TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
FAİK GÜMÜŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/603)
Karar Tarihi: 20/2/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Raportör
:
Selami ER
Başvurucu
:
Faik GÜMÜŞ
Vekili
:
Av. İsa UYSAL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucu, kendisine ait olduğunuiddia ettiği taşınmazın kadastro çalışması sonucu orman vasfında görülerekHazine adına tescil edilmesi işleminin iptali istemiyle açtığı davada, kararduruşmasından bir önceki duruşmada belirlenen ve Ulusal Yargı Ağı Projesi(UYAP) üzerinde görünen tarihten iki gün önce Mahkemece duruşma açılarak kararverildiğini, böylece görüşlerini sunmasına fırsat verilmeden davasınınreddedildiğini, ayrıca Yargıtay’a yaptığı karar düzeltme isteminin reddedilerekkendisine para cezası verildiğini, bu nedenle mülkiyet ve adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 7/11/2012 tarihindeSalihli Kadastro Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesinekarar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 25/12/2012tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir
5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneğigörüş için 21/5/2013 tarihinde Adalet Bakanlığınagönderilmiş, Adalet Bakanlığının 17/7/2013 tarihli görüş yazısı 25/7/2013tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekili Adalet Bakanlığıgörüşüne karşı beyanlarını yasal süresinde sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
7. Demirci İlçesinde 2008 yılında yapılan kadastro çalışmasısonucu sekiz farklı tutanakla birçok taşınmaz, tarla, bağ, ev, arsa, depo veahır vasfıyla başvurucu adına tespit görmüştür.
8. Başvurucunun kendisi adına tespit gören taşınmazlardışında tarla olarak 30 yıldır zilyetliğinde bulundurduğunu iddia ettiğiGülpınar Köyü 103 ada 1 numaralı parsel ve 104 ada 1 numaralı parsel içinde yeralan taşınmazlar, 5/9/2008 tarihli kadastro uygulamasıve 13/9/2008 tarihli kadastro tutanaklarıyla orman vasfında olmaları nedeniyleHazine adına tespit edilmiştir.
9. Başvurucu hakkında 2004 yılında, orman alanını yasa dışıolarak işgal ettiği iddiasıyla ceza davası açılmıştır.
10. Başvurucu, 15/10/2008 tarihindebahsedilen taşınmazlardan bir kısmını 17/1/1963 tarihli tapu kaydına göretaşınmazın maliki olan Ali Yıldırım isimli bir şahıstan satış senedi ilealdığını, taşınmazların kendisi adına vergi kaydı bulunduğunu ve bahsedilentaşınmazları zilyet olarak kullandığını iddia ederek, kadastro tespitininiptali ve taşınmazların kendi adına tarla vasfıyla tescili talebiyle DemirciKadastro Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır.
11. Demirci Sulh Ceza Mahkemesi, 19/10/2009tarihinde, üzerine atılı suçla ilgili olarak başvurucu hakkında beraat kararıvermiştir.
12. Mahkemece 12/05/2011 tarihindedava konusu taşınmazlarda fen, orman ve ziraat bilirkişisi refakatinde keşifyapılmıştır. Başvurucu iki adet taşınmaz için dava açtığı halde keşif sırasındamahkeme ve keşif heyetine üç adet taşınmaz göstermiştir. Bunlar Mahkemece 1, 2,3 numaralı taşınmazlar olarak numaralanmıştır. Başvurucu 1 numaralı taşınmazındayanak tapusunu Mahkemeye sunmuştur.
13. Keşif sırasında dinlenen iki tanıkve mahalli bilirkişi tapu kaydı kapsamında kaldığı iddia edilen 1 numaralıtaşınmazın kimden alındığını bilmediklerini, iki mahalli bilirkişi vebaşvurucunun gösterdiği üç tanıktan biri ise taşınmazı başvurucunun Hikmet Koçisimli şahıstan satın alındığını ve başvurucunun dayandığı Ali Yıldırım adınatapu kaydının 1 numaralı taşınmazı kapsamadığını beyan etmişlerdir. Tapu kaydına dayanılmayan 2numaralı taşınmazla ilgili olarak ise mahalli bilirkişiler ve başvurucunungösterdiği tanıklar bu taşınmazı başvurucunun Hikmet Koç’tan aldığını vekullandığını ifade etmişlerdir. Tapu kaydına dayanılmayan 3 numaralı taşınmazlailgili olarak ise mahalli bilirkişiler ve başvurucunun gösterdiği tanıklar butaşınmazın kullanılmadığını belirtmişlerdir.
14. Mahkemece tapu evrakları üzerinde yapılan incelemedebaşvurucunun sunduğu dayanak tapu kaydı maliklerinden Ali Yıldırım’ın,taşınmazdaki hissesini başvurucu dışında üçüncü şahıslara sattığı görülmüştür.
15. Başvurucu ve vekili 13/10/2011tarihli duruşmaya mazeretleri nedeniyle katılamamışlar, aynı tarihli Mahkemeara kararıyla, sundukları mazeret kabul edilmiş ve duruşma gününü UYAP üzerinden öğrenmelerine, sonraki duruşmanın23/11/2011 tarihinde saat:10:15’te yapılmasına karar verilmiştir.
16. 18/10/2011 tarihli bilirkişi raporlarında,dava konusu taşınmazlar üzerinde yer yer kapalılık teşkil eden, palamut, saçlımeşe ve mazı meşe ağaçları bulunduğu, 2 numaralı taşınmazın sürüldüğü, 1numaralı taşınmazın kısmen sürüldüğü, 3 numaralı taşınmazın ise sürülmediği vetarla olarak kullanılmadığı, memleket haritasında yeşil renkli alanda kaldıkları,1953 ve 1970 tarihli hava fotoğraflarında meşe ağacı ve çalı ile kaplıolduklarının göründüğü, ormana bitişik ve ormanın devamı oldukları, dolayısıylaorman sayılan yerlerden oldukları ifade edilmiştir.
17. UYAP üzerinde de sonraki duruşma günü olarak 23/11/2011 tarihi görüldüğü halde duruşma 21/11/2011tarihinde yapılmış ve bu duruşmada bilirkişi raporları okunarak birer örneğidavalı Hazine (İdare) temsilcisine verilmiş ve bilirkişi raporu hakkında görüşüsorularak itirazları duruşma tutanağına kaydedilmiştir.
18. Mahkeme 21/11/2011 tarih veE.2008/47, K.2011/39 sayılı kararla taşınmazların tapu kayıtları, bilirkişi vetanık beyanlarına göre tapusuz oldukları ve orman niteliğinde olmalarınedeniyle zilyetliğe değer verilemeyeceği gerekçesiyle taşınmazların tespitigibi tesciline karar vererek davayı reddetmiştir.
19. Başvurucu ilk derece mahkemesi karar duruşma günününkendisine yanlış bildirildiğini, duruşmanın yapılması öngörülen tarihten ikigün önce yapıldığını da ileri sürerek temyiz başvurusunda bulunmuştur. Temyiztalebini inceleyen Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 11/6/2012tarih ve E.2012/2577, K.2012/8867 sayılı kararıyla, orman kadastrosunun 3402sayılı Kanun’un 5304 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesi hükümlerine göreyapıldığı ve çekişmeli parsellerin orman sınırları içinde yer aldığı ve bunedenle özel mülkiyet konusu olmasına yasal olarak olanak bulunmadığıgerekçesiyle talebi reddederek yerel mahkeme kararını onamıştır. Başvurucununbelirlenen tarihten erken yapılması nedeniyle, bilirkişi raporlarının daokunduğu duruşmada hazır bulunamadığı iddiasına ilişkin ise bir açıklamayakararda yer verilmemiştir.
20. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 25/9/2012 tarih ve 2012/10890, K. 2012/10723 sayılı kararıile reddedilmiş ve karar aynı tarihte kesinleşmiştir.
21. Kesinleşen karar başvurucuya 10/10/2012tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu 7/11/2012 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
22. 22/11/2011 tarihli ve 4721 sayılı Türk MedeniKanunu’nun “Tescil” başlıklı 705.maddesi şöyledir:
“Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescilleolur.
Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal,kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescildenönce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi,mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.”
23. 4721 sayılı Kanun’un “Olağanüstüzaman aşımı” 713. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazıdavasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğindebulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindekimülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir”
24. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı KadastroKanun’un “Kadastro çalışma alanı, ilan veitiraz” kenar başlıklı 4. maddesinin 5304 sayılı Kanunla değişiküçüncü fıkrası şöyledir:
“Çalışma alanında orman bulunması ve 6831sayılı Orman Kanununa göre orman kadastrosuna başlanılmamış olması halinde,orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde her çeşit taşınmazmalların ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tespiti kadastro ekibitarafından yapılır. Ancak, bu çalışmalarda kadastro ekibine, Orman GenelMüdürlüğü taşra teşkilâtınca görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisiveya orman mühendisi ile tarım müdürlüklerince görevlendirilecek bir ziraatyüksek mühendisi veya ziraat mühendisinin bildirimden itibaren yedi güniçerisinde iştirak ettirilmesi zorunludur. Bu çalışmalara muhtar vebilirkişilerin katılmaması halinde çalışmalar re'sendevam ettirilir. Ormanla ilgili yapılan itirazların incelenmesinde kadastrokomisyonuna da itiraza konu tespitlerde görev almayan Orman Genel Müdürlüğütaşra teşkilâtınca görevlendirilecek bir orman yüksek mühendisi veya ormanmühendisi ile tarım müdürlüklerince görevlendirilecek bir ziraat yüksekmühendisi veya ziraat mühendisi iştirak ettirilmesi zorunludur. Çalışmaalanındaki ormanların bu ekipçe sınırlandırma ve tespitleri yapılarak otuz günlükkısmî ilâna alınır. Bu alanlarda orman kadastrosu yapılmış sayılır. Ormankadastrosu kesinleşmiş yerlerde bu sınırlara aynen uyulur.”
25. 3402 sayılı Kanunu’nun “Kadastrotutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre” başlıklı 12.maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenletapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın,taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğindebulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olandavalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.”
26. 31/8/1956 tarih ve 6831 sayılı OrmanKanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilenağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.”
27. 18/6/1937 tarih ve 1086 sayılı mülga HukukUsulü Muhakemeleri Kanunu’nun 442. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Tashihi karar talebi esbabı mezkureye mutabık görülmezse arzuhalin reddine ve mustedii tashihten yüz liraya kadar cezayı nakdi alınmasınave muvafık ise kabulüne karar verilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 20/2/2014 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 7/11/2012 tarih ve 2012/603 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu, sunduğu deliller doğrudeğerlendirilmeyerek kendisine ait olan taşınmazların Hazine adına tesciledildiğini, duruşma tarihinin kendisine yanlış bildirildiğini, bahsedilen kararduruşmasında sunulan bilirkişi raporu ve diğer delilleri değerlendirmesiengellenerek iddia ve savunma hakkının kısıtlandığını, Yargıtay temyiz incelemesindeusuli güvenceler ve temel haklar dikkate alınmadangerekçesiz karar verildiğini, ayrıca Yargıtay’a yaptığı karar düzeltmeisteminin reddedilerek kendisine para cezası verildiğini, bu nedenlerleAnayasa’nın 35 ve 36. maddelerinde yer alan mülkiyet hakkı ve hak aramahürriyetinin ihlal edildiğini iddia ederek yeniden yargılama yapılmasına vetazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Mahkemeye ErişimHakkı Yönünden
30. Başvurucu Yargıtay nezdinde yaptığı karar düzeltmetalebinin reddi üzerine kendisine 203,00 TL para cezası verilmesi nedeniylehakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Yargıtay’ca karar düzeltme isteminin reddi nedeniyleverilen para cezası mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilecektir.
32. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyenveya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkemekararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkınıihlal edebilir (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
33. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp,sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirileceksınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru biramaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yükoluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, §38).
34. Devletlerin başvurucuların mahkemelere erişimiyle ilgiliyargının idaresini sağlamak ve iş yükünü azaltmak amacıyla getirdikleri, hakkınkötüye kullanılmasını engellemeyi hedefleyen ceza niteliğinde düzenlemeler,mahkemeye erişimi engelleyecek kadar yüksek olmadığı ve bariz bir takdir hatasıya da açık keyfilik içermediği sürece mahkemeye erişim hakkının ihlali olarakdeğerlendirilemez (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Maillard/Frasa, B. No: 35009 /02, 6/12/2005, §§ 35-37).
35. Somut olayda, başvurucular karar düzeltme istemindebulunmuşlar, Yargıtay 20. Hukuk Dairesince karar düzeltme istemlerireddedilerek, başvurucular aleyhine toplam 203,00 TL para cezasınahükmedilmiştir. Ancak başvurucunun savunmaları ve iddiaları, karar düzeltmesafhasından önce iki derecede incelenmiştir.
36. Gereksiz başvuruların önlenerekdava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşguledilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla karar düzeltmeistemlerinin reddi halinde uygulanan ve yüksek miktarlı olmayan cezalarbaşvurucular üzerinde aşırı bir yük oluşturmadığı gibi, bu yola başvurulmasınıimkânsız hale getirmediği veya aşırı derecede zorlaştırmadığından mahkemeyeerişim hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez.
37. Açıklanan nedenlerle derece Mahkemesi kararınınonanmasından sonra karar düzeltme isteminin reddine karar verilmesi üzerine,başvurucular aleyhine para cezasına hükmedilmesinin açık bir ihlal niteliğindeolmadığı anlaşıldığından, başvurucuların bu yöndeki iddiaları “açıkça dayanaktan yoksun” bulunduğundanbaşvurunun bu kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Diğer ŞikâyetlerYönünden
38. Başvurucunun zilyetliğindebulundurduğu ve satış vaadi sözleşmesiyle satın aldığını iddia ettiğitaşınmazların yapılan orman kadastro çalışmasıyla orman vasfıyla hazine adınatescil edildiği, kararın verildiği duruşmaya Mahkemenin hatası nedeniylekatılamadığı, bu duruşmada okunan bilirkişi raporlarına itirazlarını sunamadığıve temyiz itirazında dile getirdiği bu hususun Yargıtay Dairesinceincelenmediğinden ve adil yargılanması halinde davanın lehinesonuçlanabileceğinden bahisle silahların eşitliği, çelişmeli yargılanma,gerekçeli karar hakları ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündekişikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyetler için diğerkabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu bölümüneilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden İnceleme
a. Adil YargılanmaHakkı Yönünden
39. Başvurucu, taşınmazın kendisi adınatescili amacıyla açtığı davada karar duruşma tarihinin yanlış bildirildiğini,bahsedilen duruşmada sunulan bilirkişi raporu ve diğer delilleri değerlendirmesiengellenerek savunma ve iddia hakkının kısıtlandığını, Yargıtay temyizincelemesinde usuli ve temel haklar dikkate alınmadangerekçesiz karar verildiğini ve bu nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde yeralan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
40. Adalet Bakanlığı görüş yazısında,adil yargılama ilkesinde yer alan güvencelerden birinin de silahların eşitliğiilkesi olduğu, bu ilke gereği davanın taraflarından birinin diğeri karşısındazayıf duruma düşürülmemesi gerektiği, somut başvuruda başvurucunun kararduruşmasına Mahkemenin hatası nedeniyle katılamadığı ve bu nedenle söz konusuduruşmada okunan bilirkişi raporunu inceleme hakkından mahrum edildiği,Yargıtay’ın başvurucunun bilirkişi raporunun kendisinin bulunmadığı birduruşmada incelendiği konusundaki itirazını tartışmadığı, ifade edilereksilahların eşitliği ilkesinin ihlal edilip edilmediği incelenirken buhususların göz önünde bulundurulması gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.
41. Başvuru konusu davada başvurucunun Mahkemenin hatasınedeniyle katılamadığı duruşmada bilirkişi raporunun ele alınmasıyla bu raporuincelemesinin engellendiği iddiası, silahların eşitliği ve çelişmeliyargılanma; Yargıtay’ın başvurucunun bu konudaki şikâyetini tartışmaksızınkarar verdiğine ilişkin iddiası ise gerekçeli karar hakları açısındanincelenecektir.
42. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
43. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararlarıgerekçeli olarak yazılır.”
44. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
45. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhilolmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkınınunsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamındakabul edilmekte olup, bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul süredeyargılanma hakkı gibi, adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle, gerek Sözleşmenin lâfzî içeriğinde yer alan gerek AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli kararhakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§38).
46. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri silahlarıneşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması vetaraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddiave savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahipolması anlamına gelmektedir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013,§ 32). Kural olarak başvurucular, davanın karşı tarafına tanınan bir avantajınkendisine zarar vermiş olduğunu veya bu durumdan olumsuz etkilendiğini ispatetmek zorunda değildirler. Taraflardan birine tanınan, diğerine tanınmayanavantajın, fiilen olumsuz bir sonuç doğurduğuna dair delil bulunmasa dasilahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiş sayılır. (Bkz.,AİHM, Zagorodnikov/Rusya, B. No: 66941/01, 7/6/2007, § 30).
47. Silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı olançelişmeli yargılanma hakkı, kural olarak bir hukuk ya da ceza davasında tümtaraflara, gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olmave bunlarla ilgili görüş bildirebilme imkânı vermektedir (Benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. J.J./Hollanda,B. No: 9/1997/793/994, 27/3/1998, § 43; Vermeulen/Belçika, B.No:19075/91, 20/2/1996, § 33). Bu çerçevede bilirkişi raporunun hazırlanma sürecinebaşvuranların katılamaması ve başvuranlara delillerle ilgili görüşbildirmelerine fırsat verilmemesi çelişmeli yargılanma hakkının ihlali olarakdeğerlendirilmektedir (Bkz. Mantovanelli/Fransa, B. No: 21497/93, 18/3/1997, § 33).
48. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından birisi olmakla beraber, bu hak yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).
49. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerininayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerinonama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (bkz. García Ruiz/İspanya,B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26) başvurucuların dilegetirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlarailişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların usulihaklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesindetartışılmaması gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görülebilir.
50. Başvuru konusu olaya benzer davalarda AİHM, duruşma günükendilerine duruşmadan sonra tebliğ edildiği için duruşmaya katılamayanbaşvuranlarla ilgili olarak; hakların teorik olarak garanti edilmesinin yeterliolmadığını, uygulamada da etkin biçimde garanti edilmeleri gerektiğini,duruşmalı yargılamanın her zaman gerekli olmamakla beraber iç hukuktakiduruşmada hazır bulunma hakkını kullanıp kullanmamaya karar verecek olandavanın bir tarafına duruşmaya katılma imkânı verecek şekilde duruşmanınbildirilmemesini, davanın diğer tarafının duruşmada yer alarak sözlü beyanlardabulunduğunu da göz önünde bulundurarak ve başvuranların karşı tarafınbeyanlarına karşı kendi beyanlarına sözlü olarak cevap veremediklerinibelirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Bkz. Yakovlev/Rusya, B. No: 72701/01, 15/3/2005, §§ 19 ve 21; Groshev/Rusya, B. No: 69889/01, 20/1/2006, §§ 29-31).
51. Somut olayda başvurucu vekili Demirci Kadastro Mahkemesinin13/10/2011 tarihli duruşmasına mazeret dilekçesivermek suretiyle katılamamış, Mahkeme başvurucu vekilinin mazeretinin kabulüneve duruşma gününü UYAP portalı üzerinden öğrenmesine,yeni duruşma gününün ise 23/11/2011 saat 10:15’te yapılmasına karar vermiştir.
52. Ancak Mahkeme son duruşmayı önceki duruşmada belirtilenve UYAP portalında görünen tarihten iki gün önce 21/11/2011 tarihinde, başvurucu vekilinin bulunmadığı,davalı Hazine idaresinin vekili hazır olduğu halde yapmış ve bu duruşmada fenve orman bilirkişi raporları Mahkemeye ibraz edilerek davalı Hazine vekilininbilirkişi raporlarıyla ilgili görüşü sorulmuş ve itirazı tutanağageçirilmiştir. Başvurucu vekili bu duruşmaya katılamadığından bilirkişiraporlarını inceleme ve bununla ilgili görüşlerini Mahkemeye sunma imkânıbulamamıştır.
53. Ayrıca başvurucu vekili yaptığı temyiz başvurusundaözellikle, Kadastro Mahkemesi’nin duruşmayı belirlediği tarihten önce yaptığıve bu nedenle karar duruşmasına katılamayarak bu duruşmada mahkemeye sunulanbilirkişi raporları ve diğer delilleri değerlendirmelerinin engellendiğinibelirtmiştir. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 11/6/2012tarihinde başvurucu vekilinin bahsedilen şikâyetini kararında tartışmaksızıntemyiz edilen kararı onamıştır.
54. Başvuru konusu davada başvurucunun, mahkemenin hatasınedeniyle duruşmaya katılamayarak bilirkişi raporlarına itiraz edememesiyleilgili şikâyeti, başvurucunun katılamadığı duruşmada mahkeme karar verdiğindenilk derecede dile getirilememiştir. Başvurucunun bahsedilen şikâyeti somut birşikâyet olup, duruşmanın belirlenen günden önce yapıldığı, UYAP kayıtları veduruşma tutanaklarıyla sabittir. Başvurucunun usulihaklarını kullanamadığı yönündeki somut şikâyetine temyiz dilekçesinde yervermesine rağmen bu durumun temyiz aşamasında hiç incelememesi veya gerekçedebu hususun karşılanmaması ihlali ağırlaştırmaktadır.
55. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
b. Mülkiyet HakkıYönünden
56. Başvurucu, tarla vasfıyla otuz yıldır zilyetliğindebulundurduğu ve satış vaadi sözleşmesiyle satın aldığını iddia ettiğitaşınmazların yapılan orman kadastro çalışmasıyla orman vasfıyla hazine adına tesciledilerek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
57. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, Avrupa İnsan HaklarıMahkemesine (AİHM) göre mülkiyet hakkının hâlihazırda sahip olunmayan varlığınmülkiyetini kazanma hakkı vermediğini, başvurucunun bahsettiği mülkiyetiispatla mükellef olduğunu, ancak mahkeme önünde iddiasını ispat edemediğiniifade ederek yapılacak incelemede bu hususların göz önünde bulundurulmasıgerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.
58. Anayasa’nın 35. maddesinde herkesin, mülkiyet hakkınasahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği,mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükmebağlanmıştır. (AYM, E.2011/58, K.2012/70, K. T. 17/5/2012).Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 45.maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılanbir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafındanihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasınınyanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ekprotokollerinin kapsamına da girmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
59. Anayasa’nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,kapsam itibarıyla 4721 sayılı Kanun’da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlıolmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin Anayasa’nın 35. maddesindeki güvencekapsamına girdiğinde kuşku yoktur. Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındakihakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığınıkanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, öncelikle başvurucunun, Anayasa’nın 35.maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olupolmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (B. No:2013/539, 16/5/2013, §§ 30,31).
60. 4721 sayılı Kanun’un 704.maddesinde mülkiyet hakkının kapsamına arazi, tapu kütüğünde ayrı sayfayakaydedilen bağımsız ve sürekli haklar ile kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlıbağımsız bölümlerin girdiği, 705. maddesinde, taşınmaz mülkiyetininkazanılmasının kural olarak tescille gerçekleşeceği; miras, mahkeme kararı,cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde,mülkiyet hakkının tescilden önce kazanılacağı, ancak, bu hâllerde malikintasarruf işlemleri yapabilmesinin, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmişolmasına bağlı olduğu hükme bağlanmıştır.
61. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkınınayni bir hak olduğu, tapu kütüğüne tescili gerektiği, taşınmaz mallardakimülkiyet hakkının 4721 sayılı Kanun’un 705. maddesinin hükmü gereği kuralolarak tescille doğduğu, bu durumda kazandırıcı zamanaşımı koşullarınınoluşması ile taşınmaz üzerindeki zilyetliğin kendiliğinden mülkiyet hakkınadönüşmeyip zilyet yararına "tescilitalep hakkı" doğurduğu, bu nedenle hâkimin tescil kararı ileyeni bir hukuki durumun ortaya çıktığı ve bu kararın kesinleştiği tarihtenileriye yönelik olarak sonuç doğurduğu ifade edilmiştir (Yargıtay Hukuk GenelKurulunun 7/2/2007 tarih ve E.2007/8-76, K. 2007/58,sayılı kararı).
62. Başvuru konusu olayda başvurucu, dava konusu ettiğitaşınmazlardan birinde başkası adına tapu kaydına, diğer ikisinde isezilyetliğe dayanarak taşınmazların kendi adına tescil edilmesini ve mülkiyetinikazanmayı talep etmiştir. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkıyla ilgilitalebi, mevcut mülkiyetine yapılan müdahalenin önlenmesi değil, henüz malikiolmadığı taşınmazların mülkiyetinin kendisine verilmesidir.
63. Mülkiyet hakkının varlığının tespiti yerel mahkemelerebırakılmış olup; kanunlara göre hakkın kesin bir nitelik taşıdığını ve sözkonusu haktan yararlanma yetkisine sahip olunduğunu ortaya koyma yükü başvurucuüzerindedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.,AİHM, Agneessens/Belçika, B. No: 12164/86, 12/10/1998).Başvuru konusu olayda, mülkiyet hakkını ispat yükümlüğü üzerinde bulunanbaşvurucu, her ne kadar uyuşmazlık konusu taşınmazın orman sınırları içindekalmadığını, taşınmazlardan birini tapusu olan Ali Yıldırım’dan aldığını ilerisürmüşse de iddiasını Mahkeme önünde ispatlayamamıştır.
64. Bununla beraber başvurucuya 23/11/2011tarihinde yapılacağı bildirilen duruşmanın 21/11/2011 tarihinde yapıldığı, buduruşmada bilirkişi raporu okunarak rapora itirazların değerlendirildiği, başvurucununise bu duruşmaya katılamadığından itirazlarını dile getiremediği, ayrıcabaşvurucu temyiz aşamasında bu durumu ifade ettiği halde değerlendirmeyealınmadığı göz önünde bulundurularak başvurucunun adil yargılanma hakkınınihlal edildiği sonucuna ulaşıldığından başvuru konusu davada yapılanyargılamanın adil olmadığı açıktır. Adil olmayan bir yargılama sonrası verilenmülkiyet iddiasının reddi kararı üzerinden başvurucunun iddia ettiği mülkiyetinvar olduğu ya da olmadığı sonucuna ulaşılması mümkün değildir. Bu durumda öncemülkiyet iddiasının başvurucuya bilirkişi raporuna itiraz edecek fırsatınverildiği adil bir yargılamada tartışılarak sonuca bağlanması ve bu kararüzerinden temyiz incelemesinin yapılması, daha sonra Anayasa Mahkemesi önünde dilegetirilmesi gerekmektedir.
65. Açıklanan nedenlerle, adil olmayan bir yargılamanınsonucundan hareketle mülkiyet iddiası tartışılamayacağından mülkiyet hakkınayönelik şikâyet konusunda bu aşamada karar verilmesine gerek görülmemiştir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
66. Başvurucu, duruşmaya katılması yapılan hata sonucuengellenerek bilirkişi raporlarını inceleme ve görüşlerini sunma imkânıbulamaması nedeniyle maruz kaldığı manevi zararın giderilmesi için 16.000,00 TLmanevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
67. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucunun tazminat talebikonusunda değerlendirme yapılmamıştır.
68. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50.maddesi şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem veişlem niteliğinde karar verilemez.
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.
…”
69. Başvuru konusu olayda tespit edilenihlal mahkemenin duruşmayı belirlediği gündenbaşka bir günde yapmasından kaynaklandığından ve başvurucuya bilirkişi raporlarına itiraz etme imkânı verilecek şekilde yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan, 6216 sayılı Kanun’un (1) ve(2) numaralı fıkraları gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıiçin yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesinekarar verilmesi gerekir.
70. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 172,50 harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.672,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun;
1- Mahkemeye erişim hakkına yönelik şikâyet yönünden “açıkçadayanaktan yoksunluk” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2- Adil yargılanma hakkına yönelik diğer şikâyetler ile mülkiyethakkına yönelik şikâyetleryönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına adil yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C. Mülkiyet hakkına yönelik şikâyetkonusunda bu aşamada KARAR VERİLMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
D. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin(1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemeyeGÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,
F. Başvurucu tarafından yapılan 172,50harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılamagiderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin, kararın tebliğinitakiben başvurucuların Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
20/2/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.