TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
E.Y. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/10482)
Karar Tarihi: 14/12/2022
R.G. Tarih ve Sayı: 21/2/2023-32111
GENEL KURUL
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Basri BAĞCI
İrfan FİDAN
Kenan YAŞAR
Muhterem İNCE
Raportör
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
E.Y.
Vekili
:
Av. Vedat ÖZKAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru; gözaltı ve tutuklama tedbiri dolayısıylaödenen tazminatın yetersiz olması, adli kontrol tedbiri kapsamındaki tazminattalebinin kabul edilmemesi nedeniyle adil yargılanma ile kişi hürriyeti vegüvenliği haklarının, vekâlet ücretinin yapılan düzenlemeyle azaltılmasınedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 4/4/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon;başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına gönderilmiştir.
4. Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesinekarar vermiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu, PKK çağrılarıyla gerçekleştirildiğibelirtilen yasa dışı bir gösteri yürüyüşüne katıldığı iddiasıyla14/5/2016tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucu; müdafii huzurundaBaşsavcılıkta verdiği ifadesinde, gösteriye katılmadığını, gizli tanığın teşhisettiği, görüntülerde yer alan kişinin kendisi olmadığını, sosyal medya hesabınıkabul etmekle birlikte terör örgütü propagandası niteliğinde bir paylaşımyapmadığını belirtmiştir.
7. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundandiğer şüphelilerle birlikte 16/5/2016 tarihinde tutuklanmıştır. Tutuklamakararının gerekçesi şöyledir:
"suça sürüklenen çocuğun üzerineatılı suçun niteliği, gizli tanık beyanları, teşhis tutanakları, dosyada yeralan mobese kamera görüntüleri, sosyal paylaşım sitesinde yapılan paylaşımlar,CMK'nın 100/3 maddesinde belirtilen ve kuvvetli suç şüphesinin varlığı halindetutuklama nedeni varsayılan suçlardan olması, mevcut delil durumu ile tüm dosyakapsamı birlikte değerlendirildiğinde suça sürüklenen çocuklar yönündenkuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olgu ve delillerin bulunması,atılı suçun kanunda öngörülen cezasının nevi ve miktarına göre tutuklamatedbirinin ölçülü olması, kaçma şüphelerinin bulunması ve adli kontroluygulamasının bu aşamada yetersiz kalacak olması dikkate alınarak CMK'nın 100,101ve devam eden maddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına... [karar verildi.]"
8. Başvurucu hakkında 3/6/2016 tarihinde, silahlı terörörgütüne üye olma, kamu malına zarar verme, kanuna aykırı toplantı veyürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama, kastenyangın çıkarma, korku, kaygı veya silahla panik yaratabilecek tarzda ateş etme,tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme, terör örgütüpropagandası yapma, toplantı ve yürüyüşlere silahla katılma, trafik güvenliğinitehlikeye sokma suçlarından cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.
9. İddianamede; PKK/KCK terör örgütü çizgisinde yayınyapan internet sitesinden sokağa dökülme, sokak direnişleri gerçekleştirme,eylemler yaparak kamu düzenini bozmaya yönelik yapılan çağrılar üzerine28/12/2015 tarihinde Anadolu Mahallesi Çukurova Caddesi'nde gösteri eylemidüzenlendiği, bu gösteride barikat kurularak yolların trafiğe kapatıldığı, eylemleremüdahale eden görevlilere ve kullandıkları araçlara taş, molotofkokteyli, elyapımı patlayıcılarla saldırılar düzenlendiği, kamu binalarına zarar verildiğibelirtilmiştir. İddianamede, başvurucunun da aralarında olduğu suça sürüklenençocukların eylemlere yüzleri maskeli bir şekilde katıldıkları belirtilmiştir.Başvurucunun söz konusu eyleme katıldığı iddiası gizli tanık beyanınadayandırılmıştır. Gizli tanığa 28/12/2015 tarihinde gerçekleştirilen eylemdeçekilen görüntüler gösterilmiş, gizli tanık bu görüntülerden başvurucuyu teşhisetmiştir.
10. İddianamede; başvurucunun ekiplere taş,molotofkokteyli, havai fişek atılan çatıda olduğu, elindeki cisimleri çatıdanekiplere attığı, çatıdaki grup ile fikir ve eylem birliği içinde hareketettiği, bu grupla malzeme taşıdığı, başvurucunun da aralarında olduğuşahısların attığı materyaller sebebiyle Akrep ekip aracının yandığı,başvurucunun bu şekilde uzunca bir süre çatıda ekiplere yönelik saldırıgerçekleştirdiği, elindeki malzemelerle yolu trafiğe kapattığı, caddede ateşyaktığı, yolu trafiğe kapatan terör örgütü yandaşı grupla hareket ettiği,caddede seyir hâlindeki araçları durdurduğu, elinde sürekli taş bulundurduğu,caddede yakılan ateşe odun attığı ileri sürülmüştür. Ayrıca başvurucunun sosyalmedya hesabında yasa dışı eylem fotoğrafı paylaştığı belirtilmiştir.
11. Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 17/6/2016tarihinde iddianameyi kabul etmiş ve E.2016/339 sayılı dosya üzerindenkovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme ayrıca aynı tarihte yaptığı tensipincelemesinde başvurucunun üzerine atılı suçun vasfının değişme ihtimalini, buaşamada tutukluluk hâlinin devamının hakkaniyete aykırı olacağını, yaşı vesabit bir ikamet adresi olduğu gözetildiğinde kaçma ihtimalinin bulunmamasınıdikkate alarak başvurucunun yurt dışına çıkış yasağı ve konutu terk etmeme adlikontrol tedbirine tabi tutularak tahliyesine karar vermiştir.
12. 10/10/2016 tarihli duruşmada konutu terk etmemeşeklindeki adli kontrol tedbiri kaldırılmıştır.
13. Mahkeme; yargılama sonunda gizli tanık beyanının tekbaşına mahkûmiyete esas alınamayacağını belirterek terör örgütü üyeliği vediğer suçlar yönünden başvurucunun beraatine, sosyal medya paylaşımlarınedeniyle terör örgütü propagandası suçundan cezalandırılmasına ve hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
14. Beraat kararının kesinleşmesi üzerine başvurucu; ikiay haksız yere tutuklu kaldığını, gözaltı, tutuklama kararı ve adli kontroltedbiri nedeniyle çalışamayıp kazanç kaybına uğradığını, üzüntü ve sıkıntıçektiğini, itibarının zedelendiğini, terörist muamelesi gördüğünü, gözaltınaalınmadan önce aylık ortalama 2.000 TL kazandığını belirterek 10.000 TL maddive 15.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebiyle dava açmıştır. Davadilekçesinde başvurucu, gözaltının ve tutuklamanın haksız olduğu iddiasınıgözaltına alınmasına ve tutuklandığı suçlar yönünden beraat etmesinedayandırmıştır. Başvurucu; dava dilekçesinde gözaltı, tutuklama ve adli kontroltedbirinin hukuki olup olmadığıyla ilgili bir açıklamada bulunmamıştır.
15. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi 29/12/2017 tarihlikararıyla başvurucuya 6.330,76 TL maddi, 12.000 TL manevi tazminat ile 2.199,69TL vekâlet ücretinin ödenmesine karar vermiştir. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesi,kararında adli kontrol tedbiri yönünden bir değerlendirmede bulunmamıştır.
16. Başvurucu; hükmedilen tazminatların ve vekâletücretinin düşük olduğunu, adli kontrol tedbiri nedeniyle de tazminatahükmedilmesi gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.
17. Bölge Adliye Mahkemesi 2/3/2018 tarihindetutuklamadan sonra verilen konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirininceza infaz kurumunda tutuklu kalma gibi değerlendirilerek fazla manevitazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Mahkeme budoğrultuda manevi tazminatı 4.000 TL, vekâlet ücretini de 1.240 TL olarakdüzelterek istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
18. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun ''Adli kontrol'' kenar başlıklı 109. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
''(1) (Değişik: 2/7/2012-6352/98 md.)Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklamasebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrolaltına alınmasına karar verilebilir.
...
(3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıdagösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir:
...
k) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Belirlibir yerleşim bölgesini terk etmemek.
...''
19. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi"kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
" (1) Suç soruşturması veyakovuşturması sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullardışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkimönüne çıkarılmayan,
c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veyahatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığıhâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içindehakkında hüküm verilmeyen,
e) Kanuna uygun olarak yakalandıktanveya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veyaberaatlerine karar verilen,
f) Mahkûm olup da gözaltı vetutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veyaişlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniylezorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,
g) Yakalama veya tutuklama nedenleri vehaklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığıhâllerde sözle açıklanmayan,
h) Yakalanmaları veya tutuklanmalarıyakınlarına bildirilmeyen,
i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz birşekilde gerçekleştirilen,
j) Eşyasına veya diğer malvarlığıdeğerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gereklitedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışıkullanılan veya zamanında geri verilmeyen,
k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalamaveya tutuklama işlemine karşı Kanunda
öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,
Kişiler, maddî ve manevî her türlüzararlarını, Devletten isteyebilirler"
20. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 21/12/2020 tarihli veE.2019/1929, K.2020/7258 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
''...[A]macı maddi gerçeğiortaya çıkarmak olan ve kamusal nitelik taşıyan ceza mahkemesinde, bazıkoruyucu tedbirlere başvurulması gerekebilir. Bu tedbirler, muhakemeninyapılabilmesi açısından, delillerin karartılmasını önlemeye yönelik olabileceğigibi şüpheli ya da sanığın hazır bulundurulmasını veya ilerde verilecek hükmünyerine getirilmesini sağlamak amacını da taşıyabilir. Koruma tedbirleri kavramıiçinde yakalama, gözaltına alma, tutuklama, arama ve el koyma, adli kontrol,gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme ve telekomünikasyon yoluylailetişimin denetlenmesi konuları yer almaktadır. 466 sayılı Kanunda bu korumatedbirlerinden yakalama, gözaltı ve tutuklama, 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanununun 141. ve devamı maddelerinde ise yakalama, gözaltı, tutuklama, aramave el koyma işleminden kaynaklanan maddi ve manevi zararların tazmininindüzenlendiği dikkate alındığında, davacı hakkında uygulanan ve 5271 sayılıCMK'nın 109/3-j. maddesinde düzenlenen konutunu terk etmemek şeklindeki adlikontrol tedbiri nedeniyle tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiğiancak davacı hakkında aynı dosyada bir gün gözaltına alınması nedeniyle sadeceCMK’nın 141/1-e maddesi gereğince gözaltı nedeniyle maddi ve manevi tazminatahükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı olup, ... hükmün bozulmasına...[karar verildi.]''
21. İlgili hukuk için ayrıca bkz. A.A. [GK], B.No: 2017/34502, 21/10/2021, §§ 22-46; Esra Özkan Özakça [GK], B. No:2017/32052, 8/10/2020, §§ 36-52.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
22. Anayasa Mahkemesinin 14/12/2022 tarihinde yapmışolduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
1. Gözaltı ve Tutuklama Tedbiri Yönünden
a. Başvurucunun İddiaları
23. Başvurucu, haksız gözaltı ve tutuklama nedeniyleödenen tazminatın yetersizliğinden dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
24. Anayasa Mahkemesi A.A. kararında Anayasa'nın 19.maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki şikâyetler yönünden başvuru yollarınıntüketilmiş sayılabilmesi için başvurucuların ilk derece mahkemelerindeyakalama, gözaltı veya tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin iddialarını5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendikapsamında- açıkça ileri sürerek dava açmaları gerektiğini belirtmiştir. Anılantedbirlerin hukuka uygun olmadığına dair iddialar dile getirilmeden-Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında olmadığıdeğerlendirilen- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının(e) bendi uyarınca kovuşturmaya yer olmadığı ya da beraat kararına dayalıolarak dava açılmasının başvuru yollarının tüketilmesi anlamına gelmediğinekarar vermiştir (A.A., §§ 70-90).
25. Gözaltının ve tutuklamanın hukuka aykırı olduğuiddiasıyla 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)bendi uyarınca bir tazminat davası açılmadığının anlaşıldığı somut olayyönünden anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.
26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI bu görüşekatılmamıştır.
2. Konutu Terk Etmeme Şeklindeki Adli Kontrol TedbiriYönünden
a. Başvurucunun iddiaları
27. Başvurucu; tazminat davasında konutu terk etmemeşeklindeki adli kontrol tedbiri konusunda herhangi bir değerlendirmeyapılmadığını, kendisine tazminat ödenmediğini, adli kontrol nedeniyle uğradığımağduriyetin karşılanmadığını ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri kişi hürriyeti vegüvenliği hakkına müdahale teşkil eden bir tedbir olduğundan (Esra ÖzkanÖzakça, §§ 68-76) başvurucunun şikâyetleri kişi hürriyeti ve güvenliğihakkı kapsamında incelenmiştir.
i. Kabul Edilebilirlik Yönünden
29. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen A.A.kararı yakalama, gözaltı veya tutuklama tedbirlerine ilişkin olup adli kontroltedbirleriyle ilgili bir tespit içermemektedir. Dolayısıyla söz konusu içtihadınadli kontrole ilişkin şikâyete uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
30. Başvurucu; tazminat davasında konutu terk etmemeşeklindeki adli kontrol tedbiri konusunda herhangi bir değerlendirmeyapılmadığını, kendisine tazminat ödenmediğini, adli kontrol nedeniyle uğradığımağduriyetin karşılanmadığını ileri sürmüştür. Başvurucunun adli kontroltedbirine ilişkin etkili olmayan bir yolu tüketip tüketmediği, buna bağlıolarak başvuruyu süresinde yapıp yapmadığı başvurunun doğrudan esasınıilgilendirdiğinden kabul edilebilirlik değerlendirmesinin işin esasıylabirlikte yapılmasına karar verilmesi gerekir.
31. Öte yandan açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri yönünden kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. EsasYönünden
(1) Genel İlkeler
(a) İnceleme Yöntemine İlişkin
32. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasındaherkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu belirtilmiş, ikincive üçüncü fıkralarında özgürlüğün kısıtlanabileceği durumlar sayılmış,dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarında ise hürriyetindenyoksun kalan kişilere tanınan güvencelere yer verilmiştir.
33. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında isebu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararlarıntazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceği ifadeedilmiştir. Anılan fıkrada yer alan "bu esaslar dışında bir işleme tâbitutulan kişiler" ifadesi ile maddenin diğer tüm fıkralarındabelirtilen kurallara aykırı bir işleme tabi kılınmanın kişiye tazminat hakkıdoğurduğu belirtilmiştir. Buna göre maddenin ikinci veya üçüncü fıkralarındabelirtilen durumlara aykırı şekilde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınamüdahalede bulunulması ya da kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahaleedilen kimsenin maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizincifıkralarındaki güvencelerden yararlandırılmaması hâlinde uğradığı zararlardevlet tarafından ödenecektir (Safkan Aydoğdu, B. No: 2014/7498,5/4/2017, § 44).
34. Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın 19. maddesinindokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal edilipedilmediğini belirleyebilmesi için öncelikle başvurucunun anılan maddenin diğerfıkralarında belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup tutulmadığınıincelemesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi bu inceleme sonucunda başvurucununAnayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında belirtilen esaslara aykırı birişleme tabi tutulduğunu ve bu kapsamda uğradığı zararın devlet tarafındantazminat hukukunun genel prensiplerine göre ödenmediğini tespit ederse Anayasa'nın19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkınınihlali söz konusu olabilecektir (Safkan Aydoğdu, § 45).
35. Bir başka ifadeyle Anayasa'nın 19. maddesinindokuzuncu fıkrasının uygulanabilmesi için başvurucunun anılan maddenin diğerfıkralarında belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup tutulmadığınınderece mahkemelerince ya da Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi gerekir. Bubağlamda kişinin Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında belirtilenesaslara aykırı bir işleme tabi tutulduğu, bu kapsamda uğradığı zararın devlettarafından tazminat hukukunun genel prensiplerine göre ödenmediği veya birtazminat imkânının bulunmadığı tespit edilirse Anayasa'nın 19. maddesinindokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlali söz konusuolacaktır. Öte yandan kişinin Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasındabelirtilen esaslara aykırı bir işleme tabi tutulduğu derece mahkemeleritarafından tespit edilmişse Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme tazminatmiktarının yeterli olup olmadığını belirlemekle sınırlı olacaktır (M.E.,B. No: 2018/696, 9/5/2019, §§ 46, 47).
(b) Konutu Terk Etmeme Şeklindeki Adli KontrolTedbirinin Hukukiliğine İlişkin
36. Genel ilkeler için bkz. Esra Özkan Özakça, §§78-84.
(2)İlkelerin Olaya Uygulanması
37. Somut olayda derece mahkemesi adli kontrol tedbirininhukukiliğiyle ilgili bir değerlendirmede bulunmamıştır. Bu durumda başvurucuhakkındaki adli kontrol tedbirinin Anayasa'nın 19. maddesindeki esaslara uygunolup olmadığının Anayasa Mahkemesince değerlendirilmesi gerekmektedir.
38. Başvurucu, terör örgütü üyesi olma suçundan bir süretutuklu kaldıktan sonra Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen bir kararla 5271sayılı Kanun'un 109. maddesi uyarınca konutu terk etmeme şeklindeki adlikontrol tedbirine tabi tutulmuştur. Dolayısıyla başvurucu hakkında bir adlikontrol yükümlülüğü olarak uygulanan konutu terk etmeme tedbirinin kanunidayanağı bulunmaktadır.
39. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan adli kontroltedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce önkoşul olarak suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığınındeğerlendirilmesi gerekir.
40. Anayasa Mahkemesi Rıza Barut (B. No: 2020/14339,28/12/2021) kararında gizli tanık beyanının şüpheli ya da sanığa bu beyanıyeterince denetleme imkânı sunulması ve bu beyanının somut olgular içermesidurumunda tutuklama bakımından kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin mümkünolduğunu belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi bu kararında başvurucununtutuklanmasına dayanak yapılan gizli tanık beyanlarının avukatının da hazırbulunduğu başsavcılık ifadesinin alınması esnasında başvurucuya sorulduğunu vebaşvurucunun gizli tanık beyanına ilişkin olarak savunmasını yaptığını tespitetmiş, başvurucuya tanık beyanını denetleme ve karşı argümanlar sunmafırsatının verildiği sonucuna ulaşmıştır (Rıza Barut, §§ 68-73).
41. Somut olayda da başvurucunun tutuklanmasına dayanakyapılan gizli tanık beyanlarının başvurucunun avukatının da hazır bulunduğuBaşsavcılıkta ifadesinin alınması esnasında başvurucuya sorulduğu vebaşvurucunun gizli tanık beyanına ilişkin olarak savunmasını yaptığıgörülmüştür.. Aynı şekilde başvurucu, avukatının da hazır bulunduğu tutuklama sorgusundada gizli tanık beyanına ilişkin olarak savunma yapabilme imkânına sahipolmuştur. Dolayısıyla başvurucuya tanık beyanını denetleme ve karşı argümanlarsunma fırsatının verildiği anlaşılmıştır. Öte yandan gizli tanık beyanınınsomut olgular içerip içermediğinin de tespit edilmesi gerekir. Başvurucu28/12/2015 tarihindeki PKK çağrıları üzerine gerçekleşen ve şiddet eylemlerininvuku bulduğu eyleme katılmakla ve bu eylemde aktif olarak rol almaklasuçlanmıştır. Başvurucunun bu eyleme katıldığı iddiası gizli tanık beyanınadayandırılmıştır. Gizli tanığa söz konusu eylemde çekilen görüntülergösterilmiş, gizli tanık bu görüntülerden başvurucuyu teşhis etmiştir. Buteşhisin somut bir olgu içerdiği açıktır. Başvurucunun sosyal medya hesabındanyasa dışı eylem fotoğrafı paylaştığı şeklindeki tespit de dikkate alındığındasuç işlediğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.
42. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan adlikontrol tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesigerekir.
43. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesiniönlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. Konutu terk etmeme şeklindekiadli kontrol tedbirinin tutuklamaya alternatif olma niteliği gereği bu tedbiryalnızca Anayasa'da öngörülen bu amaçlarla verilebilir. Anılan tedbirinniteliği ve özellikleri dikkate alındığında bunun bilhassa şüpheli veyasanıkların kaçmalarını engellemeye yönelik adli bir önlem olarakdeğerlendirilmesi mümkündür (Esra Özkan Özakça, § 80). 5271 sayılıKanun'un 109. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da tutuklama sebeplerininvarlığı hâlinde kişinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasınakarar verilebileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla adli kontrol tedbiri tutuklamasebeplerinin varlığı hâlinde ve ancak tutuklamanın ölçülü olmayacağı hâllerdebaşvurulabilen bir tedbirdir. Bu bağlamda tutuklama ile adli kontrol arasındasadece ölçülülük bakımından bir fark olduğu, meşru amaç yönünden ise böyle birfarkın bulunmadığı anlaşılmaktadır.
44. Tutuklama sebepleri 5271 sayılı Kanun'un 100.maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre şüpheli veya sanığın kaçması, saklanmasıya da kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veyasanığın delilleri yok etme, gizleme veya değiştirmesi, tanık, mağdur veyabaşkaları üzerinde baskı girişiminde bulunması hususlarında kuvvetli şüpheoluşması tutuklama nedenleridir. Tutuklamanın anılan meşru amaçları adlikontrol bakımından da geçerlidir. Bu kapsamda adli kontrol tedbiri açısındansomut olayda kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini,tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasını önleme amaçlarınınortaya konulup konulmadığının değerlendirilmesi gerekir.
45. Somut olayda derece mahkemesi, başvurucunun adlikontrol altına alınmasına karar verirken kaçma şüphesinin bulunmadığını açıkçabelirtmiştir. Delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini, tanık, mağdurveya başkaları üzerinde baskı yapılmasını önleme amaçları yönünden ise birdeğerlendirmede bulunmamıştır. Somut olayda deliller soruşturmanıntamamlanmasıyla birlikte toplanmıştır. Dolayısıyla başvurucunun delillerikarartma şüphesinin bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Öte yandanbaşvurucunun yargılandığı davada gizli tanık söz konusu olduğundan tanıküzerinde baskı yapılmasını önleme amacının bulunmadığı görülmüştür. İsnatedilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı ve isnat edilensuçun kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlardan olmasınınbaşvurucunun başta bu tedbire tabi tutulmasını haklı gösterebildiği varsayılsabile mevcut durumda olduğu gibi yargılamanın ileri bir aşamasında bu tedbirebaşvurulmasının gerekçesi olamayacağı sonucuna varılmıştır. Adli kontrol tedbirininmeşru bir amacının bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Ölçülülük yönündenayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
46. Açıklanan gerekçelerle meşru amacı ortaya konulmadanbaşvurucu hakkında konutu terk etmeme tedbirinin uygulanmasının Anayasa'nın 19.maddesinde yer alan güvencelere aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
47. Somut olayda başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesininüçüncü fıkrasında belirtilen esaslara aykırı bir işleme tabi tutulduğu sonucunavarıldığından Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası somut olaydauygulanabilir niteliktedir. Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasındamaddenin önceki fıkralarına aykırı olarak tutulan kişilerin uğradıklarızararların devletçe tazmin edileceği hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19.maddesinin dokuzuncu fıkrasından önce gelen fıkralarından bir veya dahafazlasının ihlal edildiği sonucuna ulaşıldığı durumlarda iç hukukta herhangibir tazmin mekanizması bulunmaması, Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncufıkrasının da ihlali sonucunu doğuracaktır.
48. 5271 sayılı Kanun'un 141. ve devamı maddelerinde;hukuka aykırı olarak yakalanan, gözaltına alınan veya tutuklanan kişilerinuğradıkları zararlar için ağır ceza mahkemeleri nezdinde dava açabilecekleri,uğradıkları her türlü maddi ve manevi zararın tazminini isteyebilecekleri hükümaltına alınmıştır. Ancak 5271 sayılı Kanun'un 141. ve devamı maddelerinde adlikontrol, tazminat talep edilebilecek koruma tedbirleri arasında sayılmamıştır.Somut olayda ilk derece mahkemesi ise başvurucunun açtığı tazminat davasındaadli kontrol tedbirine ilişkin talebiyle ilgili herhangi bir değerlendirmedebulunmamıştır. İstinaf mahkemesi ise adli kontrol tedbirinin tazminat hesabınadâhil edilemeyeceğini belirtmiştir. Yargıtayın da konutu terk etmeme şeklindekiadli kontrol tedbirinden kaynaklanan tazminat isteminin reddedilmesi gerektiğiyönünde kararı bulunmaktadır (bkz. § 20). Dolayısıyla konutu terk etmemeşeklindeki adli kontrol tedbiri bakımından etkili bir tazminat imkânınınbulunmadığı sonucuna varılmıştır.
49. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin-üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia
1. Başvurucunun iddiaları
50. Başvurucu, gözaltına alma ve tutuklama nedeniylehükmedilen tazminatların yetersiz olduğunu belirterek kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
51. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Anayasa Mahkemesi A.A.kararında 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e)bendi uyarınca açılan davalarda hükmedilen tazminatın yetersiz olduğu yönündekiiddiaların adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğinibelirtmiştir (A.A., § 87). Bu itibarla başvurucunun bu kısımdakişikâyetlerinin adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
52. Temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden vebariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren durumlar dışında kanun yolundagözetilmesi gereken hususlara dair şikâyetler bireysel başvurunun incelemesikapsamında değildir (Ş.K., B. No: 2018/753 12/1/2022, § 19).
53. Somut olayda başvurucu tarafından ileri sürülen ihlaliddialarının yukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu şikâyetiniteliğinde olduğu ve bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturandurumun da bulunmadığı anlaşılan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
54. Başvurucu; koruma tedbirleri nedeniyle açtığıtazminat davasında ağır cezalık işler için öngörülen miktar üzerinden vekâletsözleşmesi yapmasına rağmen yapılan düzenlemeyle sulh ceza hâkimliği içinöngörülen vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet, mahkemeye erişim veetkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
55. Başvurucunun iddiaları mülkiyet hakkı kapsamındaincelenmiştir.
56. Anayasa Mahkemesi M.E. kararında aynımahiyetteki şikâyete ilişkin olarak başvurucunun mevcut bir mülkü veya mülküedinmeye yönelik meşru bir beklentisi olduğunu ortaya koyamadığını, dolayısıylamülkiyet hakkına ilişkin korumadan yararlandırılmasının mümkün olmadığınıbelirterek konu bakımından yetkisizlik kararı vermiştir (M.E., §§36-38). Somut başvuru yönünden anılan kararda varılan sonuçtan ayrılmayıgerektiren bir durum bulunmamaktadır.
57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konubakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
D. Giderim Yönünden
1. Genelİlkeler
58. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılmasına ilişkin usul ve esaslar 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesindeyer almaktadır.
59. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasılortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. 6216 saylıKanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre esas inceleme kapsamındabir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve varsa ihlalin nasıl ortadankaldırılacağı belirlenmektedir. Aynı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79. maddesinin (2) numaralıfıkrasına göre ise ihlal kararı verilmesi hâlinde gerekli görüldüğü takdirdeihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. Buna göre ihlal sonucuna varıldığında ilgili temel hak vehürriyetin ihlal edildiğine karar verilmesinin yanında ihlalin nasıl ortadankaldırılacağının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmesi degerekir (Mehmet Doğan, § 54).
60. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
61. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesigerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemlerden, yargısal işlemlerden veyayasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygungiderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan,§ 57).
62. İhlal, idari makamların veya derece mahkemelerininAnayasa’ya uygun yorum yapmalarına imkân vermeyecek açıklıktaki bir kanunhükmünü uygulamaları veya kanundaki belirsizlikler sebebiyle ortaya çıkmışsa buihlal kanunun uygulanmasından değil doğrudan kanundan kaynaklanmaktadır. Budurumda söz konusu ihlalin bütün sonuçlarıyla giderilebildiğinden sözedilebilmesi için ancak ihlale yol açan kanun hükmünün ortadan kaldırılmasıveya ilgili hükmün yeni ihlallere yol açılmayacak bir şekilde değiştirilmesi yada yeni ihlallere yol açılmasının önüne geçilmesi için belirsizliğingiderilmesi suretiyle giderilebilir (Süleyman Başmeydan [GK], B. No:2015/6164, 20/6/2019, § 70)
63. Bu çerçevede ihlal, Anayasa Mahkemesine başvuruyapmadan önce başvuru yapılabilecek idari veya yargısal başvuru yoluna ilişkinkanun hükmünün bulunmamasından kaynaklanabilir. Bu durumda söz konusu ihlalinbütün sonuçlarıyla giderilebildiğinden söz edilebilmesi ancak ihlale yol açankonuda kanuni düzenleme yapılması veya ilgili hükümlerin yeni ihlallere yolaçılmayacak bir şekilde değiştirilmesi ile mümkün olur. Bunun yanında bazıhâllerde sadece kanuni düzenleme yapılması ihlalin tüm sonuçlarının ortadankaldırılması bakımından yeterli olmayabilir. Bu durumda ise bireysel başvurukapsamında mağdurların ihlalden kaynaklanan maddi ve manevi zararlarını telafiedici birtakım tedbirlerin alınması da gerekebilir (Y.T. [GK], B. No:2016/22418, 30/5/2019, § 68; Nevriye Kuruç [GK], B. No: 2021/58970,5/7/2022, § 105).
2. İlkelerinOlaya Uygulanması
64. İncelenen başvuruda, hukuka aykırı adli kontroltedbirinden kaynaklanan zararların tazminine yönelik özel bir mekanizmanınöngörülmemiş olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiği sonucuna ulaşılmıştır.
65. Anayasa'nın Başlangıç bölümünde, kuvvetler ayrımınındevlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmediği ancak belliyetki ve görevlerin kullanılmasından ibaret olduğu, erkler arasında medeni biriş bölümü ve iş birliği ilişkisinin bulunduğu belirtilmiştir. Bu kapsamdaAnayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen yetki ve görevlerini yerine getirerek,adli kontrol tedbirlerinin hukuka aykırı olarak uygulandığı durumlarda kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali iddiasıyla ilgili başvuru yapılabileceketkili bir yolun ihdas edilmesi gerektiği tespitini yapmıştır. Dolayısıylaböyle bir düzenleme benzeri ihlallerin de önüne geçerek bireysel başvurununamacı ve işlevine de uygun olacağından Anayasa ve Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nin ortak koruma alanında yer alan bir temel hak ve hürriyetinihlaline yol açtığı tespit edilen söz konusu yapısal sorunun çözümü içinkararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için yasama organına gönderilmesigerekir.
66. Diğer taraftan kararın bir örneğinin yasama organınagönderilmesi somut başvuru bağlamında başvurucunun ihlalden kaynaklananmağduriyetini bütünüyle gidermemektedir. Buna göre ihlalin sonuçlarına ilişkineski hâle getirme kuralı çerçevesinde başvurucunun varsa maddi ve manevizararlarının da giderilmesi gerekmektedir. Bu nedenle ihlalin niteliği dikkatealınarak başvurucuya 25.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucunaulaşılmıştır. Diğer taraftan başvurucu, uğradığını iddia ettiği maddizarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağını ortaya koyamadığından veuğradığını iddia ettiği zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığındanbaşvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
67. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 9.900 TL vekâletücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. 1. Gözaltı ve tutuklama tedbiri yönünden kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Zühtü ARSLAN,Hasan Tahsin GÖKCAN ve Basri BAĞCI'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. Konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiriyönünden kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE ,
3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
4. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınkonu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
C. Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıylabağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
D. Hukuka aykırı adli kontrol tedbirine ilişkin tazminatimkânının bulunmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlalinesebebiyet veren yapısal sorunun çözümü için keyfîyetin Türkiye Büyük MilletMeclisine BİLDİRİLMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
E. Başvurucuya net 25.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininbaşvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin bilgi için Adana 6. Ağır CezaMahkemesine (E.2017/362, K.2017/442) GÖNDERİLMESİNE,
İ. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 14/12/2022 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucunun hukuka aykırı gözaltı ve tutuklamatedbirleri üzerine açtığı tazminat davasında hükmedilen miktarın yetersizliğinedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönündekişikâyeti, çoğunluk tarafından başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiylekabul edilemez bulunmuştur.
2. Başvurucu gözaltına alınmasına ve tutuklanmasına nedenolan suçtan dolayı beraat etmesini müteakip “iki ay haksız yere tutuklukaldığını” ileri sürerek tazminat talebinde bulunmuş, talebi kısmen kabuledilmiştir. Başvurucunun hükmedilen tazminatın düşük olduğunu belirterekistinaf yoluna başvurması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi adli kontroltedbirinin tutuklu kalma gibi değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle manevitazminatı düzelterek (düşürerek) istinaf başvurusunun esastan reddine kesinolarak karar vermiştir (§§ 14-17).
3. Çoğunluk, A.A. kararına atıf yapmak suretiyle5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 141. maddesinin (1) numaralıfıkrasının kanuna uygun yakalama veya tutuklamadan sonra haklarındakovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilenlere tazminat imkânısağlayan (e) bendi uyarınca açılan tazminat davalarının, anılan tedbirlerinhukuka aykırılıkları dile getirilmeden, Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncufıkrası kapsamında incelenemeyeceğini belirtmiştir (§§ 24-26).
4. Atıf yapılan A.A. kararına ve onunla aynı günverilen Eyyüp Güneş kararına yazdığım karşıoylarda belirttiğimgerekçelerle, CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendiuyarınca açılan tazminat davalarının reddedilmesi veya verilen tazminatın düşükbulunması üzerine yapılan başvuruların Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncufıkrası kapsamında olmadığına dair görüşe katılmıyorum (A.A. [GK], B.No: 2017/34502, 21/10/2021, Karşıoy, §§ 5-9; Eyyüp Güneş [GK], B.No:2017/28308, 21/10/2021, Karşıoy, §§ 4-20).
5. Öncelikle belirtmek gerekir ki, kanun koyucuAnayasa’nın 19. maddesinde öngörülen esaslara aykırılığı bir adım öteyetaşıyarak, kanuna uygun olarak yakalanan veya tutuklanan kişinin hakkında kararverilmesine yer olmadığı yahut beraat kararı verilmesi durumunda da tazminattalep edebileceğini öngörmüştür. Tam da bu nedenle Anayasa Mahkemesi “Kanunkoyucu, Anayasa’nın 19/9 hükmünün sağladığı imkânları daha da genişletmiştir”demek suretiyle CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendiuyarınca açılan tazminat davalarını da Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncufıkrası yönünden incelemiştir (Hasan Akboğa, B.No: 2016/10380,27/3/2019, § 68).
6. Diğer yandan CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (e) bendi kapsamında açılan tazminat davalarında hukukaaykırılığın veya haksızlığın karine olarak kabul edildiğigörülmektedir. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesi, istikrarlı olarak “kovuşturmayayer olmadığına dair karar verilmesi nedeniyle bu gözaltının hukuka aykırıolduğu”, “beraatine hükmedilmesi nedeniyle gözaltı ve tutuklamanınhukuka aykırı olduğu” ve “beraatle sonuçlanmış suça ilişkin olarak yapılmışolan tutuklamanın haksız hale geldiği” şeklinde tespitler yaptıktan sonrafarklı nedenlerle davacılara tazminat ödenmemesini kanuna aykırı bulmuştur(Yargıtay 12. CD, E.2013/27015, K.2014/1040, 21/1/2014; E.2014/5935,K.2014/12895, 27/5/2014; E.2014/2232, K.2014/13556, 03/6/2014).
7. Yargıtay’ın temel hak ve hürriyetlerin uygulamaalanını genişleten bu içtihadının “kanunun lafzına aykırı olduğu”gerekçesiyle reddedilmesini bireysel başvuruda benimsenen hak eksenliyaklaşımla bağdaştırmak mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruyolunun kabul edilmesiyle birlikte Türk hukukunda temel hak ve hürriyetlerinkorunmasının nihai güvencesi haline gelmiştir. Bu nedenle yapılması gerekenYargıtay’ın veya derece mahkemelerinin benimsedikleri hak eksenli yorumların “yanlış”olduğunu söylemek değil, söz konusu yorumu veri olarak kabul edip yapılanbireysel başvuruları Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamındakarara bağlamaktır (ayrıntılı açıklama için bkz. Eyyüp Güneş, Karşıoy,§§ 8-10).
8. Bunun yanında, uygulamada tazminat davalarınınsıklıkla CMK’nın 141. maddesinin herhangi bir fıkrasına ya da bendine atıfyapılmadan, genel anlamda “haksız yere” hürriyetlerinden mahrumbırakıldıkları gerekçesiyle davaların açıldığı görülmektedir. Nitekim somutolayda başvurucu “gözaltında kaldığı ve tutuklandığı suç hakkında beraatkararı verilmiş” olması nedeniyle “gözaltı ve tutukluluk süresi[nin]haksız tutuklama ve gözaltı” olduğunu belirterek tazminat talebindebulunmuştur. Tazminat talebini kısmen kabul eden Ağır Ceza Mahkemesi açılandavayı “5271 sayılı “CMK’nın 141. maddesinde düzenlenen haksız gözaltı vetutuklama nedeni ile tazminat talebine ilişkin” olarak nitelendirmiştir.Benzer şekilde Bölge Adliye Mahkemesi de istinaf başvurusunu CMK’nın 141.maddesine genel olarak atıf yapmak suretiyle karara bağlamıştır. Dolayısıylabaşvurucunun gözaltının ve tutuklamanın hukuka aykırı olduğu iddiasıylabir tazminat davası açmadığı yönündeki çoğunluk görüşüne (§ 25) katılmak mümkündeğildir.
9. Açıklanan gerekçelerle, başvurucunun kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine yönelik şikayetinin kabul edilebilirolduğunu düşündüğümden çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.
Başkan
Zühtü ARSLAN
KARŞIOY
Başvurucu müsnet suça ilişkin yargılamada beraat etmiş,gözaltında ve tutuklu olarak kaldığı süreler nedeniyle uğradığı maddi ve manevizararın giderilmesi amacıyla CMK madde 141/1-e doğrultusunda açtığı tazminatdavasında mahkemece sonuç olarak hükmedilen tazminat miktarının düşük olmasınedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür. Mahkememiz çoğunluğunca oluşturulan karar gerekçesinde isebaşvurucunun tazminat davasını haksız gözaltına alındığı ve tutuklandığıiddiasına dayandırmayıp salt beraat etmiş olmasını öne sürdüğü, başka deyişleözgürlük ve güvenlik hakkı yönünden usulünce (m. 141/1-a kapsamında) davaaçmadığı gerekçesiyle başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemezlik kararı verilmiştir.
Mahkememizin daha önceki bir kararında (Eyyüp Güneş[GK], B. No: 2017/28308, 21/10/2021) da aynı husus tartışılmış ve aynı yöndekarar verilmiştir. Anılan emsal karara karşı yazdığım karşıoy içeriğinde yeralan gerekçelerim doğrultusunda incelemeye konu bu başvuru hakkında dabaşvurunun kabul edilebilir bulunarak esası hakkında inceleme yapılmasıgerektiği görüşündeyim.
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
KARŞIOY
1. Başvurucu dosyaya konu somut olayda hakkında açılankamu davasının beraat ile sonuçlanması nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanununun141/1-e maddesi hükmüne dayanarak tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucunungözaltı ve tutuklamanın haksız olduğuna dair 141/1-a maddesi gereğince ayrı birdava açması gerektiği ve bu başvuru yolunu tüketilmediğinden bahisle çoğunluktarafından kabul edilmezlik kararı verilmiştir.
2. CMK.nın 141/1-e maddesinde yer alan düzenleme sürecinsoncuna bağlı olarak ve başlangıçta hukuka uygun olarak verilen gözaltı vetutuklama kararlarında bile tazminata hükmedilmesi neticesini doğurmaktadır.
3. Somut olayımızda başlangıçtaki gözaltı ve tutuklama kararlarınınhukuka aykırı olduğu beraat kararı ile ortaya çıkmaktadır.
4. Somut hadisede karar mercii gizli tanık beyanınınhükme esas alınamayacağını beraat kararında dile getirmiştir. Diğer taraftansöz konusu gizli tanık beyanı tutuklama kararının da en önemli delillerindenbir tanesi olup bunun hukuka aykırılığı ancak son karar ile tebeyyün etmiştir.
5. Mevcut hal itibariyle beraat kararının dayandığıgerekçeler başlangıçtaki gözaltı ve tutuklama kararını da hukuka aykırı halegetirmekte, ancak gelinen nokta itibariyle başvurucunun başlangıçtaki hukukaaykırılığı fiilen dava konusu yapma olanağı bulunmaktadır.
6. Dahası somut olayda olduğu gibi başlangıçtaki hukukaaykırılığın sonradan anlaşılması durumunda hukuka uygun ve aykırı tutuklamalaraçısından aynı miktar tazminata hükmedilmesi gibi bir durum ortaya çıkmaktadır.
7. Diğer taraftan sonradan anlaşılan bir durum açısındanbaşvuruculara ayrı ve önceden bir başvuru yapma yükümlülüğü getirilmesikendileri açısından makul olmayan bir yük oluşturmaktadır.
8. Bu nedenle kişilerin CMK. 141/1-e kapsamındakitazminat talepleri incelenirken, konuya dair talebin başlangıçtaki kararları dakapsadığı noktasından hareketle, bunların da değerlendirme konusu yapılması,somut olayda olduğu gibi kişilere atfı kabil bir kusur olmaksızın hukuksuzluğunsonradan anlaşılması hallerine münhasır olmak üzere tayin olacak tazminatmiktarında bu durumunda gözetilmek suretiyle değerin ona göre belirlenmesininyerinde olacağını değerlendirdiğimizden çoğunluğun başvurunun kabul edilemezolduğu yönündeki fikrine iştirak edilmemiştir.
Üye
Basri BAĞCI