TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
ERGÜN POYRAZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2809)
Karar Tarihi: 26/2/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan y.
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Muharrem İlhan KOÇ
Başvurucu
:
Ergün POYRAZ
Vekili
:
Av. Mustafa Hüseyin BUZOĞLU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, hakkında açılan davakapsamında tutuklu devam eden yargılama nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliğiile adil yargılanma hakkı başta olmak üzere anayasal haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 2/5/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 27/5/2013 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesinekarar verilmiştir.
4. Bölüm, 24/7/2013tarihinde kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemesinin birlikteyapılmasına karar vermiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 31/7/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir.Adalet Bakanlığı görüşünü 27/9/2013 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından sunulangörüş başvurucuya 10/10/2013 tarihinde bildirilmiştir.Başvurucu, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı beyanlarını süresinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve ekleri ile AdaletBakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığınca yürütülmekte olan ve kamuoyunda “Ergenekon soruşturması” olarak bilinen soruşturma kapsamında27/7/2007 tarihinde gözaltına alınmıştır.
9. Başvurucunun 30/7/2007tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde veCumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınmıştır. Başvurucu İstanbul 9. AğırCeza Mahkemesinin 30/7/2007 tarih ve Sorgu No:2007/102 sayılı kararıyla tutuklanmıştır.
10. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının10/7/2008 tarihli iddianamesiyle başvurucunun “silahlı terör örgütüne üye olma, açıklanması yasakbelgeleri temin etmek ve açıklamak, devletin güvenliğine ilişkin bilgileriçalmak ve bulundurmak, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek,hükümete karşı silahlı isyana tahrik, 6136 sayılı kanununa muhalefet”suçlarından kamu davası açılmıştır.
11. Başvurucunun,“Ergenekon” adlı yasadışı silahlı örgütün üyesiolduğu, bu örgütün amaçları doğrultusunda kaos ortamıoluşturup darbeye zemin hazırlanması sürecine hazırladığı kitaplarla katıldığı,kitaplarında devletin üst kademelerindeki seçilmiş yöneticileri, yahudi olmak veya ermeni olmak gibi asılsız isnatlarlayıpratıp halkın gözünde hedef ve düşman haline getirmeye çalıştığı ve“Ergenekon terör örgütünün talimatları doğrultusunda kendisine hedef olarakseçtiği Alman vakıfları davası ve misyonerlik davalarına müdahil olarak katılıpdavaların Ergenekon terör örgütünün menfaatleri doğrultusunda sonuçlaması için girişimlerde bulunduğu iddia edilmiştir.
12. Dava kapsamında 20/10/2008tarihinde ilk duruşma yapılmış, başvurucunun savunması 25/11/2008 tarihindealınmıştır. 22 ayrı iddianameyle açılan kamu davalarının birleştirilmesiyleİstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 Esas sayılı dosyasında yürütülendava kapsamında yargılama tutuklu olarak devam etmiştir.
13. İlk derece mahkemesi, başvurucunun tutukluluk halinindevamına karar verirken belirli bir süre “suçun vasıfve mahiyeti, mevcut delil durumu ve evrak kapsamına göre adli kontroltedbirinin de yetersiz kalacağı, yüklenen suçun CMK100/3-a maddesinde sayılansuçlardan olması” hususlarını gerekçe göstermiştir.
14. 6352 sayılı Kanun kapsamındatutukluluk halinin yeniden değerlendirilmesi konusundaki talep Mahkemece, 27/7/2012 tarihli kararla reddedilmiştir. Kararın gerekçesişöyledir:
"a-Sanık hakkında 30/7/2007tarihli tutuklama sebeplerinin henüz ortadan kalkmamış olması,
b-Tanık beyanlarının mahkemece alınmasınınhenüz tamamlanmamış olması, soruşturma ve kovuşturma aşamasında bazı sanıklartarafından tanıklar ve itirafçı sanıklara yönelik beyanlarınıdeğiştirmeleri konusunda menfaat, baskı ve tehdit uyguladıkları yönündesoruşturma ve bulguların bulunması nedeniyle de delilleri karartmaşüphesinin devam ettiği,
c-Mahkememizce yargılaması yapılan, örgütyöneticisi ve örgüt üyesi oldukları iddia edilen bir kısmı sanıklarınhaklarında henüz tahkikat başlamadan, bir kısmının da soruşturma ve kovuşturmaaşamasında yurt dışına kaçarak firari durumunda olması ve firar etmeye teşebbüsiddiasıyla soruşturma açılmış olması nedeniyle, aynı örgüt kapsamındayargılanan ve hakkında ağır cezai yaptırımlar istenen sanığın da kaçmaşüphesinin bulunduğu,
d-Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5.maddesinde tutuklu yargılama için azami bir süre şartı getirilmediği, Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi uygulamasının da buna uygun olduğu, makul sürenin herbir dava, özellikle bu dava gibi karmaşık kabul edilebilecek davalar için özel olarakbelirlenmesi gerektiği, görülmekte olan davanın kendine özgü yapısı, nitelik venicelik olarak ulaştığı devasa boyut, birleşen dava ve sanık sayısı, sanığaatılı suçun CMK 100. maddesinde düzenlenen ve katalog suçlar kapsamında kabuledilen Devletin güvenliğine karşı suçlar ve Anayasal düzene ve bu düzeninişleyişine karşı suçlar ile ayrıca Terörle Mücadele Kanunu kapsamında olduğu,bu suçlar için kanunda öngörülen tutukluluksuresininüst sınırının 10 yıl olması, atılı suçların kanunda düzenlenen ceza miktarınınalt ve üst sınırları, sanığın tutuklulukta geçirdiği süre ve benzeryargılamalardaki uygulamalar da göz önüne alındığında, tutuklu kalınan busürenin makul olduğu,
e-Dosyadaki toplam sanık sayısı, davanınbaşlangıcındaki tutuklu sanık sayısı ile halen tutuklu olan sanık sayısıdikkate alındığında, mahkememizin şimdiye kadarki uygulamalarında, tutuksuzyargılamanın asıl olup, tutukluluğun istisna olarak uygulandığının görüldüğü,
f- Sanık hakkında tutuklama gerekçelerinin çokayrıntılı, somut olarak ve delillerin tartışılması suretiyle belirtilmesihalinde ihsas-ı rey itirazlarının söz konusu olabileceği, bu nedenle suçşüphesinin tespitinde bu durumun göz önünde bulundurulduğu,
g- Dosyamızda mevcut yakalama ve arama tutanakları, inceleme raporları,telefon kayıtları, ses ve görüntü kayıtları, sanığa ait bilgisayarda ve diğersanıkların bilgisayarlarında ele geçen bilgi ve belgeler, sanığa ait aşamaifadeleri ile diğer sanık ve tanık beyanları da göz önüne alındığında, sanığınatılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, Avrupa İnsanHakları Mahkemesi uygulamalarında tutukluluk için makul suç şüphesinin dahiyeterli görüldüğünün Mahkeme içtihatlarında da belirtildiği, bu nedenlerleatılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesi bulunan sanık hakkında dahahafif koruma tedbiri olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının yetersiz kalacağı…"
15. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 8/2/2013 tarihinde tutukluluk incelemesinde “27/7/2012 tarihli oturumda tutuklu sanıklar için belirtilen ortak gerekçeler ileher bir sanık için belirtilen kısmın (g) bentlerinde ayrıntılı şekilde tutuklusanıkların tutuklamayı gerektirir mevcut somut delillerin gösterildiği, ayrıca,tutuklu sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair kuvvetli suçşüphesinin bulunduğu, AİHM uygulamalarında tutuklama için makul suç şüphesinindahi yeterli görüldüğünün AİHM içtihatlarında da kabul edildiği, bu nedenlerleatılı suçları işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesi bulunan tutuklu sanıklarhakkında daha hafif koruma tedbiri olan adli kontrol tedbirinin uygulanmasınınyetersiz kalacağı” gerekçesiyle başvurucunun tutukluluk halinindevamına karar vermiştir.
16. Bu karara yapılan itiraz İstanbul14. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/2/2013 tarih ve Değişikİş 2013/162 sayılı kararıyla, tutuklulukiçin gösterilen gerekçenin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiylereddedilmiştir.
17. İtirazın reddine ilişkin karar 9/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucu 2/5/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
19. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin5/8/2013 tarihli kararıyla başvurucunun isnat edilensuçlardan 28 yıl 19 ay hapis cezasıylacezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.
20. 6/3/2014 tarihinde yürürlüğe giren21/2/2014 tarih ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunuile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun sonrasında başvurucuİstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesince 11/3/2014 tarihinde serbest bırakılmıştır.
21. Başvuru konusu yargılama temyizaşamasındadır.
B. İlgiliHukuk
22. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun135. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Hukukaaykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapiscezası verilir”
23. 5237 sayılı Kanun’un 136.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kişiselverileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçirenkişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
24. 5237 sayılı Kanun’un 314. maddesinin(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Bukısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla,silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasıile cezalandırılır.
(2) Birincifıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasıverilir.”
25. 5237 sayılı Kanun’un 327.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Devletingüvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla,gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye üç yıldan sekiz yıla kadarhapis cezası verilir.”
26. 5237 sayılı Kanun’un 334.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Yetkilimakamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı veniteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye biryıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.”
27. 5237 sayılı Kanun’un 336.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Yetkilimakamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı veniteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklayan kimseye üç yıldanbeş yıla kadar hapis cezası verilir.”
28. 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“(1)Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedenininbulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmamasıhalinde, tutuklama kararı verilemez.
(2)Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheliveya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somutolgular varsa.
b) Şüpheliveya sanığın davranışları;
1.Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık,mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıhalinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
…
10.Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),
11.Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311,312, 313, 314, 315),
…”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
29. Mahkemenin 26/2/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 2/5/2013 tarih ve 2013/2809numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
30. Başvurucu, yakalama emrine aykırıolarak daha erken bir saatte yakalandığını, kuvvetli suç şüphesi olmadantutuklandığını ve somut gerekçe olmadan tutukluluk halinin sürdürüldüğünü,silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasıyla yargılandığı halde duruşmalarda bukonuda mahkemece araştırma yapılmadığını, soru sorulmadığını, yakalama sonrasıisnat edilen suçların kendisine anlatılmadığını, tutukluluğun makul süreyiaştığını, yargılamayı yapan mahkemenin tarafsız ve bağımsız olmadığını,yargılamanın makul süreyi aştığını, masumiyet karinesinin ortadankaldırıldığını, savunma hakkının kısıtlandığını, çelişmeli yargılanma ilkesininuygulanmadığını, düşünce ve ifadelerinden dolayı yargılandığını, tüm bunedenlerle Anayasanın 2., 9., 10., 11., 19., 25., 26.,28., 29., 36., 37., 38., 39. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğini iddia ilerisürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik
a. Masumiyet Karinesinin, Düşünce ve İfade Özgürlüğünün, Adil YargılanmaHakkının İhlali ile Mahkemenin Bağımsız Ve Tarafsız Olmadığı İddiaları Yönünden
31. Başvurucu yargılamayı yapanmahkemenin tarafsız ve bağımsız olmadığını, masumiyet karinesinin ortadankaldırıldığını, savunma hakkının kısıtlandığını, çelişmeli yargılanma ilkesininuygulanmadığını, düşünce ve ifadelerinden dolayı yargılandığını ilerisürmüştür.
32. 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
33. Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuru, ikincil nitelikte bir hukuk yoludur. Bu nedenle, kanunlarda yer alanidari ve yargısal başvuru yollarının bireysel başvurudan önce tüketilmiş olmasıgerekir (B. No: 2012/363, 5/3/2013, § 17).
34. Başvuru konusu olayda, düşünce veifade özgürlüğü kapsamındaki eylemler nedeniyle somut bir delil olmadan,savunma hakkı kısıtlanarak verildiği ileri sürülen mahkûmiyet kararının temyizedildiği ve ileri sürülen iddiaların temyiz merciince inceleneceği dikkatealındığında, şikâyetler bakımından etkili bir yargısal başvuru yolunun henüztüketilmemiş olduğu açıktır.
35. Açıklanan nedenlerle başvurunun bukısmının “başvuru yollarının tüketilmemişolması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Suç Şüphesi Olmadığı Halde Tutuklama Kararı Verildiği İddiası Yönünden
36. Kuvvetli suç şüphesi bulunmadığıhalde tutuklama kararı verildiği iddia edilmiştir.
37. Adalet Bakanlığı görüşünde bukapsamda şu hususlar belirtilmiştir:
“…O.Y.’nin işyeri ve evinde 13 Haziran 2007tarihinde arama yapılmıştır. Bu aramalarda bir adet tabanca, şarjör vemermiler, bulundurulması ruhsata tabi olan komando bıçağı, bilgisayar belleğiile bir flaş belleğe el konulmuştur. Flaş bellekte yapılan incelemede “Lobi,Çok Gizli - Aralık 1999/İstanbul” isimli bir belgeye rastlanmıştır (Bkz. 13Haziran 2007 tarihli Arama ve El Koyma Tutanağı ve İstanbul EmniyetMüdürlüğü’nün 16 Haziran 2007 tarihli O.Y.’nin evindeve işyerinde yapılan aramalarla ilgili yazısı). Bu belgenin “Giriş” bölümünde,“(…) Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren “Ergenekon”abağlı olarak, “Sivil Unsurların” örgütlenmesi zorunluluğu kaçınılmaz birgerçektir” ifadelerinin bulunduğu tespit edilmiştir (Bkz. LOBİ-ARALIK1999/İSTANBUL isimli doküman).
Ergenekon ismiyle bilinen davada yargılanan birçok kişinin ev veişyerlerinde aramalar yapılmış, bu kişiler gözaltına alınmış ve bazıları dayetkili mahkemelerce tutuklanmıştır. Yapılan aramalarda ve ilgililerinbilgisayarlarında çok sayıda örgütsel doküman ve örgütün yapısını gösterenbelgeler ele geçirilmiştir (İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 8 Mart 2009tarihli İddianamesinin 30,31 ve 67. sayfaları)
…
Ergenekon Soruşturmasının başlangıç evresinde elde edilen delillerdenyola çıkılarak soruşturmanın bilâhare Cumhuriyet Başsavcılığı’ncagenişletildiği ve bu süreçte özellikle bazı emekli veya muvazzaf general vesubayların soruşturmaya dâhil edildiği görülmektedir. Bu kişilerin ev ve/veyaişyerlerinde yapılan aramalarda örgütün hiyerarşik yapısını gösterdiği iddiaedilen deliller ile Hükümeti zorla yıkmak için yapıldığı iddia edilen bazıplanlar ele geçirilmiştir. Ortaya çıkarılan planlar arasında “Sarıkız”,“Yakamoz”, “Eldiven”, “Ayışı”, “Kafes” ve “İrtica ile Mücadele” isimli eylemplanları bulunmaktadır.
…
Bazı sanıklarda ele geçirilen “Ergenekon - Analiz Yeni YapılanmaYönetim ve Geliştirme Projesi” isimli belgede, medyanın işlevi ve toplumüzerindeki etkileri incelenerek, örgütün kendi medya kuruluşlarını oluşturmasıve mevcut medya kuruluşlarını da kontrol altına alması gerektiği ifadeedilmiştir.
Bazı sanıkların ev ve/veya işyerlerinde yapılan aramalarda elegeçirilen “Ulusal Medya 2001” isimli belgenin, yukarıda ifade edilen amacıngerçekleştirilmesi için hazırlandığı savcılıkça iddia edilmiştir (Bkz. İstanbulCumhuriyet Başsavcılığının 26 Ağustos 2011 tarihli iddianamesinin 5. Sayfası).
Başvuran ile aynı dava kapsamında yargılanan M. L. G.,L. B., E. K. vd. ve A. T. Ö.’ın, aynı gerekçelerle veözellikle tutuklanmalarının ulusal mevzuata ve AİHS’in5/1-c maddesine aykırılık iddiası ile yaptıkları başvurularda AİHM, söz konusubaşvurucuların “suçu işlediklerine dair inandırıcı nedenler olmadığı haldeözgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları” yönündeki şikâyetlerini “açıkçadayanaktan yoksun” bularak reddetmiştir (B. no.59374/10,13 Aralık 2011, B. no. 70026/10, 7 Şubat2012; B. no. 15869/09, 13 Aralık 2011;B. no. 59194/10, 7 Şubat 2012).
«Şüpheli BÜLENT (kod) İ.Y.'danelde edilen bilgiler üzerine şüpheliler K.Ş., M.M.Y., F.R.N. ile, yine aynışüpheli ile irtibatlı ve bir zamanlar S. sitesinde çalışan şüpheli H.B.G.'ın bilgisayarından elde edilen bilgiler ve bazı orjinal kitaplara ait olup yayınlanmadan önce şüpheliyeverildiği anlaşılan word formatındaki yazı vebilgilerin Ergün POYRAZ'a ait olduğunun anlaşılmasıve diğer şüphelilerden ele geçirilen dokümanların incelenmesi sonucu Ergün POYRAZ'ın bu oluşumun içinde olduğu, yakın ilişki kurduğuaskeri şahıslardan elde ettiği gizli bilgi ve belgeleri diğer şüphelilereaktarmak suretiyle örgütün hareket ve stratejisinin oluşumuna katkı sağladığıbu sebeple BÜLENT (kod) İ. Y.'daki gizli bilgilerinErgün POYRAZ'da da bulunabileceğideğerlendirildiğinden şüpheli Ergün POYRAZ'ın da evve iş yerlerinde mahkeme kararlarına istinaden yapılan aramalar sonucunda"k.k. İstihbarat arşivi" isimli dosyaklasörü ile Genelkurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığına ait bir çokgizli bilgi ve belgeler ile birçok kamu görevlisi memur, milletvekili, bakan vehatta başbakanlara ait gizli fişleme bilgileri ile notların bulunduğu CD vebilgisayar dosyaları ele » geçirildiği belirtilmiştir. Savcılıkça başvurucununbu oluşumun [Ergenekon-eklendi] içinde olduğu, yakın ilişki kurduğu askerişahıslardan elde ettiği gizli bilgi ve belgeleri diğer şüphelilere aktarmaksuretiyle örgütün hareket ve stratejisinin oluşumuna katkı sağladığı iddiaedilmiştir (Bkz. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 10 Temmuz 2008 tarihliiddianamesi s. 37).
…
Başvurucunun, tutukluluğu hakkında kuvvetli suç şüphesi ve tutuklamanedenleri bulunmadığı halde özgürlüğünden mahrum bırakıldığı şikayetinindayanaktan yoksun olup olmadığı, başvurucunun isnat edilen suçu işlemişolabileceği konusunda objektif bir gözlemciyi ikna edebilecek bilgilerin olupolmadığı ve bu suretle başvurucunun tutuklanmasına yetecek makul şüpheoluşturacak inandırıcı nedenler bulunup bulunmadığının da dahiltüm kabuledilebilirlik şartları ve esas yönündenincelenirken göz önüne alınmak üzere, AİHM’in benzerbaşvurularda verdiği kararlar da dahil yukarıda belirtilen hususların AnayasaMahkemesinin dikkatine sunulması gerekmiştir.”
38. Başvurucu Adalet Bakanlığı görüşünekarşı başvuruda belirttiği hususları tekrarlamıştır.
39. Anayasa’nın 19. maddesinin birincifıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilkeolarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanundagösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlarsınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkınınkısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardanherhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 43).
40. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncüfıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin, ancakkaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıylaveya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerdehâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinintutuklanabilmesi öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirtibulunmasına bağlıdır. Bu unsur tutuklama tedbiri için olmazsa olmazniteliktedir. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcıdelillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu vebilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır.
41. Buna bağlı olarak yakalama veyatutuklama anındaki deliller mutlaka kişinin suçla itham edilebilmesini sağlayacakdüzeyde olmayabilir. Zira tutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veyakovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerindoğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı birşekilde yürütmek ve ilerletmektir. Buna göre, suç isnadına esas teşkil edecekşüpheye dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarındatartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeydedeğerlendirilmemesi gerekir (B. No: 2012/1272, 4/12/2013,§ 73).
42. Tutuklamaya ve tutukluluğundevamına ilişkin hususlar 5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerindedüzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre kişi ancak hakkında suç işlediğine dairkuvvetli şüphenin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedenininbulunması halinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğuda belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veyakaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa, (b) şüpheli veya sanığındavranışları; 1) delilleri yok etme, gizleme veyadeğiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararıverilebilecektir. Düzenlemede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphebulunması halinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar belirtilmiştir.
43. Somut olayda başvurucu, soruşturmakapsamında 27/7/2007 tarihinde gözaltına alınmış veisnat edilen suç kapsamında tutuklanmıştır. Soruşturma kapsamında başvurucudanve diğer sanıklardan ele geçirilen deliller dikkate alındığında, başvurucununkanunun suç olarak nitelendirdiği ve ceza yaptırımı öngördüğü eylemleri işlemişolabileceğine ilişkin somut bulguların bulunduğu sonucuna varılmıştır.
44. Başvurucunun isnat edilen suçlarailişkin somut deliller olmadan tutuklama kararı verildiği iddiası dayanaktanyoksundur. Bununla birlikte, tutuklama tarihi itibarıyla suç şüphesini ortayaçıkaran veya daha sonra elde edilmiş delillere dayalı olarak, isnat edilensuçların işlenip işlenmediğine karar vermek yargılama makamlarının görevidir.
45. Açıklanan nedenlerle başvurunun bukısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması”sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığı İddiası
46. Başvurucuların şikâyeti açıkçadayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni debulunmadığından başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
47.Başvurucu, gerekçesiz kararlarla uzun süre tutukluluğun devamettiğini ileri sürmüştür.
48. AdaletBakanlığı, tutukluluksüresinin hesaplanmasında başlangıç noktasının başvurucunun ilk kez yakalanıpgözaltına alındığı tarih olduğunu, kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derecemahkemesi kararıyla da olsa bir mahkeme kararıyla mahkûmiyetine karar verildiğitarihte tutukluluğun sona ereceğini, bu tarihten itibaren tutmanın nedeninin “bir suç şüphesi üzerine tutma” olmaktançıkıp “mahkemelerce verilmiş hürriyetikısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi”haline dönüşeceğini, başvurucunun gözaltına alınması ile derece mahkemesincekarar verilmesi arasında yaklaşık beş yıl altı ay tutuklu kaldığını, suçişlediği şüphesiyle bir kişinin hürriyetinden mahrum bırakılabilmesi içinilgilin atılı suçu işlediği yönünde makul şüphe ya da inandırıcı nedenlerinbulunmasının gerekli olduğunu, bu koşulun kişinin tutukluluğunun devamettirildiği her aşamada varlığını sürdürmesi gerektiğini ve makul şüpheninortadan kalktığı anda ilgilinin serbest bırakılması gerektiğini belirtmiştir.
49. AdaletBakanlığı ayrıca, belirli bir sürenin ötesine geçen bir tutukluluksüresinin makul olup olmadığını değerlendirirken, somut olayın kendine özgükoşullarının dikkate alınarak öncelikle makul şüphenin varlığını sürdürüpsürdürmediğinin, derece mahkemelerinin kararlarında gösterilen tutuklamanedenlerinin, yargılamayı yapan mahkemenin yargılamayı süratle sona erdirmesiaçısından gerekli dikkati gösterip göstermediğinin, ulusal yargı organlarınınadli kontrole başvurma konusunu tartışıp tartışmadığının, davanınkarmaşıklığının, suçlamaların niteliği ve yargılama süresince yargılamayıuzatma ya da makul sürede sona erdirme açısından başvurucunun tutum ve davranışlarınındikkate alınması gerektiğini, AİHM’in özellikleorganize suçlulukla mücadelede tutuklu yargılanan bazı başvurucuların dört yılüç güne kadar uzayan tutukluluk sürelerini makul kabul ettiğini, Almanya’yakarşı yapılan ve yaklaşık beş yıl altı ay süren bir tutukluluk süresine ilişkinbaşvuruda olayın istisnai koşullarını, karmaşıklığını ve başvurucununsoruşturulmasına neden olan eylemlerin ağırlığını dikkate alarak, söz konususüreyi makul bulduğunu belirtmiştir.
50.Başvurucu,Adalet Bakanlığının görüşüne karşı önceki beyanlarını tekrarlamıştır.
51. Anayasa’nın 19. maddesinin yedincifıkrası şöyledir:
“Tutuklanankişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturmasırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılmailgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerinegetirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”
52. Anayasa’nın 19. maddesinin yedincifıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanınmakul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbestbırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.
53. Tutukluluk süresinin makul olupolmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkündeğildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olupolmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.Anayasa’nın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmensabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde ifadesinibulan masumiyet karinesi, yargılama süresince kişinin hürriyetinin esas,tutukluluğun ise istisna olmasını gerektirmektedir. Tutukluluğun devamı ancakmasumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınankişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararınınmevcut olması durumunda haklı bulunabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013,§ 61).
54. Bir davada tutukluluğun belli birsüreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Buamaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derecemahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkinkararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 62).
55. Tutuklama tedbirine kişilerinsuçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerinkaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıylabaşvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadartutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra,uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğiningerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”ve “yeterli” görüldüğütakdirde, yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir.Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısıgibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesindedikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makulolup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 63).
56. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesindeesas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerinebakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itirazbaşvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterincegerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygunolarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti vetutuklama nedenlerinden biri veya birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilkeolarak belli bir süreye kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir(B. No: 2012/1137, 2/7/2013, §§ 63-64).
57. Diğer taraftan kişi hürriyeti, adlimakamlarla güvenlik görevlilerinin özellikle organize suçlarla etkili birşekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek biçimdeyorumlanmamalıdır. Nitekim AİHM, Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (c) bendinin, Sözleşmeye taraf devletlerin güvenlik görevlilerinin,bilhassa organize suçlulukla etkili olarak mücadelesini aşırı derecedegüçleştirmeye sebep olabilecek biçimde uygulanmaması gerektiğinivurgulamaktadır (Dinç ve Çakır/Türkiye,B. No: 66066/09, 9/7/2013, § 46).
58. Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve tutukluluğun uzatılmasıkabul edilemez. Bununla beraber tutukluluğu meşru kılan gerekçelergösterilerek bir zanlı ya dasanığın tutuklanmasının keyfi olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak aşırıderecede kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararı vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek buçerçevede değerlendirilmemelidir (B. No: 2014/85, 3/1/2014,§ 46).
59. İtiraz veya temyiz merciinin,itiraz veya temyiz incelemesine konu mahkeme kararına ve bu karardakigerekçelere katıldığı durumlarda, buna ilişkin kararını ayrıntılı olarakgerekçelendirmemesi, kural olarak, gerekçeli karar hakkına aykırılık teşkiletmez (B. No: 2014/85, 3/1/2014, § 46).
60.Bakanlık görüşüne göre, ilkderece mahkemesi başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar verirkenbelirli bir süre “suçun vasıfve mahiyeti, mevcut delil durumu ve evrak kapsamına göre adli kontroltedbirinin de yetersiz kalacağı, yüklenen suçun CMK100/3-a maddesinde sayılansuçlardan olması” şeklindeki gerekçeye dayanmıştır.
61.6352 sayılı Kanun’unyürürlüğe girmesinin ardından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince 27/7/2012 tarihli 210. celsede başvurucunun tutuklulukdurumunu değerlendirerek;
“a-Sanık hakkında 30/7/2007tarihli tutuklama sebeplerinin henüz ortadan kalkmamış olması,
b-Tanık beyanlarının mahkemece alınmasınınhenüz tamamlanmamış olması, soruşturma ve kovuşturma aşamasında bazı sanıklartarafından tanıklar ve itirafçı sanıklara yönelik beyanlarınıdeğiştirmeleri konusunda menfaat, baskı ve tehdit uyguladıkları yönündesoruşturma ve bulguların bulunması nedeniyle de delilleri karartmaşüphesinin devam ettiği,
c-Mahkememizce yargılaması yapılan, örgütyöneticisi ve örgüt üyesi oldukları iddia edilen bir kısmı sanıklarınhaklarında henüz tahkikat başlamadan, bir kısmının da soruşturma ve kovuşturmaaşamasında yurt dışına kaçarak firari durumunda olması ve firar etmeye teşebbüsiddiasıyla soruşturma açılmış olması nedeniyle, aynı örgüt kapsamındayargılanan ve hakkında ağır cezai yaptırımlar istenen sanığın da kaçmaşüphesinin bulunduğu,
d-Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5.maddesinde tutuklu yargılama için azami bir süre şartı getirilmediği, Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi uygulamasının da buna uygun olduğu, makul sürenin herbir dava, özellikle bu dava gibi karmaşık kabul edilebilecek davalar için özelolarak belirlenmesi gerektiği, görülmekte olan davanın kendine özgü yapısı,nitelik ve nicelik olarak ulaştığı devasa boyut, birleşen dava ve sanık sayısı,sanığa atılı suçun CMK 100. maddesinde düzenlenen ve katalog suçlar kapsamındakabul edilen Devletin güvenliğine karşı suçlar ve Anayasal düzene ve bu düzeninişleyişine karşı suçlar ile ayrıca Terörle Mücadele Kanunu kapsamında olduğu,bu suçlar için kanunda öngörülen tutukluluksuresininüst sınırının 10 yıl olması, atılı suçların kanunda düzenlenen ceza miktarınınalt ve üst sınırları, sanığın tutuklulukta geçirdiği süre ve benzeryargılamalardaki uygulamalar da göz önüne alındığında, tutuklu kalınan busürenin makul olduğu,
e-Dosyadaki toplam sanık sayısı, davanınbaşlangıcındaki tutuklu sanık sayısı ile halen tutuklu olan sanık sayısıdikkate alındığında, mahkememizin şimdiye kadarki uygulamalarında, tutuksuzyargılamanın asıl olup, tutukluluğun istisna olarak uygulandığının görüldüğü,
f- Sanık hakkında tutuklama gerekçelerinin çokayrıntılı, somut olarak ve delillerin tartışılması suretiyle belirtilmesihalinde ihsas-ı rey itirazlarının söz konusu olabileceği, bu nedenle suçşüphesinin tespitinde bu durumun göz önünde bulundurulduğu,
g- Dosyamızda mevcut yakalama ve arama tutanakları,inceleme raporları, telefon kayıtları, ses ve görüntü kayıtları, sanığa aitbilgisayarda ve diğer sanıkların bilgisayarlarında ele geçen bilgi ve belgeler,sanığa ait aşama ifadeleri ile diğer sanık ve tanık beyanları da göz önünealındığında, sanığın atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesininbulunduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamalarında tutukluluk için makulsuç şüphesinin dahi yeterli görüldüğünün Mahkeme içtihatlarında dabelirtildiği, bu nedenlerle atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesibulunan sanık hakkında daha hafif koruma tedbiri olan adli kontrol tedbiri uygulanmasınınyetersiz kalacağı anlaşıldığından tahliye taleplerinin reddi iletutukluluk halinin devamına” karar vermiştir.
62.Adalet Bakanlığı, butarihten sonraki değerlendirmelerde ilk derece mahkemesinin 27/7/2012tarihli kararına atıfla başvurucunun tutukluluk durumunun değerlendirildiğinibelirtilmiştir.
63.Makul süreninhesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun daha önce yakalanıp gözaltınaalındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklamatarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı tarihtir.Ancak kişinin, tutuklu olarak yargılanmakta olduğu davada mahkumiyetine kararverilmiş ise mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer (B. No:2012/237, 2/7/2013, §§ 66- 67). Somut olayda başvurucugözaltına alındığı tarihten mahkûmiyet kararının açıklandığı tarihe kadar 6 yıl8 gün tutuklu kalmıştır.
64. Tutuklamanın devamına kararverilirken, davanın genel durumu yanında, tahliyesini talep eden kişinindurumunun da dikkate alınması bir zorunluluktur. Başvurucunun tahliye talebiniinceleyen mahkeme, ret gerekçesinde başvurucunun kaçacağına ya da delillerikarartacağına dair inandırıcı somut olgular ortaya koyamamıştır.
65. Mahkemenin, 6352 sayılı Kanunkapsamında tutukluluk halinin yeniden değerlendirilmesi talebi üzerine verdiği 27/7/2012 tarihli kararında yer alan, dava kapsamındayargılanan sanıklardan birkaçının kaçması ya da kaçmaya teşebbüs etmesi, yinebazı sanıkların delilleri karartma girişiminde bulunması şeklindekigerekçeleri, diğer sanıkların da bunları yapabileceğine dair karine olarakdeğerlendirilemez. Aksi takdirde masumiyet karinesi ve bununla bağlantılıolarak kişi hürriyetine ilişkin ilkelerin zedelenebileceği açıktır. Bu nedenle,aynı davada yargılanan bazı sanıkların durumlarından hareketle genellemeyapılarak diğerlerinin de aynı davranışta bulunabileceğini varsaymak, tutuklulukgerekçelerinin somutlaştırılmasını engellediği gibi, özgürlüğün esas,tutukluluğun istisna olduğu yönündeki anlayışla da bağdaşmaz. Bu çerçevedetutukluluğun devamına ilişkin kararlarda ileri sürülen gerekçelerin “ilgili” ve “yeterli” olduğu söylenemez (B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 117).
66. Özellikle 5271 sayılı Kanun’un 109.maddesinin (3) numaralı fıkrasında tutuklama yerine öngörülen adli kontrolhükümlerinin 6352 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 5/7/2012 tarihinden itibaren başvurucu lehine de uygulanmaimkanı ortaya çıkmıştır. Buna rağmen, anılan kararlarda hedeflenen meşru amaçlayapılan müdahale arasında gözetilmesi gereken denge açısından, mevcut adlikontrol tedbirlerinin yeterince dikkate alınmadığı görülmektedir. Bu durumda,tutukluluğun devamına karar verilirken yargılamanın tutuklu sürdürülmesindenbeklenen kamu yararı ile başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıarasında ölçülü bir denge kurulmadığı ve bu nedenle tutuklu kaldığı süreninmakul olmadığı sonucuna varılmıştır.
67. Açıklanan nedenlerle, başvurucununtutukluluğunun makul süreyi nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinin yedincifıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 sayılı Kanun’un 50. MaddesiYönünden
68. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esasinceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğinekarar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
69. Başvuruda, Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucumaddi ve manevi zararlarına ilişkin yasal hakları saklı kalmak kaydıylabireysel başvuru kapsamında tazminat talebinde bulunmamıştır.
70. Başvurucu tarafından yapılan vedosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurunun,
1. Kuvvetli suç şüphesibulunmadığı halde tutuklama kararı verildiğine ilişkin kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Masumiyet karinesinin,düşünce ve ifade özgürlüğünün, adil yargılanma hakkının ihlali ile mahkemeninbağımsız ve tarafsız olmadığı iddialarına ilişkin kısmının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Tutukluluğun makul süreyiaştığı iddiasına ilişkin kısmının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Tespit edilen ihlal nedeniyle makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği şikâyetinin ayrıca incelenmesine yer olmadığına,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL başvuru harcı ve 1.500,00TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğinden sonra Maliye Bakanlığına yapılacakbaşvurudan itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması halindebu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faizuygulanmasına,
26/2/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.