TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
FAHRETTİN ÇAKIROĞLU VE SAİME ÇAKIROĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/12574)
Karar Tarihi: 25/9/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 24/10/2019-30928
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
M.Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Heysem KOCAÇİNAR
Başvurucular
:
1. Fahrettin ÇAKIROĞLU
2. Saime ÇAKIROĞLU
Vekili
:
Av. Özgül BİRİCİK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, taşınmaz üzerindeki şerhin kapsamı ve miktarıbelirlenmeden davanın reddine karar verilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 1/7/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. 2016/12568 numaralı başvuru dosyasının hukuki irtibatnedeniyle 2016/12574 numaralı başvuru dosyası ile birleştirilmesine,incelemenin 2016/12574 numaralı başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine vediğer dosyanın kapatılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
A. Uyuşmazlığın ArkaPlanı
9. Dosya içinde bulunan tapu kaydına göre 13993 ada 4 parselsayılı taşınmaz, imar uygulaması sonucunda paylı olarak H.A., İ.K., H.A., H.A.adına kayıtlı iken İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin satış kararı uyarıncayapılan açık artırma sonucunda 21/8/2013 tarihinde başvurucular adına tesciledilmiştir. Taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde ''1.419 m² fazlalık hakkında 12/12/1947tarih ve 1071sayılı tezkere ile defterdarlık ve iskan müdürlüğünebildirilmiştir'' şerhi bulunmakta olup ihale bedelininbelirlenmesinde bu husus da dikkate alınmıştır.
10. Başvurucular açık artırmayla satın aldıkları 4 sayılı parselile satın alma yoluyla edindikleri 1, 2 ve 3 sayılı parselleri tevhit ederek 5sayılı parseli oluşturmuşlardır.
11. 13993 ada 5 parsel sayılı taşınmaz tapuda arsa ve dört evvasfıyla 1.971 m²büyüklüğündedir.Bu taşınmazı oluşturan parseller 1989 yılındayapılan imar uygulaması ile imar parseli niteliğini kazanmıştır. 4 sayılıparselin beyanlar hanesindeki ''1.419m²fazlalık hakkında 12/12/1947 tarih ve 1071 sayılı tezkere ile defterdarlık veiskan müdürlüğüne bildirilmiştir'' şerhibirleşme sonucunda yeni oluşan 5 sayılı parsele aktarılmıştır.
B. Tapu İptali ve TerkinDavası Süreci
12. Başvurucular 10/1/2014 tarihli dilekçe ile uyuşmazlık konusu13993 ada 5 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydındaki şerhin iptali istemiyledava açmıştır. Başvurucular dava dilekçesinde, dört adet parselin tevhidindenoluşan parselin üzerindeki şerhin bir dayanağının bulunmadığını ve taşınmazdakimiktar fazlasının tapusuz yerlerden olup bu yerin zilyetlikle kazanmakoşullarının gerçekleştiğini belirterek şerhin terkinini talep etmişlerdir.
13. İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesi 29/5/2014 tarihinde davanınreddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, taşınmaza ilişkin kadastrotutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren on yıllık hak düşürücü süreningeçmesinden dolayı miktar fazlasınınbaşvurucularadına tescili imkânının ortadan kalktığı ve başvurucuların Hazineye aitfazlalığın bedeli karşılığında satılmasına yönelik bir başvurusunun bulunmadığıbelirtilmiştir.
14. Bu karar başvurucular tarafından temyiz edilmiş ve Yargıtay14. Hukuk Dairesi 30/11/2015 tarihinde hükmü onamıştır. Başvurucuların karardüzeltme talebi de 17/5/2016 tarihinde reddedilmiştir.
15. Nihai karar 7/6/2016 tarihinde tebliğ edilmiş ve 1/7/2016tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Kanun Hükümleri
16. 14/6/1934 tarihli ve 2510 sayılı mülga İskanKanunu’nun 43. maddesi şöyledir:
“Bukanun hükümlerine göre muhacirlere, mültecilere, göçebelere, naklolunanlara ve yerlilere dağıtılan yapı ve topraklarıntemlikine vali ve kaymakamlar salahiyetlidirler. Dağıtış defter veyakararlarının altı vali veya kaymakamlarca tasdik edilmesi, temliktir. Tasdiklidefterlerdeki veya kararlardaki miktarlar muteberdir.”
17. 28/6/1966 tarihli ve 766 sayılı mülga Tapulama Kanunu’nun 42.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Değişmezve genişletilmeye elverişli olmıyan sınırlı tapukayıtları ile diğer belgelerin muhtevasını tayinde, kayıt ve belgelerdegösterilen sınıra itibar olunur. Özelkanunların kayıt ve belgelerde yazılı miktara itibar edilmesini gözönünde tuttuğu haller saklıdır. Ancak Hazinece özelkanunları hükümlerine göre miktar üzerinden satılan tefviz veya tahsis edilenveya parasız dağıtılan arazide çıkan fazlalık, satış, tefviz, tahsis veyadağıtım tarihinden başlıyarak on yıl geçmiş isemiktarına bakılmadan kayıt sahibi adına tesbitedilir; on yıl geçmemiş ise miktar fazlası hakkında 5618 sayılı Kanunun 2 nci maddesi hükmünün kayıtsahibi lehine uygulanıp uygulanmıyacağı en büyükmülkiye amirinden sorularak alınacak karşılık uyarınca işlem yapılır.''
18. 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun ''Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve hakdüşürücü süre'' kenar başlıklı 12.maddesinin üçüncü numaralı fıkrası şöyledir:
“Bututanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanaklarınkesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan öncekihukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.''
19. 3402 sayılı Kanun’un ''Kayıtve belgelerin kapsamını tayin'' kenar başlıklı 20. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
“D)Hazinece, özel kanunlar hükümlerine göre değişmez ve genişlemeye müsait olmayansınırlarla miktar üzerinden satılan, tefviz veya tahsis veya parasız dağıtılantaşınmaz mallarda çıkan fazlalık, taşınmaz malla birlikte satış, tefviz, tahsisve dağıtım tarihinden itibaren on yıl geçmiş ise, miktarına bakılmaksızın kayıtsahibi adına tespit edilir.
Bu maddede yazılı taşınmaz mallarda meydanagelen fazlalıklar hakında şartlar uygun bulunduğutakdirde, 14 üncü ve 17 ncimadde hükümleri uygulanır.''
20. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ''Beyanlar'' kenar başlıklı 1012. maddesi şöyledir:
“Birtaşınmazın eklentileri, malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununayazılır. Bu kaydın terkini, kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerinrızasına bağlıdır.
Taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukukukısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğerhususlar Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir.
Özel kanun hükümleri saklıdır.''
21. 17/8/2013 tarihli ve 28738 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanıp yürürlüğe giren Tapu Sicil Tüzüğü'nün (Tüzük) ''Şerhler sütunu'' kenar başlıklı 46.maddesi şöyledir:
“(1)Kütüğün şerhler sütununa kişisel haklar, tasarruf yetkisini kısıtlayan veyayasaklayan şerhler, geçici tescil şerhleri ile kanunlarda öngörülen diğerhususlar yazılır.''
22. Tüzük'ün ''Beyanlar sütununda belirtme'' kenar başlıklı 52.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“ (1) Kütüğün beyanlar sütununa, mevzuatın yazılmasınıöngördüğü hususlar tarih ve yevmiye numarası belirtilerek yazılır.''
B. Yargıtay Kararları
23. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/2/2009 tarihli veE.2009/14-12, K.2009/79 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Hukuk Genel Kurulunun bozma ilamında daaçıklandığı üzere; Dava konusu taşınmazların, 7/1/1934 tarih ve 97 nolu tapu senedine istinaden 26/8/1949 tarihinde tapumalikleri adına tahdit ve tespitinin yapıldığı, kesinleşmesini müteakip,4/1/1955 tarihinde 101 ada 13 parsel olarak tapuya tescil edildiği, taşınmazauygulanan ve 1771 sayılı Mübadele ve Tefiz İşlerinin Kati Tasfiyesi İntacı HakkındaKanun ve 2510 sayılı İskan Kanunlarına göre oluşturulduğu anlaşılan tapukaydında ileride fazlalık çıkarsa Hazinenindir şerhinin bulunduğu, bu kaydaistinaden yapılan kadastro tutanağının mülkiyet tablosu bölümünde' fazlasıhazineye aittir 680 m2' şeklinde şerh düşüldüğü ve bu durumun 30/12/1955tarihinde 1727 sayılı yazı ile Defterdarlık Makamına bildirildiğianlaşılmaktadır.
101 ada, 13 parsel, imar uygulaması sonucu1128 ada, 9 parsel ile 1129 ada, 1-2-3-4-5 ve 8 parsel sayılı taşınmazlara ifrazedilmiş ve mezkur şerh bu taşınmazların tapukütüklerinin beyanlar hanesine aynen aktarılmıştır. Davacı bu taşınmazlarıntümünü 24/7/1992 tarihinde satın alarak iktisap etmiş, ardından 1129 ada,1-2-3-4-5 ve 8 parsel sayılı taşınmazlar tevhit edilerek 1129 ada, 9 parselsayılı taşınmaz oluşturulmuş, aynı şekilde miktar fazlalığı şerhi yeni oluşanparsele aktarılmıştır.
Uyuşmazlık; Hak düşürücü süre içerisindeaçılmadığı anlaşılan “Hazine fazlalığı şerhinin” terkini davasında, ayrıca 3402sayılı Kadastro Kanunun 20/D maddesi koşullarının gerçekleşipgerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek olup olmadığı noktasındatoplanmaktadır.
3402 sayılı KadastroKanununun 12.maddesinin 3.fıkrasında öngörülen on yıllık sürenin hakdüşürücü süre olduğu konusunda, uygulama ile öğreti arasında tam bir fikirbirliği bulunmaktadır. Hak düşürücü süre, doğrudan doğruya hakimtarafından kendiliğinden göz önünde tutulması gereken, davada itiraz olarakbaşvurulması zorunlu olan ve zamanaşımı gibi kesme ve durma hükümlerine bağlıolmayan, uyulmama halinde hakkın kaybına yol açan, yani, hakkın özünü ortadankaldıran süredir. Anılan maddede öngörülen süre ile, tapu sicilinin kararlılıkkazanması, sicillerin bozulmaması, belli bir süre geçtikten sonra yargıorganlarınca bu sicillerin tartışma konusu yapılmaması amaçlanmıştır (Yargıtayİçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 2.4.2004 tarih, 2003/1 E, 2004/1sayılı kararının gerekçesinden).
Kadastroya da tapulama ile oluşturulmuş tapusicillerine karşı açılacak davalarda hakkıntürünü,766ve2613sayılıKanunlar ile3402 sayılı Kanun hükümleri sınırlandırmış değildir. Genel bir tanımlama ile'Tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanaklarınkesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan öncekihukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamayacağını ve dava açılamayacağını'öngörmüş ve sicile geçmiş olan hakkın türüne olursa olsun on yıl geçtiktensonra dava açılmasına anılan kanunlar izin vermemiştir.
Beyanlar hanesinin, tapu sicilinin kapsamındave onun bir parçası bulunduğu ve yazılı şerhin hukuksal bir durum, Hazineyetanınan bir 'Hak' olduğu tartışmasızdır(MK.nun 919, 920, 921. maddeleri).
Bilinmektedir ki; 2613 sayılı KadastroYasasında on yıllık hak düşürücü süre öngörülmediği için,3402sayılı Kadastro Kanununun geçici 4. maddesinin 3. fıkrası 9/10/1987tarihinden itibaren bir yıliçerisinde2613sayılıKanunagöre kadastrosu yapılmıştaşınmazlar hakkında 'dava açabilme hakkını' tanımıştır. Somut olayda asıluygulanması gereken hak düşürücü süre 3402 sayılı Kanunun 4/3. maddesindeöngörülen süredir.
Görülmekte olan dava, bir yıllık hak düşürücüsüre de geçtikten sonra 02.09.2003 günü açılmıştır.
'Hak düşürücü süre' kamu düzeni ile ilgilidir.Davanın görülebilirlik koşuludur. Hakimdoğrudan bu yönü göz önünde tutmak zorundadır. Hak düşürücü süre geçtiktensonra açılan davanın esasını hakim inceleyemez.
Davacı, davasında haklıda olsa, tasfiye amacıgüden 3402 sayılı Kanun artık bu hakkın özünü silip ortadankaldırmış,uyuşmazlıkların sonsuzadeğin sürmesini engellemiş,kişilerle Hazine arasında ve toplum içinde kavgasız bir ortamı sağlamak uğrunahakkı feda etmiştir (NusretOzanalp, TapulamaKanunuŞerhi,sahife:240).
Dolayısıyla kadastro tutanağının kesinleştiğitarihten itibaren on yıl ve munzam bir yıllık süreler geçmekle, kadastrotutanağı ve dolayısıyla tapu kütüğü mevcut şekli ile kesinleşeceğinden ve artıkkadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz ve dava açma hakkıortadan kalkacağından, bu gibi nedenlere dayalı olarak şerhin terkinininistenebilmesi olanaklı değildir, tutanak kesinleşmiştir.
TMK.m.841/1,fgereğince; Aksine hüküm yoksa kamu hukukuna ilişkin taşınmaz yükünün tapukütüğüne tescili gerekli değildir. Aynı kanunun 849/1.maddesindeki; 'taşınmazmaliki değişirse yeni malik başka bir işleme gerek bulunmaksızın taşınmazyükünün yükümlüsü olur.' hükümleri gereğince önceki tapu kaydında bulunan'miktar fazlası Hazinenindir' şerhi yeni malik yönünden de bağlayıcı olur.Kanundan doğan bu taşınmaz yükümlülüğü karşısında TMK.m.1023’de açıklanan tapukütüğüne güven prensibinden söz edilemez.
Öyle ise, mezkurkanunlar uyarınca verilen tapuların miktarları ile geçerli olacağı ve üzerindeki'miktar fazlalıkları Hazineye aittir' şerhinin 4.1.1955 yılında yapılankadastro tespiti ile önceki kayıtlara dayalı olarak kadastro tutanağınaişlendiği ve 10 yıllık hak düşürücü ve munzam 1 yıllık sürenin fazlası ilegeçtiğinin anlaşılmasına göre, artık kayıtlarda mevcut olan bu şerhe itirazimkanı kalmadığı ve dolayısıyla şerhin geçerli olacağı kuşkusuzdur. Hukuk GenelKurulunun bu hususlara işaret eden kararı doğru ve yerindedir.''
24. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 5/3/2009tarihli ve E.2008/11814,K.2009/2776 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Dava, 6 ada 28 parsel kaydındaki“Defterdarlık ve İskan Müdürlüğünün 28.09.1956 tarih1085 yevmiye numarası ile 5226 m2 çıkan fazlalık Hazineye aittir"şeklindeki belirtmenin terkini istemi ile açılmıştır.
...
10.11.1949 tarihindeki kadastro işlemisırasında 9821 m2 yüzölçümündeki zeytinli tarla vasıflı dava konusutaşınmaz,21.03.1934 tarih432 numaralı tapu kaydına dayanılarak gerçek kişiadına tahdit edilmiş, bu tahdit 14.06.1956 tarihinde kesinleşmiştir. Davakonusu taşınmaz ile revizyon gören tapu kaydında da aynı belirtmenin yapıldığıve bu belirtmenin kadastro tutanağına da işaretlendiği anlaşılmaktadır. Eldekidava, 17.01.2008 tarihinde açılmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken sorun, kayıtmaliki olan davacının kayıttaki belirtmenin terkini için açacağı davada 3402sayılı Kadastro Kanununun geçici 4/3. maddesininuygulanıp uygulanmayacağının açıklığa kavuşturulmasıdır. Gerçekten dava konusutaşınmazın kadastro işlemi 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanununa göreyapılmıştır. Kadastrosu bu kanun hükümleri gözetilerek yapılmış ve tutanaklarıkesinleşmiş bulunan taşınmazlar için 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş isetutanaklarda belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere ait davanın 3402sayılı KadastRo Kanununun yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren bir yıl içinde açılması gerekir. Eldeki uyuşmazlıkta kadastro tutanağıkesinleşmiş, 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş olduğundan davanın3402 sayılı Kadastro Kanununun yürürlük tarihi olan 10.10.1987tarihinden sonraki bir yıl içinde yani 10.10.1988 tarihine kadar açılmışbulunması zorunludur. Dava ise 17.01.2008 tarihinde açıldığından, davalı Hazineyararına olan belirtmenin kaldırılmasına ilişkin istemin dinlenme olanağı yoktur.Yargıtay Yüksek Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2009 tarih ve 2009/14-12/79 sayılıkararı da aynı doğrultudadır.
Diğer taraftan davacı, Hazine’ye ait tarımarazilerinin satışı hakkındaki 4070 Sayılı, tapu fazlalıklarının Hazine’ye aitolduğuna ilişkin tapu kayıtlarında şerh bulunan taşınmaz mallardakifazlalıkların bedeli karşılığı tapu maliki veya mirasçılarına satılmasına dair4706 ve 4706 Sayılı Kanunda değişiklik yapan 4916Sayılı Kanun hükümlerinden yararlanmak üzere başvurulduğunu da ileri sürmemiştir.Hal böyle olunca, mahkemece re’sen gözetilmesizorunlu hak düşürücü sürenin varlığı nedeniyle davanın reddindeusulve yasaya aykırılık yoktur.''
25. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 17/4/2012 tarihli veE.2011/13660, K.2012/4408 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Dava, çap kaydındaki “kayıt miktarfazlasının hazineye ait olacağına” dair şerh gereğince tapu iptal ve tescilisteğine ilişkin olup; mahkemece, çekişmeye konu edilen 61 ve 62 parsel sayılıtaşınmazlardaki miktar fazlasının, taşınmazların genel yüzölçümlerine isabeteden pay oranında davacı paydaş kılınmak suretiyle davanın kabulüne kararverilmiştir.
Gerçekten de,çekişmeli müfrez parsellerin öncesini teşkil eden 19 parsel sayılı taşınmazınkadastro tutanağında 5543 sayılı Yasa ile yürürlükten kaldırılan 2510 sayılıYasanın 23. maddesi hükmü uyarınca “miktar fazlalıklarının hazineye aitolacağına” dair şerh verilmek suretiyle tespitinin yapıldığı, ayrıca 19parselin tespitine 2510 sayılı Yasa gereğince tesis edilen tapu kayıtlarının uygulanarakkadastrosunun gerçekleştirildiği sabittir.
Hemen belirtilmelidir ki, kadastro tespitininyapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Kadastro Yasasında; 3402 sayılı KadastroYasasının 12/3 maddesinde öngörülen kadastrodan önceki nedenlere dayalı olaraktutanakta belirtilen haklara, tespitlere ve sınırlandırmalara karşı 10 yılgeçtikten sonra açılacak davaların dinlenmesine olanak bulunmadığına ilişkinbir yasal düzenlemeye yer verilmemiş ise de, 09.10.1987 tarihinde yürürlüğegiren 3402 Sayılı Yasanın geçici 4. maddesinde kadastrodan önceki nedene dayalıolarak dava açılması bakımından 1 yıllık süre öngörülmüştür.
Somut olayda; kadastro tutanağında yer verilenve sicile yansıtılan miktar fazlası şerhinin terkini konusunda süresinde birdava açılmadığına göre, şerhin tevlit ettiği hakkın korunması gerekeceğiaçıktır.
O halde, mahkemece davanın kabul edilmişolması kural olarak doğrudur. Ancak, mahkemece kadastro sırasında çekişmelitaşınmazların öncesini oluşturan 19 parsel sayılı taşınmaza uygulanan tapukaydı ve varsa haritası getirtilmemiş ve keşfenyerine tatbik edilmek suretiyle kayıt kapsamı saptanmamış, anılan kaydınçekişme dışı başka parsellere de revizyon görüp görmediği belirlenmemiştir.Anılan işlemlerin gerçekleştirilmemiş olması doğru olmadığı gibi, 19 parselsayılı taşınmazın yüzölçümünün 17200m² olduğu, oysa kadastro tutanağındauygulanan kayıt miktarının 12 dönüm olarak ifade edildiği gözetildiğinde, 17200m² yüzölçümünden 6172m²'lik miktar tenkis edildiğinde bakiye kısmın kadastroyauygulanan tapu kaydının yüzölçümünün altına düştüğü, buna göre de davalı tarafakayıt miktarından az yer bırakıldığı görülmektedir.
Diğer taraftan, kabul tarzı itibariyle de, öncelikle kayıt miktar fazlasının çekişmelitaşınmazlardan ifrazının mümkün olup olmadığı üzerinde durulmaksızın doğrudanhazinenin paydaş kılınması suretiyle neticeye gidilmiş olması daisabetsizdir.''
V. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
27. Başvurucular; maliki oldukları 13993 ada 5 parsel sayılıtaşınmazın beş parselin birleştirilmesi ile oluştuğunu, parseli oluşturantaşınmazlardan 476m²lik aynı ada 4 parsel sayılı taşınmazı resmî ihalesonucunda satın aldıklarını, bu taşınmaz üzerinde bulunan "1.419 m²Hazineye aittir" şerhinin yeni oluşan 5 sayılı parsele aktarıldığınıbildirmişlerdir. Başvurucular dört parselin tevhidiyle oluşan 5 sayılı parselintapu kaydında yer alan şerhin hukuki değerini yitirdiği dikkate alınmadan,herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmadan davanın reddine kararverilmesinden yakınmış; 2013 yılında edindikleri taşınmaz hakkında on yıllıkhak düşürücü sürenin uygulanamayacağını belirterek mülkiyet ve adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
28. Anayasa’nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, adil yargılanma hakkının daihlal edildiğini ileri sürmüşler ise de uyuşmazlığa konu taşınmazın tapu kaydınüzerindeki şerhin taşınmaz üzerinde serbestçe tasarrufta bulunma yetkisinikısıtladığı yönündeki iddiaları sebebiyle belirtilen şikâyetin mülkiyet hakkıkapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
31. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178,5/11/2015, §§ 49-54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesiuyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaatinin olup olmadığınoktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §26; İhsan Vurucuoğlu,B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).
32. Somut olayda başvurucular adlarına tapuda kayıtlı taşınmazıüzerindeki Hazine lehine olan şerhi şikâyet konusu etmektedir. Söz konusutaşınmazın tapuda başvurucularadına kayıtlı olduğuanlaşıldığına göre bu taşınmazın başvurucular yönünden mülk teşkil ettiğindekuşku bulunmamaktadır.
b. Müdahalenin Varlığı veTürü
33. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma,semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerindenherhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:2014/1546, 2/2/2017, § 53).
34. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas edendiğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkınamüdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğubelirtilmek suretiyle mülkten barışçılyararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülktenbarışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddeninikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullardasınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülktenyoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararınaaykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine vedüzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazımaddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özelhükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakmave mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
35. Somut olayda başvurucuların taşınmazı üzerine şerhin butaşınmaz üzerinde serbestçe tasarrufta bulunma yetkisini önemli ölçüdekısıtladığı ve değeri üzerinde de olumsuz bir etkiye yol açtığı kuşkusuzdur.Dolayısıyla söz konusu şerhin konulmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkilettiği açıktır.
36. Bununla birlikte başvuruculara ait taşınmaz üzerindekiHazine lehine şerh konulması nedeniyle başvurucular bütünüyle mülklerindenyoksun bırakılmış değildir. Ayrıca müdahalenin mülkiyetin kullanımının kontrolüve düzenlenmesi gibi bir amacı da yoktur. Bu durumda başvurucuların mülkiyethakkına yapılan müdahalenin mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin genelkural çerçevesinde incelenmesi gerekir.
c. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
37. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
38. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacıtaşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
i. Kanunilik
39. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, içhukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilirkuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiyeİş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; NecmiyeÇiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
40. Somut olayda taşınmaz üzerindeki "1.419 m² fazlalıkhakkında 12/12/1947tarih ve 1071 sayılı tezkere ile defterdarlık ve iskan müdürlüğüne bildirilmiştir'' şerhi 2510sayılı mülga Kanun'un 42. maddesine dayanmaktadır. Yargıtayınistikrarlı içtihatlarında da bu şerhlerin Hazine lehine aynî bir hakoluşturduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla söz konusu kanun hükmününulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir nitelikte olduğu açık olduğuna göremüdahalenin kanuni bir dayanağı mevcuttur.
ii. Meşru Amaç
41. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkıancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasınaimkân verdiğinden bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkınınkamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda birsınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberindegetiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün hersomut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (bazı farklarla birliktebkz. Nusrat Külah,B.No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).
42. Somut olay bakımından 2510 sayılı mülga Kanun uyarınca haksahiplerine bedelsiz ya da belli bir bedel karşılığında dağıtılantaşınmazlardaki, dağıtım belgesinde yazılı olan miktarı aşan ve esasen dağıtımamacı güdülmeyen taşınmaz parçasının hak sahibi olmayan kişiler adına tescilininönüne geçilerek Hazineye ve dolayısıyla kamuya ait varlıkların korunmasınınamaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle müdahalenin kamu yararına dayalı meşrubir amacının bulunduğu açıktır.
iii. Ölçülülük
(1) Genelİlkeler
43. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmekiçin kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığıdeğerlendirilmelidir.
44. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişliliköngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, gereklilik ulaşılmakistenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafifbir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ileulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğiniifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).
45. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkınınsınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin haklarıarasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucununşahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuşolacaktır. Müdahalenin orantılılığı değerlendirilirken bir taraftan ulaşılmakistenen meşru amacın önemi, diğer taraftan da müdahalenin niteliği ilebaşvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışları gözönündebulundurularak başvurucuya yüklenen külfet dikkate alınacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,§§ 58, 60; Osman Ukav,B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).
46. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvencedensöz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamdakorunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında daifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya damakul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlumakamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme imkânının tanınmasıgüvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününebakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, §36; Bekir Yazıcı [GK], B. No:2013/3044, 17/12/2015, § 71).
47. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişilerarasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücüolduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının sözkonusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerinegetirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konuile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki buzorunluluk tarafların bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemeklebirlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temeliddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekildedeğerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve Gmo YapıGrup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No:2015/12563, 24/5/2018, § 53).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
48. Somut olayda başvurucuya ait taşınmazın tapu kaydınınbeyanlar hanesinde bulunan şerhin Hazineye ait taşınmazların korunması amacınıgerçekleştirmesi bakımından elverişli olduğu açıktır.
49. Öte yandan söz konusu şerh doğrudan doğruya Hazineyetaşınmaz üzerinde bir tasarrufta bulunma yetkisi vermemekte ve maliklerintaşınmaz üzerindeki fiilî hâkimiyetini de ortadan kaldırmamaktadır. Dolayısıylasomut olayın koşulları altında maliklerin fiilî kullanımını kısıtlayacaknitelikte bir uygulama yerine Hazinenin bu taşınmaz üzerinde hak sahibi olmasıihtimalini gösteren bir beyanın sicile şerh düşülmesi ile yetinildiği dikkatealındığında kullanılan aracın amacın gerçekleştirilmesi için en uygun araçniteliğinde olduğu anlaşıldığından müdahalenin gerekli olmadığı söylenemez.
50. Başvurucuların 4 sayılı parsel üzerindeki şerhinmevcudiyetini bilerek ihale ile taşınmazı satın aldıkları ve sonrasında dakendi parselleri ile tevhit ederek 5 sayılı parseli oluşturduklarıihtilafsızdır. Ancak bu aşamadan sonra şerhin olumsuz etkisini hissedenbaşvurucular hukuki varlığını kaybettiği iddiasıyla terkini talebindebulunmuşlardır. Yukarıda değinildiği üzere şerhin varlığının bu taşınmazüzerinde inşa edilen binadan bağımsız bölüm satın almak isteyen üçüncükişilerde bir tereddüte neden olacağı ve bunun sonucuolarak başvurucular üzerinde olumsuz bir etki doğuracağı da tartışmasızdır.
51. Başvurucular, taleplerinin mahkemece hak düşürücü sürenedeniyle reddine karar verilmesi üzerine 3402 sayılı Kanun'da öngörülen hakdüşürücü sürenin kendilerine uygulanmayacağı ve şerhin hukuki değeriniyitirdiği iddiasında bulunmuşlardır.
52. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında kuralolarak şerhin niteliği, hukuki değerini koruyup korumadığı ya da 3402 sayılıKanun'da öngörülen hak düşürücü sürenin gerçekleşip gerçekleşemediği gibi eşyahukukuna ilişkin olay ve olguları değerlendirme görevi bulunmamaktadır. Buaşamada belirtmek gerekir ki delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarınınyorumlanması yetkisi kural olarak -keyfî olmadığı veya açık ve bariz bir takdirhatası içermediği sürece- derece mahkemelerine aittir.
53. Bu kapsamda başvurucuların belirtilen iddialarını dilegetiremediklerine yönelik bir şikâyetlerinin olmadığı anlaşılmaktadır.
54. Somut olayda söz konusu şerhin varsa Hazineye ait taşınmazınkorunması amacıyla konulduğu açıktır. Gerçekten de böyle bir miktar fazlalığımevcut ise bunun korunması gerektiği ve hak düşürücü süre geçtikten sonra da bubelirtmeye karşı dava açılamayacağı açıktır. Ancak bunun için öncelikle birmiktar fazlası olup olmadığı belirlenmiş olmalıdır. Bu husus dayanak tapukaydının 3402 sayılı Kanun'un 20. maddesine göre uygulanmasıyla anlaşılacaktır.Buna karşılık ilk derece mahkemesi 2510 sayılı mülga Kanun hükümleri uyarınca1947 yılında dağıtıma tabi tutularak bu Kanun'dan yararlanma hakkı bulunankişiler adına tescil edilen taşınmazın kapsamını belirlememiş, kadastrotutanaklarının kesinleşme tarihi ile dava tarihi arasında geçen süreyi yeterligörerek başkaca bir araştırma ve incelemeye gerek görmeden hak düşürücü sürenedeniyle davayı reddetmiştir. Buna göre dava konusu taşınmaz yönünden Hazineyeait bir miktar fazlası olup olmadığı tespit edilememiştir. Diğer bir deyişleyargılama süreci sonunda kaydın kapsamı tespit edilmemiş olduğundan, böyle birbelirtmenin gerçekten de zeminde Hazine adına bir taşınmaza tekabül edipetmediği ortaya konulamamıştır. Şerhin miktarı ve arazi üzerinde kapsadığı alansaptanmadığından 476 m² alana sahip 4 sayılı parsel üzerindeki 1.419 m²likmiktar fazlasının 5 sayılı parsele olduğu gibi aktarımına cevaz verilmiştir.Başka bir deyişle Hazineye ait 1.419 m²lik miktar fazlasının hangi parselleriçinde kaldığı ve başvuruculara ait 5 sayılı parsel üzerinde kapladığı alan vemiktarı saptanarak uyuşmazlığı ortadan kaldıracak şekilde hüküm kurulmamıştır.
55. Dolayısıyla başvurucu bu belirtmenin terkini talebini derecemahkemeleri önünde esas yönünden incelettiremediği gibi Hazinenin de bubelirtmenin kapsadığı yeri tespit edebilmesi mümkün olamamaktadır. Nitekimkaydın kapsadığı yer belirlenemediği için malikin bu yer yönünden bedeliniödeyerek satın alabilmesi de söz konusu olamayacaktır. Bu durumda hak düşürücüsürenin katı bir biçimde uygulanmasıyla şikâyete konu yargı kararıyla nemalikin ne de Hazinenin kaldırabileceği süre giden bir belirtmenin tapukaydında korunmasına yol açılmıştır. Bunun ise mülkiyet hakkına yapılanmüdahale teşkil eden belirtmenin hukuka aykırılığını ileri sürebilme imkânınıortadan kaldırdığı açıktır.
56. Bu durumda kanuni bir dayanağı ve meşru bir amacıbulunmasına rağmen verilen karar sonrasında da kapsadığıalan ve miktarı itibarıyla taşınmaz üzerinde bulunan şerhbelirsizliğini korumaya devam etmektedir. Başvurucuların bu belirsizliğigidermek amacıyla başka bir dava açmaları imkânı bulunmadığı gibi Hazineyiböyle bir dava açmaya zorlamaları da mümkün değildir. Dolayısıyla taşınmazıkullanmayı engellemeyen ancak taşınmaz üzerinde hukuki tasarruflarda bulunmayıönemli ölçüde kısıtlayan söz konusu müdahaleyle başvuruculara aşırı bir külfetyüklenmiştir. Bu külfetin sonucu olarak başvurucuların mülkiyet hakları ilekamu yararı arasındaki adil dengenin başvurucular aleyhine bozulduğu saptanmışve mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu kanaatine varılmıştır.
57. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
58. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
''(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
59. Anayasa MahkemesininMehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlalsonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesihususunda genel ilkeler belirlenmiştir.
60. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak vehürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğuncaeski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararınveya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsaihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamdauygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).
61. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasılgiderileceğine hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organınınyerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarınınnasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararıilgili mercilere gönderir (Mehmet Doğan, §56).
62. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Bunagöre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasamaişlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderimyolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).
63. Başvurucular, toplam 310.000 TL maddi tazminata ve taşınmazüzerindeki şerhin terkinine karar verilmesi taleplerinde bulunmuştur.
64. Derece mahkemelerince şerhin miktarı ve kapsadığı alanbelirlenmeden davanın hak düşürücü süreden reddi nedeniyle mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Somut başvuruda bu sebeple ihlalin yargıkararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
65. Bu durumda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yenidenyargılama ise usul hukukunda yer alan benzer kurumlardan farklı ve bireyselbaşvuruya özgü bir düzenleme içeren 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2)numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasınayöneliktir. Bu kapsamda yeniden yargılama sürecinde mahkemelerce yapılmasıgereken iş, öncelikle hak ihlaline yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılmasındanve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlalkararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Busebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeyegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
66. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılıKanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılmasıgereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması venihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeplekararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeleregönderilmesine karar verilmesi gerekir.
67. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi ihlalininsonuçları bakımından yeterli bir giderim oluşturduğundan başvurucularıntazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
68. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 479 TL harç ve 2.475 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 2.954 TL vekâlet ücretinin başvurucularamüştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir7. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2014/17, K.2014/210) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 479 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.954 TL vekâlet ücretinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.