TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
EYÜP KARUL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/2321)
Karar Tarihi: 26/10/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Aydın ŞİMŞEK
Başvurucu
:
Eyüp KARUL
Vekili
:
Av. Oya AYDIN GÖKTAŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi ve makulsüreyi aşması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; suçunniteliğinin değişmesine rağmen ek savunma alınmaksızın mahkûmiyet kararıverilmesi, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararının ve Yargıtay onama ilamınıngerekçesiz olması, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyleadil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 21/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/3/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 23/6/2016 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuruya ilişkin bir görüşbildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, Kartal 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 28/4/2006 tarihlikararı ile tutuklanmıştır.
8. Kartal Cumhuriyet Başsavcılığının 7/6/2006 tarihli veE.2006/3788 sayılı iddianamesiyle başvurucunun "kasten öldürme, kişiyihürriyetinden yoksun bırakma ve 6136 sayılı Kanun'a muhalefet" suçlarınıişlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yerAğırCeza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. İddianamede başvurucu hakkında26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 35. ve 81. maddeleri aynıKanun'un 109. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile 10/7/1953 tarihli ve6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'un 13.maddesinin birinci fıkrasının uygulanması talep edilmiştir.
9. Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/2/2007 tarihli veE.2006/237, K.2007/69 sayılı kararı ile başvurucunun 6136 sayılı Kanun'amuhalefet, (iki ayrı) kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve (iki ayrı) kasteninsan öldürmeye teşebbüs suçlarından mahkûmiyetine karar verilmiştir. Mahkeme,hüküm ile birlikte tutukluluğun devamına da karar vermiştir.
10. Anılan karar, başvurucunun yanı sıra Cumhuriyet savcısıtarafından da temyiz edilmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 12/10/2010 tarihlive E.2010/3994, K.2010/6581 sayılı ilamı ile başvurucu hakkında 6136 sayılıKanun'a muhalefet suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün "hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5728sayılı Kanunun 562. maddesi uyarınca değiştirilen 5271 sayılı CMK.nun 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasınıngeri bırakılmasında; ceza miktarının üst sınırının 2 yıla çıkarılması,soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suçlarla ilgilisınırlandırmanın da kaldırılması nedeniyle yerel mahkemece yeniden değerlendirmeyapılmasında zorunluluk bulunması", diğer suçlardan kurulanmahkûmiyet hükümlerinin ise "aynıeylemlerden yargılanıp, mahkum olan sanıklar V. ve Eyüp [başvurucu] arasında savunma açısından çıkar çatışması bulunduğu,bu nedenle sanıkların aynı vekillerle temsili usule aykırı olduğundan ... herbir sanık için ayrı ayrı müdafi atanması gerektiğinin düşünülmemesi"gerekçeleriyle bozulmasına karar verilmiştir.
11. Yargıtay bozma ilamı sonrasında Kartal 2. Ağır CezaMahkemesinin E.2010/376 sayılı dosyası üzerinden yargılamaya devam olunmuştur.Mahkemenin 14/2/2011 tarihli ve E.2010/376, K.2011/59 sayılı kararı ilebaşvurucunun mağdur Ö.K.ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan5237 sayılı Kanun'un 109. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, aynı maddenin (3)numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin uygulanması suretiyle 3 yıl 4 ayhapis; mağdur O.E.ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan 5237sayılı Kanun'un 109. maddesinin (2) numaralı fıkrasının aynı maddenin (3) numaralıfıkrasının (a) ve (b) bentlerinin uygulanması suretiyle 3 yıl 4 ay hapis; 6136sayılı Kanun'a muhalefet suçundan 6136 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birincifıkrasının uygulanması suretiyle 10 ay hapis ve 375 TL adli para; mağdur sanıkE.E.ye yönelik öldürmeye teşebbüs suçundan 5237 sayılı Kanun'un 81., 35. ve 29.maddelerinin uygulanması suretiyle 5 yıl 7 ay 15 gün hapis; maktul S.A.ya yönelik öldürmeye teşebbüs suçundan 5237 sayılıKanun'un 81. ve 35. maddelerinin uygulanması suretiyle 7 yıl 6 ay hapiscezaları ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkeme, hüküm ile birlikte "verilensonuçcezamiktarınave tutuklama tarihine [göre]"tutukluluğun devamına da karar vermiştir.
12. Anılan karar, başvurucunun yanı sıra Cumhuriyet savcısı vekatılanlar vekili tarafından da temyiz edilmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin1/3/2012 tarihli ve E.2011/8025, K.2012/1290 sayılı ilamı ile başvurucuhakkında kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve6136 sayılı Kanun'amuhalefet" suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına,"kasten insan öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan mahkûmiyethükümlerinin ise "a- sanıklar Eyüp ve V.nin aralarında husumet bulunan E.yiöldürmek amacıyla aradıkları, ulaşamayınca E.ninarkadaşları olan mağdurlar O. ve Ö.yü zorla alıkoyarakE.yi olay yerine çağırttıkları, hazırlıklı olarakolay yerine giderek pusu kurdukları ve olaydan habersiz olan maktul S.nin kullandığı araçla gelen E.ye ateş ederek öldürmeyekalkıştıkları anlaşılmakla, sanıkların mağdur-sanık E.yiöldürme kararı aldıkları, aldıkları kararda sebat ve ısrar göstererekvazgeçmedikleri, eylemi soğukkanlılıkla gerçekleştirdikleri, böylelikle eylemdetasarlamanın şartları oluştuğu, mağdur-sanık E.yiöldürmek amacıyla hileyle olay yerine sanıklar Eyüp ve V.ninçağırmaları nedeniyle ilk ateşin de sanıklar V. ve Eyüp tarafından yapıldığınınkabulüyle, haklarında haksız tahrik indirimi yapılamayacağı ... c- SanıkEyüp’ün maktul S. ve E.nin bulunduğu aracı hedefalarak birlikte ateş ettikleri ve maktul S.ninöldürülmesinde sanık V. ile fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederekeylem üzerinde ortak hakimiyet kurdukları anlaşılmakla; sanık Eyüp’ün TCK.nun 37. maddesi uyarınca doğrudan kasten insan öldürmesuçundan cezalandırılması yerine kasten insan öldürmeye kalkışma suçundan hükümkurularak eksik ceza tayini" gerekçeleriyle bozulmasına kararverilmiştir.
13. Yargıtay ilamı sonrasında bozulan suçlar yönünden Kartal 2.Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/239 sayılı dosyası üzerinden yargılamaya devamolunmuştur. Mahkeme 7/6/2012 tarihli celsede Yargıtay 1. Ceza Dairesinin1/3/2012 tarihli ilamını okumuş ve başvurucuya bozma kararına karşıdiyeceklerini sormuştur. Başvurucunun bu celsede Yargıtay bozma ilamına karşı beyanda bulunduğu, müdafininise Yargıtay bozma ilamına karşı beyanda bulunmak üzere süre talep ettiğianlaşılmıştır. Aynı celsede Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasınısözlü olarak Mahkemeye bildirmiştir. Mütalaada başvurucunun, mağdur sanıkE.E.ye yönelik eylemi nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 37., 82. ve 35. maddelerigereğince, maktul S.A.yayönelik eylemi nedeniyle ise 5237 sayılı Kanun'un 37., 81. maddeleri gereğincecezalandırılmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
14. Mahkemenin 19/7/2012 tarihli celsede Yargıtay 1. CezaDairesinin 1/3/2012 tarihli ilamını yeniden okuduğu, başvurucunun müdafininYargıtay bozma ilamına karşı beyanlarını aldığı, Cumhuriyet savcısının ise birönceki celsede açıkladığı esas hakkındaki mütalaasını tekrarladığı, bunuüzerine Mahkemenin hem başvurucunun hem de başvurucu müdafinin esas hakkındakisavunmalarını aldığı ve Yargıtay bozma ilamına uyarak davayı sonuçlandırdığıgörülmektedir.
15. Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 19/7/2012 tarihli veE.2012/239, K.2012/316 sayılı kararı ile başvurucunun, mağdur sanık E.E.ye yöneliköldürmeye teşebbüs suçundan 5237 sayılı Kanun'un 82. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (a) bendi ve aynı Kanun'un 35. maddesinin uygulanması suretiyle 10yıl 10 ay hapis; maktul S.A.yayönelik öldürme suçundan 5237 sayılı Kanun'un 37. ve 81. maddesinin uygulanmasısuretiyle 25 yıl hapis cezaları ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.Mahkeme hüküm ile birlikte "verilensonuçcezamiktarına ve kaçma şüphesine göre"tutukluluğun devamına da karar vermiştir. Mahkûmiyet kararının gerekçesininilgili bölümü şöyledir:
"Sanıklar G., V. ve Eyüp’ün olay öncesiaralarında husumet bulunan sanık E.nin yeriniöğrenmek amacıyla mağdurlar O. ve Ö.yü sanık V.nin işyerine götürerek elleri ve ayaklarını bağlayıpetkili eylemde bulunarak hürriyetinden yoksun kıldıkları, tehditle O.ya mağdur-sanık E.yi telefonlaarattırıp belirlenen yere gelmesini sağladıktan sonra sanık G.nin,diğer sanıklar V. ve Eyüp'ü arabayla olay yerine götürdüğü, araçtan inensanıklar V. ve Eyüp’ün silahlı olarak mağdur-sanık E.yibeklemeye başladıkları, mağdur-sanık E.nin maktul S.nin kullandığı araçla olay yerine gelmesi üzerinesanıklar V. ve Eyüp’ün araçta bulunan mağdur-sanık E.ye ve maktule doğru ateşettikleri, maktul S.nin isabet eden bir mermiyleyaşamını yitirdiği, sanık E.nin karşı ateşiyle sanık V.nin sol omzundan hayati tehlikeye neden olmayacak vebasit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek şekilde bir mermi isabetiyleyaralandığı, maktul S.nin vurulması üzerinekontrolden çıkan aracın mağdur M.nin sahibi olduğuaraba galerisindeki arabalara çarparak durması üzerine maktul H. ve mağdur M.nin işyerinden dışarı çıkarak arabadan inip kaçanmağdur-sanık E.nin peşinden koşmaları üzerine,mağdur-sanık E.nin maktul ve mağdura ateşi neticesimaktul H.nin öldüğü, mağdur M.ninpenis bölgesinden bir isabetle hayati tehlike geçirmeyecek ve basit tıbbimüdahaleyle giderilemeyecek şekilde yaralandığı, sanık G.ninsanıklar V. ve Eyüp’ü olay yerinden arabayla götürdüğü ve işyerinde bağlıvaziyette kalan mağdurlar Ö. ve O.yu serbest bıraktıkları anlaşılmıştır.
Bu şekilde gerçekleşen olayda sanıklar Eyüp veV.nin aralarında husumet bulunan E.yiöldürmek amacıyla aradıkları, ulaşamayınca E.ninarkadaşları olan mağdurlar O. ve Ö.yü zorlaalıkoyarak E.yi olay yerine çağırttıkları, hazırlıklıolarak olay yerine giderek pusu kurdukları ve olaydan habersiz olan maktul S.nin kullandığı araçla gelen E.ye ateş ederek öldürmeyekalkıştıkları anlaşılmakla, sanıkların mağdur-sanık E.yiöldürme kararı aldıkları, aldıkları kararda sebat ve ısrar göstererekvazgeçmedikleri, eylemi soğukkanlılıkla gerçekleştirdikleri, böylelikle eylemdetasarlamanın şartları oluştuğu, mağdur-sanık E.yiöldürmek amacıyla hileyle olay yerine sanıklar Eyüp ve V.ninçağırmaları nedeniyle ilk ateşin de sanıklar V. ve Eyüp tarafından yapıldığınınkabulüyle, haklarında haksız tahrik indirimi yapılamayacağı ...
...
Sanık Eyüp’ün maktul S. ve E.ninbulunduğu aracı hedef alarak birlikte ateş ettikleri ve maktul S.nin öldürülmesinde sanık V. ile fikir ve irade birliğiiçerisinde hareket ederek eylem üzerinde ortak hakimiyet kurduklarıanlaşılmakla ..."
16. Anılan karar, başvurucunun yanısıraCumhuriyet savcısı tarafından da temyiz edilmiştir. Başvurucunun temyizdilekçesinde suçun niteliğinin değişmesine rağmen ek savunması alınmaksızınhakkında mahkûmiyet kararı tesis edildiği yönünde bir iddiada bulunmadığı,Cumhuriyet savcısının ise başvurucuya ek savunma hakkı tanınmamasını temyizkonusu yaptığı anlaşılmıştır. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 27/1/2014 tarihli veE.2013/4940, K.2014/269 sayılı ilamı ile başvurucu hakkında verilen mahkûmiyethükümlerinin onanmasına karar verilmiştir.
17. Başvurucu Yargıtay ilamını 30/1/2014 tarihinde öğrenmiştir.
18. Başvurucu 21/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
19. 5237 sayılı Kanun'un"Haksız tahrik" kenar başlıklı 29. maddesi şöyledir:
"Haksız bir fiilin meydana getirdiğihiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmışmüebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadarhapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtteüçüne kadarı indirilir."
20. 5237 sayılı Kanun'un"Suça teşebbüs" kenar başlıklı 35. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"Suça teşebbüs halinde fail, meydanagelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapiscezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbethapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadarhapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hallerde verilecek cezanın dörttebirinden dörtte üçüne kadarı indirilir. "
21. 5237 sayılı Kanun'un"Faillik" kenar başlıklı 37.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Suçun kanuni tanımında yer alan fiilibirlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur."
22. 5237 sayılı Kanun'un"Kasten öldürme" kenar başlıklı 81. maddesi şöyledir:
"Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbethapis cezası ile cezalandırılır. "
23. 5237 sayılı Kanun'un"Nitelikli hâller" kenar başlıklı 82. maddesinin (1)numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
"Kasten öldürme suçunun;
a) Tasarlayarak,
...
İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmışmüebbet hapis cezası ile cezalandırılır. "
24. 5237 sayılı Kanun'un"Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" kenar başlıklı 109.maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak biryere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, biryıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediğisırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapiscezasına hükmolunur.
(3) Bu suçun;
a) Silahla,
b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
...
İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göreverilecek ceza bir kat artırılır."
25. 6136 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Bu Kanun hükümlerine aykırı olarakateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veyabulunduranlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz günekadar adlî para cezasına hükmolunur."
26. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama kararı" kenarbaşlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinintutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersizkalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustakibir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneğiyazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."
27. 5271 sayılı Kanun'un"Tutuklulukta geçecek süre" kenar başlıklı 102. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Ağır ceza mahkemesinin görevine girenişlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılıgeçemez."
28. 5271 sayılı Kanun'un"Suçun niteliğinin değişmesi" kenar başlıklı 226. maddesişöyledir:
"(1) Sanık, suçunhukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecekbir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçundeğindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.
(2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ekolarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defaduruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.
(3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerdeistem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler,varsa müdafie yapılır. Müdafiisanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 26/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuruincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
30.Başvurucu, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veayrıca makul süreyi aştığını belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvencealtına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, yargılama aşamasında eksavunmasının alınmaması ve bu durumun Cumhuriyet savcısı tarafından temyizkonusu yapılmasına rağmen mahkûmiyet hükmünün onanması dolayısıyla savunmahakkının kısıtlandığını, İlk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararının veYargıtay onama ilamının gerekçesiz olduğunu, yargılamanın makul süredesonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve hak ihlalitespiti ile birlikte tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucu, tutukluluğun Kanun'da öngörülen azami süreyi vemakul süreyi aştığını belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altınaalınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
32. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8)numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonrakesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvurularıinceler."
33. Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi 23/9/2012 tarihindensonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireyselbaşvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman bakımından yetkisi ancak butarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireyselbaşvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında anılantarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde yetkikapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S.,B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).
34. Kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilkderece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihi itibarıylatutukluluk hâli sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu "bir suçisnadına bağlı olarak tutuklu" olma kapsamından çıkmaktadır. Bu açıdanmahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) ve Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma hâlinitutukluluk olarak nitelendirmemektedir (Korcan Pulatsü, B. No: 2012/726,2/7/2013, § 33).
35. Somut olayda başvurucu, 28/4/2006 tarihinde tutuklanmıştır.Tutuklu olarak devam eden yargılamada Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesinin22/2/2007 tarihli kararı ile başvurucunun mahkûmiyetine karar verilmiş, anılankarar temyiz incelemesi sonucunda bozulmuştur. Bozma ilamı sonrası devam olunanyargılamada Mahkemenin 14/2/2011 tarihli kararı ile başvurucunun kişiyihürriyetinden yoksun bırakma, 6136 sayılı Kanun'a muhalefet ve kasten insanöldürmeye teşebbüs suçlarından mahkûmiyetine karar verilmiş; Yargıtay 1. CezaDairesinin 1/3/2012 tarihli ilamı ile başvurucu hakkında kişiyi hürriyetindenyoksun bırakma ve 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından kurulan mahkûmiyethükümleri onanırken kasten insan öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulanmahkûmiyet hükümleri ise bozulmuştur. Bozma kararı verilen suçlar yönündendevam olunan yargılamada Mahkemece 19/7/2012 tarihinde başvurucunun kasteninsan öldürmeye teşebbüs suçundan 10 yıl 10 ay hapis; kasten insan öldürmesuçundan 25 yıl hapis cezaları ile cezalandırılmasına karar verilmiş; anılanmahkûmiyet hükümleri, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 27/1/2014 tarihli ilamı ileonanarak kesinleşmiştir. Dolayısıyla başvurucunun bir suç isnadına bağlı olaraközgürlüğünden yoksun bırakılması, İlk Derece Mahkemesinin son mahkûmiyetkararının verildiği 19/7/2012 tarihinde sona ermiştir.
36. Açıklanan nedenlerle tutukluluğa ilişkin sürecin AnayasaMahkemesinin yetkisinin başladığı tarihten önce sona erdiği anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. İsnadın Sebebinden veNiteliğinden Haberdar Edilme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
37. Başvurucu, yargılama aşamasında ek savunmasının alınmamasıve bu durumun Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz konusu yapılmasına rağmenmahkûmiyet hükmünün onanması dolayısıyla savunma hakkının kısıtlandığını ilerisürmüştür.
38. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
39. 6216 sayılı Kanun'un "Bireyselbaşvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
40. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte birkanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği öncelikleolağan başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucununAnayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkiliidari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi,bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarınızamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takipetmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Olağan kanun yollarında vegenel mahkemeler önünde dile getirilmeyen iddialar, bireysel başvuruya konuedilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler deAnayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök,B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 18-20).
41. Somut olayda başvurucu hakkında Kartal CumhuriyetBaşsavcılığınca düzenlenen 7/6/2006 tarihli iddianamede mağdur sanık E.E.ye vemaktul S.A.ya yönelik öldürmeye teşebbüs eylemlerinedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 81. ve 35. maddelerinin uygulanması talepedilmiş, davaya bakan Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesi 14/2/2011 tarihlimahkûmiyet kararında her iki eyleme ilişkin temel cezayı 5237 sayılı Kanun'un81. maddesine göre belirlemiş ve yine teşebbüse ilişkin aynı Kanun'un 35.maddesi uyarınca ceza indirimi uygulamıştır. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin1/3/2012 tarihli ilamı ile söz konusu suçlar yönünden verilen mahkûmiyethükümlerinin bozulması üzerine Mahkeme bozma ilamına karşı başvurucunun ve müdafiinin beyanlarını almıştır. Cumhuriyet savcısı esashakkındaki mütalasında başvurucunun, mağdur sanıkE.E.ye yönelik eylemi nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 37., 82. ve 35. maddelerigereğince; maktul S.A.yayönelik eylemi nedeniyle ise 5237 sayılı Kanun'un 37., 81. maddeleri gereğincecezalandırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Başvurucunun ve müdafiinin Cumhuriyet savcısının esas hakkındakimütalaasını sözlü olarak açıkladığı duruşmada hazır bulundukları ve mütalaayakarşı esas hakkındaki savunmalarını Mahkemeye bildirdikleri görülmektedir.Mahkeme 19/7/2012 tarihli kararı ile başvurucu hakkında mağdur sanık E.E.yeyönelik öldürmeye teşebbüs suçundan temel cezayı 5237 sayılı Kanun'un 82.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca belirlemiş, maktul S.A.ya yönelik öldürme suçuyönünden ise 5237 sayılı Kanun'un 35. maddesini teşebbüse ilişkin olarakuygulamamıştır.
42. Bununla birlikte başvurucunun yargılama aşamasında suçunhukuki niteliğinin değiştiğinden bahisle ek savunmasının alınmadığına ya dakendisine bu hususta savunmasını bildirme imkânı tanınmadığına ilişkinşikâyetlerini temyiz aşamasında dile getirdiğine dair dosya içinde herhangi birbilgi veya belge bulunmamaktadır. UYAP üzerinden yapılan incelemede başvurucu müdafii tarafından sunulan 23/7/2012 tarihli temyizdilekçesinde bu hususta bir açıklamanın bulunmadığı görülmektedir (bkz. § 16).
43. Bu itibarla iddia edilen hak ihlallerinin temyiz aşamasındadüzeltilmesi imkânını yargılama makamlarına tanımaksızın başvuruda bulunulduğuanlaşılmıştır. Diğer bir ifadeyle bireysel başvuruya konu edilen şikâyetlerderece mahkemeleri önünde ileri sürülmeksizin ilk defa bireysel başvuruaşamasında dile getirilmiştir (Metin Polat,B. No: 2013/1145, 10/6/2015, § 25). İddia edilen hak ihlalinin Cumhuriyetsavcısı tarafından temyiz konusu yapılmasının ya dahükmedilenceza miktarı dolayısıyla kararın resen temyiz incelemesine tabi olmasının,başvurucunun temyiz Mahkemesi önünde ihlal iddialarını en azından öz olarakileri sürme yükümlülüğünü ortadan kaldırdığı söylenemez (Sönmez Kaşıkçı, B. No: 2014/466, 8/6/2016§ 40).
44. Açıklanan nedenlerle temyiz mercileri önünde usulüne uygunolarak ileri sürülmeyen şikâyetlere ilişkin olarak temel hak ve özgürlüklerinihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
ii. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
45. Başvurucu, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararının veYargıtay onama ilamının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.
46. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin(Sözleşme) 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyleSözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliğiilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir(Güher Ergun ve diğerleri, B. No:2012/13, 2/7/2013, § 38).
47. Hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan gerekçelikarar hakkı, Anayasa'nın 141. maddesinin birinci fıkrası uyarınca mahkemelerinuyması gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir. Bir muhakemede usuleilişkin koruma sağlayan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olangerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı vedenetlemeyi amaçlamaktadır (Sencer Başat vediğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 31).
48. Anayasa'daki hakların etkili bir biçimde korunması içindavaya bakan mahkemelerin Anayasa'nın 36. maddesine göre taraflarındayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevivardır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). Mahkemeler"kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarakbelirtme" yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkınıkullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra tarafların muhakeme sırasındaileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğinibilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargıkararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri, § 34).
49. Zira bir davada tarafların hukuk düzenince hangi nedenlehaklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüneuygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırkenmahkemenin neleri dikkate aldığını ya da almadığını gösteren, ifadeleri özenleseçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve bunauyumlu hüküm fıkralarının bulunması gerekçeli karar hakkı yönünden zorunludur (Sencer Başat ve diğerleri, § 38).
50. Mahkemelerin bu yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen hertürlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesigerektiği şeklinde anlaşılamaz (Yasemin Ekşi,B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56). Ancak derece mahkemeleri, kendilerinesunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilseler de davanın esassorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan anlaşılmalıdır (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Boldea/Romanya,B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30).
51. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemeninkararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basitbir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyizmerciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunugöstermesidir (Yasemin Ekşi, §57).
52. Somut olayda davaya bakan Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesi14/2/2011 tarihli kararında, başvurucunun mağdur sanık E.E.ye yönelik sübutbulan eyleminin 5271 sayılı Kanun'un 81. 35. ve 29. maddeleri kapsamında haksıztahrik altında kasten insan öldürmeye teşebbüs suçunu, maktul S.A.ya yönelik sübut bulan eyleminin ise 5271 sayılıKanun'un 81. ve 35. maddeleri kapsamında kasten insan öldürmeye teşebbüs suçunuoluşturduğu sonucuna vararak başvurucu hakkında anılan Kanun hükümlerinintatbiki suretiyle mahkûmiyet hükmü tesis etmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin1/3/2012 tarihli ilamı ile mağdur sanık E.E.ye yönelik eylem bakımındantasarlamanın şartlarının oluştuğu ve haksız tahrik indirimi yapılmayacağı,maktul S.A.ya yönelik eylembakımından ise eylemin doğrudan kasten insan öldürme suçunu oluşturduğugerekçeleriyle anılan hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkeme, 19/7/2012tarihli kararıyla otopsi raporları, Adli Tıp Kurumu raporları, ekspertizraporları, sanık savunmaları, mağdur beyanları, tanık anlatımlarına dayanarakYargıtay bozma ilamı doğrultusunda başvurucunun mağdur sanık E.E.ye yönelikeyleminin 5237 sayılı Kanun'un 82. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendive 35. maddesi kapsamında tasarlayarak kasten insan öldürmeye teşebbüs suçunuoluşturduğu; maktul S.A.ya yönelik eylemin ise 5237sayılı Kanun'un 81. maddesi kapsamında (tamamlanmış) kasten insan öldürmesuçunu oluşturduğu sonucuna vararak anılan Kanun maddeleri uyarınca mahkûmiyethükmü tesis etmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 27/1/2014 tarihli ilamı ileİlk Derece Mahkemesi kararının isabetli bulunarak onandığı görülmektedir.
53. Buna göre yapılan açık yargılama sonunda tarafların davanınsonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmalarının tartışıldığı ve verilenkararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu anlaşılmaktadır. Kanunyolu incelemesi sonucunda verilen kararın da gösterilen gerekçe ve kararsonucunu uygun bulduğu dikkate alındığında, gerekçeli karar hakkının ihlaledildiğinden bahsedilemez.
54. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
iii. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
55. Başvurucu, hakkındaki yargılamanın makul süredesonuçlandırılmadığını ileri sürmüştür. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı vekabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni debulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
56. Makul sürede yargılanma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesi ilegüvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsamına dâhildir (Güher Ergun ve diğerleri, § 39).
57. Anayasa'nın 36. ve Sözleşme'nin 6. maddeleri uyarıncakişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul süredekarara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, cezakanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukununkuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızınkendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).
58. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığıdeğerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasınınyetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiğiarama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Cezayargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak kararabağlandığı, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesininmakul süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, §35).
59. Başvurucuya bir suçun isnat edildiği (başvurucunun tutuklandığı)28/4/2006 tarihi ile başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği27/1/2014 tarihi arasında geçen süre yaklaşık 7 yıl 9 aydır.
60. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarına ilişkinolarak mutlak bir süreye göre değerlendirme yapılmamakta, her davanınözelliğine göre makul sürenin aşılıp aşılmadığı incelenmektedir. Davanınkarmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamlarınyargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde gözönünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (Güher Ergun vediğerleri, §§ 41-45).
61. Yargılamanın karmaşıklığını değerlendirirken davanın hemhukuki hem de maddi açıdan bütün yönleri ele alınmalı; davanın konusununkarmaşıklığı, hukuki meselenin çözümündeki güçlük, delillerin toplanmasındakarşılaşılan engel, maddi olayların karmaşıklığı, sanıkların ya da isnat edilensuçların veya tanıkların sayısı, davanın uluslararası unsurları, bilirkişideliline ihtiyaç, yazılı delillerin hacmi gibi birçok unsur incelenmelidir.Davanın taraflarının ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumuaçısından ise ceza davalarında sanık, adli makamlarla aktif bir iş birliğiyapmak zorunda olmadığı gibi hukuk sisteminin sunduğu savunma imkânlarınıkullandığı için de kusurlu bulunamaz. Diğer taraftan devlet, kendi idari veyargısal organlarına yüklenebilecek gecikmelerden sorumludur (Murat Öztürk, B. No: 2014/2454, 4/11/2014,§§ 52, 53).
62. Somut olayda, Kartal Cumhuriyet Başsavcılığınca 7/6/2006tarihli iddianameyle başvurucunun da aralarında olduğubeşsanık hakkında cezalandırma istemiyle açılan davada iki maktulün ve üç mağdurunbulunduğu; kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, kişiyi hürriyetindenyoksun bırakma ve ruhsatsız silah taşıma eylemeleri temelinde görülen davadaKartal 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/2/2007 tarihli kararının Yargıtay 1. CezaDairesinin 12/10/2010 tarihli ilamı ile usul yönünden bozulduğu, bozma ilamısonrasında İlk Derece Mahkemesince verilen 14/2/2011 tarihli mahkûmiyetkararının temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 1/3/2012tarihli ilamı ile bir kısım suç yönünden onanırken bir kısım suç yönünden (esasbakımından) bozulduğu, bozulan suçlar yönünden Mahkemece verilen 19/7/2012tarihli kararın ise Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 27/1/2014 tarihli ilamı ileonanarak kesinleştiği, davanın görülmesindeki yaklaşık 5 yıl 9 aylık sürenintemyiz incelemesi sırasında geçtiği tespit edilmiştir.
63. Davada yer alan kişi sayısı, dava konusu edilen eylemlerinniteliği ve başvurucuya yöneltilen birden fazla suçlamanın bulunması olguları,başvuruya konu yargılamanın kısmen karmaşık olduğunu ortaya koymaktadır.Bununla birlikte başvurucu hakkındaki yargılamada 5 yıl 9 aylık sürenin temyizincelemesinde geçtiği dikkate alındığında ve davaya bütün olarak bakıldığında 7yıl 9 ay devam eden yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğusonucuna varılmıştır.
64. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
65. 6216 sayılı Kanun'un "Kararlar"kenar başlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
66. Başvurucu 100.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.
67. Başvuruda Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınanmakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
68. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuyanet 7.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
69. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
A. 1. Kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkıkapsamında isnadın sebebinden ve niteliğinden haberdar edilme hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianınbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Adil yargılanma hakkıkapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Adil yargılanma hakkıkapsamında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 7.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE26/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.