TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
EYYÜP ÖMER KARADUMAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/4986)
Karar Tarihi: 16/6/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör
:
Kamil KAYA
Başvurucu
:
Eyyüp Ömer KARADUMAN
Vekili
:
Av. Ömer Faruk TAMER
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, işe iade davasında delillerin hatalı değerlendirilmesisonucunda adil olmayan bir karar verilmesi ve yargılamanın makul süredesonuçlanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/4/2014 tarihinde Malatya 1. İş Mahkemesi vasıtasıylayapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/3/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuruya ilişkin görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, belirsiz süreli hizmet akdiyle çalıştığı şirketeait araçla alkollü vaziyette trafik kazası yaptığı ve şirketi zarara uğrattığıgerekçesiyle iş akdinin feshedilmesi üzerine 26/1/2011 tarihinde Malatya 1. İşMahkemesinde (Mahkeme) işe iade davası açmıştır.
8. Mahkeme, başvurucunun bildirdiği tanıkları dinleyip olaylailgili ceza soruşturma dosyasını inceledikten sonra bilirkişi heyetinden raporalmış; 17/2/2012 tarihli ve E.2011/93, K.2012/171sayılı kararı ile “başvurucunun, işverenineait araç ile alkollü vaziyette ve birinci derecede kusurlu hareketi sonucu kazayaptığı ve 30 günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede iş yerininzararına neden olduğu” gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
9. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 9. HukukDairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/15122, K.2012/32245 sayılı ilamıyla “başvurucunun kaza anında alkollü olup olmadığınıntereddütsüz şekilde belirlenerek sonucuna göre feshin haklı nedenlere dayanıpdayanmadığı ya da geçerli fesih olup olmadığının irdelenmesi gerektiği”gerekçesiyle bozulmuştur.
10. Bu arada 26/1/2013 tarihli ve 28540 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yargıtay Büyük Genel Kurulunun21/1/2013 tarihli ve 2013/1 sayılı kararı ile davaya bakan Mahkemenin dearalarında bulunduğu bazı illerdeki mahkemelerce 22/5/2003 tarihli ve 4857sayılı İş Kanunu’ndan kaynaklanan davalar hakkında verilen hüküm ve kararlarıntemyiz incelemesi görevi Yargıtay 22. Hukuk Dairesine verilmiştir.
11. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin bozma ilamı doğrultusundaaraştırma yapan Mahkeme, 12/4/2013 tarihli ve E.2012/843, K.2013/334 sayılıkararı ile davanın kabulüne karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
“Tüm dosya kapsamının birliktedeğerlendirilmesi sonucunda, davanın işe iade istemi ile açıldığı, davacının işverene ait araç ile trafik kazası yaptığı, yeterli gerekçeyi içerir, denetimeelverişli mahkememizce benimsenen uzman bilirkişi heyet raporuna göre davacınınkazanın meydana gelmesinde birinci derecede kusurlu olduğu, alkolraporunda
12. Davalının temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 5/11/2013tarihli ve E.2013/28891, K.2013/23421 sayılı ilamıyla söz konusu kararınbozularak ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak kararvermiştir. Anılan Yargıtay kararının gerekçesi şöyledir:
“Somut olayda, bozma ilamı doğrultusunda,mahkemece, yapılan araştırma sonucunda adli tıp uzmanından alınan raporla,davacının kaza sırasında alkollü olmadığının kabulü gerektiği anlaşılmıştır.Buna göre alkollü araç kullanma iddiası ispatlanmamış olup, zararın sigortacakarşılanamayacağına dair görüşün dayanağı kalmamış ise de,zararın sigorta kapsamında giderilebilecek olması fesih için geçerli nedeniortadan kaldırmaz. Somut olayda davacının, tek taraflı olarak gerçekleşentrafik kazası ile şirket aracını zarara uğrattığı sabit olup, asli kusurluolarak trafik kazasına sebebiyet vermek, işveren açısından geçerli fesih sebebioluşturur. Bu anlamda, mahkemece, feshin geçerli sebebe dayandığı kabuledilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeile davanın kabulü yönünde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Belirtilen nedenlerle 4857 sayılı Kanun’un 20.maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması... gerekmiştir.”
13. Başvurucu, nihai kararı 7/4/2014 tarihinde haricen öğrenmiş;10/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
14. 4857 sayılı Kanun’un 18. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Otuz veya daha fazla işçi çalıştıranişyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli işsözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından yada işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebedayanmak zorundadır...”
15. 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesi şöyledir:
“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildirimindesebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiasıile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işmahkemesinde dava açabilir. (İptal ibare: Anayasa Mah.nin 19/10/2005 tarihli veE. 2003/66, K. 2005/72 sayılı Kararı ile.) ... taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlıkaynı sürede özel hakeme götürülür.
Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispatyükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddiaettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içindesonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ayiçinde kesin olarak karar verir.”
16. 4857 sayılı Kanun’un 24. maddesi şöyledir:
“Süresi belirli olsun veya olmasın işveren,aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirimsüresini beklemeksizin feshedebilir:
...
II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayanhaller ve benzerleri:
...
ı) İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzündenişin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp daeli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuzgünlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması.
…”
17. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 30. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde vedüzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamaklayükümlüdür.”
18. 6100 sayılı Kanun’un 447. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılamausulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgilihükümleri uygulanır.”
19. 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun7. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“İş mahkemelerinde şifahi yargılama usulüuygulanır. İlk oturumda mahkeme tarafları sulha teşvik eder. Uzlaşamadıkları vetaraflar veya vekillerinden birisi gelmediği takdirde yargılamaya devamolunarak esas hakkında hüküm verilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 16/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
21. Başvurucu, iş akdinin feshi nedeniyle açtığı işe iadedavasında yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını, Yargıtay 9. HukukDairesinin bozma ilamı doğrultusunda araştırma yapan Mahkemenin davayı kabuletmesine rağmen Yargıtay 22. Hukuk Dairesince, olayla ilgili ceza soruşturmadosyasında verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararı dikkate alınmadan vedelillerin hatalı değerlendirilmesi neticesinde ilk bozma ilamını anlamsızkılan gerekçelerle kararın bozulup davanın reddine kesin olarak kararverildiğini, Yargıtay Daireleri arasındaki görüş ayrılığı nedeniyle usuleilişkin kazanılmış hakkının ortadan kaldırıldığını belirterek Anayasa’nın 36.maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş;yargılamanın yenilenmesi ve tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, açtığı davada yargılamanınmakul sürede sonuçlanmadığına ilişkin iddiasının makul sürede yargılanma hakkıkapsamında, delillerin hatalı değerlendirilmesi nedeniyle adil olmayan kararverildiğine ilişkin diğer iddialarının ise yargılamanın sonucu itibarıyla adilolmadığı başlığı altında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Yargılamanın Sonucuİtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia
23. Başvurucu, iş akdinin haksız feshedildiği iddiasıyla açtığıişe iade davasında Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin bozma ilamı doğrultusundaaraştırma yapan Mahkemenin davayı kabul etmesine rağmen Yargıtay 22. HukukDairesince, olayla ilgili ceza soruşturma dosyasında verilen kovuşturmaya yerolmadığı kararı dikkate alınmadan ve delillerin hatalı değerlendirilmesineticesinde kararın bozulup davanın reddine karar verildiğini belirterek adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
24. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
25. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
26. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaaçıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine kararverilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasındaise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
27. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve budurumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlaletmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,derece mahkemesikararları bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlikiçermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
28. Somut olayda çalıştığı şirkete ait araçla trafik kazasıyapan başvurucunun iş akdi, alkollü vaziyette araç kullanıp kazaya sebebiyetvererek şirketi zarara uğrattığı gerekçesiyle işveren tarafından feshedilmiş;başvurucu, kaza anında alkollü olmadığını, bu sebeple feshin haklı nedenedayanmadığını ileri sürerek işe iade istemiyle dava açmıştır. Söz konusu davadabaşvurucu aleyhine verilen ilk karar Yargıtay 9. Hukuk Dairesince, başvurucununkaza anında alkollü olup olmadığı tereddütsüz şekilde belirlenmeden eksikincelemeyle verildiği gerekçesiyle bozulmuştur.
29. Bozma üzerine yapılan yargılama sonunda Mahkeme bu kez işakdinin haksız feshedildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiş ise dekararın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, başvurucununçalıştığı şirkete ait araca verdiği zararın sigorta kapsamında giderilebilecekolmasının iş akdinin feshi için geçerli nedeni ortadan kaldırmayacağı,başvurucunun asli kusurlu olarak tek taraflı trafik kazasına sebebiyetvermesinin işveren açısından geçerli fesih sebebi oluşturacağı, dolayısıylafeshin geçerli nedene dayandığı kanaatiyle Mahkeme kararını bozarak davanınreddine kesin olarak karar vermiştir. Dairenin başvuru konusu davaya ilişkindelilleri değerlendirerek ulaştığı bu sonuç yönünden herhangi bir keyfîlik tespit edilmemiştir.
30. Başvurucu ayrıca Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin, dosyadakiilk bozma ilamını anlamsız kılan gerekçelerle Mahkeme kararını bozup davanınreddine karar verdiğini, Yargıtay Daireleri arasındaki görüş ayrılığı nedeniyleusule ilişkin kazanılmış hakkının ortadan kaldırıldığını ileri sürmüştür.
31. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında da belirtildiğigibi aynı hukuki metne ilişkin olarak aynı derecedeki bağımsız yargı mercileriarasındaki yorum ve içtihat farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlaliniteliğinde kabul edilemeyeceği gibi temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklarailişkin olarak tarafların talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıklarıda tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,§ 45).
32. Kaldı ki başvuru konusu davada verilen ilk hükme ilişkinYargıtay 9. Hukuk Dairesinin bozma ilamında, Mahkemenin ne şekilde kararvermesi gerektiği konusunda bir değerlendirme bulunmamakta olup hükmün eksikincelemeye dayandığı, eksik hususların tamamlanarak sonuca göre yenidendeğerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiştir (bkz. § 9). Bu açıdan anılanbozma kararının başvurucu lehine hüküm verilmesini gerektirecek nitelikteolmadığı anlaşılmaktadır.
33. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin gerekçesi ve başvurucununiddiaları incelendiğinde iddiaların özünün delillerin değerlendirilmesinde veyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu görülmektedir.
34. Başvurucu; yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğudeliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini veiddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere veiddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya dauyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemeleritarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna ilişkin bir bilgi yada kanıt sunmadığı gibi Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin kararında bariz takdirhatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi birdurum da tespit edilmemiştir.
35. Açıklanan nedenlerle yargılamanın sonucu itibarıyla adilolmadığına ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
36. Başvurucu 26/1/2011 tarihinde açtığı davanın makul süredesonuçlanmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
38. Başvurucu, iş akdinin feshi nedeniyle açtığı işe iade davasındayargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
39. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
40. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
41. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan birhak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18) Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarındanortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke vehaklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının daunsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında -ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle- Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklaraAnayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhildir. Ayrıca davaların en az giderle vemümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönündebulundurulması gerektiği açıktır (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).
42. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönündebulundurulması gereken kriterlerdir (GüherErgun ve diğerleri, §§ 41-45).
43. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncamedeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede kararabağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda işe iade istemiyle açılmış birdavanın söz konusu olduğu görüldüğünden, 5521 sayılı Kanun ve 6100 sayılıKanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılamanın medeni hakve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğuna kuşku yoktur.
44. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinmakul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı, kural olarak uyuşmazlığıkarara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişledavanın ikame edildiği tarihtir (Güher Ergunve diğerleri, § 50). Somut başvuru açısından bu tarih 26/1/2011’dir.
45. Sürenin bitiş tarihi ise yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Bukapsamda somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin Yargıtay22. Hukuk Dairesinin kesin nitelikte kararını verdiği 5/11/2013 olduğuanlaşılmaktadır.
46. Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin olarak yapılandeğerlendirmede -başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatininniteliği çerçevesinde- gerek bireylerin ekonomik geleceği,gerek çalışma barışı açısından arz ettiği önem dikkate alındığında, işuyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesinde yargı organlarının özel bir itinagöstermesi gerekmektedir. Bu nedenle kanun koyucu, iş hukukunun çalışanıkoruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genelmahkemelerin dışında sözlü yargılama usulüne tabi özel bir iş yargılamasısistemi ihdas ederek iş davalarının, konunun uzmanı mahkemelerce mümkünolduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır (Nesrin Kılıç, B. No: 2013/772, 7/11/2013,§ 59).
47. 6100 sayılı Kanun’un 447. maddesiyle daha önce yürürlüğegirmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış vebunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarında da uygulanmak üzere basit yargılamausulü getirilmiştir. Bu usul, yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabukişleyen, daha kısa ve kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava veişler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür (Nesrin Kılıç, §§ 64, 65).
48. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesindeyargılamanın 2 yıl 9 ay 10 günde tamamlandığı, yargılama sürecinin uzamasındabüyük oranda bilirkişi raporlarının temininde ve temyiz incelemeleri aşamasındageçen sürelerin etkili olduğu görülmektedir.
49. İlgili yargılama evrakının incelenmesinden başvuruya konuyargılama sürecinin iş mahkemesi önünde görüldüğü anlaşılmakla 4857 sayılı Kanun’dayer alan özel usul hükümleri ile medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usulhükümleri içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusuolduğu ve 4857 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile 6100 sayılıKanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesigerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (bkz. §§ 14,15).
50. 4857 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabimahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usulhükümlerinin dikkate alınmadığı gözönünde bulundurularakmakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Metin Aydoğan, B. No: 2013/9717,10/3/2015, §§ 31-43).
51. Başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanınmahiyeti nedeniyle başvurucu açısından taşıdığı değer ile başvurucunun davadakimenfaati dikkate alındığında somut başvuru açısından farklı bir kararverilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu 2 yıl 9 ay 10 günlükyargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
52. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
53. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
54. Başvurucu yargılama sürecinde uğradığı manevi zararınakarşılık 50.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.
55. Başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
56. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin 2 yıl 9 ay 10günlük yargılama süresi dikkate alındığında yargılama faaliyetinin uzunluğusebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararıkarşılığında başvurucuya net 2.600 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
57. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 2.600 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Malatya 1. İş MahkemesineGÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
16/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.