TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
EVREN KÖSE BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/35918)
Karar Tarihi: 30/6/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Raportör
:
Hüseyin KAYA
Başvurucu
:
Evren KÖSE
Vekili
:
Av. Ali EŞKİ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir protesto eylemine kolluk görevlilerinceorantısız güç kullanılarak müdahale edilmesi sonucu hayati tehlike geçirilecekşekilde yaralanma meydana gelmesi ve buna ilişkin olarak yürütülensoruşturmanın etkisiz olması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 17/10/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinenTaksim Meydanı civarındaki gösterilere 31/5/2013 ile 11/6/2013 tarihleriarasında katıldığını, kolluk görevlilerinin attığı plastik mermi ile elindenyaralandığını, 11/6/2013 tarihinde ise göz yaşartıcı gaz kapsülü ile hayatitehlike geçirecek şekilde başından yaralandığını belirtmiştir.
10. Türkiye İnsan Hakları Kurumu tarafından Ekim 2014'teyayımlanan Gezi Parkı olayları raporunda yer alan bazı tespitlere AnayasaMahkemesi Özge Özgürengin (B.No:2014/5218, 19/4/2018, § 10) kararında yer vermiştir.
11. Başvurucu 10/12/2013 tarihinde İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) verdiği şikâyet dilekçesi ilekendisini yaralayan kolluk görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.Anılan dilekçede başvurucu, 31/5/2013 tarihinde kolluk görevlilerinin tazyiklisu ve göz yaşartıcı gazla yaptığı müdahale sonrası kaçtığını, birkaç göstericiile birlikte bir çıkmaz sokakta sıkıştıklarını, bu esnada polis memurlarınınattığı plastik mermiyle sağ omzundan yaralandığını dile getirmiştir. Başvurucuayrıca aynı günün gecesinde yoğun göz yaşartıcı kimyasal gaza maruz kaldığını,atılan gaz kapsüllerinden birinin eline, bir diğerinin ise sol göğsünegeldiğini, devam eden günlerde de yoğun şekilde göz yaşartıcı gaza maruzkaldığını iddia etmiş; İstanbul Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavigördüğünü ifade etmiştir. Başvurucu -tarih belirtmemekle birlikte 11/6/2013tarihi olduğu anlaşılan- yine Taksim Meydanı'na gittiğini, göz yaşartıcı gazmüdahalesinden etkilenerek alandan yüz metre kadar uzaklaştığını, AbdülhakHamit Caddesi üzerinde oturarak dinlendiği esnada arkasından görsehatırlayabileceği birinin "Sağdaki!"diye bağırdığını, arkasına döndüğü esnada başına bir şey olduğunu ancaksoluduğu gazdan olduğunu düşündüğünü, sonra bir Çevik Kuvvet polisininarkasından koşarak uzaklaştığını gördüğünü belirtmiştir. Başvurucu, daha sonrayanına gelen birinin başından vurulmuş olduğunu söylediğini, sonra sedyeyleönce E.K. Surp Agop Hastanesine, oradan 112 Acil Servis ambulansı gelmediğiiçin özel bir ambulansla İstanbul Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve AraştırmaHastanesine (Hastane) götürüldüğünü ve tedavi altına alındığını dört gün sonrakendine geldiğinde öğrendiğini beyan etmiştir. Başvurucu şikâyet dilekçesinde;söz konusu yaralanma nedeniyle sol kulağının tamamen, sağ kulağının ise yarıoranında işitme kaybına uğradığını ileri sürmüş ve kolluk görevlilerindenşikâyetçi olduğunu belirtmiştir.
12. Başvurucu hakkında Hastane tarafından 11/6/2013 tarihindedüzenlenen genel adli muayene raporunun sadece sonuç bölümünün doldurulduğugörülmüştür. Raporun sonuç kısmı şöyledir:
"Hastanın gelişvitalleri [ateş, nabız, tansiyon, solunum] stabil (TA: 110/65, Nabız: 77/dk Pulse 02: %99) Dinlemekle her iki aceşit havalanıyor. Başında sağ pariatelde [kulak üst kısmı] deplese fraktürü [ayrılmış kırık] mevcut. Kranial [kafatası] BT [Bilgisayarlı Tomografi] de parçalı fraktür ve altında kanama mevcut. HastaNRŞ [Noroloji] tarafından aciloperasyona alınmış olmakla beraber hayati tehlikesi mevcuttur."
13. Cumhuriyet Başsavcılığınca 10/12/2013 tarihinde soruşturmabaşlatılmış, 10/1/2014 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne müzekkereyazılarak başvurucunun ifadesinin alınması, olaya ilişkin kamera görüntüsününve kolluk tutanağının temini istenmiştir. Aynı müzekkere 11/3/2014 tarihinde busefer Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne (İlçe Emniyet Müdürlüğü) yazılmıştır.İlçe Emniyet Müdürlüğünün 28/3/2014 tarihli cevabında, Taksim Meydanı vecivarını gören trafik kamera kaydının (MOBESE) 30/5/2013 ile 4/6/2013 tarihleriarasındaki kısmının gönderildiği ancak 5/6/2013 tarihinden sonraki kaydınMOBESE kameralarının olaylar nedeniyle hasar görmesi sonucu temin edilemediğibelirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun müşteki sıfatıyla ifadesinin alındığı,ifadesinde belirttiği araç plakasının emniyet hizmetlerinde kullanılan biraraca ait olmadığı da ifade edilmiştir. Evrak ekinde iki Olay ve YakalamaTutanağı, MOBESE kameralarının zarar gördüğüne ilişkin olarak düzenlenen birtutanak ile başvurucunun ifade zaptına yer verildiği görülmüştür. Olay veyakalama tutanaklarından biri 31/5/2013, diğeri ise 11/6/2013 tarihindedüzenlenmiştir. Bu tutanaklarda genel olarak olayların seyri ile gözaltınaalınanların -başvurucunun ismi bulunmayan- isim listesine yer verildiği,11/6/2013 tarihli tutanakta göstericilere yapılan sesli ikaz sonrasıgöstericilerin şiddete başvurması ve bu nedenle maddi güç kapsamında yapılanmüdahalenin anlatıldığı, başvurucunun yaralanması olayına ilişkin ise herhangibir bilgiye yer verilmediği görülmektedir.
14. Başvurucu kollukta alınan ifadesinde; yaralanmasına ilişkinolaya M.K.yı tanık olarak gösterdiği, "Sağdaki!"diye seslenen kişinin sivil giyimli, esmer, 185 cm boylarında, görsetanıyabileceği, 1/6/2013 tarihinde yemek yediği lokantaya 34... plaka numaralı,bej renkli ve F... marka araçla gelen kişi olduğunu belirtmiştir. Başvurucuayrıca başından yaralanmasına neden olan Çevik Kuvvet polisinin kısa boylu vezayıf birisi olduğunu dile getirmiştir. Başvurucu tanık olarak gösterdiği,Kütahya'da yaşayan M.K.nın telefon ve açık adresini daha sonra ileteceğinibelirtmiş; hakkında düzenlenen sağlık raporlarının ilgili hastanelerdenCumhuriyet Başsavcılığınca temin edilmesini talep ederek şikâyetiniyinelemiştir.
15. Anılan soruşturma 26/1/2015 tarihinde benzer yöndeşikâyetler içeren başka bir soruşturma dosyasıyla birleştirilmiş, 21/5/2015tarihinde ise tekrar ayrılmıştır. Bu soruşturma kapsamında başvurucu hakkındadüzenlenen tüm tıbbi evrak ilgili sağlık kuruluşlarına müzekkere yazılaraktemin edilmiş ve 30/6/2015 tarihinde başvurucunun müşteki sıfatıyla ifadesiCumhuriyet savcısı tarafından alınmıştır. Başvurucu ifadesinde kati adliraporunun temin edilmesini, daha önce verdiği plaka bilgisinin emniyet hizmetaracı olmasa dahi hangi araca ve kime ait olduğunun araştırılmasını talepetmiş; kollukta verdiği ifadede belirttiği sivil giyimli kişinin o bölgedegörev yapan sivil polis olduğunu ve Sarı İbolakabıyla anıldığını iddia etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığınca 14/8/2015tarihinde kolluğa müzekkere yazılarak plaka bilgisi verilen aracın kime aitolduğu, Sarı İbo lakaplı polismemurunun kim olduğu sorulmuştur. Kolluğun 3/9/2015 tarihli cevabında plakasıbelirtilen aracın trafik kaydının bulunmadığı, evveliyatında ise 2... şasinumaralı, V... marka, 4/4/1975 tescil tarihli, S.Ş. adına kayıtlı olup hurdayaayrıldığı belirtilmiştir. Belirtilen lakabı kullanan polis memuru hakkında isecivardaki bazı işyerlerine sorularak araştırma yapıldığı ancak herhangi birtespit yapılamadığı not edilmiştir.
16. Cumhuriyet Başsavcılığınca 22/2/2016 tarihinde, şüphelibilgisi "İstanbul Emniyet Müdürlüğündeçalışan ilgili kolluk görevlileri", suç bilgisi "kasten yaralama", suç tarihi "31/5/2013" ve zamanaşımı süresi"sekiz yıl" olarakbelirtilen daimî arama kararı verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Yapılan tümaraştırmalara rağmen şüpheli emniyet görevlilerinin tespit edilemediği,
Bu şekilde, atılı suçu işlediği iddia edilenkimliği tespit edilemeyen şüphelilerin, çok sıkı bir şekilde araştırılarakkimliklerinin belirlenmesi, yakalandıkları takdirde mevcutlu olaraksavcılığımıza sevk edilmeleri, aksi halde zamanaşımı tarihine kadar sürekliolarak araştırmaya devam edilmesi ve tekide mahal verilmeksizin her üç ayda birCumhuriyet Başsavcılığımıza bilgi verilmesi rica olunur. "
17. Başvurucu vekilince 18/4/2016 tarihinde dosyadaki belgelerinbir sureti istenmiştir. 23/8/2016 ve 2/11/2016 tarihlerinde UYAP ortamınaaktarılan -daimî arama kararı gereği olağan uygulama kapsamındaki- iki kolluktutanağında, yapılan araştırmada herhangi bir şüpheli kimlik tespitiyapılamadığı belirtilmiştir. 9/11/2016 tarihinde ise dosyaya başvurucuvekilince soruşturmanın genişletilmesi ve derinleştirilmesi talepli bir dilekçesunulmuştur. Anılan dilekçede, soruşturmanın ilk etapta birleştirildiği anasoruşturma dosyası içinde bulunan kamera görüntülerinin incelenmesi (UYAPerişimi ile yapılan kontrolde birleşen ana dosyada birçok ulusal haberkanallarından, gazete ve haber ajanslarından kamera görüntüleri ve fotoğrafistendiği görülmüştür.), olay yerinde bulunması yüksek olasılıklı olan özelkişilere ait güvenlik kamera kayıtlarının araştırılması, M.K isimli tanığındinlenmesi ile belirtilen plakalı aracın sahte plaka olarak kullanılmaihtimalinin araştırılması istenmiştir.
18. Başvurucu 17/10/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
19. Soruşturmanın genişletilmesi talebinden yaklaşık bir yılsonra 21/11/2017 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınca dosya tekrar elealınmıştır. Bu kapsamda 22/12/2017 tarihinde İstanbul Adli Tıp Kurumundan (ATK)başvurucunun yaralanmasına ilişkin olarak kati adli rapor düzenlemesiistenmiştir. ATK tarafından 25/12/2017 tarihinde tanzim edilen raporun ilgilikısmı şöyledir:
"Kişinin yaşamınıtehlikeye SOKTUĞU,
Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecekölçüde hafif nitelikte OLMADIĞI,
Kırığın yaşam fonksiyonlarına etkisi AĞIR (4)derece olduğu kanaatini bildirir rapordur."
20. Başvurucunun olaya tanık olduğunu belirttiği M.K.nınifadesinin alınması için ilgili Cumhuriyet başsavcılığına 21/12/2017 ve24/5/2018 tarihlerinde iki kez talimat yazılmıştır. Bu kapsamda M.K.nın bilgiveren sıfatıyla 28/12/2017 ve 31/5/2018 tarihlerinde kolluk tarafından iki kezifadesi alınmıştır. İfadelerde M.K. geçici olarak olay tarihinde İstanbul'agittiğini, başvurucuyla da bu esnada tanıştığını, olay tarihinde Beyoğlucivarında polis memurlarının kalabalığı dağıtmak için uzaktan gaz fişeğiattıklarını, bu fişeğin başvurucunun kulağına isabet ettiğini, yaralananbaşvurucuya ambulans gelene kadar yardım ettiğini belirtmiştir. Daha sonrabaşvurucunun ziyaretine de gittiğini ifade eden tanık; kasıtlı bir yaralamaolmadığını düşündüğünü zira gaz fişeğinin uzaktan atıldığını, sorumlu polismemurlarını tanımadığını, yüzlerinde gaz maskesi olduğundan teşhisedemeyeceğini, ayrıca Beyoğlu Tarlabaşı semtindeki sivil polis memurlarıyla Sarı İbo lakaplı polis memurunu datanımadığını beyan etmiştir.
21. Cumhuriyet Başsavcılığınca 23/1/2018 tarihinde kolluğamüzekkere yazılarak başvurucunun soruşturmanın genişletilmesine dairdilekçesinde belirttiği başka soruşturma dosyasına girmiş görüntü kaydınınbulunup bulunmadığının araştırılması istenmiştir. Ayrıca aynı müzekkerede olayyerini gören kamera görüntüsü ile bildirilen plaka bilgisinin tekrararaştırılması talimatı verilmiştir. Kolluk tarafından verilen cevapta,başvurucunun yaralandığı tarih itibarıyla MOBESE kameralarının hasarlı olduğu,30/5/2013 ile 4/6/2013 tarihleri arasındaki kaydın ise gönderildiği bilgisitekrar edilmiştir. Ayrıca olay tarihinde olay yerini gören herhangi birgüvenlik kamera kaydına rastlanmadığı da vurgulanmıştır. Başvurucununbildirdiği araç plakasına ilişkin araştırmada, 2... şasi numaralı, 1967 model,V... marka, 4/4/1975 tescil tarihli aracın 6/6/2011 tarihinde mevcut olmayan araç kapsamında hurdayaayrıldığı bildirilmiştir. Ayrıca aynı plakanın 11/7/2000 tarihinde V... şasinumaralı, 2001 model, P... marka araca tescilli olduğu, 37/6/2001 tarihinde07... plakaya nakil gittiği, aynı şasi numaralı aracın 21/8/2006 tarihindetekrar 34... plakasına nakil geldiği, 25/4/2011 tarihinde ise 58... plakasınanakil gittiği, yapılan plaka sorgulamasında ise söz konusu 34... plakasınınaktif görünmediği bilgilerine yer verilmiştir. Plaka sorgulama ekran çıktılarıda evrak ekinde sunulmuştur.
22. Cumhuriyet Başsavcılığınca 27/12/2018 tarihinde yazılanmüzekkere ile kolluktan tekrar olay yerini gören güvenlik kamera görüntüsüaraştırması yapması istenmiş, yapılan araştırmada bir otele ait güvenlikkamerası bulunduğu ancak 2014 yılında faal hâle geçtiği, ayrıca bir MOBESEkamerası bulunduğu ancak olay tarihindeki kayıtlara ulaşılamadığıbildirilmiştir.
23. Cumhuriyet Başsavcılığınca 26/9/2019 tarihinde tekrar daimîarama kararı verilmiştir. Kararda nitelikli kasten yaralama suçunun neticesisebebiyle ağırlaşmış hâlinden suç nitelemesi yapıldığı ve buna göre on beş yılzamanaşımı süresi belirlendiği anlaşılmaktadır. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"2911 Sayılı Toplantı veGösteri Yürüyüşleri Kanunun 24.maddesinin toplantı veya gösteri yürüyüşlerininKanuna aykırı olarak başlaması hallerinde güvenlik kuvvetleri mensuplarınatopluluğa dağılmaları, aksi halde zor kullanılarak dağıtılacakları ihtarındabulunma ve topluluk dağılmazsa zor kullanma yetkisi verdiği, bunun yanında 2559S.Y.m. 16 uyarınca görevlerini yaparken direnişle karşılaşmaları halindePolisin bu direnişi kırma amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanma yetkisibulunduğu, ancak yasa tarafından verilen bu yetkilerin yine yasaya uygun birşekilde kullanılması gerektiği,
Toplanan deliller ışığında soruşturma evrakıiçerisinde yer alan disiplin soruşturması dosyası, Beyoğlu İlçe EmniyetMüdürlüğü yazıları ve eki belgelerden müştekinin katıldığı gösterinin yasalolmadığı ve barışçıl nitelik taşımadığının açıkça belli olduğu, ancaksoruşturma evrakı içerisindeki adli raporlar, bu rapordaki bulgularınmüştekinin beyanıyla uyuşması, müştekinin yaşadığı olaydan hemen sonramüracaatta bulunması birlikte değerlendirildiğinde kimliği tespit edilemeyenbir polis memurunun zor kullanma yetkisinde sınırı aşarak müştekinin hayatitehlike arzeden, basit tıbbi müdahale ile giderilemez, vücudunda kemik kırığınayol açacak şekilde yaralanmasına neden olduğu, .."
24. Ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığının 18/6/2019 tarihli yazısıüzerine idari soruşturma açılıp açılmaması konusunda idarenin bir ön incelemeyürüterek 18/7/2019 tarihli yazısı ile sonucu Cumhuriyet Başsavcılığınabildirdiği görülmektedir. Cevap yazısında; alınan ifadelerde belirtilenşikâyetin soyut düzeyde kaldığı, somut delillerle desteklenemediği belirtilerekdisiplin soruşturması açılmasına gerek olmadığı kanaatiyle işlemden kaldırmakararı verildiği bildirilmektedir.
25. Başvurunun incelendiği tarih itibarıyla UYAP erişimi ileyapılan incelemede Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen son daimî aramakararından sonra soruşturmanın akıbetini etkileyecek nitelikte bir bilgi ya dabelgenin dosyaya girdiğine yahut bu yönde tekrar bir araştırma faaliyetinerastlanmamıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
26. Anayasa Mahkemesi ÖzlemKır (B. No: 2014/5097, 28/9/2016, §§ 22-27) kararında; 4/7/1934tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun “Zor ve silah kullanma” kenar başlıklı 16.maddesine, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kanunun hükmü ve amirin emri” kenarbaşlıklı 24. maddesine, 5237 sayılı Kanun'un"Sınırın aşılması"kenar başlıklı 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasına,5237 sayılı Kanun'un"Kasten yaralama" kenarbaşlıklı 86. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilgili kısmına, 5237 sayılıKanun'un "Neticesi sebebiyle ağırlaşmışyaralama" kenar başlıklı 87. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınilgili kısmına, 5237 sayılı Kanun'un "Taksirleyaralama" kenar başlıklı 89. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkralarının ilgili kısımlarına yer vermiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi Güven Boğa (B. No: 2014/17222, 3/7/2019,§§ 24-30) kararında 2911 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerine değinmiştir.
27. Anayasa Mahkemesi AliUlvi Atunelli (B. No: 2014/11172, 12/6/2018, §§ 25-27) ve Özlem Kır (aynı kararda bkz. §§ 28-30) kararlarında; 30/12/1982 tarihli ve 17914sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği’nin 25.maddesinin ilgili kısımlarına, İçişleri Bakanlığının yayımladığı 25/8/2011tarihli Toplumsal Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul veEsaslarına Dair Yönerge'nin 10. ve 12. maddelerinin ilgili kısımlarına, EmniyetGenel Müdürlüğünün 26/6/2013 ve 22/7/2013 tarihlerinde çıkardığı iki ayrıgenelgeyle daha ayrıntılı hâle getirdiği ve Aralık 2008 tarihinde hazırladığıGöz Yaşartıcı Gaz Silahları ve Mühimmatları Kullanım Talimatı'nın ilgilikısımlarına yer vermiştir.
B. Uluslararası Hukuk
28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ilgilimaddeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) konuya ilişkiniçtihatları Ali Ulvi Atunelli (aynıkararda bkz. §§ 29-45) kararında yer almaktadır.
29. Anayasa Mahkemesi AliRıza Özer ve diğerleri ([GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 47-51)ve Özlem Kır (aynı kararda bkz.§§ 31-35) kararlarında; 13/1/1993tarihli Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması veKullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme’ye, KollukGörevlileri Tarafından Zor ve Ateşli Silah Kullanılması Hakkında Temelİlkelerin (Birleşmiş Milletler (BM) Suçun Önlenmesi ve Suçluların IslahıSekizinci Kongresi, Havana, 27/8/1990-7/9/1990, BM, A/CONF.144/28/Rev.1, 1990,s. 112-115) ilgili kısımlarına, BM barışçıltoplanma ve gösteri yapma özgürlüğü özel raportörü tarafından hazırlananraporun (BM İnsan Hakları Komisyonu A/HRC/20/27, 21/5/2012) 35. maddesine,Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya MuameleninÖnlenmesi Komitesinin (CPT) göz yaşartıcı gaza ilişkin görüş ve tavsiyelerinedeğinmiştir.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 30/6/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
31. Başvurucu; katılmış olduğu gösteriye kolluk görevlilerininorantısız şekilde güç kullanarak müdahale etmesi sonucu elinden ve kafasındanyaralandığını, buna ilişkin açılan soruşturmanın ise gerekli özenle yürütülmediğiiçin etkisiz hâle geldiğini iddia ederek Anayasa'nın 17. maddesinde güvencealtına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıcasoruşturmada ilerleme sağlanamaması sonucunda failin kimliğinin tespitedilemediğini, bu nedenle tazminat davası açmasının da mümkün olmadığınıbelirterek Anayasa'nın 17. maddesiyle bağlantılı olarak Anayasa'nın 40.maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
32. Bakanlık görüşünde, başvurunun Anayasa'nın 17. maddesininüçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamındaincelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Bakanlık, ilk olarak başvuru yollarınıntüketilip tüketilmediğinin incelenmesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Bakanlığagöre başvurucunun kasıtlı olarak yaralandığına ilişkin somut bir delilbulunmamakta zira başvurucunun bu yönde bir iddiası olmadığı gibi tanığın daolayda kasıt bulunmadığı yönünde beyanı bulunmaktadır. Bu nedenle somut olaydasadece ceza soruşturması yerine idari yargıda açılacak bir tam yargı davası daetkili hukuk yolu olarak kabul edilebilir. Bakanlık ilk daimî arama kararındansonra başvurucunun etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına varmış olmasıgerektiğini ancak bu karardan yaklaşık bir buçuk yıl sonra bireysel başvurudabulunduğunu, bu yönüyle de başvurunun süre aşımı açısından incelenmesigerektiğini ifade etmiştir.
33. Bakanlık başvurucunun şikâyeti üzerine resen soruşturmabaşlatıldığını, başvurucunun ifadesinin avukatı nezaretinde Cumhuriyet savcısıtarafından alındığını, başvurucunun talepleri doğrultusunda gerekliaraştırmanın yapılarak bu konudaki bilgi ve belgelerin dosyaya yansıtıldığınısavunarak başvurucunun soruşturmaya etkili katılımının sağlandığınıbelirtmiştir. Bakanlığa göre olayın gerçekleşme koşullarına ilişkintoplanabilecek tüm deliller toplanmış, MOBESE kameralarının olaylar sırasındatahrip olması nedeniyle olay yerine ilişkin kamera kaydına ulaşılamamıştır.Etkili soruşturma yapma yükümlülüğünün bir sonuç yükümlülüğü değil uygunaraçların kullanılması yükümlülüğü olduğuna dikkat çeken Bakanlık, soruşturmadamuhtemel failin tespit edilebilmesi için her türlü işlemin yapıldığını ancakbir sonuç elde edilemediğini savunmuştur.
34. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında ihlaliddiasının sadece kötü muamele yasağının usul boyutu itibariyle incelenmesigerektiği düşüncesine karşı çıkmış maddi boyut açısından da inceleme yapılmasıgerektiğini dile getirmiştir. İlk daimî arama kararının kendisine tebliğedilmediğini belirten başvurucu, kararı öğrenmesinden sonra bireysel başvurudabulunmamasını Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçe üzerine soruşturmanıntekrar aktif hâle gelmesi ve bunun akabinde verilen ikinci daimî aramakararından sonra da bireysel başvuruda bulunmasıyla açıklamıştır. Başvurucu,Bakanlığın kasıtlı bir yaralanma söz konusu olmadığı için idari yargı yolununda tüketilmesi gerektiği görüşüne karşı çıkmış, eylemin kasıtlı olmadığıyönündeki anılan görüşün yanlı olduğunu savunmuştur. Sonuç olarak başvurucuetkili bir soruşturma yapılmadığı yönündeki iddialarını yineleyerek kötümuamele yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiğini dilegetirmiştir.
B. Değerlendirme
35. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
"Herkes, yaşama, maddîve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimseinsan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."
36. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:
"Devletin temel amaç vegörevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriylebağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engellerikaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamaya çalışmaktır."
1. UygulanabilirlikYönünden
37. Başvurucunun kolluk görevlisi tarafından kullanılan bir gazfişeği ile baş bölgesinden yaşamsal tehlike geçirecek şekilde yaralanmış olmasıhususu dikkate alındığında başvurunun yaşam hakkı bağlamında mı yoksa kötümuamele yasağı kapsamında mı incelenmesi gerektiği noktasında ayrıca birdeğerlendirme yapılması gerekmektedir.
38. Somut olayda başvurucunun yaralandığı bölgenin ve yaranınniteliği gözetilerek öncelikle yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa’nın17. maddesinin birinci fıkrasının uygulanabilirliği konusunda bir değerlendirmeyapılması gerekir.
39. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesiiçin gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmaklabirlikte sınırlı bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi olayın yaşam hakkıçerçevesinde incelenebilmesi olanaklıdır (MehmetKaradağ, B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20).
40. Ölümle sonuçlanmayan bir olaya ilişkin başvuru da mağdurakarşı yapılan eylemin niteliği ve failin amacı gibi somut olayın koşullarıdikkate alınarak yaşam hakkı kapsamında incelenebilir. Bu değerlendirmeyapılırken eylemin potansiyel olarak öldürücü niteliğe sahip olup olmadığı ilemaruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları önemtaşımaktadır (Yasin Ağca, B. No:2014/13163, 11/5/2017, §§ 109, 110).
41. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi demir yolu hattı üzerindebulunan elektrik kablolarından geçen akıma kapılarak yaralanan çocuklar içinyapılan başvurularda ileri sürülen iddiaları -başvurucuların elektrik akımınakapıldığı olaydan yaralı olarak kurtulmuş olmalarına rağmen- akımın öldürücüniteliği ve başvurucuların fiziksel bütünlüğü üzerinde yarattığı etkileri diğerfaktörle birlikte gözönünde bulundurarak Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında,yaşam hakkı bağlamında incelemiştir (HüseyinMünüklü, B. No: 2014/5973, 13/9/2017; Gürkan Kaçar ve diğerleri, B. No: 2014/11855, 13/9/2017).
42. Anayasa Mahkemesi eldeki başvuruyla büyük oranda benzerlikgösteren başka bir başvurudaki şikâyeti de yaşam hakkı kapsamında incelemiştir(Abidin Cevher, B. No: 2015/6361,18/7/2019, § 44).
43. Somut olayda başvurucu, kolluk kuvvetince kullanılan gaztüfeğinden atılan gaz kapsülünün başının kulak üstü sağ bölümüne isabet etmesinedeniyle yaşamsal tehlike geçirecek şekilde yaralanmıştır. Başvurucu hakkındadüzenlenen sağlık raporlarına göre başvurucunun kafatasında oluşan kemikkırığı, yaşamsal fonksiyonları 4. derecede (ağır) etkilemiştir (bkz. §§ 12,19). Başvurucunun maruz kaldığı eylemin potansiyel olarak öldürücü bir niteliktaşıması ile yaralanmanın başvurucunun fiziki bütünlüğü üzerindeki etkileribirlikte değerlendirildiğinde başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinin birincifıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiğisonucuna varılmıştır.
2. İnceleme KapsamıYönünden
44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun etkili başvuru hakkı kapsamındaileri sürdüğü şikâyet esasen etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü ileilgilidir. Anılan yükümlülük ise yaşam hakkının usul boyutu içinde elealınacağından etkili başvuru hakkından ayrıca bir inceleme yapılmamıştır.
3. Kabul EdilebilirlikYönünden
45. Somut olayda, başvurucunun yaralanmasıyla sonuçlanan olayhakkında kasten yaralama suçundan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafındanyürütülmekte olan ceza soruşturması derdesttir. Bu nedenle başvuru yollarınıntüketilmesi kuralı açısından ayrıca bir değerlendirme yapılması gerekir.
46. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmışöyledir:
"...Başvurudabulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir."
48. Anılan Anayasa ve Kanun maddelerinde yer verilen kanunyollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlalleriniönlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur. Diğer birifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derecemahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunuzorunlu kılmaktadır (Necati Gündüz ve RecepGündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).
49. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınanayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hakihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenletemel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (AyşeZıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).
50. Diğer taraftan etkili bir başvurudan söz edilebilmesi içinbaşvuru yolunun sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolunuygulamada da fiilen etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünüele alma yetkisine sahip bulunması gerekir. Başvuru yolunun ancak bir hakihlali iddiasını önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sonaermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi, bunun için uygun bir giderim(tazminat) sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yinevuku bulmuş bir hak ihlali iddiası söz konusu olduğunda tazminat ödenmesininyanı sıra sorumluların ortaya çıkarılması bakımından da usule ilişkin yeterligüvencelerin sağlanması gerekir (Şafak Pınarve diğerleri, B. No: 2013/6945, 16/9/2015, § 61).
51. Öncelikle başvuru yollarınıntüketilmesi kuralı, bir soruşturmanın etkili olup olmadığı yönündeinceleme yapılabilmesi için mutlak surette gerekli olmasa da yürütülensoruşturmanın -makul bir süreyi aşmaması şartıyla- ilgili kamu makamlarıtarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi, bireysel başvuru ile getirilenkoruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Hüseyin Caruş, B. No: 2013/7812,6/10/2015, § 46).
52. Başvurucunun bir soruşturmanın açılmayacağının, soruşturmadailerleme olmadığının, etkili bir ceza soruşturması yapılmadığının, ileride deböyle bir soruşturmanın yürütüleceği konusunda en ufak gerçekçi bir şansolmadığının farkına vardığı veya varması gerektiği andan itibaren yaptığıbireysel başvurular kabul edilebilmelidir (RahilDink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 77).
53. Somut olayda başvurucunun Cumhuriyet Başsavcılığına suçduyurusunda bulunmasının ardından yapılan soruşturma sonucunda herhangi birşüpheli kimlik tespiti yapılamamış ve farklı tarihlerde iki kez daimî aramakararı verilmiştir (bkz. §§ 16, 23). İkinci kez verilen daimî arama kararındansonra şüpheli araştırmasına dair esaslı herhangi bir bilgi ya da belgeninsoruşturma dosyasına girdiği de tespit edilememiştir. Buna göre her ne kadarilk daimî arama kararından sonra bireysel başvuruda bulunulmasa da soruşturmatekrar aktif hâle gelmiş ve daha sonra verilen ikinci daimî arama kararınınakabinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. Şu hâlde başvurununsüresinde yapılmadığı söylenemez.
54. Öte yandan başvuru yollarının tüketilip tüketilmediğiyönünde karar verebilmek için devletin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında etkili soruşturma yapma pozitifyükümlülüğünün çerçevesinin ve somut olayda ne şekilde yerine getirildiğinintespiti de gerekmektedir. Ne var ki anılan hususların tespiti, somut olaydaesas hakkında inceleme yapılmasını zorunlu kılmaktadır (Pınar Durko, B. No: 2015/16449, 28/6/2018,§ 67).
55. Bu itibarla açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmayanbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir (bazıfarklılıklarla birlikte bkz. Abidin Cevher,§§ 46-56).
4. Esas Yönünden
56. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerdedevletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi ve usulboyutları bakımından ayrı ayrı bir incelenme yapılması gerekebilmektedir.Devletin negatif yükümlülüğü bireylerin yaşam haklarına dokunmama ödeviniiçerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem bireylerin yaşam haklarını korumayı(önleyici yükümlülük) hem de -yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkinsavunulabilir bir iddianın bulunması hâlinde- etkili bir soruşturma yoluylasorumluların tespitini ve cezalandırılmasını (soruşturma yükümlülüğü)içermektedir. Yaşam hakkının maddi boyutu, negatif yükümlülük ile önleyiciyükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün alanında kalan soruşturmayükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır.
57. Başvurucunun şikâyetine konu eylem bir kamu görevlisinineyleminden kaynaklandığından kural olarak devletin negatif yükümlülüğükapsamında bir hak ihlali olup olmadığının incelenmesi gerekir. Ayrıcabaşvurucunun kolluk görevlileri hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkiliolmadığı yönündeki iddiası ise pozitif yükümlülükler kapsamında, etkilisoruşturma yapma yükümlülüğü açısından ele alınmalıdır.
a. Yaşam Hakkının MaddiBoyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Genel İlkeler
58. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,dokunulmaz ve vazgeçilmez temel bir hak olup Anayasa'nın 5. maddesiyle birliktedeğerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, § 50). Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetkialanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak sonvermeme, bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanındabulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğerbireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklerekarşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).
59. Kamusal yetkiyle güç kullanılması sonucu gerçekleşenölümlerin veya ölümcül yaralanmaların devletin yaşam hakkına ilişkin negatifyükümlülüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu yükümlülük hem kasıtlıbiçimde hem de kasıt olmaksızın ölümle sonuçlanan veya sonuçlanabilecek güçkullanımını kapsamaktadır (Cemil Danışman,B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 44). Yaşam hakkına ilişkin negatif yükümlülükkapsamında kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevlilerin kasıtlı ve hukukaaykırı bir şekilde hiçbir bireyin yaşamına son vermeme ödevi bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 51).
60. Anayasa’nın 17. maddesinin son fıkrasında "(1) meşru müdafaa hali, (2) yakalama ve tutuklamakararlarının yerine getirilmesi, (3) bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasınınönlenmesi, (4) bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, (5) sıkıyönetim veyaolağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasındasilah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda" yaşamahakkına yapılan müdahalenin hukuka uygun olacağı belirtilmiştir.
61. Anayasa’da yaşama hakkına güç kullanmak suretiyle yapılacakmüdahalelere ilişkin yer alan yukarıdaki hükümler ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda daha önce vermiş olduğu kararlar birlikte değerlendirildiğinde kollukkuvvetlerinin ancak Anayasa’da belirtilen amaçlara ulaşmak adına başka birçarenin kalmadığı mutlak zorunlu durumlardave -güç kullanarak ulaşılmak istenen amaç ile karşı karşıya kalınan gücenispeten- orantılı bir biçimdegüç kullanabilmelerine izin verildiği söylenebilecektir (Cemil Danışman, § 50; Nesrin Demir ve diğerleri, B. No:2014/5785, 29/9/2016, § 113).
62. Anayasa'mızdaki düzenlemeye benzer şekilde Sözleşme'nin 2.maddesine göre de bir ölüm veya ölümcül yaralanma a) bir kimsenin yasa dışışiddete karşı korunmasının sağlanması, b) bir kimsenin usulüne uygun olarakyakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan birkişinin kaçmasını önleme, c) bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarakbastırılması durumlarında mutlak zorunluolanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse yaşamahakkının ihlalinin gerçekleştiğinden söz edilemez (Cemil Danışman, § 51;Nesrin Demir ve diğerleri, § 114).
63. Ancak öldürücü güç, Anayasa'da belirtilen hâllerde ve başkaşekilde müdahale olanağı kalmaması nedeniyle sonçare olarak kullanılmalıdır. Bu nedenle yaşama hakkının dokunulmazniteliği de dikkate alınarak ölümle sonuçlanabilecek bir güç kullanımı sözkonusu olduğunda bunun zorunluluğu ve orantılılığı Anayasa Mahkemesi tarafındançok sıkı bir şekilde denetlenmelidir (NesrinDemir ve diğerleri, § 107; benzer yöndeki değerlendirme için bkz. İpek Deniz ve diğerleri, B. No: 2013/1595,21/4/2016, § 117).
64. Bu noktada belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesi bu türdurumlarda yetkili mercilerin bu konuya ilişkin değerlendirmelerine tamamenbağlı kalmak zorunda olmayıp kesin, ikna edici bilgi veya bulgulara dayanarakfarklı bir değerlendirmede de bulunabilir (CemilDanışman, § 58; Nesrin Demir vediğerleri, § 117). Kamu görevlilerinin güç kullanımına ilişkineylemlerinin bu konuda değerlendirmesi yapılırken olayın bütün aşamalarınındikkate alınması gerekmektedir (CemilDanışman, § 57). Bunun yanı sıra bu konuda yapılacak değerlendirmedebir bütün olarak somut olayın hangi koşullarda gerçekleştiğinin ve nasıl birseyir izlediğinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir (Cemil Danışman, § 57; Nesrin Demir ve diğerleri, § 108).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
65. Başvurucu; katılmış olduğu bir gösterinin kolluk kuvvetincegüç kullanılarak dağıtıldığını, bu nedenle ara sokağa kaçtığını ve dinlenmekiçin oturduğu esnada sivil bir polis memurunun üniformalı bir çevik kuvvetpolisine kendisini hedef gösterdiğini iddia etmektedir. Çevik Kuvvet polisininkasıtlı olarak attığı göz yaşartıcı gaz kapsülü ile başından yaralandığınıileri süren başvurucu, söz konusu iddiasını hakkında düzenlenen adli raporla ve-kısmen de olsa- tanık ifadesiyle (bkz. § 20) de desteklemektedir. Anılanraporlarda başvurucunun başının sağ üst bölgesinden ayrık kemik kırıklarıoluşacak ve hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı tespitleribulunmaktadır (bkz. §§ 12, 19). Şu hâlde başvurucunun ileri sürdüğü hak ihlalikapsamında -soruşturma yapılmasının da ön şartı olan- savunulabilir biriddiasının bulunmadığı söylenemeyecektir.
66. Güvenlik görevlilerinin toplumsal olaylara müdahale etmesigereken hâller ve nasıl müdahale edileceği, güç kullanımının ne şekildegerçekleştirilebileceği kanuni düzenleme ile güvenceye bağlanmıştır (bkz. §26). Dolayısıyla somut olayda kolluk görevlilerinin başvurucuya karşı güçkullanmasının kanuni bir dayanağı bulunmaktadır.
67. Öte yandan kolluk görevlilerinin başvurucuya karşı güçkullanabilmesi için kanuni bir dayanak bulunması dışında ayrıca her somut olayözelinde güç kullanımının gerekliliği ve orantılılığının da bulunması, budurumun kamu makamlarınca ortaya konulabilmesi şartı aranmaktadır.
68. Başvurucu hakkında katıldığı gösteride suç işlemesi,güvenlik görevlilerine karşı direnç sergilemesi ya da şiddet içerikli eylemdebulunması vb. gibi bir iddia kolluk tarafından düzenlenen evraka ya da yargısaldeğerlendirmelere yansımış değildir. Katıldığı gösteri kapsamında başvurucuhakkında herhangi bir adli işlem yapıldığından da bahsedilmemiştir. Başvurucutoplantı dağıtıldıktan sonra bir ara sokakta oturarak dinlendiği esnadayaralandığını iddia etmiş ve buna dair tanık da göstermiştir. Tanık ifadesialınan M.K.nin de başvurucunun kolluk görevlisince yaralandığı iddiasınıyalanlamadığı görülmektedir (bkz. § 20). Kamu makamlarının ise başvurucunungösteri sırasında, başka bir ifadeyle gösteri dağıtılmadan önce yaralandığınadair bir bilgi ya da belge ortaya koyamadıkları görülmektedir. Bu durumda başvurucuyakarşı güç kullanılmasını gerekli kılan bir durumun varlığı kamu makamlarıncaaçıklanabilmiş değildir.
69. Kullanılan gücün gerekli olmadığı sonucuna varıldığındanayrıca bir orantılılık incelemesi yapılması her ne kadar ulaşılan yargısalneticeyi değiştirmeyecek olsa da somut olay özelinde orantılılık incelemesiyapılmasının da önemli olduğu değerlendirilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığıncaverilen ikinci daimî arama kararında başvurucunun bir kolluk görevlisincekullanılan maddi güç kapsamında yaralandığı olgusu açıkça kabul edilmiştir(bkz. § 23). Anılan kararda polis memurunun zor kullanma yetkisinde sınırıaştığı, başka bir ifadeyle orantısız güç kullanarak suç işlediği debelirtilmiştir.
70. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
b. Yaşam Hakkının UsulBoyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Genel İlkeler
71. Yaşam hakkı kapsamında devletin etkili soruşturma yükümlülüğübulunmaktadır. Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukunetkili bir şekilde uygulanmasını ve kamu görevlilerinin müdahalesiyle veyaonların sorumlulukları altında meydana gelen ya da diğer bireylerin fiilleriylegerçekleşen ölümler nedeniyle sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).
72. Yaşam hakkıyla ilgili usule ilişkin yükümlülük olayınniteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla yerinegetirilebilir. Ancak kasıtlı eylemler sonucunda meydana gelen ölüm veya ölümcülyaralanma olaylarında Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumlularıntespitini ve cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir cezasoruşturması yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda idarisoruşturmalar ve tazminat davaları sonucunda idari bir yaptırım veya tazminatahükmedilmesi, ihlali gidermek ve dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan kaldırmakiçin yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 55).
73. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, yaşam hakkınıkoruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumlularınölüm olayına ilişkin olarak hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuçyükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandanburada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesininbaşvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya dacezalandırma hakkı verdiği, tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli birceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).
74. Yürütülecek ceza soruşturmaları sorumluların tespitine vecezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturmamakamlarının olaydan haberdar olur olmaz resen harekete geçerek ölüm ya daölümcül yaralanma olayını aydınlatabilecek ve sorumluların tespitineyarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Soruşturmada ölüm olayınınnedeninin veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan bireksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski taşır (benzeryöndeki karar için bkz. Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 57).
75. Yaşam hakkı ve/veya kötü muamele yasağının ihlal edildiğiiddiası içeren olaylarda yargı makamlarınca yapılacak -zamanaşımı süresi dâhilyargılama sürecinin tamamı üzerinde etkisi olan- suç nitelemesine ilişkintespitlerin genel bazı şeklî kabullerden veya olaya ilişkin bazı ön yargılardanhareketle yapılmaması, bunun yerine nitelemenin yargılama sürecinde toplanantüm delillerin olayın gerçekleşme koşullarına göre yapılacak nesnel biranalizine dayanması gerekmektedir (AbidinCevher, § 78).
76. Kamu görevlilerinin güç kullanımına ilişkin eylemlerinin bukonuda değerlendirmesi yapılırken sadece fiilen gücü kullanan görevlilerineylemlerinin değil söz konusu eylemlerin planlanması ve kontrolü dâhil olayınbütün aşamalarının dikkate alınması gerekmektedir (Cemil Danışman, § 57).
77. Her olayın kendine özgü şartlarında değerlendirme yapılmakkoşuluyla yaşamı tehlikeye soktuğu açık olan eylemler ile maddi ve manevivarlığa yönelik ağır saldırıların cezasız kalmaması gerekmektedir (Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §32).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
78. Başvurucunun 11/6/2013 tarihinde katılmış olduğu gösterideyaralanması üzerine hastaneye müracaat ederek tedavi olduğu ve aynı tarihtehakkında genel adli muayene raporu tanzim edildiği anlaşılmaktadır (bkz. § 12).Başvurucu hakkında düzenlenen bu adli rapor sonrası kamu otoritelerinin olaydanhaberdar olduğu, bu kapsamda da derhâl resmî bir soruşturma açılması gerektiğikabul edilmelidir (bkz. § 74). Ancak başvurucunun 10/12/2013 tarihinde (olaydanyaklaşık altı ay sonra) Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunmasına kadarherhangi bir resmî soruşturmanın başlatılmadığı görülmektedir. Bu gecikme ikiaçıdan önem arz etmektedir: İlki devletin yaşam hakkı ihlali iddiası içerenşikâyetler karşısında derhâl verdiği tepki ile bu gibi olaylara müsamahakârdavranmadığını göstermesi, ikincisi ise belli bir zaman dâhilinde kaybolmaolasılığı olan delillerin bir an önce toplanmasının sağlanmasıdır. Dolayısıylabaşvurucunun hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması ve hakkında aynı günadli rapor da tanzim edilmesine karşın derhâl resmi bir soruşturmabaşlatılmaması etkili soruşturma yapma yükümlülüğü ilkesiyle bağdaşmaz.
79. Başvurucunun şikâyet dilekçesinden sonra başlayansoruşturmada Cumhuriyet Başsavcılığının başvurucunun ifadesinin alımı dâhilbütün soruşturmayı adli kolluğa yaptırmayı tercih ettiği görülmektedir (bkz. §13). Oysa başvurucunun kolluk görevlisinin güç kullanımı sonucu hayati tehlikegeçirecek şekilde yaralanmış olması, üstelik olayın üzerinden belli bir zamanda geçmiş olması hususları gözetildiğinde soruşturmanın bizzat Cumhuriyetsavcısınca yürütülmesi gerektiği açıktır. Soruşturmanın önce başka bir anasoruşturmayla birleştirilmesi, daha sonra ayrılması ve bu zaman diliminde(yaklaşık dört ay) herhangi bir esaslı işlemin yapılmamış olması dasoruşturmanın sürüncemede bırakıldığı izlenimi uyandırabilir (bkz. § 15).Ayrıca başvurucunun hakkında kati adli rapor tanzim edilmeden, olaya tanıkgösterdiği kişi dinlenmeden ve ifadesinde iddia ettiği hususlar tam olarakaraştırılmadan daimî arama kararı verilmesi etkili bir soruşturma içinde izahedilemez.
80. İlk verilen daimî arama kararının başvurucuya tebliğedilmediği, başvurucunun dosyadan örnek alması ile durumdan haberdar olduğu vesoruşturmanın genişletilmesi talepli dilekçe vermesinden yaklaşık bir yıl sonrailk adli işlemin yapıldığı görülmektedir (bkz. § 19). Anılan gecikme bireylerdeCumhuriyet Başsavcılığının kolluk görevlileri aleyhine soruşturma yürütmekteisteksiz olduğu yönünde bir izlenim meydana getirebilir ki bu durum elbetteetkili soruşturma yapma yükümlülüğüyle uyuşmaz.
81. Soruşturmada maddi olayın ortaya çıkarılmasında objektif birdelil niteliği olduğunda şüphe bulunmayan olay anına ilişkin kameragörüntüsünün sadece MOBESE kamera kaydı ile sınırlı tutulması soruşturmanın çokyönlü yürütülmesi ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Söz konusu soruşturmadabaşvurucunun soruşturmanın genişletilmesi talebi üzerine olay yerinde güvenlikkamerası araştırması yapıldığı görülmektedir. Oysa kolluk araç kameraları ilekolluğun ilgili birimi (Foto Film Şube Müdürlüğü) tarafından olay günü kaydaalınan bir görüntü bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Ayrıca başvurucununtalep etmesine rağmen soruşturmanın ilk etapta birleştirildiği ana dosyadakigörüntü kaydının getirtilerek bir bilirkişi marifetiyle izlenip raporlanmasıyoluna da gidilmediği görülmektedir.
82. Başvurucunun ifadesinde belirttiği plakanın araştırılmasıuzunca bir süre yapılmamış, nihayetinde ulaşılan plaka bilgisi de çelişkiliolmuştur. Ulaşılan bu sonuca göre sadece aynı tarih aralığında iki farklı aracaait tescil kaydı görülen bir plakadan söz edilmektedir (bkz. § 21).Başvurucunun kendisini hedef gösteren kişinin sivil polis olduğu, Sarı İbo lakabını kullandığı ve BeyoğluTarlabaşı semti civarında çalıştığı iddiası ise başvurucunun iddialarınıkarşılayacak düzeyde bir araştırmayla aydınlatılmamıştır. Ayrıca başvurucununşikâyet dilekçesinde olay sonrasında işitme kaybı yaşadığı yönünde bir iddiasıbulunmasına karşın bu hususu açıklığa kavuşturacak bir sağlık raporunun datemin edilmediği görülmektedir (bkz. §§ 11, 12, 19). Dolayısıyla delil toplamafaaliyetinde de gerekli özenle hareket edildiğinin söylenmesi zordur.
83. Son olarak başvurucunun soruşturmadaki bazı eksikliklernedeniyle şüpheli kimlik tespiti yapılamadığı ve buna bağlı olarak tazminatdavası açılamadığı iddiası ele alınmalıdır. Başvurucunun bir kamu görevlisininhukuka aykırı eyleminden kaynaklı olarak uğradığını iddia ettiği maddi ve/veyamanevi tazminat talepli bir davada, eylemi gerçekleştiren görevlinin kimliğineihtiyaç duyulması zorunlu değildir. Zira burada kamu hizmetinin kötü işlemesinebağlı olarak pekâlâ idarenin sorumluluğu kapsamında bir dava ikame edilebilir.Nitekim hukuk pratiği de anılan şekilde işlemektedir. Bu nedenle başvurucununileri sürdüğü şekilde etkili başvuru hakkının ihlalinden söz edilmesi mümküngörülmemiştir (bkz. § 44).
84. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
5. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
85. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Esas incelemesonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine kararverilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararındaaçıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosyaüzerinden karar verir."
86. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini istemiş, -miktarını vetürünü açıkça belirtmeksizin- tazminat talebinde bulunmuştur.
87. Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadankaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875,7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlalkararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalindevamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiylesonuçlanacağına da işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).
88. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§55, 57).
89. İncelenen başvuruda yaşam hakkının maddi ve usulboyutlarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin idarenineyleminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte CumhuriyetBaşsavcılığı da ihlali giderememiştir. Bu açıdan ihlalin aynı zamandaCumhuriyet Başsavcılığının daimî arama kararlarından da kaynaklandığısöylenebilir.
90. Bu durumda yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Yapılacak yeniden soruşturma ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gerekeniş Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlalkararında belirtilen ilkelere uygun etkili bir soruşturma yapılmasındanibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzereİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No: 2015/67944) gönderilmesinekarar verilmesi gerekmektedir.
91. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesininbaşvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağıaçıktır. Dolayısıyla eski hâle getirmekuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi içinyaşam hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararları karşılığında başvurucuya net 100.000 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.
92. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
93. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.000TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarınınİHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması içinyeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 100.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE30/6/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.