TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ERCAN BUCAK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/5532)
Karar Tarihi: 17/11/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Murat ŞEN
Başvurucu
:
Ercan BUCAK
Vekili
:
Av. Bahri KAYA
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, hükümlülerin ayaklanması suçundan yargılandığıdavada, Bandırma 2. Asliye Ceza Mahkemesince delillerin eksik ve hatalıdeğerlendirilmesi sonucu mahkûmiyetine karar verildiğini ve yargılamanın makulsürede tamamlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 22/4/2014 tarihinde Karacabey 1. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 14/7/2014 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 24/7/2014 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği,görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 19/8/2014tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamdasunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılamadosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu hakkında Bandırma Özel Tip Cezaevinde hükümlüolarak tutulduğu süreçte 5/1/2000 ila 7/1/2000 tarihleri arasında diğer bazıhükümlüler ile birlikte İBDA-C silahlı terör örgütü ile ilişkileri nedeniylesilahlı ve topluca cezaevinde isyana kalkıştıkları iddiası ile soruşturmabaşlatılmıştır.
8. Soruşturma aşamasında başvurucu hakkında 30/3/2000tarihinde tutuklama kararı verilmiştir. Başvurucunun soruşturma aşamasındakolluk veya Cumhuriyet savcısı tarafından savunması alındığına dair herhangi birbelgeye rastlanmamıştır.
9. Başvurucu hakkında Bandırma Cumhuriyet Başsavcılığı,30/5/2000 tarih ve E.2000/549 sayılı iddianame ile silahlı ve toplucacezaevinde isyana kalkışmak suçundan cezalandırılması talebiyle aynı yer AsliyeCeza Mahkemesi nezdinde kamu davası açılmıştır.
10. Bandırma Asliye Ceza Mahkemesi, 4/1/2005 tarih veE.2000/386, K.2005/1 sayılı kararı ile başvurucunun 6 yıl 8 ay hapis cezasınamahkûmiyetine karar vermiştir.
11. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı, 22/12/2005 tarih ve 4-2005/180627 sayılı yazıları ile kararailişkin 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı TürkCeza Kanunu kapsamında lehe hususlar açısından yeniden değerlendirme yapılmasıiçin dosyayı Mahkemesine geri göndermiştir.
12. Diğer taraftan Bandırma Asliye Ceza Mahkemesi iş yükünedeniyle 1. Asliye ve 2. Asliye Ceza Mahkemesi olarak ikiye bölünmüştür. Bukapsamda dosyanın yeniden tevzi edildiği Bandırma 2. Asliye Ceza MahkemesininE.2006/40 sayısına kayden yapılan uyarlamayargılamasında Mahkeme, 15/12/2011 tarih ve E.2006/40, K.2011/729 sayılı kararıile başvurucuyu, lehe kabul ettiği önceki karara uygun olarak 6 yıl 8 ay hapiscezasına mahkûm etmiştir.
13. Anılan karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 24/12/2013 tarihve E.2013/7012, K.2013/16579 sayılı ilamı ile onanmıştır.
14. Başvurucu, karardan 24/3/2014 tarihinde haberdar olmuş ve22/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
15. 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun304. maddesi, 5237 Kanun'un 7. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 296. maddesi,152. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile (2) numaralı fıkrasının(a) bendi, 4/11/2004 tarih ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük veUygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9. maddesinin (3) numaralı fıkrası, 4/4/1929tarih ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135. maddesininbirinci fıkrasının (3) numaralı bendi, 135/A maddesi, 4/12/2004 tarih ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150. maddesi.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
16. Mahkemenin 17/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 22/4/2014 tarih ve 2014/5532 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
17. Başvurucu, cezaevinde ayaklanma çıkarma suçundanyargılandığı davada Mahkemenin, makul sayılamayacak bir sürede yargılamayaptığını, ortada delil yokken, kamera kayıtları incelenmeden, olay yerindekeşif yapılmadan mahkûmiyetine karar verildiğini, ayrıca olay tarihindehastanede olmasına rağmen bu hususun araştırılmadığını belirterek, Anayasa’nın36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Delillerin Değerlendirilmesi ve Yargılamanın Sonucu İtibarıylaAdil Olmadığı İddiası
18. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz”
19. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un “Bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenarbaşlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
20. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğinekarar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncüfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
21. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilikiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkçaAnayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B.No: 2012/828, 21/11/2013, § 21).
22. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilenkararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletmeimkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkinşikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarınasaygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğudeliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekildeitiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı yada uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesitarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararınınoluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal yada açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (B.No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).
23. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirmeve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar vermeyetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada sunulan delilingeçerli olup olmadığını ve delil sunma ve inceleme yöntemlerinin yasaya uygunolup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp,Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olupolmadığının değerlendirilmesidir (B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).
24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), delillerin kabuledilebilirliği ile ilgili olarak, somut davada kullanılan delilin sanığın hazırbulunduğu duruşmada ve “silahların eşitliği”ve “çelişmeli yargılama” ilkeleriya da söz konusu delillerin yargılamanın bütününe olan etkisi çerçevesindedeğerlendirmektedir (Bkz. Tamminen/Finlandiya, B.No: 40847/98, 15/6/2004, §§ 40-41; Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya, B.No:10590/83, 6/12/1988, §§ 68, 81-89). AİHM pek çok kararında, Sözleşme’nin 19.maddesi bağlamında görevinin, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme’yeilişkin yükümlülüklerinin gözetilmesini sağlamak olduğunu, Sözleşme’ninkoruması altında bulunan hak ve özgürlükler ihlal edilmedikçe ulusal birmahkemenin olaylara ya da hukuka ilişkin yaptığı hataları inceleme görevininbulunmadığını, Sözleşme’nin 6. maddesinin adil yargılanma hakkını güvencealtına almakla beraber bu maddenin öncelikli olarak ulusal hukuk bağlamındadüzenlenmesi gereken bir konu olan delillerin kabul edilebilirliğine ilişkinbir kural ortaya koymadığını belirtmektedir (Bkz. Schenk/İsviçre, B.No: 10862/84,12/7/1988, §§ 45-46; Desde/Türkiye, B.No:23909/03, 1/2/2011, § 124).
25. Bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması,hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerinkabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derecemahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa’da yeralan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçederece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuruincelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleritakdirinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B.No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
26. AİHM, bariz bir şekilde keyfi olmadıkça, belirli birkanıt türünün -ulusal hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmişkanıtlar da dâhil olmak üzere– kabul edilebilir olup olmadığına veya aslındabaşvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığınıkararlarında ifade etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhilolmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme’deki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespitedilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yapmaktadır (Bkz. Jalloh/Almanya [BD], B.No: 54810/00,11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye, B.No:23909/03, 1/2/2011, § 125; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699) AİHM’egöre, delillerle ilgili esas olarak başvurucuya, delillerin gerçekliğine itirazetme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediği incelenmelidir(Bkz. Bykov/Rusya [BD], B.No:4378/02, 10/3/2009, § 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 700).
27. Başvuru konusu olayda başvurucu, ayaklanmaya katıldığınadair delil olmamasına rağmen, kamera kayıtları incelenmeden, olay yerinde keşifyapılmadan ve olay günü hastanede olmasına rağmen bu hususular araştırılmadanmahkûmiyet kararı verildiğini ileri sürmüştür.
28. Başvurucunun delillerini sunma ve delillerindeğerlendirilmesi konusunda farklı bir muameleye tabi tutulduğuna dair somutbir veri bulunmamakta olup, Mahkemenin delilleri değerlendirmesinde bariztakdir hatası veya açıkça keyfilik bulunduğuna dair bir bulguya darastlanmamıştır. Başvuru dosyası incelendiğinde, deliller ile ilgili olarakbaşvurucuya, şikâyete konu Mahkeme tarafından temin edilmesinden vazgeçilenhususlara yönelik itiraz etme ve kullanılmamasına karşı çıkma fırsatıverildiği, başvurucunun aleni duruşmada delil sunma ve tartıştırma imkânınasahip olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, “silahlarıneşitliği” ve “çelişmeliyargılama” ilkelerine aykırı olarak başvurucuya delillerini sunma,inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkinbir veri de bulunmamaktadır.
29. Öte yandan, başvurucunun olay tarihinde hastanedeolduğuna ve buna ilişkin delillerin Mahkeme tarafından toplanmadığına dairiddialarının değerlendirilmesinde, başvurucu hakkında yapılan yargılamasürecinde anılan iddiaların Mahkemede ileri sürüldüğüne dair duruşmatutanaklarında herhangi bir ibareye rastlanmadığı gibi, başvurucu vekilinin11/4/2005 ve 24/1/2012 havale tarihli iki ayrı temyiz dilekçesinde debaşvurucunun olay günü hastanede olduğu ileri sürülmemiştir. Dolayısıylabaşvurucunun olay tarihinde hastanede bulunduğuna dair iddialarının yargılamaaşamasında ve temyiz dilekçesinde ileri sürülmemesi ve buna ilişkin bireyselbaşvuru dosyasında da herhangi bir belge sunmaması karşısında dayanağınınolmadığı açıktır. Başvurucunun, karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerleilgili bilgi sahibi olma ve bunlara karşı etkili bir şekilde itiraz etme vekendi delillerini ve iddialarını sunma konularında bir sorunla karşılaştığınadair bir bulguya rastlanılmadığı gibi yapılan yargılama ve kurulan hükümdebariz takdir hatası veya açık keyfilik de tespit edilmemiştir.
30. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarının kanunyolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve derece mahkemeleri kararlarının bariztakdir hatası veya açık keyfilik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bukısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası
31. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyetiaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
32. Başvurucu, hakkında 5/1/2000 ila 7/1/2000 tarihleriarasında diğer bazı hükümlüler ile birlikte İBDA-C silahlı terör örgütü ile ilişkilerinedeniyle silahlı ve topluca cezaevinde isyana kalkıştıkları iddiası ilesoruşturma başlatıldığını ve daha sonra Bandırma Cumhuriyet Başsavcılığının30/5/2000 tarihli iddianamesi ile “hükümlülerinayaklanması” açılan kamu davasının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin24/12/2013 tarihli onama kararına kadar yaklaşık 14 yılda sonuçlandığını ilerisürmüştür.
33. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adilyargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36.maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıylaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturanmakul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle vemümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
34. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
35. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncakişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul süredekarara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, cezakanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukununkuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızınkendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B. No: 2013/625,9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, "hükümlülerin ayaklanması"suçunu işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnatolunan suç 765 sayılı Kanunu’nun 304. maddesinde hapis cezasını gerektirirşekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalıyargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına girdiği konusundakuşku bulunmamaktadır (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32).
36. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olupolmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediğiiddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olaraketkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takımtedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuru açısından bu tarih, başvurucuhakkında tutuklama kararı verildiği 30/3/2000 tarihidir. Ceza yargılamasındasürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı tariholup, somut başvuru açısından bu tarih, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin onamakararını verdiği 24/12/2013 tarihidir (B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).
37. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, başvurucununda içinde bulunduğu 32 mahkûmun, 5/1/2000 ila 7/1/2000 tarihleri arasındaİBDA-C silahlı terör örgütü ile ilişkileri nedeniyle “silahlı ve topluca cezaevinde isyana kalkıştıkları” iddiasıile soruşturma başlatıldığı, soruşturma sürecinde 30/3/2000 tarihinde başvurucuhakkında tutuklama kararı verildiği, daha sonra Bandırma CumhuriyetBaşsavcılığının 30/5/2000 tarihli iddianamesi ile anılan suçtan aynı yer AsliyeCeza Mahkemesi nezdinde kamu davası açıldığı, Mahkemenin 4/1/2005 tarihlikararı ile başvurucunun 6 yıl 8 ay hapis cezasına mahkum edildiği tespitedilmiştir.
38. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı, 22/12/2005 tarihli yazıları ile karara ilişkin 1/6/2005 tarihindeyürürlüğe giren 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında lehehususlar açısından yeniden değerlendirme yapılması için dosyayı Mahkemesinegeri gönderdiği, tekrar yapılan uyarlama yargılaması sonucunda Bandırma 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 15/12/2011 tarihli kararı ile başvurucuyu, lehe kabulettiği önceki karara uygun olarak 6 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm ettiği vekararın Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 24/12/2013 tarihli ilamı ile onandığıbelirlenmiştir. . Bu kapsamda başvurucu hakkındaki yargılama 13 yıl 8 ay 24 günsürmüştür.
39. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nunöngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makulsürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusuyapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği yönünde kararlar verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 23-41; B.No: 2013/695, 9/1/2014, §§ 24-40).
40. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konuceza davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterlerdikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır. Başvurucunun tutum vedavranışlarıyla ve usulü haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanınuzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da söylenemez. Anılan davaya bütün olarakbakıldığında, somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecekbir yön bulunmadığı ve yaklaşık on dört yıllık yargılama sürecinde makulolmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
41. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
42. Başvurucu, makul sürede yargılama yapılmadığı için30.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
43. 6216 sayılı Kanun'un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
44. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşıkon dört yıllık yargılama süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetininuzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevizararları karşılığında başvurucuya net 11.250,00 TL manevi tazminat ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
45. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Delillerin değerlendirilmesi ve yargılamanın sonucuitibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının "açıkçadayanaktan yoksun olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yargılama süresinin makul olmadığı yönündeki iddiasının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B.Başvurucuya net 11.250,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminatailişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
C.Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretindenoluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
D.Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvurutarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde,bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faizuygulanmasına,
17/11/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.