TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
EROL KAPLAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/14284)
Karar Tarihi: 27/6/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 27/7/2018-30491
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Akif YILDIRIM
Başvurucular
:
1. Erol KAPLAN
2. Fazıl Ahmet TAMER
3. Hasan DEMİR
Vekili
:
Av. Mert Er KARAGÜLLE
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, yasak usullerle ve müdafi hazır bulunmaksızınkollukça alınan ifadelere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyleadil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 26/8/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
A. BaşvurucularHakkındaki Yargılama Süreci
9. Başvurucular, yasa dışı bir örgüt olan "Türkiye HalkKurtuluş Partisi (THKP)-Yeniden Kuruluş Birliği/Halkın Kurtuluş Güçleri"ne karşı İstanbul Emniyet Müdürlüğüncedüzenlenen operasyon kapsamında 19/4/1994 tarihinde gözaltına alınmış vesorgulanmak üzere Terörle Mücadele Şubesine götürülmüştür.
10. Yakalama tutanağına göre başvurucular, Zeytinburnu'nda birkahvehanede yakalanmışlardır. Tutanakta ayrıca başvurucuların Fazıl Ahmet Tameryönetimindeki 34 F... 94 plakalı araçtan indikleri, kahvehanede başvuruculardışındaki diğer örgüt mensuplarının da yakalandığı belirtilmiştir. Araçtayapılan aramada üç adet el bombası, üç adet otomatik silah, iki adet tabanca,bol miktarda mermi, iki adet el telsizi, bir adet maske, iki adet maymuncuk veip ele geçirilmiştir.
11. Arama sırasında hazır bulunan Bomba İmha Uzmanı Polis MemuruK.T. başvurucuların yargılanması sırasında alınan beyanında; işini yaptığısırada şüphelilerin orada bulunmadığını, tutanağın Emniyet Müdürlüğündedüzenlendiğini ifade etmiştir. Başka bir kolluk memuru da başvuruculardan HasanDemir'in başka bir yerde (evde) yakalandığını beyan etmiştir.
12. Müdafileri, başvurucular Hasan Demir ve Fazıl Ahmet Tamerile görüşmek için İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığından22/4/1994 tarihinde izin almıştır. Verilen izin, anılan başvurucuların yergösterme için başka bir yerde bulundukları gerekçesiyle yerine getirilmemiştir.
13. Başvuruculara 19/4/1994 ile 27/4/1994 tarihleri arasındabirçok defa yer gösterme işlemi yaptırılmıştır. Müdafileri olmaksızınhazırlanan tatbikatlı ve ifadeli yer gösterme tutanaklarına göre başvurucularisnat edilen birçok yasa dışı eylemi ikrar etmiş; kendilerini ve diğerşüphelileri suçlayıcı beyanlarda bulunmuşlardır.
14. 19/4/1994 tarihli ifadeli teşhis tutanağında belirtilenyerde (başvurucular Hasan Demir ve Erol Kaplan tarafından kullanıldığı iddiaedilen evde) yapılan aramalarda tabanca ve örgütsel dokümanlar bulunmuştur.Örgüt tarafından depo olarak kullanıldığı iddia edilen yerde 20/4/1994 ve26/4/1994 tarihlerinde yapılan aramalarda ise çok sayıda patlayıcı madde,tabanca, mermi ve örgütsel doküman ele geçirilmiştir. Anılan aramabaşvurucuların yer göstermeleri sonucu yapılmıştır.
15. Başvurucu Hasan Demir, kollukta yer gösterme sırasındaalınan beyanlarının dışında ayrıca ifade vermemiş; diğer başvurucular kolluktaayrıca verdikleri ifadelerinde üzerlerine atılı suçlamaları kabul etmiştir.Başvurucuların ifadeleri; hakları hatırlatılmadan, müdafileri olmaksızınalınmıştır.
16. Başvurucu Fazıl Ahmet Tamer ve Erol Kaplan İstanbul DGMBaşsavcılığındaki 2/5/1994 ve DGM Sorgu Hâkimliğindeki 3/5/1994 tarihliifadelerinde suçlamaları inkâr ederek kolluk ifadelerinin ve tutanakiçeriklerinin doğru olmadığını beyan etmiştir. Diğer başvurucu ise DGMBaşsavcılığı ve Sorgu Hâkimliğinde aynı tarihlerde alınan ifadelerinde, tutanakiçeriklerinin doğru olmadığını belirtmiştir. Müdafileri hazır bulunmaksızınbaşvurucuların ifadeleri alınmıştır.
17. Başvurucular 3/5/1994 tarihinde tutuklanmış ve 30/5/2001tarihinde tahliye edilmiştir.
18. Başvurucular hakkında anayasal düzeni zorla değiştirmeyekalkışma suçunu işlediklerinden bahisle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının11/7/1994 tarihli iddianamesiyle İstanbul 4 No.lu DGM'de (E.1994/457) kamudavası açılmıştır. İddianamede başvurucuların örgütsel konumlarına ilişkinolarak;
i. Başvurucu Hasan Demir'in örgütün siyasi sorumlusu ve lideriolduğu, örgüt adına çok sayıda eylemi planlayıp bu eylemlerin talimatınıverdiği, sahte kimlikle hücre evinde diğer başvurucu Erol Kaplan ile birliktekaldığı, on adet silahlı yağma, hırsızlık ve hırsızlığa kalkışma eylemigerçekleştirdiği,
ii. Başvurucu Fazıl Ahmet Tamer'in örgütün basın yayın ve deposorumlusu olduğu, kaldığı yerde 6/5/1992 tarihinde yapılan aramada çok sayıdaörgütsel doküman ele geçirildiği, örgüt adına on beş adet hırsızlık, hırsızlığateşebbüs, patlayıcı madde atma, silahlı yağmaya teşebbüs eylemine katıldığı,
iii. Başvurucu Erol Kaplan'ın örgütün kurucu üyelerinden olduğu,değişik kod adları kullandığı, örgüt adına bildiri dağıtma, silahlı ve askerîeğitim alma, örgüt adına yirmi dokuz adet hırsızlık, pankart asma, silahlıçatışma, silahlı yağma, patlayıcı madde atma, bildiri dağıtma eyleminekatıldığı iddia edilmiştir.
19. Başvuruculara isnat edilen eylemlerin bir kısmı şöyledir:2/11/1990 tarihinde Şişli ilçesindeki T. T. Bankasından hırsızlık, 13/12/1990tarihinde Üsküdar’daki T. H. Bankası Şubesinde hırsızlık, 17/10/1991 tarihindeEminönü ilçesindeki E. Şubesine patlayıcı madde koyma, 30/12/1991 tarihindeBeşiktaş ilçesindeki S... Oteli oto garajına patlayıcı madde koyma, 29/6/1991tarihinde Bursa Gemlik İlçesi A. Şirketi deposunda silahlı gasp.
20. 16/6/2004 tarihli ve 5190 sayılı Ceza Muhakemeleri UsulüKanununda Değişiklik Yapılması ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin KaldırılmasınaDair Kanun'un geçici 1. maddesi ile devlet güvenlik mahkemelerinin görev veyetkilerine son verilmiş; aynı Kanun'un geçici 2. maddesi gereğince başvurucuhakkındaki yargılama, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir.
21. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK mülga 250. madde ilegörevli) anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs etme suçunuişlediklerinden bahisle 27/4/2007 tarihinde başvurucuların mahkûmiyetine kararvermiştir. Anılan karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 13/2/2008 tarihlikararıyla bozulmuştur.
22. Başvurucular bozma sonrası yapılan yargılama sonundaİstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/5/2012 tarihli kararıyla TürkiyeCumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veyailgaya teşebbüs suçundan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk CezaKanunu'nun 146. maddesi gereğince müebbet hapis cezasına mahkûm edilmişlerdir.İlk derece mahkemesi başvurucuların ikrarları, yer gösterme ve aramatutanakları, ele geçirilen silahlar, teşhis tutanakları, ekspertiz raporları vediğer sanıkların ifadelerini bütün olarak değerlendirerek sanıkların isnatedilen eylemleri işlediğine dairkesin kanaateulaştığını gerekçesinde ifade etmiştir.
23. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığınca düzenlenen 21/3/2014 tarihli ve 2012/287540 numaralı tebliğname şöyledir:
"19. 04.1994 tarihinde sanıklarıniçerisinde bulundukları 34 F... 94 plakalı araçta yakalanan çeşitli cins vemiktarda patlayıcı madde ve tabanca, 19.04.1994 tarihli ifadeli teşhistutanağında belirtilen yerde Hasan Demir [başvurucu] ve Erol Kaplan [başvurucu]tarafından kullanılan örgüt evinde yapılan aramalarda ele geçirilen tabanca veörgütsel dökumanlar, sanıklarca depo olarakkullanılan yerde 20.04.1994 ve 26.04.1994 günü yapılan aramada ele geçirilençok sayıda patlayıcı madde, otomatik tabanca, tabanca, mermi, patlayıcı maddeve örgütsel dökümanların ele geçirildiği sabit isede; sanıkların yakalandıkları ve gözlem altına alındıkları 19/04/1994 tarihliZeytinburnu ilçesi [İ.] Bankası şubesini soyma girişiminin vahamet arz eden bireylem olarak kabul edilememesi yanında henüz icraiişlemlere başlanılamaması nedeniyle sanıkların atılı hırsızlık eylemindensorumlu tutulmalarının mümkün olmaması, bunun dışında mahkemece numara verilmeksuretiyle belirtilen vahamet arz eden eylemleri ise sanıkların gerçekleştirdiklerineilişkin olarak herhangi bir görgü şahidi, parmak izi ya da başkaca delilbulunduğuna ilişkin dosyada mahkumiyete yeterli her türlü kuşkudan uzak kesinve inandırıcı delile rastlanmadığı, sanıklar aleyhine vahamet arz eden eylemolarak sadece 29.06.1991 tarihinde Bursa ili Gemlik ilçesi [A.] şirketine aitişyerinden patlayıcı madde gasp edilmesi olayına ilişkin olarak beyanları hükmeesas alınan tanıklar [İ.K.] ile [R.Ö.nün] ifadeliteşhis tutanaklarının dosya arasında bulunduğu, sanıkların ise 26.04.1994tarihli sanıklar Fazıl Ahmet Tamer [başvurucu] ve Erol Kaplan'a [başvurucu] aittatbikatlı yer gösterme tutanağı, yine aynı tarihli sanık Erol Kaplan ve FazılAhmet Tamer'e ait yer gösterme tutanağı, 23.04.1994 -25.04.1994 ve 26.04.1994tarihli sanıklar Erol Kaplan'a ait yer gösterme tutanakları ile avukatyardımından faydalandırılmaksızın verdikleri kolluk beyanlarını baskı altındaverdiklerini, işkenceye maruz kaldıklarını beyan etmeleri, (sanık ErolKaplan'ın ise kollukta beyanda bulunmadığına ilişkin 15.07.1997 tarihlitutanak), bunun dışında beyanı hükme esasa alınan tanıklar [İ.K.] ile [R.Ö.nün] kollukta önce [T.D.]isimli bir şahsı teşhisetmeleri (daha sonra tanık [İ.K.] hakkında Bursa Ağır Ceza Mahkemesinin1995/265 esas sayılı dosyasında yalan tanıklıktan dolayı dava açılması, [T.D.]isimli şahsın ise Bursa 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 1993/135 esas sayılıdosyasında gasp suçundan yargılanıp beraat etmesi) daha sonra 23.04.1994tarihli ifadeli teşhis tutunağında ise Hasan Demir veErol Kaplan'ı teşhis ettiklerine ilişkin kollukta alınan beyanlarından dönüptanık [İ.K.nın] 22.01.1997 tarihli duruşmadahuzurdaki sanıkları tanımadığını, daha önce hiç görmediğini, polis kendisiniçağırdığında kendisini "budur" diyerek zorladığı için beyanda bulunduğunubeyan etmesi, savcılık ve mahkeme beyanları arasında bariz çelişkilerbulunması, beraber teşhiste bulunduğu diğer tanık [R.Ö.nün]ise 26.03.1997 tarihli beyanında "kimseyi teşhis edemediğini, sadece olayyerine üç kişinin geldiğini beyan ettiğini, emniyette budur diye baskıyaptıkları için beyanda bulunduğunu, huzurda bulunan sanıkları tanımadığınıdaha önce hiç görmediğini" beyan etmesi, dosyada bulunan raporlar, Avrupaİnsan Hakları Mahkemesinin 19028/02 nolu başvurusuüzerine vermiş olduğu 24/07/2007 tarihli sanıkların işkenceye maruzkaldıklarına ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3.maddesinin ihlaledildiğine ilişkin kararı ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında söz konusubeyanlar ve teşhis tutanaklarının anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüssuçu bakımından hükme esas alınmasının mümkün olmaması karşısında; sanıklarıneylemlerinin suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nın 168/1-2,264/4-5-8 ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçlarını oluşturması, daha sonrayürürlüğe giren mevzuat hükümleri ile lehe değerlendirmenin yapılması suretiylecezalandırılmaları yerine suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekildeanayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs etme suçundan mahkumiyetlerinekarar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyizitirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden res'ende temyize tabi olan hükmün BOZULMASI ... Tebliğ olunur."
24. Başvurucuların kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay 9. CezaDairesi, 13/6/2014 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.
25. Başvurucular onama kararından 31/7/2014 tarihinde haberdarolmuşlardır.
26. Başvurucular 26/8/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
B. Başvurucular HakkındaDüzenlenen Sağlık Raporları
27. İddialarına göre başvurucular, gözaltı sırasında kötümuameleye uğramış ve günlerce uykusuz bırakılmıştır. Başvurucular, gözaltı sonaerdiğinde ve sonrasında birçok defa sağlık muayenesinden geçirilmiş vehaklarında adli raporlar düzenlenmiştir.
1. Başvurucu Fazıl AhmetTamer Yönünden
i. Başvurucu hakkında İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünün2/5/1994 tarihinde düzenlediği sağlık raporunda, başvurucunun iki kolunda ağrıve his kaybı olduğu belirtilmiş; üç gün iş göremezlik sonucuna varılmıştır.
ii. Bayrampaşa Ceza İnfaz Kurumu Tabipliğinin 4/5/1994 tarihliraporunda; başvurucunun vücudunda boyun her iki omuz, sırt, göğüs ve elbileklerinde yaygın ağrı, her iki omuzda hassasiyet ve kızarık alanlar, omuzeklem hareketlerinde ve el bilek hareketlerinde kısıtlılık, ön kolhareketlerinde güçsüzlük, sol el bileğinde belirgin olmak üzere his ve motorkusuruna yer vermiştir.
iii. Başvurucu gözaltına alınmasından sorumlu polis memurlarıaleyhinde başlatılan soruşturma kapsamında 11/2/2000 tarihinde tekrar muayeneedilmiştir. Başvurucu 1994 yılındaki gözaltı sırasında askı ve dayak gibiişkencelere maruz kaldığını, bunun da dört ay boyunca kollarında güç kaybına vesol elde his kaybına neden olduğunu ifade etmiştir. Yapılan bu muayenesonucunda başvurucuya on beş gün iş göremezlik raporu verilmiştir.
iv. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. İhtisas Kurulu tarafından20/12/2000 tarihinde düzenlenen raporda, başvurucunun hayati tehlikesininbulunmadığı ve kollarında tespit edilen lezyonların iddia edildiği gibikollarından asılmasından kaynaklanmış olabileceği sonucuna varılmıştır.
2. Başvurucu Hasan DemirYönünden
i. Başvurucu hakkında İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünün2/5/1994 tarihinde düzenlediği sağlık raporunda, her iki kolda his kaybı veağrının bulunduğuna yer verilmiştir. Ayrıca başvurucunun sol ön kolundakabuklaşmış 2 cm çapında bir lezyon, ekimoz ve alnınsol kısmında üç beş günlük, mor renkli 1 cm çapında ödem tespit edilmiştir.Adli raporda, bu yaraların başvurucunun hayatını tehlikeye sokmadığını ancakbeş günlük iş göremezlik raporunun verilmesini gerektirdiği sonucunavarılmıştır.
ii. Bayrampaşa Ceza İnfaz Kurumu Tabipliği tarafından hazırlanan4/5/1994 tarihli raporda; başvurucunun her iki omzunda, dirsek bölgesinde,göğüste yaygın hassasiyet, her iki kolda güçsüzlük, sol başparmakta uyuşukluk,yüzde iyileşmeye başlamış 2-3 cm'lik lezyon, soldirsekte eritemli lezyon, sağ elde kabuklu lezyon,dirsek eklemi hareketlerinde kısıtlılık, güçsüzlük, vücudun farklı yerlerindeağrı saptandığı belirtilmiştir.
iii. Ceza İnfaz Kurumu Tabipliği tarafından başvurucu hakkında12/5/1994 tarihinde düzenlenen başka bir raporda; başvurucunun vücudunda hâlen solkoltuk altı bölgede 2x1 cm'lik ciltte soyulmagösteren, etrafı kızarık lezyon, sırtta sol kürek kemiği orta iç alanda 2 cm'lik çizgisel iyileşmeye başlamış sıyrık, omurga üzerinde3x2 cm'lik bölümde kabuğu soyulmaya başlamış ekimozlar tespit edildiği ifade edilmiştir. Bu rapordaayrıca sol el üzerinde, içinde ve sağ ayakta değişik boylarda yara, her ikiomuz, sol ve sağ el özellikle başparmakta uyuşukluk, hissizlik olduğu, anılanyaraların başvurucunun hayatını tehlikeye sokmadığı ancak on günlük iş göremezlikraporu verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
iv. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu tarafından13/10/2000 tarihinde düzenlenen raporda, başvurucunun hayati tehlikesininbulunmadığı ve kollarında tespit edilen lezyonların iddia edildiği gibiyumrukla da husulünün mümkün olduğu sonucuna varılmıştır.
3. Başvurucu Erol KaplanYönünden
i. Başvurucu hakkında İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünün2/5/1994 tarihinde düzenlediği sağlık raporunda; başvurucunun sol omuz vedizinde sıyrıklar bulunduğu, anılan yaraların başvurucunun hayatını tehlikeyesokmadığı ancak bu durumun kendisine beş günlük iş göremezlik raporuverilmesini gerektirdiği belirtilmiştir.
ii. Bayrampaşa Ceza İnfaz Kurumu Tabipliği tarafından hazırlanan4/5/1994 tarihli raporda; sol kolda uyuşukluk ve hareket kısıtlılığı, sol diz anterior yüzünde 3-4 cm’lik ekimotik lezyonlar, sol ayak bileği üzerinde belirginlezyonlar bulunduğunun tespit edildiği ifade edilmiştir.
iii. Eyüp Adli Tıp Şube Müdürlüğünün başvurucu hakkında11/5/1994 tarihinde düzenlediği raporda; başvurucunun sol omuz, sol kol ve eldeağrı ve hareket kısıtlılığı, uyuşma ve karıncalanma, aktif hareketlerinde ileriderecede kısıtlılık, sol omuz başında köprücük kemiği orta bölümünde inceçizgili kabukları düşmüş sıyrıklı yara, belde 2-3 cmarasında değişen ekimozlu lezyon, göğüs kafesi sağyanda şiddetli ağrı, sol diz altta iyileşmeye başlamış yara, sol ayaktaiyileşmeye başlamış yara saptanmış ve bu durumun kendisine on günlük işgöremezlik raporu verilmesini gerektirdiği belirtilmiştir.
iv. Polis memurları aleyhinde başlatılan ceza davasında AğırCeza Mahkemesinin talebi üzerine Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulutarafından düzenlenen 13/10/2000 tarihli raporda, 2/5/1994 ve 4/5/1994 tarihliraporlarda belirtilen erezyonların künt travma ile meydana gelmiş olduğu ifade edilmiştir.
C. Gözaltında KötüMuamele Yapıldığı İddiasıyla Başlatılan Yargılama Süreci
28. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 21/6/1994 tarihinde,başvurucuların gözaltına alınmasından sorumlu sekiz polis hakkında işkenceyaptıkları iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda Terörle MücadeleŞubesindeki birçok polis memuru sorgulanmıştır. Söz konusu polis memurlarıverdikleri beyanlarda, başvuruculara kötü muamele yapıldığı iddiasını kabuletmemiştir.
29. Başvurucular 6/12/1994 tarihinde polislerden şikâyetçiolmuşlardır.
30. Yargılama sonunda sanıklar hakkında açılan kamu davalarının-dava zamanaşımının gerçekleştiği gerekçesiyle- ortadan kaldırılmasına kararverilmiştir. Anılan karar 27/5/2004 tarihinde kesinleşmiştir.
D. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi Süreci
31. Başvurucular, gözaltı sırasında polis karakolunda işkence vekötü muameleye maruz kaldıklarını ve şikâyetlerini sunmak için etkili birbaşvuru yolunun bulunmadığını belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin(Sözleşme) 3. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürerek Avrupa İnsanHakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuşlardır.
32. AİHM, anılan başvuruda Sözleşme'nin 3. madddesininhem esas hem de usul yönünden ihlal edildiğine karar vermiştir (Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri/Türkiye, B.No: 19028/02, 24/7/2007). İlgili kararda AİHM; gözaltından sonra başvurucularındurumu hakkında kesin ve birbiriyle uyumlu bilgiler içeren sağlık raporlarınınortaya koyduğu gibi başvurucuların tamamen kendilerini sorgulayan kişilerininsafına bırakıldıklarını, vücutlarındaki yaraların kaynağı konusunda iknaedici bir açıklamanın bulunmadığını, tarafların sunduğu delil unsurlarıylaişkenceye maruz kaldıklarının doğrulandığını belirterek Sözleşme'nin 3.maddesinin esas bakımından ihlal edildiğini, Ağır Ceza Mahkemesinin dosyanınzamanaşımına uğradığı gerekçesiyle yargılamaya son vermesi nedeniyle deSözleşme'nin 3. maddesinin usul açısından da ihlal edildiğini belirtmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
33. Olay tarihinde yürürlükte olan 4/4/1929 tarihli ve 1412sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135. maddesi şöyledir:
“Zabıtaamir ve memurları ile Cumhuriyet Savcısı tarafından ifade almada ve hâkimtarafından sorguya çekilmede aşağıdaki hususlara uyulur:
1. İfade verenin veyasorguya çekilenin kimliği tesbit edilir. İfade verenveya sorguya çekilen kimliğe ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakzorundadır.
2. Kendisine isnat edilensuç anlatılır.
3. Müdafi tayin hakkınınbulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayinedilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımındanyararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayıgeciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazırbulunacağı bildirilir; yakınlarından istediğine yakalandığını duyurabileceğisöylenir.
4. İsnad edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğusöylenir.
5. Şüpheden kurtulmasıiçin somut delillerinin toplanmasını talep edebileceği hatırlatılır ve kendisialeyhine var olan şüphe sebeplerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususlarıileri sürmek imkanı verilir.
6. İfade verenin veyasorguya çekilenin şahsi halleri hakkında bilgi alınır.
7. İfade veya sorgu birtutanakla tesbit edilir. Bu tutanakta;
a) İfade verme veyasorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih,
b) İfade verme veyasorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifadeveren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği,
c) İfade vermenin veyasorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, buişlemler yerine getirilmemiş ise sebepleri,
d) Tutanak içeriğininifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu veimzalarının alındığı,
e) İmzadan imtina halindebunun nedenleri yer alır.”
34. 1412 sayılı mülga Kanun’un 135/A maddesi şöyledir:
“İfadeverenin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyicinitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedenselcebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veyaruhi müdahaleler yapılamaz.
Kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez.
Yukarıdaki fıkralarda belirtilen yasakyöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahi delil olarakdeğerlendirilemez.”
35. 1412 sayılı mülga Kanun’un 136. maddesi şöyledir:
“Yakalanankişi veya sanık, soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin yardımından faydalanabilir. Kanuni temsilcisivarsa o da yakalanana veya sanığa bir müdafi seçebilir.
Zabıta amir ve memurları tarafından yapılacaksorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafi hazır bulunabilir. CumhuriyetSavcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.
Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmaküzere, soruşturmanın her safhasında müdafiin,yakalanan kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanındaolma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.”
36. 1412 sayılı mülga Kanun’un 138. maddesi şöyledir:
“Yakalanankişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse talebihalinde baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi veyasanık onsekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veyadilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafi’de bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine müdafitayin edilir.”
37. 765 sayılı mülga Kanun’un 146. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“TürkiyeCumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir vetebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men’ecebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkumolur.”
38. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun"İfade alma ve sorguda yasak usuller"kenar başlıklı 148. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Şüphelinin vesanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötüdavranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma,bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.
...
(3)Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarakdeğerlendirilemez."
39. 5271 sayılı Kanun'un "Delilleritakdir yetkisi" kenar başlıklı 217. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"Yüklenen suç, hukukauygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir."
40. Başvurucuların gözaltında bulunduğu sırada yürürlüktebulunan 16/6/1983 tarihli ve 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluşve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 16. maddesi şöyledir:
“DevletGüvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda yakalanan veya tutuklananşahıs, yakalama veya tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi içinzorunlu süre hariç en geç kırksekiz saat içinde hakimönüne çıkarılır ve sorguya çekilir.
Üç veya daha fazla kişinin bir suça iştirakisuretiyle toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veyafail sayısının çokluğu ve benzeri nedenlerle Cumhuriyet savcısı, bu sürenindört güne kadar uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Soruşturma bu süredesonuçlandırılmazsa Cumhuriyet savcısının talebi ve hakim kararı ile süre yedigüne kadar uzatılabilir.
Anayasanın 120 ncimaddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde yakalanan veyatutuklanan kişiler hakkında ikinci fıkrada yedi gün olarak belirlenen süreCumhuriyet savcısının talebi ve hakim kararıyla on güne kadar uzatılabilir.
Tutuklu bulunan sanık, müdafiiile her zaman görüşebilir. Hakim tarafından gözaltı süresinin uzatılmasınakarar verildikten sonra gözaltında bulunan kişi hakkında da aynı hükümuygulanır.”
41. Başvurucuların gözaltında bulunduğu sırada yürürlükte olan 18/11/1992tarihli ve 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“BuKanunun 4, 5, 6, 7, 9, 12, 14, 15, 18, 19, 20 ve 22 ncimadde hükümleri Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlardauygulanmaz. Bunlar hakkında 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun budeğişiklikten önce yürürlükte olan eski hükümleri değiştirilmeden öncekihalleriyle uygulanır."
2. Yargı Kararları
42. Yüce Divanın 19/12/2012 tarihli ve E.2011/1, K.2012/1 sayılıkararında konuya ilişkin şu ifadelere yer verilmiştir:
“Çağdaşhukuk sistemlerinde, hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında hükme esasalınıp alınamayacağı hususunda iki ayrı görüş bulunmaktadır. Bunlardanbirincisine göre, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasındaki kamu yararı ilekişinin hukuka aykırı olarak delil toplanması sırasında ihlal edilen hakkınındengelenmesi, kamu yararının ağır basması hâlinde hukuka aykırı olaraktoplanmış olan delillerin hükme esas alınması, aksi hâlde bunların hükme esasalınmaması gerekir. İkinci görüşe göre ise delillerin hukuka aykırı olaraktoplanması sırasında kişilerin temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilipedilmediği, maddi gerçeğin araştırılmasındaki kamu yararının ağırlığı dikkatealınmaksızın elde edilen hukuka aykırı deliller hükme esas alınmamalıdır.
Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında,'Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak değerlendirilemez.';5271 sayılı Kanun’un 217. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, 'Yüklenen suç,hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir'denilmiştir. Aynı Kanun’un 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ortayakonulması istenilen bir delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olmasıhâlinde reddolunacağı; 230. maddesinde (1) numaralıfıkrasında ise mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilendelillerin belirtileceği, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırıyöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterileceği kuralabağlanmıştır. Söz konusu kurallar dikkate alındığında, hukukumuzda toplanmalarısırasında kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilip edilmediğinebakılmaksızın hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında kullanılmasıyasaklanarak ikinci görüşün benimsendiği anlaşılmaktadır. Bununla birliktedoktrinde ve kimi Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında belirtildiği üzere,delillerin toplanması için yapılan işlemlerin geçerliliğini etkilemeyen şekleilişkin basit usul hatalarının bu kapsamda değerlendirilmemesi gerekir…”
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi
43. Sözleşme'nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
''1. Herkes davasının, …cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecekolan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil vekamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...
…
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdakiasgari haklara sahiptir:
…
c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği birmüdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmakiçin gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi içingerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarakyararlanabilmek;''
2. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi İçtihadı
a. Müdafi YardımındanYararlanma Hakkı Yönünden
44. AİHM'e göre Sözleşme'nin 6.maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi kapsamında suç isnadı altında bulunankişi, savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisinibizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma, bir müdafi tayinetme olanağından yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürseresen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla suçisnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması istenemez (Pakelli/Federal Almanya, B. No: 8398/78,25/4/1983, § 31). Bir suçla itham edilen herkesin avukat yardımından etkili birşekilde yararlanma hakkı, mutlak bir hak olmamakla beraber adil yargılanmailkesinin temel özelliklerinden birini oluşturmaktadır (Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008, § 51).
45. Kendini suçlamama hakkı, kamu makamlarınınşüphelinin/sanığın arzusu hilafına baskı ve zorlama metotları ile elde edilendelillere başvurmadan iddialarını ispat etmelerini öngörmektedir (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006,§ 100; Salduz/Türkiye, § 54). AİHM, soruşturmaevresindeki ikrarın kötü muamele veya işkence altında verildiği belirtilerekhâkim önünde reddedilmesi hâlinde bu konu irdelenmeden esasa geçilerek ikrarındayanak olarak kullanılmasını bir eksiklik olarak değerlendirmiştir (Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95,19/6/2003, § 91). Bu kapsamda ikrarın hiç kimseyle görüşülmesine izinverilmeyen ve uzun süren bir gözaltı sırasında yapılmış olması gibi hususlar dagözönünde bulundurulmalıdır (Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya [GK], B. No: 10590/83,6/12/1988, § 87).
46. İlke olarak şüpheliyegözaltınaalındığı ya da tutuklandığı andan itibaren avukat yardımından yararlanma imkânısağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye,B. No: 7377/03, 13/10/2009, § 31). Diğer taraftan AİHM; kolluk tarafından ifadealınma aşamasını da kapsayan müdafi yardımından yararlanma hakkının geçerli birnedene dayanılarak kısıtlanabileceğini, bu durumda somut olay açısındanyargılamanın bütününe bakılarak söz konusu kısıtlamanın adil yargılanmaya engelolup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir (John Murray/BirleşikKrallık [BD], B. No: 18731/91, 8/2/1996, § 63; Magee/Birleşik Krallık,B.No: 28135/95, 6/6/2000, § 41).
47. Bu bağlamda AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin ne lafzı ne deruhunun başvuranın iradi olarak açık ya da örtülü biçimde adil yargılanmahakkının sağladığı güvencelerden vazgeçmesini engellemediğini belirtmektedir (Aksin ve diğerleri/Türkiye, B. No:4447/05, 1/10/2013, § 48). Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafiyardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için hertürlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığınıngerektirdiği asgari garantileri içermesi gerekir (Salduz/Türkiye, § 59).
48. AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da resenücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişininolanağının olmaması yanında ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlüktenmahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı avukatyardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96, 27/3/2007,§§ 55, 56).
b. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkı Yönünden
49. AİHM, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının -cezamuhakemesini ilgilendiren boyutunda- savunma hakkı ile bağlantılı olduğunu vurgulamaktave delillerin kabul edilebilirliği ile ilgili olarak somut davada kullanılandelillerin sanığın hazır bulunduğu duruşmada silahlarıneşitliği ve çelişmeli yargılamailkeleri gözetilerek tartışılıp tartışılmadığını ya da söz konusu delillerin yargılamanınbir bütün olarak adil olup olmamasına etkisini değerlendirmektedir (Tamminen/Finlandiya, B. No: 40847/98, 15/6/2004,§§ 40, 41; Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya, §§ 67, 68, 81-89). Delil sunmakveya bazı belgeleri istemek gibi davanın taraflarının inisiyatifine bırakılankonularda dahi mahkemenin gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için Sözleşme’nin 6.maddesinin (1) numaralı fırkasındaki hakları güvence altına alma pozitifyükümlülüğü bulunduğuna değinilmektedir (Barbera,Messegue ve Jabardo/İspanya,§§ 76-78).
50. AİHM, bariz bir şekilde keyfî olmadıkça belirli bir kanıttürünün -iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da dâhilolmak üzere- kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçluolup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifadeetmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzereyargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme’dekibir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini incelemekonusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya, § 95; Ramanauskas/Litvanya [BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008,§ 52; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699).
51. AİHM’e göre iç hukukta yeterlihukuki temeli bulunmadan veya hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmişmateryallerin yargılamada kanıt olarak kullanılması kural olarak -başvurucuyagerekli usule ilişkin güvencelerin sağlanmış olması ve materyalin baskı,zorlama ve tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek yöntemlerle elde edilmemişolması şartıyla- Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adilyargılanma standartlarına aykırılık oluşturmaz (Chalkley/Birleşik Krallık (k.k.), B. No:63831/00, 26/9/2002).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
52. Mahkemenin 27/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Müdafi YardımındanYararlanma Hakkıyla Bağlantılı Olarak Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
53. Başvurucular; yargılamanın hakkaniyete uygun şekildeyürütülmediğini, gözaltında avukata erişim imkânından yararlandırılmadıklarısırada baskı ve işkence altında imzalanan ancak içeriği kabul edilmeyenifadelere/tutanaklara dayanılarak mahkûmiyet kararı verildiğini belirtmektedir.
54. Bakanlık görüş yazısında;Salduz/Türkiye kararına atıfla işkence vekötü muamele sonucu elde edilen ikrarların kullanılmasının yargılamanınadilliğini zedeleyeceği ancak Mahkemenin kanaatini olay yeri krokileri,tutanaklar, ifadeler ve ele geçirilen materyallerin oluşturduğu belirtilmiştir.
55. Başvurucular başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.
2. Değerlendirme
56. Anayasa’nın 36. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
57. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının müdafiyardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanmahakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
58. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adilyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
59. Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeğin ortayaçıkarılmasıdır. Ancak bu amacın gerçekleştirilmesi için yapılan araştırmafaaliyetleri sınırsız değildir. Maddi gerçeğin hukuka uygun bir şekilde ortayaçıkarılması, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi için gereklidir.Bu bakımdan ceza yargılamasında hukuka uygun yöntemlerle delil elde edilmesi,hukuk devletinin temel ilkelerinden sayılmaktadır. Bu kapsamda Anayasa'nın 38.maddesinin altıncı fıkrasında da kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgularındelil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır (Orhan Kılıç [GK], B. No: 2014/4704,1/2/2018, § 42).
60. Anayasa'nın 36. maddesine adilyargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nintarafı olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan adilyargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. NitekimSözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında hakkaniyete uygun yargılanmahakkı düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarıncadeğerlendirme yaptığı birçok kararında kanuni bir temele dayanmadan veya hukukaaykırı şekilde elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasıyla ilgili olarakileri sürülen iddiaları, adil yargılanma hakkının güvencelerinden olanhakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelemektedir. Anayasa'nın 36.maddesi kapsamında bu konuda yapılan değerlendirmelerde Anayasa’nın 38.maddesinin altıncı fıkrası da dikkate alınmaktadır (Orhan Kılıç, § 43).
61. Ancak bireysel başvuruya konu davadaki eylemlerinkanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin kabuledilebilirliği ve değerlendirilmesi ile uyuşmazlığa derece mahkemeleritarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuruincelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Dolayısıyla somut başvuruylailgili olarak Anayasa Mahkemesinin rolü, derece mahkemelerince yapılandeğerlendirmelerin ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemekdeğildir. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme vegösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisiesasen derece mahkemelerine aittir (OrhanKılıç, § 44).
62. Bu yönüyle Anayasa Mahkemesinin görevi, belirli delilunsurlarının hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediğini tespit etmekdeğildir. Anayasa Mahkemesinin görevi, hukuka aykırı olduğu ilk bakıştaanlaşılabilen veya derece mahkemelerince hukuka aykırı olduğu tespit edilendelillerin yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanılıpkullanılmadığını ve bu hukuka aykırılığınbir bütün olarak yargılamanın adil olup olmamasına etkisini incelemektir (Yaşar Yılmaz, B. No: 2013/6183,19/11/2014, § 46).
63. Bu konuda değerlendirme yapılırken delillerin elde edildiğikoşulların onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurupdoğurmadığının da dikkate alınması gereklidir (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 60). Bununla birlikteişkence ve kötü muamele gibi yasak yöntemlerle elde edilen delillerinmahkûmiyet hükmüne varılırken kullanılması adil yargılanma hakkını ihlaletmektedir. Zira işkence ve kötü muamele sonucunda elde edilen delillerin kabuledilebilirliğine karar verilmesi, mutlak surette yasaklanan işkence ve kötümuameleye yönelik bir tolerans olarak değerlendirilme ve bu noktada ilgili kamugörevlerinin bu yöntemlere başvurmalarını teşvik gibi sonuçlar doğurabilir (Güllüzar Erman, § 64 ).
64. Diğer taraftan ceza yargılamasında savunma haklarınıngüvence altına alınması demokratik toplumun temel ilkelerindendir (Erol Aydeğer, B.No: 2013/4784, 7/3/2014, § 32). Savunma, ceza adaletinin hakkaniyete uygungerçekleşmesini sağlamaktadır. İddiaya karşı savunma hakkı tanınmadığı sürecesilahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun muhakeme yapılmasıve maddi gerçeğe ulaşılması da mümkün değildir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, B. No: 2014/12002,8/12/2016,§69; Yavuz Arslan, B. No:2014/16433, 09/11/2017, § 47).
65. Savunma hakkının sağladığı güvenceleresasen adil yargılanma hakkı içinde yer almaktadır. Savunma hakkı,hukuk devleti ilkesinin gereklerinden ve adil yargılanma hakkının önemligüvencelerinden biri olması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde açıkça ifadeedilmiştir. Bu nedenle savunma hakkının sağlanmadığı bir yargılamanın adilolduğundan söz edilemez (Yusuf Karakuş vediğerleri, § 70; Yavuz Arslan, §48).
66. Şüpheli ve sanığa salt savunma hakkının tanınması yeterlideğildir. Şüpheli ve sanığın savunma için Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilenmeşru vasıta ve yollardanyararlandırılması da gerekir. Şüpheli ve sanık için Anayasa'nın 36. maddesindesözü edilen meşru vasıta ve yollardan en önemlisi müdafi yardımındanyararlanmaktır. Diğer bir ifadeyle müdafi yardımından yararlanma hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen "meşruvasıta ve yollar" kavramının kapsamındadır. Bu itibarla müdafiyardımından yararlanmanın adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğine dâhil vebu hakkın doğal sonucu olduğu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla suç isnadıaltındaki kişi, adil yargılanma hakkı kapsamında kendisini bizzat savunma veyaseçeceği bir müdafinin yardımından yararlanma hakkına sahiptir (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 72; Yavuz Arslan, § 49).
67. Anılan hakkın ilke olarak şüphelinin kolluk tarafından ilkkez sorgulanmasından itibaren sağlanması gerekir. Şüpheliye kolluk tarafındanilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkı sağlanması, kendisinisuçlamama ve susma hakları yanında genel olarak da adil yargılanma hakkınınetkili bir koruma işlevine sahip olması bakımından gereklidir. Çünkü bu aşamadaelde edilen deliller, yargılama sırasında söz konusu suçun hangi çerçevede elealınacağını belirlemektedir. Özellikle delillerin toplanması ve kullanılmasıaşamasında cezai yargılamaya ilişkin mevzuat giderek daha karmaşık hâlegeldiğinden şüpheliler, ceza yargılamasının bu evresinde kendilerini savunmasızbir durumda bulabilir. Belirtilen savunmasızlık hâli ancak bir müdafinin hukukiyardımı ile gereği gibi telafi edilebilir (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1138, 27/10/2015, §§118, 135; Sami Özbil,B. No: 2012/543, 15/10/2014, § 64).
68. Sanık, olay hakkında doğrudan doğruya bilgiye sahiptir.Dolayısıyla sanığın beyanlarının olayın aydınlatılması bakımından son dereceönemli bir delil niteliğinde olduğu açıktır. Bu bakımdan suç isnadı altındakikişinin müdafii hazır bulunmadığı hâlde kendinisuçlayıcı beyanlarda bulunup bulunmadığı, bu itirafların aleyhinde kullanılıpkullanılmadığı, susmasından mahkemece olumsuz sonuçlar çıkarılıp çıkarılmadığıve kendisine herhangi bir baskı uygulanıp uygulanmadığı her somut olaydadeğerlendirilmelidir. Bir ceza davasında kendi aleyhine tanıklık etmeme vedelil vermeye zorlanmama hakkı, suç isnadını zorla veya baskıyla sanığınisteğine aykırı olarak elde edilen delillere başvurmadan kanıtlamaya çalışmayıgerektirir. Avukata erişimi sağlanmayan sanığın kolluktaki ikrarının mahkûmiyetkararında kullanılması durumunda savunma hakkına telafi edilmez biçimde zararverilmiş olacaktır. Soruşturma evresinde elde edilen ikrarın kötü muamele veişkence altında verildiği belirtilerek reddedilmesi durumunda mahkemece buhusus irdelenmeksizin ikrarın dayanak olarak kullanılması önemli bir özen eksiklikliğidir (YusufKarakuş ve diğerleri, § 79; YavuzArslan, § 52).
69. Bireysel başvuru incelemelerinde ölçü norm Anayasa'dır, budurumda kanuna uygunluk denetimi yapılmamaktadır. Bu nedenle kanuna dayalıolarak avukata erişimin kısıtlanması yönündeki uygulamanın Anayasa'ya uygunolduğu anlamına gelmez. Müdafi yardımından yararlanma hakkının Anayasa'nın 36.maddesini ihlal edip etmediğinin değerlendirilmesinde yargılamanın bütünlüğüiçinde somut davanın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır. AnayasaMahkemesi de daha önceşüphelilerin devlet güvenlikmahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden müdafi yardımındanfaydalandırılmamasının mevzuattan kaynaklanan bir uygulama olduğunu tespitetmiş (Aligül Alkaya ve diğerleri, § 144, Sami Özbil, §71; Güllüzar Erman, § 48) ancak müdafiden yararlanmahakkının sonradan telafi edilmediği gerekçesiyle ihlal kararları vermiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 127-145; Sami Özbil, §§56-76; Aynur Avyüzen,B. No: 2014/784, 27/10/2016, §§ 37-58; VeliÖzdemir, B. No: 2014/785, 27/10/2016, §§ 39-62).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
70. Somut olayda başvurucuların gözaltında tutulduğu sıradadevlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden kural olarakmüdafi yardımından yararlanmaları ancak belli bir aşamadan sonra mümkünolmaktadır. 3842 sayılı Kanun’un eklenen 31. maddesiyle gözaltında bulundurmayave müdafi yardımından yararlanmaya ilişkin yeni düzenlemelerin devlet güvenlikmahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmayacağı, bunlar hakkındadeğişiklik yapılmadan önceki 1412 sayılı mülga Kanun hükümlerinin uygulanacağıhükme bağlanmıştır. Başvurucuların gözaltında tutulduğu tarihlerde anılanmevzuat, gözaltı süresinde avukata erişim imkânını tanımamaktadır. Başvurucununbelirtilen şartlarda 19/4/1994 ile 3/5/1994 tarihleri arasında gözaltındatutulduğu görülmektedir.
71. Başvuruculara isnat edilen suçlar kapsamındaki eylemlere ilişkindeğerlendirmede kendileri ve diğer sanıkların gözaltında haklarıhatırlatılmaksızın ve müdafileri olmaksızın baskı altında verildiği iddiaedilen beyanlarının delil olarak kabul edildiği görülmektedir. Başvurucular,polisler tarafından düzenlenen "kendilerinive diğer sanıkları suçlayıcı ifadeler içeren" tutanaklarıimzalamak zorunda kaldıklarını ifade etmiş; soruşturma evresinden itibaren bubeyanların kendilerine ait olmadığını belirtip itiraz etmişlerdir.
72. Başvurucuların gözaltına alınırken ve emniyette tutulduklarısırada manevi baskı ve kötü muameleye uğradığı Adli Tıp Kurumu raporlarıyla veAİHM kararıyla maddi bir vakıa hâlini almıştır. Gerekçeli kararda delil olarakgösterilen diğer bulgular başvurucuların manevi baskı gördüğü dönemde tanzimedilmiş ve müdafi olmaksızın düzenlenmiş tutanaklar ile başvurucuların yergöstermesi sonucu elde edilmiş belge ve maddelerdir. Diğer bir ifadeylebaşvurucular hakkındaki yargılama; başvurucuların gözaltında olduğu dönemde yergöstermeleri sonucu elde edilen yasa dışı maddeler,bu dönemde müdafileri olmaksızın alınmış beyanlarve mahkemede doğrulanmamış teşhisler üzerineinşa edilmiştir.
73. Sonradan (yargılamanın devam ettiği sırada) yürürlüğe giren5271 sayılı Kanun’un 148. maddesi, hâkim veya Mahkeme önünde doğrulanmayanmüdafi yardımı sağlanmadan alınan kolluk beyanları bakımından kovuşturmaaşamasında savunmanın etkinliğini sağlayacak niteliktedir. Ancak Mahkemece buhusus gerekçede tartışılmamış ve temyiz aşamasında da bu eksiklik telafi edilememiştir.
74. Başvurucuların diğer deliller yanında müdafileri olmaksızınalınan ve daha sonra Mahkemede doğrulanmayan ifadeleri doğrultusunda anılaneylemleri gerçekleştirmek suretiyle isnat edilen suçtan mahkûmiyet kararıverildiği, gözaltında iken alınan bu ifadelerin mahkûmiyet için belirleyicibiçimde kanıt olarak kullanıldığı, sonraki aşamalarda sağlanan müdafi yardımıve yargılama usulünün diğer güvencelerinin soruşturmanın başında başvurucularınsavunma hakkına verilen zararı gideremediği anlaşılmaktadır.
75. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirmeyetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye ait olmakla birlikte somutolayda, mahkûmiyete belirleyici olarak esas alınan delillerin elde edilişyöntemindeki hukuka aykırılıkların bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetinizedelediği, delillerin elde edildiği koşulların onların gerçekliği vegüvenilirliği üzerinde şüphe doğurduğu anlaşılmıştır. Bu itibarla mahkûmiyetkararı verilirken yasak sorgu yöntemleriyle elde edilen ve Mahkeme huzurundasanıklar tarafından doğrulanmayan beyanlara -belirleyici delil olarak-dayanılmasının yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkının sağladığıgüvencelerle bağdaşmadığı kanaatine varılmıştır.
76. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanmahakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Masumiyet Karinesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
77. Başvurucular; Savcılıktan önce basın önüne çıkarılarak suçlu diye teşhir edildiklerini,gazetelerde örgüt mensubu olarakhaberlere konu edildiklerini ve bu şekilde peşinen suçlu ilan edildiklerinibelirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
78. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralıfıkrası,48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireyselbaşvuruda, kamu gücünün neden olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarihsırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hakların neşekilde ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014,§§ 19, 20).
79. Somut olayda başvurucular, ihlal iddialarını genelifadelerle ileri sürmüş; ihlal iddialarına ilişkin delilleri açıklama yönündekiyükümlülüğünü yerine getirmemişlerdir. Dolayısıyla başvurucular tarafındanileri sürülen iddiaların temellendirilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
80. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Adil Yargılanma HakkıKapsamındaki Diğer İhlal İddiaları
81. Başvurucular; özel statülü mahkemelerde yargılandıklarını,kararın gerekçesiz olduğunu ve yargılamanın sonucunun adil olmadığınıbelirterek Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
82. Başvurucuların hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlaledildiği yönündeki yukarıdaki tespit dikkate alındığında Anayasa'nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğerşikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkında ayrıca karar verilmesinegerek olmadığı sonucuna varılmıştır.
D. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
83. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1) Esas incelemesonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine kararverilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
84. Başvurucular, ihlalin tespiti ve yargılamanın yenilenmesitalebinde bulunmuşlardır.
85. Başvuruda, müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılıolarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır.
86. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere(kapatılan) İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli)yerine bakan mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
87. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarakhakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılıolarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere (kapatılan) İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesinin (E.2008/81, K.2012/69) yerine bakan mahkemeyeGÖNDERİLMESİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE27/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.