TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
FAİK DENİZ ŞAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/1643)
Karar Tarihi: 4/11/2014
R.G. Tarih-Sayı: 13/1/2015-29235
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Yunus HEPER
Başvurucu
:
Faik Deniz ŞAR
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, kamu görevlisinegörevinden dolayı hakaret ve tehdit suçundan yargılandığı ceza davasındabilirkişi incelemesi yaptırılmadığını ve tanıklarının dinlenmediğini, lehineolan delillerin toplanmadığını, delil olmadan cezalandırıldığını, derecemahkemelerinin kararlarının gerekçesiz olduğunu belirterek adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 10/2/2014 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm BirinciKomisyonunca, 14/4/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, Ankara 2. SulhCeza Mahkemesinde görülmekte olan bir ceza davasına şikâyetçi sıfatıylakatılmıştır. Başvurucunun bu muhakeme sırasında reddi hâkim talebinde bulunmasınedeniyle dava 3. Sulh Ceza Mahkemesine alınmıştır.
6. 3. Sulh Ceza Mahkemesindegörülen davanın duruşmasındaki tavırları nedeniyle akli melekelerinin yerindeolup olmadığının denetlenmesi için başvurucunun bir sağlık kuruluşuna sevkedilmesine karar verilmiştir.
7. İddiaya göre bir sağlıkkuruluşuna sevk edilmesine sinirlenen başvurucu, önce 3. daha sonra 2. SulhCeza Mahkemesi hâkimlerine odalarının telefonlarından arayarak hakaret etmiş,daha sonra da Mahkeme kalemini arayarak görevli personele hakaret etmiştir.
8. Şikâyet üzerine başvurucuhakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 17/5/2007 tarihli iddianamesi ilekamu görevlisine görevinden dolayı hakaret ve tehdit suçundan cezalandırılmasıiçin kamu davası açılmıştır.
9. Yapılan yargılama sonundaAnkara 12. Sulh Ceza Mahkemesinin 29/12/2009 tarihli kararı ile başvurucununmahkeme hâkimlerine görevinden dolayı hakaret ve tehdit suçlarından cezalandırılmasınakarar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi başvurucuyu ilk hâkime karşı hakaretsuçundan dolayı günlüğü 50,00 TL’den olmak üzere 400 gün adli para cezasıylacezalandırılmasına, ikinci Hâkime karşı hakaret suçundan dolayı günlüğü 50,00TL’den olmak üzere 500 gün adli para cezasıyla cezalandırılmasına, ikincihakime karşı tehdit suçundan dolayı günlüğü 50,00 TL’den olmak üzere 300 günadli para cezasıyla cezalandırılmasına ve toplamda 60.000,00-TL adli paracezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.
10. Temyiz üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 24/9/2013 tarihliilamı ile İlk Derece Mahkemesinin kararı onanmıştır.
11. Başvurucu, temyiz sonucunu31/12/2013 tarihinde kararın tebliği ile öğrenmiş ve 10/2/2014 tarihinde,Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
12. 26/9/2004 tarih ve 5237sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
13. Mahkemenin 4/11/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 10/2/2014 tarih ve 2014/1643numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
14. Başvurucu, yargılandığı cezadavasında deliller tam olarak toplanmadan karar verildiğini, Yargıtaya sunduğu delillerinin ise dikkate alınmadığınıiddia etmektedir. Başvurucu, savunma tanıkları dinlenmeden karar verilmesinedeniyle silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.Başvurucu, bilirkişi incelemesi taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini,cezalandırmak için yeterli ve kesin deliller olmadan cezalandırıldığını,sunduğu delillerin tartışılmadığını, Yargıtayasunduğu delillerin ise hiçbir şekilde dikkate alınmadığını bu sebeplerlegerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Başvurucu İlkDerece Mahkemesinin kararının dayanağı olan belgenin sahte olduğununkendilerince ispatlandığı halde bunun ne İlk Derece Mahkemesince ne de Yargıtayca dikkate alınmadığını ve tartışılmadığını busebeple adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvurucuyeniden yargılanma ve 100.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. BaşvuruSüresi ve Mazeret Yönünden
15. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47.maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiğitarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içindebaşvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeşgün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler.Mahkeme, öncelikle başvurucunun mazeretinin geçerli görülüp görülmediğiniinceleyerek talebi kabul veya reddeder.”
16. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün “Başvurusüresi ve mazeret” kenar başlıklı 64. maddesi şöyledir:
(1) Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiğitarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekir.
(2) Başvurucu mücbir sebep veya ağır hastalık gibi haklı birmazereti nedeniyle süresi içinde başvurusunu yapamadığı takdirde, mazeretininkalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde vemazeretini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilir. Komisyonlarraportörlüğünce mazeretin kabulünün gerekip gerekmediği yönünde karar taslağıhazırlanır. Komisyon, öncelikle başvurucunun mazeretinin geçerli görülüpgörülmediğini inceleyerek mazereti kabul veya reddeder.
(3) Başvurunun niteliğine uygun düştüğü takdirde mazeret vekabul edilebilirliğe ilişkin tek bir taslak hazırlanıp bu iki husus birliktekarara bağlanabilir.
17. 6216 sayılı Kanun’un 47.maddesinin (5) numaralı fıkrası ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün64. maddesine göre, bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği vebaşvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz güniçinde yapılması gerekir. Başvurucu mücbir sebep veya ağır hastalık gibi haklıbir mazereti nedeniyle süresi içinde başvurusunu yapamadığı takdirde,mazeretinin kalktığı tarihten itibaren onbeş güniçinde ve mazeretini belgeleyen delillerle birlikte bireysel başvurudabulunabilir.
18. Başvurucu, temyiz sonucunu31/12/2013 tarihinde kararın tebliği ile öğrenmiş ve 30 günlük kanuni süregeçtikten sonra 10/2/2014 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudabulunmuştur. Başvurucu, düşme sonucu omurga sonrası travmasına bağlı akutlumbago hastalığı geçirmesi nedeniyle süresinde başvuruyu yapamadığınıbelirterek Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınmış 27/1/2014 ve3/2/2014 tarihli iki adet sağlık raporu ibraz etmiştir. Başvurucunun mazereti9/2/2014 tarihinde bitmiş ve 10/2/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
19. Başvurucu, süresi içerisindebireysel başvuru yapamamış ise de sunduğu sağlık raporlarına göre mazeretiningeçerli olduğu değerlendirildiğinden mazeretin kabulüne karar vermek gerekir.
2. YargılamanınSonucunun Adil Olmadığı İddiası Yönünden
20. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
21. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
22. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
23. Anılan kurallar uyarınca,ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfilik içermesi ve bu durumunkendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmişolmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkçakeyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
24. Başvuru konusu olaydabaşvurucu, yargılandığı ceza davasında deliller tam olarak toplanmadan kararverildiğini, cezalandırmak için yeterli ve kesin deliller olmadancezalandırıldığını, sunduğu delillerin tartışılmadığını, Yargıtayasunduğu delillerin ise hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, Derece Mahkemesininkararının dayanağı olan belgenin sahte olduğunun kendilerince ispatlandığıhalde bunun ne İlk Derece Mahkemesince ne de Yargıtaycadikkate alınmadığını ve tartışılmadığını bu sebeple adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmektedir. Derece Mahkemesi ise müşteki ve tanıkbeyanları, müşteki tarafından tutulan tutanak ve getirtilen TİB kayıtları ileadliye santral kayıtları ve diğer bulgulara dayanarak başvurucununmahkûmiyetine karar vermiş, Yargıtay, başvurucu tarafından temyiz aşamasındasunulan savunma delillerine itibar etmemiştir. Başvurucunun iddialarınınmevzuatın yorumlanmasına, delillerin değerlendirilmesine ve esas itibarıylayargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
25. Adil yargılanma hakkıbireylere dava sonucunda verilen kararının değil, yargılama sürecinin veusulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireyselbaşvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi içinbaşvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevedeyargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendidelillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözümekavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediğiveya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olanunsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğeilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir.
26. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu, derece mahkemesi kararının açık bir keyfilik de içermediğianlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
3. GerekçeliKarar Hakkı Yönünden
27. Başvurucu, gerek İlk DereceMahkemesinin ve gerekse Yargıtayın kararlarınıngerekçesiz olarak verildiğini ileri sürmüştür.
28. Anayasa’nın 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlükararları gerekçeli olarak yazılır.”
29. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarakbaşvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanmahakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hakarama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğertemel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunlarınkorunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın,bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifadeeden 141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesindegözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).
30. İtiraz veya temyizmerciinin, itiraz veya temyiz incelemesine konu mahkeme kararına ve bukarardaki gerekçelere katıldığı durumlarda, buna ilişkin kararını ayrıntılıolarak gerekçelendirmemesi, kural olarak, gerekçeli karar hakkına vedolayısıyla adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil etmez (benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. García Ruiz/İspanya,B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26).
31. Başvuru konusu olayda, İlkDerece Mahkemesi kararında deliller değerlendirilmiş ve başvurucununmahkûmiyetine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararında, hükme ulaşmayısağlayan olay, bunların sebepleri ve sonuca götüren nedensellik kurgusudeğerlendirmelerinin yeterli açıklıkta yapıldığı ve bunların gerekçeye temeloluşturduğu, temyiz incelemesini yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesinin ilamındaise, detaylı bir açıklama bulunmamakla birlikte İlk Derece Mahkemesinin kararınadayanak gerekçelerin yeterli bulunduğu anlaşılmaktadır.
32. Açıklanan nedenlerle gerekçelikarar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu yönüitibariyle, “açıkça dayanaktan yoksun”olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
4. SilahlarınEşitliği İlkesi Yönünden
33. Başvurucu, tanıklarınusulüne uygun olarak dinlenmediğini, savunma tanıklarının ise dinlenmeden kararverildiğini, bilirkişi incelemesi taleplerinin gerekçesiz olarakreddedildiğini, sunduğu delillerin tartışılmadığını, cezalandırmak için yeterlive kesin deliller olmadan cezalandırıldığını bu sebeplerle silahların eşitliğiilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
34. Yapılan yargılama sırasındatanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı vedeğerlendirilmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabuledilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında kabul edilmektedir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 38). Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması vetaraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddiave savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahipolması anlamına gelir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Anayasa Mahkemesi deAnayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgilihükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadıışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alangerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilensilahların eşitliği ilkesine Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
35. Yargılama makamlarıyargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delillerigereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkinolarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgiliolup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcutyargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanmahakkına uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamındaolmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adilolup olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun biryargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılamailkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanaklarınsağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerinisunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Buanlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının dayargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 27).
36. Tanık, yargılamaya konu olayile ilgili karar vermeye yetkili mahkemenin kullandığı müşahhas ispatvasıtalardandır. Tanık beyanı ise taraflardan olmayan ancak olayın tanığı olmuşbir kişinin söz konusu olay hakkında edindiği bilgileri sübut konusunda kararverecek olan mahkeme ya da bu mahkeme yerine duruşma yaparak tanık dinlemeyeyetkili kılınmış bir mahkeme veya hâkim huzurunda tanıklık ederken yaptığısözlü açıklamalardır (B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 45).
37. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralıfıkrasının (d) bendinde ilk olarak, sanığın iddia tanıklarını sorguya çekmeveya çektirme hakkı güvence altına alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütünkanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak, bu kanıtların aleni birduruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kural istinasızolmamakla birlikte, eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığınsoruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânıbulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığınhakları Sözleşme’nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüdekısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesinedayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık duruşmada dinlenmeli ve sanıktarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulamadığı bir dönemdealınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez (B. No: 2013/99,20/3/2014, § 46).
38. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralıfıkrasının (d) bendinde ikinci olarak sanığın, savunma tanıklarının da iddiatanıklarıyla “aynı koşullar altında”davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı güvence altınaalınmıştır. Sanığa tanınan bu güvence, silahların eşitliği ilkesinin birgereğidir. Tanıkların dinlenmek üzere çağırılmasının uygun olup olmadığınındeğerlendirmesi, kural olarak, derece mahkemelerinin takdir yetkisidâhilindedir. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralıfıkrasının (d) bendi, sanığın lehine olan bütün tanıkların çağrılmasını vedinlenmesini gerektirmez. Bu düzenlemenin esas amacı, sanığın “aynı koşullar altında” ve “silahların eşitliği ilkesi”ne uygun olarak tanıkdinletme talebinde bulunabilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla, bir sanığınbazı tanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp, ayrıca butanıkların dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin ortayaçıkması için neden gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebinidesteklemesi gerekmektedir (B.No: 2013/99, 20/3/2014,§ 47).
39. Somut olayda başvurucuhakkındaki ceza davasında başvurucunun vekili 18/9/2008 tarihli 5. celsededinletmek istedikleri tanıkların isimlerini iletmiş, Mahkeme, 28/1/2009 tarihli6. celse savunma tanıklarının dinlenmesine karar vermiştir. 15/4/2009 tarihli7. celsede dinlenen ilk savunma tanığı olayla ilgili olarak hiçbir bilgisininolmadığını beyan etmiş, diğer iki savunma tanığının adreslerininaraştırılmasına karar verilmiştir. İkinci savunma tanığı 1/7/2009 tarihliduruşmada hazır olmuş ancak başvurucunun reddi hâkim talebinde bulunmasınedeniyle dinlenememiş, başvurucu dinlenmesini de talep etmemiştir. 29/12/2009tarihli son celsede Mahkeme, sanığın annesi olan son tanığın 10 celsedir hazıredilemediğini göz önünde bulundurarak hazırlık beyanı ile yetinmiş ve butanığın dinlenmesinden vazgeçmiştir.
40. Tanıkların dinlenmek üzereçağırılmasının uygun olup olmadığının değerlendirilmesi kural olarak derece mahkemelerinintakdir yetkisi dâhilindedir. Dolayısıyla bir sanığın bazı tanıklarıdinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp, ayrıca bu tanıklarındinlenmesinin niçin önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için niçingerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebini desteklemelidir (B.No: 2013/99, 20/3/2014, § 54).
41. İlk Derece Mahkemesi,mahkûmiyet kararı verirken iddia makamının tanıklarının beyanlarına ve müştekibeyanlarına dayanmıştır. Ayrıca ne başvurucu ne de avukatı dinlenmeyentanıkların dinlenmesinin yargılamanın sonucunu etkileyeceğini ilerisürmemişlerdir. Söz konusu yargılamada başvurucu hakkında verilen mahkûmiyetkararı, sadece dinlenmeyen bir tanığın beyanlarına dayanılarak daverilmemiştir.
42. Ayrıca dinlenen tanıklarınsorgulanması esnasında İlk Derece Mahkemesi Hakimi, başvurucunun tanıklarladoğrudan diyaloga girmesi yerine başvurucu vekilinin tanıklara soru sormasınısağlamıştır. 5271 sayılı Kanun’un 201. maddesine göre sanığın doğrudan doğruyatanıklara soru sorma hakkı bulunmaktadır. Bununla birlikte 5271 sayılı Kanun’un203. maddesine göre duruşmanın idaresi ve disiplini hâkime ait olduğundan,doğrudan soru yöneltme konusunda hâkimin bir karar vermesi gerekmektedir. “Doğrudan” deyimi yargılama makamına rağmendeğil, araya hâkim girmeksizin soru sormayı ifade etmektedir. Bu itibarlayargılamanın somut koşullarında çelişmeli yargılama ilkesi zarar görmeksizindavanın taraflarının tanıklara doğrudan soru sormalarının kısıtlanabileceğinikabul etmek gerekir.
43. Somut davanın koşullarındabizzat başvurucunun tanıklara doğrudan soru sorması başvurucunun duruşmadakifevri davranışlarının önlenmesi amacıyla kısıtlanmış ise de başvurucunun hazırbulunan avukatı doğrudan soru sorabilmiş, gerek başvurucu ve gerekse avukatıtanık beyanlarından haberdar olmuş ve bu beyanların her biri hakkında yorumyapma imkânı elde etmişlerdir. Bu itibarla mevcut başvuruya konu yargılamadatanıkların dinlenmesine ilişkin olarak çelişmeli yargılama ilkesinin ihlaledildiği söylenemez.
44. Son olarak başvurucu,başvuru dilekçesindeki Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından (TİB) alınantelefon kayıtları ile santral kayıtları arasındaki çelişkinin bilirkişiincelemesi ile giderilmesi gerektiği halde bu talebinin kabul edilmediğiniileri sürmüştür. Başvurucu İlk Derece Mahkemesindeki yargılama sırasındaMahkemeye böyle bir talepte bulunmamıştır. Başvurucunun temyiz dilekçesindedile getirdiği bu talep ise Yargıtayca dikkatealınmamıştır.
45. AİHM, bilirkişilik kurumunu,Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan tanıkdinletme hakkından yola çıkarak “silahlarıneşitliği ilkesi” ile bağlantı kurarak değerlendirmektedir (Bönisch/Avusturya, B. No: 8658/79, 6/5/1985, §32; Brandstetter/Avusturya, B. No: 11170/84, 12876/87,13468/87, 28/8/1991, § 42).
46. AİHM’e göre, savunma makamınıntanık dinletme taleplerinin gerekliliği ya da bilirkişi raporu benzeridelillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi hususları ulusal mahkemelerinyetkisi dâhilindedir (S.N./İsveç,B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44). Ulusal mahkemeler, Sözleşme’yleuyumlu olmak koşuluyla, somut davadaki maddi gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcıolmayacağını değerlendirdiği savunma tanıklarının dinlenmesi talebini reddedebilir(Huseyn ve Diğerleri/Azerbaycan, B. No: 35485/05,45553/05, 35680/05 ve 36085/05, 26/7/2011, § 196).
47. Ceza muhakemesinde bilirkişiatanması konusu 5271 sayılı Kanun’un 63. maddesinde düzenlenmiştir. Maddemetninde, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerdebilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına resen, Cumhuriyet savcısının,katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiininveya kanuni temsilcinin istemi üzerine karar verilebileceği, ancak hâkimlikmesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözülmesi olanaklı konulardabilirkişinin dinlenemeyeceği hükme bağlanmıştır. Aynı maddenin (2) numaralıfıkrasında da, bilirkişi atanması ve gerekçe gösterilerek sayısının birden çokolarak saptanması konusunda yetkinin hâkim veya mahkemeye ait olduğubelirtilmiştir.
48. 5271 sayılı Kanun’un 74.maddesi uyarınca sanığın şuurunun incelenmesi, 86. maddesi uyarınca ölümmuayenesi ve otopsi, 89. maddesi uyarınca zehirlenme, 73. maddesi uyarıncakalpazanlık, 75. maddesi uyarınca şüpheli veya sanığın beden muayenesi, 76.maddesi uyarınca diğer kişilerin beden muayenesi, 77. maddesi uyarınca kadınınmuayenesi, 78. maddesi uyarınca moleküler genetik inceleme gerektirendurumlarda mahkemece bilirkişiye başvurulması zorunluluğu bulunmakta olup, budurumlar dışında bilirkişi incelemesi yaptırılması mahkemenin takdirindedir.
49. Somut olayda başvurucu, TİBkayıtları ile santral kayıtları arasında var olduğunu iddia ettiği çelişkiningiderilmesi için İlk Derece Mahkemesinde bilirkişi incelemesi talebindebulunmamıştır. Başvurucunun temyiz dilekçesinde dile getirdiği bu talep ise Yargıtayca dikkate alınmamıştır.
50. Somut olay açısından,bilirkişi incelemesi talebinin Yargıtayca dikkatealınmamasının, yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı açısından gözönünde bulundurulması gereken “silahlarıneşitliği” ve “çelişmeli yargılama”ilkelerini ihlal edip etmediğinin tespit edilmesi gerekir.
51. Ne İlk Derece Mahkemesi nede Yargıtay TİB kayıtları ile adliye santral kayıtları arasında bir çelişkitespit etmemiştir. İlk Derece Mahkemesi, başvurucunun telefonundan kısa zamanaralıkları içerisinde adliye santralının 26 defa arandığını tespit etmiş,adliye santral kayıtlarına göre de başvurucunun telefonundan yapılanaramalardan birinin müşteki hâkimlerden birinin odasındaki telefona yapıldığınıtespit etmiştir. Öte yandan Mahkeme yalnız bu kayıtlara dayanmamış, tanıkbeyanları ve müşteki beyan ve tutanaklarına da itibar etmiştir. Son olarakyargılama konusuna ilişkin delillerin mutlaka yargılama makamınca belirlenecekuzmanlarca değerlendirilmesi zorunluluğu da bulunmamaktadır.
52. Başvurucunundeğerlendirmeleri ile İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtayınulaştıkları sonuçların farklı olması başvurucunun aleyhine ortaya konulandelillere etkili olarak itiraz edemediği ve çelişme ilkesine uyulmadığıanlamına gelmez. İlaveten, başvurucunun ileri sürdüğü teknik konudaki bilirkişiraporu alınmamış olmasının yargılamanın bütününü etkileyecek nitelikte olduğukanaatine de ulaşılamamıştır.
53. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun yargılandığı davada tanıkların usulüne uygun olarak dinlenmediği,tanık dinletme ve bilirkişi incelemesi yaptırma taleplerinin kabul edilmediğiyönündeki iddialarının “açıkça dayanaktanyoksun” olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun süresi içindebaşvuruyu yapamamasına ilişkin mazeretinin KABULÜNE,
B. Başvurunun, “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucuüzerinde bırakılmasına,
4/11/2014 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.