücret sistemleri ne olursa olsun, her yıl için birer aylıkistihkakları tutarında ilave tediye yapılır.''
15. 6772 sayılı Kanun’un 2. maddesi şu şekildedir:
"Birinci maddede sözü geçenişçilerden maden işletmelerinin munhasıran yeraltı işlerinde çalışanlarına buişlerde çalıştıkları müddetle mütenasip olarak her yıl için ayrıca birer aylıkistihkakları tutarında bir ilave tediye daha yapılır.''
16. 6772 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Birinci ve ikinci maddelerdeyazılı olan işçilere mezkür maddeler gereğince yapılan tediyelerden ayrı olarakher yıl için bir aylık istihkakları tutarını geçmemek üzere Cumhurbaşkanıkarariyle aynı nispette bir ilave tediye daha yapılabilir.''
17. 6772 sayılı Kanun’un 7. maddesi şöyledir:
"Bu kanun neşri tarihinden itibarenmer'idir.''
2. YargıtayKararları
18. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 23/1/2020 tarihli veE.2017/25846, K.2020/1088 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
''6772 sayılı Kanun’un 1. maddesindekidüzenleme uyarınca, 'belediyeler ve bunlara bağlı teşekküller' kanunkapsamındadır. Belediyelerin hissedarı olduğu şirketler ise, Ticaret Kanunuhükümlerine tabi, belediyeden ayrı ve bağımsız özel hukuk tüzel kişiliğinesahip olduğundan, bu şirketlerin belediyeye bağlı teşekkül sayılması mümkündeğildir. Anılan maddede, sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olanşirketlerin kanun kapsamında olduğu açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, maddemetninde sermayesi belediyeye ait olan şirketlere yer verilmemesi kanunkoyucunun tercihidir. Keza, 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun, 15.07.1934tarihinde yürürlüğe giren 2571 sayılı Kanun’la değişik 19. maddesi hükmünde,belediyelerin iştirak edecekleri şirketler ifadesine açıkça yer verilmiş olduğuhalde, bu tarihten sonraki bir tarih olan 11.07.1956 tarihinde yürürlüğe giren6772 sayılı Kanun’da, belediyelerin hissedarı olduğu şirketlerden bahsedilmemişolması da bu durumun bir göstergesidir. Dolayısıyla, 6772 sayılı Kanun’un 1.maddesindeki, belediyeye bağlı teşekkül ifadesinden, kanun koyucunun,belediyelerin hissedarı olduğu şirketleri kastettiği söylenemez.
Anılan sebeplerle, belediyelerinhissedarı olduğu şirketler 6772 sayılı Kanun kapsamında bulunmadıklarından,davalı şirket ilave tediye ödemekle yükümlü değildir. Bu halde, ilave tediyealacağı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesihatalı olmuştur.
Yukarıda yazılı sebeplerden kararınbozulması gerekmiştir."
19. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 13/1/2020 tarihli veE.2017/25655, K.2020/106 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı da yukarıdaanılan karar gerekçesi (§ 18) ile benzer mahiyettedir.
20. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 5/2/2020 tarihli veE.2017/13347, K.2020/1420 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Belediye tarafından ortak olarakTürk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olarak kurulan şirketlerin 6772 SayılıKanun’un kapsamındaki konumuna gelince;
Yukarıda belirtildiği gibi yasaldüzenlemelerden ilave tediyenin, devlet tarafından yasa ve yasanın verdiğiyetki ile idari işlemle kurulan ve kamusal yetki ve ayrıcalıklardan yararlanankamu tüzel kişilikleri ve bunlara bağlı kuruşlarda iş sözleşmesi ileçalışanlara uygulanacağı görülmektedir. Söz konusu düzenlemelerde Belediyelerve Belediyelere bağlı kuruluşlardan söz edilmiştir
Bağlı kuruluşlardan söz edilebilmesiiçin, Belediye'nin bazı hizmetlerinin Belediye dışında özel bir kanunlakurulan, genel bütçe içinde ayrı bütçeli ya da katma bütçeli kuruluş olmasıgerekir. Genel Müdürlük biçiminde özel bir kanunla kurulmuş ve belediye anahizmetlerinin bir kısmını yürüten bu kuruluşlara bağlı kuruluş denmektedir. Bunedenle Belediye tarafından ortak olarak Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabiolarak kurulan şirketler bağlı kuruluş olarak nitelenemez. Bu nedenle BelediyeBaşkanlığı'nın ortak olduğu şirket bağlı kuruluş olmadığından 6772 sayılı kanunkapsamında kalmaz ve işçisi de ilave tediyeden yararlanmaz.
Her ne kadar, aynı davalıya karşı ilavetediye alacak talebiyle açılmış ve bu talebin kabul edildiği bir kısım yerelmahkeme kararları Dairemizce onanmış ve ayrıca yine ilk derece ve bölge adliyemahkemelerinin gerekçeli kararlarında söz edildiği üzere, Yargıtay 7. HukukDairesinin davalı şirketin 6772 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesigerektiği yönünde kararları bulunmakta ise de, Yargıtay 7. 9. ve 22. HukukDaireleri arasında bu yönde oluşan içtihat farklılığın giderilmesi içinYargıtay 1. Başkanlık Makamına İçtihadı Birleştirme amacıyla 22. HukukDairesince yapılan başvuru üzerine, Dairemizce Yargıtay 1. Başkanlığına yazılan30/09/2016 tarihli görüş yazısında; Belediye Başkanlıklarının ortak olduğuşirketlerin bağlı kuruluş olmadığından, bu şirketlerin 6772 sayılı kanunkapsamında kalmadıkları ve işçilerinin de ilave tediyeden yararlanamayacaklarıve hukuk dairelerinin kendi içinde verdiği çelişkili kararlara karşı içtihatbirleştirmesi yolu bulunmadığı ve içtihat birleştirilmesinin mümkün olmadığıyönünde görüş bildirilmiştir. Yargıtay Daireleri arasında bu hususta görüşfarklılığı bulunmaması nedeniyle de, bu hususta içtihat birleştirme yoluna dagidilmemiştir.
Bu durumda Yargıtay Dairelerincebenimsenen ortak görüşe göre, Belediyelerin hissedarı olduğu özel hukukhükümlerine tabi şirketler 6772 sayılı Kanun kapsamında kabul edilmemektedir.Dolayısıyla bu şirketlerin işçilerine ilave tediye ödeme yükümlülüğübulunmamaktadır.
Somut uyuşmazlıkta da, davacı devlettarafından yasa ve yasanın verdiği yetki ile idari işlemle kurulan ve kamusalyetki ve ayrıcalıklardan yararlanan kamu tüzel kişilikleri ve bunlara bağlıkuruşlardan olmayan Bursa Belediyesinin hissedarı olduğu, özel hukukhükümlerine tabi şirket işçisi olduğundan ilave tediyeden yararlanma hakkıbulunmamaktadır. Bu nedenlerle, davacının ilave tediye alacak talebinin reddinekarar verilmesi gerekirken, kabulü isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.''
21. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 19/6/2019 tarihli veE.2016/8643, K.2019/13775 sayılı kararının ilgili kısmı da yukarıda anılankarar gerekçesi (§ 20) ile benzer mahiyettedir.
B. UluslararasıHukuk
22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes davasının medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız vetarafsız bir mahkeme tarafından kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde,görülmesini isteme hakkına sahiptir...”
23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) adil yargılanmahakkının hukukun üstünlüğünün Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunubelirten Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğinibelirtmektedir. Hukukun üstünlüğünün temel unsurlarından biri, hukukidurumlarda belirli bir istikrarı garanti altına alan ve kamuoyunun mahkemelereolan güvenine katkıda bulunan hukuki güvenlik ilkesidir. Toplumun yargısalsisteme olan güveni hukuk devletinin esaslı unsurlarından biri olmasına rağmenbirbirinden farklı yargı kararlarının devamlılık arz etmesi, bu güveniazaltacak nitelikte bir hukuki belirsizlik durumu yaratabilecektir (NejdetŞahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).
24. Diğer yandan hukuki güvenlik ilkesinin gerekleri vebireylerin meşru beklentilerinin korunması, içtihadın değişmezliği şeklinde birhak bahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, § 74; NejdetŞahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58). Mahkemelerin yorumlarında dinamik veevrilen bir yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğindenkararlardaki değişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (Atanasovski/MakedonyaEski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03, 14/1/2010, § 38).
25. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol, tam dayargı kararları arasında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözümgetirmektir. Bununla birlikte yeni kabul edilmiş bir kanunun yorumlanmasındaolduğu gibi bazı hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamanaihtiyaç duyacağı açıktır (Zielinski ve Pradal ve Gonzalez vedigerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94, ...34173/96, 28/10/1999, §59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti (k.k.), B. No: 42162/02,2/12/2008).
26. AİHM, açık bir keyfîlik bulunan durumlar hariç ulusalmahkemelerin iç hukuku yorumlama şeklini sorgulamanın kendi görevi olmadığınadikkat çekmektedir. Benzer şekilde bu konuda -görünüşe göre benzer davalardaverilmiş olsalar bile- ulusal mahkemelerin farklı kararlarını karşılaştırmak daprensipte AİHM'in görevi değildir. AİHM, söz konusu mahkemelerin bağımsızlığınasaygı göstermek durumundadır (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §50).
27. AİHM, iki ihtilafa farklı muamele yapılmasınınincelenen gerçek olayların farklılığından kaynaklanmış olması hâlinde çelişkiliiçtihatlardan bahsedilmesinin mümkün olmadığını belirtmektedir (Ucar/Türkiye (k.k.) B. No: 12960/05, 29/9/2009).
28. AİHM, mahkeme kararlarının çatışma ihtimalinin herbiri kendi yargı alanında yetkili olan yargılama ve temyiz mahkemeleri ağınadayalı yargı sistemlerinin doğal bir özelliği olduğunu kabul etmiştir. Bu tipuyuşmazlıklar aynı mahkeme içinde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durum, kendiiçinde Sözleşme'ye aykırı olarak değerlendirilemez (Santos Pinto /Portekiz, B.No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03,24/3/2009, § 29; Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92; NejdetŞahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51).
29. AİHM, bu konuda hüküm verirken değerlendirmesinindayandığı kriterleri açıklamıştır. Söz konusu kriterler yüksek mahkemeniniçtihadında derin ve süregelen farklılıklar olup olmadığının, iç hukuktabu tutarsızlıkların üstesinden gelmek için bir mekanizma bulunupbulunmadığının, bu mekanizmanın uygulanıp uygulanmadığının ve uygulandı ise neile sonuçlandığının tespitine dayanmaktadır (Beian/Romanya, B. No:30658/05, 6/12/2007, §§ 37, 39; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §53).
30. AİHM, bu bağlamda mahkemelerin uygulamalarındatutarlılığın ve içtihatlarında yeknesaklığın sağlanması için mekanizmalaroluşturulmasının önemini birçok defa hatırlatmış; yargı sistemlerini birbirinezıt kararlar verilmesini önleyecek şekilde yapılandırmanın devletlerinsorumluluğunda olduğunu ifade etmiştir. Ne var ki bu ilkelerin AİHM'inincelemek durumunda kaldığı çelişen yorumların bir yüksek mahkemeninbirleştirici yetkisini uygulayabileceği yasal hükümlerle bağlantılı olarakyargı sisteminin aynı dalında meydana gelen davalar için öngörüldüğübelirtilmelidir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §§ 55, 80).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
31. Mahkemenin 25/2/2021 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
32. Başvurucular; Dairelerinin benzer davalarda ilavetediye ödenmesi gerektiği yönünde kararlar verdiğini, benzer uyuşmazlıklarınfarklı şekilde sonuçlanmasının daha önce bu uyuşmazlıkların temyiz incelemesiniyapan Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılığından kaynaklandığınıbelirtmiştir. Bu bağlamda Yargıtayın 9. Hukuk Dairesinin kendileri ile aynıdurumda olanlara ilişkin 6772 sayılı Kanun kapsamında olması nedeniyle tediyealacağı ödenmesi gerektiğine ilişkin kararları bulunmasına karşın Yargıtayın22. Hukuk Dairesinin vermiş olduğu kararlar nedeniyle BAM tarafındandavalarının reddine karar verildiğini ifade etmiştir. Başvurucular içtihatfarklılığı nedeniyle yargıya olan güvenin zedelendiğini belirterek adilyargılanma hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
33. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
''Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucuların içtihat farklılığı nedeniyle adil yargılanma hakkının veeşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarının özünün adil yargılanma hakkınıngüvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin olduğuve bu kapsamda bir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. Genelİlkeler
36. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında;herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğalsonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36.maddesinin birinci fıkrasına "adil yargılanma" ibaresinineklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikleTürkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvencealtına alınmış olan adil yargılama hakkı metne dahil" edilmiştir.Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahipolduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanmahakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK],B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54).
37. Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıklarınçözümlenmesinde hukuk devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir.Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukukdevleti ilkesi, Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasındagözönünde bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.
38. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini dehukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010;E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayıamaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin deyasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasınıgerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem deidare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfîuygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM,E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).
39. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veyabirden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisininbenimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. AnayasaMahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardanbirine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukukkurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. AnayasaMahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birdenfazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyipetkilemediğini tespit etmektir (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916,12/1/2017, § 81).
40. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukundinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlamakabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliğisağlaması beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzerdavalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşması,bir kararın belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir dairetarafından ele alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirinezıt sonuçları ortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlikilkelerine ters düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesihâlinde bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenengüven zarar görebilir (Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, §64).
41. Anayasa Mahkemesi; bu noktada derece mahkemelerininhukuk kurallarını yorumlamasından kaynaklanan içtihat farkının süregelen birhâl aldığı, başka bir anlatımla kısa sayılamayacak bir zaman dilimi içindeuygulamada birliğin sağlanamadığı durumlarda uygulamadaki tutarsızlıklarıortadan kaldıracak nitelikteki tedbirlerin önemine işaret etmektedir.
42. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olangüveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhilmahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadankaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin birşekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük,adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir. (EnginSelek, B. No: 2015/19816, 8/11/2017, § 58).
43. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, içtihat farklılığınıdeğerlendirdiği bir kararında Yargıtayın istikrarlı olarak uygulanan içtihattanayrılarak yeni bir yaklaşımı benimsemesi hâlinde kamuoyu nezdinde yargıya olangüvenin muhafaza edilmesi bakımından yeni yaklaşımın istikrarlı bir şekildeuygulanması gerektiğine dikkat çekmiş ve içtihat değişikliği sonucundabenimsenen yaklaşımın uygulamada birliği sağlamakla görevli yüksek mahkemelertarafından istikrarlı olarak uygulanmamasının adil yargılanma hakkını ihlaledebileceğine karar vermiştir (Hakan Altıncan [GK], B. No: 2016/13021,17/5/2018, § 48).
b. İlkelerinOlaya Uygulanması
44. Başvuruya konu somut davanın niteliği aslında tediyealacağına ilişkindir. Derece mahkemesi hisselerinin yarısından fazlasınınbelediyelere ait olan şirketlerin 6772 sayılı Kanun kapsamında olduğunubelirterek işçilere ilave tediye alacağı ödenmesi gerektiğini ifade etmiştir.Ankara BAM ise Yargıtay kararlarını emsal göstererek belediye şirketlerinin6772 sayılı Kanun kapsamında olmadığından ilave tediye alacağı ödenmeyeceğinisöylemiştir. Belediyelerin hissedarı olduğu şirketlerde çalışanların ilavetediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususu Yargıtay kararlarına da konuolmuştur. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi belediyelerin hissedarı olduğu şirketlerinbelediyelerden ayrı bir tüzel kişiliği olduğu ve bu şirketlerin belediyelerebağlı teşekkül sayılamayacağını ifade etmiştir. 6772 sayılı Kanun'dasermayesinin yarısından fazlası devlete ait olan şirketlerin kanun kapsamındaolduğu açıkça belirtildiği, madde metninde sermayesi belediyeye ait olanşirketlere yer verilmediğini ifade etmiştir. Bu sebeple belediyelerin hissedarıolduğu şirketler 6772 sayılı Kanun kapsamında bulunmadığı sonucuna varmıştır(bkz. §§ 18, 19). Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de belediyelerin hissedarı olduğuözel hukuk hükümlerine tabi şirketler 6772 sayılı Kanun kapsamında kabuletmemekte ve bu şirketlerin işçilerine ilave tediye ödeme yükümlülüğübulunmadığını ifade etmektedir (bkz. §§ 20, 21). Sonuç olarak YargıtayDaireleri arasında belediyenin hissedarı olduğu şirketlerin 6772 sayılı Kanunkapsamında olmadığı konusunda görüş ayrılığı bulunmamaktadır.
45. Somut olaya gelince derece mahkemesi başvurucularınçalıştığı Şirketin hisselerinin yarısından fazlasının belediyeye ait olmasınedeniyle 6772 sayılı Kanun kapsamında olduğunu ve bu nedenle de başvurucularailave tediye alacağı ödenmesine karar vermiştir. Ankara BAM ise belediyelereait şirketlerin belediyelerden ayrı bir özel hukuk tüzel kişiliği bulunduğu, bunedenle 6772 sayılı Kanun kapsamına alınamayacağını belirterek davalarıreddetmiştir.
46. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, Yargıtayın ilgiliDaireleri tarafından istikrarlı olarak uygulanan bir içtihattan ayrılma sözkonusu olmadığından somut olayın Yasemin Bodur (B. No: 2017/29896,25/12/2018) başvurusundan farklı olduğuna işaret etmektedir.
47. Yargıtay dairelerinin vermiş oldukları kararlardavardıkları sonuca hangi nedenle ulaşıldığını başvurucu ve üçüncü kişilertarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçelersunulmaktadır.
48. Somut olaya konu belediyelerin hissedarı olduğuşirketlerde çalışan personelin ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağıhususunda derin ve süregelen içtihat farklılığı bulunmamaktadır. AksineDaireler belediyelerin hissedarı olduğu şirketlerin 6772 sayılı Kanunkapsamında olmadığına ilişkin görüş birliğine sahiptirler. Ankara BAM 7. HukukDairesi de belediyenin hissedarı olduğu Şirketin 6772 sayılı Kanun kapsamındabulunmadığından başvurucuların ilave tediye alacağından faydalanamayacaklarısonucuna varmıştır. Sonuç itibarıyla yapılan tespit ve varılan sonucunöngörülemez olmadığı gibi bu hususun yargılamanın hakkaniyetini zedelemediğisonucuna ulaşılmıştır.
49. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğinekarar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLALEDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerindeBIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 25/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.