TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
ERHUN ÖKSÜZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/12777)
Karar Tarihi: 13/10/2016
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör Yrd.
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
Erhun ÖKSÜZ
Vekili
:
Av. Mustafa BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek uzman erbaşsözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 6/8/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkiledecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 28/3/2016tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 6/5/2016tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüşsunulmamıştır.
6. İkinci Bölüm tarafından 12/7/2016tarihinde yapılan toplantıda, verilecek kararın Bölümler tarafından öncedenverilmiş kararlarla çelişebileceği anlaşıldığından başvurunun Genel Kurultarafından karara bağlanması gerekli görülmüş ve başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarıncaGenel Kurula sevkine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7.Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve erişilenbilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu 2008 yılında sözleşmeli uzman erbaş statüsündegörev yapmak üzere sözleşme imzalayarak Hava Kuvvetleri Komutanlığında görevebaşlamıştır. Başvurucu tarafından imzalanan 11/1/2010tarihli son sözleşme ile görev süresi üç yıl uzatılmıştır.
9. Hava Kuvvetleri Komutanlığına 28/10/2012tarihli ihbar içerikli bir e-posta gönderilmiş ve e-posta ekinde başvurucuyaait olduğu ileri sürülen cinsel içerikli fotoğraflara ve video kayıtlarına yerverilmiştir.
10. Hakkında yapılan idari tahkikat sonucunda başvurucunun TürkSilahlı Kuvvetlerinin (TSK) itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerdebulunduğu, TSK'daki görevine yabancılaştığı, kamu hizmetini verimli bir şekildeyürütmekten uzaklaştığı ve Kurum bünyesinde artık tutulmasında kamu yararıbulunmadığı değerlendirilerek Hava Kuvvetleri Komutanının 23/11/2012tarihli onayıyla sözleşmesi feshedilmiştir.
11. Başvurucu, 2012 yılının Kasım ayı içinde istihbaratbirimindeki görevliler tarafından mülakat adı altında çağrılarak sorguyaalındığını, sorguda kendisine ait mahrem fotoğraflar gösterilerek cinselyaşamına ilişkin ayrıntılı sorular sorulduğunu, sonrasında savunmasıalınmaksızın ve hiçbir gerekçe gösterilmeksizin ilişiğinin kesildiğini, ilişikkesme kararında herhangi bir disiplinsizlik eyleminin gösterilmediğini,yalnızca özel yaşam biçimi nedeniyle ilişiğinin kesildiğinin anlaşıldığını,sorgu yönteminin mevzuata aykırı olarak aldatıcı biçimde ve baskı altındatutularak yapıldığını, hukuka aykırı usuller içeren ve göreviyle ilgisiolmayan, tamamen özel yaşantısına ilişkin mahrem sorulardan oluşan sorguneticesinde elde edilen beyanların delil olarak kullanılamayacağını, ilişikkesmeye dayanak alınan bu sorgu işleminin usulsüz ve hukuki dayanaktan yoksunolduğunu, masumiyet karinesinin esas alınmadığını, hiçbir disiplin cezasınınbulunmaması ve takdirlerle dolu başarılı bir sicile sahip olmasına rağmen budurumun dikkate alınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülük yönündenhukuka aykırı olduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukuka aykırıolduğunu belirterek yürütmenin durdurulması, ayırma işleminin iptali ve yoksunkaldığı özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle MillîSavunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) BirinciDairesinde 9/1/2013 tarihinde dava açmıştır.
12. Davalı idare tarafından sunulansavunma dilekçesinde, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olmasıgerektiği, ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevinbaşarıyla icra edilebilmesi için bir koşul olduğu vurgulanmış, kamu hizmetininyürütülmesinde zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışınaçıkarılmasının kaçınılmaz olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilenayırma işleminde takdir yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, davakonusu ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
13. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesikapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgilergönderilmiştir.
14. AYİM Birinci Dairesinin 22/1/2013tarihli ara kararı ile dava dosyasındaki mevcut bilgi ve belgeler çerçevesindebaşvurucu hakkında tesis edilen ayırma işleminin uygulanması hâlinde telafisigüç veya imkânsız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırı olması şartlarınınbirlikte gerçekleşmediği gerekçesiyle yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiştir.
15. AYİM Başsavcılığı, başvurucunun ahlaki düşüklük içindeolduğu yönündeki kabulün bazı kadınlarla çekilmiş fotoğrafların ve İnternetüzerinden yapılan cinsel içerikli görüşmelere ilişkin görüntülerin imzasız bire-posta ile komuta kademesine ulaştırılmış olmasına dayandırıldığını, bugörüntüler incelendiğinde başvurucunun farklı kadınlarla çekilmişfotoğraflarında ayırma işlemini gerektirecek vahamet derecesinde bir durumunbulunmadığını, söz konusu görüntülerin tek başına ayırma işlemi tesis edilmesinihukuka uygun hâle getirmeye yeterli olmadığını, görüntülerin bir kısmınınimzasız e-posta gönderen kişi tarafından rızası hilafına başvurucunun hakimiyet alanında ele geçirilen kişisel veri mahiyetindeolduğunu, görüntü içeriklerinin özel hayatın dokunulmazlık sahası içindekaldığı hususunda duraksama bulunmadığını, bu nitelikteki bilgilerin disiplincezalarının en ağırı olan sözleşmenin feshedilmesi işlemine dayanak olarakkabul edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, ayrıca meslek yaşamı boyunca sicilve başarı performansı oldukça yüksek olan başvurucunun söz konusu görüntülereitibar edilerek hiçbir ikazda bulunulmaksızın derhal statüden çıkarılmasınınfesih işlemini hukuka aykırı hâle getirdiğini, disiplin ve sicil durumugözetilmeden ve ikaz dahi edilmeden tabi tutulduğu ayırma işleminde ölçülülükilkesinin ihlal edildiğini ve dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğunubelirterek ayırma işleminin iptaline karar verilmesi yönünde düşüncebildirmiştir.
16. AYİM Birinci Dairesinin 11/2/2014tarihli ve E.2013/82, K.2014/154 sayılı kararı ile dava reddedilmiştir.Kararda, İnternet vasıtasıyla ya da yüz yüze tanıştığı birçok kadınla cinselbirliktelikler yaşadığı, bu birlikteliklerini kayda aldığı, İnternet üzerindenyaptığı görüntülü sohbetlerde cinsel davranışlar sergilediği, mesleki sicili vedisiplin durumu olumlu olmasına rağmen mevzuatın aradığı anlamda "iyiahlak sahibi olmak" vasfını taşımadığı, TSK'nın itibarını zedeleyecektavır ve davranışlar içinde bulunduğunun anlaşıldığı, sözleşmenin feshedilmesiişleminde takdir yetkisinin objektif kriterlere görekullanıldığı ve kamu yararı ile birey yararı dengesinin gözetildiğibelirtilmiş; ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucunaulaşılmıştır. Kararda ayrıca, herhangi bir soruşturma veya kovuşturma olmasadahi kamu personeli hakkında disiplin soruşturması yapılabileceğivurgulanmıştır. Bunun yanında, başvurucunun 14/11/2012tarihli ifadesinin bir suç isnadıyla ceza soruşturması ya da kovuşturmasıkapsamında değil disiplin hukuku çerçevesinde değerlendirilmek üzere idaritahkikat kapsamında alınmış olduğu ve başvurucunun bu şekilde tespit edilenifadesi sırasında iradesinin fesada uğratıldığı, yanıltıldığı ya da ifadesininhukuka aykırı şekilde yasak yöntem ve usullerle alınmış olduğuna dair dosyakapsamında herhangi somut bir bilgi, belge ve kanıt bulunmadığı belirtilmiştir.
17. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi aynıDairenin 17/6/2014 tarihli ve E.2014/736, K.2014/617sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar 7/7/2014 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
18. 6/8/2014 tarihinde bireyselbaşvuruda bulunulmuştur.
19. Anayasa Mahkemesine sunulan “gizli”ibareli belgelerin incelenmesinden; Hava Kuvvetleri Komutanlığınca 14/11/2012 tarihindeistihbarata karşı koyma hassasiyetleri çerçevesinde başvurucunun ifadesininalındığı, söz konusu ifade metninde hangi kapsamda başvurucunun ifadesinebaşvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde sözkonusu metnin “ifadeyi alan”kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış olduğuanlaşılamamıştır. Anılan ifade metninde başvurucuya, İnternet vasıtasıyla veyayüz yüze tanıştığı kadınlardan ilişki yaşadıklarının kimler olduğu, ilişkiyaşadığı kadınların kendisinden TSK hakkında bilgi almaya yönelik bir girişimdebulunup bulunmadığı ve kendisine gösterilen görüntülerdeki şahsın kim olduğu,görüntülerin nerede ve kim tarafından kayıt altına alındığı hususlarınınsorulduğu görülmüştür. Başvurucunun, anılan soruları yanıtladığı ve özelliklebirlikte olduğu kadınlara ilişkin olarak geçmişte cinsel birliktelik yaşadığıilişkileri açıkladığı ve ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır. Başvurucuayrıca bu konuda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmakapsamında mağdur sıfatıyla ifade verdiğini beyan etmiştir.
B. İlgili Hukuk
20. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı TürkSilahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun “Disiplin”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir itaat ve astınınve üstünün hukukuna riayet demektir.
Askerliğin temeli disiplindir.
Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususi kanunlarla cezai ve hususikanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.”
21. 211 sayılı Kanun’un 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Amir; … Maiyetin ahlaki, ruhi ve bedeni hallerini daima nezaret vehimayesi altında bulundurur…”
22. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:
“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraberahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesinebilhassa itina olunur.
Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi ahlaklı olmak, üste itaat,hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve atılganlık, icabında hayatınıhiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi geçinmek, birbirlerine yardım,intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden kaçınmak, sıhhatini korumak,sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”
23. 18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılıUzman Erbaş Kanunu’nun “Tanımlar”kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunda geçen deyimlerden;
a) Uzman Çavuş: En az lise veya dengi okulmezunu çavuşlar veya en az ilköğretim okulu mezunu olup, muvazzaflık hizmetiniçavuş rütbesi ile tamamlayanlardan, muvazzaflık hizmetini müteakip Türk Silâhlı Kuvvetlerinin devamlılık arz eden teknik ve kritikgörev yerlerinde veya çavuş kadro görev yerlerinde, bu Kanun esaslarına göreistihdam edilenler ile yönetmelikte belirtilen esaslara göre uzman onbaşılıktanuzman çavuşluğa geçirilenleri,
b) Uzman Onbaşı: En az ilköğretim okulu veya dengi okul mezunu olup,muvazzaflık hizmetini müteakip, Türk SilâhlıKuvvetlerinin devamlılık arz eden teknik ve kritik uzmanlık görev yerlerindeistihdam edilenleri,
c) Uzman Erbaş: Bu Kanun hükümlerine göre istihdam edilen uzman çavuşve uzman onbaşıları,
İfade eder.”
24. 3269 sayılı Kanun’un “Hizmetsüresi” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Uzman erbaşlar; iki yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıylasözleşme yaparak göreve başlar ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı ileilgilendirilirler. Bunlardan;
a) İstihdam edildikleri kadronun görev özelliklerine göre sınıf ve branşları ile ilgili sağlık nitelikleri uygun olanların,
b) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı TerörleMücadele Kanunu kapsamında malul olanlardan istekleri, bilgi ve tecrübelerininsınıfı için faydalı olması ve fiziki noksanlıklarını kapatabilmesi şartıylamensup olduğu kuvvet komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı veya SahilGüvenlik Komutanlığı ile Genelkurmay Başkanlığınca uygun görülenlerden,istihdam edilecekleri kadronun sağlık niteliklerini taşıyanların, müteakipsözleşmeleri, bir yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla azami kırkbeş yaşına girdikleri yıla kadar uzatılabilir.
...”
25. 3269 sayılı Kanun’un“Başarı Gösteremeyenler ve Ceza Alanlar” kenar başlıklı 12.maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
“Görevde başarısız olanlarla, atandıkları kadro görev yerleri ileilgili olarak üç ay ve daha uzun süreli bir kurs veya eğitime gönderilenlerdenkurs veya eğitimde başarısız olan veya kendilerinden istifade edilemeyeceğianlaşılan uzman erbaşların, barışta sözleşme sürelerine bakılmaksızın Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilişikleri kesilir. Bunlar, yedekteer kaynağına alınırlar.
Görevde başarısız olma, intibak edememe ve kendilerinden istifadeedilememe hâlleri ve bunlara yapılacak işlemler, çıkarılacak yönetmeliktedüzenlenir.
...”
26. 20/9/2005 tarihli ve 25942 sayılıResmî Gazete'de yayımlanan Uzman ErbaşYönetmeliği'nin "Görevde başarısız olma,kendilerinden istifade edilmeme halleri ve sözleşmenin feshedilmesisebepleri" kenar başlıklı 13. maddesinin ikinci fıkrasışöyledir:
"Görevde başarısız olanlar ilekendisinden istifade edilemeyeceği (atış, spor, eğitim, operasyon ve istihdamedildikleri kadro görev yerlerinde ve davranışlarında askerlik mesleğideğerlerini sergilemede, ikazlara rağmen istenen düzeye ulaşamayan ve aşırıderecede borçlananlardan bu durumu rapor, tutanak ve her türlü belge ilekanıtlananlar, mazeretsiz olarak bir sözleşme yılı içerisinde yedi gün ve dahauzun süre ile göreve gelmeyenler) anlaşılan, atandıkları kadro görev yerleriile ilgili olarak üç ay ve daha uzun süreli bir kurs veya eğitimegönderilenlerden kurs veya eğitimde başarısız olan uzman erbaşların, barıştasözleşme sürelerine bakılmaksızın Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiklerikesilir. Bunlar yedekte erkaynağına alınır.''
27. 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılıResmî Gazete'de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İçHizmet Yönetmeliği'nin 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
''Asker,kendisinden beklenen vazifeleri hakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk vekuvvetli maneviyata sahip olmalıdır.
Her askerde bulunması lâzımgelen ahlakî ve mânevi vasıflarşunlardır:
...
(h) İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz velekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan, yalancılıktan borçtanve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp kalkmaktan,hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardansakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biriayrı ayrı cezaları üstüne çeker.
...''
28. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılıDevlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun “Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarınıngörev ve yükümlülükleri” kenar başlıklı 5. maddesinin (a) numaralıfıkrası şöyledir:
“Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının Devlet istihbaratınailişkin görevleri şunlardır:
a) Kendi konularında;
1. Görevlerinin gerektirdiği istihbaratıoluşturmak,
2. MİT tarafından istenecek haber veistihbaratı elde etmek,
3. İstihbarata karşı koymak.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 13/10/2016 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
30. Başvurucu; Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığıtarafından mülakat adı altında çağrıldığını, herhangi bir disiplin cezasıtehdidi olmayacağına dair güvence verilerek manevi baskı altında ve tutanağagerçek dışı beyanlar aktarılarak ifadesinin alındığını, aldatma yöntemiyle özelhayatına ilişkin bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde edilmeyeçalışıldığını ve bu bilgilerin ayırma işlemine dayanak olarak gösterildiğini,herhangi bir disiplin cezası bulunmadığı gibi sicil not ortalamasının iyiseviyede olduğunu ve beş kez takdire layık görüldüğünü, tesis edilen işlemdeölçülülük ilkesinin ve masumiyet karinesinin gözetilmediğini, ayırma işleminegerekçe olarak gösterilen sorgunun kim tarafından ve nasıl yapıldığı hususudeğerlendirilmeyerek istihbarat birimleri tarafından yasak yöntemlerle eldeedilen hukuka aykırı delillerin AYİM tarafından ret gerekçesi olarak kabuledildiğini, yalnızca kendisini ilgilendiren ve mesleğiyle ilgisi olmayan özelhayat alanına ilişkin ayrıntılar üzerinden tesis edilen idari işlem ve AYİM kararınedeniyle Anayasa’nın 20., 36., 38. ve 125. maddeleriile güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalintespiti ile yargılamanın yenilenmesi ve lehine tazminata hükmedilmesi talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, özelhayatına ilişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği ve bubilgilere dayanılarak hakkında ayırma işlemi tesis edildiği şikâyetininAnayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkıkapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
1.Kabul Edilebilirlik Yönünden
32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan özelhayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
33. Anayasa’nın “Özel hayatıngizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamudüzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunmasıveya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veyabirkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine busebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkilikılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları veeşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içindegörevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koymakendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişiselveriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesiniveya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıpkullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülenhallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasınailişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”
34. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş birkavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişiselbağımsızlık olup bu koruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütünmüdahalelerden uzak kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğunaişaret etse de diğer taraftan özel hayat kavramının herkesin kişisel yaşamınıistediği şekilde sürdürme ve dış dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramınaindirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdan Anayasa’nın 20. maddesi özel birsosyal hayat sürdürmeyi güvence altına almaktadır (Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).
35. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadeceyalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındakibilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyinkendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması, yayılmaması,bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafınakullanılamaması kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaatibulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğinibelirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).
36. Bu yönüyle özel hayat öncelikle bireylerin kendibireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkileregirebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bumahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgaridüzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyethakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın korunması hakkıbazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,bireylerin mahremiyetlerinin kamusal alanda da bazı koşullar altındakorunmasını mümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).
37. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel hayat”kavramı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça genişyorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan özelliklekaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).
38. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin(Sözleşme) denetim organlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesive gerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamınınbelirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkınınsadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğinserbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamınadâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinseliçerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğunda kuşku yoktur (Serap Tortuk, §35). AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkındasorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerindavranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayatıngizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§47, 48).
39. Anayasa’nın 20. maddesinde, herkesin özel hayatına saygıgösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağıbelirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı,Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvencealtına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanının ve bualanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel yaşamı kapsamındaolduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğininkorunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındadeğerlendirilmektedir (AYM, E.2009/1, K.2011/82, 18/5/2011;E.1986/24, K.1987/8, 31/3/1987).
a. MüdahaleninVarlığı
40. “Disiplinsizlik ve ahlaki durum” sebebiyle TSK’dan ayırmaişlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden, TSK’danayırma kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konusüreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış veilişkilerinin önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında özelyaşamına ait unsurlar gerekçe gösterilerek verilen ayırma (sözleşmeninfeshedilmesi) kararının başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına birmüdahale oluşturduğu açıktır.
b. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
41. Anayasa’nın 20. maddesinde özelhayatın gizliliği hakkı açısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılanbirtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlamanedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırları bulunmakta ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallaradayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada Anayasa’nın 13.maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Eşki,B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).
42. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
43. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hakve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınaraksınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesiçerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundanbelirtilen düzenlemede, yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tümgüvence ölçütlerinin Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamınınbelirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).
44. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddiaedilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerinvar olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.
i. Kanunilik
45. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasayargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale sözkonusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus müdahaleye yetki veren birkanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,§ 36).
46. Başvurucunun uzman erbaş sözleşmesinin feshedilmesiişleminin 3269 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile Uzman Erbaş Yönetmeliği’nin 13.maddesi temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda somut olaydabaşvurucunun özel hayatının gizliliği hakkına yapılan müdahalenin kanuni birdayanağının mevcut olduğu anlaşılmaktadır. AYİM kararının söz konusu Kanunhükümlerine dayandığı anlaşıldığından belirtilen yargısal kararların yeterlibir hukuki temele sahip olduğu görülmektedir.
47. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliğihakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
ii. Meşru Amaç
48. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilatdüzenini devam ettirmek, onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimde çalışmasınısağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıyla tesisedildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısından disiplincezalarının amacı kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetinin gereğigibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir. Disiplincezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların hiyerarşikdüzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211 sayılıKanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak biritaat, astın ve üstün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıcaaskerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazası veidamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağı düzenlenmiştir.
49. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacıkapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibiyürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda disiplinhukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem veeylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi, belirtilen meşrutemellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli birstatüye girmeyi kabul eden kişilerin, sivillere getirilemeyecek bazısınırlamaların askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştankabul ettiklerini söylemek de mümkündür (AtaTürkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §41).
50. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin, askerî disiplininkorunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarlamillî güvenliğin korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 20. maddesiçerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olmave Ölçülülük
51. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özelhayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerinönlenmesidir. Devletin ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkınıetkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü debulunmaktadır. Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleribakımından dahi özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının korunması içingerekli önlemlerin alınması ödevini de içermektedir (Ata Türkeri, § 42).
52. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmaklaberaber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hakve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatıngizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göredemokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, hakkın özüne dokunmamalı,sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlıkbulunmamalı, sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğüsınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özengösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).
53. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikleözel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnaitedbirler niteliğinde olmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek enson önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplumdüzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanındemokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacınayönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsalihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilsedemokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarakdeğerlendirilemez (Ata Türkeri, §44).
54. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veyaidari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıpkarşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımındanyapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idarenin vederece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayatıngizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından“demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygunolduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Ata Türkeri, § 45).
55. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişengeniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayatkavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyalhayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özelliklekamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayatunsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununlabirlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğugibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, §52).
56. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığınaveya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğuzaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamıngizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusuolduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlarayönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddigerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §47).
57. Tesis edilen disiplin işlemlerindeve bu işlemlerin hukuka uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında,bireylerin özel hayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatlarıüzerindeki etkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumlarınişleyişi üzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve buhususlardaki değerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerledesteklenmesi ayrıca tesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş meslekisicilleri ve başarı durumları dikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesigerekir.
58. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesiaçıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınanhaklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran kararalma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyısağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreçbaşvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adilşartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerden yararlandırılmasınıgerektirir (Ciubotaru/Moldova, B. No: 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. veK.M./Birleşik Krallık, B. No: 28945/95, 10/5/2001, § 72).
59. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecindeğerlendirilmesi sonucunda başvurucu hakkında bazı iddialar içeren isimsiz bire-posta alınması üzerine idari tahkikat başlatıldığı görülmüştür. Bu kapsamdaHava Kuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun ifadesinin alındığı ve başvurucununcinsel hayatına dair hususların esas olarak 14/11/2012tarihli ifadesinden öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu ifademetninde, başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığı belirtilmediği gibihangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun da belirtilmemişolduğu ancak başvurucunun kendisine sorulan soruları yanıtladığı, birlikteolduğu kadınlara ilişkin olarak geçmişte flört veya cinsel birliktelik yaşadığıilişkileri açıkladığı ve cinsel hayatına ilişkin hususları içeren ifade metniniimzaladığı anlaşılmıştır.
60. Başvurucu, Hava KuvvetleriKomutanlığı İstihbarat Başkanlığı tarafından herhangi bir disiplin cezasıtehdidi olmayacağına dair güvence verilerek manevi baskı altında ve yanıltıcıbeyanlarla ifadesinin alındığını, aldatma yöntemiyle özel hayatıyla ilgilibilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde edilmeye çalışıldığını ve özelhayatına ilişkin gerçek dışı ve hukuka aykırı gerekçelerle hakkında ayırmaişlemi tesis edildiğini ileri sürmüştür.
61. AYİM Birinci Dairesinin 11/2/2014tarihli ve E.2013/82, K.2014/154 sayılı kararında başvurucunun anılan iddialarıdeğerlendirilmiş ve ifade alma işlemi sırasında başvurucunun iradesinin fesadauğratıldığı, yanıltıldığı ya da ifadesinin hukuka aykırı şekilde yasak yöntemve usullerle alınmış olduğuna dair somut bir bilgi, belge ve kanıt bulunmadığıgerekçesiyle anılan iddialar reddedilmiştir. Ayrıca, bahse konu 14/11/2012 tarihli ifadenin disiplin hukuku çerçevesindedeğerlendirilmek üzere idari tahkikat kapsamında alınmış olduğu ifadeedilmiştir.
62. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadesinin belirli vesomut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusundabilgi verilmeden temin edilmiş olması anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheliduruma getirmektedir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında sorulan sorulardikkate alındığında başvurucunun mesleki hayatını değil özel hayatınıilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığı görülmektedir. Bukapsamda başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyla değil daha çokmahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleri ile ilgili olduğuanlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf konusu ayırma işleminin kapsamı meslekihayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda idarenin veyargısal makamların karar gerekçelerinde, başvurucunun İnternet üzerinden ya dasosyal ortamlardan tanıştığı çok sayıda kadınla birliktelik yaşadığı, ahlakiyönden özenli bir yaşam sürmediği ve karşı cinse düşkünlüğünün bulunduğutespitlerine yer verildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı,sonuç olarak başvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilendavranışların esasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanınadâhil özel yaşam eylemleri olduğu anlaşılmaktadır.
63. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazıözel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesininbaşvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağındanyoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etkioluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiğianlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindekisınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması,başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olmasıgerekir.
64. AYİM kararında da başvurucunun ifade alma işleminin usul veiçerik yönünden hukuka aykırı unsurlar taşıdığı iddialarına rağmen anılanifadenin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği, başvurucunun özelhayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel hayatını geçmiş yıllardan itibarentüm detaylarıyla anlatmasının nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulmadığıgörülmektedir. AYİM tarafından söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilenhususlar dayanak alınmak suretiyle TSK'dan ilişiğin kesilmesi işlemine karşıaçılan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkemekararında başvurucunun özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin meslekihayatı üzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortayakonulmadığı gibi anılan eylemlerin TSK'nın işleyişi üzerindeki etkisi verisklerinin de detaylı şekilde açıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarakkabul edilen delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ilerisürülen iddialar hakkında bir araştırma yapılmadığı görülmüştür.
65. Bu durumda muhakeme sırasında açıkve somut bir biçimde öne sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteolduğu anlaşılan başvurucunun söz konusu iddialarına Mahkemece makul birgerekçe ile yanıt verilmemesi, başvurucunun özel hayatına ilişkin hususlarınmesleği üzerindeki etkisinin açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkınagerekli saygının gösterilmesini adil şartlarda savunabileceği usule ilişkinetkili güvencelerden başvurucunun yararlandırılmaması nedenleriyle AYİMkararının mahremiyet hakkına müdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili veyeterli gerekçe içermediği kabul edilmelidir. Bunun yanında tesis edilen ayırmaişleminin başvurucunun geçmiş sicili ve başarı durumu dikkate alınarakölçülülük yönünden değerlendirilmediği, sınırlama ile ulaşılabilecek genelyarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlanan başvurucunun kaybı arasında adilbir denge gözetilmediği, başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindekisınırlamanın zorunlu ya da istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veyabaşvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olduğuhususunda bir inceleme yapılmadığı ve gerekli özenin gösterilmediği sonucunaulaşılmıştır.
66. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvencealtına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
67. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50.maddesinin “Kararlar” kenarbaşlıklı (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
68. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkındayeniden yargılama yapılması ile lehine 10.000 TL manevi tazminatahükmedilmesini talep etmiştir.
69. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
70. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
71. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebindebulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiasıaçısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminattaleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere AskeriYüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 13/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.