TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
E.T.Y.İ. A.Ş. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/596)
Karar Tarihi: 8/5/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Bahadır YALÇINÖZ
Başvurucular
:
E.T.Y.İ. A.Ş.
Vekili
:
Av. Ahmet Mithat KILIÇOĞLU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, hakkında tarhedilen katma değer vergisi (KDV) ve vergi ziyaıcezasına ilişkin açtığı iptal davasının reddedildiğini, bu nedenle Anayasa’nın10., 36. ve 73. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ilerisürerek, ihlalin tespitiyle vergi ziyaı cezalı KDVtarhiyatı nedeniyle uğradığı maddi zararın tazminine karar verilmesini talepetmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 18/1/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemedebaşvuruların Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. Birinci Bölümün İkinciKomisyonunca, 17/6/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesi Bölümtarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 10/10/2013tarihinde yapılan toplantıda, kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığınagönderilmesine karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 18/11/2013 tarihli görüş yazısı başvurucu vekiline tebliğedilmiş ve başvurucu vekili de 4/12/2013 tarihli yazı ile karşı beyandabulunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucunun 2002, 2003,2004 ve 2005 yılı hesaplarının incelenmesi neticesinde düzenlenen … tarih ve …sayılı vergi inceleme raporu uyarınca, … işlettiği golf sahası, otel ve tatilköyü ile ilgili olarak yönetim anlaşması yaptığı … isimli şirkete yurt dışındayaptırdığı reklam ve tanıtım hizmetlerine ilişkin ödediği fatura bedelleriüzerinden KDV hesaplayarak sorumlu sıfatıyla 2 No.lu KDV beyannamelerinivermediğinden bahisle, başvurucu aleyhine … YTL KDV ve bu tutar üzerinden … YTLvergi ziyaı cezası ikmalentarh edilmiştir.
8. Başvurucu tarafındanhakkında tarh edilen KDV ve vergi cezasının iptali istemiyle açılan dava, …Vergi Mahkemesinin 22/10/2008 tarih ve … sayılı kararı ile reddedilmiştir.Karar oy çokluğuyla verilmiş olup, kararın gerekçesi şöyledir:
“Yukarıda belirtilen kanun hükümlerinin olayla birliktedeğerlendirilmesinden; davacı kurumun yurt dışında yaptırmış olduğu reklam vepazarlama hizmetlerinin Türkiye'deki ticari faaliyetlerinin devamlılığı ve karlılığıyladoğrudan ilişkisi bulunduğu, bu ilişkinin faaliyet konusu olan otelcilikhizmetlerinden faydalanan müşteri sayısının arttırılmasıyla sağlandığı vehizmetten sonuç olarak Türkiye'de faydalanıldığı açık olup, bu reklam vetanıtım işlemlerinin yurt dışındaki potansiyel müşterilere yapılıyor olmasınınyapılan hizmetten anıldığı şekilde Türkiye'de faydalanıldığı gerçeğinideğiştirmeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Bu durumda, davacı firmanın yurt dışında yaptırdığı reklamve pazarlama hizmetlerinden Türkiye'de faydalanıldığının kabul edilmesigerektiğinden, bu hizmetlere ait fatura bedelleri üzerinden sorumlu sıfatıylakatma değer vergisi hesaplayarak 2 nolu beyanname ilebağlı bulunduğu vergi dairesine beyanda bulunulmayan davacı şirket adına davalıidarece ikmalen yapılan cezalı katma değer vergisitarhiyatlarında yasal isabetsizlik bulunmamaktadır.”
9. Başvurucu tarafından karartemyiz edilmiş ve Danıştay … Dairesinin 6/10/2011 tarih ve … sayılı kararı iletemyiz istemi reddedilerek karar onanmıştır.
10. Bu karara karşı yapılankarar düzeltme talebi de aynı Dairenin 26/11/2012 tarih ve … sayılı kararı ilereddedilmiştir.
11. Karar, başvurucuya 4/1/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgiliHukuk
12. 12/1/2011 tarih ve 6100sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesişöyledir:
“Hâkim, yargılamanınmakul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gideryapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
13. 4/1/1961 tarih ve 213 sayılıVergi Usul Kanunu’nun “İkmalen vergi tarhı” kenar başlıklı 29. maddesişöyledir:
“İkmalen vergi tarhı, her ne şekildeolursa olsun bir vergi tarh edildikten sonra bu vergiye müteallik olarakmeydana çıkan ve defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarakmiktarı tespit olunan bir matrah veya matrah farkı üzerinden alınacak verginintarh edilmesidir.
Özel kanunlarında ikmalen tarhiyata ilişkin olarak yer alan hükümlersaklıdır.”
14. Aynı Kanun’un “Vergi ziyaı”kenar başlıklı 341. maddesi şöyledir:
“Vergi ziyaı, mükellefin veyasorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veyaeksik yerine getirmesi yüzünden, verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesiniveya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eder.
Şahsi, medeni haller veya aile durumu hakkında gerçeğeaykırı beyanlar ile veya sair suretlerle verginin noksan tahakkuk ettirilmesineveya haksız yere geri verilmesine sebebiyet vermek de vergi ziyaıhükmündedir.
Yukarıki fıkralarda yazılı hallerde verginin sonradantahakkuk ettirilmesi veya tamamlanması veyahut haksız iadenin geri alınmasıceza uygulanmasına mani teşkil etmez.”
15. 25/10/1984 tarih ve 3065sayılı Kanun’un “İşlemlerin Türkiye’deyapılması” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:
“İşlemlerin Türkiye'de yapılması:
a) Malların teslimanında Türkiye'de bulunmasını,
b) (Değişik : 27/1/2000 - 4503/3 md.)Hizmetin Türkiye'de yapılmasını veya hizmetten Türkiye'de faydalanılmasını,
İfade eder.”
16. Aynı Kanun’un “Vergi sorumlusu” kenar başlıklı 9.maddesinin 1. fıkrası şöyledir:
“Mükellefin Türkiye içinde ikametgahının, işyerinin, kanunimerkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğerhallerde Maliye Bakanlığı, vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla,vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
17. Mahkemenin 8/5/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 18/1/2013 tarih ve 2013/596numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
18. Başvurucu şirket, işlettiğigolf sahası, otel ve tatil köyü ile ilgili olarak … isimli şirket ile yönetimanlaşması yaptığını ve işletmenin yönetimini belirli şartlarla bu şirketebıraktığını, belirtilen tesislerin yurt dışı tanıtım ve pazarlamafaaliyetlerinin de bu şirket tarafından yapıldığını, Haziran 2002 ila Aralık2005 döneminde toplam … YTL yurt dışı tanıtım ve pazarlama gideri yapıldığını,başvurucu şirket hakkında düzenlenen vergi inceleme raporunda, … isimli şirketeödendiği belirtilen hizmet bedelinin KDV’nin konusuna girdiği ve başvurucuşirket tarafından sorumlu sıfatıyla 2 No.lu KDV beyannamelerininverilmediğinden bahisle, … YTL KDV ve bu tutar üzerinden … YTL vergi zıyaıcezası tarh edildiğini, hakkında tarh ettirilen KDV ve vergi cezasının iptaliistemiyle açılan davanın, … Vergi Mahkemesi kararı ile reddedildiğini vekararın kanun yollarından geçerek kesinleştiğini, dava konusu hizmetin KDV’yetabi olmadığını gösteren genelgeler, idari kararlar ve Mahkeme içtihadıolmasına rağmen hakkında KDV ve vergi cezası tarh ettirildiğini, tarh ettirilenKDV’nin doğru olduğu kabul edilse bile, bu hizmet nedeniyle ödenen verginin 1No.lu KDV beyannamesinde indirim konusu yapılacağını ve bu suretle ödenen KDVtutarının değişmeyeceğini, bu nedenle uygulanan vergi cezasının yerindeolmadığını, ancak belirtilen tüm bu hususlar göz ardı edilerek KDV ve vergi ziyaı cezası tarh ettirilmesinin, ayrıca belirtilenişlemlerin iptali için açılan davanın reddedilmesinin, eşitlik ilkesine ve adilyargılanma hakkına aykırı olduğunu, kıyas yoluyla vergi cezası yaratıldığını veyürütülen yargılamanın makul süreyi aştığını belirterek, Anayasa’nın 10., 36.ve 73. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş, haksızyere tarh ettirilen KDV ve vergi ziyaı cezasınıntahsil tarihinden itibaren faiziyle birlikte tazminine karar verilmesitalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
19. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Başvurucunun,açtığı davada verilen kararın sonucundan ve yargılamanın makul süredebitirilmemesinden şikâyetçi olduğu görülmektedir. Bu nedenle, başvurucununyargılama süresinin makul olmadığı iddiasının yanında Anayasa’nın 10. ve 73.maddesinde tanımlanan haklar ile bağlantı kurarak ileri sürdüğü iddialar adilyargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında değerlendirilmiştir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Konu Bakımından Yetki
20. Başvurucu, vergi aslı vevergi cezasının birlikte tarh ettirilmesi işleminin iptali istemiyle açtığıdavanın makul sürede sonuçlandırılmadığını ve mahkeme kararının adil olmadığınıbelirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
21. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 18).
22. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
23. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisineyöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuşbağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun veaçık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumdaaçıklanır; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve ulusalgüvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özelhayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veya davanın açık oturumda görülmesininadaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlugöreceği ölçüde, davanın tamamı süresince veya kısmen duruşmalar basına vedinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.”
24. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Maddede geçen “adil yargılanma” ifadesi, 3/10/2001 tarihve 4709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı MaddelerininDeğiştirilmesi Hakkında Kanun ile Anayasa’ya eklenmiştir. Anayasa’da adilyargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir.
25. AİHS’in adil yargılanma hakkınıdüzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgiliuyuşmazlıkların” ve bir “suçisnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğubelirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Hak aramahürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için,başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafıolması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olmasıgerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adilyargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve AİHS kapsamıdışında kalacağından, bireysel başvuruya konu olamaz. (B. No: 2012/917,16/4/2013, § 21).
26. Belirtilen doğrultudaSözleşme’nin 6. maddesi bağlamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)konu bakımından yetki alanını belirleyen içtihadına bakıldığında, Mahkeme;vergi mükellefi ile hakim olan toplum arasındaki ilişkinin kamusal nitelikteolması dolayısıyla vergi meselelerinin kamusal ayrıcalıkların sertçekirdeğinden bir kısmını oluşturduğunu dikkate alarak, mükellefler açısındanzorunlu olarak maddi etkiler ortaya çıkarsa da vergi uyuşmazlıklarının “medeni hak ve yükümlülükler” dışındakaldığını kabul etmektedir. (Ferrazzini/İtalya[BD], B. No:44759/98,12/6/2001, §29). Ancak, AİHM Bendenoun/Fransa kararında, vergi para cezalarını düzenleyenkanunun, özel bir durumda olan belli bir grubu değil vergi mükellefi olan bütünvatandaşları kapsamasını, ek vergi yükümlülüklerinin bir zarara karşılık madditazminat amacını değil, fakat esas itibarıyla yeniden suç işlemeyi caydırıcıbir yaptırım amacı taşımasını, bunların hem caydırıcılık hem de cezalandırmaamacı olan genel bir kurala göre uygulanmış olmasını, miktarın hem başvurucuhem de başvurucunun şirketi açısından oldukça önemli bir miktar olmasını vebaşvurucunun öngörülen miktarı ödememesi halinde ceza mahkemelerince hapsemahkûm edilebileceğini göz önünde bulundurarak, bu uyuşmazlığı “suç isnadı” kapsamında değerlendirmiş veSözleşme’nin 6. maddesinin, bu uyuşmazlığa uygulanabileceğine işaret etmiştir (Bendenoun/Fransa, B. No:12547/86, 24/2/1994, §47). Öteyandan AİHM Jussila/Finlandiya kararındavergi para cezasının miktarının düşük olması halinde dahi suçun cezainiteliğinin 6. maddeyi uygulanabilir kılmak için yeterli olduğunu kabuletmiştir (Jussila/Finlandiya[BD], B. No:73053/01, 23/11/2006, §38). Mieg de Boofzheim/Fransakararında ise, mükellefin iyiniyetlehareket etmesini gerektiren “salt geç ödeme faizi”nin6. madde kapsamında “bir suç isnadı”oluşturmadığı bu nedenle 6. maddenin uygulanabilir olmadığı tespiti yapılmıştır(Mieg de Boofzheim/Fransa,B. No: 52938/99,3/12/2002, (k.k.)). Diğer taraftan Georgiou/İngiltere kararında ise KDV aslı ve bunabağlı vergi kaçakçılığı cezasına karşı birlikte açılan davada başvurucunun adilyargılanma hakkının ihlâl edildiği iddiasını inceleyen AİHM, kaçakçılıkcezasının suç isnadını içerdiğini, olayın niteliğine bakıldığında, suç isnadınailişkin bölümlerle suç isnadı olmayan vergi aslına ilişkin bölümleribirbirinden ayırmanın güç olduğuna ve bu nedenle başvuru hakkında yapılacakdeğerlendirmenin zorunlu olarak vergi tarhiyatını da kapsayacak şekilde olmasıgerektiğine karar vermiştir (Georgiou/İngiltere,B. No: 40042/98, 16/5/2000). AİHM bu kararı ile vergi aslı ile vergicezalarına karşı birlikte dava açılması durumunda, adil yargılanma hakkının,davanın bütününe uygulanması gerektiğini ifade etmektedir.
27. Yukarıda yer verilentespitler neticesinde, Anayasa Mahkemesince, Sözleşme’nin 6. maddesinde yeralan adil yargılanma hakkına ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgiliuyuşmazlıkların” ve bir “suçisnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğubelirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Anayasa Mahkemesikararlarında da, bir ihlal iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımındanyetki alanına girip girmediğinin tespitinde Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı esas alındığından, başvurucunun medeni hak ve yükümlülüklerleilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadıhakkında karar verilmiş olması hâlleri dışında kalan adil yargılanma hakkınınihlali iddiasına dayanan başvuruların Anayasa ve Sözleşme’nin ortak korumaalanının kapsamı dışında kalacağı ve dolayısıyla bireysel başvuruya konuolamayacağı kabul edilmiştir. AİHM içtihadında cezai nitelik taşımayan vergiseluyuşmazlıkların, 6. maddenin güvence kapsamı dışında kalacağı sonucunaulaşılmasında vergi aslı yönünden başvuru konusu yapılan uyuşmazlıkların vergiyükümlüsü ile vergi alacaklısı konumunda bulunan taraf devlet arasında kamusalniteliği ağır basan bir uyuşmazlık olmasının ve taraf devletlerin kamusalyetkisinin sert çekirdeği içerisinde yer aldığının kabul edilmesinin roloynadığı anlaşılmaktadır.
28. Bununla birlikte, hukuksistemimizdeki vergi uyuşmazlıkları ayrı bir yargı kolu içerisinde değil idariyargı kolu içinde ve özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, genelolarak 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca,diğer idari uyuşmazlıklarla aynı yargılama usulüne tabi bir yargılama prosedürüçerçevesinde çözümlenmektedir. Ayrıca, vergilendirme yükümlülüğüne aykırı birdavranışın tespiti halinde, ilgili idare tarafından tarh edilen vergi veöngörülen vergi cezası aynı ihbarname kapsamında mükellefe tebliğ edilerek,tarh edilen vergi ve kesilen vergi cezaları aynı yargılama prosedürü içerisindedava konusu edilmekte, usulsüzlük cezaları gibi ayrıksı durumlar dışında vergiaslı ve vergi cezası arasındaki bu organik bağ, vergi alacağının tahsiliaşamasında da varlığını sürdürmektedir. Bunun yanı sıra, resen veya ikmalen yapılan tarhiyat işlemlerine karşı açılan davanınkısmen veya tamamen reddi halinde, ilgili mevzuat uyarınca, hesaplanacakgecikme faizinin dava süresiyle doğru orantılı olarak artması öngörülmekte (bkz. 213 sayılı Kanun’un 112. maddenin (3) numaralı fıkrası, 2577 sayılıKanun’un 28. maddesinin (5) numaralı fıkrası), bu yönüyle vergi aslınıilgilendiren uyuşmazlıklar açısından da, özellikle adil yargılanma hakkıkapsamında yer alan güvence hükümleri arasında yer verilen makul süredeyargılanma hakkının işlevsel bir rol oynayabileceği ve bu yönüyle daha çokkamusal niteliği ağır basan bir ilişki olarak kabul edilen salt vergiseluyuşmazlıkların, başta mülkiyet hakkı olmak üzere medeni hak ve yükümlülükleralanında önemli yansımaları bulunan bir ilişki olduğu anlaşılmakta vebelirtilen tespitler çerçevesinde, vergi uyuşmazlıklarının adil yargılanmahakkına ilişkin güvenceler kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucunaulaşılmaktadır. Bu durumda başvuru konusu uyuşmazlığa yönelik ihlal iddialarıAnayasa Mahkemesinin konu bakımından yetki alanı içerisinde yer almaktadır.
29. Başvuruda şikâyet konusuyapılan hususların diğer kabul edilebilirlik kriterleri açısından farklıniteliklerinin bulunması nedeniyle her bir şikâyete ilişkin değerlendirmeninayrı ayrı yapılması gerekmektedir.
b. Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası Yönünden
30. Başvurucu, dava konusuhizmetin KDV’ye tabi olmadığını gösteren genelgeler, idari kararlar ve mahkemeiçtihadı olmasına rağmen hakkında KDV ve vergi cezası tarh ettirildiğini, tarhettirilen KDV’nin doğru olduğu kabul edilse bile, bu hizmet nedeniyle ödenenverginin 1 No.lu KDV beyannamesinde indirim konusu yapılacağını ve bu suretleödenen KDV tutarının değişmeyeceğini, bu nedenle uygulanan vergi cezasınınyerinde olmadığını, ancak belirtilen tüm bu hususlar göz ardı edilerek KDV vevergi ziyaı cezası tarh ettirildiğini, ayrıcabelirtilen işlemlerin iptali için açılan davanın reddedildiğini belirterek,adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
31. Adalet Bakanlığı görüşünde,kural olarak yerel mahkemeler tarafından yapılan maddi ve hukuki hatalarınancak AİHS ve Anayasa tarafından güvence altına alınmış hak ve özgürlüklerinihlali söz konusu olduğu ölçüde bireysel başvuruya konu edilebileceğini, AİHS'in 6. maddesi ve Anayasa'nın 36. maddesi her ne kadaradil yargılanma hakkını teminat altına almakta ise de, bilgi-belgelerin kabuledilebilirliği veya mevzuatın değerlendirilmesi gibi konuların öncelikle yerelmahkemeleri ilgilendirdiğini, bireysel başvuruya konu davadaki olaylarınkanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılamasırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel biruyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adilolup olmamasının, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabitutulamayacağını, başvurucuya salınan verginin KDV olduğu ve ilk derecemahkemesinin ilgili kanun hükümlerinin uygulanmasında takdir hakkını kullanarak,salınan verginin mevzuata uygun olduğu yönünde karar verdiğini, başvurucununşikâyetlerinin kabul edilebilirlik ve esas yönünden incelenmesinde yukarıdabelirtilen hususların dikkate alınması gerektiğini bildirmiştir.
32. Başvurucu cevap dilekçesinde,haklı olan başvurusunun kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
33. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, Anayasanınuygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarınınbelirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zararauğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
34. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireyselbaşvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği vebu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır.Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
35. Anılan kurallar uyarınca,bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabuledilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derecemahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa’da yeralan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçederece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuruincelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleritakdirinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B.No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
36. Başvuru konusu olayda,başvurucu şirketin 2002, 2003, 2004 ve 2005 yılı hesaplarının incelenmesineticesinde düzenlenen vergi inceleme raporunda, başvurucunun ortaklarından …şirketine yurt dışında yaptırılan reklam ve pazarlama hizmetlerinden Türkiye'defaydalanılmış olmasına rağmen, söz konusu hizmetlere ilişkin fatura bedelleriüzerinden KDV hesaplanarak 2 No.lu beyanname ile sorumlu sıfatıyla beyanedilmediğinden bahisle vergi ziyaı cezalı katma değervergilerinin ikmalen salındığı, başvurucu şirkettarafından açılan davada; tarhiyat öncesi uzlaşmadan yararlandırılmadığı, sözkonusu reklam ve tanıtım hizmetlerinden yurt dışında faydalanıldığı,dolayısıyla 3065 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (b) bendi uyarınca vergiye tabiolmadığı, ayrıca bu yönde yayımlanmış çeşitli muktezalar bulunduğu haldeinceleme elemanınca aksi yönde yapılan değerlendirmeler üzerine salınan cezalıvergilerin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılmasının istendiğianlaşılmaktadır.
37. … Vergi Mahkemesi ise,Danıştay tarafından onaylanan kararında, 3065 sayılı Kanun’un 1., 8. ve 9.maddelerini birlikte değerlendirerek, yurt dışında yaptırılan reklam vepazarlama hizmetlerinin Türkiye'deki ticari faaliyetlerin devamlılığı vekarlılığıyla doğrudan ilişkisi bulunduğu, bu ilişkinin, faaliyet konusu olanotelcilik hizmetlerinden faydalanan müşteri sayısının arttırılmasıylasağlandığı ve hizmetten sonuç olarak Türkiye'de faydalanıldığı, başvurucuşirketin bu hizmetlere ait fatura bedelleri üzerinden sorumlu sıfatıyla KDVhesaplayarak 2 No.lu beyanname ile bağlı bulunduğu vergi dairesine beyandabulunmaması nedeniyle ikmalen yapılan cezalı KDVtarhiyatlarında yasal isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davayıreddetmiştir.
38. Başvurucu şirketiniddialarının mevzuatın yorumlanmasına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır.
39. Adil yargılanma hakkıbireylere dava sonucunda verilen kararların değil, yargılama sürecinin veusulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireyselbaşvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi içinbaşvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevedeyargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendidelillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözümekavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediğiveya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olanunsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da bariz takdir hatasıveya açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir. Somutolayda başvurucu şirketin yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dairbir bilgi ya da belge sunmadığı, aksine yargılama sonucunda verilen kararıniçeriğinin adil olmadığı şikâyetini dile getirdiği anlaşılmaktadır.
40. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu, derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık birkeyfilik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu bölümünün “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Yargılama SüresininMakul Olmadığı İddiası Yönünden
41. Başvuru konusu dava, AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’den önceaçılmış olup, başvuru tarihi itibarıyla derdest olduğu anlaşılmakla, başvurununincelenmesi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi dâhilindedir. Ayrıca,bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının tüketilmiş olması gerekmekle birlikte, hukuk sistemimizde,yargılamanın uzamasını önleyici etkiye sahip olan veya yargılamanın makulsürede yapılmaması sonucunda oluşan zararları tespit ve tazmin edici niteliktaşıyan bir idari veya yargısal başvuru yolunun bulunmadığı anlaşıldığından,başvuru kanun yollarının tüketilmesi yönünden kabul edilebilir niteliktedir.(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 21-30).
42. Açıklanan nedenlerle, açıkçadayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
43. Başvurucu, açmış olduğuidari davanın beş yıldan uzun bir süre sonra karara bağlandığını beyan ederek,makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
44. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
45. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında,ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamaksuretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıylaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
46. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesindegöz önünde bulundurulması gerekmektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).
47. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletingerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 40).
48. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatininniteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitindegöz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §41–45).
49. Ancak, belirtilen kriterlerdenhiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bukriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46).
50. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
51. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin ve cezaialandaki bir suç isnadını konu alan uyuşmazlıkların makul sürede kararabağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan, ancaksonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyiciolan uyuşmazlıkları konu alan davalar da, Anayasa’nın36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Buanlamda, belirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucununhaklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılandavalara da uygulanacaktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. De Geouffre de la Pradelle/Fransa, B. No: 12964/87, 16/12/1992).Bu kapsamda başvuruya konu uyuşmazlıkta suç isnadını içeren vergi cezasıylabirlikte vergi aslına karşı birlikte açılan davaya ilişkin ihlal iddialarınınbireysel başvuruya konu edildiği anlaşılmaktadır.
52. Makul süredeğerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı kararabağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarih olmakla beraber,bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önünde tutularak uyuşmazlığınortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihi olarak kabuledilebilmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. König/Almanya, B. No: 51963/99, 23/5/2007, § 24; Poiss/Avusturya, B. No: 8163/07, 2/4/2013, §21). Somut başvuru açısından benzer bir durum söz konusu olup, makul süredeğerlendirmesinde nazara alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi,başvurucuya vergi ziyaı cezalı KDV tarhiyatlarınailişkin ihbarnamelerin tebliğ edildiği, 9/11/2007 tarihidir.
53. Mevcut başvuruda olduğugibi, uyuşmazlığın başlangıç tarihi ile Anayasa Mahkemesinin bireyselbaşvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin başladığıtarihin farklı olması halinde, makul süre değerlendirmesinde dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıçtarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
54. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinden anlaşıldığı kadarıyla, ilgili vergi dairesi müdürlüğünce,2/11/2007 tarihli vergi inceleme raporuna istinaden, başvurucu hakkında vergi ziyaı cezalı KDV tarhiyatları yapılarak, ilgiliihbarnameler 9/11/2007 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucutarafından, 6/12/2007 havale tarihli dilekçe ile … Vergi Mahkemesinden, vergiinceleme raporuna istinaden yapılan vergi ziyaıcezalı KDV tarhiyatlarının kaldırılması talep edilmiştir. 7/12/2007 tarihindedüzenlenen ilk inceleme tutanağı sonrasında gerekli tebligat işlemleriyapılmış, tarafların cevap ve ikinci cevaplarını Mahkemeye ibraz etmeleriüzerine 15/4/2008 tarihi itibariyle tekemmül ettiği anlaşılan dosya kapsamında,22/10/2008 tarihli karar ile başvurucunun davasının reddine karar verilmiştir.Kararın 17/12/2008 tarihinde yürütmeyi durdurma talepli olarak temyiz edilmesiüzerine Danıştay … Dairesi 22/1/2009 tarihinde yürütmenin durdurulmasıisteminin davalı idarenin savunmasının alınmasından sonra incelenmesine kararvermiş, 10/6/2009 tarihinde yürütmenin durdurulması talebini ve 6/10/2011 tarihve … sayılı kararıyla da temyiz talebini reddederek Mahkeme kararını onamıştır.Danıştay … Dairesinin kararı 28/11/2011 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,başvurucunun 8/12/2011 tarihli karar düzeltme talebi üzerine dava dosyasıyeniden Danıştay … Dairesine gönderilmiş ve Dairenin … tarih ve … sayılı kararıile karar düzeltme talebi reddedilmiş ve bu karar, başvurucuya 4/1/2013tarihinde tebliğ edilmiştir. Uyuşmazlığın başladığı 9/11/2007 tarihindenitibaren ilk derece Mahkemesince 11 ay 13 gün içinde karar verildiği, kararınverildiği tarihten itibaren ise temyiz mercii tarafından temyiz ve karardüzeltme taleplerinin 4 yıl 1 ay 4 gün içinde tamamlandığı görülmektedir.
55. Yargılama sürecininuzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratlesonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesindenkaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden deileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 44).
56. Bu kapsamda, yargısisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar,hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerinegönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personelsayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul süreninaşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir.
57. Başvuru konusu yargılamasüreci değerlendirildiğinde, ilk derece Mahkemesince 15/4/2008 tarihindetekemmül eden dava dosyasının 22/10/2008 tarihinde karara bağlandığı, aradageçen bu süre zarfında uyuşmazlığın çözümü için usulibir işlem yapılmadan dosyanın bekletildiği, diğer yandan yargılamanın makulsürede sonuçlandırılmaması değerlendirilmesinin yapılacağı yerin ise kanun yoluincelemesinde geçen sürenin olduğu, zira bu inceleme safhasında iki kereyürütmenin durdurulması hakkında karar verilmesine karşın temyiz talebininesastan sonuçlandırılmasının 4 yıldan fazla sürdüğü ve bu süre zarfında ilgiliDaire tarafından yürütmenin durdurulması kararları dışında herhangi bir usuli işlem yapılmadığı tespit edilmekle beraber, yukarıdayer verilen tespitler ışığında, özellikle yargı sisteminin yapısındankaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğinin somut başvuruya ilişkinyargılama süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğuanlaşılmaktadır. Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi, yargılamasisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesini zorunlu kıldığından, hukuk sisteminde varolan yapısal ve organizasyona ilişkin eksiklikler yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.
58. Başvurucunun tutumununyargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.
59. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, başvuruya konu uyuşmazlığın yurt dışında yaptırılan reklam vepazarlama hizmetlerinden Türkiye’de faydalanılıp faydalanılmadığı ve bu durumunKDV beyannamesi verilmesi gereken bir sorumluluk ortaya çıkarıp çıkarmadığınayönelik olması ve uyuşmazlığın çözümünde başvurucu dilekçeleri ve davalı idaresavunmaları dışında yargılama mercilerince herhangi bir araştırmaya gidilmemişolmasına karşın, derece mahkemelerindeki incelemenin toplam 5 yıl 17 günsürmesi ve bu sürenin 4 yıl 1 ay 4 gününün kanun yolunda geçmiş olması,şikâyete konu yargılamada makul olmayan bir gecikmenin olduğunu ortayakoymaktadır.
60. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
61. Başvurucu, haksız yere tarhettirilen KDV ve vergi ziyaı cezasının tahsiltarihinden itibaren faiziyle birlikte tazminine karar verilmesini istemiş,ancak yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle herhangi birtazminat talebinde bulunmamıştır.
62. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
63. Başvuruda Anayasa’nın 36.maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, başvurucu tarafındantalep edilen tazminat talebi ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağıbulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin reddinekarar verilmesi gerekir.
64. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiyönündeki iddialarının “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucunun, tarh edilen KDV ve vergi ziyaıcezasından dolayı uğradığını ileri sürdüğü maddi zararının tazmini talebininREDDİNE,
C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
8/5/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.