TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
İ. F. A. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/8564)
Karar Tarihi: 17/2/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Aydın ŞİMŞEK
Başvurucu
:
İ. F. A.
Vekili
:
Av. Savaş BAYTOK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; ahlaki durum nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden(TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanın reddedilmesinedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin(AYİM) yapısından dolayı tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmaması nedeniyleadil yargılanma hakkının, AYİM Dairesi tarafından verilen karar hakkındakikarar düzeltme talebinin aynı Daire tarafından karara bağlanması nedeniyle ikidereceli yargılama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 26/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 26/3/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 27/4/2015 tarihli yazısında AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veulaşılan bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, muvazzaf astsubay statüsünde görev yapmakta ikenyapılan idari tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleri tarafından 3/2/2012tarihinde disiplin ve ahlak durumu gözetilerek hakkında “Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir.”sicili tanzim edilmiştir.
8. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) 61. maddesi gereğinceHava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyonda başvurucunundurumu değerlendirilmiş ve Komisyon, başvurucu hakkında ayırma işlemiyapılmasına karar vermiştir. Anılan karar 29/3/2012 tarihinde Hava KuvvetleriKomutanı tarafından onaylandıktan sonra Genelkurmay Başkanının onayınasunulmuş, Genelkurmay Başkanı tarafından da 31/5/2012 tarihinde Hava KuvvetleriKomutanlığı kararı doğrultusunda işlem yapılmasının uygun görüldüğübelirtilmiştir. Bunun üzerine Millî Savunma Bakanlığının 18/6/2012 tarihli ve2012/09-185 sayılı kararı ile ayırma işlemi onaylanarak kesinleşmiş, 22/6/2012tarihinde başvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiştir.
9. Başvurucu 30/7/2012 tarihinde; davalı idarece hiçbir gerekçegösterilmeksizin disiplinsizlik ve ahlaki durumu nedeniyle ilişiğininkesildiğini, ilişik kesme kararında herhangi bir disiplinsizlik eyleminingösterilmediğini ancak yaşantı biçimi nedeniyle ilişiğinin kesildiğininanlaşıldığını, 2011 yılının Kasım ayı içinde üç istihbaratçı tarafından sorguyaalındığını, sorguda kendisinin ve aile fertlerinin özel hayatına ilişkinsorular sorulduğunu, ifadesini alan kişilerden binbaşı rütbesinde olan birininkendisine bağırması, ifade öncesi üç saat boyunca bir odada bekletilmesi, beşsaat süren ifade alma işlemi sırasında sigara içememesi, ifadenin yerin 50metre altında bir mekânda alınması gibi koşullar nedeniyle bir an önce buortamdan kurtulmak amacıyla ifade metnini imzaladığını; imza aşamasındaimzaladığı belgenin bir önem taşımadığı hususunda kendisine telkindebulunulduğunu, bu nedenle çoğu yalan olan ve konuşma ortamında söylediğisözlere ilişkin ifade tutanağını imzaladığını, ilişik kesmeye dayanak alınan busorgu işleminin usulsüz ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, tesis edilenayırma işleminin ölçülülük yönünden hukuka aykırı olduğu gibi sebep ve amaçunsurları yönünden de hukuka aykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptaliistemiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine AYİM Birinci Dairesinde davaaçmıştır.
10. Yargılama sırasında davalı idarenin 28/9/2012 tarihliyazısının ekinde gönderilen savunmasında, 926 sayılı Türk Silahlı KuvvetleriPersonel Kanunu'nun 94. maddesinin “Disiplinsizlikve ahlaki durum sebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası veYönetmelik'in 60. ve 61. maddeleri uyarınca verilen ayırma kararı ve işlemindehukuka aykırı bir yönün bulunmadığı belirtilmiş; 4/7/1972 tarihli ve 1602sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında gizlibilgi ve belge gönderildiği bildirilmiştir.
11. AYİM Başsavcılığı; başvurucunun cinsel hayatının kamu görevive asker kişilik sıfatı ile bağdaşmayacak vahamet derecesine ulaşmadığını,tamamen özel hayatın dokunulmaz sahası içinde değerlendirilmesi gereken mahiyetarz ettiğini ve sonuç olarak bu hayat tarzı nedeniyle başvurucu hakkında ayırmasicili tanzim edilmesinin ölçülülük ilkesini ihlal ettiğini, başvurucunun statüdışına çıkarılması işleminin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olduğunubelirterek ayırma işleminin iptaline karar verilmesi yönünde düşüncebildirmiştir.
12. AYİM Birinci Dairesinin 5/2/2013 tarihli ara kararı iledavalı idarece gönderilen “gizli” ibarelibelgeler arasında yer alan başvurucunun 1/11/2012 tarihli ifadesine ilişkintutanakta “Görüşmenin personelin kendirızasıyla sesli ve görüntülü olarak kayıt altına alınacağı kendisinehatırlatılıp açıklandı.” şeklinde ibareye yer verildiği içinifadeyle ilgili görüntü ve ses kaydını içerir CD'nin gönderilmesi, ifadenin alınmasınaniçin ihtiyaç duyulduğu ve soruşturmanın mahiyeti hususlarında bilgi verilmesi,başvurucunun ifadesinde belirtilen hususlarla ilgili başkaca ifade, bilgi ya dabelge bulunup bulunmadığının bildirilmesi talep edilmiştir.
13. Davalı idare, söz konusu görüntü ve ses kaydının idarisoruşturmanın ardından imha edilmesi nedeniyle gönderilemediğini bildirmiş;istem konusu diğer hususlara ilişkin başvurucunun 1/11/2011 tarihli ifadetutanağının yanı sıra inceleme sonuç raporu isimli bir belgeyi Mahkemeye göndermiştir.
14. Başvurucu vekili 27/3/2013 tarihinde davalı idarecegönderilen “gizli” nitelikli belgelerin bir örneğinin kendisine verilmesitalebinde bulunmuş ancak Mahkeme, başvurucunun bu talebine ilişkin bir kararvermemiştir.
15. AYİM Birinci Dairesi 9/4/2013 tarihli ve E.2013/157,K.2013/458 sayılı kararı ile davayı oy çokluğuyla reddetmiştir. Kararıngerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“...
Dava, özlük ve sicil dosyalarında yer alanbilgi ve belgelerin incelenmesinden; 30.08.2000 tarihinde Astsb.Cvş.nasbedilen davacının, Hv.Mu.Bçvş. sınıf ve rütbesi ile Diyarbakır 2'nci Hv. Kont.Grp. K. Bkm. Ş. Md.lüğü Bil. ve Teş. Chz. Atl.Bilgs./Tes. Sis Tnks. olarak görevyaptığı esnada, 03.02.2012 tarihinde sıralı sicil üstlerince Astsubay SicilYönetmeliğinin 60'ncı maddesinin (a), (b) ve (e) fıkraları gereğince 'SilahlıKuvvetlerde Kalması Uygun Değildir' sicili düzenlendiği, bu sicil üzerinedurumunun Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 61'inci maddesine göre Hv. K.K.Iığı bünyesinde oluşturulan komisyonda incelendiği,Komisyonun 926 sayılı TSK Personel Kanunun 94'üncü maddesinin (b) fikrası, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunun 39'uncumaddesinin (e) fıkrası ve Astsubay Sicil Yönetmeliğinin (a), (b) ve (e)fıkraları gereğince sicil yolu ile Silahlı Kuvvetlerden ilişiğinin kesilmesininuygun olacağı hususunun Komutanın tasvibine sunulması yönundekikararının 29.03.2012 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından uygunbulunduğu, 31.05.2012 tarihinde Genelkurmay Başkanınca Hv.K.K.Iığıkararına göre işlem yapılmasının uygun görüldüğü, Milli Savunma Bakanlığı’nın18.06.2012 gün ve 2012/09-185 sayılı kararı ile ayırma işleminin onaylanarakkesinleştiği, 22.06.2012 tarihinde TSK'dan ilişiği kesilen davacının, sözkonusu ayırma işleminin iptali istemi ile ... iş bu davayı açtığıanlaşılmıştır.
...
... dava konusu işlem irdelendiğinde; davalıidarece, 1602 sayılı Kanun'un 52'nci maddesi kapsamında incelenmek üzere'Gizli' gizlilik dereceli olarak gönderilen belgelerden ve özellikle (bubelgeler arasında yer alan) Hava Harp Okulu Komutanlığı'nda görevli bazıpersonelin Hava Harp Okulu Komutanlığı sinemasında porno film izlediklerinintespit edilmesi üzerine başlatılan idari tahkikat kapsamında alınan 01.11.2011tarihli, hiçbir baskı ve tesir altında kalmadan okuyup imzaladığı kaydıdüşülen davacıya ait ifade tutanağından; davacının, 15yaşından beri aralarında kendisinden yaşça büyük (50 yaş) veya küçük(üniversite hazırlık öğrencisi), evlenmemiş veya dul, emekli astsubay kızı veboşanmış bir askeri personelin eşi de bulunan 500'e yakın yerli ve yabancıbayanla ilişkisi ve cinsel birlikteliği oldugunu,Eskişehir'de üniversite öğrencisi bir bayanla 3 yıl süren ilişkisi esnasındalezbiyen ilişki hariç farklı her türlü ilişkiyi yaşadığını, İzmir, Ankara veİstanbul'da genelevlere gittiğini ve grup seks ilişkisi yaşadığını, internetortamında sosyal paylaşım sitelerine uyelikleriolduğunu, bu sayede bir çok arkadaş edindiğini ve bunlardan bazıları ile ilişkiyaşadığını, internet ortamında astsubay olduğunu, HHO K.lığındagörev yaptığını ve işini söylediğini, bu bayanlardan 8-10 tanesi ile karşılıklıolarak soyunarak sanal seks yaptığını beyan eden davacının söz konusu bufiillerinin genel ahlak anlayışı ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nin disiplin veahlak anlayışına açıkça ters düştüğü, davacının TSK'nın itibarını sarsacakşekilde ahlak dışı hareketlerde bulunduğu, bu itibarla davacının statüsüitibariyle kamu görevlisi olma nitelik ve yeterliliğini yitirdiği, bu durumkarşısında kamu hizmetinde istihdam edilmesinin kamu yararına açıkça aykırılıkteşkil ettiği, sonuç olarak, davacı hakkında tesis edilen ayırma işlemindetakdir yetkisinin objektif ölçütlerle, hizmet gereklerine uygun, kamuyararı-birey yararı dengesi gözetilerek ve ölçülü bir şekilde kullanıldığı,dolayısıyla tesis edilen işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucunavarılmıştır.
Diğer taraftan davacı vekilince, davacınınyaklaşık 3 saat bir odada beklemesi, sonradan ifadeye alınması, devamında özellikleistihbaratçılardan binbaşı olan kişinin kendisine bağırması, yaklaşık 5 saatifadede kalıp sigara içmemesi, bu ifadelerin yerin yaklaşık 50 metre altındaalınması, kapalı yer korkusu gibi nedenlerle baskı, kızgınlık ve bir an önce oortamdan kurtulmak maksadıyla söz konusu belgeyi imzaladığı, imza aşamasındaherhangi bir önem arz etmediğinin, rutin bir konuşma olduğunun, personelinsosyal yaşantısının tespitine yonelik bir çalışmaolduğunun, hatta kendilerinin de ara sıra çapkınlık yaptıklarının söylenmesi uzerine, davacının bir çoğu yalan olan, sadece ortamdasöylenmiş söylemleri imzaladığı, bunun neticesinde ilişiğinin kesildiği, ilişikkesmeye gerekçe gösterilen sorgu işleminin baştan itibaren usulsüz ve hukukidayanaktan yoksun olduğu öne sürülmüş ise de; 'Kanuna aykırı olarak eldeedilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.' hükmü Anayasa'nın 38'incimaddesinde yer almaktadır. Bu maddenin başlığı ise 'Suç ve Cezalara İlişkinEsaslar' şeklindedir. Anayasada 'İdarenin Esasları' başlığı altında ise böylebir hükümbulunmamaktadır. Diğer yandan Anayasadamemurların görev ve sorumluluklarını, disiplin kovuşturma usulünü düzenleyen129'uncu maddesinde, 'Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlarasadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.' şeklinde genel bir ilke yeralmaktadır. Suç ve cezaya ilişkin ilkeler ile disiplin hukukuna ilişkin ilkelerarasinda temelde farklılıklar bulunmaktadır. Kamupersoneli hakkında herhangi bir soruşturma veya kovuşturma olmasa dahi disiplinsoruşturması yapılabilmektedir. Kamu görevlisi hakkında yargılama yapılıpberaat kararı verilse dahi bu durum disiplin cezası verilmesine engel bir haldeğildir ...
Davacının bahse konu 01.11.2011 tarihliifadesi bir suç isnadıyla ceza soruşturması/kovuşturması kapsamında değil,disiplin hukuku çerçevesinde değerlendirilmek üzere idari tahkikat kapsamındaalınmıştır. Davacının bu şekilde tespit edilen ifadesi esnasında iradesininfesada uğratıldığı, yanıltıldığı ya da ifadesinin hukuka aykırı bir şekildeveya yasak yöntem ve usullerle alınmış olduğuna dair dosya kapsamında herhangisomut bir bilgi, belge ve kanıt bulunmaktadır. Davacı TSK'da görev yapan birbaşçavuştur. Savaş halinde veya olağanüstü durumlarda, ya da normal hizmetsırasında kendine verilen görevi yapabilmek igingerektiğinde canının dahi vermekle yükümlü bir personeldir, bu hususlarda yeminetmiştir. Bu statüdeki bir personelin bulunduğu ortamdan kurtulmak içinyalan-dolan ifade vermesi dahi tek başına statüsüyle uyuşmamaktadır. Ayrıcadavacı ifade verirken kendisini kurtarmak maksadıyla yalan söylediğini farzetsek dahi; böyle bir durumda kendini ahlaki açıdanzaaf içerisinde olan bir kişi pozisyonunda gösterecek ifade vermesi de hayatın olagan akışına uygun düşmemektedir. Bu nedenlerle davacınınifadelerinin içinde bulunduğu gerçekleri yansıttığı değerlendirilmiştir. Sonuçolarak; davacının bahse konu ifadesinde beyan etmiş olduguolaylar maddi vakıa olarak disiplin hukuku kapsamında degerlendirilebilecektir.Davacının yukarıda açıklanan fiil ve hareketleri gerçekleştirmiş olduğunu beyanederek ifadesini imzalamış olduğu göz önüne alınarak dava konusu işlemde buyönüyle de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”
16. Karara katılmayan Daire Başkanının karşı oy yazısındaaşağıdaki açıklamalara yer verilmiştir:
“… başta disiplin cezaları olmak üzere idariyaptırımların, ceza hukuku yaptırımlarına en yakın ve benzeyen işlemler olduğu;Anayasa’nın temel hak ve hürriyetleri teminat altına alan hükümlerinin bu alanıda kapsadığı bir vakıadır. Bu itibarla Anayasa’nın 38’nci maddesinin 6’ncıfıkrasındaki ‘kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabuledilemez’ hükmü ile kamu görevlilerine teminat sağlayan 128’nci maddesindekikanunilik ve 129’uncu maddesindeki savunma alınmaksızın disiplin cezasıverilememesine ilişkin hükümlerin bir ilke olarak kabulü ve gerek idariyaptırımların yapı ve nitelikleri gerek tesis/soruşturma süreci ile çelişmediğiölçüde ceza muhakemesindeki delil yasaklarının kıyasen uygulanmasıgerekmektedir …
…
... ortada mülakat şeklinde, kendisi aleyhineTSK’den çıkarılmasını sağlayacak yoğunlukta bilgi veren ve aynı zamanda savunmaolarak değerlendirilmesi istenen, yukarıda belirtilen hal ve şartlarda eldeedilen bir tutanak mevcuttur. Ayırma işleminin tek dayanağı olan bu tutanağındurup dururken kendiliğinden, idare ajanlarının etki ve katkısı bulunmaksızınve tamamen davacının iradesiyle oluşturulmadığı yadsınamaz bir vakıadır. Buifade tutanağındaki soru ve cevaplar karşılaştırıldığında, önce ilgilinin uzunsüre tanık-şüpheli-sanık arası bir statüde sorgulandığı, bilahare alınanbilgilere göre ifadeye dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır. Esasen, davacının, kendialeyhine idare de dahil hiçbir kişinin bilgi alanına ve aleniyetine kavuşmamışbilgi vermesi sağlanırken, bunun aynı zamanda savunma olarak kabulü gibi birparadoks ortaya çıkmıştır. Oysa tutanakta davacıya yüklenen kusurlu fiillereilişkin isnatlara yer verilmemiştir.
…
Davacı, kendisine doğru söylemesi halindekendisine dokunulmayacağı şeklinde telkinde bulunulduğunu iddia etmiştir.Davacının ifadesi dikkate alındığında, idareye güvenerek ikrar ve tevil yolunagitmeksizin samimi açıklamalar yaptığı, (kendi ikrarı olmasaydı) idareninhiçbir şekilde bilmesi ve öğrenmesi mümkün olmayan tamamen özel hayatlarailişkin bilgiler verdiği anlaşılmaktadır. Abartılı gözükmekle beraber bubilgilerin aleyhine bilgi toplayan idareye re’senarzı, hayatın olağan akışına ve oluşa aykırı olduğu gibi, temel hak vehürriyetlerin özünü ve sınırlarını zorlayan bir uygulamadır… Kendisi aleyhinetanıklık yapmaya zorlanamaması ilkesi, askeri disiplin hukukunda da geçerli birilkedir…
… disiplin soruşturmasının, ceza hukukukovuşturmasından ayrı ve farklı olduğu, aynı usul ve esaslara tabi olmadığıbilinen bir husustur. Ancak, bu durum, Anayasa’daki temel hak ve hürriyetlerrejimine bağlı kalınmayacağı ve bunları korumaya matuf mevzuatın tamamen gözardı edileceği anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde; disiplinsoruşturmasında da, işkence, baskı, hipnoz vb. gibiyasak yöntemlerle veya hukuka aykırı dinleme, arama, el koyma gibi usullerleelde edilen delillere itibar edilmesi, daha da önemlisi yasaklanan usullerledelil toplamaya icazet verilmesi yolu açılmış olur.
…
Sonuç olarak, somut olayda ayırmanın tekdelili olarak gösterilen ifadenin temininde aydınlatma yükümlülüğüne ilişkinkuralların tam işletilmediği; davacının bilgisine başvurma adı altında kendialeyhine tanıklık yapmasının sağlandığı ve savunma hakkının göz ardı edildiği;ilgilinin hangi sebeple ve ne şekilde soruşturulduğu konusunda bir bilgibulunmadığı; davacının verdiği abartılı sayılabilecek ve bugüne kadar günyüzüne çıkmamış özel hayata ilişkin malumatın başka olgu ve bulgularladesteklenmediği; üstelik ses ve video kaydı yapıldığı belirtildiği halde arakararı üzerine imha edildiği şeklinde verilen cevabın ifadenin delil niteliğikonusunda kuşku doğurduğu; benzeri diğer uygulamalardan farklı olarak başkacahiçbir delil aracı ve delil başlangıcı bulunmadığı dikkate alındığında, davacıhakkında tesis edilen disipline ilişkin ayırma yaptırımının şekil/usul unsuruyönünden hukuka aykırı olduğunu düşünüyorum.
…”
17. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin8/10/2013 tarihli ve E.2013/990, K.2013/945 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
18. Anılan karar, başvurucuya 30/10/2013 tarihinde tebliğedilmiştir.
19. Başvurucu 26/11/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
20. Anayasa Mahkemesinin 16/11/2015 tarihli ara yazısı ileyargılama dosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun TSK’dan ilişiğinin kesilmesiişlemine dayanak oluşturan belgelerin gönderilmesi istenmiştir.
21. Hava kuvvetleri Komutanlığının 1/12/2015 tarihli yazısında,idari işlemin dayanağını oluşturan belgelerin gönderildiği belirtilmiştir.
22. Anılan belgelerin incelenmesinden Hava Harp OkuluKomutanlığının Hava Kuvvetleri Komutanlığına gönderdiği 15/6/2011 tarihliyazıda, başvurucunun Hava Harp Okulu sinema salonunda pornografik içerikte filmizleyen bazı kişilere zaman zaman katılması nedeniyle uyarı cezası ilecezalandırıldığının belirtildiği ve kritik Muhabere ElektrıonikBilgi Sistemleri (MEBS) kadrolarına görevlendirilmemesi önerisinde bulunulduğugörülmüştür. Öte yandan Hava Kuvvetleri Komutanlığınca yürütülen bir idaritahkikat kapsamında 1/11/2011 tarihinde istihbarata karşı koyma hassasiyetleriçerçevesinde ÜÇOK Harekat Merkez KomutanlığıDiyarbakır karargahında başvurucunun ifadesinin alındığı, ifade tutanağına “Görüşmenin personelin kendi rızasıyla sesli vegörüntülü olarak kayıt altına alınacağı kendisine hatırlatılıp açıklandı.”ibaresinin yazıldığı görülmüştür. Söz konusu ifade metninde hangi kapsamdabaşvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğuanlaşılmıştır. Aynı şekilde söz konusu metnin “ifadeyi alan” kısmı karartılmışolduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış olduğu anlaşılamamıştır.Anılan ifade metninde başvurucuya nerelerde görev yaptığı ve kimlerle ikametettiği, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıp kullanmadığı, eşcinsel ve biseksüel kişilerle ilişki yaşayıp yaşamadığı ve bukişilerle grup şeklinde ilişkiye girip girmediği, adli boyutu olan bir olayıniçinde olup olmadığı, herhangi bir kişi ya da grup ile tartışma yaşayıpyaşamadığı, aldığı disiplin cezaları, ne sıklıkla yurt dışına çıktığı gibihususlarının sorulduğu görülmüştür. Başvurucunun anılan soruları yanıtladığı veifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır.
B. İlgili Hukuk
23. 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk SilâhlıKuvvetleri Personel Kanunu’nun “Çeşitlinedenlerle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak astsubaylar hakkında yapılacak işlem”kenar başlıklı 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrasışöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyleayırma:
Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyleSilahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmiyenastsubayların hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli SandığıKanunu hükümleri uygulanır.
Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlarhakkındaki sicil belgelerinin nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nereleregönderileceği, inceleme ve sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl vekimler tarafından yapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibiastsubaylardan durumlarının Yüksek Askerî Şuratarafından incelenmesi Genelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin SilahlıKuvvetlerden ayırma işlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır.”
24. Yönetmelik’in işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durumları nedeniyle ayırmausulleri” kenar başlıklı 60. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlikveya ahlâkî durumları gereği Türk SilâhlıKuvvetlerinde kalmaları, bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait birveya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerinebakılmaksızın emeklilik işlemi yapılır:
a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması,ikaz veya cezalara rağmen ıslah olmaması,
b. Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır vehareketlerini ikazlara rağmen düzenleyememesi,
c. (Değişik:RG-13/06/2003-25137)Aşırı derecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olması,
...
e. Türk SilâhlıKuvvetlerinin itibarını sarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması,
...”
25. Yönetmelik’in işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırmasicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller” kenar başlıklı61. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyleayırma iki şekilde yapılır.
a. Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerincebaşlatılması:
Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyleayırma sicil belgesinin düzenlenmesinde, süre söz konusu olmayıp, her zamandüzenlenebilir. Temel nitelikler hariç olmak üzere, diğer niteliklere işaretkonulmaz. Sicil üstleri, sicil belgelerinin temel nitelikler ve son bölümdekikendilerine ait olan kanaat hanelerine bu Yönetmeliğin 60 ncımaddesindeki disiplinsizlik ve ahlâkî durumlardan hangisine göre kesin kanaatevardıklarını belirttikten sonra ‘Silâhlı KuvvetlerdeKalması Uygun Değildir’ kanaatini yazarak imzalar ve gerekli belgeleriekleyerek, bekletmeden sıralı sicil üstlerinin tümünün kanaatlerininyazılmasını sağladıktan sonra, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma GenelKomutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlığına gönderirler.
...
Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma GenelKomutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlıklarına gelen busiciller, ilgili şubelerce karargâhta bulunan dosya ve diğer belgelerlekarşılaştırılarak incelenir ve bunlar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma GenelKomutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı karargâhında; Kurmay Başkanınınbaşkanlığında personel, istihbarat ve harekât başkanları, personel ve tayindairesi başkanları ve gerekli gördükleri şube müdürleri ile kıdem, personelyönetim şube müdürleri ve adlî müşavir veya hukuk işleri müdürlerinden oluşankomisyona sevk edilir. Bu komisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun veYönetmeliklere uygunluğu, ekli belgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönündenincelendikten sonra bir değerlendirme yapılır. Gerekirse, sicil üstlerininşifahî veya yazılı görüşleri alınır; bilgi veya belge isteğinde bulunulabilir.Komisyon, yapmış olduğu inceleme ve değerlendirme sonucunda almış olduğukararı, bir tutanak ile Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya SahilGüvenlik Komutanının onayına sunar ve alınacak onaya göre işlem yapılır. KuvvetKomutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafındanemekliliği uygun görülmeyenlerin sicilleri, mazbata edilerek şahsî dosyalarınakonur ve bunların görev yerleri değiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı,Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından onaylananpersonelin dosyaları, Genelkurmay Başkanlığına gönderilir. GenelkurmayBaşkanlığına gelen dosyalar, personel başkanlığınca adlî müşavirlikle koordineedilerek, Yüksek Askerî Şûra kararına sunulup sunulmaması yönünden incelenir veGenelkurmay Başkanının tasvibine sunulur. Genelkurmay Başkanı tarafından,durumları Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesi gerekli görülenler hakkındakiistemler, ilk Yüksek Askerî Şûra toplantısında gündeme alınarak haklarındakesin karara varılır ve işlemleri tamamlanır. Genelkurmay Başkanının,durumlarını Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesine gerek görmediği astsubaylarındosyaları, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil GüvenlikKomutanlığına iade edilir. Bu gibi astsubaylar hakkında, Kuvvet Komutanı,Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının daha önce verdiğikarara göre işlem yapılır...
Bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yazılıfiillerden dolayı haklarında ‘Silâhlı KuvvetlerdeKalması Uygun Değildir’ sicili düzenlenmesi gereken astsubaylar ile mevcutbelgelerin ast kademelere intikali sakıncalı görülen astsubaylar hakkında, bubelgelere dayanarak Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya SahilGüvenlik Komutanı tarafından sicil düzenlenebilir. Bu şekilde düzenlenen sicilegöre kesin işlem yapılır.
b. Ayırma işlemlerinin personelbaşkanlıklarınca başlatılması:
Sıralı sicil üstlerince haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicilidüzenlenmemesine rağmen, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veyaSahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlıklarınca bütün rütbelerdekisafahatı kapsayacak şekilde sicil belgeleri, özlük dosyaları ve varsa kişihakkındaki özel dosyaların incelenmesi sonucu durumları, bu Yönetmeliğin 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı fiillerden biri,birden fazlası veya hepsine birden uyan personelin tespiti hâlinde, bunlar, bumaddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen komisyona sevk edilirler.Komisyon, inceleme ve değerlendirme sonucunda aldığı kararı bir tutanak ileKuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanınınonayına sunar...
Emekli edilmesi uygun görülenler hakkındaKuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı ileGenelkurmay Başkanı tarafından ‘Silâhlı KuvvetlerdeKalması Uygun Değildir’ şeklinde sicil düzenlenir ve bunlar hakkında, bumaddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen şekilde işlem yapılır.”
26. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İçHizmet Kanunu’nun “Disiplin”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirleremutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir.
Askerliğin temeli disiplindir.
Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususikanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.”
27. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:
“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraberahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesinebilhassa itina olunur.
Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyiahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret veatılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyigeçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerdenkaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”
28. 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin 86. maddesininilgili kısmı şöyledir:
“Asker, kendisinden beklenen vazifelerihakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır.Her askerde bulunması lâzım gelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır:
…
(h). İyi ahlâk sahibiolmak: Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker,esrarkeşlikten, sarhoşluktan, yalancılıktan borçtan ve kumardan,dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp kalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan,yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan sakınmalıdır. Bunlar vazifeninyapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati, azim ve cesareti bozar; namusu,lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri ayrı ayrı cezaları üstüne çeker…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 17/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
30. Başvurucu; ayırma işlemine mesnet olan ve 1602 sayılıKanun'un 52. maddesi kapsamında Mahkemeye gönderilen belgelerin bir nüshasınıntarafına verilmesini istemesine rağmen kendisine bu belgeleri inceleme imkânıverilmediğini, AYİM tarafından bu konuda olumlu veya olumsuz bir kararverilmeden davanın reddedilereksavunma hakkınınkısıtlanıp silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini, TSK'dan ayırmanedenleri arasında sayılan disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle ayırmahâlinin yargılama sırasında kanundan çıkarıldığı hâlde somut olaydauygulanmasının işlemi sebep unsuru yönüyle sakatlayarak adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini, ayırma işleminin tek dayanağının hukuka aykırı yöntemlerlealınan ve başka kanıtlarla desteklenmeyen ifadesine dayandırılıp Anayasa'nın 38maddesinde belirtilen ''Hiç kimsekendisini... suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeyezorlanamaz.'' ilkesinin ihlal edildiğini; AYİM'dehâkim sınıfından olmayan subay üyelerin bulunması, tek dereceli yargılamayapılması, karar düzeltme talebinin aynı Dairece incelenmesi nedenleriylebağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma şartının gerçekleşmediğini; AYİMBirinci Dairesi tarafından verilen karar düzeltme talebinin reddine dairkararın gerekçesiz olduğunu ileri sürmüş ve yeniden yargılanmasına kararverilmesi ile birlikte tazminat talebinde bulunmuştur.
31. Başvurucu 17/8/2015 tarihli dilekçesi ile mahrem alanınailişkin bilgiler içeren başvuru hakkında verilecek kararın yayımlanması sözkonusu olabileceğinden kimliğinin gizli tutulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme
32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, özel hayatına ilişkin bazıbilgilerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği ve bu bilgilere dayanılarakhakkında ayırma işlemi tesis edildiği şikâyetinin Anayasa’nın 20. maddesi ilegüvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı; kuruluşu ve yapısalsorunları nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmayan AYİM'de yargılandığı şikâyetinin, Anayasa’nın 36. maddesiile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı; AYİM Dairesi tarafındanverilen karar hakkındaki karar düzeltme talebinin aynı daire tarafından kararabağlanması şikâyetinin ise iki dereceli yargılama hakkı kapsamında incelenmesiuygun görülmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Askeri Yüksek İdareMahkemesinin Yapısından Kaynaklandığı İleri Sürülen Nedenlerle Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
33. Başvurucu, AYİM'de hâkim sınıfındanolmayan subay üyelerin bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkemedeyargılanma şartının gerçekleşmediğini ileri sürmüştür.
34. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temelhaklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açıkolan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurularaçıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (HikmetBalabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013,§ 24).
35. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu dahaönce incelenirken belirtildiği üzere AYİM’in oluşumu,statüsü ve görevleri Anayasa ve ilgili Kanun'da hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askeri hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa veilgili kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleriyönünden askeri hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun olmadığı,kararlarından dolayı idareye hesap verme durumunda bulunmadıkları, disiplineilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip karara bağlandığıgörülmektedir (Hikmet Balabanoğlu,§ 35).
36. AYİM'in yapısı nedeniyle ilerisürülen bağımsız ve tarafsız olmadığına yönelik iddiaları, Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) de dayanaktan yoksun bulmuştur (Yavuz/Türkiye (k.k.), B. No: 29870/96, 25/5/2000).
37. Başvurucunun, bu karardan ayrılmayı gerektirecek herhangibir yönü bulunmayanbu kısımdaki iddialarınınaçıklanan nedenlerle Derece Mahkemesi kararlarında açık bir ihlal tespitedilmediğinden açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. İki DereceliYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
38. Başvurucu, AYİM Dairesi tarafından verilen karar hakkındakikarar düzeltme taleplerinin aynı Daire tarafından karara bağlanması nedeniyleadil yargılanmadığını ileri sürmüştür.
39. Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkınAnayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
40. Sözleşme’ye ek 7. No.luProtokol’ün 2. maddesinde cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkıtanınmış ise de Türkiye bu Protokol’e taraf olmadığı gibi başvuru konusu olayda bir ceza yargılaması değildir.
41. Başvurucunun başvuru dilekçesinde ifade ettiği AYİM nezdindetemyiz yani iki dereceli yargılanma hakkı, Anayasa’da güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerden olmadığı gibi Sözleşme’nin ve buna ek Türkiye’nintaraf olduğu protokollerden herhangi birinin kapsamına da girmemektedir (Mahir Akarsu, B. No: 2012/1096, 20/2/2014,§§ 42-45).
42. Açıklanan nedenlerle başvuru konusu ihlal iddialarınınAnayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin konu bakımından yetkisizliknedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Özel Hayatın GizliliğiHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
43. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
44. Anayasa’nın “Özel hayatıngizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesininönlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılıemri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlarael konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saatiçinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koymakendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişiselveriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesiniveya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıpkullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülenhallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasınailişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”
45. Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatın gizliliği hakkıdüzenlenmiştir. Özel hayat, geniş bir kavram olup kapsayıcı bir tanımınınyapılması oldukça zordur. Bununla beraber bu kavram; kişinin maddi ve manevibütünlüğü, fiziksel ve sosyal kimliği, bireyin ismi, cinsel yönelimi, cinselyaşamı gibi unsurları korumaktadır (AhmetAcartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015,§46). Kişisel bilgiler ve veriler, kişisel gelişim, aile hayatı vb. konular dabu hakkın içinde yer almaktadır.
46. Özel hayat, "özel bir sosyal hayat" sürdürmeyiyani kişinin sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir "özelhayatı" güvence altına almaktadır. Bu yönü ile değerlendirildiğinde bahsigeçen hak, ilişki kurmak ve geliştirmek üzere çevresinde bulunanlarla temaskurma hakkını da içermektedir. AİHM içtihatlarında mesleki hayat çerçevesindeyürütülen faaliyetlerin "özel hayat" kavramı dışında tutulamayacağıbelirtilmektedir. Mesleki hayata getirilen sınırlamalar; bireyin, sosyalkimliğini yakınlarında bulunan insanlarla olan ilişkilerini geliştirme şeklindeyansıtabildiği ölçüde Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamına girebilmektedir. Bunoktada belirtmek gerekir ki insanların büyük çoğunluğu, dış dünya ile olanilişkilerini geliştirme olanaklarını en çok mesleki hayatları çerçevesindeyürüttükleri faaliyet kapsamında elde etmektedir (Özpınar/Türkiye, B. No. 20999/04, 19/10/2010, § 45; Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, §29).
47. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadeceyalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak, bireyin kendisi hakkındakibilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin;kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafınakullanılamaması; kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaatibulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğinibelirleme hakkına işaret etmektedir (AYM, E. 2009/1, K. 2011/82, 18/5/2011; E.1986/24, K. 1987/7,1/3/1987; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 37).
48. AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatıhakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarakkişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarınınözel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, §§ 47, 48).
a. Müdahalenin Varlığı
49. Somut başvuru açısından başvurucunun askerlik görevindensadece mesleki nedenlerle yürütülen bir disiplin soruşturması neticesindeçıkarılmamış olduğu söylenebilir. “Disiplinsizlik ve ahlaki durum” sebebiyleTSK’dan ayırma işlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikatsürecinden, TSK’dan ayırma kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzerebaşvuruya konu süreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranışve ilişkilerinin en önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında özelyaşamına ait unsurlar gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararınınbaşvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
50. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkıaçısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakımsınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeniöngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarıbulunmakta; ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallaradayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktadaAnayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir(Sevim Akat Eşki,B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).
51. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
52. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hakve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınaraksınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesiçerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundanbelirtilen düzenlemede, yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tümgüvence ölçütlerinin Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamınınbelirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).
53. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddiaedilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerinvar olup olmadığı, her somut olayın kendi koşulları içindedeğerlendirilmelidir.
i. Kanunilik
54. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü Anayasayargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale sözkonusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren birkanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,§ 36).
55. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve devam eden yargısalsürecin926 sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b)fıkrası ile Yönetmelik’in işlem tarihinde yürürlükte olan 60. ve 61. maddeleriuyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
56. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliğihakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
ii. Meşru Amaç
57. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilatdüzenini devam ettirmek, onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimdeçalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıylatesis edildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısındandisiplin cezalarının amacı; kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetiningereği gibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir.Disiplin cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurlarınhiyerarşik düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211sayılı Kanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirleremutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır.Ayrıca askerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazasıve idamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağıdüzenlenmiştir.
58. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacıkapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibiyürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda disiplinhukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem veeylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi, belirtilen meşrutemellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli birstatüye girmeyi kabul eden kişilerin, sivillere getirilemeyecek bazısınırlamaların askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştankabul ettiklerini söylemek de mümkündür (AtaTürkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 41).
59. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin, askerî disiplininkorunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarlamillî güvenliğin korunması amacını taşıdığı; bunun da Anayasa'nın 20. maddesiçerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Bir Toplumda GerekliOlma ve Ölçülülük
60. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özelhayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerinönlenmesidir. Devletin ayrıca özel ve aile hayatın gizliliği hakkını etkiliolarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri bakımından dahi özel veaile hayatına saygı hakkının korunması için gerekli önlemlerin alınması ödevinide içermektedir (Ata Türkeri, §42).
61. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmaklaberaber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hakve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatıngizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göredemokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşruamaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı, sınırlandırmaylaulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyinkaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).
62. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikleözel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnaitedbirler niteliğinde olmasını; başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek enson önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplumdüzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanındemokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacınayönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsalihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilsedemokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarakdeğerlendirilemez (Ata Türkeri, §44).
63. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veyaidari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıpkarşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımındanyapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan derecemahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayata saygıhakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratiktoplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcıbir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (BekirCoşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 54)
64. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişengeniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayatkavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal hayatsürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özellikle kamugörevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat unsurlarıaçısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla birlikte bukişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu gibi asgarigüvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Özpınar/Türkiye, § 72).
65. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığınaveya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğuzaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamıngizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusuolduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlarayönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddigerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §47).
66. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesiaçıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınanhaklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran kararalma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyısağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adilşartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasınıgerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:28945/95, 10/5/2001, § 72; Blecic/Hırvatistan; B. No: 59532/00, 29/7/2004,§ 68).
67. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecindeğerlendirilmesi sonucunda yapılan idari bir tahkikat kapsamında HavaKuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun ifadesinin alındığı, başvurucunun cinselhayatına dair hususların başvurucunun yalnızca 1/11/2011 tarihli ifadesindenöğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu ifade metninde, başvurucuhakkında idari tahkikat başlatıldığının belirtilmediği gibi hangi kapsamdabaşvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun da belirtilmemiş olduğu ancakbaşvurucunun kendisine sorulan soruları yanıtladığı ve cinsel hayatına ilişkinmahrem tüm hususları (detaylı bir şekilde) içeren ifade metnini imzaladığıanlaşılmıştır. Başvurucunun ifade alma işleminin sesli ve görüntülü olarakkayıt altına alındığı belirtilmişse de söz konusu kaydın idari tahkikatıntamamlanması ile birlikte imha edildiği belirtilerek Mahkemeye gönderilmediğigörülmüştür.
68. Başvurucu; ifade alma işlemi öncesinde bir odada üç saatboyunca bekletilmesi, ifade alma işlemi sırasında kendisinin rütbece üstü olanbir subayın kendisine bağırması, ifade alma işleminin sürdüğü beş saat boyuncasigara içememesi, ifadesinin yerin 50 metre altında bir ortamda alınmasınedenleriyle baskı, kızgınlık ve bir an önce ortamdan kurtulmak düşüncesiyleifade tutanağını imzaladığını, kendisine imzaladığı tutanağın bir önem arzetmediğinin, rutin bir konuşma olduğunun söylenilerek iradesinin fesadauğratıldığını, ifadesinin hukuka aykırı yöntemlerle alındığını, bu şekilde özelhayatına ilişkin elde edilen ve çoğu gerçek olmayan bilgilere dayanılarakhakkında ayırma işlemi tesis edildiğini ileri sürmüştür.
69. AYİM Birinci Dairesinin 9/4/2013 tarihli ve E.2013/157,K.2013/458 sayılı kararında başvurucunun anılan iddiaları değerlendirilmiş,bahse konu 1/11/2011 tarihli ifadenin bir suç isnadıyla cezasoruşturması/kovuşturması kapsamında değil, disiplin hukuku çerçevesindedeğerlendirilmek üzere idari tahkikat kapsamında alınmış olduğu ve başvurucununbu şekilde tespit edilen ifadesi sırasında iradesinin fesada uğratıldığı,yanıltıldığı ya da ifadesinin hukuka aykırı şekilde yasak yöntem ve usullerlealınmış olduğuna dair dosya kapsamında herhangi somut bir bilgi, belge ve kanıtbulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
70. Somut olayda, başvurucunun söz konusu ifadesinin belirli vesomut filler belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusundabilgi verilmeden temin edilmiş olması anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheliduruma getirmektedir. AYİM kararında, başvurucunun belirtilen iddialarınarağmen anılan ifadenin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği, nasılolup da başvurucunun özel hayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel hayatınıöğrencilik yıllarından itibaren tüm detaylarıyla anlatmasının sağlandığıhususunun ortaya konulmadığı, söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilenhususlar dayanak alınmak suretiyle TSK’dan ilişiğinin kesilmesi işlemine karşıaçılan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme kararındabaşvurucunun özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatıüzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığıgibi anılan eylemlerin TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin dedetaylı şekilde açıklanmadığı görülmektedir. Bu durumda muhakeme sırasında açıkve somut bir biçimde öne sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteolduğu anlaşılan başvurucunun söz konusu ifadelerinin alındığı koşullarayönelik iddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıt verilmemesi vebaşvurucunun özel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindeki etkisininaçıklanmaması nedenleriyle AYİM kararının başvurucunun mahremiyet hakkınamüdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediğikabul edilmelidir.
71. Buna göre başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvencealtına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
72. Başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altınaalınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığından,Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde tanımlanan hakların ihlal edildiğiyönündeki diğer iddialarının ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
3. 6216 Sayılı Kanunun50. Maddesi Yönünden
73. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
74. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkındayeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte tazminat talepetmiştir.
75. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
76. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
77. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebindebulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiasıaçısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminattaleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
78. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulmasıtalebinin KABULÜNE,
B. 1. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin yapısından kaynaklandığıileri sürülen nedenlerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. İki dereceli yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararınbir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM Birinci DairesineGÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucununtazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 198,35TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılamagiderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin,kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihindenitibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu süreninsona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZUYGULANMASINA,
H. Kararınbir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
17/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.